TARİKATLAE HAKKINDA NE DÜŞÜNDÜGÜNÜZÜ MERAK EDİYORUM TARİKATA BAKIŞ AÇINIZ NEDİRR.....

Son güncelleme: 20.12.2008 14:26
  • arkadaşlar zahid b ukonuyo çok güzel açıklamış bende ona ileve bişeyler eklemek istiyorum tarikatın arapça anlamı yol demektir. hak yolda olan ve sapıtmış olan tarikatlar günümüzde bulunmaktadır.bunları incelersin hangisi sünnet üzere ise onu seçersin bir insan nefsini tek başına yenebileceğini düşünüyorsa tarikata bağlanmasına gerek yok ama günümüzde öyle insanların sayısı çok az. içimizden birisi ben varım diyorsa bundan sonra ona müritlik yapmaya hazırım . geçen bi sohbette mürşit insana neler katabilir diye sohbet etmeye başladık bir abimiz mıknatısı aldı üzerine bir toplu igne koydu ve bir müddet sonra o toplu igne miknatis olmamasına ragmen miknatıs özelliği gösterdi bunu mürşit mürid üzerine yorumlayacak olursak bir insanın bence bir mürşide yol göstericiye ihtiyacı vardır. EBRA kardeşim bence düşündügün tarikat güzel ve sesli zikire sahip bir tarikattır ben öyle biliyorum çevremde birkaç kişi var haktır seninde bir daire içine girmeni isterim . Nakşibendiyyeti , Ve'l Kadiriyeti , Ve's- Sühreverdiyyeti, Ve'l Çeştiyyeti, Ve'l Kübreviyye bunları incaleyebilirsin allah şaidim olsun bunlar sünnet üzeredir vebaline kefilim
#15.10.2008 00:19 0 0 0
  • Tarikatlar ALLAHA Giden bir yol olduğu için bu ahir zamanda ehli sünnetvel cemaat düsturuyla manevi iştirak amel olduğundan. insanların ferdi yapmış oldukları iyilikler ve fenalıklar mahdutdur.cemaatle ise gayrı mahdutdur.onun için bu zamanda şittetli bir şekilde cemaatlere ihtiyaç vvardır.s.a
#24.10.2008 09:34 0 0 0
  • Kuranı kerime nasıl talebe olunur.
#24.10.2008 09:45 0 0 0
  • Haberin olsun, halis din yalnızca Allah' ındır. O'ndan başkalarını evliyalar edinerek "Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah'a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz." diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez.

    39 Zümer Suresi 3

    Rabbinizden size indirilene uyun. O'ndan başka evliyaların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

    7 Araf Suresi 3
#24.10.2008 10:14 0 0 0
  • bu kagıdı hangi tarikat veriyor çok merak ettim beni bilgilendirmek istermisin bunlar çok kısa birer maddelerdir asıl anlatılmak istenenler bu cümlelerin altında gizli kalmış
#27.10.2008 23:29 0 0 0
  • Haberin olsun, halis din yalnızca Allah' ındır. O'ndan başkalarını evliyalar edinerek "Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah'a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz." diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez.

    39 Zümer Suresi 3

    Rabbinizden size indirilene uyun. O'ndan başka evliyaların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

    7 Araf Suresi 3



    (Şimdi benim dinimi en güzel şekilde yaşamam için illaki, bir tarikatamı girmem gerekiyor. Kuranı Kerim gibi büyük bir rehberimiz varken bize apaçık yol gösterirken kimse kusura bakmasın ve üstüne alınmasın ve bu tür gereksiz tartışmalara lütfen girmesin....
    Belliki bazılarının çok dikkatini çekmişimki bana özel mesaj atıp açıklama bekliyor....
    Burası bir paylaşım platformu isteyen istediği gibi yazamayacaksa ve böyle bir kuralda varsa mainboard üyesi olarak bunu bilelim...
    Amacım hiç kimseyi incitmek ve kırmak asla değil, ama yazdıklarımdan dolayıda kimseye hesap vermek durumunda değilim....)
#27.10.2008 23:57 0 0 0
  • ARKADAŞLAR EĞER DİNİ KONULARDA FAZLA BİLGİ SAHİBİ DEĞİLSENİZ BİR GRUBA ÜYE OLUP BİR KİŞİYİ ÖRNEK ALMAK HER ZAMAN DAHA FAYDALI OLACAKTIR.
#28.10.2008 00:13 0 0 0
  • Arkadaşlar herkesin yazısını okudum yalnızca şunu söylemek istiyorum herkesin tanıdığı biri yunus emreye bakın bence en güzel örnektir bu konuda....
#28.10.2008 00:31 0 0 0
  • arkadaşım dediğin gibi burası paylaşım formu ve merak ettim beni bilgilendirip bilgilendirmemek senin elinde ben rehbersiz yola çıkmam rehberim kur'andır yardımcılarım sünnettir ama bana bunları öğreten hocamdır hocamda benim şeyhimdir benim öğreticiye ihtiyacım var senin öğreticiye ihtiyacın yok kendi başına allaha ulaşacaksan gelip senden ders almak istiyorum biz allahın sevgili kullarına tapmıyoruz onların güzel ahlakını örnek alıyoruz üste ayet meali yazmıssın o ayetin başı sonu ve yorumunu yappacak kadar bilgi sahibi değilim ama bildiğim birşey örnek vererek açıklıyayım kuranda namaz kılmayın diye bir ayet var amma onun başındada içkili iken sözü var öncelikle ayeti indiriliş sebebini ne anlatmak istediğini iyice bilmemiz gerekiyor
#28.10.2008 23:18 0 0 0
  • TARİKATLER ÖLÇÜSÜ ORANINDA GEREKLİ
#29.10.2008 07:23 0 0 0
  • kardeşim zati ölcü dışına kimse taşmak istemez ölcü dışı şirke girer ama millet anlamak istemiyor iki üç tane sapkın tarikat çıktı diye tüm tarikatları suçlayamassın
#29.10.2008 10:03 0 0 0
  • Çevremizde değişik bir insan grubu var. Bunların niyeti Üzüm yemek değil Bağcıyı dövmek,SU içmek değil suyu bulandırmak.Bu grubun üyelerine karşı dikkatli ve uyanık olmamız gerekir.Onları tarif edecek olursak dış görünüşte çok takvalı ,İslam'ı dört dörtlük yaşayan bir görünüm sergilerler.Bu insanlarla konuşmak ayrı bir zevktir.Çok bilgili ,güzel ahlaklı,hizmet ehli ,cihat ruhludurlar.Herkes tarafından sevilirler.Örnek alınacak ender insanlar olarak bilinirler.Evet,buraya kadar sorun yok!Her şey çok güzel değil mi?

    Şimdi de meseleye yavaş yavaş girelim. Dikkat edeceğimiz özelliklerini sıralamaya başlayalım: İşte bu insanlar karşısındaki insanı etkilediklerini anladıkları anda başlar kendi fikirlerini meydana çıkarmaya. Derler ki :"Kalpleri yalnız Allah (c.c.) bilir. Kimseye haksız olarak paye vermemeli ve onları göklere çıkarmamalıyız. Onların ardından giderek İslam;'ı parçalara ayırmamalıyız.Bu sözleri ile mezhepleri kabul etmediklerini belirtirler.

    Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ayı ikiye ayırmasını ,O'nun mübarek parmakları arasından sular fışkırmasını,ağaçların köklerini sürüyerek O'nun yanına gelmesini vb. mucizelerini kabul etmezler.O'nun bebekken Hz. Halime'nin köyüne gitmesiyle o diyara bolluk bereket getirmesine de inanmazlar. Bu olaya yaptıkları açıklama ise bir Peygamber bile olsa nihayetinde O bir bebekti.Bir bebek geldi diye o beldeye neden bereket gelsin?Bu ,insanların abartmasından başka bir şey değildir derler.
    Bunu yanında hadis-i şeriflere de inanmazlar.Gerekçeleri ise bugüne kadar bozulmadan gelmelerinin imkansız olmasıdır.Böylece güzide sahabelere ve yüce alimlere güvenmediklerini göstermiş olurlar.
    Kendi düşüncelerini ifade etmeseler de bazı hareketlerinden görüşlerini ele verirler.Çünkü bu kişilerde sünnete uyma yoktur.Mesela sol elle yeme içme,ayakta su içme gibi sünnete aykırı davranışlar gösterirler.
    İşte bu grubun kaynağı Mısır'dadır. Seyyid Kutup,Mevdudi gibi Mısırlı alimlerin izinden giderler,her şeyi akılla çözmeye çalışan bir akımdır.Yani İslam'ın manevi bir boyutu olabileceğine inanmazlar.Kendilerine Dar'ul İslam,Dar'ul Harp derler.İslam kanunlarını uygulanmadığı bir yerde Cuma namazı kılınamayacağına inandıkları için bu ismi alma olasılıkları yüksektir.Halk arasında radikaller olarak bilinirler.
    Bu gibi insanları Allah Resulü(s.a.v.) bid'at ehli olarak nitelendirmiştir.
    Bu konuda kararı sizlere bırakıyorum.
    KUR'AN VE SÜNNET'İN EMRETTİĞİ RABITA

    Bazıları tasavvufta tarif ve tavsiye edilen rabıtayı tenkit etmekteler. Kimi bu tenkidin şiddetini artırıp rabıtaya şirk diyecek kadar ileri gitmektedir. Acaba birisine göre ibadet, diğerine göre felaket olan bu rabıta nedir?

    Tasavvufta rabıta, terbiyenin temeli ve en büyük zikir sebebi görülürken, onu şirk gören kimse hangi delil ve mantıkla bu sonuca varabiliyor?

    Gerçekten şirke götüren bir rabıta çeşidi mevcut mudur?
    Rabıtanın Kur'an ve Sünnet'te bir örneği, benzeri, delili ve tarifi var mıdır? İnsan terbiyesi için rabıtanın gereği nedir? Bütün bunlar, cevap arayan sorulardır.


    Aslında çözüm kolaydır. Aramızda bir ihtilaf varsa, yapılacak iş hakeme gitmektir. Din işlerinde hakem Kur'an ve Sünnet'tir. Biz de önce Kur'an ve Sünnet'e bakacağız. Onlarda rabıtanın nasıl ele alındığını inceleyeceğiz.

    "Rabıta", "ribat", "murabata" kelime olarak "rabt" kökünden gelmektedir. Rabıta ve rabt, sözlükte iki şeyi birbirine iyice bağlamak anlamına gelir. Bu kelimeye, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, şiddetli muhabbet, münasebet, ilgi ve sevgi ile bir şeye bağlılık, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalar da verilmiştir. (Cevherî, Sıhah; İbnu Manzur, Lisanu'l-Arab; Zebidî,Tacu'l-Arus.)

    Bu kelimeler kullanıldıkları yere göre, bir şeyin üzerinde sabit durmak, kendini hapsetmek, başkasından kesilip bir şeye tam yönelmek gibi manalar da taşımaktadır. (Razî, Tefsir-i Kebir; Kurtubî, el-Cami li Ahkami'l-Kur'an; İbnu Kesir, Tefsir.)

    Kur'an ve Sünnet'te anlatılan rabıta çeşitleri de, bu manaların birini veya birkaçını içermektedir.

    KUR'AN'DA RABITA GEÇİYOR MU?

    Kur'an'da rabıta kelimesi açıkça zikredilmektedir. Bunu şu ayette görüyoruz:

    "Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah'ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz." (Âl-i İmran, 200)

    Bu ayetteki "rabıta yapın" emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah'ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)

    Yüce Allah'ın her müminden istediği rabıta, kalbini Yüce Allah'a bağlamaktır. Her işte O'nun rızasını gözetmektir. Bütün yaptıklarında helal ve haram sınırına dikkat etmektir. Kalp kâbesini günah kirlerinden temizlemektir. Oraya Allah'ın sevmediği şeyleri sokmamak için gönlü kontrol altında tutmaktır. Kısaca, Yüce Allah'ın düşman olduğu şeyleri gönülden çıkarmak ve kötülüklerin esaretinden kurtulmuş, hür bir müslüman olmaktır.

    Rasulullah s.a.v. Efendimiz, "rabıta yapınız" ayeti indiği zaman, ashabına ayette anlatılan ribat ve rabıtanın ne olduğunu şöyle açıklamıştır:

    "Zor ve sıkıntılı zamanlarda güzelce abdest almak, kalbi mescitlere bağlı olmak, ibadet yerlerine çokça gidip gelmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini gözetlemek var ya; işte sizin için ribat budur, işte asıl ribat budur, işte asıl ribat budur." (Buharî, Tirmizî, Nesaî, Malik)

    Bu hadisten ribatın iki türlü manasının olduğunu anlıyoruz. Birisi manevi, diğeri maddi sınırları kontrol altında tutmaktır. Korunacak manevi sınırlar ilâhi emirler ve kalbimizdir. Maddi sınırlar ise düşmanın saldırı noktalarıdır.

    Kalbin Yüce Allah ile ne halde olduğunu kontrol etmeye murakabe denir. Zahiri düşmanları takip ve kontrol etmeye ise mücadele denir. Her ikisi de mümin için vazgeçilmez birer vazifedir. Çünkü ayette kurtuluş bunlara bağlanmıştır
    Selam ve dua ile
#04.12.2008 09:06 0 0 0
  • 'MÜRŞİD YERİNE ALLAH'I DÜŞÜN' SÖZÜ DOĞRU MU?

    Yüce Allah'ın zatı hariç, her şey düşünülebilir. Yüce Allah'ın zatı hiçbir şeye benzemediği için onu düşünmek mümkün değildir. Rasuiullah s.a.v. Efendimiz, bu konuda şu ölçüyü önümüze koymuştur:

    "Allah Tealâ'nın zatını tefekkür etmeyin/düşünmeyin. O'nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah'ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz." (Ebu'ş-Şeyh, Kitabu'l-Azame; Ebu Nuaym, Hilye; Tabaranî, el-Evsat; Beyhakî, Şuabu'l-İman; Elbanî, Sahiha.)

    Alimlerimiz bu hadisten hareketle şu temel kaideyi tespit etmişlerdir: "Her ne ki hayal edilir, o Allah değildir." (Şa'ranî, el-Yevakıt). Yüce Allah'ın dışındaki her varlık düşünülebilir ve nasıl olduğu hayal edilebilir. Fakat Allah nasıl acaba diye düşünülmez, düşünülemez.

    Bu hadis, niçin bir mürşidi düşünüyorsunuz da Allah'ı düşünmüyorsunuz, diyenlere cevap vermektedir. Kâmil mürşid, bir varlıktır, kuldur, edep ve takva sahibi salih bir insandır. Allah'ın dostu, halifesi, şahidi, delili ve davetçisidir. Onu düşünmek, hayal etmek, kalpte canlandırmak, gönülde şekillendirmek, rabıta yapmak mümkündür, fakat bu durum Yüce Allah'ın zatı için mümkün değildir.

    AYETLER, İBRETLER

    Yüce Allah, Kur'an'da bütün varlıklara, yerlere, göklere, dağlara, denizlere, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze, yağmura, rüzgara, insana, bitkilere, hayvanlara, tarihte olan olaylara "ayet", "delil" ve "ibret" ismini veriyor ve onların yaratılmasına, seyrine, sevk ve idaresine, hareket ve sonuçlarına ibretle bakmamızı, onların üzerinde derin derin düşünmemizi emrediyor. Bir sivrisineğin halini, arının yaptığı balı, örümceğin ördüğü ağı misal vererek, akıl sahiplerinin ibret almasını istiyor. Cennet, Cehennem, Sırat, Mizan ve diğer ahiret hallerini safha safha anlatarak, hepsi üzerinde düşünülmesini bekliyor.

    Kısaca önümüze iki türlü ayet konmuştur. Birisi Kur'an ayetleri, diğeri kainat ayetleridir. Yüce Allah, bütünüyle Kur'an ayetlerini düşünüp öğüt almamız ve Allah'ın tek ilâh olduğunu anlamamız için indirdiğini haber veriyor. (Nisa, 82; Yusuf, 2; İbrahim, 52 v.d.)

    Aynı şekilde yerler, gökler ve içindekilerin de aynı hedef için yaratıldığını bildiriyor ve onlardaki bu ilmi insanların okumasını, içindeki mesajı almasını istiyor. (Bakara, 164; Âl-i İmran, 190-191; Yunus, 101 v.d.)

    Bu ayetler bize sadece kainatta olanı biteni haber vermek, onların isimlerini öğretmek ve arada bir kendilerini konu etmek için anlatılmıyor. Bunların tek hedefi kalbi uyandırmak ve Yüce Allah'a bağlamaktır. Çünkü disiplinli düşünmek, bir halden diğerine geçmek içindir. Tefekkürle kalp dirilir, hali değişir, sıfatı güzelleşir. Bu dirilik ve güzellik diğer lâtifelere yansır. Kalp gibi ruh, sır, hafi, ahfa, vicdan, akıl ve şuur da ayet ve delilleri tefekkürün sonucu oluşan ilim ve feyzden nasiplenir. Sonuç güzel ahlâktır.

    Tefekkürle cehaletten ilme, dünya hırsından zühde, kibirden tevazuya, benlikten edebe, nefretten sevgiye, korkudan emniyete, vesveseden zikre, boş işlerden ibadete, fani dostlardan ebedi sevgiliye yöneliş ve geçiş sağlanır. İşte buna seyr u sulûk, yani Allah'a gitmek denir. Bu hedefe giderken her şey bir vesileden ibarettir. Tefekkür de en güzel vesiledir. Bunun için, "uyanık kalple bir saat tefekkür yapmak, gaflet içinde bir sene ibadet yapmaktan hayırlıdır" denmiştir. (Ebu'ş-Şeyh, Kitabu'l-Azame; Gazalî, İhya)

    Kur'an'da, ayetlerden ibret almak ve sonuç çıkarmak için samimi iman, uyanık kalp, güzel yöneliş, takva, temiz akıl ve sabır gerekli görülmüştür. İman etmeyen ve aklı midesine, kulağı para sesine, gözü cüzdanına bağlı yaşayan kimseler, bu halleriyle kör, sağır, dilsiz, hissiz ve kıymetsiz birer varlık olarak tanıtılmıştır.

    Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak, tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek, ibret almak, kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır. Hadiste, aklı başında olan her müminin, gününün bir kısmını bu tefekkür için ayırması gerektiği belirtilmiştir. (İbnu Hıbban, Sahih; Ebu Nuaym, Hilye)

    MUHABBET RABITASI

    Kur'an ve Sünnet'te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah'ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A'raf, 157-158) O'na uymadan Allah'ı seviyorum demek yalandır.

    Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: "Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz." (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)

    Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram'ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir. "Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız" hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah'ın: "Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur." (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. "Ey iman edenler Allah'tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun." (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.

    ÖLÜM RABITASI

    Kur'an ve Sünnet'te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur'an'da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer'e: "Kendini ölmüş ve kabre girmiş say." (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)

    Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.

    Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: "Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün."

    Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.'yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve "Nereye kadar ulaştın?" diye sordu. O da, "Sırat köprüsüne kadar." cevabını verdi.

    Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: "Eğer insanlar Yüce Allah'ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi."

    RABITANIN SONUCU

    Tasavvuf büyüklerinin tarif ve tatbik ettiği rabıta da yukarıda anlatılan tefekkür çeşitlerinden birisidir. Rabıta, görülmesi Yüce Allah'ı hatırlatan kâmil bir veliyi gönül aynasında seyretmek ve üzerinde zuhur eden ilâhi tecellileri görüp, Yüce Allah'ı zikretmekten ibarettir.

    Diğer bir yönüyle rabıta, Yüce Allah'ın dostu ile gönülde beraber olmaktır. Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır. Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir. Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve onlardaki güzel ahlâka özenmektir. Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir.

    Kısaca rabıta, Allah'ın yeryüzündeki şahidine bakarak Allah'ı tanımaktır. İşte tefekkürün özü de budur.(Alıntıdır.)
    Temenni;İNŞAALAH yolumuz bir birimizi anlaktan geçer.
    Enam Suresi 155-Bu ise indirdiğimiz tam, çok mübarek bir kitaptır. Bundan böyle buna uyun ve korunun ki, rahmetimize eresiniz.
    156-Ve: "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz, onlar gibi okuyup anlamaktan habersiziz." demeyesiniz

    (Kur-an'ı Kerim mealini okuyalım)
#04.12.2008 09:28 0 0 0
  • s.a kardeslerim biraz okudum yazdiklarinizdan söyle soyleyim tarikadi tanimak isteyen Sahabe hayatini okusun derim. Hz.Ebubekir.(ra) baslaya bilir . Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v) Neden araci olarak Ceprail (a.s) oldu ???
#08.12.2008 18:31 0 0 0
  • Şimdiki uydurma tarikatlerin,tarikat olduğuna inanmıyorum.Babam nakşibendi tarikati mensubu idi.Hepsi rahmetli oldu,Tevfik Efendi diye bir şeyhleri vardı,biz ona "Efendi Baba" derdik.Haftada bir kaç gün,müritlerin birinde toplanırlardı.Ağabeyim ve ben,bu toplantılar sırasında,onlara hizmet ederdik.Bir gün,Nuruosmaniye camii imamı,Hafız Ahmet Amca,toplantıya gelmemişti.Birisi "Hemen getirelim" dedi,ne yaptılar,ne ettiler bilmiyorum,on dakika geçmedi,kapı çalındı,açtım,Hafız Ahmet geldi.O zamanlar telefonu olan ev parmakla gösterilirdi,bizde telefon yoktu ki telefonla çağrılsın.
    Ağabeyim terzi idi,ihaleye girer,banka personellerinin elbiselerini dikerdi.İhaleye gideceği zaman,Efendi Babaya gider,duasını alır ihaleye öyle giderdi.Her gidişinde de ihaleyi alırdı.
    Her sene yedi sekiz dersten ikmale kala kala liseyi bitiren yeğenim,Efendi Babanın himmeti ile Harpokulu imtihanını kazandı,şu anda emekli Albay.
    Bir kız arkadaşım vardı,ailem evlenmemize karşı çıktı.Efendi Babaya gittim."Kızın adı benimle çıktı,ayıptır günahtır,babama söyle de işimiz olsun" dedim.Sen merak etme biz ona kısmet buluruz" dedi,bir ay geçmedi,kız başkası ile evlendi.
    Ayşe diye bir komşu kızı vardı,ne olduysa oldu,kız kekeme oldu,konuşamıyor,bizim Efendi Babaya götürdüler,adam bir okudu,kız eskisi gibi konuşmaya başladı.Ben bütün bunlara şahidim.Bu anlattıklarım 1960 öncesi yıllara ait olaylar.Tarikat deyince,ben bütün bu olayları hatırlıyorum,şimdikiler uyduruk geliyor bana.
#08.12.2008 21:15 0 0 0
  • Bukadar şeyler gördükten sonra sayın kutsi niye bencil davranıyorsunuz Allahuteala yer yuzunda sevdiği kul kalmamış olsa zaten kıyamet çoktan kopar.Sen Tarikatı tanımamış olaylara şahit olmuşsun.
#11.12.2008 22:46 0 0 0
  • Biraz eski konu ama yazmadan olmaz. Tarikatlar islamdan bir parça değildir ve bir çoğu din adına büyük yanlışlar yapmaktadır. Hatta kendisi bizzat şirke düşmekte ve insanları da şirke sürüklemektedirler. Ve Kur'an da "Allah ile insanları aldatanlar" olarak adlandırılan kişi ve gruplardır. Şekil ile din olmaz. Din Allah'ın bize bildirdiği ve Hz Peygamberin bize açıkladığından (Sahih Hadisler) den ibarettir. Diğerlerinin dini bir bağlayıcılığı yoktur. Ayrıca ayrıca bir takım törenler ve zikir ayinleri düzenliyorlar ki bunun dini bir geçerliliğinin olması mümkün değildir. Bunlar uzakdoğu kökenli dinlerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Zikir namazdır Kur'an bunu açıkça ifade eder "Beni zikretmek (anmak) için namaz kıl" bundan başkası yoktur. İnsanın mürşidi olması gerekiyorsa illa o da ancak Kur'an ve o kişinin aklıdır. Bundan başka mürşit olmaz.
#15.12.2008 09:13 0 0 0
  • Hepimizin bildiği gibi bizim bulunduğumuz zaman AHİR ZAMAN diye geçmektedir.İşte ahir zamanda yani günümüzde bırakın islamiyeti yaşamayı fen ve felsefe imanın ve islamın şartlarına ilişmişler. Önceden herkes atalarımız hiç kuşkusuz islamın ve imanın şartlarına inanırlardı.AMA şimdi fen ve felsefenin katkısıyla okuyan çoğu insan imanın şartlarında şüpheye düşmüşler. Acaba ALLAH var mıdır? Melekler var mıdır? gibi imanın temel esesları olan imanın şartlarında bile şüpheye düşmüşler. Sen bu kişiye namaz farzmış, şöyle yapmak sünnetmiş dersen adam der ki "kardeşim (haşa) ben ALLAH'I kabul etmiyorum ki sünnet farzı kabul edeyim.
    Yani kardeşler! Bir doktor önce hastalığı teşhis eder sonra ilaç ve tedavi. İşte zamanımızın hastalığı imansızlık hastalığıdır. Bu da delil ve burhanlarla yani ALLAH'ın varlığını birliğini melekleri peygamberleri yani imanın esalarını ispat etmekle olur.

    Tarikat ise bildiğiniz üzere bir ağacın meyvesidir. Yani bir insan iman ve islam şartlarında ve diğer hükümlerin hepsine kalben inanmış ve yaşamaktadır. Zaten bir kişi farzlarda sünnetlerde ve vaciplerde sıkıntısı varsa ilk önce onları halletmesi gerekir. ondan sonra kalp yoluyla o meyve misal gidilir.

    AMA şunu da unutmayalım ki tarikatlerinde birinci vazifesi iman ve islam hükümlerini sağlamaktır. Yani ilimle ispata çalışmalıdır. ilimle uğraşmalıdır. İmam Rabbani diyor ki bir iman hakikatinin öğretmeyi bin keramate değişirim feda ederim diyor yani birinci vazife iman vazifsidir diyor.

    İşte maalesef şimdiki bazı tarikatler imani mevzuuları tam halletmeden kalp yoluyla bir şeyler yapıyorlar o da pek etkili olmuyor.

    Krdeşim ister tarikat olsun ister tasavvuf ne olursa olsun her müslümanın vazifesi imanı mevzuları halletmektir. İman her şeyden önce gelir KURAN da da en çok iman dan bahsedilir imanı mevzular ilim yoluyla ispatlandıktan sonra kalp yoluyla gidilebilir.
#20.12.2008 14:26 0 0 0