aöf sosyoloji dersleri - Hegel toplumsal değişme teorisi - tarihsel materyalizmKapitalist üretim biçiminin sosyologu ve ekonomisti olan Marx, Hegel'i eleştirmesine rağmen Hegelci felsefeden etkilenir. Hegel ve Marx praksisin teoriyi yarattığı noktasından harekete geçerler. Onlara göre kategoriler, "insan bilincinde milyonlarca kez gerçekleşen yinelemeler yoluyla aksiyom karakterini kazanan eylemlerdir."
Praxis, insan etkinliği demektir. Manc'a göre praxsis " insanın tarihin diyalektik ilerleyişinde kendisineyer açmak adına kendi dünyasını yarattığı ya da gerektiğinde değiştirdiği özgür, yaratıcı" etkinliktir.
Hegel teorinin praksis karşısındaki üstünlüğünü son çözümlemede koşullu olarak tanırken, Marx'in sistematiği içerisinde öznenin içinde bulunduğu edim teorinin önüne geçer.
Marx sermayeyi değerlendirirken soyut ve basit bir kategori olan me-tadan daha somut olan sermaye, emek gücü artı-değer gibi kategorilere ulaşır. Tüm bunlar metanın kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki çelişkili ilişkinin zaman içerisinde aldığı değişik biçimlerdir. Bunlarda daha genel kategorilere dayandırılarak zorunlu bir biçimde onlardan çıkarsanırlar.
Hegel ve Mardin ortak ve farklı noktalarının ortaya çıktığı başka bir alan ise Marx'in toplumsal değişme anlayışı konusunda önemli olan yabancılaşma konusudur, iktisadi kategorilerin ve toplumsal ilişkilerin aktörlerinin aslında bağımsız gibi görünen fakat kendileri tarafından üretilmiş şeylerin yabancı ve nesnel bir biçimde yeniden kurulmasıdır. Örneğin makineyi de üretenin işçinin kendisi olmasına rağmen işçi söz konusu makineyi kullanarak üretim yap*tığında makineye yabancılaşır. Bu anlamda yabancılaşma kavramı Marx'ta toplumsal değişmenin temellerinden birisini oluşturur. Zira bireyin kendi ürettiği şeye yabancılaşması kendi emeğine yabancılaşmasını getirir. Bu yabancılaşma sınıfsal bir çelişkinin sonucudur ve toplumsal dönüşümün temellerini atar.
Tarihsel Materyalizm
I. Hegel diyalektik süreci "aynı zamanda tinin kendini, kendisinin ötekisi olarak gördüğü Doğa'da kaybettiği; öznenin ve nesnenin, benin ve ötekinin asıl kimliğini ancak daha sonra yeniden keşfedeceği bir yabancılaşma süreci olarak görür" Diyalektik materyalizmin özelliklerine baktığımızda tarihsel materyalizmin dönüştürücü gücünü anlayabiliriz. Diyalektik materyalizmin dört temel özelliği var*dır:
1-Öncelikle toplum bir yapı ve sistem olarak ele alınır. Bu bütüncül bir bakış açısını ifade eder.
2-İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak için çalıştıkları sırada tarihi yaparlar ve onun bir parçası haline gelirler. Dolayısıyla toplumsal değişme tüm toplumların ayrılmaz parçasıdır. Bu aynı zamanda iç-dinamikleri olan bir toplumsal değişmedir. Zira toplumsal değişmenin temel kaynağı toplumların kendi iç dinamikleridir.
3-Toplumsal değişmenin öngörülebilir olmasıdır.Örneğin kapitalizmin tarihsel gelişimi ondan daha az karmaşık bir yapı olan feodalizmin
doğasında içkin olarak vardır.
4-Özgürce davranan insanlar tarihin yönünü, toplum içindeki çelişkilerden kaynaklanan öngörülebilir karşıtlık ve sınıf tartışmaları temelinde değiştirir ve biçimlendirirler.
II. Materyalist düşüncede insan bilinci maddesel dünyadaki gerçek deneyimden oluşur. Diyalektik materyalizmde ise belirlenimci bir kavramsallaştırma vardır. Tarihin bilinçli özneler tarafından yapılacağı düşüncesi buna örnektir, insanlar kendi yaşamlarının yönünü ve özelliklerini
kontrol edebilirler. Tarih insan eylemi tarafından dönüştürülür. Marx'a göre toplumsal ilişkilerin en önemli özelliği üretici güçler ve kaynaklar üzerindeki toplumsal
kontroldür. Zira doğanın kendisi de bir üretim aracıdır. Tarihteki bir diğer dönüştürücü dönem üretim araçlarının emek gücüde dâhil olmak üzere yönetici bir azınlık
tarafından kontrol altına alınmasıdır.
III. Üretim araçlarına sahip olan azınlık sınıfı vardır. Bu azınlığın karşısında olan ve üretim araçlarına sahip olmayan diğer kitleler sömürülür ve yabancılaşırlar. Bu sınıflar arasındaki sınıf çatışması devrimci bir değişmeyle sonuçlanır ve yeni bir sınıfsal yapı ortaya çıkar. Azınlık denetimi ile sınıf çatışması arasındaki bağlantı sömürü tarafından sağlanır. Sömürü bir grubun, üretici güçler üzerinde denetim kurarak doğrudan üreticileri çalışmaya zorlaması ile ortaya çıkar. Böylece hem kendilerinin ihtiyaçlarını karşılarlar hem de egemen grubu desteklerler. Sömürü, artı emeğe üretici güçleri denetleyen azınlık tarafından el konulmasıdır. Bunun sonucunda toplum kaçınılmaz olarak sömürülenler ve sömürenler olarak ikiye ayrılır ve sınıfsal ayrımın temeli oluşur.
IV. Marx'a göre bir üretim biçimi ya da toplumun ekonomik temeli üretici güçlerden ve toplumsal üretim ilişkilerinden oluşur. Üretim güçleri özneye eylemde bu*lunması ve maddesel dünyayı dönüştürmesi için izin verir. Üretim güçlerini oluşturan öğeler 'emek gücü', 'üretim araçları' ve hammaddelerden oluşur.
V. Toplumsal üretim ilişkileri bireyler arasındaki üretim güçlerinin sahipliğine dayanan ilişkilerdir. Dahası üretim ilişkileri mülkiyet ilişkileridir. Ekonomik yapı kendini üretim ilişkileri olarak ortaya koyarken, toplumun üstyapısı insanların ekonomik hayata katılmak için dahil olduğu toplumsal ilişkilerdir. Üretim ilişkilerinin tamamı toplumun ekonomik yapısını oluşturur. Bu yapının üzerine yasal ve siyasal üstyapı yükselir ve bunlara da toplumsal bilincin belirli biçimleri karşılık gelir.
Üretim Tarzı ve Toplumsal Değişme
"insanların içerisinde üretimde bulundukları toplumsal ilişkiler, toplumsal üretim ilişkileri, maddi üretim araçlarındaki, üretici güclerindeki değişme ve gelişme ile biriikte dönüşerek değişir. Üretim ilişkileri, bir bütün halinde toplumsal ilişkiler denen şevi, toplumu ve özellikle, belirli bir tarihsel gelişme aşamasındaki bir toplumu, özgün, ayırt edici nitelikte bir toplumu oluşturur. Antik toplum, feodal toplum, burjuva toplum, her biri, aynı zamanda, insanlık tarihinde özel bir gelişme aşamasını belirten, bu türden üretim ilişkileri bütününü oluştururlar" (Marx, 1987, s. 41).
Marx'in tarih kuramının temel kavramı üretim tarzıdır. Üretim tarzı kavramı doğanın dönüşümü için üretim güçlerini örgütleyen toplumsal ilişkiler sistemidir.
1-ilkel Komünal Toplum: Bu toplumda doğa komünal olarak sahiplenilir.
2-Antik Toplum: Roma ve Atina gibi büyük şehirlerin etrafında oluşur. Toprak özel mülkiyet
haline dönüşür ve köleler belirli bir azınlık için çalışır servet yaratırlar. Ortak topraklar devlet ve özel mülkiyet arasında bölünür. Marx'a göre bu toplumlar nüfus artışı sonucu yönetici sınıfa yeterli toprak bulma yetenekleri kalmadığı için yıkılırlar.
3-Feodal üretim biçimi: Roma împaratorluğu'nun yıkılması. Germanik ve Antik toplumların birleşimiyle birlikte Avrupa'da gelişir. Serf sınıfı küçük bir azınlıktan oluşan aristokrasinin topraklarında çalışır ve artı-değer üretir. Marx'a göre 13. Yüzyılda Genova ve Venedik gibi
bağımsız şehirlerin kırdan artık elde etmeye başlaması, alışverişte ve ticarette yükselmesi ve sınıf ve eşitsiz değişim ilişkileri feodal düzenin sonunu getirir.
Paul Sweezv'e (1976) göre feodalizm geleneğin içerisine gömülmüş bilindik ihtiyaçların (kullanım değeri) üretildiği bir sistemidir. Dolayısıyla dönüşümsel değişim için dışsal bir kaynağa ihtiyaç vardır. Sweezy'e göre feodal toplumdan kapitalist topluma değişimi sağlayan tüccarlarıdır. Feodal üretim biçiminin değişmeye karşı dirençli olduğunu bu yüzden değişimin feodalizmin kendi içinden değil dışarıdan gelen öğelerin etkisi ile olabileceğini iddia eder.
Maurice Dobb, üretim biçimi analizi yaparken üretim alanına, sınıf ve mülkiyet ilişkilerine odaklanır. Bir üretim biçimi olan feodalizmde doğrudan üreticiler lorda karşı olan görevlerini yapmaya zorlanırlar. Kapitalizmin temel öğelerinden birisi olan burjuvazi sınıfı zengin tüccarlardan değil, kendi içinde örgütlenen zanaatkarlar yani küçük üre*ticiler oluşmuştur. Sweezy'nin tersine Dobb feodal üretim biçiminin çözülüşünü sistemin kendi içindeki mülkiyet ve sınıf çatışmasına bağlayarak açıklar.
Robert Brenuer'e göre ise feodalizmin sınırlı gelişme potansiyelinin nedeni toprak ve emek kaynaklarının hareketten yoksun olmasıdır. Toprağın sahibi olan Lord sermaye yatırımı yapmak ve toprağı işlemek için yeni teknikler satın almak yerine köylüyü gelirini arttırmak için daha çok çalışmaya zorlar. Kapitalist üretim biçiminin ilk ortaya çıktığı ingiltere'de köylüler kendi geleneksel topraklan üzerinde mülkiyeti kontrol etmek için çabalamışlardır.
4. Kapitalizm ise üretici mülkiyetin özel sahipliği koşullarında ücretli emeği istihdam eder. Doğa dahi kâr etmek için kullanışlı nesnelere
dönüştürülür. Üretimin toplumsal güçleri tahmin edilemeyecek boyutta gelişir ve bilim dinle yer değiştirir. Devlet ve hukuk mülkiyet haklarının koruyucusu olur. Kapitalizmin çerisinde ki doğal ve toplumsal ilişkilerdeki çelişkiler daha gelişmiş ama üretim güçlerinin ortak sahiplenildiği sosyalizme yol açar.
Marx'a göre kapitalizm iki eğilimin sonucu olarak ortaya çıkar:
Feodal toplumdaki içsel toplumsal çözülme,
Dışsal yağma ve alışveriştir.
Üretim tarzları tartışmasında komünal toplumdan kapitalizme kadar değişim sürecinde sınıf mücadelesinin rolü kaçınılmazdır.
Marx'in özellikle Doğu toplumlarını anlamak için geliştirdiği Asya Tipi Üretim Tarztnda, toprağın komünal sahipliği hiyerarşik olarak en üstte olan yöneticinin hakkıdır. Doğrudan üreticiler mülksüzdür. Artığın bir bölümü yönetici tarafından haraç olarak alınır. Marx burada Çin örneğini verir. Çin'de merkezi bir sulama sistemine olan ihtiyaç 'doğu despotizmini' ortaya çıkarır. Yerel halk daha çok ekonomik olarak kendine yeterlidir. Sınıflı toplumun ilk örneği sayılabilir.