BEYİN Dr. Işıl Yurdaışık

Son güncelleme: 27.12.2005 22:48
  • Bu bölümde beyin ile ilgili bir dizi yazı hazırlayıp konuyla ilgili bilgilerin yenilenmesi  yada arttırılması amaçlanmıştır. Eleştiri, destek ve önerilerinize açık olan bu bölümden faydalanacağınızı umuyoruz....
    Aslında sıralamaya uygun olmamakla birlikte en çok talep olan BEYİN KABUĞU ile başlıyoruz...
    Ne yazık ki beynin bütün bölümleri içinde en az bilgimiz serebral korteksin işleyiş mekanizması konusundadır. Oysa korteks (Beyin kabuğu) sinir sisteminin en büyük bölümüdür. Bununla birlikte korteksin değişik bölümlerinin tahrip yada uyarılmasının sonuçlarını biliyoruz.
    BEYİN KABUĞUNUN FİZYOLOJİK ANATOMİSİ
    Beyin kabuğunun fonksiyonel parçası nöronlardan oluşan 2-5 mm kalınlığında ince bir tabaka olup beynin bütün giruslarının (Kıvrım) yüzeyini örtmektedir. Kapladığı tüm alan bir metrekarenin dörtte biri kadardır. Beyin kabuğunun tümü yaklaşık 10 milyar nöron içermektedir. Temel olarak üç farklı hücre tipi ile karşılaşırız (granüler, fuziform, piramidal) Bu hücrelerin yoğunluklarına göre yapılan bir sınıflamada beyin beş ana yapısal tipe ayrılır. Korteksin farklı yapısal tiplerinin sıklıkla birbirine benzer fonksiyonlarını gösteren haritaya Brodman Haritası denir.
    Beyin kabuğundaki bütün alanların Talamus ile (simetrik olarak yerleşmiş çekirdekler olup hakkında bilgi verilecektir) getirici ve götürücü dolaysız bağlantıları vardır. Bağlantı talamustan kortekse korteksten talamusadır. Talamus ile bağlantı kesilirse buna bağlı kortikal alanın fonksiyonları tamamen yada tamamına yakın ortadan kalkar. Korteks talamusla sıkı bir işbirliği içinde çalışır ve anatomik-fonksiyonel yönden talamusun gelişmiş bir uzantısı olarak kabul edilebilir. (Talamokortikal sistem) Bunun gibi duyu organlarından kalkan bütün yollar talamustan geçerek kortekse varır. Buna uymayan tek örnek: koku yollarıdır.
    BAZI SPESİFİK KORTİKAL ALANLARIN FONKSİYONU
    Beyin cerrahlarının insanlardaki incelemeleri bazı özgül fonksiyonların beyin kabuğunun belirli bölgelerine yerleşmiş olduğunu göstermiştir. Şekil 1: Penfield ve Rasmussenin insan korteksinin elektiriksel uyarılmasıyla elde ettikleri sonuçlara veya korteksin bazı parçaları çıkarıldıktan sonra yapılan nörolojik muayene bulgularına  dayanarak hazırlanmış, bu alanlardan bazılarını gösteren bir haritayı vermektedir.
    PRİMER DUYU ALANLARININ  SPESİFİK FONKSİYONLARI
    Primer duyu alanlarının hepsinin bazı ortak fonksiyonları vardır.Örneğin görme ve işitme duyusu alanlarının hepsinde periferik reseptörlerden(en uç yerleşimli alıcılar) gelen sinyallerin uzamsal yerleşimi sözkonusudur.
    Uyanık kişilerde Beynin yan loblarının(parietal) elektirikle hafif uyarılması oldukça basit duyular uyandırır. Hafif elektiriklenme, uyuşma, sızlama.... gibi Bunlar duyusal algılamanın en basit formu olup karmaşık kalıplarının analizlerinin çok ufak bir bölümüdür.
    Beyin arka bölümünün(Oksipital lob) primer görme korteksi elektrikle uyarıldığında kişi:yanan sönen ışıklar,parlak çizgiler,renkler  görmektedir. Burada anlatılan görmenin 1.basamağıdır.kompleks bir görme işlevi beyin korteksinde yaygın bir iletimin ve bağlantıların sonucu görme asosyasyonalanlarında oluşabilir.
    Şakalarda ise (Temporal lob) işitme korteksinin elektrikle uyarılması kişinin hafif veya kuvvetli, düşük yada yüksek frekanslı basit sesler duymasına neden olur. Fakat kelimeler yada iyice anlaşılabilen başak sesler duyulamaz. Primer işitme korteksi, diğer primer duyu alanları gibi, duyulan şeyin elemanlarını tesbit edebilir ancak komplike seslerin analizini yapamaz. Bunu ancak işitme asosyasyon alanları sağlar.
    Primer duyu alanlarının kortekse ulaşan duyuları tam olarak analiz edememelerine karşın, bu alanların lezyonunda kişinin görev dışı kalan alanla ilgili duyuları kullanması, genellikle büyük ölçüde bozulur.
    Beynin alt düzeyindeki merkezleri, duyu sinyallerinin büyük bir bölümünü  analiz için beyin korteksine iletir. Bundan sonra da primer duyu alanları analiz sonuçlarını, alt merkezlere veya beyin kabuğunun başka bölgelerine gönderir.
#31.08.2004 22:45 0 0 0
  • YORUM VE ENTELEKTÜEL FONKSİYONLARDA DİLİN ROLÜ
    Duyusal algılarımızın büyük bir bölümü beynin hafıza alanlarında depo edilmeden ve başka entellektüel amaçlarla hazırlanıp geliştirilmeden önce dildeki eşdeğerlerine çevrilirler.Örneğin bir kitap okuduğunuz zaman kelimelerin vizüel imajlarını saklamıyoruz,bunun yerine ,bu enformasyonu dildeki şekliyle depo ediyoruz. Hiç olmazsa enformasyon  ,anlamı anlaşılmadan önce ,dildeki şakline çevrilmektedir.
    Baskın hemisferde dilin yorumlanması ile ilgili duyusal alan ,şakak loblarındaki primer işitme alanı ile sıkı sıkıya ilişkilidir.Bu yerleşim herhalde dille ilk ilişkinin işitme yoluyla olmasına bağlıdır.Daha sonraki yaşlarda ,okuma yoluyla dilin visüel algılama yönü geliştikçe görme kanalı ile gelen enformasyon baskın lobda o zamana kadar  gelişmiş olan konuşma bölgelerine iletilir.
    Bu beynin genel yorumlama bölgesinin işitme ile ilgili asosyasyon alanlarıyla,korteksin öteki duyusal alanlarına oranla neden daha yakından bağlantılı olduğunu da açıklar.
    GENEL YORUMLAMA ALANININ TAHRİBİNDEN SONRA GERİ KALAN YORUM FONKSİYONLARI
    Genel yorum alanının lezyonunun entelektüel fonksiyonlar bakımından bu kadar ağır sonuçlar vermesinin nedenlerinden biri bu fonksiyonlarımızdan çoğunun dille ilişkili olmasındandır.Bununla beraber yine bazı başka yorum fonksiyonları devam edebilir.
    Burada devreye baskın olmayan hemisfer girer ve ona ait kısmi yorum yeteneği zamanla gelişir.
    Yüksek entelektüel fonksiyondan sorumlu olduğu düşünülen ancak kesin ispatlanamamış bir alan olan alın bölgesi maymunlara göre insanda çok fazla geliştiği için bu önyargıya varılmıştır.
    Bu bölgede tesbit hafızası ve düşüncenin işlenmesi (Çeşitli düşüncelerin derinlik ve soyutluluğunu arttırma)fonksiyonları gerçekleşmekte diye düşünülmektedir.Bu bölgenin(Prefrontal-(alın) lobu)nun fonksiyonları şunlardır.
    1.Geleceğin planlanması
    2.Gelen duyusal sinyallere cevap olacak eylemin geciktirilmesi ve böylece en iyi cevap sırası kararlaştırılana kadar duyusal enformasyonun ölçülüp tartılabilmesi
    3.motor eylemlerin (el-kol hareketleri v.b.)sonuçlarının hatta bunlar eyleme konmadan önce ,gözönünde tutulması
    4.Komplike matematik,hukuki ve filozofik problemlerin çözümü
    5.Nadir hastalıkların tanısında çok değişik kaynaklardan gelen bilgilerin korelasyonu
    6.kişinin kendi eylemlerini moral yasalara göre denetlemesi
    Bu alanın tahribinde Duyusal sinyalleri genel olarak aceleyle cevaplandırır.Örneğin kavgada dövemeyeceği kadar kuvvetli bir kişiden kaçmak yerine ona saldırır.   İdrar ve gaitasını boşaltmada cinsel aktivitede ve sosyal davranışlarında normal ölçülerin dışına çıkabilir  bu konularda kayıtsız ve dikkatsizdir.Ruh hali hızlı bir değişiklik eğilimi gösterir yumuşaklıktan nefrete, sevinçten kedere, keyiften öfkeye kolayca geçebilir. Uzun ve komplike düşünceleri izleme yeteneği olmayan   dikkati kolay dağılan bir kişi olur.
#31.08.2004 22:47 0 0 0
  • Bilgiler icin tsk!
#31.08.2004 22:47 0 0 0
  • (Bu yazı aylık Popüler Bilim Dergisinde, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Eylül 1998'de güncellenen web sitesinde ve Akşam Gazetesinin okuyucu ile sohbet köşesinde yayınlanmıştır.)





    Saşılacak kadar çok aklım olmalı, bazen haftada bir kez aklımı başıma toplamam gerekiyor" diyen Mark Twain gerçekten çok haklı. Akıl fonksiyonunu iyi değerlendirebilmek için, beyni iyi tanımak gerekiyor.
    Korteksi oluşmuş 1450 gram ağırlığındaki bir insan beyni, on beş milyar sinir hücresine sahip iken, bu sayının bin katı, yaklaşık on beş trilyon snaps (beyin hücresi bağlantısı) içerir. Bu milyonlarca hücre birbiri ile ilişkilidir ve elektrik alışverişi yapmaktadır. Araştırmacılar tarafından, beynin elektriksel faaliyetleri özel bir yöntemle görüntülenerek, ilk defa görülen bir simgenin oluşturduğu beyin dalgaları ve gözlerin görebildiği basit resimler belirlenebilmiştir.
    Beyinde aktif çalışan kapasite yüzde 6-7 civarında iken yüzde 90'lık bir kısım atıl vaziyette kalır. Önemli olan, bu pasif kısımları devreye sokabilmektir. Bilimadamları, kadın beynini, erkeğe göre oldukça geniş kapsamlı kullanıldığını; işitme duyguları tanımlama, yabancı bir dili öğrenme yeteneği ile hafızasının gelişmiş olduğunu ve daha yavaş küçüldüğünü öne sürmekteler.
    Beyin, bedenden elde ettiği bioelektrik enerji ile çalışırken, bu tür enerjiyi, mikrodalga cinsine çevirmekte ve ruha kaydetmektedir. Ölüm sonrasında insan, çeşitli evrelerde dönüşüme uğrayacak "ilk ve son" kitabında yani ruhunda, dünyada ürettikleriyle yaşamına sonsuza kadar devam edecektir. Dünya hayatı uykuya benzer. Sabah uyanınca, gece rüyanızda gördüğünüz her güzel şey nasıl son buluyorsa, ölümle birlikte, dünya yaşamınızdaki tüm gerçekler de nihayete erecek, yerini ışınsal bedenlerle aynı şuurda devam eden, ancak değişik boyut ve frekanstaki yapılarla baş başa yaşanacak bir ortama bırakacaktır.
    İyi ya da kötü...
    Incernation (tekrar dönüşü) tutku haline getirenler, Deja Vu anlayışını ruhun dünyaya dönmesine kanıt olarak gösteriyorlar. Nostaljik bir görüntü, bir ses, kişiyi anında geriye döndürünce, kafalardaki karmaşa da akla şunu getiriyor: "Ben bunu daha önce yaşamıştım..."
    Araştırmacılar bu duygunun sırlarını çözmeye çalışıyor. Psikanalizin babası sayılan Freud, çaresizlikten, Deja Vu'yu mucize kategorisine sokmuş. Hologram modelini (1) esas alan görüşe göre ise; en ufak bir oluşun, tüm ayrıntılarıyla hafızaya kaydedilmesi, bu hissin uyanışına bir neden!...
    Ne var ki, beynin radar dalgalarını rüya aleminde belirli mekana teksif edip görmesi ve bu dekorda yaşadığı olayların, otomasyonla Ruh'a kaydı, hafızada bir model girişimini oluşturmaktadır. Bu tesbitin geçmişle ilgisi yoktur. Hatırlama; Ruh'tan beyne yansımadır ve geçmişte yaşanmış gibi algılanmaktadır.
    Hafıza ile tekrar gündeme gelen Deja Vu'nun deşifre edilebilmesi Ruh-Beyin ilişkisinin çözümüyle mümkündür...
    Shakespeare, bir eserinde;
    "Bana söyle, güçlü hayal gücü nerede,
    Kalbin içinde mi yoksa beyinde mi?" diyor...
    Bendeniz de size soruyorum!...
    "Vücudunuzda, beyninizden daha başka karar verecek ikinci bir organ var mı?..."
    Yanıt; "tüm kararlarımı aklımla, beynimle alıyorum böyle bir şey tabi ki olamaz" şeklinde olacaktır. Yerden göğe kadar da haklısınız. Biyolojik yapıda istemsiz görev yapan kalbin dışında, bütün azaları yöneten bir tek beyin vardır. Beyinde, tad alma, görme, koklama, renk ayrımı vs. özellikler yoktur. Dıştan gelen etkiler deşifre edilip lokal bölgelerde mana olarak algılanır. Artı ve eksiye dayanan bir çalışma sistemiyle de ruha kayıt yapılır.
    Her beyin kendi frekansına uygun yapılarla sürekli iletişim içindedir. Bu frekans uyumunu enerji alışverişi olarak kabul etmeliyiz. Diyelim ki, bir kimse hakkında onun istemeyeceği şekilde konuştunuz. Bu eylemin mistik alanda adı dedikodudur. Ağızdan çıkan ve dedikodu hüviyetini alan sözle, beyinde belli işlevler başlar; ruhtaki artılar, başka bir deyişle sevaplar, dedikodusu yapılan kişiye aktarılır. Eğer dedikodu edende (+) (sevap) yoksa, otomatikman, hakkında konuştuğu kişinin eksilerini alır. Yani günahlarını!..
    Eğer pişmanlık olursa, beyinmatik işlemin çalışma şartlarına göre:
    Ruhtaki artılar gönderilir, buna mani olmak mümkün değildir. Ancak, karşı tarafın ulaştıracağı eksiler devreye girmez. Allah Elçisi'nin; "Dedikodu edenin bağışlanması, dedikodusu yapılan kişinin affı olmadan mümkün değildir" sözünü bu şekilde algılamak gerekir. Görünüşte olmasa da, dedikodusu edilen kişinin affetmesi (beyinsel işlevlerde eksilerin durdurulması) sizde "pişman olma" idraki ile yerini bulacaktır. Pişmanlık, kişinin yanlış düşündüğünü algılayıp, bundan vazgeçmesi halinin adıdır. Ancak, yanlışta devam ederken, farkına varabilmek çok güçtür...
    Düşüncedeki iyilik beş duyu boyutuna çıkmasa bile, (+) oluşturur. Kötülük ise, sadece fiil boyutunda algılanır hale geldiğinde (-) olarak kabul edilir. Bu "artı sisteminin düşünceye, eksinin ise beyindeki fiile dönük" çalışmasıyla ilgilidir. Şayet, hücre grupları belli yoğunluğun üstüne çıkarsa, düşünce, fiile dönüşür. İnsan düşüncelerinden mesul değildir. Yalnız, bu düşünceler devamlı olursa sistemde yerini bulur ve karşılıksız kalmaz!..
    Sistemin çalışma şartlarına vakıf olan büyüklerimiz, iki yüzlülük kokan alçak gönüllülüğün en azından gurur kadar kötü bir tabiatı olduğunu bilirler, yine de alçak gönüllülüğü elden bırakmazlar. Davranış biçiminde "Ben" demek söz konusu olduğunda beyindeki hücre gruplarında lokalize bir çalışma oluşacak ve üretim faaliyetleriniz sıfıra yaklaşacaktır. Aksi davranış ise, geniş bir bakış açısı temin edecektir. Siz de onların yaptığını yapın...
    "Ben" demeyin, "Sen" deyin!..
    "Sen" derseniz, sistemde, sizden ona doğru bir akış, geniş bir değerlendirme, "Ben" derseniz aksine, ondan size bir geliş olur. "Ben" demek, beyindeki hücrelerin aktivitesinde bir kısıtlılık doğuracaktır. Bu halde, herhangi bir fikrin size ulaşımı mümkün olmaz. "Sen" dediğinizde, alıcılarınız devreye girmiştir...
    Bu başlıkta incelenebilecek bir konu da genetik. Yaşam tarzının kazandırdığı alışkanlık, gen denilen DNA bilgi yüklerinin, kromozomlar vasıtasıyla nesillere taşınması ve uygun astrolojik etkiler istikametinde oluşan açılımlarla, çocuğun kısmen anne ya da babaya benzemesi gerekir. Şöhretli anne babanın çocuğu olduğu için, kendini şöhretin içinde bulan Kerem Alışık, Yeşilçam'ın tanınmış artistlerinden Eşref Kolçak'ın Pop müziğinde ünlü olan oğlu Harun Kolçak, Öztürk Serengil'in küçük yaşta sanat dünyasına giren, çeşitli gruplarca paylaşılamayan kızı Seren Serengil, yılların deneyimli kalemi Çetin Altan'ın kendi gibi gazeteci-yazar olan çocukları. Yurt dışında da bu listeye girecek pek çok ünlü var: Kirk Dougles-Michael Dougles, Tony Curtis-Jame Lee Curtis, Alain Delon-Antony Delon ve bilmediğimiz diğerleri. İşin ilginç yönü, yapılan araştırmalar ve tespitler, ilk çocuğun (kız-erkek ayırt edilmeksizin) babaya benzediğini ortaya koymuştur. Ve bütün bu oluşlar beyin genetiği ile alakalıdır...
    "İnsanlar ister iman sahibi olup Allah'a inansınlar, ister ateist bir görüş içinde olsunlar. Evrenin yasalarına uymak zorundadırlar.."
    "Su içmeden, (beden susuzluğa ancak kırk gün dayanabilir.) yemek yemeden (kırk günden uzun bir süre yemeyebilir) ve uyumadan yaşayamazlar. Uyku dahi genetik bir özelliktir.
    Korunmadan seviştikleri zaman çocukları olur,
    Bir süre sonra ölürler. Uçamazlar,
    On metre yükseklikten atlayamazlar, (yerçekimi kanununa tabidirler, azami Dünyada 60 cm., Ay'da 6 m., güneşte ise 6 cm. sıçrayabilirler...)
    Bunları aşmak için inançlı olmak yeterli değildir. Kişinin biyolojik yapıyı ilgilendiren kısmı, mutlaka fizik kuralları ile karşı karşıya kalmaktadır.
    [align=right]Ahmet F.Yüksel 
#31.08.2004 22:49 0 0 0
#31.08.2004 22:49 0 0 0
#31.08.2004 22:55 0 0 0
  • ELINE SAGLIK ERSOY
#31.08.2004 22:55 0 0 0
  • Abi bilgiler icin tsk!
#01.09.2004 00:17 0 0 0
#01.09.2004 00:18 0 0 0
  • @ersoy_bb bilgi için teşekkürler dostum
#03.09.2004 14:47 0 0 0
  • bilgiler icin tesekkürler
#17.10.2004 02:10 0 0 0
  • Sagol Ersoy
#29.10.2004 17:37 0 0 0
#30.10.2004 01:44 0 0 0
  • bilgiler icin tesekkürler ]
#30.10.2004 01:57 0 0 0
  • Bilgiler icin tesekkürler arkadasim
#30.10.2004 01:57 0 0 0
  • ßiLgi İçin Te$ekkürler...........
#06.12.2004 12:42 0 0 0
  • EMEKLERİNE SAĞLIK PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKKÜRLER
    HERKESE SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM
    :cubuk:
#27.12.2005 22:48 0 0 0