oldum olası seni sevmedim zaten bacanak
hadi akraba olduk yine düşmüyon yakamdan elimiiz verdik baldızı kaptırdık
bak eger hasta olursan çagırma beni olurmu
haberim olmazsa bişi olmaz
bende bi şiir ekliyim dedim bacanakalıntıdır bilesin
Sana akıyorum kaygısızca ve hiçbir şey bunu engelleyemiyor ve geri çeviremiyor bu akışı. Çünkü sen her tarafımdasın. Sağımda, solumda, arkamda, karşımda... Ne yana dönsem, ne yana yol almaya kalksam, ulaşacağım son nokta sensin, orada yalnızca sen varsın...
Sana akıyorum, çünkü senin yolunda gidiyorum, attığın adımları takip ediyorum sorgulamadan. Önüme çıkan hiçbir ayrım, hiçbir kavşak ilgilendirmiyor beni. Yürüyorum peşin sıra, yürümenin en zor olduğu yol bu olsa bile yürüyorum... Şikayet de etmiyorum çakılından, tozundan, toprağından üstelik. Sana yaklaşabildiğim her adımda mutlu oluyorum ya da yaklaşmayı başaramasam da bu umudu yaşamak heyecanlandırıyor beni...
Sana akıyorum, çünkü hayatın akışı kadar doğal sana akışım... Doğa nasıl ki her canlının yaşaması için bir düzen kurmuşsa ve nasıl ki kuralları varsa doğada yaşamanın, benim var olmamın da, yaşamamın da kuralı sensin, senin var olduğun bir düzen içerisinde ben olabilirim ancak...
Sana akıyorum, çünkü sesinde, bedeninde, kuşatmış durumda beni... Sana karşı savunma dahi yapmıyorum ve böyle bir teslimiyet de rahatsız etmiyor beni... Yüzüne, gözlerine, ellerine baktıkça, sesine yüklediğin gizleri çözerken, hep kendimden bir şeyler buluyorum sende...
Sana akıyorum, çünkü o kadar çok paylaşacak şeyimiz var ki seninle... Bu güne kadar paylaþtığımız her þey, her an umut veriyor sonrası için bana ve ben belki de sende bu umudu yaşamayı, yaşatmayı seviyorum... Biliyorum ki hayatın bir yerinde sadece bize özel bir çiçek var, o çiçeği birlikte bulup, kokusunu ciğerlerine çektiğimizde hayata ve birbirimize sımsıkı sarılacağız...
Sana akıyorum, çünkü bir insanı tutkuyla, beklentisiz ve delice sevmenin tadını sende yaşadım ben... Bunun anlamını senle öğrendim, bunu senden başkasıyla da yaşayamayacağımı biliyorum... Sende, seninle yaşamak her an bir şölen tadında ve ben böylesine keyifli, böylesine eğlenceli ve hayat dolu bir şöleni bırakıp gitmek istemiyorum...
Sana akıyorum, çünkü "hayatın uslanmaz ruhusun" sen ve ben belki de bu ruha aşığım aslında... Seninle yenileniyorum, sadece seni düşünmekle yüreğimde, beynimde çöreklenmiş ne kadar kötülük varsa hepsinden arınıyorum bir anda...
Sana akıyorum, Bütün coşkum, bütün saflığımla... Aşka, sevgiye, güzelliğe dair ne varsa benimle akıyor onlarda sana... Benim gibi çoşku dolu bir ırmağı da huzurlu, sakin bir göle çevirecek tek güç sensin... Ne olur orada kal, ayrılma seni gönül gözümün görebileceği noktadan... Sana ulaşamasam bile varlığını hissetmek ve senin yolunda olmak yetiyor bana.
sıkı bir güne hazırlanıyorum
öncesinde hazırlıklarım başladı tabi..berbere gittim ce üzerime bir şeyler aldım
bir türlü kendime bir şey begendiremedim ve en'sonunda bana birşeyler begenmesi için tezgahtarı çagırdım
aldım yanı sonuçda..
kendime gülümsüyen bir yüz almıştım
sana ise,çiçek veren bir hayal..
günlerden bir tercihim yoktu
ama vakit ikindi serinligi olsun isterdim
eger ben sana geleceksem
senin şehrinde sabah ezanı dinlemek isterdim
senin şehrinde güneşi karşılamak..isterdim
caddede simit satan çocuga adresini sormak,köşedeki büfeden hazır su alıp
para üstünede bir sakız teklif edilmesini bekledim
bindigim dolmuşlrda üçreti hep eksik gönderip
cam kenarına oturmak istedim,sana gelirken hep sıradan şeyler yaşamak istiyorum
bütün sıradışı anları,bütün güzel anımsamaları ben sana bırakıyorum
şimdi sıkı bir kavuşma sahnesi tasarlıyorum kafamda
durgun bir suya bakar gibisin
ne kadar umutsuz bir ifade varsa yüzünde
içindeki baharı biliyorum ben
söylenecek ne kadar söz vardı deyilmi,okunacak ne kadar çok kitab ve
altı çizilmesi gereken cümleler..güzel birşeyler duymak,güzel bir şeyler söylemek gerekiyor bazen.sen duymsanda söylemek bile iyi geliyor
adını söylemek gerekiyor bazen
senin olmadını yerde senin adını söylemek bile iyi geliyor bana
hafifliyorum..
adının hoş bir manası,güzel bir anlamı olması veya olmaması gibi bir şey deyil bu
tamamen seninle alakalı,tamamen senin hissettridiklerinle ilgili ve tamamen senin kalbinin güzelligi ile alakalı
gel şimdi adını söyle bana
söylemekten yorulmadıgın,duymakdan bıkmadıgın şeyler vardır elbet
kabine huzur veren,görünce gülümseten bir yanın olmasıda elbet güzeldir
agrıyan yanını ismini söyliyerek geçmesini diledigin
kalbim ellerindedir ey yaar..moral motivasyonun,neşen ve gülümsüyen yüzün
içindeki kahramanı yaşayansın sen
şimdi gelbir güzellik yap bana,adını söyle
adını fısılda bana
oyunlar oynuyorum
gözlerimi kapatıp sayıyorum..
1,2,3,4,5,6
aklımda acabalar,keşkeler iyi niyetler..temenniler...
bitsinistiyorum eger bir rüya ise,gerçeksede rüya olsun istiyorum yaşadıgım bu yoklugun..
say dediler bana sayki gelsin dediler
sayıyorum,çagırıyorum ..yine yok
1,2,3..
Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok
sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında,
canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler.
Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.
Bir gün biri diğerine "Sevdamızın sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim" demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar. Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar.
Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.
Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar. Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş.
Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeyi öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeyi öğrenmişler.
Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra
birbirlerini hiç görmeden,mesafelere, engellere rağmen sevmeyi
öğrenmişler.
"Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize"
demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler.
Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş.Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar.
Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış.
Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar amahepsi nafile küçük bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.
Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında
durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar.
Dilek şöyleymiş "Allah'ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeyi
öğrendiğimizde kavuştur. Öyle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin."
Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini
sandıkları yılları aslında birbirlerinin yanıbaşlarında geçirmişler.
Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeyi her şeyiyle öğrenmeyi dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta...her şeyiyle sevmeyi öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. SEVMEYİ BİLDİKTEN SONRA MESAFELER ACILAR, YILLAR AYLAR..asla SEVDAYI SÖNDÜRMEZ.. ama sevmeyi bilmedikten sonra yanı başındaki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan...!
“Bazen bazı şeyleri söylemeye hakkım var diyorum,
Ama söylersem karşımdakine haksızlık olacak, susuyorum.
Yine bazen söyleyeceklerimi karşımdakinin duyma ve
Bilme hakkının var olduğunu görüyorum,
Ama bu kez bakıyorum benim söylemeye hakkım yok,
Yine susuyorum...
Ancak gördüm ki
olgun ruhlar, sözcükler olmadan da duyuyorlar,
Anlıyorlar, konuşuyorlar ve paylaşıyorlar…”