ahmetsecer

ahmetsecer

Üye
21.08.2008
Er
378
Hakkında

  • noimage


    SEVİMLİ DOSTLARIMIZ- VİDEO

    Indir

    Arkadaşlar! Bu filmde paytak paytak yürüyen penguenlerin yavrularını büyütebilmek için birçok zorluğa katlandıklarını, kunduzların ağaçlarla önce baraj yapıp sonra yuva yapmalarını hayretle izleyeceksiniz.
    Ayrıca kör termitlerin kendi boylarına göre gökdelen sayılabilecek yuvaları nasıl yaptıklarını, bir çitanın çok hızlı koşabildiğini öğreneceksiniz.
#21.08.2008 19:42 0 0 0
  • noimage

    YOLCULUK YAPAN CANLILAR- VİDEO

    Indir


    Dünyada birçok canlı türü yaşar. Bu canlıların herbirinin birbirinden farklı özellikleri vardır. Bazı canlılar dünyanın bir ucundan diğer ucuna yolculuk yapar. Küçücük vücutları olmasına rağmen çok uzak mesafelere, yollarını hiç şaşırmadan gidebilirler. Bu filmde monark kelebeklerinin ve somon balıklarının yolculuklarını izleyeceksiniz. Göreceksiniz ki bu filmde izleyeceğiniz canlılar, Allah'ın onlara verdiği yetenekleri bize tanıtmaktadır. Bu canlıların her biri Allah'ın ilhamıyla hareket etmektedir. Yeryüzündeki tüm canlıları ve bizi Allah yaratmıştır. Allah her canlıya farklı özellikler vererek yaratma sanatının üstünlüğünü insanlara göstermektedir. Bize düşen görev ise, Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü anlamak ve O'na şükretmektir.
#21.08.2008 19:36 0 0 0
  • noimage

    Rabbimizi Tanıyalım - Video

    Indir

    Sizi kim yarattı?

    Gözlerinizin rengini, saçlarınızın rengini kim verdi? Boyunuzun uzunluğunu, derinizin rengini kim belirledi? Peki annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı kim yarattı? Dağları, ağaçları, denizleri, güneşi, ayı kim yarattı? Kedileri, köpekleri, sincapları, zürafaları ve diğer canlıları kim yarattı?

    Çoğunuz tüm bu sorulara aynı cevabı verirsiniz: "Bizi ve her şeyi Allah yaratmıştır." Elbette tüm bu soruların doğru cevabı da budur.

    Peki, bizi ve tüm evreni yaratan Yüce Allah'ı ne kadar tanıyorsunuz?

    Allah, kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de Kendi Zatı'nı bizlere tanıtmıştır. Bu filmde, Kuran ayetleri doğrultusunda yüce Rabbimizi tanıyacağız ve O'na daha yakın olmaya çalışacağız.
#21.08.2008 19:30 0 0 0
  • noimage

    MUCİZELER ALEMİNDE YOLCULUK

    Indir

    Bu belgeselde Samanyolu dışındaki yıldızlardan başlayarak atomun derinliklerine uzanan bir yolculuğa çıkacaksınız. Yolculuk sırasında Allah'ın yaratılış delillerine şahit olacak ve O'nun ne kadar üstün ilim ve kudret sahibi olduğunu anlayacaksınız.
#21.08.2008 19:27 0 0 0
  • noimage

    İnsanlar yeni bir eve yerleştiğinde o evi özenle döşemek, kendi tarzlarını yansıtan ve hoşlarına giden bir ortam oluşturmak isterler. Bunun için araştırma yapar, alacakları eşyaları dikkatle seçer ve evdeki dağılımları için denemeler yaparlar. En sonunda kendilerine beğenecekleri ve bakmaktan, yaşamaktan zevk alacakları güzel bir ortam sağlarlar. Çardak kuşu da aynı adımları takip ederek kendine gösterişli bir yuva inşa eder ve burayı özenle dekore eder. Peki, çardak kuşu bu yuvayı neden yapar?

    Hemen hemen güvercin büyüklüğünde bir kuş olan çardak kuşları, yaygın olarak Avustralya'da yaşarlar. Nadir bulunmaları nedeniyle araştırma yapmanın son derece zor olduğu bu kuşların kuşkusuz en dikkat çekici özellikleri, erkek kuşların, inşa ettiği ve özenle dekorasyonunu yaptıkları yuvalarıdır. Bu küçük kuşun sahip olduğu zevk ve dekore ettikleri dikkat çekici yuvalar, hiç şüphesiz, Yüce Allah'ın üstün aklının eserlerinden sadece biridir.

    Her Çardak kuşu türünün seçtiği belli bir renk vardır. Ama genellikle parlak mavi renkli cisimleri tercih ederler. Belli bir renkte olması şartıyla sopa, taş, çiçek, tohum ve o renkte olan herhangi bir şeyi süs eşyası olarak kullanırlar.

    noimage

    Yuvalardaki Mükemmel Estetik Anlayışı

    Erkek çardak kuşları, yetişkinliğe adım atar atmaz ilk iş olarak kendilerine bir yuva inşa ederler. Bu yuvayı inşa etmeden önce kendilerine en uygun yeri bulmak için uzun süre araştırma yaparlar. Çardak kuşlarının yuvalarına yer seçerken en çok dikkat ettikleri etken, bölgenin güzel bir ışık açısına sahip olmasıdır. Bu küçük kuş özenle dekore edip, süsleyeceği yuvasının en iyi şekilde sunumunu yapmak için en iyi ışık alan bölgeyi seçer ve yuvasını inşa etmeye başlar. Cinsten cinse göre değişen yuvalar, genellikle oval, üçgen, köprülü bir yol şeklinde veya kubbelidir. Yuvasının inşasını tamamlayan erkek çardak kuşu için bundan sonra asıl görev başlar: Evini en göz alıcı, dikkat çekici ve etkileyici şekilde dekore etmek Bu süreç şöyle gerçekleşir:

    Küçük kuş, uzun araştırmalar sonucu çevresinde hoşuna giden tüm objeleri toplar. Bu kuşların yuvalarında kuş tüyleri, çakıl taşları, rengârenk çiçekler, yemişler, değişik formlu yapraklar, kimi zaman etraftan topladıkları bozuk paralar, metal parçalar, alüminyum folyo parçaları, gözlük camları, ipler, kaşıklar ve hatta araba anahtarları bile bulunabilir.

    Bulduğu objeleri yuvasına toplayan çardak kuşu daha sonra saatler süren bir dekorasyon sürecine girer. Sürekli eşyaların yerlerini değiştirerek en dikkat çekici ve en güzel düzeni oluşturmaya çabalar.

    Koleksiyonuna yeni objeler eklediğinde, daha az beğendikleriyle bunları değiştirir.

    Sadece dekorasyonla sınırlı kalmayan çardak kuşu bir de üstüne üstlük duvarlarına boya ve sıva yapar. Hatta malzemelerini dahi kendi üretir. Boyayı, saten çardak kuşları çilek ve kömür tozlarını ağızlarında karıştırarak sağlarlar. Ağızlarında çiğnedikleri bir parça ağaç kabuğu ile de dalların oluşturduğu duvarlarına sıva yaparlar.

    Eşyalarının yerlerini ezberleyen çardak kuşu, o yuvada yokken herhangi bir eşyasının yerinin değişmesi durumunda bunu hemen fark eder ve eşyayı eski yerine yerleştirir.

    Dikkat çekici olan başka bir nokta da bu kuşların yuvalarının hiçbirinin birbirine benzememesidir. Her kuş, yuvasını adeta zevkine göre inşa eder.

    Peki, bu küçücük kuş böyle bir yuva yapmayı nereden öğrenmiştir? Çevreden objeler toplayıp bunları bir araya getirip bir bütünlük sağlamayı nasıl bilebilir? Şüphe yoktur ki bir kuş bu kadar çok detayı ve özeni kendi başına düşünemez. Bu özenli yuvayı ona ilham eden, Alemlerin Rabbi Allah'tır. Yüce Allah bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

    "Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir. " (Nur Suresi, 41)

    Kuşların Süslü Yuvalarını Hazırlamalarının Amacı Nedir?

    Çardak kuşları diğer kuşların aksine yuvalarını yaşamak yerine, karşı cinsin ilgisini çekebilmek için inşa ederler. Dişilerine yaptıkları gösterilerinde bazı kuş türlerinin yaptığı gibi tüylerini kabartmak yerine dekorasyon malzemesi olarak kullandıkları "nesneleri" sergiler ve küçük çardaklar kurarlar. Dişi kuşların dikkatini çekebilmek ve en gösterişli yuvayı yapabilmek için adeta birbirleriyle yarışırlar. Yuvasına yaklaşan dişi kuşu fark eden erkek kuş yuvasında dolaşır ve dişi kuşu etkilemek için şarkı söyler. Aynı zamanda çok iyi birer taklitçi olan bu kuşlar, şelale ve insan seslerini birebir taklit edebilir ve bu sayede de dişi kuşun ilgisini çekmeye çabalarlar.

    Sonuç:

    Çardak kuşları şaşırtıcı teknikler kullanarak çok sayıda mimari detaya sahip yuvalar inşa ederler. Yuvaların inşasında bir mimar gibi plan yapar, gerçek bir duvar ustası gibi çalışır, bir mühendis gibi teknik çözümler getirir ve bir dekoratör gibi yuvalarını dekore eder, süslerler. Bu yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası olmayan bir canlıdan beklenmeyecek kadar mükemmeldir. Elbette bu küçücük kuşların yuvalarını, kendi zekalarıyla tasarlayamayacakları çok açıktır. Bu kuşlara sahip oldukları bu yetenekleri Yüce Allah ilham eder. Çardak kuşları Yüce Allah'ın sanatının, gücünün, ilminin, yaratmadaki üstünlüğünün canlı birer delilidir. Yüce Allah bu gerçeği kullarına şöyle haber verir:

    "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır." ( Al-İ İmran Suresi, 190 )

    noimage
#21.08.2008 16:39 0 0 0
  • Karada Göç Eden Hayvanlar

    Farklı hayvanlar farklı sebeplerle göç ederler. Bazıları besin bulmak için bazılarıysa üreme bölgelerine ulaşmak için yolculuğa çıkar. Bazıları da yaşam koşulları değiştiğinde bulundukları ortamı terk ederler. Her ne kadar farklı amaçlarla gerçekleştirilse de hayvanların göçlerinde çok önemli bir ortak nokta vardır: En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvanda ve her göç türünde muazzam bir plan ve yetenek vardır

    Üç bölümden oluşan yazı dizimizde bu ay, karada göç eden bazı canlıları daha yakından tanıyacağız. Allah'ın bu canlılara nasıl yetenekler ilham ettiğine, onları nasıl kusursuz özelliklerle yaşadıkları ortama uygun olarak yarattığına hep birlikte şahit olacağız. Birbirinden çok farklı büyüklükteki bu canlı türlerinden kimi yiyecek ve kendilerine daha uygun yaşam alanları bulmak için göç ederken, kimilerinin göç etmelerinin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Şimdi hep birlikte karada göç eden canlılardan bazılarını daha yakından inceleyelim.

    Filler

    Karada göç eden canlıların en iri olanları fillerdir. Yetişkinlerinin ağırlığı 7 tona kadar ulaşabilen fillerin günlük beslenme gereksinimi de çok yüksektir. Bir fil günde yaklaşık 75-150 kg yemek ve 150-300 litre su tüketir. Bu miktarlar, sürüler halinde gezen fil topluluklarının ihtiyaç duyacakları beslenme alanının çokluğunu ortaya koymaktadır. Bu sebeple, filler tüm yaşamları boyunca yeni beslenme alanları bulabilmek için yüzlerce kilometre seyahat ederler.

    Filler yapraklarla, ağaç kabuklarıyla, meyvelerle, otlarla ve bitkilerle beslenirler. 24 saatlik bir günün 17-22 saatini ya beslenerek veya bir yemek kaynağına doğru hareket ederek geçirirler. Hareket etmeden önce genellikle bir bölgede birkaç gün kadar kalırlar. Bu sürenin kısa olması önemlidir çünkü eğer hareket etmezlerse bulundukları yerdeki bitki topluluklarını tamamen yok edebilirler.

    Günümüzde filler, Doğu Afrika başta olmak üzere diğer Afrika bölgeleri ve Uzakdoğu'da özellikle de Sri Lanka'da yaşarlar. Yeni beslenme alanlarına yaptıkları göçler daha çok kurak havalarda gerçekleşir. Bu yüzden kuru havalarda daha fazla sayıda fil sürüsüne rastlanır. Yağışlı havalar fillerin üremesi için uygun ortamlardır. Fillerin gebelik süresi 22 aydır. Bu nedenle gebe kalmalarıyla, doğum yapmaları aynı hava koşullarına rastlar. Böylece yavrular yiyeceğin bol olduğu zamanda doğmuş olurlar. Doğumlarındaki bu mükemmel zamanlama dikkat çekicidir.

    Fillerin kendilerine yeni besin alanları bulmak için yağışlı bölgelere göç etmesi de başlı başına bir mucizedir ve birçok sırlar içerir. Yapılan araştırmalar sonucunda, fillerin Güneş'i, Ay'ı, yıldızları ve dağ ile nehirler gibi işaretleri kullandıkları, günlerin uzunluğu, sıcaklık, rüzgar, nem gibi iklimsel değişimlerden faydalandıkları düşünülmektedir. Ne var ki vücutlarında bunlardan faydalanmalarını sağlayacak herhangi bir organ ya da bir sistem henüz bulunamamış, bu konuda sadece bazı tezler öne sürülmüştür. Fillerin keskin koku alma hissine ve rüzgarın yönünü fark edebilecek kadar hassas bir deriye sahip olmalarının da göç hareketlerinde rol oynuyor olabileceği üzerinde durulmaktadır.

    Profesyonel rotacılar yıllarca matematik ve fizik temelli bilimsel eğitime ihtiyaç duyarlarken bu hayvanlar yaratıldıkları ilk andan itibaren haritaya, kronometreye, manyetik pusulaya, seyir tablolarına veya grafiklere gerek duymadan hareket etmekte ve yollarını da hiç şaşırmadan bulabilmektedirler.

    Sadece bu özellik dahi, bu canlıların kendilerine gerekli olan donanımlarla Allah tarafından yaratıldıklarını ispatlamaya yeterlidir. Allah'ın gücü sınırsızdır ve benzersizdir. Bu gerçeği anlamak ve gereği gibi takdir ederek Allah'ın istediği gibi bir yaşam sürmek her insanın en önemli sorumluluğudur:

    Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbiniz'e kulluk edin ki sakınasınız. O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 21-22)

    Kuzey Amerika Ren Geyiği

    Kuzey Amerika Ren geyikleri karada göç eden hayvanlar arasında en uzun seyahatleri gerçekleştirenlerdir. Yaşadıkları alanlar genel olarak sert kışların yaşandığı bölgeler olmasına rağmen bu canlılar çok iyi birer yürüyüşçüdürler. Uydu yardımıyla izlenmiş olan bir geyik sürüsünden on yetişkin dişinin kışlık alanları olan ormanlardan sahil ovalarına kadar 4.350 kilometre seyahat ettikleri tespit edilmiştir. Hatta bu sürüden bir Ren geyiği, 5.055 kilometre ile kara memelileri arasında şimdiye kadar kaydedilen en uzun yolculuğu gerçekleştirmiştir.

    Ren geyiklerinin göçlerinin amacı mevsimlere göre değişir. İlkbaharda kışlık alanlardan yavrulama alanlarına doğru göç ederler. Hamile olan dişiler henüz zemin karlıyken seyahate başlar ve yavrulama alanının zemini de karlıyken oraya ulaşırlar. Bu alanı onlar için cazip kılan, yavruları doğduğunda besin bulabilecek olmalarıdır. Pamuk bitkisi goncaları ve diğer besinlerin bol olduğu yerlerde doğum gerçekleşir ve 7-10 gün kadar beslenme amacıyla buralarda kalırlar.

    Göçe başlarken bu canlıları hangi çevresel işaretin harekete geçirdiği tam olarak bilinmemekle birlikte hamile olan dişilerin göç sürelerini mutlaka uygun zamanda uygun yerde olacak şekilde ayarladıkları tespit edilmiştir. Yapılan bir araştırmada, bir grup hamile dişinin derin karlar nedeniyle seyahatlerini erteledikleri fakat göçe başladıklarında günde 40 kilometreden fazla giderek, kendilerinden bir ay önce yola çıkıp günde 6 kilometre yol alan diğer Ren geyikleriyle aynı anda doğum alanlarına ulaştıkları gözlemlenmiştir. Bu elbette ki hayranlık uyandıran bir bilinç göstergesidir. Allah bu canlıların ne şartta olursa olsun, gereken zamanda, gereken yerde olmalarını kendilerine ilham etmiştir. Yoksa bir hayvanın doğum yapacağı alanın kendisinden ne kadar uzaklıkta olduğunu, doğum yapmasına kaç gün kaldığını ve bunun için günde kaç kilometre gitmesi gerektiğini hesaplaması mümkün değildir. Bir Ren geyiğinin böyle bir muhakeme kabiliyeti yoktur.

    Göçe başlarken zamanlama olarak en rahat yürüyebilecekleri ortamın oluşmasını beklerler. Onlar için en uygun zaman rüzgara açık bayırlar, donmuş göller ve sığ ya da buz tutmuş karların olduğu zamanlardır. Kar ne kadar derinse harcadıkları enerji de o kadar artar. Derin karlarda yürümek zorunda kaldıklarında tek sıra halinde giderler ve en öne genellikle yetişkin bir dişi geçer. Böylece yoldaki karı açarak, arkasından gelenlerin daha az enerji harcayarak ilerlemelerini sağlar. Birkaç yüz metre sonra ise, başka bir Ren geyiği liderliği alır. Bu akılcı organizasyonu Ren geyiklerinin kendi iradeleriyle, fedakarlık maksadıyla yaptıklarını, kendi aralarında bilinçli bir şekilde anlaşıp kararlaştırdıklarını söyleyebilmek mümkün değildir. Bu hayvanlar var oldukları ilk andan itibaren bu şekilde hareket etmektedirler. O halde onlara bu davranışın öğretilmiş olması gerekir ki, kuşkusuz bunu ilk Ren geyiğinden bu yana tüm Ren geyiklerine öğreten Alemlerin Rabbi Yüce Allah'tır.

    Ren geyiklerinin sürekli hareket halinde olmalarının nedeni, besin aramalarıdır. Temel besin kaynakları kolay sindirilebilen likenlerdir. Fakat likenler yavaş büyür. Geyiklerin kışlık alanları genellikle likenlerin çok bol olduğu ve karın az bulunup besine kolay ulaşılan yerlerdir. Kışın bu özellikteki alanlara gidilir. Yazın ise yeni doğmuş yavruların sütle beslenebilmeleri için, Ren geyiğinin protein ve minerallerle beslenip süt üretmesi gerekir. Likenlerde bu protein ve minerallerden çok az miktarda bulunur. Besinlerin özellikleri; bulundukları enleme, yüksekliğe ve toprağın özelliklerine göre değişir. Yüksek enlemdeki bitkiler hem protein ve mineral bakımından zengin hem de kolay sindirilebilir özelliktedir. Ancak bu, her mevsim için geçerli değildir, sadece yaz sezonunun başında bitkiler bu özellikleri taşırlar. Bunu biliyormuş gibi Ren geyikleri yazın başlamasıyla beraber bu alanlara giderler.

    Yaz ilerledikçe bu bitkilerin besin değerleri de gittikçe azalır. Isı düşüp yerler karla kaplanmaya başladığında en uygun besin yine likenlerdir ve bu nedenle kışlık alanlara doğru geri göç başlar. Bu canlıların bir botanikçi, bir coğrafyacı gibi düşünüp, hangi enlemde hangi bitki ne zaman yetişiyor, bu bitkinin içeriğini ne oluşturuyor, kendisinin hangi besin kaynağına ihtiyacı var ve o bölgeye ulaşmak için hangi yöne doğru gitmesi gerekiyor gibi soruların cevaplarını bilmeleri imkansızdır. Bedenlerinin eksiksizce yaşam koşullarına uygun yaratılması dışında geyiklerin hareketlerini de Allah kesintisizce an an ilham etmektedir. Bu canlılar -diğer bütün canlılar gibi- Allah'ın ilhamıyla yaşamlarını sürdürürler ve her biri Allah'ın sonsuz kudretinin birer delilidir:

    Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) Yaratan'dır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir.(Bakara Suresi, 117)

    Güney Afrika Antilopları

    Antiloplar için yaşamak sürekli bir besin ve su arayışı demektir; bu nedenle göç ederler. Öküzbaşlı Güney Afrika antilopları, Afrika'da doğudaki Ngorongoro Krater Dağları'ndan batıdaki Viktorya gölü sahillerine, Kenya'daki Mara şehrine kadar tüm kuzey boyunca giderler. 30.000 kilometrekarelik bu alan Serengeti-Mara Ekosistemi olarak bilinir. Antilopların bu geniş alandaki yıllık göçleri 3.000 kilometre olarak gerçekleşir.

    Antilopların geçtiği yollar daha önce geçtiklerine benzer yollardır, ama her yıl hareketleri biraz daha değişir. Yağmurların yağma uzunluğu ve yılın hangi döneminde yağdığı, besinin elde edilebilirliğini ve dolayısıyla da hayvanların göçünü etkiler. Eğer yağmurlar yağmurlu sezonun başları olan Kasım ve Aralık ayında yağarsa antiloplar kuzeydeki akasya ormanlarındaki kurak bölgelerinden ve ekosistemlerin batısından Serengeti'nin ağaçsız otluk ovalarına taşınırlar. Mara ve Lamai Wedge olarak bilinen Serengeti'nin kuzey batısındaki bu alanda kurak sezon olmasına rağmen geniş otlaklar vardır. Ama bu zengin otlaklara ulaşmak için antiloplar Mara nehrini geçmelidir.

    Temmuz ya da Ağustos başında binlerce antilop nehri aşabilmek için kuzey Serengeti'nin yamaçlarına yönelirler. Bazen son derece tehlikeli yerlerden geçer, uçurumlara girer, kimi zaman da başa çıkılması imkansız gibi görünen çamur yataklarını aşmak için çabalarlar. Bu sırada boğulanlar olur. Yaşlı ve deneyimli hayvanlar daha önce geçtikleri yerlere gelirler ve gençler onları izlerler.

    Antilopların geçmesini hangi faktör teşvik ederse etsin bir kere harekete geçtikten sonra hiç kimse onları durduramaz. Eğer motorlu araçlar ya da avcılar onları engellemek isterse, başka bir yerden geçerler, bazen nehre ulaşmak için ormandan geçtikleri de olur.

    Eylül'ün sonunda ve Ekim'de Mara bölgesinde antilop sürüleri Serengeti'ye doğru geri dönmeye başlar. Bu sırada yağmurlar da başlar ve hayvanlar yağmurları izleyerek güneye doğru ilerler. Yağmurlar durursa antilop sürüleri de ormanın kenarında bekler; yağmur devam ederse antiloplar göç etmeye devam ederler, Aralık ayında kısa otların olduğu yeşil ovalara ulaşırlar.

    Serengeti'nin toprağı volkaniktir ve bu yüzden besin bakımından zengindir ama yüzeyin biraz altında kalsiyum karbonatla sertleşmiş toprak vardır. Bu sert kayalık katman ağaçların kök salmasına izin vermez ancak yıllık otlar yetişir. Bu otların küçük kısa kökleri ovadaki soğuk geceler sırasında yoğunlaşan her damlayı emerler. Bu sayede en kurak günde bile otlar yaşamlarını sürdürebilir, yağmur düştükten saatler sonra filiz vermeye başlayabilirler.

    Öküzbaşlı antilopların sevdiği bu Serengeti otları küçük yaprakları olan kısa gövdelere sahiptir. Aslında bu özellikleri binlerce aç antiloba karşı alınan bir önlemdir. Antilopların otları sürekli olarak yemesi, otların kısa kalmalarını sağlar, böylece düzenli olarak büyümeleri de muhafaza edilmiş olur. Ayrıca otlandığında bitkideki büyüme hormonları köklerden sürgünlere geçer böylece yeniden büyümeyi destekler. Hayvanların tükürükleri de büyüme uyarıcısı olarak görev yapar. Antiloplar, bir yerden bir yere giderlerken bıraktıkları gübreleri ile toprağı da zenginleştirirler. Allah herşeyi eksiksizce yaratan, Rezzak olandır (her canlıya rızkını verendir). Antilopların alışkanlıkları ve yaşadıkları bölgedeki toprağın özel yapısı, burada yetişen otların özellikleri ve daha birçok detaydaki uyum göç olayındaki her aşamanın yaratılmış olduğunun delillerindendir:

    Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır. (Zariyat Suresi, 58)

    125 Gramlık Yer Sincaplarının Göçü

    Yer sincaplarının çoğu gruplar halinde ot ve tohum yedikleri açık otluklarda yaşarlar. Geceleri yer altındaki yuvalarında uyurlar. Bu küçük canlıların göçleri vücut ölçüleri ile kıyaslandığında son derece uzun mesafeleri kapsamaktadır. Belding yer sincapları (spermophilus beldingi) yalnızca 2 aylık olduklarında ve yetişkinlerin yarı büyüklüğüne eriştiklerinde doğmuş oldukları alanı terk ederler ve hiçbir zaman geri dönmezler. Bu aşamada yalnızca 125 gr. ağırlığındadırlar ve yeniden bir yere yerleşmeden önce tam 1 km seyahat ederler. Bu, 75 kg ağırlığındaki bir insanın 600 km yürümesine denktir. Başka bir deyişle, sincaplar, kendi ölçülerine göre düşünürsek, güney Serengeti'den Kenya'ya giden ve oradan da geriye dönerek 3.000 km'lik yıllık göç döngüsüne sahip Güney Afrika antilobuna oranla daha fazla yol katederler.

    Sonuç

    Hiç şaşırmadan yön bulan filler, ihtiyacı olan besinin hangi enlemde hangi zamanda bulunduğunu bilen Kuzey Amerika Ren geyikleri, yılda 3.000 km göç eden Öküzbaşlı Güney Afrika antilopları ve 125 gr ağırlığında olmalarına rağmen 1 km göç eden yer sincapları Tüm bunlar Allah'ın kusursuz özelliklerle yarattığı ve davranışlarını ilham ettiği canlılardan sadece bazılarıdır. Allah Nur Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:

    Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)

    Birçok canlı türü yeni beslenme alanları bulabilmek için yüzlerce kilometre seyahat eder. Bu canlılar kimi zaman son derece küçük boyutlarda olabilirken kimi zaman da filler gibi dev boyutlarda olabilmektedir. Ortak noktaları ise her canlının kendisine Allah'ın ilham ettiğini hiç şaşırmadan yerine getirmesidir.
#21.08.2008 16:33 0 0 0
  • Sivrisinek, kanatlarını "saniyede" yaklaşık "500 defa" çırpar. İnsanın kollarıyla oldukça sınırlı sayıda gerçekleştirebildiği bir işlemi, o sadece tek bir saniyede 500 kere gerçekleştirmektedir.

    Sinek kanatlarının saniyede 500 kere kesintisiz olarak hareket etmesini sağlayan güçlü mekanizma, yapay olarak geliştirilememektedir. Bir şekilde bu başarılmış olsa bile, sürtünmenin şiddetinden bu mekanizma kısa bir süre sonra yanacaktır. Ama bir sivrisinek, yaşamı boyunca uçtuğu her saniye, kanatlarını bu sıklıkla çırpmakta ve hiçbir sorun yaşamamaktadır. Dahası, bu üstün nitelikli kanatlar ona, yüksek bir hızda, dilediği yöne, dilediği uzunlukta uçma imkanı verirken, aynı zamanda manevra ve iniş yeteneklerini de en mükemmel şekilde gerçekleştirmesini sağlamaktadır.

    Kanatlarını bu hızda çırpabilmek için sivrisineğin çok miktarda oksijene ihtiyacı vardır. Bu nedenle sivrisinek, hemen her hücresine ulaşan özel bir solunum borusuna sahiptir. Bu boru, doğrudan dışarıdaki havaya bağlı olduğundan, hücreler oksijen alışverişini aracı bir madde olmadan yaparlar. Bu özel sistemin sonucu olarak da dakikada binlerce kez kanat çırpan sivrisinek hiç yorulmaz. Büyüklüğü 1 cm'yi bile bulmayan bir canlıda, saniyede yüzlerce kez çırpacak bir kanat ve bunu mümkün kılacak bir solunum sistemi var etmek Allah'ın hayranlık veren bir sanatıdır. Hiçbir tesadüf, böylesine kompleks bir canlıda, bu mükemmellikte bir mekanizma meydana getirip onu her bir bireyde mükemmel işler hale getiremez. Hiçbir tesadüf, eş zamanlı hareket eden bir çift kanada saniyede 500 kere çırpma imkanı veremez. Bu kusursuz canlının da onun sahip olduğu hayranlık uyandırıcı kanatların da Darwin'in öne sürdüğü gibi tesadüfi aşamalarla meydana gelmesi imkansızdır. Bu eser, Sani olan (sanatçı, nihayetsiz güzellikleri sanatının içinde yaratan) Allah'a aittir.

    Su Altı Dünyasından Dış Dünyaya Kusursuz Geçiş

    Dişi sivrisinekler yumurtalarını yaz aylarında ya da sonbaharda suya bırakırlar. Bir süre sonra yumurtadaki larva, suyun içinden çıkarak dış dünyaya eksiksizce yaratılmış olarak adım atar. Sivrisineiğin;

    Uçabileceği kanatları;

    Isıracağı canlının dokularını uyuşturacak, kanın pıhtılaşmasını engelleyecek özel sıvısı;

    Avının yerini saptayan özel algılama sistemi;

    Karşı cinsin kanat çırpma frekansını bile ayırt edecek kadar üstün algı yeteneği;

    Mükemmel görme yeteneği su altında oluşur.

    noimage

    Kısacası sivrisinekler su altından, dış dünyaya ihtiyaçları olan her şey tamamlanmış olarak çıkarlar. Allah her türlü yaratmayı bilen ve yarattıklarını kusursuzca var edendir. Bir ayette şöyle buyrulur:

    "İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir." (Enam Suresi, 102)

    "Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler." (Yunus Suresi, 66)

    noimage
#21.08.2008 16:27 0 0 0
  • Canlıların, yavrularına bakmaları, onların sorumluluklarını üstlenmeleri ve onlar için türlü fedakârlıklarda bulunmaları, evrimcilerin "Hayat bir savaştan ibarettir ve doğada güçlü, bencil olan hayatta kalacaktır" tarzındaki asılsız iddialarını tamamen geçersiz kılmaktadır.

    Yuvalarını ağaç dalları yerine yerde yaptıkları için yer sincapları olarak adlandırılan sincaplar da, diğer canlılar gibi evrimcilerin iddialarını çürüten muhteşem özelliklere sahiptirler. Nitekim Science dergisinin 15 Ağustos 2006 tarihli yayınında yer alan bir habere göre, California Üniversitesi'nden Aaron Rundus'un yer sincapları hakkında ortaya çıkardığı bir gerçek, evrendeki benzersiz yaratılış örneklerinden birini daha gözler önüne sermiştir.

    noimage

    Yer Sincaplarının Mükemmel Savunma Sistemleri

    Yer sincapları, ağaçlardaki yuvalara oranla daha savunmasız olan yerdeki yuvalarının korunması için büyük bir dikkat gerektiren tedbirler alırlar. Çünkü yer sincaplarının savunmasız yavrularının en büyük düşmanı yılanlardır. Çıngıraklı yılan ve diğer yılan türleri yuvaya sessizce yaklaşarak ani bir atakla yer sincaplarının yavrularına saldırıp onları avlayabilirler. Fakat yetişkin sincaplar, Yüce Allah'ın üstün aklının bir eseri olan muhteşem donanımları sayesinde yılanların saldırılarını önleyebilirler. Üstelik bunu yaparken yılan türlerine göre taktik değiştirirler.

    Sincaplar Yılan Türlerini Nasıl Ayırt Edebiliyorlar?

    Çıngıraklı yılanlar ısıya karşı çok hassastırlar. Avları olan küçük memelilerin çıkardıkları kızılötesi ışımayı ya da sıcaklığı belirlemede uzman bir organları vardır. Çıngıraklı yılanın başının ön kısmındaki göz çukurlarında bulunan bu ısı algılayıcılar, çevresindeki avın vücut sıcaklığının neden olduğu infrared (kızılötesi) ışını saptar. Bu saptama, ortam sıcaklığındaki 1/300'lük bir derece artışını saniyenin binde 35'i kadar kısa bir sürede tespit edebilecek kadar hassastır. İşte yer sincapları da çıngıraklı yılanların ısıya duyarlı olan bu özelliklerinden yararlanırlar.

    Araştırmacılar yer sincabının çıngıraklı yılanlara karşı kuyruk sallayarak gösterdiği tepkinin aynısını diğer yılanlara da gösterdiğini gözlemlemişlerdir. Ancak kızılötesi görüntüleme cihazları kullanıldığında sincapların çıngıraklı yılan tehdidi ile karşılaştıklarında vücutlarındaki kan akışını hızlandırarak kuyruk sıcaklıklarını 50C arttırdıkları belirlenmiştir. Çıngıraklı yılanın aksine ısıya duyarlılığı olmayan boğa yılanlarıyla karşılaştıklarında ise kuyruk ısılarında bir değişim olmamıştır. Sincapların seçici davranması ve kızılötesi kuyruk sallama tepkisini sadece çıngıraklı yılan için kullanmaları onların kusursuz bir ilimle yaratıldıklarını ortaya koymuştur.

    Kuyruktan Gelen Uyarı Sinyalleri Nasıl Tespit Edildi?

    Laboratuvar deneylerini gerçekleştiren Aaron Rundus sincapların, kuyruklarındaki ısınmayı kan damarlarını genişleterek elde ettiklerini düşündü. Isınan kuyruğun yılanı etkisiz hale getirdiğinden emin olabilmek için ise bir robot-sincap üretti. Bunun için gerçek sincap kürkü ve uzaktan kumanda edilip ısınabilen bir kuyruk kullandı. Çıngıraklı yılanlar gerçeği çok andıran robot-kuyruğu inandırıcı bulmuşlardı. Rundus bazı denemelerde kuyruğu oda sıcaklığında tuttu. Bazılarında ise ısıyı sincabın kuyruğunun ısındığı an ulaştığı derece olan 28 dereceye kadar çıkardı. Sonuç başarılıydı. Yılanlar, ısı yükseldiğinde robot-sincabın uzağında kalmaya büyük bir dikkat gösteriyorlardı.

    Bu keşfin ardından Chicago Üniversitesi'nde sincap davranışları üzerine çalışan davranış ekolojisi uzmanı Jill Mateo, "Bu çalışma, doğa hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi." demiştir.

    Isıya Duyarlı Olan Yılan Yer Sincabının Isı Yayan Kuyruğuna Neden Saldırmıyor?

    Yapılan deneyde çıngıraklı yılan, "sıcak" kuyruğunu başının üzerine kaldırmış bir sincapla karşılaştığında avcı davranışını bırakıp kendini koruma durumuna geçiyordu. Bilim adamlarına göre yılanın ısı yayan kuyruğa saldırmayarak kendini savunma durumuna geçmesinin nedeni; sıcak kuyruğun yaydığı sinyallerin, yetişkin sincabın yavrusunu korumaya karşı hazır olduğunu göstermesi olabilir. Çünkü yılanlar, savunmaya hazır yetişkin bir sincabın keskin dişlerinin öldürücü darbelerinden çekinirler.

    Yılan Zehrine Karşı Alınan Önlem

    Çıngıraklı yılanların en tehlikeli özellikleri öldürücü olan zehirleridir. Ancak yer sincapları yılanların bu öldürücü zehrine karşı bağışıklık sağlayan kan proteinlerine sahiptirler. Bu nedenle çıngıraklı yılanlara uzun süre ve yoğun şekilde karşı koyabilirler. Elbette, bu özellik Yüce Allah'ın sincaplara bahşettiği nimetlerden yalnızca biridir. Evrendeki herşeyi mükemmel bir kusursuzluk içinde yaratan Yüce Allah, her şeyin Kendi kontrolü ile hareket ettiğini şöyle haber vermiştir:

    "Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için." (Talak Suresi, 12)

    Bir Sincap Karşısındaki Yılan Türüne Göre Vücut Isısını Nasıl Belirler?

    Bu, bilim adamlarının üzerinde önemle durduğu önemli bir sorudur. Yer sincabının vücut ısısı eğer korktuğu için yükselseydi her yılan türü için aynı tepkiyi vermesi ve kuyruk ısısını yükseltmesi gerekirdi. Oysa bu özellik, sadece çıngıraklı yılanlara tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı araştırmalar koku alma ve duyma yoluyla aldığı işaretlerle kimi canlı türlerinin karşılarındaki düşmanının çıngıraklı yılan olduğunu anladıklarını ortaya koymuştur. Muhtemelen bu durum yer sincapları için de geçerlidir. Ancak burada yine ilginç olan özellik, bu canlıların çıngıraklı yılanların ısıya hassas alıcıları olduğunu adeta "bilmeleridir". Sincaplar bu bilgiyi nereden öğrenmişlerdir? Deneme yanılma yöntemi ile öğrenmiş olsalar bile bu becerilerini genlerine işleyip gelecek nesillere aktarmayı nasıl başarmışlardır? Böyle bir başarının var olduğunu iddia etmek, okuma yazma bilen birinin bunu genlerine işlemesine ve bunun ardından doğan çocuklarının doğuştan okuma yazma bilmesine benzetilebilir. Bu nasıl imkânsızsa aynı durum sincap için de geçerlidir. Evrimciler açıklayamadıkları bu durumu içgüdü olarak nitelendirirler. Oysa evrimcilerin içgüdü olarak tanımladıkları bu özellik, gerçekte Yüce Allah'ın ilhamıdır.

    Sonuç:

    Bir yer sincabının;

    Isıya duyarlı çıngıraklı yılanlar ile ısıya duyarlı olmayan yılanları ayırt edebilmesi,

    Kendi kalp atışlarını değiştirip ısıya duyarlı olan çıngıraklı yılanları tehdit etmek için kuyruğunu havaya kaldırıp ısıtması

    Yılana karşı bu meydan okuma sırasında yılanın öldürücü zehrine karşı vücudunda bir panzehir üretilmesi aklı ve şuuru olmayan küçücük bir canlının düşünüp planlayabileceği taktikler elbette değildir.( Science NOW Daily News, Betsy Mason, A Tail of Self Defense, 15 Ağustos 2006)

    noimage

    Aslında sincabın kendi sıcaklık sinyalini sezme gibi bir becerisi yoktur. Hatta sincap kuyruk ısısının yükseldiğini bile bilmemektedir. Bu canlı gibi diğer tüm canlı varlıklar üzerinde basit bir gözlem yapan her insan, bu davranışların hayvanların kendilerinden kaynaklanmadığını ya da ardı ardına gelen tesadüflerin eseri olamayacağını açıkça görebilir.

    Canlıların gösterdikleri davranışların kaynağı ne kendi vücutlarında, ne de doğada bulunur. Bu canlıların davranışlarını yöneten akıl ve güç; her canlıyı yoktan var eden, denetleyen, her an gözleyen ve her canlıya neler yapacağını ilham eden Yüce Allah'a aittir. Kuran'da bu gerçek şöyle haber verilmektedir:

    "Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)

    Yüce Rabbimiz her canlıyı yavrusunu koruyacak özel yöntemlere sahip olarak yaratmıştır. Bu yöntemlerin en ilginçlerinden biriyse yer sincaplarına aittir.

    Yer sincaplarının kuyruklarında gizli olan bu yöntemin ne olduğunu, sincapların bu yöntem ile neyi hedeflediklerini ve kızılötesi sensörü olan yılanları olmayanlardan nasıl ayırt ettiklerini okuduğunuzda ilmin yegane sahibi olan Yüce Allah'ın yaratma sanatına bir kez daha şahit olacaksınız.

    Hiç şüphesiz bir yer sincabı düşmanını nasıl etkisiz hale getireceğini kendiliğinden bilemez. Düşmanına karşı kendi kendine savunma taktikleri geliştiremez.

    En önemlisi de bu savunma metodunu kullanmak için uygun olan yapıyı kendiliğinden bedeninde var edemez.

    Bu mucizevi özellik yer sincabıyla birlikte var olmuş, yani onunla beraber yaratılmıştır. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, "... Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir." (Maide Suresi, 17)
#21.08.2008 16:20 0 0 0
  • Bitkiler Elektrik Anahtarı Kullanabilir mi?

    Venüs etobur bir bitkidir. Bitki, üzerine konan bir böceği kapanındaki tüylere dokununca yakalar. Tüyler bir elektrik devresi gibi davranır. Tüye dokunulduğu anda elektrik sinyalleri yayılır ve bitki hücrelerindeki su dengesi değişir. Su alıp şişen hücreler de kapanı kapatırlar.( Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız: Harun Yahya, Düşünen İnsanlar İçin, Vural Yayıncılık,Aralık 2000, 4. Baskı ss. 99-101)

    Elektrik devrelerinde de akım kontrolü için kullanılan anahtarlar Venüs'ün tüyleri gibi çalışır. Anahtar açıkken devreden akım geçmez. Anahtar kapatılıp devre tamamlandığında elektrik tekrar tellerde akmaya başlar. Hayvanlar ve bitkiler buna benzer birçok biyolojik anahtarı, organizmalarının ilgili bölümlerine sinyal taşıyan elektrik akımlarını başlatmak veya kesmek için kullanırlar.( Wild Technology, Phil Gates s.65)

    Aslında Venüs'ün elektrik devresi birbirine seri bağlanmış iki anahtar gibi çalışır: Kapanın kapanması için iki tüyün uyarılması gereklidir. Bu, yağmur gibi bir nedenle kapanın gereksiz yere kapanmaması için alınmış bir tedbirdir.

    Aslında Venüs bitkisinin ne elektrik akımı, ne de bu akımların geçmesini sağlayan elektrik anahtarları hakkında bir bilgisi vardır. Venüs bitkisinin, konuyla ilgili herhangi bir eğitim alması da mümkün değildir. O halde bir bitki, bir insanın bile özel bir çalışma yapmadan öğrenemeyeceği bu bilgileri nereden bilmekte ve hatasız olarak nasıl kullanmaktadır?

    Elbette bitkinin bir aklı, dolayısıyla herhangi bir öğrenme yeteneği bulunmamaktadır. Bu bitkiyi böylesine mükemmel bir sistem ile yaratan, herşeyin hakimi olan Yüce Allah'tır.

    "Karşıt Akışlı Isı Değiştircileri" Kullanan Kutup Kuşları

    Soğuk iklimlerde yaşayan kuşların ayakları genellikle ya soğuk suyun içinde ya da buzun üstündedir. Buna rağmen bu hayvanların ayaklarının donması gibi bir şey söz konusu olmaz. Çünkü hepsinin ısı kaybını en aza indiren bir dolaşım sistemleri vardır. Bu kuşlarda sıcak ve soğuk kan, ayrı damarlarda akar. Ancak bu damarlar birbirlerine çok yakındır. Böylece aşağı doğru akan ılık kan, yukarı doğru çıkan soğuk kanı ısıtır. Bu aynı zamanda ayaklardan vücuda geri dönen kanın çok soğuk olması nedeniyle oluşacak şok etkisini de azaltır. "Karşıt akışlı" olarak isimlendirilen bu doğal ısı değişim sistemi makinelerde kullanılan sistemle aynıdır.(Wild Technology, Phil Gates s.65)

    Mühendisler böyle sistemleri "karşıt akışlı ısı değiştiricisi" olarak adlandırırlar. Bu sistemlerde birbirinden ayrı fakat bitişik kanallardaki iki akışkan (sıvı veya gaz) birbirlerine karşıt yönlerde akarlar. Bir kanaldaki akışkan diğer kanaldakinden daha sıcaksa, ısı sıcak akışkandan soğuk akışkana geçer.

    Günümüzde Yaygınlaşan Biyomimetik Çalışmalarından Diğer Örnekler

    Nairobi'de bulunan Uluslararası Böcek Fizyolojisi ve Ekoloji Merkezi'nden ve İngiltere'deki Toprak Ürünleri Araştırma Enstitüsü'den bir grup araştırmacı da bu konuda bir çalışma gerçekleştirmiştir: Çalışma ekibi mısır ve buğday tarlalarında ekinlerin arasına, tarım zararlılarını bu strateji ile ortadan kaldıran bir çim ekmiştir. Sonuçta, tarım ilacı kullanılmasına gerek kalmadan, zararlı canlıların etkisiz hale getirilmesinde %80 oranında başarı sağlanmıştır. Bitkiler üzerinde sergilenen bu benzersiz çözümün yaygınlaştırılması durumunda tarımda daha büyük aşamalar kaydedilecektir. (Whitfield, Nature,"Making Crops Cry For Help",12 April 2001, s.736-737)

    ABD'nin batı eyaletlerinden birisi olan Utah'ta yetişen bir tütün bitkisi ise Manduca güvesinin tırtılı tarafından saldırıya uğramaktadır. Bu zararlının yumurtaları Geocoris böceği tarafından sevilen bir yiyecek türüdür. Tütün bitkisinin salgıladığı uçucu kimyasal madde sayesinde Geocoris avcısı kimyasal salgılar aracılığıyla çağrılmakta ve yumurtalar bu böcek tarafından yendiği için tırtıl sayısının artışı engellenmektedir
#21.08.2008 16:10 0 0 0
  • Orta Amerika'dan Amazon'un alçak bölgelerine kadar uzanan tropik ormanlarda ortaya çıkarılan bir bulgu bilim adamlarını şaşkına çevirdi. Çünkü ağaç dallarında yürüyen karıncaların bir kısmı, tıpkı tropik ormanlardaki ağaçların yemişlerine benzeyen kırmızı renkteydi. Karıncalar bu görünümleri ile kuşların hedefi haline gelerek kolaylıkla avlanacaklardı. Onları bu renge bürüyen sebep neydi?

    Alemlerin Rabbi Yüce Allah, canlıların nesillerini devam ettirmeleri için onlara çok çeşitli yöntemler ilham etmiştir. Bu yöntemler içinde belki de en dikkat çekici olanlarından biri Nematod parazitlerininkidir. Çünkü bu canlılar çoğalmak için bir başka canlının vücudunu yani karıncaları kullanırlar. Bu parazitin karıncanın vücuduna yerleşmesi ile başlayan süreç mükemmel ve ilgi çekici detaylarla devam eden bir gelişmeyi beraberinde getirir.

    noimage

    Nematod Parazitlerinin Yaşam Döngüsü

    Nematod parazitlerinin bilim adamlarını şaşkına çeviren üstün akıl örnekleriyle dolu yaşam döngüsü Orta Amerika'dan Amazon'un alçak bölgelerine kadar uzanan tropik ormanların çatısı altında gerçekleşir.

    Araştırmacılar bazı karıncaların karınlarının kırmızı olduğunu fark etmişlerdir. İlk başta bunun başka bir karınca türü olduğunu düşünmüş ve onları laboratuvarda incelemeye almışlardır. Ancak bu karıncaları incelediklerinde farklı bir tür olmadıklarını; kırmızı rengin, karınlarında taşıdıkları Nematod yumurtalarından kaynaklandığını anlamışlardır. Nematodlar bu yöntemle kendilerini karıncalardan kuşlara taşımanın çok eşsiz bir yolunu bulmuşlardır.

    Peki, Nemadotlar bunu nasıl başarırlar ve bu yöntemi kusursuz yapan detaylar nelerdir?

    Biyologların bulgularına göre Nematodlar, karınlarında yaşadıkları karıncaları kuşları cezbeden kırmızı tropik meyvelerin rengine ve şekline dönüştürürler.

    Karıncaların görünümünün yanı sıra davranışlarındaki çarpıcı değişiklik de kuşların onları meyve sanıp yemelerine neden olur. Karıncaların davranışlarındaki en temel değişiklik yavaş hareket etmeye başlamalarıdır. Bu hem kuşlar tarafından kolay bir av olabilecek hale gelmelerine hem de yavaş hareket ettikleri için onları hareketsiz duran meyveler sanmalarına neden olur.

    Karıncanın davranışlarındaki diğer önemli değişiklik ise diğer karıncalara kendisine hastalık bulaştığını göstermek için kırmızı olan kısmı alarm duruşu olarak havaya kaldırmasıdır. Karınca bu görüntüsü ile dal üzerinde duran olgunlaşmış kırmızı bir meyveye daha çok benzeyerek kuşlar için cazip bir av haline gelir. Karıncanın bu davranışının dikkat çekici diğer bir yönü ise gösterdiği fedakarlık örneğidir. Karınca kendisine hastalık bulaştığını bu yöntemle diğer karıncalara haber vererek onları tehlikeye karşı uyarmaktadır.

    Karıncaların sert olan ve sert olduğu için kuşlar tarafından tercih edilmeyen siyah kabukları vardır. Ancak parazitin bulaşmasıyla kırmızıya dönüşen karınları yumuşar ve kuşların bunları avlamaları kolaylaşır.

    Sonuçta parazit, bu karıncayı avlayan kuşlara geçer. Nematod parazitinin yumurtaları, kuşların atıklarıyla daha geniş bir alana yayılmış olur. Bu atıklardaki tohum ve böcek parçalarını toplayan karıncalar ise bilmeden bu parazitin larvalarını toplar ve yuvalarında atıklarda bulunan larvaları yediklerinde parazit onlara bulaşır. Bundan sonra larvaların karıncanın karnına uzanan yolculuğu ve yaşam döngüsü tekrar başlar.

    Sonuç:

    Nematod gibi küçük bir canlı, vücudunda yaşadığı karıncaların iç yapısını ve davranışlarını bir kuşu ikna edebilecek kadar etkili şekilde yönetmektedir. Bu şekilde kuşun vücuduna geçişine imkan oluşturmakta ve karıncayı parlak kırmızı renge çevirerek tropik ormandaki bir tür kiraza benzetmektedir. Bütün bunlar elbette aklı olmayan bir canlının kendi kendine başarabileceği detaylar değildir. Şüphesiz ince hesaplar gerektiren bu detaylar bir kez daha Yüce Allah'ın muhteşem sanatına işaret etmektedir. Rabbimiz, bütün bu işlemleri gerçekleştiren paraziti yarattığı gibi, ona karıncanın karnına yerleşmesini, etrafındaki meyvelerin renklerini öğrenmesini, karıncayı bu renge dönüştürmesini ve karıncanın kuşlar tarafından meyve zannedilmesini sağlayan davranışlar sergilemesini de ilham etmektedir. İşte bu örnekte işaret edildiği gibi karşımızdaki tüm detaylar birbirleriyle kusursuz bir uyum içinde var edilmiştir. Bu dengede milyonlarca yıldır hiçbir bozulma olmamaktadır. Yüce Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

    "Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır." (Bakara Suresi, 164)

    "Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. " (Casiye Suresi, 4)
#21.08.2008 16:03 0 0 0
  • Canlı gözlerindeki kusursuz detaylar ve her canlı gözünün tam onun ihtiyaçalarına yönelik olması, muhteşem özellikteki gözlerin evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerle oluşmadığını, Yüce Allah'ın üstün aklının eserlerinden bir olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

    Geçen ayki yazımızda Kamera Tipi ve Birleşik Tip gözlerin kusursuz özelliklerini anlamıştık. Bu ay ise bazı canlılara özgü göz tiplerinin onları sağladığı görüş üstünlüklerini detaylarıyla ele alacağız.

    "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL"der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117)

    Kainatı yoktan var eden ve yarattığı tüm varlıklara üstün özellikler veren Allah'tır. Rabbimiz'in yaratışındaki bu mükemmelliği anlayabilmek için yarattığı canlıları incelemek gerekir. Çünkü Allah'ın sonsuz sanatının mükemmelliği, yarattığı milyonlarca canlının üstünde farklı şekillerde tecelli etmektedir. Yazı dizisi olarak aktardığımız canlı gözlerinin özellikleri de, Yüce Allah'ın Bedi (Örneksiz yaratan) isminin tecellileridir. Allah' ın Kuran'da da bildirdiği gibi bu özellikler, müminler için bir şevk kaynağıdır:

    "Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır..." (Nahl Suresi, 66)

    Deniz Canlılarının Hayranlık Uyandıran Gözleri

    Kabuklular

    Yüce Allah, bazı kabuklu deniz canlılarının kabuklarının iç tarafına, sıra sıra dizilmiş küçük alıcı gözler yerleştirmiştir. Kabuklarını açık tutarak görme işlemini gerçekleştiren bu canlıların göz yapıları, Yüce Rabbimiz'in kusursuz yaratma sanatının muhteşemliğini sergileyen kıvrımlı içbükey bir ayna tasarımına sahiptirler. Bu canlıların gözlerinin yarı saydam retinası vardır ve gözler, bir düşmana karşı savunmada onlara net bir görüntü sağlar. Kabuğunun kenarları boyunca dizilmiş küçük parlak gözlerin her biri yalnızca 1 mm. büyüklüğe sahip olmasına rağmen bu gözlerle hem hareketleri hem de ışık ve karanlık arasındaki farkı kolaylıkla anlayabilmektedirler.

    Midyenin gözlerindeki küçük retinalar, tüm alıcıları için ışık toplayan yansıtıcılar içerir. Bu nedenle ışık değişimlerine duyarlı gözleri sayesinde bir hareket sezerse kabuğunu hemen kapatarak hem gözlerini, hem de kendini korumaya alır.

    Nautilus

    noimage

    Nautilus, iğne deliği kamera (pinhole camera) tipi optik gözlere sahiptir. Bu göz tipi, diğer kamera tipi gözlerden daha fazla ışığa ihtiyaç duyar. Bu nedenle, yönünü bulmak için polarize ışığı (parlak yüzeylerden yansıyan parıldama) kullanarak çok rahatlıkla yol alır. Nautilus gibi çok derinlere dalan ve karanlık sularda ışığa büyük gereksinim duyan bir canlı için elbette yüzeylerden yansıyan ışığın, görme açısından çok büyük bir önemi vardır.

    Karides

    noimage

    Karidesler gibi bazı kabukluların ana gözlerine ek olarak vücutlarında ve kuyruklarında da ışığa duyarlı alıcılar bulunur. Gözleri oldukça kompleks bir yapıya sahip olan bu canlılar, bir alanı görmek için birden fazla göz yüzeyi kullanırlar. Bu canlıların beyni ise, oldukça mükemmel bir biçimde çalışarak gelen çok fazla sayıda görüntüyü bütünleştirerek tek bir görüntü elde eder.

    Yengeç

    noimage

    Yengeçler, yansıtma ve kırılma özelliğini kullanan ve güneş ışığının yönünü ayırd etme kabiliyeti de olan gözlere sahiptirler. Düşmanlarının sayısı çok fazla olduğundan bu eşsiz görme sistemlerine ihtiyaçları vardır. İlginç olan nokta, bu göz yapısına Prekambrien patlaması olarak adlandırılan döneme ait fosiller arasında sık bulunan trilobit fosillerinde de rastlanılmasıdır. Bu durum canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren ihtiyaçlarına yönelik gözlere sahip olduklarını ve göz lenslerinin evrimin iddia ettiği gibi tesadüfen oluşma ihtimalinin mümkün olmadığını göstermektedir.

    Ahtapotlar ve Dev Mürekkep Balığı

    noimage

    Ahtapotların gelişmiş kamera tipi gözleri vardır. Bu gözler, tıpkı resim çekerken cismin mesafesine göre netliğini ayarladığımız fotoğraf makineleri gibi yakın veya uzak mesafeye göre görüş netliklerini ayarlayabilirler. Yüce Allah'ın bahşettiği bu muhteşem gözler vesilesi ile ahtapot, tüm kollarını kontrol edebilmek ve düşmanlarından korunabilmek için bir görüş odaklaması yapabilir.
    Dev mürekkep balığının da çok keskin görüşü vardır. Dünyadaki en büyük gözlere sahip canlı olan dev mürekkep balıklarının insan gözünden yaklaşık 100 kez daha büyük olan gözleri onlara keskin bir görüş sağlar.

    Böceklerin İlginç Gözleri

    Örümcek

    noimage

    Bazı örümceklerin altı ila sekiz arasında değişen sayıda gözleri vardır. Örneğin kurt örümceğinde birden fazla gözün her birinin ayrı ayrı rolleri vardır. Bu gözlerin bazıları görüş sağlarken diğerleri çevresel tarama yapar. Bu gözlerden beyne giden sinyaller, çevresel görüş, uzaklık tahmini ve şekil hakkında bilgiler verir, beyin tüm bu sinyalleri birleştirir. Bazı örümcekler ise polarize ışığı da algılar. Bazılarının dar bir görüş alanı vardır ama gözlerini hareket ettirerek tarama da yapabilirler.

    Örümceklerin farklı gözlerden gelen görüntüleri beyinlerinde tek bir görüntü olarak yorumlaması bilim adamlarına da ilham kaynağı olmuş, çok alıcılı silahları ve robotları, örümceğin bu kompleks görüntü işleme sisteminden esinlenerek yapmışlardır.

    Arılar

    noimage

    Arıların gözlerinde 3000 ila 4000 küçük lens bulunur. Her lens içinde birden fazla alıcı vardır. Ortadaki lens yan alıcılardan daha geniştir .Dolayısıyla arılar, tam önlerini daha iyi görürler. Bir mikron büyüklüğündeki bu küçük alıcılar, son derece özel bir optik tasarım oluşumlardır. Çünkü arı gözleri UV ışınına duyarlıdır ve görünür ışığın polarizasyonunu algılayabilir.

    Arılar en iyi mavi rengi seçerler ama insanların gördükleri diğer renkleri de algılarlar. Burada evrimciler yine bir açmaz ile karşı karşı karşıya kalırlar. Çünkü onların hayali evrim basamaklarında atlar ve köpekler, daha üst basamaklarda yer almalarına rağmen gri tonlarda bir görüntü algılar ve renkleri seçemezken alt basamaklarda yer alan arıların renkli görmesi açıklanamaz. Çünkü renkli görmek, üstün bir özelliktir. Bu özelliğin evrimin üst basamaklarında yer alan bazı canlılarda kaybolması ve tekrar insanda ortaya çıkması aşamalı gelişim düşüncesine ters düşmektedir. Oysa, Yüce Allah her canlıya kendi ihtiyacına yönelik özellikler bahşetmiştir. Arılar da, çiçeklerin yerlerini belirlemeleri ve beslenebilmeleri için renkli görme özelliğine sahip olarak yaratılmışlardır.

    Arıların gözlerinin polarize ışığı algılaması, yönlerini bulmaları için de çok özel bir iletişim sistemi geliştirmelerini sağlamıştır. Yönlerini polarize ışığa göre bulan arılar, besin kaynağını bulduktan sonra kovana dönüp diğer arılara besin kaynağının uzaklığını ve yönünü bildirmek için özel bir görsel kod (dans) kullanırlar. Bu iletişim arıların çok mükemmel bir görsel süreç ve algılama sistemine sahip olduğunu ortaya koymuştur.

    Yusufçuk

    noimage

    Yusufçukların çok geniş görme açısı olan gözleri onlara öne ve arkaya uçarken kolaylık sağlar. Yusufçuğun her gözünde yaklaşık 30 bin alıcı vardır. Bu sayede diğer birçok böcekten daha iyi görür. Yusufçuk gözlerinin algılama yoğunluğu insanlarınkiyle aynıdır. Bu canlıların gözleri, insan gözlerinden çok daha küçük olduğundan insanlar kadar net görmeyebilir, ancak insan gözü ile hemen hemen aynı düzeyde algılama yoğunluğuna sahip olmaları onların evrimcilerin iddia ettiği gibi basit canlılar olmadıklarını, tam aksine üstün yaratılış özelliklerine sahip olduklarını bir kez daha kanıtlar. Yusufçuklar da tıpkı insanlar gibi binoküler (iki gözlü) görüş kullandıklarından gözlerinin arasındaki uzaklığı temel alarak cisimlere olan mesafelerini tahmin edebilirler.

    Kelebekler

    noimage

    Türlerine bağlı olarak kelebeklerin ilave tipi gözleri veya benzeri optik gözleri vardır.

    Kelebek gözlerinin en önemli özelliği, çeşitli renkleri seçebilmeleridir. Çünkü kelebeklerin besin bulabilmek, yaşamak ve üremek için çok sayıda renk seçebilmeleri gerekir. Diğer canlılarda pigment sayısı iki veya üç iken kelebeklerin gözlerinde dörder tane farklı pigment bulunur. Bunun sonucunda kelebeklerin renk algılama kabiliyetleri artar.

    Kelebekler, bazı çiçeklerden yansıyan UV ışınlarını da görebilirler.

    Bu küçük canlılar, görüntü detayından çok renge tepki verirler. Ancak Yüce Allah bu canlıların gözlerini, çiçeklerle yollarını bulabilecek ve birlikte uçmak için diğer kelebekleri görebilecek bir netliğe sahip olarak da yaratmıştır.

    İnsanlar sadece 100 mikron'luk (0.01mm) detayları görürken, bazı kelebekler nesnelerdeki 30 mikron'luk (0.03mm) detayları görebilirler. Başka bir deyişle yakın mesafede kelebek gözü, insan gözünden daha fazla detay görebilir. İnsan gözüyse, uzak mesafelerde kelebeklere oranla daha iyi odaklanır. Bu tamamen Yüce Allah'ın tüm canlıların ihtiyaçlarına yönelik gözler yaratmış olmasının bir sonucudur.

    Sonuç

    Yazı dizimizin bu bölümünde verilmiş olan örneklerde de görüldüğü gibi her canlı türünün gözleri kendilerine has özelliklere sahiptir. Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlının sahip oldukları özelliklerden sadece gözleri düşünmek bile, bu benzersiz özelliklerin bilinçsiz olaylarla ortaya çıkmayacağını, kendiliğinden bir canlının kusursuz gözler kazanamayacağını, canlıların gözlerinin tek bir parçasının bile tesadüfen oluşamayacağını kanıtlar. Bütün hayvanlar, bitkiler, insanlar Yüce Allah tarafından eksiksiz bir şekilde yaratılmışlardır. Akıl ve vicdan kullanarak düşünen insanlar için bu çok açık bir gerçektir.

    Bu gerçeği kavramak ve tüm yaşamını buna göre ayarlamak, her insanın kendi faydasına olacak bir davranıştır. Çünkü insanın dünyadaki görevi Yüce Rabbimiz'in ihtişamlı yaratışını görmek ve bu yaratılış karşısında O'nun sonsuz gücünü ve ilmini takdir edebilmektir. Sonsuz güç sahibi olan Allah'ın ilmi bir ayette şöyle haber verilmiştir:

    "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98)
#21.08.2008 15:59 0 0 0
  • Sık sık görülen mide rahatsızlıklarının en önemli nedenlerinden biri, midedeki sindirim işlemini zoralştıracak miktarda fazla yemek yenmesidir. Bu rahatsızlık hissinden kurtulmak için başta ilaç olmak üzere çeşitli yardımcı yöntemlere başvurulur. Oysa kendi vücut ağırlığının yaklaşık olarak %23'ü kadar yemek yiyebilen timsahlar, hiçbir zaman midelerinde rahatsılık hissetmezler. Çünkü kendi mide ilaçlarını kendileri üretirler. Üstelik bunu günümüzde üretilen bazı mide ilaçlarıyla aynı hammaddeyi kullanarak yaparlar.

    Timsahlar kendi vücut ağırlıklarının %23 kadarını oluşturabilecek miktarda yiyecek tüketebilirler. Bu, 58 kiloluk bir insanın bir öğünde 13 kilo yemek yemesine denktir. Bir anda çok fazla miktarda gıda alan bir timsahın, bu yiyeceği mümkün olduğu kadar çabuk sindirmesi gereklidir. Çünkü yiyecekleri sindirme işlemi sırasında, sıcak bir yere çekilerek hareketsiz kalırlar. Bu işlemin uzun sürmesi durumunda özellikle genç timsahlar başka vahşi canlılar için kolay av haline gelirler. Bu nedenle, timsahlar için sindirim sistemlerinin hızlı çalışması hayati önem taşımaktadır. Nitekim yedikleri büyük miktardaki yiyeceklere rağmen bunu başarırlar.

    noimage

    Timsahların Yiyecekleri Hızlı Sindirebilmelerinin Sırrı

    Timsahların bu zorlu sindirim işlemini kısa sürede nasıl gerçekleştirdiklerini araştıran Utah Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, timsahların beslendikten sonra kenara çekilip hareketsiz durmaları sırasında vücutlarında mükemmel işlemlerin gerçekleştiğini ve sindirim için kan akışının yönünü değiştirdiklerini belirlemişlerdir. Yaptıkları araştırmaya göre; timsahlar vücutlarından atılacak olan karbondioksiti sindirimi hızlandırmak için kullanıyor ve bu amaçla da akciğerlerine giden kanın yönünü değiştiriyorlardı.

    Normal koşullarda timsahların dolaşım sistemi memeli hayvanlara çok benzer. Bu canlılarda olduğu gibi, kalplerinin sol tarafında bulunan sol kulakçık ve sol karıncık, temiz kan ile ilgilidir ve gelen temiz kanı organlarla dokulara ulaştırır. Kalplerinin sağ tarafında yer alan sağ karıncık ve sağ kulakçık ise kirli kanı temizlenmek üzere akciğerlere ulaştırır. işte timsahlar sindirim işlemi sırasında akciğerlerinden geçen ve sol aort denilen damardaki kanın akış yönünü değiştirirler.

    Timsahlar Sindirimi Hızlandırmak için Kanın Akış Yönünü Nasıl Değiştirirler?

    İnsanların, memelilerin ve kuşların damarlarının timsahlarda olduğu gibi özel bir akış sistemi yoktur. Sol aort damarı, timsahlar dışındaki diğer canlılarda karbondioksiti taşıyan kirli kanın kalbin sağ tarafından pompalanarak akciğerlere ulaşmasını ve buradan karbondioksit alarak akciğerlerden dışarı atılmasını sağlar. Timsahlar ise, onlara Yüce Allah'ın bahşettiği özel bir nimet olarak sol aort damarını istedikleri biçimde kullanabilirler. Yemekleri sindirirken kanın normal akış yönünü değiştirerek karbondioksit açısından zengin olan kanı midelerine gönderirler. Çünkü salgı bezlerinin sindirim için mide asidi ve bikarbonat salgılamaları esnasında karbondioksite ihtiyacı vardır. Bu şekilde (kan akışının değişimiyle) timsah, memelilerde üretilen mide asidinin 10 kat fazlasını salgılar. Günümüzde sindirim ilacı olarak kullanılan bazı mide haplarının ve sodaların içeriğinde karbon bulunduğu dikkate alınırsa, timsahın karbondioksiti karnına göndererek sindirim için gerekli mide asidi ve bikarbonat üretimini hızlandırmasının üstün akıl sahibi olan Rabbimiz'in yaratış sanatının eserlerinden biri olduğu daha net olarak anlaşılabilir. Yüce Allah üstün aklını ve yaratma sanatındaki kusursuzluğunu bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

    "O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24)

    Timsahlardaki Özel Sindirim Sisteminin Ardındaki Yaratılış Mucizeleri

    Timsahların bu kusursuz sindirim sistemi, Yüce Allah'ın her canlı türünü o canlı türünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yarattığının en güzel kanıtlarından biridir. Nitekim bu timsahlar, kanlarını akciğerlerine ulaşmadan doğrudan midelerine gönderebilme özelliğine sahip olmasalardı asit salgılama oranları düşer, avladıkları canlıların kemiklerini sindirmeleri mümkün olmaz ve bu da beslenme alışkanlıklarının bozulmasına belki de timsah türlerinin soylarının tükenmesine neden olurdu.

    Timsahların bu özel sindirim sistemine sahip olmasının bir diğer nedeni, avlanma teknikleri ile ilgilidir. Çünkü timsah avlanırken oldukça büyük bir güç uygulaması gerekir. işte bu hareket, kaslarında yüksek miktarda laktik asit üremesine neden olur. Bu asitli kanın akciğerlere uğramadan doğrudan mideye ulaşması ile, asit hızlı bir şekilde kandan dışarı atılmış olur. Bu işlem ile timsah iki türlü avantaj yakalar: ilk olarak laktik asidin kaslarda yorgunluk oluşturacak olan etkisini uzaklaştırır. ikinci olarak da sindirim için gerekli olan asitlerin daha fazla salgılanmasını sağlar.

    Bir timsahın sol aort damarının akciğerlerinden geçtiğini, bu damarın akış yönünü değiştirdiğinde karbondioksit açısındna zengin olan kanı midesine gönderebileceğini, karbondioksitin sindirim için gerekli olan mide asidi ve bikarbonat üretimini hızlandıracağını ve en önemlisi de damarın akış yönünü nasıl değiştireceğini bilmesi kuşkusuz ki mümkün değildir. Bu davranışlar, ancak tüm canlıların hakimi olan Yüce Allah'ın ilham etmesi ile oluşabilir.

    Sindirim sisteminin sağladığı bir diğer avantaj, genç bireyler üzerinde gerçekleşir. Yumurtadan yeni çıkan timsah yavrularının %50'si, diğer vahşi avcı hayvanlar tarafından kolaylıkla avlanırlar. Bu nedenle hayatta kalanların hızlı bir biçimde büyüyerek av olma riskinden kurtulmaları gerekir. işte bu amaçla, Yüce Allah kendi içinde birbirini tamamlayan bir sistem yaratmıştır. Bu sistemdeki kurallardan birinin evrimcilerin iddia ettiği gibi eksik veya sonradan oluşması gibi bir durum asla söz konusu değildir. Bilindiği gibi timsahlar, soğuk kanlı hayvanlardır ve ısınmak için güneş banyosu yaparlar. işte bu ısınma işlemi sırasında mideleri daha çok asit salgılar. Asit salgıları gıdaların daha hızlı sindirilmesini, timsahın daha çabuk acıkmasını ve daha sık beslenmesini tetikler, daha fazla beslenme ise yavru timsahların daha hızlı büyümelerini sağlar.

    Tüm Canlıların Koruyucusu Rahman Olan Allah'tır

    Yüce Allah dünya üzerinde birbirinden çok farklı canlı türleri yaratmış ve her canlı türüne özgü çeşitli sistemler var etmiştir. Timsahların sahip olduğu bu kendine özgü sindirim sistemi ve avlanma yöntemi de, Yüce Allah'ın üstün yaratma sanatına ve Rezzak (rızık veren) sıfatının tecellilerine örnek oluşturan özelliklerden sadece birkaçıdır. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz rızkı verenin Kendisi olduğunu şöyle bildirir:

    "Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir." (Ankebut Suresi, 60)
#21.08.2008 15:50 0 0 0
  • noimage


    1- Erkek tavus kuşunda her yıl yenilenen yaklaşık 200 kuyruk tüyü vardır.

    2- Tüylerden 170 kadarı göz şeklindedir, bunlar 'göz tüyü' olarak adlandırılır. Kalan 30 tüy ise yelpazeye son derece estetik bir dış sınır çizen 't tüyleri'dir.

    3- Tavus kuşları kuyruk tüylerini sergilerken ortaya çıkan yelpazede göz tüylerinin oldukça düzenli bir yayılım gösterdiği, t ve göz tüylerinin de mikroskobik ölçüde çok kompleks bir yapıya sahip oldukları görülür. Gözlerin her biri görünür vaziyettedir, çünkü yelpazede ön sırada kısa tüyler, arka sırada uzun tüyler yerleştirilmiştir.

    4- Bir tavus kuşunun tüyündeki bu göz alıcı renklerin bir özelliği, görüş açısına göre değişmeleridir. Burada renkler pigmentlerle (hayvan veya bitki dokularına renk veren madde) değil, ince-film adı verilen ve barbüllerde gerçekleşen optik (görme ve gözle ilgili) bir etki sayesinde ortaya çıkar.

    noimage

    5- Barbüller kuş tüyleri üzerindeki en ince yapılardır ve ancak mikroskop altında görünürler. Bir tavus kuşu tüyü üzerinde çok sayıda tüycük bulunur ve her bir tüycük üzerinde de yaklaşık bir milyon barbül vardır. Tavus kuşunun göz tüyü üzerindeki barbüller, bronz, mavi, koyu mor ve yeşil renklerde görünürler.

    6- Barbüllerde ortaya çıkan ince-film etkisi, üç keratin tabakada gerçekleşir. Bu etki, üç tabakada aynı anda gerçekleşir ve ortaya değişik renkler çıkar. Keratin tabakaların belli bir rengi üretmesi ancak son derece ince olmaları sayesinde mümkün olur. Keratin tabakaların kalınlığı milimetrenin sadece yirmi binde biri kadardır ve bu, en parlak rengi üretmede 'optimal' kalınlıktır. Çünkü tabaka kalınlığı, gözle görülebilir ışığın dalga boyunu geçmemelidir.

    Görüldüğü gibi tavus kuşu tüyündeki düzen son derece komplekstir ve şuuru olmayan bir tavus kuşunun bu düzeni kendi kendine akledip vücuduna yerleştirmesi mümkün değildir. Tavus kuşu tüylerindeki bu düzeni sağlayan ve onlardan harika desenler çıkaran Yüce Allah'tır. Rabbimiz'in hayranlık uyandıran yaratma sanatı bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

    "Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir." (Nur Suresi, 45)
#21.08.2008 15:44 0 0 0
  • Gazetelerde, dergilerde, televizyon kanallarında veya çevremizde sık sık birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini söyleyen insanların, tatillerde, eğlence yerlerinde çekilmiş resimlerini, iş arkadaşlarının, iş ortaklarının ise şirketleri önünde yine aynı şekilde verdikleri pozları görürüz. Bir süre sonra yine aynı kişilerin arkadaşlıklarının, dostluklarının, iş ortaklıklarının veya evliliklerinin bittiği ile ilgili haberler karşımıza çıkar. Daha çok kısa bir süre önce, birbirlerini sevdikleri, birbirlerine değer verdikleri, "bizim sevgimiz çok farklı" iddiası ile ortaya çıkan kişiler, büyük kavgalar ederek, birbirlerine karşı hem de toplumun önünde çok ağır sözler söyleyerek, iftiralar atarak, birbirlerini maddi kayıplar içinde bırakarak ayrılırlar.

    Bu kişiler gazetelerden, televizyon kanallarından birbirlerine ağır suçlamalarda bulunarak, sevgilerinin bittiğini söylerler. Birbirlerinin çirkin suçlamalarına yine aynı şekilde basit üsluplarla karşılık verirler. Birbirlerinden çok yüklü maddi tazminatlar talep ederler.

    İnsanlar arasındaki bağlar ne olursa olsun; bu ister evlilik, ister iş ortaklığı, ister arkadaşlık olabilir, aralarındaki bağların kopuşu genel olarak bu veya buna benzer şekillerde olur. Adliyele koridorları birbirleriyle kavga eden, tartışan, nefretinden birbirinin yüzüne dahi bakamayan insanlarla dolup taşar.
    Kısa veya uzun, sonuçta bir süre öncesine kadar birbirlerini seviyor görüntüsü veren bu insanlar, birbirlerini aşağılayarak, nefret ederek ayrılırlar.

    noimage

    Bu insanların büyük bir çoğunluğu, bu aşamada "sevgilerinin bittiğini" iddia ederler.

    Aslında yaşadıkları bu sistem içerisinde 'sevgi' olarak adlandırdıkları şey, 'gerçek sevgi' değildir. Bu sadece, geçici heveslere dayanan, sağlam bir dayanağı olmayan, karşılıklı menfaatler doğrultusunda gelişen ve korunan, manevi anlamda hiçbir derinliği olmayan, çoğunlukla maddi değerlere dayanan ve taraflardan birisinin çıkarının bitmesiyle son bulmaya mahkum olan bağlardır.

    Örneğin karşısındaki kişiyi çok sevdiğini söyleyen bir kişi, onun ciddi bir kaza geçirip tek kolunu kaybetmesiyle birlikte, ona olan sevgisini, ilgisini de kaybeder. Kişi belki bunu bir anda ortaya koymaktan, hem kendisine hem çevresine karşı utanabilir. Ancak kısa bir süre içinde, değişik bahaneler ortaya koyarak bu konuma gelen birisiyle tüm bağlantısını koparır. Zaten dünyevi bir bakış açısına sahip olan bir insan böyle bir durumda karşısındakinden kesin olarak soğuyacağı için, şartlar otomatik olarak gelişir ve o sevdiğini iddia ettiği kişiyle artık birarada bulunmak istemez.

    Aynı şekilde, yine bir başka kişi de, karşısındakini çok sevdiğini iddia ettiği yakını tüm malını ve imkanlarını kaybettiğinde ve bunun sonucunda, yaşam şartları tamamen değişip beklentilerini karşılayamaz hale geldiğinde, ona karşı duyduğu ilgi ve sevgiyi tamemen kaybeder. İman etmeyen insanların bir arada bulunabilmelerini sağlayan para, fiziki görünüm, kariyer, mevki, çocuk sahibi olma gibi ortak menfaatler vardır. Bu menfaatlerden biri veya birkaçına bir zarar geldiğinde, artık iddia edilen bu "sözde sevgi" bile bu insanları bir arada tutmaya yetmez. Toplumda yaşanan bu ve buna benzer örnekler çok sayıda arttırılabilir.

    Hayatlarını Kuran'a göre yaşamayan insanların, gerçek sevgiyi yaşamaları da asla mümkün değildir. İmana dayalı gerçek sevginin yaşandığı durumlarda ise, yukarıda sayılan türden, hatta çok daha zor olaylar, ağır şartlar meydana gelse dahi sevgi asla bitmez, önemini kaybetmez.

    Çünkü gerçek sevgi; temeli Allah sevgisi ve rızası üzerine kurulan, imanla, takvayla, Allah'a olan yakınlıkla artan sevgidir. İman eden bir insan Allah'ı büyük bir coşkuyla, heyecanla sever. Allah aşkı, Allah'ı razı etme, Allah'ın sevdiği bir insan olma umudu kişiye çok büyük bir şevk ve heyecan verir. Allah sevgisi; ruhundaki coşkuyu, hareketliliği, huzuru, mutmainlik hissini hep canlı tutar. Allah'ın sonsuz sevgisi, aklı, merhameti, sanatı, yaratma gücü, kudreti, ihtişamı, Allah'a olan sevgisini daha da arttırır. Allah'a olan sevgisinden dolayı, mümin Allah'ın yarattıklarına karşı da büyük bir sevgi ve muhabbet duyar. Allah'ı çok sevdiği için, yine Allah'a sevgi duyan, imanlı insanlara karşı coşkun bir sevgi duyar. Allah'ın yarattığı bitkileri, hayvanları sever. Takvaya dayanan sevgide cahiliye ahlakında sık sık duyduğumuz "... sevgim bitti, sevgim azaldı, artık sevemiyorum... vs" gibi ifadelere yer yoktur. Mümin, karşısındaki kişi imanlı ve takva olduğu sürece, daima, her şart ve durumda çok sever. Yaşlılık, sakatlanma, fiziksel bir eksiklik, makamı mevkiyi kaybetme, iflas etme, hastalık, hata yapma gibi durumlar asla sevgiyi olumsuz yönde etkilemez. Aksine bunlar oluştuğunda, karşısındakinin mümin olmasından ötürü Müslümanın sevgisi daha da derinlik ve anlam kazanarak artar. Allah için yaşanan sevgi çok yönlüdür, çok kapsamlıdır. Bu sevgide vefa, sadakat, merhamet, bağışlama vardır. Eksiklik kusur olsa bile, yine de güzel gözle bakma vardır. Allah için sevmede, sevginin bir süresi ya da sonu yoktur. Bu sevgi, dünyada ve sonsuz ahiret hayatında yaşanmak üzere kilitlenmiş bir sevgidir. Sonsuz Ahiret hayatına ayarlıdır. Ölüm anında Allah canını alırken de müminin yüzünde Allah'a karşı coşkun bir sevgi ve iman güzelliği vardır. Hiçbirşey, sonsuz güzelliklerin sahibi olan Rabbimiz'e duyulan sevgi ve iman coşkusu kadar insan ruhunda huzur ve mutmainlik oluşturamaz.

    Allah, gerçek sevginin yaşanmasının ancak imanla mümkün olduğunu Kuran'da bizlere şöyle bildirmektedir:

    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)
#21.08.2008 15:21 0 0 0
  • noimage


    Müminler daima Allah'a karşı korku ve umut arasında yaşarlar. Hayatlarının her anında Allah'ı razı etme, imanda derinleşme ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanma ümidi taşırlar.

    Müslüman her nefesinde, her adımında, her sözünde, davranışında Allah'a daha yakın olmak, Allah'ın sevgisini daha çok kazanmak ister. Cahiliye insanlarında görülen kendinden eminlik müminlerde olmaz. Allah'ı razı etme amacıyla yaşamanın ve cahiliye ahlakına dair her türlü kötülükten uzaklaşmış olmanın getirdiği güzel bir mutmainlik, huzur ve güven duygusu vardır. Müslümanda ayrıca, yaşadığı herşeyi Allah'ın verdiğini, dilerse Allah'ın bunların tümünü yok etme gücüne sahip olduğunu bilmenin tevazulu ruhu vardır. Yüce Rabbimiz Hadid Suresi'nde Müslümanların bu ahlakını, "Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez" (Hadid Suresi, 22-23) şeklinde tarif etmiştir.

    Yeryüzünde 7 milyara yakın insan yaşamaktadır. Tüm bu insanların her birinin kaderi Allah Katında an an belirlenmiştir. Tüm bunlar, Allah tarafından sonsuz hayır ve hikmetlerle dolu olarak yaratılmıştır. Her insanın doğumundan ölümüne kadar geçireceği bütün hayatı, her detayıyla Allah tarafından tespit edilmiştir. Başı da sonu da Allah'ın sonsuz hafızasında tek bir an olarak mevcuttur.

    İnsanın hayatında, her gün yeni detaylar, her gün yeni konular meydana gelir. İnsan aniden hiç beklemediği bir anda, hayatındaki olayların seyrinin değiştiğini görebilmektedir. Ancak bir Müslüman Allah Katında olmuş bitmiş, sonucu belli olan olaylara karşı daima saygı dolu, mutmain bir teslimiyet içerisinde olur. Hiç bir olay, daha evvel sahip olduğu, sonradan elinden çıkan hiç bir şey, hiç bir konu, Müslümanı teslimiyetli bir bakış açısının dışına sürüklemez. Aksi önemli bir vakit kaybıdır. Allah her olayın başını, gelişimini ve sonunu takdir etmiş, bitmiştir. Müslümanın sorumluluğu, sonsuz aklıyla, insanlar için hayırlar, güzellikler, iyilikler dileyen Rabbimiz'in hikmetlerle dolu, müthiş incelikli sanatlarla detaylandırarak yarattığı güzel kaderi şükür içerisinde teslimiyet ve sevgiyle izlemektir. Mümin bollukta da, yoklukta da kendisi için mutlaka sonsuz hayırlar dileyen Güzel Yaratıcımız'ın verdiklerine sevgiyle şükretmeli, 'bunların ardından acaba nasıl hayırlar güzellikler açılacak Rabbimden' diye ümitle beklemelidir.

    Müminin Allah'a olan güveni sarsılmazdır. Bir olayla karşılaştığında, 'Allah mutlaka bir güzellik dilemiştir, ben bu olayları bu sebeple yaşıyorum. Ben bilmem Rabbim bilir' diye düşünür. "Zahiren olumsuz gibi görünen olaylar, ardında çok hayırlı sonuçları barındırıyordur" diye ümit, şükür ve sevinçle sabreder. Ve mümin olanlar daima bu güzel imanlarının, Allah için gösterdikleri sabrın ardından, olumsuz gibi görünen her olayın ardında, Allah'ın ne kadar hayırlı güzellikler yaratmış olduğuna şahit olurlar. Kimi zaman bu sonuç imtihanın bir gereği olarak dünya hayatında gerçekleşmeyebilir. Ancak Yüce Allah, gerçekten samimiyetle Kendisine yönelmiş olan kullarını ahirette mahsun bırakmayacağını, mutlaka onları kurtaracağını vaadetmiştir.

    Allah'a karşı güven dolu bir teslimiyet konusunda bizlere en güzel örnekler, Kuran'da yaşantılarına, sapasağlam kararlılıkla dolu imanlarına şahit olduğumuz peygamberlerdir. Kuran'da Hz. Musa'nın, Firavun ve orduları tarafından etkisiz hale getirilmek amacıyla takip edildikleri haber verilir. Hz. Musa ve İsrailoğulları, Firavun ve adamlarından uzaklaşmak isterlerken deniz kıyısına gelirler. Zahiren artık uzaklaşacak hiç bir yer kalmamış, çıkış yolları tamamen tükenmiş gibi görünmektedir. Hatta Hz. Musa'nın yanındakiler Firavun'un adamlarını görünce "gerçekten yakalandık" demişlerdir. Ancak zahiren her yol sanki kapanmış gibi görünen böyle bir durumda dahi Hz. Musa, Allah'a olan derin güveniyle, Allah'ın kesin olarak yardımcısı olduğunu bilmenin sağlamlığıyla hemen, 'Rabbim benimledir' demiştir.

    (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. (Şuara Suresi, 62-63)

    Bir Müslümanın imanı, Allah'a olan güveni, Hz. Musa'nın imanı gibi keskindir. Allah'tan bir imtihan olarak insan kaderinde olayların, zahiren her yolu kapanmış, hatta herşey insanın aleyhine gelişiyormuş, elindekileri tamamen yitirmiş gibi seyrettiğini görebilir. Eğer insan, Allah'tan arınmayı dileyen, Allah'ın hoşnutluğunu isteyen, Allah'ı, meleklerini, peygamberleri, müminleri seven, Allah'tan korkan bir ruha sahip ise Allah mutlaka, zahirde ne görünürse görünsün, yaşadığı olayların ardında mümin için çok büyük hayırlar, güzellikler saklamaktadır. Allah Kendisine sığınanları, Kendisine dua edenleri mutlaka kurtarır, yardım eder. Allah yardım edenlerin en hayırlısıdır. İnsan kudret sahibi ve herşeye kadir olan Rabbimiz'i çok iyi, çok derin takdir edebilecek bir ahlaka ulaşmaya gayret etmelidir. Müslüman Hz. Yusuf'un da söylediği gibi, 'Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendir' (Yusuf Suresi, 100) inancı ile yaşar.

    Dinden uzak yaşayan insanların ise en belirgin özelliklerinden biri karşılaştıkları olayları hemen dıştan görünen yüzüyle değerlendirmeleridir. Rum Suresinin 7. ayetinde Rabbimiz, "Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır." buyurmuştur.

    Müslüman ise zahirde görünene aldanmaz. Daima olayların ardında gizlenen hayırlara, hikmetlere; dışta görünenlerin ardındakilere bakar. Ve daima Rabbimiz'in hayırlarla dolu yarattığı kaderi, şükürle, sevinçle hikmetlerini düşünerek izlemeye gayret eder.
#21.08.2008 15:18 0 0 0
  • noimage


    Dünyada yaşayan tüm insanların yapmaları gereken en önemli ibadetlerinden biri Allah'ı anmaktır. Allah bu durumu kullarına Ankebut Suresi'nin 45. ayetinde şöyle bildirmektedir:


    " Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir."

    İman eden insanlar Kuran'da Allah'ın bildirdiği bu gerçeği bildikleri için hayatlarının tamamını Allah'ı anarak geçirme gayreti içerisinde olurlar. Mümin sabah uyanır uyanmaz Allah'ın kendisine tekrar can vermiş olmasının şükrü ile Allah'a hamd ederek güne başlar. Yaşayacağı gün için ana gayesi Allah'ın rızasını kazanmaktır. Örneğin sabah erken kalkmak kimi zaman insanın nefsine zor gelebilir. Ancak mümin Allah'a iman ettiği, bu dünyanın çok kısa ve geçici bir imtihan ortamı olduğunu bildiği için büyük bir şevk ve coşku ile uyanır. Hızlıca kalkıp o gün Allah'ın rızasını nasıl kazanacağını, İslam'ın, Müslümanların lehine neler yapabileceğini düşünür. Kahvaltısını ederken Allah rızası için güç bulup, Allah yolunda daha fazla iş yapabilme niyetindedir ve rızkı verenin Allah olduğunu bilir. Yola çıktığında karşısına çıkan her olayı Allah'ın yarattığını bilmenin tevekkülü ve teslimiyeti vardır. Örneğin trafik sıkışık olabilir, gideceği yere geç kalabilir veya her zaman gittiği yolun kapandığını görebilir.

    Bütün bunları son derece teslimiyetli bir tavırla karşılar. Olayların tamamının kaderde ve Allah'ın kontrolünde hayırla yaratıldığını farkındadır. İşine gidip katıldığı bir toplantıda veya çevresindeki insanların kendisine karşı takındıkları olumsuz gibi gözüken bir tavırda, yine Allah'a teslim olmanın verdiği iç huzurunu yaşar. Bütün insanları ve bütün işleri yaratanın Allah olduğunu ve herşeyin Allah'ın 'Ol' demesiyle olup bittiğini bilir. O nedenle insanın kızacağı, sinirleneceği, endişe edeceği, tedirginlik duyacağı hiçbir durumun olmadığını; her şeyi en ince ayrıntısına kadar en güzel surette yaratanın Allah olduğunun farkındadır. Gün boyunca yaşadığı her dakikayı, Allah'ı daha fazla anarak, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanma gayesi ile geçirir. Sonsuz ahiret hayatının yanında bir 'göz açıp kapatmak kadar kısa' olan dünya hayatının sadece imtihan yönünden bir değeri olduğunu, bu imtihan ortamını Allah'ı en çok razı edebileceği şekilde geçirmesi gerektiğini bilir. Bu bilinç de müminin akıllı, olgun, vicdanlı ve Allah'tan korkarak hareket etmesine, her anını Allah'ı anarak geçirmesine vesile olur.

    Kuran'da her an Allah'ı düşünerek ve O'nun rızasını arayarak hareket etmenin mümini Allah'ın rahmetine kavuşturacağı şöyle bildirilmektedir:


    " Allah'ı çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz." (Cuma Suresi, 10)
#21.08.2008 15:15 0 0 0