Atatürk,İstiklal savaşı sırasında din adamlarına değer vermiş,bazı yerlerde din konusunda iyi şeyler söylemiştir,kabul.Ancak savaş kazanılıp,cumhuriyet kurulup,cumhurbaşkanı olunca,din ile ilgisini kesmiş,hatta din aleyhinde sözler söylemiştir.Suçsuz yere birçok din adamının kellesi Atatürk döneminde alınmıştır.O zamana kadar askeri denetimlerde askere "Selamünaleyküm" dendiği halde Atatürk "Ben bu selamı hiç sevmiyorum" diye selamı "Merhaba" şeklinde vermiş,o gün bu gün bu selam devam ediyor.Yine Atatürk döneminde liselerde okutulan tarih kitaplarında "Maymundan türediğimiz,atalarımızın maymun olduğu" yazılmış,çocuklara böyle öğretilmiştir.Hatta bir demecinde islamiyeti "Ortaçağdan kalma gericilik..." diye vasıflandırmıştır.Köşkte her gece içki sofrası kurulmuştur.Gerçi bu sofralarda devlet işleri görüşüldüğü söylenir de o kafayla devlet işi ne derece doğru görüşülür o da ayrı konu.Sözlerim yanlış anlaşılmasın.Ben Atatürke karşı biri değilim.Yıllarca İnkılap Tarihi okuttum.Çocuklara Atatürk sevgisi aşıladım.Derslerimde ders kitapları ne yazıyorsa onu anlattım.Bu konulara girmedim.Eğer öğrencilerim Atatürk hakkında yazılan bir çok şeyi okudularsa,korkarım beni yalancılıkla suçlayacaklar."Bizim hoca bize doğruları anlatmamış,hep Atatürkü methetmiş" diyecekler.Arkadaşlar,hiçbir insan dört dörtlük değildir,hatasız kul olmaz.Kimi tanıtıyorsak tanıtalım,bu kişi Atatürk bile olsa,doğruları ve eğrileriyle tanıtılmalı.Ama maalesef biz bunu yapmıyoruz.İstiyoruz ki Atatürkü herkes sevsin.Kimseye kimseyi zorla sevdiremezsiniz.İnanın Atatürk Anıtkabirden şöyle bir doğrulsa,neredeyse her evdeki heykellerini,resimlerini görse,hele hele heykellerinin karşısında esas duruşta duruşları görse,vallahi bizi sopa ile kovalar."Kaldırın bu saçmalıkları" der,eğer inançlı ise "Bunları yapacağınıza bana bir fatiha okuyun yeter" der.Bizde adettir,kraldan fazla kralcı oluruz.Behcet Kemal Çağlar adlı şair,Atatürk hakkında yazdığı şiirinde,Anıtkabiri "Türkün kıblesi..." olarak göstermişti de zamanın bürokrasisi adamı göklere çıkarmıştı.Sanırım Atatürk bunu da duysa bu şairi falakaya yatırırdı.
27 Mayıs ve 12 Eylül ihtilallerini maalesef yaşadım.Bir kısmınız bunlara devrim diyor.Bu iki ihtilal Türkiyeyi yıllarca geri bıraktı,binlerce insana unutulmayacak acılar çektirdi,kimilerinin idam sehpalarında canını aldı.Suçsuz yere insanlarımız neler çekti neler.Bir yerde "Türkiyede kafası çalışmayan ne kadar adam varsa asker oluyor" diye yazdım.Çoğu insanlar kızdı.Ben yine iddia ediyorum,askerin kafası çalışmaz,çalışsaydı eğer,Türkiyeyi bu hale getirmezlerdi.Adamlar cami bombalamaya,uçağımızı düşürmeye kalkacak kadar beyinsiz.İşte size ispatı : Yassıadada 27 Mayıs ihtilalinin mahkemesi,bir Demokrat Parti milletvekilini hapis cezası talebiyle yargılıyor.Milletvekili ifade verirken,devrin cumhurbaşkanı Celal Bayarı methediyor,o sırada Celal Bayar idamla yargılanmaktadır.Adam Celal Bayarı methettiği için,hapis cezası ile yargılanması,idama dönüşüyor.İşte askerin ve askerin kurduğu mahkemenin beyinsizliği.Bir başka örnek : Başbakan Adnan Menderes idama mahkum edilir,cezası infaz edilir.Birkaç gün sonra Menderesin evine bir mektup gelir.İdam edilen Menderesin ipini çeken cellatın ücreti ve asılırken kullanılan ipin parası Menderesin ailesinden istenmektedir.O sırada ailenin herşeyine el konulduğu için,aile bu parayı ödeyemez,para icra kanalı ile alınır.İşte askerin ve onların kurduğu mahkemelerin beyin yapısı.Evet "Devrimler yanlıştır" sözüne katılıyorum.Bir iki örnek vermek için yazdım.
Bu iftira atma işini chp nin çok çok sayın başı Kılıçtaroğlu hazretleri çok iyi beceriyor.Adam bir yerlerden bir şey duyuyor,sazan gibi atlayıp,karşısındakine iftirayı yapıştırıyor.Sonra işin asılsız olduğu ortaya çıkınca,ne bir özür dileme,ne de başka bir şey,öyle kalıyor.Adam çamur atmıyor,pislik atıyor.Allah akıl fikir versin.Versin de adamda akıl alcak kapasite yok,bomboş,tın tın ötüyor kafası.
Asur kardeş,sen beni asker karşıtı sandın.Asla askere karşı değilim.Asker bu ülkenin herşeyi.Ancak bir takım kendini bilmezlerin karıştırdığı haltlar yüzünden çıktı bu ergenekon falan.Neyse gelelim ayak meselesine.Gece yarısı,kovuşta yatıyoruz,bir gürültü,birisi bağırıyor "Ayak muayene vaziyeti aallll..."Yataktan doğrulduk,ayaklarımızı ranzadan dışarı uzattık,omuzunda iki yıldız olan bir hıyar,elinde kasatura,sıradan ayaklara bakıyor,ayağı kirli olana "Ulan ayağın niye kirli" diyor,yapıştırıyor kasaturayı,biraz sonra ayağı temiz birine "Ulan eşşoğlueşşek ayağın niye temiz" diyor ona da basıyor kasaturayı...Bu mudur mantık,bu mudur askerlik,bu mudur insanlık.Yine bir gün şubede oturuyorum (Şube yazıcısıydım) albayın biri "Asker,bir bez bul da ayakkabılarımı sil) dedi.Bez bulmaya çıktım,akşama kadar şubeye uğramadım.Ben albayın uşağı mıydım da ayakkabısını silecektim.Bir başka örneği,ekranlardan herkes izledi,iki tane er,ergenekonun başı olacak o cami bombalatmak isteyen itin ayakkabılarını siliyordu.Biz bu itlerin uşağı mıyız.Ben askerin bu yönlerine kızıyorum.Bir de kendilerini herkesten üstün tutuyorlar ona kızıyorum.Sen İstanbulun göbeğinde,göz önünde askerlik yapmışsın.Ağrıda,Erzurumda,Karsta yapaydın da bakalım öyle methedebilecekmiydin o rütbelileri.
Türkiyede kafası çalışmayanların asker olduğuna şahidim.İki yıl askerlik yaptım.Küçüklüğümde subay olmak isterdim.Ama askere gidince,subay olmadığıma şükrettim."Mantığın bittiği yerde askerlik başlar" mış.Bu da askerlerin sözü.Siz hiç "Ayağın niye temiz lan eşşoğlu eşşek" diyerek ayağınızın altına kasatura ile vurulan bir sistem veya yer duydunuz gördünüz mü ? ""Ceza olsun veya alışsın diye,eline pimi çekilmiş bomba verip çocuğun ölümüne sebep olan subaylar var bugün ordumuzda maalesef.Kafası çalışan bir insan bunları yapar mı ? Bu tiplerin eğer kafası çalışıyorsa sadisttirler.Harp okulunda öyle bir eğitime tabi tutulurlar ki,göreve başladıklarında,emirlerindeki o saf anadolu çocuklarını köle gibi görür kullanırlar.Ergenekoncuların bir numarası iki korumasına ki ikisi de er,ayakkabılarını sildirtiyordu.Subaylar astsubayları,astsubaylar da uzman er ve erbaşları kendi orduevlerine almazlar,onlara köpek muamelesi yaparlar.Subay ve astsubayların resmi elbise ile camiye gitmeleri yasaktır.Güya asker ocağının bir adı peygamber ocağı.Peygamber ocağı mensubu camiye gidemiyor resmi elbiseyle.El adama,yere yatar da kıçıyla güler yani.İmtihanla giriliyormuş,giriş zormuş falan filan.Benim bir yeğenim var.Liseyi sürüne sürüne bitirdi,çocukluğunda zatürre geçirdi.Harp okulunu kazandı,şimdi emekli.Harp okulları öyle gözünüzde büyüttüğünüz kadar değil yani.Yeğenimin kafası çalışsa başka bir yeri kazanırdı.
Başbakanımızı çok seviyorum,Allah razı olsun,başarıları daim olsun.Geçenlerde "Seçilme yaşını 18 e indireceğiz..." diye bir şeyler söyledi.Garibime gitti.Bizim ailelerin yetiştirdiği çocuklar,değil 18 yaşında,28 yaşında bile olsalar hala çocuktur.18 Yaşındaki çocukların çoğunluğu o yaşlarda hala liselerde sürünüyorlar,akılları iki karış havada.Gelin Akdeniz ve Ege kıyılarına bu çocukları oralarda izleyin.Oralara gitmeye gerek yok,her yerde izleyin.Ortaokulların ve liselerin dağılış saatlerinde okul önlerine gelin,oralarda izleyin,kahvelerde izleyin,barlarda izleyin,meyhanelerde izleyin.Ama camilerde izlemeyin,çünkü oralarda bulamazsınız bu yaştakileri.Şimdi bu çocuklara seçilme hakkı verdiniz diyelim.Bunlar meclis kürsüsünden okunan o yemin metnini bile doğru dürüst okuyamazlar.Bunları anaları ellerinden tutar,meclise getirir,kapıdaki polise teslim ederler "Aman memur bey bizim çocuğa dikkat et" derler bir de.İki kelimeyi bir araya getirip,ne bir yazı yazabilirler,ne de bir kaç cümle kurabilirler.Çünkü bunların hepsi test çocuğu.Kürsüde konuşmaya kalksalar,bunların konuştuğunu orta yaşlı biri bile anlayamaz,çünkü bunlar internet diliyle konuşur ve yazarlar.Aldıkları maaşı sayamazlar,çünkü matematikleri zayıftır modern matematik okudukları için.Meclis lokantasında yedikleri yemeğin ücretini bile ödeyemezler,çünkü dört işlemi ve çarpım tablosunu bilmezler.Hangi partiden olurlarsa olsunlar vatan millet için çalışmazlar,çünkü vatan millet ve insan sevgileri yoktur.Ekranlarda,nasıl insafsızca ona buna saldırdıklarını izliyoruz.Daha neler neler.İyisimi bırakalım bunlar büyüsün,askerliklerini yapsın,adam sınıfına girsin,tabi girebilirlerse.Gelsinler 25 yaşına ki bu yaş bile bizim gençler için erken.Ama ne yapalım bizde seçilme yaşı 25.Ozaman seçilsin,meclise girsinler.
Daha ne olsun yani suç olarak "Fatih camiine cuma günü bomba atmak,Egede bir Türk uçağını düşürmek" düşünmek yetmiyor mu.Adamlar fırsatını bulsalar bu düşüncelerini yerine getireceklerdi.Ama Allah ayaklarına dolaştırdı.Amaç karışıklık çıkarmak,Ak Partiyi ve Erdoğanı zor duruma düşürmek,ülkeyi kaosa sürüklemekti.Sanki Ak Parti bunlara kazık sokuyordu.Hiç kafaları çalışmıyor,hepimiz aynı gemideyiz,batarsak hep birlikte batacağız haberleri yok.Zaten Türkiyede kafası çalışmayan kim varsa asker oluyor.Bunların kafası da bu kadar çalışıyor.Bütün bunlar suç değil mi ?
27 Mayıs ve 12 Eylül ihtilallerini yaşadım.Her iki ihtilalde de askeri, millet olarak alkışladık,omuzlarda taşıdık.Hatta her iki ihtilalden önce "Ordu göreve" naraları attık.Bir kısmımız askeri kışkırttık,"Ne zaman idareyi ele geçireceksiniz" diye adeta yalvardık,askere çanak tuttuk."Ordu ve gençlik elele" diye meydanlarda yürüdük."Allah razı olsun iyi ki geldiniz" diye sevindik.Her iki ihtilal sonunda da,asker askerliğini gösterdi.Halk arasında bir laf vardır,"Asker gelirse kel onbaşıya gücünüz yetmez" denir.Her iki ihtilalde de öyle oldu.Askerin vurduğu vurduk,kırdığı kırdık oldu.Velhasıl halk yani biz,her iki ihtilalden de memnunduk.Aradan yıllar geçti,şimdi kalkmışız,ihtilali yapanları kötülüyoruz,muhakeme ediyoruz,elimizden gelse asacağız.Hakikaten adam olsaydık,o zamanlar karşı çıkardık,adamlara yağ çekip onları şişirmezdik.Koskoca TC.nin başbakanı ve bakanları asıldı,kılımız kıpırdamadı.En az 50 kişiyi de 12 Eylülde astık,hatta yaşı tutmayan bir çocuğun yaşını büyüttük de astık.Şimdi kalkmış bütün bunların hesabını soruyoruz.O zamanlar neredeydiniz beyler.Tabi o zaman yürek isterdi karşı gelmeye,tabi şimdi meydan boş,hepimiz kahraman kesildik,adamlardan hesap soruyoruz.Allahım biz nasıl bir milletiz.İnsanları kafir diye asıyor,sonra şehit diye cenaze namazını kılıyoruz.
Türk geleneklerinde misafirliğin önemi çok büyüktür.Misafire elden gelen her ikram yapılır.Evlerimizde özel olarak misafir odası vardır.Evimize gelen misafiri yemek yemeden bırakmayız,yemek istemese bile zorla,adeta döve döve yediririz.Hele köylümüz daha misafirperverdir.İnanın elindeki tek tavuğunu,tek kuzusunu keser misafirine yedirir.Ama bunlar maalesef tarih oldu,misafirlik öldü.Şehirleşme mi desem,geçim derdi mi desem,batılılaşma mı desem,bilemiyorum.Hangi sebeple olursa olsun bitti Türk misafirperverliği.Bugün bilhassa büyük şehirlerde apartmanlarda kimse kimseyi tanımıyor.Asansörlerde bir sürü insan gürüyorsunuz tanımıyorsunuz,oysa kimi kapı komşunuz,kimi üst katta,kimi alt katta oturuyor,ama kimse kimseyi tanımıyor.Günaydın diyorsunuz,suratınıza şöyle bir bakıyor,ağzının ucuyla zorla cevap veriyor.Selamünaleyküm diyorsunuz,bu da ne diyor der gibi,öküzün trene baktığı gibi suratınıza bakıyor.Yeni taşınmışsınız,bir hoşgeldine bile gelen yok.Yeni bir yere taşınmıştık.Üstelik bayram falan da geçti,bir Allah kulu kapımızı çalıp da hoşgeldiniz demedi.Sonunda biz karşı komşunun kapısını çaldık ve "Müsaitseniz hoşbulduğa geldik" dedik ve hoşbulduğa gittik.Efendim neymiş,ortak pazara girecekmişiz,giremeyiz ya neyse.Batılılaşacağız diye bu uğurda neler neler kaybettik,benliğimizi yitirdik.O güzelim adetlerimizden hiçbiri kalmadı.Ne diyeyim.Allah beterinden korusun.
Bugünkü adı kadın ama kadınlıkla en ufak bir alakası olmayan yaratıkların kıyafetlerine ne demeli.Mubarekler neredeyse her taraflarını göstermekten zevk alıyorlar.Ne kadar seksi görünürlerse o kadar makbuller.Adeta seks aleti bunlar.Bir de kadın dernekleri var güya.Bunların açılıp saçılmalarına,kucaktan kucağa dolaşmalarına hiç ses çıkarmıyorlar.Bana öyle geliyor ki durumdan memnunlar.Bir kucak da onlar bulsa hemen atlıyacaklar da bulamıyorlar.
İnternette gezinirken Galatasaray Lisesi sitesine girdim,bakın nelerle karşılaştım.Galatasaray Lisesi öğrencileri,savaş çıktığında,okulu bırakıp gönüllü olarak savaşa giderlermiş.Çoğu Çanakkale,Balkan ve 1.Dünya savaşlarına katılmış ve de şehit olmuşlar.Bilirsiniz bu lise o zamanların en popüler lisesidir.Haliyle buranın öğrencileri de sıradan ailelerin çocukları değildir.Paşa çocuklarıdır çoğu.İsmini yanlış hatırlamıyorsam "Deli" lakaplı bir paşanın bu okulda okuyan 4 çocuğu,gönüllü gittiği savaşlarda şehit olmuştur.Gelelim bu günlere.Türkiye yıllardır terör belası ile uğraşıyor.Hergün bir kaç şehit haberi geliyor.Anaların babaların yüreği yanıyor,ocaklar sönüyor,dullar yetimler gözyaşlarına boğuluyor.Ama kimler gözyaşlarına boğulanlar biliyormusunuz ? Kasketli ve de sakallı memet dayının ve başı örtülü ayşe teyzenin gözyaşları dinmiyor.Çünkü şehit olanlar bunların çocuğu.Bunlar ki çocukları teröristlerle çarpışırken,askeri tesislere sokulmayan sakallı ve eşarplı ana babalar.Siz hiç duydunuz mu bir milletvekilinin,bir paşanın veya yüksek rütbeli bir subayın,bir hakimin,savcının,bir bürokratın,bir büyükelçinin,yüksek yargı üyesinin,bir milyonerin oğlunun şehit olduğunu.Allah kimseye evlat acısı tattırmasın,kimsenin evladının ölmesini kimse istemez de,gönül ister ki bari bu konuda kayırma olmasın.Köylü memet dayının oğlu ne ise,genelkurmay başkanının oğlu da eşit olsun.Demokrasi bunu gerektirir.Ama hangi demokrasi.Bir eski siyasinin dediği gibi "Cici demokrasi"
Kamuda çalışanların çoğundan duymuşsunuzdur bu lafları.Rakam değişiktir.Kimi 20 yıl,kimi 25 yıl hizmet etmiştir bu devlete ve de millete.Ben oldum olası bu laflara inanmamışımdır.Bu,devlete millete hizmet ettiklerini iddia edenler,bu hizmetlerini acaba bedava mı yapmışlardır,Allah rızası için mi yapmışlardır.Hayır bunların hiç biri için yapmamışlardır.Hele maaşları üç dört gün geciksin,çoğu pankartları açar,soluğu ya Taksimde ya da Kızılayda alır.Bir de bu kamu çalışanlarına grevli bir sendika hakkı verin de görün olacakları.İstediklerini elde edemedikleri an,inanın çalıştıkları kuruluşları,yakar yıkar harabeye çevirirler.Hiçbiri vatan millet için çalışmaz,hepsi cebi için çalışır.Ne yapsam,nereden ne çıkarsam da üç beş kuruş fazla yontsam devletten diye didinir dururlar.Ders zamanı sınıfta,gazetesini okuyan,örgüsünü ören öğretmenler gördüm.Derslere hergün geç girmeyi,ders bitmeden sınıfı terk eden öğretmenler tanıdım.Neden böyle yaptıklarını sorduğumda;"Bu paraya bu kadar çalışılır" cevabını aldım.Kardeşim devlet seni burada zorla tutmuyor.Sen öğretmen veya devlet memuru olmak için,onun bunun elini ayağını öpüyorsun.Sonra da"Maaşım az" diye oranı buranı yırtıyorsun.Alacağın maaşı bilerek girdiğine göre bu işlere,adam gibi çalışman gerekir.Neymiş vatana millete hizmet etmişmiş.Yesinler senin ettiğin hizmeti.Ben memur kesimini çok iyi tanırım,ben de memurdum.Bankada,adliyede ve Milli Eğitimde yıllarca çalıştım,karşılığında maaşımı aldım ve de "Ben bu devlete şu kadar yıl hizmet ettim" demedim.Çünkü yaptığım işler para karşılığı idi.Oysa hizmet bedava yapılır.
Ben size bir şey söyliyeyim mi ? Aslında aşk diye bir şey yoktur.Kız ve erkek,birbirini görür,beğenir ve birbirlerini arzular,belki evlenirler veya evlenmeden ilişkiye girerler,zamanla birbirlerinden heveslerini alırlar.Erkeğin de kadının da canı başka denemeler ister,bu isteklerini de yerine getirirler,bu böyle devam eder gider.Eğer birbirlerinden heveslerini aldıktan sonra bu ilişki hala devam ediyorsa,birbirlerine alışmışlardır ve alışkanlıktır devam eden.Arada aşk bitmiştir,sevgi kalmıştır biraz.Ama inanın zamanla o da azalır,hatta biter,dırdırdı patırtı kütürtü idi derken hayat çekilmez olur,bu iş bitse de kurtulsak havasına girer birliktelik.Bu yazdıklarımın istisnası da vardır.Ama çoğu evlilik veya birliktelikteki durum aynen böyledir.İnanmayan çevresini şöyle bir gözden geçirsin.Hatta öteye gitmeyin,annenizin ve babanızın evliliğine bakın.İnanın bana "Haklısın" diyeceksiniz çoğunuz.