Zülfü Livaneli

Son güncelleme: 09.05.2009 15:08
  • Ndense ben zülfü livaneliyi sevemedim.eskiden akın simav adında bir gazeteci vardı.simavlıydı,izmir den milletvekilliğine aday olmuştu.o dönemde simavdandır kendisi,izmirlidir kedisi derlerdi.livaneli de isveç de yaşıyor,varlık içindeyken Türkiye deki yoksulları düşünüyor.Bana sahte geliyor böyle yaşayanlar.tabiki benim düşüncem bu.
#10.04.2008 12:59 0 0 0
  • @voyvoda adlı üyeden alıntı:
    Ndense ben zülfü livaneliyi sevemedim.eskiden akın simav adında bir gazeteci vardı.simavlıydı,izmir den milletvekilliğine aday olmuştu.o dönemde simavdandır kendisi,izmirlidir kedisi derlerdi.livaneli de isveç de yaşıyor,varlık içindeyken Türkiye deki yoksulları düşünüyor.Bana sahte geliyor böyle yaşayanlar.tabiki benim düşüncem bu.
    Orijinali Göster...


    Sayın LiwaneLi 70 Dönemindeki oLayLardan Ötürü Bi Çok Kez SuçSuz, SebepSiz Yere Göz aLtına aLınmı$tır...

    ÖyLe Ki; BahSi Geçen Dönemde Bi Çok Zıt Görü$Lü GazeteCi, Yazar, Aydın GözaLtına aLınarak, I$kenCe YapıLmı$tır...

    Sayın LiwaneLi 'de I$kenCe 'ye Maruz KaLmamak Için Çok Sewdiqi üLkeSinden Ba$ka Bi üLkeye Gitmi$tir...

    YıLLarCa Vatan HaSretiyLe KaLdıqı Bu üLkede Bir Çok BeSte Yaparak, üLkeSine oLan ÖzLemini DiLe Getirmi$tir...

    MiLLetwekiLLiqini iSe Kendi iStediqi Için DeqiL, O 'nu SewenLer iStediqi Için Yapmı$tır...

    22 Temmuz SeçimLerinde de Tekrar Aday oLmamakLa KaLmamı$, 1 Hafta ÇaLı$ıp 3 Ay Maa$ aLmayan 11 VekiLin IçeriSindedir... Geriye KaLan 550-11 MiLLetwekiLi ÇaLı$madıqı GünLerinde ParaSını ÇATIR ÇATIR aLıp, Yemi$tir...

    Ortaya Bi Takım IddiaLar AtaCakSanız; MantıkLı oLSun !
#19.04.2008 19:00 0 0 0
  • @FreddyKrueger adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#2565210]voyvoda[/alinti]

    Sayın LiwaneLi 70 Dönemindeki oLayLardan Ötürü Bi Çok Kez SuçSuz, SebepSiz Yere Göz aLtına aLınmı$tır...

    ÖyLe Ki; BahSi Geçen Dönemde Bi Çok Zıt Görü$Lü GazeteCi, Yazar, Aydın GözaLtına aLınarak, I$kenCe YapıLmı$tır...

    Sayın LiwaneLi 'de I$kenCe 'ye Maruz KaLmamak Için Çok Sewdiqi üLkeSinden Ba$ka Bi üLkeye Gitmi$tir...

    YıLLarCa Vatan HaSretiyLe KaLdıqı Bu üLkede Bir Çok BeSte Yaparak, üLkeSine oLan ÖzLemini DiLe Getirmi$tir...

    MiLLetwekiLLiqini iSe Kendi iStediqi Için DeqiL, O 'nu SewenLer iStediqi Için Yapmı$tır...

    22 Temmuz SeçimLerinde de Tekrar Aday oLmamakLa KaLmamı$, 1 Hafta ÇaLı$ıp 3 Ay Maa$ aLmayan 11 VekiLin IçeriSindedir... Geriye KaLan 550-11 MiLLetwekiLi ÇaLı$madıqı GünLerinde ParaSını ÇATIR ÇATIR aLıp, Yemi$tir...

    Ortaya Bi Takım IddiaLar AtaCakSanız; MantıkLı oLSun !
    Orijinali Göster...


    Sayın LiwaneLi 70 Dönemindeki oLayLardan Ötürü Bi Çok Kez SuçSuz, SebepSiz Yere Göz aLtına aLınmı$tır...

    ÖyLe Ki; BahSi Geçen Dönemde Bi Çok Zıt Görü$Lü GazeteCi, Yazar, Aydın GözaLtına aLınarak, I$kenCe YapıLmı$tır...

    Sayın LiwaneLi 'de I$kenCe 'ye Maruz KaLmamak Için Çok Sewdiqi üLkeSinden Ba$ka Bi üLkeye Gitmi$tir...

    YıLLarCa Vatan HaSretiyLe KaLdıqı Bu üLkede Bir Çok BeSte Yaparak, üLkeSine oLan ÖzLemini DiLe Getirmi$tir...

    MiLLetwekiLLiqini iSe Kendi iStediqi Için DeqiL, O 'nu SewenLer iStediqi Için Yapmı$tır...

    22 Temmuz SeçimLerinde de Tekrar Aday oLmamakLa KaLmamı$, 1 Hafta ÇaLı$ıp 3 Ay Maa$ aLmayan 11 VekiLin IçeriSindedir... Geriye KaLan 550-11 MiLLetwekiLi ÇaLı$madıqı GünLerinde ParaSını ÇATIR ÇATIR aLıp, Yemi$tir...

    Ortaya Bi Takım IddiaLar AtaCakSanız; MantıkLı oLSun !

    millet paraları çatır çatır yiyenleri alkışlıyor.....
#19.04.2008 19:37 0 0 0
  • emegine saglık kardeşş
#08.05.2008 16:14 0 0 0

  • kendini, yaşam felsefesini, kitaplarını, müziğini, şarkılarını,.. cok beğeniyorum
    bence gercek bir sanatçı, gercek bir aydınımız, örnek alınacak insanlardan biri
    bütün parçalarını severek dinliorum
    tskler..
#14.05.2008 15:59 0 0 0
  • Değerli bir ses,Yorumve kişilik.Emeğinize sağlık.
#14.05.2008 16:54 0 0 0
  • ZüLfü LivaneLi ~ GözLerin


    Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
    Buluşmak seninle bir akşam üstü
    Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
    Sığınmak, gözlerine sığınmak bir akşam üstü

    Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
    Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

    Bir orman bir gece kar altındayken
    Çocuksu, uçarı koşmak seninle
    Elini avcumda bulup yitirmek, yitirmek
    Sığınmak, ellerine sığınmak bir gece vakti

    Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
    Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

    Bir kenti böylece bırakıp gitmek
    İçinde bin kaygı, binbir soruyla
    Bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
    Sığınmak, şarkılara sığınmak bir ömür boyu

    Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
    Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
    Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
    Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
#21.05.2008 12:54 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Zülfü Livaneli bana göre adam gibi adam tabiri ne en uygun insanlardan biridir gerek sanatçi kimligi ile gerek özel yasantisi ile
#21.05.2008 14:44 0 0 0
  • bana göre de adam gibi sanatçıdır teşekkürler paylaşımın için
#21.05.2008 14:47 0 0 0
  • Şarkıları olsun ,sanatÇı kimliği olsun

    severek dinLediğim biridir saygın ve mümtaz kişilik
#21.05.2008 15:05 0 0 0
  • Önce Altan Öymen televizyonda söz etti, sonra da Mustafa Mutlu köşesinde andı ve ben o günlere geri gittim.
    Gözaltı günlerine, tutuklama günlerine.
    Hani Türkiye'de artık geride kaldığını sandığımız ama belli ki 21. yüzyıl sonunda bile gündemde olacak yöntemlere.
    12 Mart'ın en sıcak günlerindeydik. Ankara'da yaşıyordum ama bir iş için İstanbul'a gelmiştim.
    Akay Sayılır'la birlikte bir dolmuşa binmiştik. Dolmuşun radyosunda bir THY uçağının Sofya'ya kaçırıldığını duyduk. Haberin bende yarattığı ilk tepkiyi hatırlıyorum: Amma da sertleşiyor işler diye düşünmüştüm.
    Deniz'lerin asılmasıyla ivme kazanacak olan korkunç bir süreçten geçiyorduk. Bu ortamda bir uçak kaçırılması korkunç bir şeydi. İsmet Paşa'nın oğlu Ömer İnönü de o uçakta rehineler arasındaydı.
    Dehşet içinde kalmıştım ama birkaç gün sonra elim ayağım bağlanıp, Ankara'da askeri cezaevine götürüleceğimi bilmiyordum daha.
    Bir süre neyle suçlandığımı bilmeden yattıktan sonra gözüme siyah bant vurulup, bilinmeyen bir yere sorguya götürüleceğimi de.
    Neyle suçlandığımı bilmeden alınıp kurbanlık bir koyun gibi Dışkapı'daki Yıldırım Bölge'ye götürüldüğümde; hatırlıyorum, yüreğim küt küt atıyordu.
    Acaba neyle suçlayacaklardı beni? Suçum neydi?
    Sanattan, kültürden, kitaptan, müzikten başka bir uğraşım yoktu ki!
    Koğuşa getirdiklerinde birçok arkadaşımı gördüm ve ancak orada anlayabildim ki uçak kaçırma ile suçlanıyoruz.
    Meğer radyoda kaçırıldığı haberini dinlediğim o uçağı biz kaçırmışız.
    Kimler yoktu ki bu davada! Altan Öymen, Emil Galip Sandalcı, Erdal Öz... Say sayabildiğin kadar.
    Hepsi de Türkiye'nin yüz akı, namuslu aydınları.
    Tek suçları askeri darbeye karşı çıkmış olmak.
    Daha önce yakalanmış olan arkadaşlar bana öğütler veriyorlardı: "Şimdi sana işkence yapacaklar, çok bağır. Elektrik verildiğinde birkaç gün kan işersin, endişelenme, geçer."
    Böyle yararlı bilgilerle beni sorguya hazırlıyorlardı. Günlerce, gecelerce bu sorguyu bekleyerek yaşadım. "Sevdalım Hayat" kitabında anlattığım gibi işkenceden kurtulabilmek amacıyla kendimi bir ilaçla sakatlamayı bile göze aldım.
    Koğuş, işkenceden yaralı bereli getirilmiş olan, sürekli inleyen arkadaşlarla doluydu.
    Sonra bir gün koğuşun kapısına dayandılar. Ellerinde kelepçeler ve siyah göz bantları vardı.
    Bir pikaba bindirip bilmediğim bir yerlere götürdüler.
    Orada iki subay sorguladı beni.
    Fiziki işkence görmedim.

    ***


    Aylar sonra nihayet askeri savcının karşısına çıkarıldığımda bana uçağı nasıl kaçırdığımı sordu.
    Ben de "yetişemedim kaçırdım!" dedim.
    cevap olur mu?" diye kızdı.
    Bütün cesaretimi toplayıp "böyle soru olur mu?" diyebildim. "Benim uçakla muçakla ne alakam var!"

    ***


    Böyle olaylar zordur, çok zordur.
    Ve bu ülkede bir gün herkesin başına gelebilir, herkesin!
    Hiç kimse bunu unutmasın.



    4 Temmuz 2oo8 Vatan GazeteSi (5. Syf)
#05.07.2008 10:05 0 0 0
  • Ülkelerin sıkıntılı zamanlarında ortalığı bir umutsuzluk kaplar. Herkes kendi koşullarını, daha rahat ülkelerin haliyle karşılaştırır ve ister istemez umutsuzluğa kapılır.

    Niye onlarda işler düzgündür de bizde böyledir?

    Bir kader midir, talihsizlik midir bu?

    İnsanlar niçin rahat bir nefes alamaz?

    Karanlık sonsuza kadar mı devam edecektir böyle?

    ***


    Bu "kendine acıma seansları" nda bir şey unutulur: Dünyada her zaman rahat etmiş, her dönemini mutluluk içinde geçirebilmiş bir tek ülke yoktur.

    Dönem dönem bütün ülkeler sıkıntıya girer, halkları umutsuzluk içinde kıvranır.

    Bir insanın ömür dilimiyle ilgili kötü bir rastlantıdır bu.

    Çünkü ülkeler yüzlerce yıl yaşar, insan ise bilemedin yüz yıl.

    Bu yüzden depremi, tarihsel gelişimleri, ekonomiyi bir ömrün sınırları içinde kavrarız.

    Bununla da kalmaz, dünyayı önümüzdeki üç beş yıldan ibaret sayarız.

    ***


    Bir düşünün: 1940'lar Avrupa'sı alev alev yanıyordu. Milyonlarca insan ölüyor, şehirler her gün bombalanıyordu. O dönemde yaşayan talihsiz insanların hayattan hiçbir beklentileri kalmamıştı.

    Bugün Avrupa'nın neredeyse en parlak ülkesi olan İspanya, iç savaşta, kardeşin kardeşi öldürdüğü bir delirme yaşamıştı.

    Aynı kaderi Yunanistan da paylaşmıştı.

    Sovyetler Birliği, milyonlarca insanını savaşta ve felaketlerde yitiren bir cehennem ülkesine dönmüştü.

    En rahat sanılan Amerika bile bir zamanlar ırk ayrımının, siyasi cinayetlerin, 29'daki ekonomik krizin ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kalmıştı.

    Kaç aile yok oldu, kaç kuşak acı çekti!

    ***


    Balkan Harbi ve Birinci Dünya Savaşı'nda biz de cehennemi görmüştük. O kuşaklar ziyan olup gitti.

    Ama İkinci Dünya Savaşı'nda Avrupa'ya göre daha rahattık, daha huzurluyduk.

    O dönemde Avrupa'dan kaçanlar, Türkiye'yi güvenli bir liman gibi görüyordu.

    Sonra koşullar yine değişti.

    Bugün Batı dengeli, rahat... Türkiye ise iç karışıklıklarla sarsılıyor.

    Herkeste bir tedirginlik, bir endişe:

    "Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz? Sonumuz ne olacak?"

    Eğer olaya biraz zaman boyutunda bakarsak, bu ülkeye hiçbir şey olmayacağını görürüz.

    Bu sıkıntılı, hatta biraz çılgın günler elbet geride kalacak.

    Türkiye daha huzurlu, daha mutlu günlere kavuşacak.

    İç hesaplaşmaların yorduğu, yıprattığı ülke, bu kavgaları unutarak zengin ve mutlu bir geleceğe kavuşacak.

    ***


    İstanbul'un işgali sırasında herkes dükkânına ya da evine bir hat asarmış. İngilizlerin dua sanarak aldırmadığı, toplamadığı ama bir halkın direncini yansıtan levhada şunlar yazılıymış:

    "Bu da geçer ya hu!"

    Zor geçer ama geçer.

    Hep geçer!


    9 Temmuz 2oo8 TarihLi Vatan GazeteSinde Çıkan Kö$e YazıSı...
#09.07.2008 14:10 0 0 0
  • Kadınlar nerede?


    Üniversite sınavlarına bir buçuk milyondan fazla öğrenci katılmış.

    Önemli bir sayı bu.

    Ve gençlerin bilgi düzeyleri ve öğrenme yetenekleri açısından dev bir araştırma yerine de geçebilir.

    Sonuçlara baktığımız zaman görüyoruz ki kız öğrenciler, erkeklerden daha başarılı.

    Hepimizin bildiği gibi bu ülkenin kızları erkeklere göre çok daha fazla baskı altında.

    Evden dışarı çıkarılmayanı da var, erkeklerin yanında konuşmaması isteneni de, erkenden başgöz edileni de...

    Kız çocuklarının küçük yaştan itibaren ev işlerinde çalıştığı, ağabeylerine babalarına hizmet ettiği de bir gerçek.

    Buna rağmen genel bilgi sınavında kızlar oğlanlardan daha başarılı çıkıyorsa, bu sonucu çok önemsememiz gerekir.

    ***

    Şimdi gelelim madalyonun öteki yüzüne.

    Bu kadar başarılı olan kızlarımız toplum yaşamında kendilerine ne kadar yer bulabiliyorlar?

    Eğer bu toplum bilgiye ve liyakata göre yönlendirilse, üniversite sonuçlarına bakarak, Meclis'in yarısından fazlası kadın olmalı diyebiliriz.

    Bakanlar Kurulu'nun da çoğunluğu kadınlardan oluşmalı.

    Madem ki erkeklerden daha başarılı, daha zeki ve daha çalışkanlar o zaman bizi yönetenlerin çoğu kadın olmalı.

    Biliyorum söylediklerim size hayal gibi geliyor ama Avrupa'nın en "maço" ülkesi İspanya'da durum aynen böyle.

    Kadın bakan sayısı erkeklerden fazla.

    Geçenlerde Türkiye'yi ziyaret eden genç kadın, İspanya Krallığı'nın Milli Savunma Bakanı'ydı.

    Hamile bir bakan olarak ordu kıtalarını teftiş etmesi dünyada önemli bir sembol oluşturdu.

    Bir can doğurmak üzere olan genç kadın, bir zamanlar "Yaşasın Ölüm" diye haykıran bir ordunun amiri konumuna yükselmişti.

    ***

    Yaşar Kemal'in 1950'lerde yazdığı ve bugün Milano'da La Scala'da sahneye konulan Teneke oyununda bir söz vardır.

    Kahramanlardan biri der ki: "Dünya değişir ama Ankara değişmez!"

    Acaba öyle mi?

    Acaba Ankara gerçekten değişmeyecek mi?

    Kaynak:Vatan
#13.07.2008 16:21 0 0 0
  • Kahramanlardan biri der ki: "Dünya değişir ama Ankara değişmez!"

    Deqi$eCek... Deqi$eCek...
#13.07.2008 18:47 0 0 0
  • çok teşekkürler..
#16.07.2008 21:20 0 0 0
  • zülfü livaneli hiç eskimeyen bir isim rakdaşa da bu hoş bilgiler için bol teşekkür.
#12.08.2008 10:25 0 0 0
  • Dün bir Tuzla tersanesinde yine dört işçimiz can verdi. Gemiden düşen filikanın altında ezilmişler. On arkadaşları da yaralı.

    Geçenlerde bir başka işçi kardeşimizin kafası, düşen bir kapağın altında ezildi.

    1985'ten beri yüzden fazla kardeşimizi Tuzla tersanelerinde kaybettik ama bu sayı her geçen gün artıyor. 2008 yılının yarısındayız, şimdiden 12 işçimiz öldü.

    Bu nasıl bir felakettir, nasıl bir kâr hırsıdır, nasıl bir vurdumduymazlıktır!

    Biliriz ki bu ülkede insan canının hiçbir kıymeti yoktur ama bu kadar mı olur, bu kadar mı olur?

    Hangi hükümet bu kadar işçi ölümü karşısında sessiz kalabilir?

    Beyler, bu ölenler insan her biri bir aile babası.

    Her akşam onların yollarını gözleyen eşleri, çocukları var.

    Hayatlarından endişe eden anaları babaları var.

    Ey baştakiler, ey kendilerine devlet büyüğü denilenler, forslu insanlar, kudret sahipleri:

    Siz güzel yatlarda yaz tatili yaparken, o yatı inşa edenler feci şekilde can veriyor, haberiniz var mı?

    Yurt dışından en pahalı otomobilleri, en yeni uçakları getirtirken, size vergi ödeyerek saltanatınızın devamını sağlayan zavallı halk çocukları tersanelerde ölüyor, mayınlarda parçalanıyor duyuyor musunuz?

    Niye tersanelerde olağanüstü durum ilan etmiyorsunuz?

    Niçin bütün güvenlik koşullarının, Batıdaki tersaneler düzeyine gelmesi içini çaba göstermiyorsunuz?

    Oralarda Alman, Hollandalı, İsveçli, Fransız, İtalyan işçiler ölmeden tekne yapıyor da burada niye durmadan bizim kardeşlerimiz can veriyor?

    ***

    Bütün bunları yazıyorum ama bir yandan da biliyorum ki bu olay da bir iki televizyona haber olacak, gazetelerde ah vah denilecek sonra kapanıp gidecek.

    İşçilerimiz Tuzla'da ölmeye devam edecek.

    Her gün ocaklar sönecek.

    Çünkü biz artık duyarsız bir ülkeyiz, duyarsız bir toplumuz.

    Zenginliğe ve güce tapıyoruz, hakkımızı aramıyoruz, sesimizi çıkaramıyoruz.

    Çünkü 15-16 Haziran'larda gümbür gümbür meydanları dolduran işçi sınıfı hareketini el birliğiyle parçaladılar, yok ettiler.

    Emeğe sahip çıkan namuslu insanları sürüm sürüm süründürdüler.

    Meydan haramzadelere, arsızlara, yüzsüzlere kaldı.

    Ne demiş ozan:

    "Nesini söyleyim canım efendim

    Gayri düzen tutmaz telimiz bizim

    Arzuhal eylesem deftere sığmaz

    Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim"

    Başka ne diyeyim!
#12.08.2008 10:36 0 0 0
  • Eflatun öğrencilerine, 'ruhça zayıf' insanlarla tartışmayı yasak etmişti.

    Demek 2 bin 500 yıl önce bile tartışmaları çıkmaza götüren, egosunu tatmin etmek için konuşan ve ipe sapa gelmez sözleriyle sinir bozan insanlar varmış ortalıkta.

    Ama o dönemin avantajı, bunların televizyonda boy göstermemeleri, sadece kendi çevreleriyle sınırlı kalmalarıydı.

    Şimdi ekranlar aracılığıyla evlerimizin içine kadar giriyorlar ve eğer on dakika kulak kabartma cesaretini gösterirseniz sinirlerinizi altüst ediyorlar.

    Herkes böyle demiyorum elbette ama ne yapayım ki çoğunluk bu sınıfa giriyor.

    Yani Eflatun'un deyimiyle 'ruhça zayıf.'

    ***

    Böyleleriyle konuşmak insana hiçbir şey öğretmez. Çünkü siz konuştuğunuz sırada o, sözünüzü nasıl keseceğini, sizi nasıl mat edeceğini ve ne cevap vereceğini düşünmektedir.

    Söylediklerim gazeteler için de geçerli.

    Sağlıklı bir tartışmanın ön koşulu, bir terminoloji birliği yaratmaktır.

    Söylenilen kavramlar, herkes tarafından aynı biçimde anlaşılmalıdır.

    Sonra bir platform gerekir: Tartışılan konunun dışına çıkmamak, konuyu 'Mesela ben bir gün' diye kişiselleştirmemek, soyutlamalara sadık kalmak, kızıp köpürmemek ve karşındakiyle alay etme yoluna sapmamak.

    Bizdeki kalem ve söz savaşlarında bu koşullara uyulduğunu görmüyorum.

    Bir kere herkesin birbiriyle ilgili kemikleşmiş ön yargıları var.

    Kimi faşist, kimi ikinci cumhuriyetçi, kimi vatan haini, kimi şeriatçı, kimi askerci, kimi AB ajanı, kimi Kemalist, kimi siyonist.

    Konuşmaya başlar başlamaz bu ön yargılar ortaya dökülüyor ve iş daha baştan gerginleşiyor.

    Bir başka güçlük de konuşanların ya da yazanların düzeyi.

    Bu düzey bir türlü yerli yerine oturamıyor. Çünkü tartışmacılar aynı eğitimde, aynı derinlikte değil.

    O zaman şark usulü haykırışlar çıkıyor ortaya.

    'Beyefendi ben sizi dinledim ama...'

    'Sözümü kesmesine yahu!'

    'Bana söz verilmeyecekse ben kalkıp gideyim bari.'

    'Sen benim kim olduğumu biliyor musun?'

    'Ben senin cemâziyel evvelini bilirim lan!'

    'Hadi oradan Amerikan uşağı!'

    'Faşist!'

    'Faşist senin babandır şeriatçı!'

    'Hoşt, hoşt!'

    O ana kadar bekleyen ve kavganın kızışmasından zevk alan yönetici tam burada masum bir gülümseyişle devreye girer:

    'Yapmayın ama yayını kesmek zorunda kalacağım. Biz tarafsız yayıncılık ilkelerine göre yayın yapan...'

    O sırada biri yöneticiye söz söylemeye görsün:

    'Sen de taraf tutup durdun kardeşim.'

    Yönetici alı al moru mor tartışmaya katılır ve 'Keserim ulan yayını. Deminden beri seni adam yerine koyup söz verdim' falan filan...

    Öffffff!

    Sıkıldınız değil mi?

    İnanın ben de sıkıldım.

    Ama ne yapalım ki:

    Çelebi böyle olur bizde fikir tartışması dediğin!
#14.08.2008 14:55 0 0 0
  • Dünyanın neresinde doğmuş olurlarsa olsunlar, büyük insanlar, benzer düşünceleri dile getirir.

    Din, dil, ırk ya da zaman farkı, doğruyu görebilen gözleri engellemez.

    13. yüzyılda Mevlânâ Celaleddin Rumi

    "Dünle beraber gitti düne ait ne varsa cancağızım

    Bugün yeni şeyler söylemek lazım!" demiyor muydu?

    Yüzyıllar sonra Albert Einstein da şunları söylüyor:

    "Hiçbir sorun, o sorunu yaratan zihniyetle çözülemez."

    Yani, yeni şeyler söylemek gerekiyor.

    ***

    Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor ama biz hâlâ aynı isimler ve aynı düşünceler çevresinde tökezleyip duruyoruz.

    Bu yüzden de sorunlarımız çözülemiyor, tam tersine gitgide daha da ağırlaşıyor.

    Dün gazetelere baktım, yaklaşan yerel seçimlerin adaylarına göz gezdirdim.

    Hep bildik isimler, kırk yıldır tezgâhta olan mallar.

    Ne düşünceler yeni, ne de kişiler.

    Bir çeşit "dön baba dönelim!" oyunu.

    ***

    Amerika'ya bakın her seçimde yeni adaylar yarışıyor.

    Demokrat Parti sekiz yıl önce Al Gore'u aday göstermişti, geçen seçimde John Kerry'yi çıkardı, bu kez de Obama'yı.

    Bizim yöntemi izleseler Al Gore'un 15-20 yıl aday olarak kalması gerekirdi.

    Ama olmadı, yapmadılar.

    ***

    Ankara'nın değişmez bir siyasi kliği var. İnsanlar bu işten ancak ölümle ayrılıyor.

    Düşünüyorum da bugün Ankara'da siyaset yapanlar bu işe başladıklarında bilgisiyar, internet, cep telefonu vs. yoktu.

    Dünya iki kutupluydu. Amerika ile Sovyetler Birliği arasında nükleer harpten korkuluyordu.

    Türkiye, komünist dünyaya karşı bir tampon ülke olarak düşünülüyordu. Yeşil Kuşak denilen projenin parçasıydı.

    Doğu Bloku denilen ülkelerle hiçbir ilişki kurulamazdı.

    Bugün bunların hepsi değişti. Eski komünist ülkeler Avrupa Birliği çatısı altına girdi.

    Polonya bile Batı'nın askeri bir sıçrama tahtası oldu.

    Rusya ve Çin dünya kapitalizminin sayılı aktörleri haline geldi.

    Ama Ankara aynı kaldı.

    Değişmedi.

    Daha doğrusu, okyanus ötesinin ve Avrupa'nın etkisiyle değişme sürecine girdi ama özellikle muhalefet bu işe akıl erdiremediği için, sürece müdahil olamadı.

    Yeni şeyler söyleyemedi.

    Eski sorunları, o günün zihniyetiyle çözme yanlışına saplandı kaldı.

    ***

    Türkiye mutlaka ama mutlaka yenilenmek zorunda.

    Osmanlı da son döneminde yenileşmeye direniyordu ama gelip değiştirdiler.

    Ağır bedeller ödendi enkazdan, yeni düşüncelere sahip bir lider çıktı.

    ***

    Ankara, geçen yüzyılın ilk yarısında doğmuş kadrolarla bu işi yürütemez.

    Ve bu sadece yaş meselesi değildir.

    Zihniyet meselesidir.

    Ne yazık ki bizdeki çoğu genç politikacının zihni de Soğuk Savaş döneminde biçimlenmiş.

    ***

    Unutmayalım biz sorunları çözmezsek zamanı gelir, sorunlar bizi çözer!
#19.08.2008 18:22 0 0 0