Günü akşam diye uğurladığımız ezan vakitlerinde
Perden yarı açıkken hülya benzeri duruşunu
ve hemen Camii yolunda seni beklemeyi
Ferhunde Nine'yi
hatta Hüseyin Amcanın elinden tutmayı özledim.
Dere başlarına salıncak kurmayı
Eğik dallara kuş yuvaları yapmayı,
ben uykulara ninni söylemeyi,
her boşluğa seni çizmeyi
Bahar demeyi,özlem demeyi özlemeyi bile özledim
seni çok özledim
Canımız sıkıldığında
Kaçıp gitmelerimizi,
arkamızdan gelmeyin diye küskün bıraktığımız çocukları
Her ikindi çıktığımız kırlarda
Başımı koyup yattığım o dizlerini
Pencerenden sarkan o güzelim gülüşlerini
Taa Değirmenlerin ordan
Ela renkte
koşarak bana gelişlerini
ve her yağan yağmurlarda yürümeyi
semsiye tutusunu bile özledim
Ben,yapraklardan toprağa
süzülüşünü özledim yağmurların
ıslanmış saçlarımdan kayan ışığı tutmak isteyişini
en çokta ela gozlerini
Ben ağlamayı değil
gülmeyi özledim...
sensiz bu şehre sığamadım ben
aklım sen
sesim,elim,ayagim
kolum kanadım hep sen
seni özledim çık gel..
Seni düşündüm...
Yürürken bir kentin ayaklarıyla
Kirli sokaklar gördüm ve kötü kadınlar
Camiler boştu,
Ezanlar manasıyla asılmış minarelerde
şefkati kesikti insanlığın
Kurumuş güller gördüm de kördüğüm oldum
Sahtelikleri gördüm çirkinlikleri
ustu açik usuyen oluleri gordum
koydum elimi yuregim ustune
Açmadım içimde,açamadım
Anla işte!
Seni düşündüm...
Seni düşündüm...
Gecenin bir yarisi
Sigaramda bitmişti üstelik
Kırık camlardan bakıyordu yoksullar
Sarhoşlar gördüm,ayyaşlar
ve yıkılası meyhaneler gördüm de
Seni düşündüm
Tükürdüm pisliğe,günahlara
Kapattım gözlerimi
tarçın kokulu ellerini düşündüm,ıhlamur nefesini düşündüm...
Nikotin yüklü şarkılar kondu kulaklarıma
dalmışım öyle..
Bir başka dünya buldum
sana dokundum
iyi babalar,güzel anneler gördüm
sevimli çocukları öptüm
Uyandım.
Seni düşündüm yutkundum gökyüzünü
Özgür olamadım
Bir kuş olmak geldi içimden
uçamadım anla işte
Seni düşündüm
uçmadım...
Seni düşündüm...
Köşede ki çiçekçiyi,
Birlikte çörek aldığımız yaşlı amcayı
Sürekli sadaka verdiğin o dilenciyi
,aynı bardaktan içtiğimiz çayı Kaçırdığın trenleri bile dusundum
Gül yüzünü, dusundum yasemin gülüşünü
ipek bakışlarını,ceylan duruşunu
ilk sabahlarda ki serçe yürüyüşünü
Seni sevmeyi,seni özlemeyi düşündüm
Bir düğün ertesini,bir bayram sabahını
Uzakları düşündüm,ırak yakınları
Gidemedim anla işte
Senziz gelemezdim
Bir gün tersime gelecek bütün yalnızlıklar,
bütün ayrılıklar
Yedi verenler olacak arkamda
Kızıl dağın kır çiçekleri
Bir çoban ateşini yakacak aşkın zemheride
Isınacak mor güller mor dağların eteğinde
Silahlar yüreğimde, yüreğinde patlayacak
Kurşunlar oynayacak bir şehrin göbeğinde
Tam ömründen vuracağım iki ayaklı nefsin
Ölümü vuracağım gülüm ölümü
Kim vurduya gidecek hüzün
Yasını tutacak kardelenler ebediyetin
Bunca zaman ne biriktirdimse
Sırf sen mutlu ol diye
Seni düşündüm ben ol diye
Beni düşündüm sen olayım diye
Seni düşündüm...
Bugün günlerden sen'ertesi
Bu şiire sonundan başlayıp yazdım
Daha önce yazdıklarımı balkona astım
çok islaktilar zaten.
Denizler dökülürken şişelere
Ah! edip tuzak kurdum dudağımda ki çukurlara
O, köşe başında düşen ellerimizi de topladım
inan!
Elbiseleriyle gömdüm bu kez uzakları.
Pencerelerimi hep açık bırakıyorum
yine de uçmuyor uçmadı serçelerim
Hep bensizlikle savaştığını demişsin kumral akşamlarda.
Güneşin küsüp geceye sığındığı anlar,
Dönüp sırtımı geceye,
Ben hep sana uyurdum demişsin,
Uyansın diye gün.
Aglamaktan korktugunu yazmissin
Çoğu zaman kirpiklerine tutunduğunu demişsin
Sırf sen düşme
dusupte acima diye,
Kimi zaman boncuk-boncuk yaş dökerim;
Sırf sen ağlama diye..
Giyindim kuşandım bütün şiirleri
Ela bir günün turuncu sabahı
uslanmış sonbaharlar ve bir sürü çocuk getireceğim sana
Tut beni tut!bırakma!
Yıldız örgülü duvarlarımızda
Gök çatılı evimiz,
Güneşten sobamız olsun.
Masamızda en taze aşklar
Reyhan koksun,
Pamuk ekili yatagimizda
çilek koksun çarşaflarımız
su lekesi olsun pencerelerimiz
Aşk olsun ...
Annen duymasın!
seni tanımak: ilkbahar'ı karşılamak.
seni tanımak: gül bahçeler de kahkaha,
seni tanımak; güneş'e yoruldunsa git uyu,
seni tanımak: kapatması göğün gözlerini.
seni tanımak:okşamak bir kediyi,
seni tanımak yol göstermek bir kuş'a,
seni anlatmak: gölgesi,yürümesi bir çocuğun,doğması bir bebeğin.
Seni anlatmak: bir cami avlusu,Seni anlatmak: Bir Baba,Bir Anne demek.
Kızardığında günün yüzü;
öpsem göğünü de sızlamasa bulutların.
gel boşver; okşa şu rüzgarlarımı...
Kına yapsın asuman ellerine,
Gülşen yine penceresinden gülsün .
Camını taşlasın veletler.
Dur! Ezanı okunuyor ikindi bir vaktin
Dua edecegim uzasın diye kanatların
mutlu ol/olalım diye..
Bir de;
Benim olasın, ben senin olayım diye.
Hangi mahalle taşır ki seni?
Ne çıkmaz sokaktır bu?
Bitmedi içimde ki merdivenler.
Ah güneşim bir de benim karanlığı koklasan ya ...
ah seni sevmek..
ve sevilmemek..
ölmek yada yaşamak.
hiç biri seçim değil ki!.
Anlat bir şeyler hadi, anlat ki kanamasın merakım.
Hangi göle düştün?üstün başın aşk. hangi pınar da kaynadın ki sen ?
hangi dalgalar getirdi kiyilarıma seni..
Hangi martı kandırdı ki beni.
Seni sevmisim
Denizin olayım denizin!
Sen bir kaşık su'da sev beni ..
Bir sey diyeyim o,olsun
sensiz olmasin
Sensiz olmasin...
Senden başka senim yok bilirsin..
Senin avuçlarındadır yağmurun elleri,
saçlarında dünden kalan bir rüzgâr,
Patikaları yokuş,adımların da tatlı bir yorgunluk varken ..
Yine de kirlar,kuslar deyip durmaz giderdin
Hemen ardından başlardı yağmurlar
ve sen diye kokar geçtigin yerler.
Simdilerde
Sen oluyor ve sen diye diye geçiyordu mevsimler..
En son...
Umutların kadar bahtiyardı insanlar
Ve yüzün kadar gülümsüyordu çocuklar.
Sen diye bir kalem dibine düşmüşüm
Beyaz bembeyaz kağıtlar,
Gelen karalıyor,giden karalıyor
Sazımı da boynundan astım
Emin ol cellatların tekmeleri acıtmıyor sen kadar
Bir kelebek ömrü, kırkına yaslı bir cenaze
Çoktandır gözlerimi bahçeme astım,
Kimse görmesin bilmesin diye yabancı bir dilde ağlarım hep.
Hiç gölgelerle konuşulur gölgeler de güneşlenilir mi?
Yok olmaz !
Hem Kendimi çağırdığım yerden dönmedim daha!
Yusuf sabrım hangi kuyudan duyulur?
Turnalara da kızdım bakışlarımı da alın gidin diye!
Her sabahı çöpe atıyorum, bir yoksul niyetine.
Adımı düşürdüm kiralık mezarlarda, Bilmiyorum
Hocalar adım tepmesin
Kendi sela'mı da verdim
Bugün ölüyor yarın yaşıyorum..
Biz senle kayan yıldızları toplardık
Pencere diplerinde
Sustuğumuzda gözlerimize rüzgar kaçar
Yağmurlar ağlardı ya;
Sen çay koyardın ben bir sigara yakar iki dudak beraber içerdik..
Daha çok şeyler yazabilirim ama, neyse kalsin
Çunki ellerimden başlıyorum ölmeye...
Meğer seni sevmekle başlıyormuş yaşamak her bir şey
Sebebini hala bulamadım
Ama ben seni çok seviyorum.
Oyle,
Az buz değil hem de,
memleketim kadar,köyüm kadar,
Burdan aya aydan buraya kadar.
Biri vardı: yağmur kokulu,su gibi bakan... Eğik dallar altında bana aşkı anlatan. Daha çok şeyler yazabilirim meselâ, ama iyiydi,güzeldi,her şeydi çok şeydi... Şimdi o yok!..
Gitti!
Ya gelir, yada gelmez meçhûl...
Giderken bıraktığı bir etek dolusu şarkı vardı...
Onu,beni,bizi anlatan.
Mutlumuyum?
Değilim!
Bir belirsizlik var.
Ve birde onsuzluğun şerefine yalnızlığın gözüne-gözüne çaldığım şarkılar ve o zamanlar var artık...
Yokuşlarda kalmıştı yaşlı bir yolcu,
Gün yirmi dört yerinden dikişliydi,
Bir âmâ aşkı gördüğünü anlatıyordu,
görmeyi becerebilenlere...
inanmamıştı kalbim kanmamıştı aklım
Bir delinin dizine kapanalı ümitler,
Vazgeçmiştim çaresizliklerden kötü giden her şeyden...
Küçük bir kızın saçlarına tırmanıyordu kayıp zaman,
ve şefkate sur üfler gibi üflüyordu bir kadın,
belli ki geçmişinde çok şarkıyla ağlamış,
çok acı büyütmüş anlaşılan.
tam göremedim ama gözleri kahve rengiydi,
bence güzeldi,
elinde de bir Kur'an...
nasılda belli oluyordu iyiliği,
duruşundan, dudaklarından,bakışlarından...
yazmak istemiyorum aslında böyle şeyleri,
başımın olduğu gibi; dağlarım da duman.
bir şeyler yakmış beni anladığım kadarıyla,
ben tutuşmum çoktan...
Neyse bir sigara yakayım...
nasıl olsa geçer zaman....