Selam arkadaşlar, dün gece kendi kendime düşünürken içime fena bir dert oldu, gelin biraz hasbihal edelim istedim.
Şöyle bir geriye dönüp baktım da, ne zaman hayatımda işler sarpa sarsa, bir sınav stresi gelse, sağlıkla ya da parayla ilgili bir sıkıntı çıksa ellerimi açıp dakikalarca dua ediyorum. Resmen içim titriyor, seccadenin başından kalkmak istemiyorum. Hani o çaresizlik hissi var ya, insanı acayip samimi yapıyor.
Rahata Erince Gelen O Garip Rehavet
Ama ne zaman işler tıkırına girse, dertler hafiflese birden o yakarış hali kayboluyor. Sanki o duaları eden ben değilmişim gibi bir rehavet çöküyor üstüme. Gün içinde aklıma bile gelmiyor şükretmek. Sonra birden aklıma dank ediyor; yahu sen sadece başın sıkışınca mı hatırlayacaksın Yaradan'ı? Resmen kendimden utanıyorum o an.
Bazen şeytan da fısıldıyor herhalde, "şimdi yüzün var mı istemeye" diye bir mahcubiyet çöküyor insanın içine. Halbuki kapı hep açık ama insanın kendi vicdanı rahat bırakmıyor işte. Şükür namazı kılmak, durup dururken sebepsizce "çok şükür bugün de karnım doydu, sevdiklerim yanımda" demek aslında o zor zamandaki yalvarmaktan çok daha kıymetli gibi geliyor bana. Ama nedense nefis tam tersini yapıyor; bollukta unutuyor, darlıkta kapıya koşuyor.
Bu Dengeyi Nasıl Kuruyorsunuz?
Kendi kendime bir söz verdim, artık sadece sıkışınca değil, en mutlu, en keyifli olduğum anlarda da sırf teşekkür etmek için ellerimi açacağım.
Aranızda bunu yaşayan, bu rehaveti kırıp işler yolundayken de o samimi bağı koparmayan var mı? Siz nasıl hatırlatıyorsunuz kendinize şükretmeyi? Gerçekten fikirlerinizi merak ediyorum.