Özel Günler ve Hediyeleşme - Yılmaz Erdoğan Kişisel Gelişim yazıları
Özel günler, resmi günler ve dini günler. Hayatımızı anlamlandıran, belirli dönemlerde yaşama sebebimizi anlatan şeyler. Bazılarında karşımızdakinin değerini bazılarında da milletimizin veya insanların değerini anlarız. Peki değer bilmek için bu günlere mi ihtiyacımız var ? Elbette belirli şeylerin hatırlanılması için belirli günler olacak, peki bir kişiyi sevdiğimizi hatırlamaya gerek var mı ? Ya da o günün baskısı ile birilerine sevdiğimizi ifade etmeye çalışmak… En gerçeği de bu zaten. Gerçek duygulardan uzak belirli bir kesimin cebini doldurmak için yapılan ve sadece günün anlamına kavuşması için söylenen, ifade edilen zorunlu söylemler.
Bir takvime baktığımızda yıl içinde yüzlerce kutlanacak, binlerce hatırlanacak özel gün görürüz. Bir çoğumuz bunu bilmeyiz, çünkü çoğunun kapitalist pazara hizmeti yoktur. Evet bu kadar açık söylüyorum. Her şey bundan ibarettir.Kaçımız kandil günlerini biliyoruz, ya da İstanbul’un fethi, Anadolu’nun Türklere açılması… Farkında mısınız bizi biz yapan şeylerden hiç haberimiz yok ve kimsenin de umurunda değil. Ama birileri kalkıp televizyonlarda bağıra bağıra sevgililer günü, anneler günü, babalar günü ve daha bir çok safsatayı anlatıyor. Hiç birinin bizimle alakası yok. Hepsinin kökeni ya hristiyanlığa ya da yahudiliğe dayanır. Araştırıp bakabilirsiniz. Bize hatırlatıyorlar ve hatta gözümüzün içine sokuyorlar. Neden ? Aslında anlattıkları şey çok açık. Anneler günü geliyor ! Şu ürün bu kadar, şu eşya bu kadar ve bu mağazada şu kampanya. Peki ya anne sevgisi ? Ya bırakın onu zaten annenizi seviyorsunuz. Sevmeseniz bile yılda bir kez böyle bir günde bir şeyler alarak yırtıyorsunuz, kurtarıyorsunuz kendinizi. Böyle olmasını istiyorlar onlarda. Sizin zaten hediye alma alışkanlığınız olsa ya da sevginizin sürekli olduğuna inansanız, bu günlere ihtiyacınız olmaz. Benim böyle bir alışkanlığım var diye söylemiyorum. Aldılar bu alışkanlığımı ya da zaten yoktu.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ya da 23 Nisan Çocuk Bayramı. Klişeleşmiş kutlamalar… Günün anlamından daha çok tatil yapacağını düşünen öğrenciler. İstiklal marşı, konuşmalar, folklor ekibi ve devamı. Bir çok kişi 29 Ekim’in ne olduğunu o günde öğreniyor ya da hatırlıyor. Belki de o günün önemi bize doğru düzgün anlatılsa televizyonlarda boş yayınlar yerine, gazetelerdeki magazin haberleri yerine arada bir bunlara yer verseler bu günlerde daha coşkulu olmaz mıyız ? Bundan bende muzdariptim. Kutlama olacak diye içimizde bir sıkıntı olurdu. Yine aynı şeyler olacak diye. Hiç kimsenin de sevindiğini hatırlamam. Yanlış anlamayın bu günlere karşı falan değilim. Sadece hakkıyla yaşamak istiyorum.
Hediyeleşme dinimizde de var. Sünnettir hediye almak, birilerini sevindirmek. Bu günler çıktığından beri zaten zamanı gelince alacağım diyerek yıl boyunca bu değerden uzak yaşıyoruz. Yaklaşınca da zaten günü belli olduğu için siparişi verilen hediyeler. Eğer bir ihtiyacın varsa neden bir sene bekliyorsun ki. Söyle 1 ay önce alalım. Hele kimine göre yeni yıl, abartıp ne olduğunu tamamen unutan insanların noel dediği yılbaşı kutlamaları. Gruplaşıp hediyeler alma, sapkınlığı abartıp kendini kaybedenlerin kırmızı iç çamaşırları alması ve bunun gibi bir çok özentilik, saçmalık. Allah islah etsin hepimizi.
Bize ait olmayan günlere itibar etmeyin. Onlar nasıl bizim dini ve özel günlerimizi kutlamıyor, saygı duymuyorlarsa bizde kutlamayalım. Küresel dünya diyorlar. Her şey ortak. Hiçte öyle değil. Küresellik onların içinde bir şey. Biz dışındayız. İçlerine girmeye çalışmanın değerimizi düşürmekten başka bir şey yapmayacağını unutmayalım.
Kısaca size anlatmak istediğim şey. Bu tür şeyler için başka değerlerin ürünlerini kullanmamak. Zaten her şey bizim içimizde, dinimizde mevcut. Tek sıkıntımız bunları bilmememiz. Beklemeyin, bize göstermezler. Araştırmamız gerekir. Hayatınızın anlamını ve gününüzün değerini bu günlere bağlamayın. Net bir duruş göstererek ne olduğunuzu bilin. Zaten kendinizi bilince her günün anlamı bir kez daha anlaşılacaktır. Ne Avrupa, Ne de Avrupalı olalım.