yeni doğan bebeğin özellikleri - yeni doğan bebeğin bakımı - yenidoğan refleksleri - yeni doğan bebek neden şaşı bakarBir Bebek Doğdu
Güzel değilse hemen korkmayın. Doğum bebek için gerçek bir travmadır. Daha doğumun üzerinden birkaç saat geçmeden fiziksel olarak değiştiğini gözlemleyeceksiniz.
Yeni doğan yaşamının ilk birkaç saatinde bundan hemen sonraki görünüşünden bile çok farklıdır. Rengi genellikle maviye çalar. Derisinde lekelere, şişkinliklere ve her çeşit salgıya rastlanır. Sakın telaşlanmayın. Bütün bunlar doğumun doğal birer parçasıdır. Hekimler doğum sürecini bildikleri için bu görünüşe pek de önem vermezler. Bebek doğum sırasında gerçek bir travma durumuyla karşılaşmıştır. Ana karnındayken dölütün (fetüs) kan dolaşımı gibi oksijen ve gerekli besin maddelerini alması da etenenin (plasenta) denetimi altındadır. Doğumla birlikte bu düzen birdenbire ortadan kalkar. Bağımlı yaşamı biten bebek o anda bağımsızlaşan yaşama uyum sağlamak zorunda kalır. Bu da solunum, kalp ve dolaşım, ısı düzenleme (vücut sıcaklığının denetimi), duyu ve bağışıklık sistemlerinin yanı sıra örneğin glikojenden beynin yaşaması için gerekli glikozun elde edildiği metabolizma etkinlikleri başta olmak üzere, birçok sistemi ilgilendiren uyum mekanizmaları sayesinde gerçekleşir.
Görünüm
Kız ya da erkek bütün bebekler, doğum sırasında kol ve bacakları toplanmış biçimde bulunurlar. Hemen bütün bebeklerde birbirine benzeyen bu konumda kollar ve bacaklar göğse doğru bükülmüştür. Vücut oldukça orantısızdır. Baş, vücudun öbür bölümlerine göre çok büyüktür. Derideki kıllanma farklılıklar gösterir. Saç hiç bulunmayabilir ya da sık ve gür olabilir. Ağız küçüktür, ama dudaklar ağzı çevreleyen güçlü yuvarlak (orbiküler) kasın varlığından ötürü oldukça gelişmiştir. Bu sayede bebek doğumun üstünden birkaç gün geçmeden güçlü bir biçimde meme emmeye başlar.
Üstdudağın ortasında bebeğin memeyi emmesine yardım eden, bu nedenle "emme keseciği" adı verilen bir kesecik vardır.
Kimlik Kartı
Yeni doğanların ortalama doğum tartısı 3.320 gr'dir. Kız bebekler biraz daha hafif, erkek bebeklerden yüzde 5 eksik kiloda doğarlar. Ortalama boy yeni doğan erkek bebekler için 50 cm, kız bebekler için 49 cm'dir.
Neden Şaşı Bakar ?
Bebeğe ilişkin bilinmesi gereken önemli noktalardan biri de bebeğin başlangıçta pek iyi göremediğidir. Yeni doğanın gözleri ileri derecede miyop olan birisiyle aynı görme kusurunu taşır.
Bebek 20-25 cm'den uzağı göremez ve bu nedenle belirli bir noktaya bakamıyormuş gibi görünür. Görüş alanına girebilmek için bir karış kadar yakınma gelmek gerekir. Bu aralık meme emen bebek ile annesinin yüzü arasındaki uzaklığa denk düşer.
Yeni doğanda görülen başka bir bozukluk da özellikle ilk kez ana baba olan aileleri çok korkutan şaşılıktır. Şaşılık bazen iyice belirginleşir ve bebeğin yüz ifadesini bile değiştirebilir.
Genellikle bu şaşılık, gerçekte bebeğin gözleri çevresinde bulunan derin deri kıvrımlarından kaynaklanır. Bazen tek göz bağımsız ve gelişigüzel hareket edebilir. Bu durumda göz hareketlerini denetleyen kaslar yeterince gelişmediği için gözlerin hareketleri eşzamanlı değil, birbirinden bağımsız olur. Bütün bu bozukluklar geçicidir ve 3-6 ay içinde kaybolur.
Kusursuz İşitir
Pek çok kişinin sandığının tersine, bir bebeğin işitme duyusu çok iyi gelişmiştir. Gürültüler onu korkutur; uyumlu, melodik ve hafif sesler yatıştırır. Bebek sürekli birlikte olduğu kişilerin seslerini çok geçmeden ayırt edebilir.
Ses Bebeği Sakinleştirir
Yeni doğan için en büyük zevklerden biri de annesinin sesini dinlemektir. Sözlerin anlamını ayırt edecek kadar gelişmemiş olmasına karşın seslerin akışı karşısında neşeyle kendinden geçer.
Koşullu Refleksler
Yeni doğanda belirli durumlarda ortaya çıkan bazı davranışlar vardır. Bunlara koşullu refleks ya da şartlı refleks denir.
Emme refleksi: Annesinin memesi karşısında bir bebek yardım beklemeden meme başını emmeye davranır. Aynı davranış parmaklarla bebeğin dudakları ya da yanakları okşandığı zaman da görülür. Bebek istemsiz olarak kendini okşayan ele döner ve dudaklarını emmeye hazırlar.
Kavrama refleksi: Bir parmakla bebeğin el ayası okşanırsa bebek hemen kendine dokunan parmağı yakalayıp minicik avucunda sıkar.
Otomatik yürüme refleksi: Bebek yürümeyi çok daha sonra öğrenmesine karşın, daha yaşamının başında ilk adımlarını atma eğilimi gösterir. Koltuk altlarından tutularak desteklendiğinde ayaklarını adımlar biçimde hareket ettirir.
Doğum Öncesi Yaşam
Yeni bir yaşamın gebeliğin hangi anından sonra başladığı söylenebilir? Yani göbek kordonu aracılığıyla bütün besin, oksijen, ısı gereksinimi karşılansa da, edilgin olmaktan çıkıp size karşı tepki vermeye ya da çevresini algılamaya başlayan bir canlının varlığından ne zaman söz edilebilir? Acaba döllenmenin gerçekleşmesiyle birlikte yaşamın başladığı kabul edilebilir mi? Her iki durumda da sözü edilen nasıl bir yaşamdır? Bitkisel yaşam mı, ruhsal yaşam mı?
İşte henüz kesin yanıt verilemeyen birkaç soru. Ama son yıllarda bilim bu soruları yanıtlamaya yönelik birçok yeni bilgi elde etmiştir.
Önceleri dölütün son derece narin, kolay zedelenebilir bir organizma olduğu, yavaş yavaş gelişerek, ileride karşılaşacağı dış ortam koşullarına hazırlandığı, bütün gücünü ve yapılarını bu yeni ortama uyum sağlayacak biçimde geliştirdiği sanılıyordu. Bu eski görüşe göre dölüt amniyon (su kesesi) sıvısı ve etene aracılığıyla annesiyle paylaştığı iç dünyadan ya da dışarıdan gelen bütün uyanlara kapalıydı. Doğum anı, yani "sıfır anı" gelince yeni doğan yalnızca sesinin ve görme yeteneğinin değil, daha önce gelişmesine karşın kullanmadığı, çeşitli dış uyanlara açık algılama gücünün de farkına varıyordu.
Günümüzde ise tıp, bilincin ve çevreyi algılamanın doğum sırasındaki ayrılma travmasından sonra değil, çok daha önce, gebeliğin dördüncü ayında, yani göz ve ağız gelişiminin tamamlandığı, kalp atımlarının duyulmaya başladığı ve üreme organlarının geliştiği dönemde ortaya çıktığını göstermiştir. Örneğin bu dönemden sonra dölüt dokunma duyusu sayesinde basınç ve titreşimlere tepki verir; işitme duyusu sayesinde annenin kalp atımlarını ve dışarıdan gelen ses dalgalarını algılar. Bu bilgiler annelerin karınlarında taşıdıkları varlıklarla boşu boşuna konuşmadıklarını göstermektedir. Annenin karnındaki yavrusuyla konuşması tek yanlı bir girişim değil, duygu yüklü ve değerli bir iletişim kurma çabasıdır. Dölüt sözlerin anlamını kavrayamasa bile en azından sakin ve yumuşak sesler ile kaygılı ve üzüntülü sesleri birbirinden ayırt edebilir. Sesteki hızlanma ya da yavaşlamayı bile algılar. Dölüt bu uyanlara konum değiştirerek, uykuda ve uyanık geçirdiği süreleri değiştirerek, hareketlerini yavaşlatarak ya da hızlandırarak yanıt verir