şeker hastalığı hakkında - mellitus diyabet - tip1 tip2 glikoz - kan şekeri - insülin
Diyabet, sık görülen ve kanda sürekli olarak yüksek düzeyde şeker (glikoz) bulunmasıyla tanımlanan ve başlangıcı oldukça sessiz olan bir hastalıktır.
*Sessiz ve Derinden Bir Hastalık: Şeker Hastalığı
Diyabeti olan kişi sayısı ülkeden ülkeye değişiklik gösterir ancak, diyabetli olan kişi sayısının genellikle bir ülke nüfusunun %5-7'si olduğu kabul edilmektedir. Günümüzde, tüm dünyada 246 milyon diyabetli bulunmaktadır. Bu sayının 2025 yılından önce 380 milyona ulaşması beklenmektedir. Maalesef tanı almış insanların üçte biri hasta olduklarını bilmemektedirler. Bunun birkaç nedeni vardır. Öncelikle insanlar şeker hastalığı riski taşıyıp taşımadığını bilmemektedir ve önlem almamaktadır. Dahası, özellikle tip 2 diyabeti olan pekçok hasta hastalığın varlığına ve ilerlemesine rağmen, gözle görülür belirtiler göstermezler. Ayrıca, şeker hastalığı belirtilerinin yanlış yorumlanması da sık görülen bir durumdur. Örneğin, aşırı susuzluk, sık idrara çıkma, halsizlik, kilo kaybı ve hatta bulanık görme gibi rahatsızlıklar yavaş yavaş ortaya çıkar ve yaşlanmaya yorulabilir; ancak bunlar aslında şeker hastalığının ilerleyişinin klasik belirtileridir.
*Şeker Hastalığı Nasıl Oluşur?
Birşeyler yediğinizde, yiyecekler sindirim sisteminize girer ve orada temel öğelerine ayrılır. Aldığımız gıdaların çoğu vücudumuzdaki tüm hücrelerin enerji kaynağı olan şekere dönüşür. Şeker vücudumuzun yapması gereken işleri yapmak için gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar. Bu enerji kaynaklarından en önemlisi olan glikoz genelde "kan şekeri" olarak bilinir. Vücudumuzda pankreas adı verilen bir organ tarafından insülin hormonu salgılanır. Bu hormon vücut hücrelerinin kandan gelen şekerin girişine izin vermesini sağlar. Ancak şeker hastalığında, kan şekerinin kas, yağ ve karaciğer hücrelerine girmesi daha zordur ve bu da yüksek düzeyde şekerin kanda birikmesine sebep olur. Bu durum hem uzun hem de kısa süreli sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Çok kısa sürede, hücreler enerjisiz kalacak ve vücut gereken şekilde işleyemeyecek hale gelecektir. Şeker hastalarının kendilerini yorgun hissetmelerinin nedeni budur. Zamanla, yüksek kan şekeri düzeyi, göz sorunları, körlük, böbrek hasarı, sinir hasarı, bacağın kesilmesi (ampütasyonu) ve kalp hastalığı gibi daha ciddi sorunlara yol açabilir.
Şeker hastalığı 2 tiptir. Vücutta bu kadar gerekli olan insülin hormonunun salgılanması bozulduğunda etki kalitesi de düşer. Hücreler insülini dinlemeyip yeterli şeker girişine izin vermez. Özetle pankreas ne kadar insülin salgılarsa salgılasın hücrelere şeker girmesini sağlayamaz. Buna tip 2 diyabet yani erişkin tipi şeker hastalığı denir. Bu durumda pankreas hücrelere daha fazla şeker almak için zamanla daha çok insülin üretmeye ve normalden daha fazla çalışmaya bile başlayabilir. Nihayetinde, pankreas "kendini çok yorabilir" ve yeterli miktarda etkili insülin sağlama yeteneğini kaybedebilir. Bu durumda, kan şekeri yüksekliğini kontrol altına almak için günlük insülin enjeksiyonlarına ihtiyaç duyulabilir.
Diğer durumda da vücutta bir şekilde insülin hormonu üretilmesi çok azalmış ya da durmuştur. Hiç insülin olmaması, vücudun hücrelerine şeker girişine izin vermesini söyleyecek hiçbir mesajın gönderilmemesi anlamına gelir. Bu durumda, şeker kanın içinde
birikerek çoğalır. Buna da genellikle erken dönemde çocuklarda ya da genç erişkinlerde görülen tip 1 diyabet adı verilir. Tip 1 diyabetin bilinen nedeni bağışıklık sistemidir. Diğer anlatımla vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan savunma sistemi birtakım nedenlerle vücudun normal hücrelerini tanımayıp saldırmakta ve tahrip etmektedir.
Savunma sistemindeki bu şaşırma belli ailesel özellikleri olanlarda örneğin, özel bir doku grubu taşıyanlarda ve akrabalarında, Tip 1 diyabeti olanlarda daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Tip 1 şeker hastalığı oluşumunda irsiyetin rolü %20, dış faktörlerin etkisi %80 gibi düşünülebilir. Şeker hastalığı ortaya çıkmadan önce pankreasta bağışıklık sistemi ile ilgili sorunların başladığı bilinmektedir. İnsülin yapan hücrelere ve insüline karşı antikor denen maddelerin varlığı (bunlara adacık hücre antikoru ve insülin oto antikoru denmektedir) ilerideki yıllarda şeker hastalığının ortaya çıkacağını gösterebilen göstergelerdir. Tip 1 şeker hastalarının yakın akrabalarında da yukarıda bahsedilen testlerin yapılması önerilmektedir. Bu konuda doktorunuz sizi aydınlatacaktır. Tip 1 diyabetin tek tedavi yolu günlük insülin alınmasıdır.
*Kimler Yetişkin Tip (Tip 2) Şeker Hastası Olur?
Tip 2 diyabet güçlü bir genetik bağlantıya sahiptir ve anne-babadan çocuğa geçme eğilimindedir. Bu hastalık genellikle aşırı kilolu veya obez ve 40 yaşın üstündeki insanlarda görülmekle birlikte gençler arasında da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Tip 2 diyabetin bazı risk gruplarında görülme olasılığı daha yüksektir. Bunlar şunlardır:
-Yaşın 40 ve üzerinde olması,
-Aile bireylerinde şeker hastalığı varlığı,
-Fazla kilolu olma,
-Düzenli egzersiz yapılmaması,
-Beslenme alışkanlığının kötü olması,
-Yoğun stresli bir yaşam,
-Geçmişte hamilelik sırasında 4 kilo ve üzerinde bebek dünyaya getirme öyküsü,
-Yüksek tansiyon varlığı,
-Kan yağlarının yüksekliği,
-Sigara kullanımı.
Bu sayılan özelliklerden en az iki tanesinin bulunması halinde mutlaka diyabet taraması yapılmalıdır. Diyabet gelişiminin en önemli sebebi çocukluk ve gençlik çağında kötü beslenme ve şişmanlıktır.
*Şeker Hastalığı Riskini Taşıdığımızı Nasıl Anlayabiliriz?
Normal bir insanın kandaki şeker düzeyi 70-110 arasındadır. Eğer bu değer iki kez aç karnına 126 mg.'dan büyük ya da eşit saptanır ise veya günün herhangi bir saatinde kan şekeri değeriniz 200 mg.'ın üstünde ise şeker hastalığı tanısı koyulur. Kan şekerinin 110-126 mg. arasında olmasına bozulmuş açlık kan şekeri denir ve bu kişilerde şeker hastalığı gelişme olasılığı normal toplumdan daha fazla olduğundan dikkate alınmalıdır.
*Hastalığın Sık Görülen Belirtileri Şunlardır:
-Sık idrara çıkma,
-Çok su içme,
-Çok yemek yeme,
-Kilo kaybı,
Bunların dışındaki diğer belirtiler:
-Yorgunluk,
-Vücuttaki yaraların geç iyileşmesi,
-Kuru ve kaşıntılı cilt,
-Sık geçirilen enfeksiyonlar,
-Bulanık görme,
-Cinsel sorunlar,
-Ellerde ve ayaklarda uyuşma,
-Karıncalanma,
-Ağız kuruluğu,
şeklinde sıralanabilir.
Kan şekerinin sürekli olarak yüksek olması, yani hasta tarafından fark edilip tedaviye başlanmaması ya da hastanın bu yüksekliğe önem vermemesi vücudumuzda kalıcı yıkımlara yol açar. Bu yıkım, çok yavaş ama "sürekli"dir. Yavaşlık, "düzeltme fırsatı" açısından iyidir. Ama kötü yanı, şeker hastalarında şekerin önemli bir zararının olmadığı duygusu oluşturması ve hastalıkları konusunda hastaları vurdumduymaz kılmasıdır. Oysa şeker hastalığı tedavi edilmediğinde organlarımızı, içten içe ve sessizce çürütür. Bu çürüme hem yaşam kalitesini bozar, hem de ömrü kısaltır.
Şeker hastalığı iyi takip ve tedavi edilmediğinde yıllar içinde çeşitli organların ve sistemlerin çalışmasını etkileyebilmektedir. Bunlar arasında kılcal damar sistemi (buna mikrovasküler bozukluklar da denir) ve büyük damar sistemi (yani makrovasküler bozukluklar) önemlidir. Kılcal damar sistemi bozukluğunun en sık ve belirgin olarak görüldüğü yerler ise gözler, böbrekler ve çevresel sinir sistemidir.