Kalkınma Kavramı ve Terminolojisi

Son güncelleme:
  • aöf uluslararası ilişkiler dersleri - iktisat dersi - iktisadi kalkınma ve büyüme - kalkınma terminolojisiKalkınma Ekonomisi, İkinci Dünya Savaşı sonrası, başta iktisatçılar olmak üzere bilim adamlarının ve politikacıların ilgilerini en çok çeken alan olmuştur. Konuya ilişkin yoğun çalışmalar İktisat Bilimine yeni bir dal kazandırmıştır. Böylece, Kalkınma Ekonomisi, para, dış ticaret, büyüme ekonomisi gibi iktisat kuramında yerini almıştır. Gerek büyüme, gelişme ve kalkınma gibi kavramların, gerekse gelişmekte olan, azgelişmiş, gelişmemiş, yoksul, geri kalmış gibi deyim ya da nitelemelerin kimilerinin açık ve tek anlamlı olarak tanımlanamadıkları bilinmektedir. Tanımlama dışında başka bir güçlük de azgelişmişliğin ölçülmesi ve bu konudaki uluslararası karşılaştırmaların yapılabilmesidir.

    Ölçümlemede, azgelişmişliğin tanımında kullanılan yaklaşımlardan hareket edilebilir. Esasen tek bir ölçütle ölçme işlemini yapmak sakıncalı olabilmektedir. Bu nedenle karmaşık bir sosyal-ekonomik olgu olan azgelişmişliği birden fazla kıstas kullanarak ölçmeye çalışmak, hatayı en alt düzeye indirecektir.

    Azgelişmiş ülkelerin özellikleri konusunda Leibenstein'ın hazırladığı liste, bazı tartışma ve eklemelerle birlikte, en çok yararlanılan kaynak olmuştur. Azgelişmiş ülkelerin bütün özellikleri, sürekli olarak iktisadi kalkınma sorunu göz önünde bulundurularak ileri sürüldüğü için, bunlar arasında çok yakın ilişkiler vardır. Öyle ki bir özellik açıklanırken, çoğu kez öbürünün alanına girilmesi her zaman mümkündür. Bu nedenle, bizzat azgelişmiş ülkelerin ortak sayılabilecek özelliklerini gruplandırmak bile sorunsuz değildir.

    İktisadi kalkınma sorunu, son 40-50 yılın üzerinde en fazla durulan konusudur. Günümüzde iktisadi kalkınmadan daha çok ilgi görmüş başka bir konu yoktur denilebilir. Konunun bu kadar geniş bir biçimde işlenmiş olmasına rağmen ilgili kavram ve tanımlarda tam bir anlaşma sağlanmış değildir. Bu nedenle aşağıda önce terminoloji sorunu ele alınacak, daha sonra da kimi önemli kavramların tanımları verilecektir.

    Kalkınma ve Büyüme

    Kalkınma, salt üretimin ve kişi başına gelirin artırılması demek olmayıp, azgelişmiş bir toplumda iktisadi ve sosyo-kültürel yapının da değiştirilmesi, yenileştirilmesidir. Kişi başına düşen milli gelirin artması yanında, genel olarak üretim faktörlerinin etkinlik ve miktarlarının değişmesi, sanayi kesiminin milli gelir ve ihracat içindeki payının artması gibi yapısal değişiklikler, kalkınmanın temel öğeleridir.

    Büyüme ise, mutlaka o ekonomide yapısal değişimi gerektirmez. Büyüme nitelikten çok nicelik bakımından ortaya çıkan bir değişiklik olup, üretimin ve kişi başına gelirin reel olarak artırılmasıdır.

    Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı gibi kalkınma sadece azgelişmiş diyebileceğimiz ekonomilerle ilgili bir kavram olduğu halde, büyüme süreci hem gelişmiş hem de azgelişmiş ekonomilerle ilgili olabilir. Başka bir deyişle, azgelişmiş bir ekonomi kalkınmayabilir ama büyüme süreci içinde olabilir. Ne var ki, bu tür ekonomiler için asıl olan, kalkınma sürecini başlatabilmek ve sürdürebilmektir. Bu arada kalkınma kuramları, temelde azgelişmiş ekonomilerin kalkınma sorunlarına ışık tutmalarına karşın, büyüme kuramları, esasen kalkınmış, gelişmiş ekonomileri model alırlar.

    Kalkınma ve Büyüme kavramlarını karşılaştırarak hangisinin daha geniş kapsamlı olduğunu düşününüz.

    Kalkınma Terminolojisi

    Gelişmiş ve azgelişmiş ülkeleri tanımlamada ve sınıflandırmada pek çok kavram kullanılmaktadır. Burada bunlardan bazıları ele alınacaktır.

    İlk olarak, gelişmiş ülke karşıtı olarak ele alınan gelişmemiş, gelişmekte olan ülke kavramlarının neyi nitelediğini belirtelim. Gelişmekte olan ülke kavramı, ilgili olguyu adlandırmada kullanılan en yeni kavramdır. Alman ve İngiliz dillerinde bu kavram öncelikle tercih edilmektedir. Daha çok politik nedenler, bu arada ilgili dillerdeki kısa konuşma kolaylığı bu deyimin resmi konuşma dilinde, azgelişmiş ülkeler yerine kullanılmasına yol açmıştır. Nitekim daha önce de "nezaket gerektiren diplomatik konuşma dili" geri kalmış nitelemesinin yerine, azgelişmiş kavramının kullanılmasında etkin olmuştu.

    Gelişmekte olan ülke kavramı, konuşma dili açısından pek açık anlama sahip değildir. Sözcük anlamı açısından, gelişen tüm ülkeler bu kavramla ifade edilebilir. Bütün ülkeler bir araya getirildiğinde, kalkınma düzeylerini temel alan bir sınıflandırmada gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin en önünde yer alacaktır. Buna karşın kuşkusuz gelişmekte olan kavramıyla, bir ekonominin büyüme sürecinde geçirmekte olduğu belirli bir dönemin anlaşılacağı düşünülebilir. Öte yandan gelişmekte olan ülke kavramı, azgelişmiş ve geri kalmış kavramlarına kıyasla gelişme gibi dinamik bir süreci vurgulamakta daha üstündür.

    Tanımlamada en katı ayırım, geri ve ileri ekonomiler arasında ya da geleneksel ve modern ekonomiler arasındadır. Geri ekonomiler deyimi bu ülkelerin genelde ekonomik ilişkilerinde gelenekçi yapıya sahip olduklarının vurgulanması için kullanılmaktadır.

    Bu alanda kullanılan diğer bir deyim Üçüncü Dünya kavramıdır. Birinci ve ikinci dünya nitelemesinin neyi ifade ettiğini belirttikten sonra üçüncü dünya deyimini açıklamak daha uygun olacaktır. Birinci dünya, genellikle Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Pasifik'teki zengin ülkeleri içine almaktadır. Fakat bu kavram literatürde hiç kullanılmamaktadır. İkinci dünya kavramı ise sanayileşememiş, 80′li yılların öncesinde merkezi planlı ekonomiler olan Doğu Avrupa ülkeleri için kullanılmaktadır. Bu ülkelerin dışında kalan ülkeler ise üçüncü dünya ülkelerini oluşturmaktadırlar.

    Sanayileşmiş ülkeler ve tarım ülkeleri ya da hammadde ülkeleri olarak daha çok dış ticaret kuramında kullanılan kavramlar da vardır. Bu kavramlar, ihracatları büyük ölçüde sanayi mallarından oluşan ülkeler ile ihracatları daha çok tarımsal ürünlerden ve mineral hammaddelerden oluşan ülkeleri adlandırmak için kullanılır. Böyle bir ayırım hemen hemen gelişmekte olan tüm ülkelerin dış ticaret yapıları açısından yerinde bir davranıştır. Bu arada zengin ülkeler grubundan sayılan Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda için de durum aynıdır. Tarım ülkeleri deyimi, ilgili ülkelerin ekonomik yapılarını belirlemek açısından da uygundur. Nüfusun büyük bir bölümünün tarım kesiminde istihdam edildiğini de gösterir. Tarım kesiminin gayri safi milli hasılada en yüksek paya sahip olması, genelde bununla ilgilidir. Bu arada tarım ülkeleri kavramı, tarımsal üretimin ileri bir teknikle yapıldığını ifade etmez. Nitekim gelişmekte olan ülkelerin büyük bir çoğunluğu için bunun tersi doğrudur. Sanayileşmiş ülkeler veya sanayi ülkeleri terimi de ekonomilerinde sanayi sektörünün daha egemen olduğu ülkeler için kullanılmaktadır. Ayrıca sanayileşmiş ülke kavramı kalkınmış ya da gelişmiş ülke ile eş anlamlı kullanılmaktadır.

    Ayrıca, Dünya Bankası 2001 yılı itibariyle dünya ülkelerinin gelir düzeyini temel alarak yaptığı gruplandırma şöyledir:

    Düşük Gelirli Ülkeler: Kişi başına 745 dolar ve daha az GSMH' ya sahip 63 ülke.

    Orta Gelirli Ülkeler: Kişi başına 746 dolar ile 9205 dolar arasında GSMH' ya sahip 92 ülke. Bu grup KBDG 746-2975 dolar olan 54 düşük orta gelirli ve KBDG 2975-9205 dolar olan 38 yüksek orta gelirli ülkelerden oluşmaktadır.

    Yüksek Gelirli Ülkeler: Kişi başına 9205 dolardan daha fazla GSMH' ya sahip olan 52 ülke. Bu ülkelere sanayileşmiş ülkeler de denilmektedir. 23′ü OECD ülkelerinden oluşmaktadır.

    Türkiye bu sınıflandırmada orta gelirli ülkeler içinde, düşük orta gelirli ülkeler sınıfına girmektedir.

    alıntı

    Azgelişmişliğin Ölçülmesi ve Uluslararası Karşılaştırma

    Kalkınmanın Kaçınılmazlığı ve Azgelişmişlik
0 0 0