Af ve Kurtuluş Gecesi - 2

Son güncelleme:
  • d) Günahlardan Nasıl Korunulur?

    Şeytanın vesvese ve hilelerinden kaçtığımız ve korunduğumuz gibi günahlardan da öylece kaçıp korunmalıyız.

    Bir kötülükle, bir kötü ile ve bizi günaha sokacak bir şeyle karşılaşınca:

    - Allah’ı hatırlamalıyız.

    - Kabir sorgusunu, cehennem azabını gözümüzün önüne getirmeliyiz.

    - Kaçınıp, korunmanın mükâfatını hatırlamalıyız.

    - Haram olan, günah olan şeyle ilgilenmemeli, onu hemen terk etmeliyiz.

    Mevlana şöyle anlatıyor:

    Biri, krala sormuş: “Günahtan nasıl korunurum? Kral kızar gibi yapmış, bir tulum zeytinyağını kucağına vermiş yanına da kılıçlı bir adam dikmiş. Bir damla dökerse kellesini uçurun, demiş. Sorduğuna pişman olmuş… Çarşı Pazar dolaşmış gelmiş ama kan ter içinde kalmış. – Döktü mü? – Hayır. – Çarşı pazarda ne ve kimleri gördün? – Aman efendim ben kimseyi görmedim. Nasıl görebilirdim” demiş.

    - İşte günahtan korunmanın yolu. Günahla, günah işleyenlerle ilgilenmemek. İlgilenmemiz gereken şeylerle gereği kadar ilgilenemiyoruz. Bunun içindir ki, sıkıntılardan kurtulamıyoruz.

    Büyük velî İbrahim Edhem Hazretleri’ne gelen Basra halkı, dualarının kabul olmayışından dert yanarlar. Muhterem zat, Basra halkına şu değerli nasihatta bulunur:

    - Ey Basra ahâlisi, sizde tam on tane kötülük görüyorum ki, bunları terk etmedikçe duâlarımız kabûl olmaz.

    Basra halkı:

    - Nedir bu on kötülük ey Allah’ın aziz dostu? derler.

    Şöyle sayar büyük velî:

    1) Allah’ı sevdiğinizi söylüyorsunuz; lâkin emirlerini sevmiyorsunuz.

    2) Peygamberi sevdiğinizi iddia ediyorsunuz; ama sünnetini tutmuyor, sevdiğinizin ispatını yapmıyorsunuz.

    3) Kur’an – ı Kerim’i okuyorsunuz; ama mânâsıyla amel etmiyorsunuz.

    4) Allah’ın size lûtfettiği bunca nimetleri yiyorsunuz; ama şükür de bulunmuyorsunuz.

    5) Şeytan düşmanımızdır, diyorsunuz; lâkin onunla dostluk kurmaktan çekinmiyorsunuz.

    6) Cennet mü’minleri bekliyor, diyorsunuz; ama mü’mini cennete götürecek amelleri işlemiyorsunuz.

    7) Cehennem günahkârları bekliyor, diyorsunuz; ama cehennemlik günahları işlemekten geri kalmıyorsunuz.

    8) Ölüm haktır, diyorsunuz; ölümden sonra varacağınız ahiret için hazırlık yapmıyorsunuz.

    9) Başkalarının kusurlarını çok kolay görüyor, sayıp döküyorsunuz; ama kendi kusurunuzu hiç hatırınıza getirmiyorsunuz.

    10) Sık sık cenaze peşinden gidiyor, ölümün hak olduğunu bizzat görüyorsunuz; lâkin bir gün sizin de cenazenizin peşinden gidileceğini hatırınıza getirmiyor, öleceğinizi düşünmüyorsunuz.

    İbrahim Edhem Hazretleri sözünü şöyle bağlar:

    - İşte bu gafletlerinizden dolayı, dualarınız kabul olmuyor, ey Basra ahâlisi!

    Aslında bu bizim halimiz.

    Kur’an-da şöyle buyruluyor:

    İman edip Rasul’ün hak olduğuna şehadet getirdikten ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder ki? Allah zâlimler topluluğunu doğru yola hidayet etmez. (Âl-i imrân, 3/86)

    Abbasilerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. YY) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır. Herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama O bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Reşid’in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid’in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:

    - “Bu ne hal Behlül? Nereden geliyorsun?”

    - “Cehennemden geliyorum ey hükümdar.”

    - “Ne işin vardı cehennemde?”

    - “Ateş lazım oldu da, ateş almaya gittim.”

    - “Peki getirdin mi bari?”

    - “Hayır efendim getiremedim. Cehennem bekçileriyle görüştüm, onlar “Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, herkes ateşini dünyadan kendisi getirir.” dediler.


    e) Geceyi Nasıl Geçirelim?

    Bu gecenin kadrini bilmeliyiz. Bu gecede nasıl ibadet edilmesi, nasıl dua ve tövbe edilmesi gerekiyorsa öylece kulluk görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Çünkü bu gecede yapılacak duaların, ibadetlerin, edilecek tövbe ve istiğfarların kabul olunacağı müjdesi verilmiştir.

    Şeytanın fitne ve hileleriyle her an karşı karşıya olanlar için bu gece, kurtuluş gecesi ve kurtuluş vesilesidir. Kadir gecesi gizli tutulmuştur, insan o fırsatı yakalayamayabilir. Fakat böyle bir fırsatı değerlendirmemek büyük hata olur. Bu gecede Cebrail Peygamberimize gelmiş “Kalk, namaz kıl, dua et. Bu gece Şabanın 15. gecesidir” demiştir.

    Bu gecede kaza namazları, tesbih namazı kılmalıyız. Bol bol dua etmeliyiz, tövbe etmeliyiz, zikretmeliyiz. Kur’an okumalıyız. Kur’an dinlemeliyiz. Camide namaz kılmalı, Müslüman kardeşlerimizin kandilini kutla-malıyız. Haramdan, şüpheli şeylerden Allah’a sığınmalıyız.

    Bu gecede, yapılan her şeyin özel bir değeri vardır. Bunu bilerek ve inanarak Rabbimize yönelelim. Bilelim ki, samimi olarak yaptığımız iyi amelleri Rabbimiz için en büyük lütuftur.

    Kısacası bu gece, feyz ve bereketi bol bir gecedir. Tövbesi bile tövbe etmeyi gerektiren günümüz insanı, bu gecenin feyzinden, bereketinden istifade etmek için azami gayret sarf etmelidir. Geçmişini gözden geçirmeli, geleceği için iyi kararlar vermeli ve gelecek berât gecesine ulaşamayacağını düşünerek hareket etmelidir. Geçen yıl aramızda olan ve ayrılanları düşünmelidir.

    Hz. Peygamber: Hz. Aişe’ye: “Bu gece Şabanın 15. gecesi” diyor ve namaz kılmak için izin istiyor. Namaz kılarken secdede öyle kalıyor ki, Hz. Aişe öldüğünü zannettim, ayağına dokundum, o zaman yaşadığını anladım, diyor.

    Sakın bu geceyi günah sayılan işlerle geçirmeyelim, hele sakın bu geceyi TV başında geçirmeyelim. Sabaha kadar Süleyman Çelebi ve Yunus şiirleri okunsa ne olur? Şimdi bunları dinleseniz ne olur? Hiçbir kazancınız olamaz.

    Bakın fişleniyoruz, filme alınıyoruz. Sağımızda ve solumuzda yazıcı melekleri var. Her amelimizi yazıyorlar…

    İnsanın kendi kendini kurtarması yetmez… Bu gece eşimizin, yavrularımızın da dikkatini çekmeliyiz…

    Bir de bu gece bir şeyler yapıp kimse kurtulduğunu sanmasın. Ameller devamlıdır. Peygamberimiz: “Makbul olan amel az da olsa devamlı olandır” diyor.

    Allah da: “Müslümanlar olarak can verin” (Ali İmran: 102) “Ölünceye kadar ibadet edin” (Hıcır: 99) buyuruyor. İbadetler sadece bu geceye ait değildir.

    Şöyle bir düşünelim. Allah’ın istediği, Peygamberin gösterdiği biçimde değil de, şeytanın arzusu üzere yaşayan, sonra da Azrail’e yenik, düşüp, bugün toprak altında yaşayan insan ne kazanmıştır? Eğer o kişi dileseydi Allah’ın affına mazhar olamaz mıydı? İsteseydi olurdu. Fakat bu fırsat onun elinden çıkmıştır. Fırsat dirilerin elindedir. Allah’ın bildirdiğine göre; kendine yazık edenler, iyi olmak ve iyilik yapmak için tekrar dünyaya dönmek isteğinde bulunacaklar ve kendilerine “Şimdi mi aklınız başınıza geldi?” denilecektir.

    Bu gece üç defa Yasin Sûresi okunmalıdır.

    Birinci Yâsin-i Şerifden sonra dua okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyetiyle okunacaktır. Üçüncü defa okunurken kaza ve belâlardan emin olup hayırlı rızık için okunacaktır.

    - Bu gece Kuran gecesidir. Kuran okuyalım. Allah’la olalım, Allah’la konuşalım. Allah’ı zikredelim, Allah da bizi zikretsin.

    - Bu gece tesbih namazı kılalım. İbrahim (AS) miraçta Peygamberimize: “Ey Nebi ümmetine söyle cennete fidan diksinler” demiş. Peygamberimiz: - Nasıl fidan diksinler? – Sübhanellahi velhamdülillahi vela ilâhe … desinler, diyor.

    Peygamberimiz, amcası Abbas’a her hal ü kârda tesbih namazı kılmasını tavsiye etmiştir.

    - Bu gece kaza namazları kılalım? Zikredelim, dua edelim, tövbe edelim.

    - Zaman zaman soruyorlar. Ay hali olan bacılarımız bu geceyi nasıl geçirebilirler diye. Onlar, namaz kılıp, Kur’an okuyamazlar, camiye gidemezler. Ama dua ederler, tövbe istiğfar ederler, zikrederler, salavat getirirler.

    Bu gece uyanık olmak, ibadetle meşgul olmak, güzel şeylere vesile olacaktır.

    Bağışlanmak, vicdanını rahatsız eden günahlardan kurtulmak isteyenler, bu geceyi fırsat bilmelidir.


    f) Kabri Hiç Düşünmüyor muyuz?

    Peygamber (sav): “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yada cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi Zuhal: 4) demiştir. Müslüman, müslüman olmayanlar gibi karşılanmayacaktır. Sorulan sorulara cevap veren mü’minin kabri cennet olur, ona melekler şöyle der:

    - “Sen iman ettin, inandığını yaşadın ve mü’min olarak öldün. İnşallah kabirden bu iman ile kaldırılacaksın. O zamana kadar rahat uyu.” (Tirmizi, Cenaiz: 71)

    Kabirde soruların cevaplarını veremeyenler için azap vardır.

    Bir gün Peygamber (sav) kabirler görür ve:

    - “Bunlar imtihan oluyorlar. Birbirinizi defnedeceğinizden emin olsaydım, benim şu anda işittiğim kabir azabını size de duyurması için Cenab-ı Allah’a dua ederdim. Kabir azabından Allah’a sığınınız.” buyurdu. (Müslim, Cennet: 67)

    Bir gün de mezarlıktan geçerken iki kabir gösterip: “Bunlar azap görüyorlar. Biri idrar sıçramalarından, diğeri de gıybet etmekten.” buyurdu.

    Birçok defa Peygamberimiz, “Kabir azabından Allah’a sığınınız.” tavsiyesinde bulunmuştur. (Buhari, Cihad: 25, Nesei İstiaze: 5, Müslim, Mesacid: 130-134)

    Kabirde Münker ve Nekir melekleri neler soracaklar:

    - Rabbin kimdir?

    - Dinin nedir?

    - Kitabın nedir?

    - Peygamberin kimdir?

    Bir hadiste de: “Gördüğüm manzaraların hiçbiri kabirdeki kadar dehşet verici ve ürkütücü değildir.” (Tirmizi Zuhd: 2308) buyurdu.

    Kabir ehli için Allah Resulü şöyle bilgi veriyor.

    - “Kabir ahiret duraklarından ilk duraktır. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kimse kabirde işi kurtaramadı, gerisi kötüdür.” (Ramuz el-Ehadis: 105/12)

    - “Kardeşleriniz için Allah’tan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükunet vermesini dileyiniz. O şimdi sorguya çekilmektedir.” (Riyaz üs-Salihin: 2/301)

    - “Kabirdeki boğulmak üzeredir. Dua bekler. Dua edilirse sevinir.” (Ramuz el-Ehadis: 368/10)

    - “Ölülerinize Yasin okununca azabı hafifler.” (Age: 422)


    g) Bakın Kabirler Bize Ne Diyor:

    - Her şey fani, ancak Allah baki.

    - Her doğan, yaşayan bir gün mutlaka ölecek.

    - Dünya bir misafirhane, bir yolcunun mola yeri, bir gün bana geleceksin.

    - Öncekilere ne olduysa, size de o olacak. Buradakiler gibi sıra bir gün size de gelecek.

    - “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak.” (Rahman: 26)

    - Sen rüyadasın, ölünce uyanacaksın. Bak şu dikili taşlara; “doğdu – öldü” yazıyor. İkisi arasında bir çizgi var.

    - Bak yaşlanıyorsun, saçın, sakalın ağarıyor.

    - Birkaç günde bir yakınlarını buraya bırakıp gidiyorsun ama kendinin de bir gün geleceğini hiç düşünmüyorsun., buraya geleceğin için hazırlık yapmıyorsun, burada sana gerekli olan şeyleri hazırlamıyorsun, neden?

    h) Bu Gece Tövbe Gecesidir:

    Kur’an-da: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Ancak kâfir olanlar Allah’ın rahmetinden ümit keserler.” diyor.

    Herkesin günahı vardır. Bu, kul olmanın aczidir. Hz. İsa: “İlk taşı günahı olmayanınız atsın” demiş taş atan olmamıştır.

    Adam 99 kişiyi öldürmüş, ümidini kesen kişiyi de öldürmüş, 100 olmuş. İslâm âlimine gelmiş “Tövbe kapısının açık olduğunu öğrenmiş.”

    Biri Hz. Ali’ye sormuş:

    - Günah işledim ne yapayım?

    - Tövbe et.

    - Tövbe ettim, gene de günah işledim, ne yapayım?

    - Gene tövbe et, demiş.

    - Ne zamana kadar tövbe edeyim? diye sorunca da:

    - Şeytan senden ümidini kesinceye kadar, demiş.

    Şeytan, nasuh (dönülmeyecek) tövbe etmeyenin peşini bırakmaz, günahtan günaha sürükler durur.

    Hz. Peygamber: “Hacer u’l esved, cennetten indiğinde sütten beyazdı. Onu insanların günahları kararttı” demiştir. (K. Sitte: 12/4577)

    Günahkâr bizim de kalbimizi karartıyor. Eğer önemsemediğimiz günahların kokusu olsaydı yanımıza yaklaşılır mıydı? Eğer küçük gördüğümüz günahların rengi olsaydı yüzümüze bakan mı olurdu?

    Bir hayat yaşıyoruz ki, biz de nasıl yaşadığımızı bilmiyoruz. Kimin hayatını yaşadığımızı da bilmiyoruz. Müslümanın bir hayat anlayışı vardır, hayat tarzı vardır. Kâfirin de, münafığın da kendine göre bir yaşayışı vardır. Kendimize soralım. Biz hangi hayatı yaşıyoruz? Kime benziyoruz?

    Adam bir ömür boyu “Müslümanım” iddiası ve kuruntusu ile yaşıyor. Ama son nefesinde “lailahe illallah” diyemiyor. Neden? Nasıl yaşarsa öyle ölecek de ondan…

    Ölünce daracık yere gireceğiz, düşünemiyoruz. Kabir “gel” deyip durur. Toprak ağzını açıp durur, göremiyoruz. Hayatımızı değiştirmek, değiştirmek zorundayız, tövbe etmek zorundayız.

    Hz. Peygamber(SAV): “Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur, tövbe etmezse karaltı yayılır” diyor.

    Kur’an-da: “Onların kazandıkları günahlar kalplerini sarmış kaplamıştır.” buyruluyor. (Mutaffifin: 14)

    - “Siz günah işleyip tövbe etmemiş olsaydınız, Allah sizi yok eder yerinize günah işleyip tövbe edecek insanlar yaratırdı“ diyor.

    Cenab-ı Allah: “Tövbe edin “ diyor.

    Hz. Peygamber de: “Günahlarından dolayı tövbe eden günahsız gibidir.”buyuruyor.

    Kimler tövbe etmelidir?

    Hatasız kul olmadığına göre, her günahkâr tövbe etmelidir. Günahlarından dolayı tövbe etmek her kula vaciptir.

    Hz. Peygamber: “Ben günde yüz defa tövbe ediyorum” demiştir. O, günde yüz defa tövbe ederken biz neden tövbe etmeyelim?

    - Nefsime uydum diyen herkes tövbe etmelidir.

    - Allah’a isyan eden, tövbe etmelidir.

    - İbadetlerini geciktiren, tövbe etmelidir.

    - Allah’ını unutan, isyan eden tövbe etmelidir.

    - Gaflete düşen, günah işleyen tövbe etmelidir.

    - Yanlış düşünen herkes tövbe etmelidir.


    https://www.main-board.com/ayet-hadis-ve-dini-bilgiler/759802-af-ve-kurtulus-gecesi-1-a.html#post5087459
    https://www.main-board.com/ayet-hadis-ve-dini-bilgiler/759804-af-ve-kurtulus-gecesi-3-a.html#post5087462
0 0 0