foto - M.Kutsi Çil
    Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı
    Atatürk,İstiklal savaşı sırasında din adamlarına değer vermiş,bazı yerlerde din konusunda iyi şeyler söylemiştir,kabul.Ancak savaş kazanılıp,cumhuriyet kurulup,cumhurbaşkanı olunca,din ile ilgisini kesmiş,hatta din aleyhinde sözler söylemiştir.Suçsuz yere birçok din adamının kellesi Atatürk döneminde alınmıştır.O zamana kadar askeri denetimlerde askere "Selamünaleyküm" dendiği halde Atatürk "Ben bu selamı hiç sevmiyorum" diye selamı "Merhaba" şeklinde vermiş,o gün bu gün bu selam devam ediyor.Yine Atatürk döneminde liselerde okutulan tarih kitaplarında "Maymundan türediğimiz,atalarımızın maymun olduğu" yazılmış,çocuklara böyle öğretilmiştir.Hatta bir demecinde islamiyeti "Ortaçağdan kalma gericilik..." diye vasıflandırmıştır.Köşkte her gece içki sofrası kurulmuştur.Gerçi bu sofralarda devlet işleri görüşüldüğü söylenir de o kafayla devlet işi ne derece doğru görüşülür o da ayrı konu.Sözlerim yanlış anlaşılmasın.Ben Atatürke karşı biri değilim.Yıllarca İnkılap Tarihi okuttum.Çocuklara Atatürk sevgisi aşıladım.Derslerimde ders kitapları ne yazıyorsa onu anlattım.Bu konulara girmedim.Eğer öğrencilerim Atatürk hakkında yazılan bir çok şeyi okudularsa,korkarım beni yalancılıkla suçlayacaklar."Bizim hoca bize doğruları anlatmamış,hep Atatürkü methetmiş" diyecekler.Arkadaşlar,hiçbir insan dört dörtlük değildir,hatasız kul olmaz.Kimi tanıtıyorsak tanıtalım,bu kişi Atatürk bile olsa,doğruları ve eğrileriyle tanıtılmalı.Ama maalesef biz bunu yapmıyoruz.İstiyoruz ki Atatürkü herkes sevsin.Kimseye kimseyi zorla sevdiremezsiniz.İnanın Atatürk Anıtkabirden şöyle bir doğrulsa,neredeyse her evdeki heykellerini,resimlerini görse,hele hele heykellerinin karşısında esas duruşta duruşları görse,vallahi bizi sopa ile kovalar."Kaldırın bu saçmalıkları" der,eğer inançlı ise "Bunları yapacağınıza bana bir fatiha okuyun yeter" der.Bizde adettir,kraldan fazla kralcı oluruz.Behcet Kemal Çağlar adlı şair,Atatürk hakkında yazdığı şiirinde,Anıtkabiri "Türkün kıblesi..." olarak göstermişti de zamanın bürokrasisi adamı göklere çıkarmıştı.Sanırım Atatürk bunu da duysa bu şairi falakaya yatırırdı.
    Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı
    27 Mayıs ve 12 Eylül ihtilallerini maalesef yaşadım.Bir kısmınız bunlara devrim diyor.Bu iki ihtilal Türkiyeyi yıllarca geri bıraktı,binlerce insana unutulmayacak acılar çektirdi,kimilerinin idam sehpalarında canını aldı.Suçsuz yere insanlarımız neler çekti neler.Bir yerde "Türkiyede kafası çalışmayan ne kadar adam varsa asker oluyor" diye yazdım.Çoğu insanlar kızdı.Ben yine iddia ediyorum,askerin kafası çalışmaz,çalışsaydı eğer,Türkiyeyi bu hale getirmezlerdi.Adamlar cami bombalamaya,uçağımızı düşürmeye kalkacak kadar beyinsiz.İşte size ispatı : Yassıadada 27 Mayıs ihtilalinin mahkemesi,bir Demokrat Parti milletvekilini hapis cezası talebiyle yargılıyor.Milletvekili ifade verirken,devrin cumhurbaşkanı Celal Bayarı methediyor,o sırada Celal Bayar idamla yargılanmaktadır.Adam Celal Bayarı methettiği için,hapis cezası ile yargılanması,idama dönüşüyor.İşte askerin ve askerin kurduğu mahkemenin beyinsizliği.Bir başka örnek : Başbakan Adnan Menderes idama mahkum edilir,cezası infaz edilir.Birkaç gün sonra Menderesin evine bir mektup gelir.İdam edilen Menderesin ipini çeken cellatın ücreti ve asılırken kullanılan ipin parası Menderesin ailesinden istenmektedir.O sırada ailenin herşeyine el konulduğu için,aile bu parayı ödeyemez,para icra kanalı ile alınır.İşte askerin ve onların kurduğu mahkemelerin beyin yapısı.Evet "Devrimler yanlıştır" sözüne katılıyorum.Bir iki örnek vermek için yazdım.
    Ölümsüzlüyün sirri açıldı
    Haklısınız özür diliyorum.Hakikaten farkedemedim Azeri bölümü olduğunu,tekrar tekrar özür diliyorum.
    İftira At İzi Kalsın - İkiyüzlülere Kapak Sözler
    Bu iftira atma işini chp nin çok çok sayın başı Kılıçtaroğlu hazretleri çok iyi beceriyor.Adam bir yerlerden bir şey duyuyor,sazan gibi atlayıp,karşısındakine iftirayı yapıştırıyor.Sonra işin asılsız olduğu ortaya çıkınca,ne bir özür dileme,ne de başka bir şey,öyle kalıyor.Adam çamur atmıyor,pislik atıyor.Allah akıl fikir versin.Versin de adamda akıl alcak kapasite yok,bomboş,tın tın ötüyor kafası.
    Ölümsüzlüyün sirri açıldı
    Burası Türkiye kardeşim.Yazacaksanız Türkçe yazın lütfen.
    Ölümsüzlüyün sirri açıldı
    Yazıdan bir şey anladıysam arap olayım...
    İhtilaller ve Biz
    Asur kardeş,sen beni asker karşıtı sandın.Asla askere karşı değilim.Asker bu ülkenin herşeyi.Ancak bir takım kendini bilmezlerin karıştırdığı haltlar yüzünden çıktı bu ergenekon falan.Neyse gelelim ayak meselesine.Gece yarısı,kovuşta yatıyoruz,bir gürültü,birisi bağırıyor "Ayak muayene vaziyeti aallll..."Yataktan doğrulduk,ayaklarımızı ranzadan dışarı uzattık,omuzunda iki yıldız olan bir hıyar,elinde kasatura,sıradan ayaklara bakıyor,ayağı kirli olana "Ulan ayağın niye kirli" diyor,yapıştırıyor kasaturayı,biraz sonra ayağı temiz birine "Ulan eşşoğlueşşek ayağın niye temiz" diyor ona da basıyor kasaturayı...Bu mudur mantık,bu mudur askerlik,bu mudur insanlık.Yine bir gün şubede oturuyorum (Şube yazıcısıydım) albayın biri "Asker,bir bez bul da ayakkabılarımı sil) dedi.Bez bulmaya çıktım,akşama kadar şubeye uğramadım.Ben albayın uşağı mıydım da ayakkabısını silecektim.Bir başka örneği,ekranlardan herkes izledi,iki tane er,ergenekonun başı olacak o cami bombalatmak isteyen itin ayakkabılarını siliyordu.Biz bu itlerin uşağı mıyız.Ben askerin bu yönlerine kızıyorum.Bir de kendilerini herkesten üstün tutuyorlar ona kızıyorum.Sen İstanbulun göbeğinde,göz önünde askerlik yapmışsın.Ağrıda,Erzurumda,Karsta yapaydın da bakalım öyle methedebilecekmiydin o rütbelileri.
    İhtilaller ve Biz
    Türkiyede kafası çalışmayanların asker olduğuna şahidim.İki yıl askerlik yaptım.Küçüklüğümde subay olmak isterdim.Ama askere gidince,subay olmadığıma şükrettim."Mantığın bittiği yerde askerlik başlar" mış.Bu da askerlerin sözü.Siz hiç "Ayağın niye temiz lan eşşoğlu eşşek" diyerek ayağınızın altına kasatura ile vurulan bir sistem veya yer duydunuz gördünüz mü ? ""Ceza olsun veya alışsın diye,eline pimi çekilmiş bomba verip çocuğun ölümüne sebep olan subaylar var bugün ordumuzda maalesef.Kafası çalışan bir insan bunları yapar mı ? Bu tiplerin eğer kafası çalışıyorsa sadisttirler.Harp okulunda öyle bir eğitime tabi tutulurlar ki,göreve başladıklarında,emirlerindeki o saf anadolu çocuklarını köle gibi görür kullanırlar.Ergenekoncuların bir numarası iki korumasına ki ikisi de er,ayakkabılarını sildirtiyordu.Subaylar astsubayları,astsubaylar da uzman er ve erbaşları kendi orduevlerine almazlar,onlara köpek muamelesi yaparlar.Subay ve astsubayların resmi elbise ile camiye gitmeleri yasaktır.Güya asker ocağının bir adı peygamber ocağı.Peygamber ocağı mensubu camiye gidemiyor resmi elbiseyle.El adama,yere yatar da kıçıyla güler yani.İmtihanla giriliyormuş,giriş zormuş falan filan.Benim bir yeğenim var.Liseyi sürüne sürüne bitirdi,çocukluğunda zatürre geçirdi.Harp okulunu kazandı,şimdi emekli.Harp okulları öyle gözünüzde büyüttüğünüz kadar değil yani.Yeğenimin kafası çalışsa başka bir yeri kazanırdı.
    18 Yaşında Milletvekili
    Başbakanımızı çok seviyorum,Allah razı olsun,başarıları daim olsun.Geçenlerde "Seçilme yaşını 18 e indireceğiz..." diye bir şeyler söyledi.Garibime gitti.Bizim ailelerin yetiştirdiği çocuklar,değil 18 yaşında,28 yaşında bile olsalar hala çocuktur.18 Yaşındaki çocukların çoğunluğu o yaşlarda hala liselerde sürünüyorlar,akılları iki karış havada.Gelin Akdeniz ve Ege kıyılarına bu çocukları oralarda izleyin.Oralara gitmeye gerek yok,her yerde izleyin.Ortaokulların ve liselerin dağılış saatlerinde okul önlerine gelin,oralarda izleyin,kahvelerde izleyin,barlarda izleyin,meyhanelerde izleyin.Ama camilerde izlemeyin,çünkü oralarda bulamazsınız bu yaştakileri.Şimdi bu çocuklara seçilme hakkı verdiniz diyelim.Bunlar meclis kürsüsünden okunan o yemin metnini bile doğru dürüst okuyamazlar.Bunları anaları ellerinden tutar,meclise getirir,kapıdaki polise teslim ederler "Aman memur bey bizim çocuğa dikkat et" derler bir de.İki kelimeyi bir araya getirip,ne bir yazı yazabilirler,ne de bir kaç cümle kurabilirler.Çünkü bunların hepsi test çocuğu.Kürsüde konuşmaya kalksalar,bunların konuştuğunu orta yaşlı biri bile anlayamaz,çünkü bunlar internet diliyle konuşur ve yazarlar.Aldıkları maaşı sayamazlar,çünkü matematikleri zayıftır modern matematik okudukları için.Meclis lokantasında yedikleri yemeğin ücretini bile ödeyemezler,çünkü dört işlemi ve çarpım tablosunu bilmezler.Hangi partiden olurlarsa olsunlar vatan millet için çalışmazlar,çünkü vatan millet ve insan sevgileri yoktur.Ekranlarda,nasıl insafsızca ona buna saldırdıklarını izliyoruz.Daha neler neler.İyisimi bırakalım bunlar büyüsün,askerliklerini yapsın,adam sınıfına girsin,tabi girebilirlerse.Gelsinler 25 yaşına ki bu yaş bile bizim gençler için erken.Ama ne yapalım bizde seçilme yaşı 25.Ozaman seçilsin,meclise girsinler.
    İhtilaller ve Biz
    Daha ne olsun yani suç olarak "Fatih camiine cuma günü bomba atmak,Egede bir Türk uçağını düşürmek" düşünmek yetmiyor mu.Adamlar fırsatını bulsalar bu düşüncelerini yerine getireceklerdi.Ama Allah ayaklarına dolaştırdı.Amaç karışıklık çıkarmak,Ak Partiyi ve Erdoğanı zor duruma düşürmek,ülkeyi kaosa sürüklemekti.Sanki Ak Parti bunlara kazık sokuyordu.Hiç kafaları çalışmıyor,hepimiz aynı gemideyiz,batarsak hep birlikte batacağız haberleri yok.Zaten Türkiyede kafası çalışmayan kim varsa asker oluyor.Bunların kafası da bu kadar çalışıyor.Bütün bunlar suç değil mi ?
    İhtilaller ve Biz
    27 Mayıs ve 12 Eylül ihtilallerini yaşadım.Her iki ihtilalde de askeri, millet olarak alkışladık,omuzlarda taşıdık.Hatta her iki ihtilalden önce "Ordu göreve" naraları attık.Bir kısmımız askeri kışkırttık,"Ne zaman idareyi ele geçireceksiniz" diye adeta yalvardık,askere çanak tuttuk."Ordu ve gençlik elele" diye meydanlarda yürüdük."Allah razı olsun iyi ki geldiniz" diye sevindik.Her iki ihtilal sonunda da,asker askerliğini gösterdi.Halk arasında bir laf vardır,"Asker gelirse kel onbaşıya gücünüz yetmez" denir.Her iki ihtilalde de öyle oldu.Askerin vurduğu vurduk,kırdığı kırdık oldu.Velhasıl halk yani biz,her iki ihtilalden de memnunduk.Aradan yıllar geçti,şimdi kalkmışız,ihtilali yapanları kötülüyoruz,muhakeme ediyoruz,elimizden gelse asacağız.Hakikaten adam olsaydık,o zamanlar karşı çıkardık,adamlara yağ çekip onları şişirmezdik.Koskoca TC.nin başbakanı ve bakanları asıldı,kılımız kıpırdamadı.En az 50 kişiyi de 12 Eylülde astık,hatta yaşı tutmayan bir çocuğun yaşını büyüttük de astık.Şimdi kalkmış bütün bunların hesabını soruyoruz.O zamanlar neredeydiniz beyler.Tabi o zaman yürek isterdi karşı gelmeye,tabi şimdi meydan boş,hepimiz kahraman kesildik,adamlardan hesap soruyoruz.Allahım biz nasıl bir milletiz.İnsanları kafir diye asıyor,sonra şehit diye cenaze namazını kılıyoruz.
    2012 Erkek İlkbahar Yaz Koleksiyonu
    Yani şimdi siz bu kıyafetlere erkek kıyafeti ve de kıyafetlerin içindekilere de erkek mi diyorsunuz ? Babam görse bunları sopa ile kovalar.
    2012 Adidas ve Nike Ayakkabı Modelleri
    Millet ayağına çorap,kıçına don bulamıyor giyecek,üstelik karnı aç,cebinde 5 kuruşu yok.Sizin uğraştığınız şeye bakın.
    Misafirperverlik-Degerlerimiz
    Türk geleneklerinde misafirliğin önemi çok büyüktür.Misafire elden gelen her ikram yapılır.Evlerimizde özel olarak misafir odası vardır.Evimize gelen misafiri yemek yemeden bırakmayız,yemek istemese bile zorla,adeta döve döve yediririz.Hele köylümüz daha misafirperverdir.İnanın elindeki tek tavuğunu,tek kuzusunu keser misafirine yedirir.Ama bunlar maalesef tarih oldu,misafirlik öldü.Şehirleşme mi desem,geçim derdi mi desem,batılılaşma mı desem,bilemiyorum.Hangi sebeple olursa olsun bitti Türk misafirperverliği.Bugün bilhassa büyük şehirlerde apartmanlarda kimse kimseyi tanımıyor.Asansörlerde bir sürü insan gürüyorsunuz tanımıyorsunuz,oysa kimi kapı komşunuz,kimi üst katta,kimi alt katta oturuyor,ama kimse kimseyi tanımıyor.Günaydın diyorsunuz,suratınıza şöyle bir bakıyor,ağzının ucuyla zorla cevap veriyor.Selamünaleyküm diyorsunuz,bu da ne diyor der gibi,öküzün trene baktığı gibi suratınıza bakıyor.Yeni taşınmışsınız,bir hoşgeldine bile gelen yok.Yeni bir yere taşınmıştık.Üstelik bayram falan da geçti,bir Allah kulu kapımızı çalıp da hoşgeldiniz demedi.Sonunda biz karşı komşunun kapısını çaldık ve "Müsaitseniz hoşbulduğa geldik" dedik ve hoşbulduğa gittik.Efendim neymiş,ortak pazara girecekmişiz,giremeyiz ya neyse.Batılılaşacağız diye bu uğurda neler neler kaybettik,benliğimizi yitirdik.O güzelim adetlerimizden hiçbiri kalmadı.Ne diyeyim.Allah beterinden korusun.
    Bayanların Başını Kapaması Farz mıdır
    Bugünkü adı kadın ama kadınlıkla en ufak bir alakası olmayan yaratıkların kıyafetlerine ne demeli.Mubarekler neredeyse her taraflarını göstermekten zevk alıyorlar.Ne kadar seksi görünürlerse o kadar makbuller.Adeta seks aleti bunlar.Bir de kadın dernekleri var güya.Bunların açılıp saçılmalarına,kucaktan kucağa dolaşmalarına hiç ses çıkarmıyorlar.Bana öyle geliyor ki durumdan memnunlar.Bir kucak da onlar bulsa hemen atlıyacaklar da bulamıyorlar.
    Eski Paşaların Çocukları Ve Şimdiki Ekabir Takımının Çocukları
    İnternette gezinirken Galatasaray Lisesi sitesine girdim,bakın nelerle karşılaştım.Galatasaray Lisesi öğrencileri,savaş çıktığında,okulu bırakıp gönüllü olarak savaşa giderlermiş.Çoğu Çanakkale,Balkan ve 1.Dünya savaşlarına katılmış ve de şehit olmuşlar.Bilirsiniz bu lise o zamanların en popüler lisesidir.Haliyle buranın öğrencileri de sıradan ailelerin çocukları değildir.Paşa çocuklarıdır çoğu.İsmini yanlış hatırlamıyorsam "Deli" lakaplı bir paşanın bu okulda okuyan 4 çocuğu,gönüllü gittiği savaşlarda şehit olmuştur.Gelelim bu günlere.Türkiye yıllardır terör belası ile uğraşıyor.Hergün bir kaç şehit haberi geliyor.Anaların babaların yüreği yanıyor,ocaklar sönüyor,dullar yetimler gözyaşlarına boğuluyor.Ama kimler gözyaşlarına boğulanlar biliyormusunuz ? Kasketli ve de sakallı memet dayının ve başı örtülü ayşe teyzenin gözyaşları dinmiyor.Çünkü şehit olanlar bunların çocuğu.Bunlar ki çocukları teröristlerle çarpışırken,askeri tesislere sokulmayan sakallı ve eşarplı ana babalar.Siz hiç duydunuz mu bir milletvekilinin,bir paşanın veya yüksek rütbeli bir subayın,bir hakimin,savcının,bir bürokratın,bir büyükelçinin,yüksek yargı üyesinin,bir milyonerin oğlunun şehit olduğunu.Allah kimseye evlat acısı tattırmasın,kimsenin evladının ölmesini kimse istemez de,gönül ister ki bari bu konuda kayırma olmasın.Köylü memet dayının oğlu ne ise,genelkurmay başkanının oğlu da eşit olsun.Demokrasi bunu gerektirir.Ama hangi demokrasi.Bir eski siyasinin dediği gibi "Cici demokrasi"
    Ben Bu Devlete 30 Yıl Hizmet Ettim Palavrası
    Kamuda çalışanların çoğundan duymuşsunuzdur bu lafları.Rakam değişiktir.Kimi 20 yıl,kimi 25 yıl hizmet etmiştir bu devlete ve de millete.Ben oldum olası bu laflara inanmamışımdır.Bu,devlete millete hizmet ettiklerini iddia edenler,bu hizmetlerini acaba bedava mı yapmışlardır,Allah rızası için mi yapmışlardır.Hayır bunların hiç biri için yapmamışlardır.Hele maaşları üç dört gün geciksin,çoğu pankartları açar,soluğu ya Taksimde ya da Kızılayda alır.Bir de bu kamu çalışanlarına grevli bir sendika hakkı verin de görün olacakları.İstediklerini elde edemedikleri an,inanın çalıştıkları kuruluşları,yakar yıkar harabeye çevirirler.Hiçbiri vatan millet için çalışmaz,hepsi cebi için çalışır.Ne yapsam,nereden ne çıkarsam da üç beş kuruş fazla yontsam devletten diye didinir dururlar.Ders zamanı sınıfta,gazetesini okuyan,örgüsünü ören öğretmenler gördüm.Derslere hergün geç girmeyi,ders bitmeden sınıfı terk eden öğretmenler tanıdım.Neden böyle yaptıklarını sorduğumda;"Bu paraya bu kadar çalışılır" cevabını aldım.Kardeşim devlet seni burada zorla tutmuyor.Sen öğretmen veya devlet memuru olmak için,onun bunun elini ayağını öpüyorsun.Sonra da"Maaşım az" diye oranı buranı yırtıyorsun.Alacağın maaşı bilerek girdiğine göre bu işlere,adam gibi çalışman gerekir.Neymiş vatana millete hizmet etmişmiş.Yesinler senin ettiğin hizmeti.Ben memur kesimini çok iyi tanırım,ben de memurdum.Bankada,adliyede ve Milli Eğitimde yıllarca çalıştım,karşılığında maaşımı aldım ve de "Ben bu devlete şu kadar yıl hizmet ettim" demedim.Çünkü yaptığım işler para karşılığı idi.Oysa hizmet bedava yapılır.
    Aşık Erkek Nasıl Anlaşılır?
    Ben size bir şey söyliyeyim mi ? Aslında aşk diye bir şey yoktur.Kız ve erkek,birbirini görür,beğenir ve birbirlerini arzular,belki evlenirler veya evlenmeden ilişkiye girerler,zamanla birbirlerinden heveslerini alırlar.Erkeğin de kadının da canı başka denemeler ister,bu isteklerini de yerine getirirler,bu böyle devam eder gider.Eğer birbirlerinden heveslerini aldıktan sonra bu ilişki hala devam ediyorsa,birbirlerine alışmışlardır ve alışkanlıktır devam eden.Arada aşk bitmiştir,sevgi kalmıştır biraz.Ama inanın zamanla o da azalır,hatta biter,dırdırdı patırtı kütürtü idi derken hayat çekilmez olur,bu iş bitse de kurtulsak havasına girer birliktelik.Bu yazdıklarımın istisnası da vardır.Ama çoğu evlilik veya birliktelikteki durum aynen böyledir.İnanmayan çevresini şöyle bir gözden geçirsin.Hatta öteye gitmeyin,annenizin ve babanızın evliliğine bakın.İnanın bana "Haklısın" diyeceksiniz çoğunuz.
    Enginarın Yararları
    Bir de ayıklaması kolay olsa...
    Babamın Şeyhi
    1950 ve 1960 yılları arası İstanbuldayız.Komşumuzun Ayşe adında on onbeş yaşlarında güzeller güzeli bir kızı var.Kızcağıza nazar değdiğini ve konuşamadığını söylediler,doktordu hacı hocaydı,ailesi kimden ne duyduysa götürdü.Bir müddet sonra ancak kekeleyerek konuşmaya başladı komşu kızı.Bir gün kızın babası bize geldi,babama "Sabri amca bizim kızı bir de senin şeyhe okutsak..." dedi.Babam da "Ben bir söyleyeyim bakalım ne diyecek" diye cevap verdi.Bir kaç gün sonra,babamın şeyhi (Ben İbrahim Amca derdim) bize geldi.Gittim Ayşeleri çağırdım,geldiler.Rahmetli İbrahim Amca kıza okudu,yüzüne doğru üfledi,on onbeş dakika sürdü okuma faslı ve İbrahim Amca "Şifa Allahtan" diye duaya son verdi.Ayşe ertesi gün eski haline döndü,güzelce konuşmaya başladı.İster inanın ister inanmayın,ben bu olaya şahit oldum.
    Acemi Öğretmen
    Öğretmenliğimin ilk yılları.O zamanki orta üçlere tarım dersinden yazılı yaptım.Bir öğrenci 10 aldı.Soruları kendimce öyle hazırlamıştım ki,kimsenin 10 alması mümkün değildi.Öğrenciyi çağırdım,bu 10 u nasıl aldığını sordum.İlkin hık mık etti,"Doğrusunu söylersen notun 10 olarak kalacak,söz..." dedim.Bunun üzerine öğrenci anlatmaya başladı."Hocam sen yazılı sorularını bize yazdırırken,soruların cevaplarını,elinizdeki soru kağıdının altından gördüm,elinizdeki soru kağıdını okurken havada tutuyordunuz,cevaplar da doğru yanlış şeklindeydi,ilk on sorunun cevabını doğru,son 10 sorunun cevabını da yanlış olarak işaretlemiştiniz,ben de bu fırsatı değerlendirdim.Benim yerimde siz olsanız ne yapardınız?" deyince,öğrenciyi kutladım,yanaklarından öptüm,bir 10 da sözlü notu olarak verdim.O sıralar test imtihanları yeni yeni yapılıyor.10 sorunun cevabı evet,10 sorunun cevabını da hayır olarak hazırlamıştım ki okurken kolaylık olsun.Soruların arka sayfasına da güya cevap anahtarını yazmıştım.Bu uyanık öğrencimin askeri okul kazanıp subay olduğunu duydum sonraları.
    Yönetmelikleri Değiştirin
    Ankarada Gazi Üniversitesi Hastahanesinde,eşim retina yırtılmasından dolayı,Profesör Meral Or tarafından ameliyat edildi.Ben refakatçi olarak iki gün yanında kaldım.Eşim emekli öğretmen,birinci dereceden emekli olduğu için,yer durumu müsaitse tek kişilik odada ücretsiz kalması gerekiyor yönetmelikler gereği.Oysa yer olmasına rağmen,oradaki görevliler yer olmadığını söylediler,servisi dolaştım,yer vardı,zorlamam sonunda oda verdiler,bu sefer de ücret istediler,uzatmayayım ücret vermememiz gerektiğini söylememe rağmen ücret de verdik.Mühim olan,eşimin iyileşmesi idi,ücreti önemsememe rağmen yine de hastahane yetkililerine durumu ilettim."Usul böyle" dediler.Usul böyle ise,yönetmelikleri değiştirin kardeşim.Değiştirin ki vatandaş ile hastahane idaresi karşı karşıya gelmesin.
    Nevruz
    Bizde de kürtler,ayaklanma provası yaparak kutluyorlar.
    Türkiyeyi Beğenmiyorlar
    Taksimde yılbaşı geceleri turistlere yapılan sarkıntılıkları onaylamıyorum.Kimse onaylamaz zaten.Ancak o kalabalığa mini mini etekle,neredeyse göğüsler meydanda kıyafetlerle girmeyi de onaylamıyorum.O saatlerde oralarda dolaşanlar alabildiğine içkili ve de çoğu Anadolunun çeşitli yerlerinden gelmiş,o kılıkta kadın kız görmemiş,köyde o yaşa kadar eşekle ilişki dışında cinsel ilişkisi olmamış kişiler.Bunlar o kılıkta bir kadın kız görünce ne halt yesinler,zıvanadan çıkıyorlar.Seneler önce bir gazetede okumuştum,köyün birinde gencin birini keçiye tecavüz ederken yakalamışlar,"Utanmıyor musun,nedir bu halin" diye sorduklarında ; Sarhoş olan ve az buçuk kendine gelen delikanlının verdiği cevaba bakın :"Çok sarhoştum,keçi bana kraliçe gibi göründü" Eşekten keçiden başka ilişki kuracak şey bulamayan bu gibileri,o kalabalığa dalar ve o kıyafette kadınları görürse yapılan sarkıntılıkları garipsememek lazım.O kadınlar o kıyafette oralara girdiklerine göre onlar da aranıyorlar yani.Sarkıntılığa uğrayınca da yalandan deliliğe vurup şikayetçi oluyorlar.Durum bundan ibaret.
    Kapıya Gelen Hayalet
    1960 lı yıllar.Kırıkkalenin Delice ilçesinin Çatallıkarakoyunlu köyünde öğretmenim.Okul,mezarlığın yanında.2 sınıflı bir okul ve ben tek öğretmenim.Köyde kalacak bir ev yok.Sınıflardan birinde yatıyorum,ötekinde de ders yapıyoruz.Bir gün köyün ileri gelenlerinden bir aile beni yemeğe çağırdı.Yemekten sonra çaylar içildi,muhabbet edildi,bir ara ev sahibi "Yahu hoca yalnız başına geceleri korkmuyormusun okulda,üstelik mezarlık da yanında,hani hortlak falan da olur yani" gibi laflar etti.Bir müddet sonra kalktım okula yani evime geldim,yattım fakat kafam takıldı,öyle çok hortlak hikayesi dinlemiştim ki.Aradan bir hafta falan geçti.Bir gece yatmış uyuyorum,kapıya vuruluyor,hem de ne vurulma.Kalktım,"Kim o bu saatte" dedim. "Ben" dedi."Kimsin kardeşim,gecenin bu saatinde ne istiyorsun" dedim."Mezarlıktan geliyorum,seni çağırıyorlar" dedi.Birden irkildim korktum,ama birkaç gün önceki hortlak muhabbetini hatırladım ve kapıyı açtım.Bir de ne göreyim,mehtaplı bir gece ve karşımda biraz ötede,beyazlara bürünmüş,o filimlerde gördüğümüz bir hayalet."Hadi gidiyoruz,mezarlıktakiler seni istiyor" dedi.Yine bir ürperti geldi.Bir yandan "Bu bir şaka" diye düşünüyorum,ama yine de korkuyorum."Beni niye çağırsınlar orada hiç tanıdığım yok ki" dedim ve bu ara Karabaş geldi aklıma.Karabaş sanki okulun köpeği idi.O yıllarda okullara öğrencilere yedirmek için,Amerikan yardımı un,süttozu ve yağ verilirdi.Biz bunları öğrencilere dağıtırdık,aileler de çörek yapar yollarlar,biz de çocuklara bunları yedirirdik.Çocuklar da yiyemediklerini Karabaşa verirlerdi.Bu yüzden Karabaş okula alışmıştı,okuldan ayrılmazdı.Hatta sınıfa da girer,oturur adeta ders dinlerdi.Biz kapıdaki hortlakla konuşurken,baktım karşıdan Karabaş göründü."Karabaş tut" dedim.Bizim hayalet,Karabaş lafını duyunca kaçmaya başladı,çünkü Karabaş okula öğrencilerin ve benim dışımda kimseyi yaklaştırmazdı.Karabaş,hayaleti önüne kattı,hayalet önde,Karabaş arkada,kayboldular.Onbeş yirmi daika sonra,baktım kapı tırmalanıyor,açtım.Karabaş,ağzındaki çarşafı bana uzatıyor.Bende uyuku falan kalmadı,sabahı ettim.Çarşafı almaya gelirler diye bir ay kadar bekledim,kimseye de bu olaydan bahsetmedim.Kimse çarşafı sormadı,sorsalar bu işi kimin yaptığı ortaya çıkacak.Ben de çarşafı parçalara bölüp temizlik bezi yaptım.
    Hani Kanun Karşısında Hepimiz Eşittik
    Birkaç gün önce televizyonlarda şöyle bir haber vardı."Bundan sonra milletvekilleri de kırmızı ışıkta durmayacak ve bunların arabalarına hız tahdidi uygulanmayacak"Habere bak hizaya gel.Hakim ve savcıların da böyle hakları var.Gerekçe de şuymuş : Polis bunlara ceza yazınca ; "Ben milletvekiliyim,ben hakimim,ben savcıyım" deyip polise karşı geliyor ve de ceza falan ödemiyorlarmış.Ayrıca kendilerine ceza kesen polisleri şikayet edip sürdürüyorlarmış.Bunlar önlemek için zavallı Emniyet Genel Müdürlüğü bu kararı almışmış.Peki beyler,milletvekili trafik kurallarına uymayacak,hakim uymayacak,savcı uymayacak,benim öğretmenimin,doktorumun,mühendisimin,sade vatandaşımın bunlardan ne ayrıcalığı var,onlar da uymasın trafik kurallarına.Yahut da kural mural koymayalım,herkes arabasını dilediği hızda sürsün,istediği yere park etsin,istediğine çarpsın.Böyle saçma şey olur mu kardeşim.Sen milletvekili isen,hakim isen savcı isen,sade vatandaştan ne farkın var.Hani kanunlar karşısında herkes eşitti.Ben böyle eşitliğin içine tükürürüm.Size bir olay anlatayım.Bu ülkede bakanlık yapmış bir ağabeyimiz,Hollandaya gider,damadı Hollandalıdır.Damat, bizim milletvekilini arabası ile gezdirir.Gece saat 12 den sonra,arabayı bir yere bırakıp bir yere gitmek isterler.Arabayı park edecek bir yer ararlarken bizim milletvekili,damadına : "Oğlum şuraya park edelim" Der.Damat : "Baba buraya park etmek yasak" Der.Bizim milletvekili bu cevaba hayret eder,çünkü ortalık tenhadır,kimse yoktur,her yer park için müsaittir. "Oğlum bu satte bizi kim görecek,park edelim gitsin" Der. Damadın bu sözlere cevabına bakın lütfen : "Baba buraya park etmenin yasak olduğunu biliyorum,istediği kadar ortalık tenha olsun ve kimseler görmesin,ben ülkemin koyduğu yasağı çiyneyemem" der ve park yeri aramaya devam eder.Başka söze gerek var mı? Biz bu kafayla ve de bu eğitimle Ortak Pazara girmeye uğraşıyoruz.Gavur da bizi almamaya kararlı.Yahu arkadaşlar Allah rızası için söyleyin,gavurun yerinde siz olsanız,bizi o topluluğa alır mısınız ?
    Unutamadığım Hocam
    Eski yıllarda,ilkokul ortaokul ve liselerde son sınıfta,öğrenciler sözlü imtihan olarak okulu bitirirlerdi. Bu imtihanlar genellikle Haziran aylarına denk gelirdi.Öğrenci,en az 4 öğretmenin karşısında ve de o sıcakta,her öğretmenin sorduğu soruları cevaplarken,ter kan içinde kalır,anasından emdiği burnundan gelirdi.Soruları doğru dürüst cevaplayamazsan,hiç kimse gözünün yaşına bakmaz ve de sınıfta kalırdın.İşte o ,yıllarda,lise son sınıftayım.Psikoloji dersinden imtihan oluyoruz.Salona iki öğrenci alınır,biri komisyon karşısında imtihan olurken öteki de kendisine verilen sorulara vereceği cevaplara hazırlanırdı.Ben bana verilen soruları inceliyorum,benden önceki arkadaş,hocaların karşısında imtihan oluyor.Arkadaş "Hocam ben bu soruları bilemiyorum" dedi.Allah rahmet etsin,dersin hocası Nurettin Topçu,soruları değiştirdi.Arkadaş yine "Hocam ben bunları da bilmiyorum" dedi.Hoca yine soruları değiştirdi.Bizimkinde aynı cevap "Ben bunları da bilmiyorum" Allah mekanını cennet etsin hoca bu defa "Oğlum o zaman,nereyi biliyorsan orayı anlat" deyince ; Bizim salak,herhalde bu kadar iyi niyet karşısında utanmış olmalı ki "Hocam ben çıkmak istiyorum" dedi.Hoca da "Oğlum benim sana yapacak başka bir şeyim yok.Şunu sakın unutma,insanın kendine yaptığı kötülüğü başka kimse yapamaz,sen bilirsin çık bari" dedi ve bizimki salondan çıktı.Nurettin Topçu hocamız,Türkiyede gelmiş geçmiş bilim adamları arasında,eşi zor bulunan,çok değerli bir bilim adamıydı. bu hocamızı örnek aldım,onun gibi bir öğretmen olmaya çalıştım.Öğrencilerimi çok sevdim.Elimden geldiğince onlara faydalı olmaya çalıştım,istemeyerek de olsa derslerimden sınıfta kalanlar oldu,ama onları ben bırakmadım,kendileri kaldı.Kalanlar da,yukarıda anlattığım arkadaşımın yapısında çocuklardı ve onlar için yapılacak bir şey yoktu.Ders yılının sonlarında öğretmenlerin bazıları,durumu kritik öğrencileri "Kurtarma yazılısı" adı altında bir yazılı yapar.Sınıfın birinde ben de yaptım.Sınıf seviyesine göre çok basit sorular sordum.İmtihana giren 15 öğrenciden 11 i durumu kurtardı.Kalan dördüne,haftaya yine kurtarma yazılısı yapacağımı söyledim.Haftaya yaptım,hem de aynı soruları sordum,ama o 4 kişi yine zayıf aldı ve de kaldılar.Ben bunları geçirmeye uğraştım,onlar kalmaya uğraştı ve kaldılar.Bazı öğrenciler bir dersten kalınca "Hoca bıraktı" derler,hayır geçen öğrenci,kendi çabası ile geçmiştir,kalan da kendi salaklığından kalmıştır.
    Gebertin Artık Şu Pisliği
    Herif onbinlerce kişinin ölümüne sebep olmuş,sonunda bir şekilde yakalanıp Türkiyeye getirilmiş,önce idam cezası kaldırılmış,sonra muhakeme edilip ömür boyu hapis cezası almış,İmralı adası herifin adeta emrine tahsis edilmiş,şu anda orada,bir eli yağda bir eli balda,70 küsür milyonun ödediği vergilerle krallar gibi yaşıyor.İnanın bu yaşantıyı babasının evinde bile görmemiştir.Adada bu pisliğin rahatı için yüzlerce kişi hizmet veriyor.Avukatları ile,akrabaları ile rahatca görüşüyor.Gelen gidenlerle örgütüne haber yolluyor,örgütü oradan idare ediyor,ortalığı kan gölüne çevirtiyor.Yahu ey millet,siz hiç böyle mahkumiyet gördünüz ve de duydunuz mu.Dünyanın hangi ülkesinde,bir mahkuma böylesine hürmet var?Yetkili olsaydım,yakalanıp uçakla getirilirken,uçağı düşürür bu pisliği gebertirdim.Hadi onu yapmadınız,adada bir punduna getirip canını cehenneme yollayamıyor musunuz? Kimden korkuyorsunuz kardeşim? Kürtler ortalığı karıştırır diye mi korkuyorsunuz? Şu anda zaten herfırsatta karıştırmıyorlar mı.Her zaman karıştıracaklarına,gebertince bir kere karıştırırlar,ona da katlanırız artık,olur biter.Avrupa ve Amerika hoş karşılamayacakmış,karşılamasınlar kardeşim.Her gün gencecik askerimi polisimi şehit ediyorlar Avrupalı Amerikalı,bir başsağlığı mı diliyor.Heriflerin hoşuna bile gidiyor.Doğu ve güneydoğudaki son olaylar hiç iç açıcı değil,adeta kürt isyanı provaları yapılıyor.Bu gidişle oralarda bir bölünme olursa hiç şaşmayın.Van depreminde bu asil millet,Vana elinden gelenin fazlasını yaptı.Çoluk çocuk,genç yaşlı her Türk hem yardıma koştu,hem de mali yardım yaptı,hem de ne yardım.O yardımlarla,yıkılan Vanın yerine 5 tane Van yapılır.Övünerek söyleyeyim ben bir kuruş bile vermedim,biliyorum ora halkının ne mal olduğunu.Dünkü nevruz kutlamalarında açtıkları pankartlarla ne mal olduklarını gösterdiler.Yazık oldu bu milletin yardımlarına.Nevruzu bahane edip ortalığı savaş alanına çevirmeler,benim askerime,polisime taş atmalar,hatta ateş etmeler,devlet malına zarar vermeler,vatan hainliği değil midir? Atatürk zamanında yapılan Dersim harekatını kınıyorlar.Hemen hemen aynı şeyler o zaman yapılmış ve rahmetli onlara gerekli dersi vermiş.Arkadaş ben onu bunu bilmem,bu işler demokrasi ile halledilemiyor.Askere ve polise silah kullanma yetkisini vereceksin. Herifler ortalığı yakıp yıkıyor,hatta silah atmaya başladılar.Benim askerim polisim onlara su sıkıyor,gaz atıyor.El ne derse desin polis de silahını kullanacak,taş atanı,silah çekeni gebertecek.Herifin elinde,polise atacağı bomba patlıyor,benim polisim bu pisliği hastahaneye taşıyor,benim doktorum da bu iti tedavi ediyor.Dağda öldürdüğü teröristi ailesine teslim ediyor.Cenazesinde olaylar çıkartılıyor,hatta dağdaki yaralıyı da sırtlayıp hastahaneye götürüyor.Yaralıya saygı duyulur,yardım edilir de bu itlere yardım mı edilir kardeşim.Besle kargayı oysun gözünü misali,bunlar iyileşir,tekrar askerime kurşun atar.Yakalayıp mahkemeye çıkarılıyorlar ve serbest bırakılıyorlar mahkemede.Taş atan çocukları serbest bırakıyorlar,iki gün sonra aynı çocuk gene taş atıyor.Düşündükçe fıttırıyorum "Ah Atatürk şöyle bir geri gelsen de bu pislikleri temizleyip gitsen" diye geçiriyorum içimden.
    Gıldıradak Gider
    Orta birinci sınıfa fen bilgisinden yazılı yapıyorum."Yumuşak su ile sert su arasında ne fark vardır" diye bir soru soru sordum.Yazılı bitti.Akşam evde yazılıları okuyorum.Bir öğrenci o soruya şöyle cevap vermiş : "Yumuşak su gıldıradak gider." O soruyu çizdim,not vermedim.Sonra düşündüm,ama "Gıldıradak gitmenin" ne olduğunu bir türlü çıkaramadım.Ertesi gün öğretmenler odasında öğretmen arkadaşlara sordum.O yöreli arkadaşlar,gıldıradak gitmenin manasını söylediler.Meğer çocuk "Yumuşak su yuvarlana yuvarlana gider" demek istemiş.Ben de bu cevabı "Kolayca içilir" şeklinde yorumladım ve çocuğa o sorudan tam not verdim.
    Ah Şu Öğrencilik Yılları
    Yıllar önce lisedeyim.Geometriden yazlı olduk.Yazlıl çok kötü geçti.Şöyle bir araştırdım,sınıfın hemen hemen yarısı benim gibi.Kulakları çınlasın Ali Ayar adlı bir arkadaşım var,onunla anlaştık.Hademeye bir paket bafra sigarası rüşvet verip öğretmenler odasının anahtarını aldık.Okul dağıldı,idareciler falan herkes gitti,okul adeta bize kaldı.Öğretmenler odasını açtık,Ali kapıda bekledi,ben hocanın dolabından yazılı tomarını buldum,Alinin ve benim kağıtlarımızı aldım,dışarı çıktık.Soruları yeniden cevaplandırdık ve yeni kağıtları yazılı tomarının içine koyduk.Bir hafta sonra hoca yazılıları sınıfa okudu.Ben 10 almışım,Ali de 8 almış.Benim 10 alışıma hoca bile hayret etti ama yuttu.O yıl ben bu şekilde aldığım 10 sayesinde sınıf geçtim.Yıllar sonra hoca ile karşılaştık,ben de öğretmen olmuşum.Ali ile yaptığımızı anlattım."Ulan senin 10 alışın garibime gitmişti ama nereden bilirdim sizin öyle eşeklik yapacağınızı" dedi ve de şakayla karışık "Ver şu kulağını bir çekeyim de yaptığınız hergelelik cezasız kalmasın" diye kulağımı tuttu ve de bir güzel çekti.Hocam sanırım ölmüştür,zira o sıralar yaşı 50 nin üzerinde idi,aradan nerde ise 50 yıl geçti.Allah rahmet eylesin.