Laiklik ve Din

Son güncelleme: 26.01.2013 19:33
  • 9.sınıf din ve ahlak bilgisi dersleri - Atatürk'ün dinîmiz ve laiklikle ilgili görüşleri - laiklik nedirAtatürk'ün laiklik anlayışının iki yönü vardır. Birincisi din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması; ikincisi laiklik sisteminin getirdiği hak ve özgürlüklerin korunmasıdır, Atatürk, manca ve düşünceye karşı değildir.

    İslam dininde büyük, küçük, zengin, Fakir ayırımı yapılmaz, insanı küçülten kölelik, baskı, zulüm, adaletsizlik ve haksızlık yapılması yasaklanır, insanca bir yaşam için ne lazımsa hepsi yüce dinimiz İslam tarafından ilkeler ve prensipler halinde bize arz edilmiştir, İslam'da zorlama olmadığı gibi peşin olarak reddetme, hafife alma da yoktur. İslam dini herkesin yaşayabileceği kadar kolay, her seviyedeki ilim fikir ve devlet adamına da yol gösterecek kadar derin ve yücedir.

    Dinimizin bu özellikleri, göz ününe alındığında Atatürk'ün de, bunlara ilgisiz kalması düşünülemezdi. Nitekim bu keskin zekalı ve büyük devlet adamı, dinimiz hakkında, millet vicdanını temsil eden, veciz ifadelerle güzel sözler söylemiştir. Gerçekte, bu sözler üzerinde, düşünülüp iyi bir inceleme yapılırsa, Atatürk'ün dini gerçek manasıyla takdir ettiği görülür Zaten "din" gerçeği üzerinde, düşünüp kafa yormayan bir lider ve devlet adamı düşünmek mümkün değildir.

    Örneğin, Atatürk'ün İslam dinî hakkındaki şu samimî ifadeleri, gayet dikkat çekicidir "Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilime zıt, terakkiye (gelişmeye) mani hiçbir şey ihtiva etmiyor."!"

    Atatürk, devlet ile dini, din ile dünya işlerini birbirinden ayırmaktan yanadır. Çünkü din Kisvesi altında, devletin resmî kademelerinde bir kısım istismarların olabileceği endişesini taşımaktadır. Devlet adamlarının, dinî bir kuvvet sembolü veya bir baskı aracı olarak kullanmasını istemez. Zaten baskı ve zorlama dinimizde hoş karşılanmaz. Başkalarının tesiriyle yapılan ibadetler makbul değildir. Baskıyla iman ve ibadet eden bir insan, üzerinden baskı kalktığında ibadetleri yerine getirmez. Bu ise, iki yüzlülük, yani münafıklıktır,

    Atatürk, "Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din r ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz." demektedir. Bu sebeple Atatürk, laikliği bir idare şekli olarak esas almıştır. Atatürk, [Sikliği, sadece din ve dünya işlerini birbirinden ayıran bir devlet idaresi olarak görmem, bu anlayışın getirdiği hoşgörü ve vicdan özgürlüğünün de olmasını ister

    Atatürk, laikliği dinsizlik veya din düşmanlığı olarak anlamaz. Aksine laikliği gerçek dindarlığın yaşanmasına ve gelişmesine zemin hazırlayan, hatta bunu teminat altına alan bir yol olarak anlamaktadır. Atatürk'ün laiklik anlayışına göre din ve laiklik birbiriyle çatışmaz. Bunlar görev alanları birbirinden ayrı. devlet ve toplum için gerekli iki önemli kurumdur.

    2. LAİKLİK NEDİR?

    "Laik" kelimesi, dilimize Fransızca'dan, Fransızca'ya da Latinceden geçmiştir. Halka, kalabalığa, ait anlamında bir sıfattır. Terim olarak: ruhani olmayan, bir şeyin, bir fikrin, bir prensip ve kurumun dinle ilgili olmaması anlamında kullanılmaktadır Yine terim olarak din ve devlet işlerinin ayrılması, birinin ötekinin işine karışmaması demektir.

    Laiklik, 1789 Fransız ihtilalinden sonra hukuk terimleri arasına girmiştir. Fransız İhtilali'ni yapanlar, halk ve devlet üzerinde aşırı baskıları bulunan ve sınırsız yetkilere sahip olan kilisenin mallarının devletleştirilmesini^.yetkilerinin elinden alınmasını veya en aza indirilmesini istiyorlardı.

    "Laiklik" kelimesi, bizde ilk defa 1839'da "Gülhane Hattı Hümayunu" ile 'meşrutiyet" yıllarında kullanılmıştır. 1839 da yapılan "Islahat Fermanı" ile de yeniden gözden geçirilerek din ve vicdan hürriyetini de ifade edecek şekilde yorumlanmıştır.

    Bu anlayışa göre "laiklik, dindar vatandaşları din konusunda sahip oldukları haklardan her birim serbestçe korkusuz ve endişesizce kullanmalarını ve her birinden serbestçe faydalanmalarını gerektirir."'2'

    Laiklik kelimesini yorumlayan ve terim olarak tanımlayan Ali Fuad Başgil'e göre laiklik; "Devletin var olan ve bilinen dinlere karsı tarafsız olması, herhangi bir din veya mezhebin ibadet ve hükümlerine karışmaması demektir."

    "Laik devletin görevi ise vatandaşlarının din, ırk, renk, soy gibi özelliklerine bakmadan, herkesin dini inançlarını istediği gibi yaşamasını temin etmektir.

    Devlet, vatandaşların dinî inançlarını, rahatça ve huzur içerisinde yerine getirebilmeleri için gerekli güven ve huzur ortamını sağlar. Dinin politik yıkarlara alet edilmesine müsaade etmez. Devlet-millet bütünleşmesini sağlamak için, milletin dini ihtiyaçlarını karsılar. Bu hususta gerekirse okullar açar, kurumlar kurar ve mevcut okullarda dinin öğretilmesini sağlar.

    Laikliğin temel amacı ; din işeriyle devlet işlerini birbirlerinden ayırmak , dinin ve devletin işlerine açıklık getirmektir.

    Laiklik prensibini benimsemiş bir devlette , halkın dini hizmetlerine de önem verilir. Dindarlar inandıkları dinle baş başa kalırlar.

    Laiklik demokratik hayat tarzının ortaya çıkardığı bir zarurettir. Bu hayat tarzı hürriyet ve eşitlik olmak üzere iki temele dayanır

    Laiklik bu iki ilkenin cemiyet hayatında uygulanması ve onların korunmasını sağlar.

    Hürriyet ; bir insana istediği dini ve inancı seçme hakkını , inandığına göre yaşamayı kapsar. Hiçbir insan inancından dolayı kınanamaz.

    Eşitlik; Fertler hür iradeleriyle seçtikleri dinde inançları sebebiyle farklı muamele göreceklerse bu hürriyet sözde kalır. Laik devlette farklı inançtaki vatandaşlara kanunlar eşit uygulanır.

    3. ATATÜRK'ÜN LAİKLİK ANLAYIŞI

    Laiklik, din işleri ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devletin dinî esaslara dayandırılmadan yürütülmesidir. Gücünü doğrudan doğruya milletten almayı amaç edinen laiklik, dünyaya ait işlen ve otoriteyi dine ait işlerden ve otoriteden ayırmak ister. Atatürk de, bu anlamları ifade eden laiklik tanımlamalarında bulunmuştur. Bunlardan biri de şudur: "Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir Bütün yurttaşların vicdan, ibadet hürriyetlerini temin etmektir."

    Atatürk laikliği dinsizlik olarak görmemiştir, laikliğin tanımını şöyle yapmıştır

    "Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için hakiki dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz."

    Laikliğin inançsızlık veya İslam düşmanlığı anlamına gelmediğinin iyice anlaşılmasını isteyen Atatürk, görüşlerini şöyle açıklıyor; "Bazı kimseler çağdaş olmayı inançsız olmak sanıyorlar Asıl inançsızlık onların bu inanışıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir?" "Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey kapsamıyor"

    Özet olarak; Atatürk'e göre laiklik, din ve vicdan hürriyetlerini sağlamak, herkesi inancında serbest bırakmak, din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak; devlet işlerini bilim ve akla göre yürütmektir.

    Laiklik, insanların inanç ve düşüncelerine saygı göstermeyi ve hoşgörüyü gerektirir. Bu sebeple kişiler, kendi düşüncelerini ifade ederken taassup ve ön yargıdan uzak olarak davranmalı, başkalarının inanç ve düşüncelerini küçümsememeli, Büyük Atatürk'ü örnek almalıdır.

    ATATÜRK'ÜN DİNİMİZLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

    İslam dini, insanların dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu olmalarını isteyen, her yaş ve çağda insana hitap eden bir özelliğe sahiptir. Çünkü İslam1!, insanı ve evreni yaratan yüce Allah göndermiştir. "Bir şeyi en iyi, yapan bilir" prensibine göre. "Hiç Yaratan bilmez mi?.,. ayetinde de buyrulduğu gibi, o, her şeyi ve herkesi, bütün istek ve ihtiyaçlarıyla bilmektedir.

    İslam dininin evrensel özelliklerini bilen büyük Atatürk, dine karşı ilgisiz kalmamış, Allah, peygamber, Kur'an ve din hakkında şöyle söylemiştir;

    ''Allah birdir. Şanı büyüktür . Peygamber Efendimiz Hazretleri, Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'da ki anlamı açık olan ayetlerdir, insanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer İlahî tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü din, evren kanunlarını (maddi ve manevi alem kanunlarım) yapan Cenabı Hak'a aittir."

    Atatürk, İslam dini hakkında şöyle demiştir:

    "Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey kapsamıyor."

    Başka bir sözünde İslam dini hakkında şunları söyler: "Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina yüzyıllardır ihmal edilmiş, harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur, yorumlar, boş inançlar binayı daha fazla hırpalamış."

    Atatürk bu görüşüyle, dinin reform edilmesini veya değiştirilmesini değil, aslına uygun olarak ele alınmasını ve dine sokulan hurafelerden temizlenmesini istemiştir.

    Türk milletinin, sık sık yüce, şerefli, zeki ve çalışkan bir millet olduğunu söyleyen Atatürk, dinin bu özelliğine, dikkat çekerek, "Bizini dinimiz, milletimize hakir miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah'ta peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şerefini muhafaza etmeyi emrediyor... Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor,"'1' demiştir.

    Camilerin, millet için fonksiyonuna da dikkati çeken Atatürk: "Camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadetle beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek, ani konuşup tartışmak, tanışmak için yapılmıştır... Camilerin kutsa] minberleri, halkın ruhî, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır . Hutbeden maksat, ahalinin aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir."'2' demiştir,

    Kısaca Atatürk, dine ve inanca karsı hassas ve saygılı davranmakla beraber onun bir teori olarak değil, aynı zamanda pratik olarak da-yaşanıp hayata geçirilmesini istemektedir, İslam dininin inanç,şekli, kitabı, peygamberi ve akla mantığa uygunluğuyla iftihar etmekte, insan hayatına verdiği değerden dolayı hayranlığını dile getirmekledir. Peygamber Efendimizin büyüklüğünü takdir eden su sözleri de onun İslam dinî ve peygamberi hakkındaki gerçek kanaatini ortaya koymaktadır: "O {Hz. Muhammedi Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar o, olumsuzdur.

    alıntı
#26.01.2013 19:33 0 0 0