armelitli

armelitli

Üye
13.12.2008
Acemi Er
94
Hakkında

#06.03.2011 19:35 0 0 0
  • haklısın kardeşim...zaten kaddafi amerikanın desteğiyle o makama oturdu.yıllarca halkı sömürdü..onlar şehit değil,olsa olsa niyazi olur..
#24.02.2011 21:19 0 0 0
#23.02.2011 21:07 0 0 0
#23.02.2011 21:01 0 0 0
#23.02.2011 20:58 0 0 0
#23.02.2011 20:56 0 0 0
  • Kansere karşı 34 gıda
    ELMA: Bol miktarda "kuarsetin" içerir. Kanser tedavisinde, kanserden korunmada, alerji ve kalp damar hastalıklarında yararlı. Günde en az kabuklarıyla birlikte 2 elma tüketilmeli.
    NAR: Son çalışmalar, narın kanserojen madde verilen farelerin genlerinde yüzde 30 civarında düzelme sağladığını gösteriyor. İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri dengeleyen nar, kalp sağlığını da koruyor. Bu nedenle günde 1 bardak taze sıkılmış nar suyu içilmeli ya da 2-3 tane nar yemeli.
    KARA ÜZÜM: Son 10 yıl içindeki çalışmalar, kara üzümün kanser önleyici rolüne işaret ediyor. Ayrıca kalp damar hastalıklarından da koruyor. Çekirdeği ve kabuğuyla birlikte yenmesi gerekiyor. Günde 1-2 bardak kadar tüketilebilir.
    BÖĞÜRTLEN: İçeriğindeki "eliagic asit" kanserli hücrele rin ölmesini sağlıyor. Böğürtlen yaprakları da çok faydalı, çay şeklinde tüketilebilir
    YABANMERSİNİ: Vücudu kanserden koruyan enzimleri aktif hale getirerek kansere yakalanma riskini azaltıyor. Ayrıca kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp krizinden de koruyor.
    KİRAZ: Bol miktarda "flavon" denen yaralı bir madde ihtiva eder. Kanser oluşumunu ve kanserin ilerlemesini engeller. Özellikle meme, cilt, akciğer ye karaciğer gibi kanser tiplerinde etkili.
    KARPUZ: A ve C vitamini yönünden zengin. İçerdiği yararlı maddeler vücudu kansere karşı koruyup, toksik maddelerden arındırıyor.
    KIRMIZI TURP: Akciğer kanseri riskini azaltır, meme kanserinden korur. Bol miktarda turp salatası tüketin.
    KIRMIZI BİBER: Zengin bir C vitamini deposu. C vitamini kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.
    KIRMIZI BİBER: Zengin bir C vitamini deposu. C vitamini kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.
    BROKOLİ: C vitamini, betakaroten, lif ve kalsiyum açısından çok zen gin. Kansere karşı koruyucu maddeler içerir. Özellikle bağırsak, mesane, meme kanserlerinden korur. Brokoli çoğu içerik maddesini ancak çiğ yendiğinde barındırıyor. Ancak haftada 2'den fazla çiğ brokoli tüketmeyin çünkü tiroit yetmezliği oluşabilir.
    DOMATES: Özellikle hafif pişmiş tüketilmesi prostat problemlerinden yüzde 40 oranında korur. Domatesin içindeki likopen akciğer, kolon, meme kanserini de engeller.
    SARMISAK: Kanserin yayılmasını durdurur. Selenyum, triptopan gi bi kan ser hücreleriyle savaşan maddeler içerir. Hem kansere yakalanmaktan korur hem de kanser tedavisi sırasında kullanılır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre sarımsak mide, meme, bağırsak, yemek borusu, prostat ve cilt kanserlerinde tümörlerin oluşmasını ve ilerlemesini engelliyor. Her gün 2-3 diş çiğ sarımsak, 1-2 avuç kuru yemiş tüketilmeli.
    HAVUÇ: Günde 2 bardak havuç suyu içmek, prostat kanserine karşı yüzde 20 koruma sağlıyor. Havucun içinde betakaroten denen çok yararlı bir madde var. Betakarotenin ağız, yemek borusu ve mide kanserinde de koruyucu etkisi var.
    ANANAS: Ananasın içindeki 'bromelain' maddesi tümör hücre gelişimini doğrudan durduruyor. Özellikle de akciğer, bağırsak, yumurtalık ve cilt kanserlerinde tümörlü hücrelerin büyümesini engelliyor.
    AY ÇEKİRDEĞİ: Çinko ve selenyumdan zengindir. Çinko vücutta C vitamininin emilmesini sağlar ve şifalı etkisini hızlandırır
    BALIK: Omega 3′ten zengin balıkları seçin, haftada 2 kez somon, uskumru, sardalya ve mezgit gibi omega 3 yağ asitlerinden zengin balıkları tüketmek kanserden korur. Balık; meme kanserinde yayılmayı önler, bağırsak, pankreas ve prostat kanserlerinin büyümesine engel olur. Ayrıca kalp krizine karşı da korur.
    CEVİZ: Omega 3 yağ asitleri içerdiği için kanserden korur. Ayrıca kalp damar hastalıklarına da iyi gelir. Günde 1 avuç ceviz yiyin.
    ÇÖREK OTU: Bağışıklık siteminizi güçlendirmek için günde 1 çorba kaşığı 1 çörek otu yiyin. Çörek otu vücutta mikrop veya tümörle mücadele eden "naturel killer" hücrelerinin sayılarının artmasını sağlar. Yararlı etkilerini gösterebilmesi için çörek otunu öğütüp toz şeklinde tüketin.
    FINDIK: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından zengin bir besindir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.
    İçerdiği yağlar doymuştur. Yani sağlığa zararlı değildir. Kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterol seviyesini artırarak kalp hastalığını önler.Ceviz gibi türleri ellagic adı verilen bir tür asit içerir.Bu asit kanserli hücrelerin kendilerini öldürmeleri anlamına gelen apoptosis sürecini başlatır.Kanserin ve kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli yer tutan E vitamininden de yüksek miktarda içerir.Her gün bir avuç yenmesi çok faydalıdır.
    İNCİR: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur ve modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak önerilmektedir.
    ISPANAK: Kansere, kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona karşı çok etkili bir sebzedir.
    KABAK ÇEKİRDEĞİ: E vitamininden zengindir. Kanser hücrelerini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.
    KAYISI: Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etki sağlar. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.
    KETEN TOHUMU: Bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserden korur. Özellikle bağırsak kanserine karşı koruma sağlar, keten tohumu da öğütüldükten sonra tüketilmeli.
    KİMYON: Kimyon, dereotu tohumu ve turunçgillerin kabuğu çok faydalı. Limonen denen kanser savaşçısı bir madde ihtiva eder.
    KURU BAKLAGİL: Haftada 2 kez kuru baklagil tüketmek çok önemli. Mercimek, nohut, kuru fasulye iyi protein ve lif kaynaklarıdır. Kanserin yayılmasını önleyen antikanser maddeler içerirler. Vücuda zarar veren maddelerle savaşır, kan dolaşımına yardımcı olurlar.
    LAHANA: Meme ve rahim kanserine etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesini içerir. Kandaki şeker miktarını düşürür.
    PİRİNÇ: E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü ve kalp krizi riskini azaltıcı etkisi vardır.
    ŞEFTALİ: Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir.Bir şeftali günlük C vitamini ihtiyacının %50 sini karşılar.
    SOĞAN: Bağışıklık sistemini güçlendirirİçerdiği allicin ve sülfür ile mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etki sağlar.
    YEŞİL ÇAY: Her gün yeşil çay içilmeli. Günde iki fincan yeşil çay tüketiminden sonra kana geçen kanser savaşçısı maddeler, kılcal damarlarla vücudun her hücresine taşınarak tümörlü hnhavuç suyu içmek, prostat kansücrelerin büyümesini engeller."
    YOĞURT: Her gün yarım kilo yoğurt tüketmek çok önemli. Evde yapılan probiyotik yoğurdun içindeki bakteriler vücudun en büyük dostu, kanserin en büyük düşmanıdır. Ayrıca yoğurt uzun yaşamın sırrıdır. Yoğurt özellikle kolon, mide, akciğer ve meme kanserlerine karşı koruyucudur. Kadınlarda meme fibrokistlerini de azaltır. Bu nedenle herkesin günde yarım kilo yoğurt tüketmesi gerekir.
    ZERDEÇAL: Köriye karakteristik koyu sarı rengini ve lezzetini verir. Kanser destek ürünleri içinde en güçlüsüdür. Akciğer, kolon, karaciğer, mide, meme, yumurtalık, beyin, lösemi gibi pek çok kanserde tümörlü hücrelerin büyümesini engellediği belirlenmiştir. Kanserin dağılmasını engelleyerek kanser hücrelerini ölmeye zorlar.
    ZEYTİNYAĞI: Kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.
#23.02.2011 20:24 0 0 0
  • Kolbastı Müziği Kimin ?

    Bizler ; " Sahipsizlikten her şeyimizi alan götürüyor " diye yazıp duruyoruz.

    Biz yazdıkça Trabzon"da bizim müziğe ısındıkça ısındı.

    Yahu sözünü ,özünü aldın !

    Müziğimizi bari bize bırak !

    Trabzonlu Sinan Yılmaz"da hakikaten güzel oynadığı bu oyunla gündem yapınca zannedildi ki müzik"te Trabzon"un.

    Trabzonlular da sahiden sahip çıkarak,kendi ürünleri zannediyorlar.

    Birde Giresunlu oyuncuları fırçalıma cesareti gösteriyorlar.

    Yazıklar olsun bu sahipsizliğe !

    Giresunlu olarak 200 türkücümüz var diye sağda -solda söylendiklerimizin içinde ne yazık ki,araştırmacı bir sanatçımız yok !

    Kolbası müziğinin Giresun Bulancak"a ait olduğunu bunlara birilerinin anlatma zamanı geldi.

    TRT"de Giresunlu bir sanatçımız olmadığı için koruyanımız da olmadı.

    Bizim; "Dere boyu kavaklar", Kolbastı oldu uçtu

    Müziğin prozodisinde çok az bir oynama ile gitti bizim;"Açan yeşil yapraklarımız"

    Yok öyle yağma komşu !

    Yine iş döndü dolaştı bu sektörde ekmek yiyen Giresunlular uyurken bizlere düştü.

    Esasında,yeri mekanı cennet olsun işin özünü bilen rahmetli Erkan Ocaklı kardeşimiz de aramızda yok.-Yeri mekanı cennet olsun!-

    Bağlama ile çalınıp söylenen bu oyunu,kemençeden başka çalgı bilmeyen bir yöre nasıl sahipleniyor.

    Rahmetli Erkan Ocaklı doğmadan önce Giresunluların söyleyip-oynadığı,seslendirdiği müzik,nasıl Trabzon"un oldu anlamak güç.

    Şimdi Bulancaklı TRT sanatçısı derlemeci,rahmetli Kadir Üstündağ bunları duysa ne söylerdi acaba ?

    Sağolsun Sinan Yılmaz Kolbastı ile gündeme gelirken,bu oyunu dünyaya sevdirirken belki o da bilmiyordu Giresun"a ait bir müzikle haşır-neşir olduğunu.

    Şimdi dünkü çocuk ; " Sinan Yılmaz güzel kolbastı oynuyor " diye bu ezgi Trabzonluların mı oldu?

    Arkadaş,sen oyunu yöre olarak hızlandırabilirsin,değişik düzenlemelerde oynayabilirsin,kafana göre takılabilirsin,müziğin sözlerini de değiştirebilirsin,ama oyunun müziğini nasıl;"Benim yöremin dersin?"

    Kemençede Akçaabat Horonu ile Giresun Tuzcuoğlu Horonu"nu nasıl karşılaştırırsın?

    Kemençe tarihinde yöreye özgün ve doğaçlama horonu Tuzcuoğlu,sayı ile oynanan bir oyunla nasıl kıyaslanır?

    Ayak sayını unuttun horon gitti ama Tuzcuoğlu devam ediyorBuna ne diyeceksin?

    Konumuza dönelim,esasında Artvinli olan,kimilerine göre de Giresunlu olduğu söylenen rahmetli Öztürk Serengil ; "Güzel Twist oynuyor " diye Twist ; Her yönü ile Artvin"in,Giresun"un mu oyunu oluyor?

    Kulakları çınlasın,bağlama virtiyözü Arif Sağ ilk taş plağında "O Bulancak Bulancak.Bu iş nasıl olacak? Verin benim yarimi.Arada kan çıkacak ! " derken, acaba çıkacak tartışmalara hakemlik yapacağını biliyor muydu?

    Ben Zeki AL olarak,1961 yılında sazı elime aldığımda ilk öğrendiğim parça ile toplum karşısına çıktığımda en çok alkış aldığım bu oyun havasıydı.
#23.02.2011 20:08 0 0 0
  • Star televizyonunda yayınlanan "Behzat Ç." adlı dizide polislerin sürekli alkol almaları akıllara 'İşlerini nasıl yapıyorlar?' sorusunu getirmekle kalmıyor, Yeşilaycıların tepkisini çekiyor.


    Özellikle gençlere rol model olan polislerin 'alkolik' gibi gösterilmesinden rahatsız olan Yeşilay Genel Başkanı Muharrem Balcı, "Bu diziler polis teşkilatına hakaret, gençlere de kötü örnektir." diyor. Balcı, vatandaşı RTÜK'e şikayet için harekete geçmeye çağırıyor. Psikolog Orhan Keskin ise dizilerde kahraman olarak gösterilen kişilerin zararlı maddeleri kullanarak toplumun önüne çıkmasının gençlere kötü örnek olacağını söylüyor.

    Dizi yapımcıları çekimde oldukları için açıklama yapmak istemezken, Adam Film yetkilileri, dizinin kitaptan uyarlama olduğunu ve sahnelerin birebir çekildiğini belirtiyor. Yeşilay Genel Başkanı Muharrem Balcı, diziyle ilgili 'Emniyet teşkilatı veya İçişleri Bakanı bu tip görüntüleri görmüyor mu?" şeklinde bir soru yöneltiyor.

    Balcı: Vatandaşların şikayetine önem veriyoruz

    Geçtiğimiz günlerde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı ile yaptıkları görüşmede bu konunun da gündeme geldiğini aktaran Muharrem Balcı, "RTÜK, vatandaşların bu konudaki şikayetlerine büyük önem veriyor. Vatandaşlar hakkını kullanıp RTÜK'e şikayette bulunmalı." ifadesini kullanıyor. Dizilerde işlenen suçların; aileye, topluma ve kişiye verdiği zararların ön plana çıkarılması gerektiğini vurgulayan Keskin, polisiye dizilerin izleyiciler üzerindeki etkisinin oldukça yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Keskin, dizilerde psikolog, sosyolog ve emniyet yetkililerinden oluşan bir konsept danışmanı ekibin bulunması gerektiğini vurguluyor.

    'Dizi kitaptan uyarlandı, aynen çekiyoruz'

    Behzat Ç. dizisi yapımcıları ise çekimde olduğu için açıklama yapmıyor. Ancak dizinin yapımcısı Adam Film'den yetkililer, dizinin bir kitap uyarlaması olduğunu belirtiyor. Dizide kitapta geçen konuların işlendiğini söyleyen yetkililer, gençler tarafından örnek alınamayacağı dile getiriyor. Yetkililer, "Bu sadece bir dizi. Kitaptan uyarlanarak yazılmış. Kitapta ne yazılmışsa o sahneleniyor." diyor.

    Milli gazate
#23.02.2011 19:48 0 0 0
  • Mason üstadı Rektör atandı!
    Mason üstadı Prof. Sanver Bilgi Üniversitesi rektörlüğüne geçiyor


    Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası üstadı Prof. Dr. Remzi Sanver, İstanbul Bilgi Üniversitesi rektörlüğüne getiriliyor.


    Remzi Sanver, eski rektör Prof. Dr. Halil Güven'in istifa edişiyle, üniversite yönetimi tarafından 1 Nisan 2011 itibariyle rektör olarak atandı.

    İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Sanver, aynı zamanda Türkiye'nin en büyük mason locasını da üstad sıfatı ile yönetmekte.


    Prof. Dr. Remzi Sanver, 2005 yılında ODTÜ Mustafa Parlar Vakfı Bilimsel Ararştırma Teşvik Ödülü ve 2002'de Türkiye Bilimler Akademisi Sosyal Bilimlerde Teşvik ödülünü almıştı.
#23.02.2011 19:46 0 0 0
  • Gazze'den Kaddafi'ye şok hatırlatma
    İsrail gece gündüz başımıza bomba yağdırırken küçüklerimi yakarken büyüklerimizin kalbini dağlarken uçakların neredeydi? Evlerimiz başımıza yıkılırken uçakların neredeydi? Bizler Ey Araaplar! Diye haykırırken bizi kimse duymazken senin uçakların neredeydi?


    Libya halkının direnişine destek veren Gazzeliler Kaddafi'nin dün televizyonda kendileriyle ilgili söyledikleri karşısında adeta öfkeden deliye döndüler.

    Kendi şehirleri, evleri toprakları yaş kuru ayırmadan gece gündüz bombalanırken, başlarına misket bombaları yağarken kılını kıpırdatmayan Kaddafi ve şürekasının bugün Libya halkının üzerine, müslüman ve Arap bir halkın üzerine bomba yağdırması karşısında adeta çıldıran Gazzeliler haklı olarak şu soruyu soruyor: Gazze cehenneme dönerken senin uçakların neredeydi ey Kaddafi?

    Libya lideri Muammer el-Kaddafi'nin kendi halkının üzerine bomba yağdırması akla hemen Gazze'yi getirdi. Gözünü kırpmadan halkının üzerine tıpkı siyonist İsrail gibi bomba yağdıran, dışarıdan kiralık katil getirtip katliamlar gerçekleştiren Kaddafi istifa çağrılarına kimse içişlerime karışmasın karşılığını veriyor.

    Hamas'ın öğrenci kolu olan İslami Kütle'nin organize ettiği protesto yürüyüşünde yüzlerce Gazzeli öğrenci ellerinde Libya bayraklarıyla Kaddafi'nin derhal bırakıp gitmesini istediler.
    DÜŞMANLARI BIRAKTIN MASUMLARA SALDIRIYORSUN!

    Kütle sözcüsü Eşref el-Gafri, göstericilerin üzerine bomba yağdıran ve onlara karşı ağır silahlar kullanan Kaddafi'nin ve rejiminin Uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğini söyledi.

    Öte yandan Hamas sözcüsü Hammad el-Rakab, savaş uçaklarıyla göstericilerin üzerine bomba yağdıran Kaddafi rejiminin bir savaş suçu işlediğini ve bunun için yargılanması gerektiğini söyleyenel-Rakab, Kaddafi'den savaş uçaklarını ve otomatik silahlarını düşmanlara çevirmesini beklerdik, masumlara değil" dedi.

    Birleşmiş Milletlerin sorumluluğunu hatırlayarak bu insanlık dışı katliamlara dur demek için müdahale etmesi gerektiğini talep eden göstericiler Libya halkının yanında olduklarını ifade ettiler.

    Öte yandan Libya halkının devrimine destek veren İslami Cihat Hareketi liderlerinden Dr. Muhammed el-Hindi "Aralık 2008- Ocak 2009'da İsrail'in Gazze şeridine karşı başlattığı savaşta Libya uçakları neredeydi" diye sordu.

    Kendi halkına savaş uçaklarıyla, saldıran özgürlük isteyenleri baskıyla silahla susturmaya çalışan Kaddafi'nin aklını yitirdiğini ve rejimin çökmekte olduğunu savunan el-Hindi; " Başta Trablus olmak üzere Libya'nın değişik kentlerinde dökülen kanların, inşallah Mısır ve Tunus'ta olduğu gibi filizlenip Libya Devrimi zaferiyle sonuçlanacağını temenni ediyoruz "dedi.

    Bu arada Libya'da yaklaşık olarak 30 bin civarında Filistinlinin yaşadığı tahmin ediliyor.

    prizmahaber
#23.02.2011 19:43 0 0 0
#22.02.2011 21:46 0 0 0
  • Bazı kimseler, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid'at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Çünkü Ebû Şâme el-Makdisî, İbn Abbâd en-Nefzîer-Rundî, Şemseddin İbnü'l-Cezerî, İbn Nâsırüddin ed-Dımaşkî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî, Şemseddin es-Sehâvî, Celâleddin es-Süyûtî, Şihâbüddin el-Kastalânî ve Muhammed b. Yûsuf eş-Şâmî gibi büyük din âlimleri ve daha nice ulema ve fukaha, bu kutlama ile ilgili, ilk devirlerde olmasa bile ALLAH Teâlâ'nın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunu kutlanmanın, doğum günü münasebetiyle fakir ve muhtaçlara yardımda bulunup ibadet etmenin, Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize olan sevgiyle ilgili şiirler okumanın, temiz ve güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın güzel bir yenilik olarak, birer güzel amel olduğunu belirtmişler ve dolayısıyla mevlid kutlamalarının bid'at-ı hasene sayılması, halk arasında görülen ve dinen hoş karşılanmayan davranışların bundan ayrı düşünülerek önlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

    Ayrıca Ebû Katade (R.A.)den rivayete göre, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimize pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulduğunda:

    "Bu, benim doğduğum ve ben peygamber olarak gönderildiğim gündür" (Müslim, Sıyâm: 197; Ebû Dâvûd, Savm: 54; Ahmed b. Hanbel, 5/29, 299) buyurarak bir bakıma bu güne önem atfetmiştir.

    Resûlullah (S.A.V.) efendimiz, Medine-i Münevvere'de yahudilerin Muharrem'in onuncu yani aşure gününde oruç tuttuğunu görünce sebebini sormuş, onların bunun Firavun'un boğulduğu ve Hz. Musa (A.S.)'ın kurtulduğu gün olduğunu söylemeleri üzerine kendisinin bunu yapmaya daha lâyık olduğunu belirterek oruç tutmuş ve ashaba da oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. (Buhari, Savm: 69; Müslim, Sıyam: 127; Ebu Dâvud, Sıyam: 64; İbn-i Mâce, Sıyam: 41; Darimi, Savm: 46; A.b. Hanbel, 1/291, 310, 336, 340) Bu husus, belli bir günde bir nimete nail olma veya belâdan kurtulma sebebiyle o günü anma ve şükür nişanesi olarak sâlih amellerde bulunmanın iyi bir davranış olduğunu gösterir.

    Mevlid kutlamalarına olumlu bakan âlimler, kendisine Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin doğum haberini getiren Süveybe adlı cariyesini azat eden Ebû Leheb'in, ölümünden sonra ailesinden biri tarafından rüyada görülerek bu davranışı sebebiyle her pazartesi gecesi azabının hafifletildiğini ona söylediğine dair bir haberi4 ayrıca içinde Resûlullah (S.A.V.) efendimize vahiy indirildiğinden Kur'an-ı Kerim'de Kadir gecesine atfedilen önemin bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya geldiği gün için öncelikle geçerli olacağı hususunu da görüşlerine dayanak olarak gösterirler.

    Bid'at, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz zamanında olmayan "dinî" mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid'at olarak nitelendirilebilmesi için ona, "İslâm'da olmayan, ölünün kırkıncı, elli ikinci gecelerinde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir" demek gibi dinî bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Bir de merasimlerde, mübarek ay ve gecelerde mevlid okunmasının vazgeçilmez bir âdet haline getirilmemesi, netice olarak insan kelâmı bir şiir olan bu metinlerin, okunması ve dinlenilmesi ibadet olan Kur'an-ı Kerim ile eşdeğerde görülmemesi ve değerlendirilmemesi gerekir.

    Mevlid okumanın gerekli, vâcip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre; bunun bid'at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır.
#22.02.2011 21:38 0 0 0
  • tv'ler ve Çöküş........

    Evimde televizyon yok. Bu zararlı cihaza ayda bir misafirliğe gittiğim bir yerde veya bir dükkanda bakıyorum. Bir hafta önce Cağaloğlu'nda Berber Mehmet beye gitmiştim. Her koltuğun karşısındaki aynanın kenarına bir tv koymuş. Traş olurken ekrana baktım, haberler veriliyordu. Birden şu sahne göründü: Feci bir trafik kazası olmuş, ölüler kanlar içinde yerde yatıyor. Beyaz başörtülü anneler, eşler, bacılar ağlayarak feryat ederek göğüslerini döverek cesetlere kapanmışlar... Öyle bir manzara ki, yürekleri parçalıyor, insanın dengesini bozuyor. Haberi veren tv ne yaptı biliyor musunuz? Aynı sahneyi defalarca verdi.

    Tv.ler bunu niçin yapıyor? Reyting için...

    Tanınmış bir tiyatro oyuncusu, bazı büyük tv'leri, reyting için sapık cinsel ilişki yayınları yapmakla suçladı.

    Bizde televizyonculuk zıvanadan çıkmıştır.

    Bazıları, reyting için her haltı yemeyi mübah görüyor.

    Yıllar önce Kemal Sunal'ın bir filminde şöyle bir sahne vardı. Saf birkaç köylü bir define haritası buluyorlar, gömülü hazineyi çıkartmak için İstanbul'a gelip kazılara başlıyorlar. Taksimde bir çukur kazıp yerin altından bir binanın içine çıkıyorlar. Meğerse orası bir randevu evi imiş... Oynayanlar memnun, seyredenler zevkten dört köşe. Masum çocuklar da seyrediyor. "Anne o evdeki yılışık çıplak teyzeler ne yapıyor?... Orası neresi?..."

    Namuslu, haysiyetli, ahlaklı, faziletli, vatansever, paraya tapmaz televizyoncuları tenzih ederim ama rant ve reyting için her haltı yiyen ahlaksız televizyoncuların toplumu çökertmeye çalıştığını yazmaktan da çekinmem.

    Vaktiyle bazı Müslüman gruplar dini ve ahlaki televiyonlar kurmak için kolları sıvamışlar, bu hayırlı iş için temiz niyetli Müslümanlardan hayli paralar, altınlar, mücevherler toplamışlardır. Sonra ne oldu?.. Bilenler bilmeyenlere anlatsın!..

    Maddi kalkınmaya, zenginliğe, gökdelenlere, otoyollara, lüks otomobillere bakıp da Türkiye'nin sağlıklı ve dengeli olduğunu sanmayalım.

    Medyanın kötülüğü bile ülkenin batmasına, toplumun çökmesine yeterlidir.

    Müslüman bir ülke binayla, zinayla, gökdelenlerle, havaalanlarıyla, otoyollarla, dev adalet saraylarıyla, cep telefonlarıyla, bulaşık makineleriyle ayakta durmaz.

    Ülke, devlet, halk adaletle, güvenle, ahlakla, faziletle, sosyal barış ve mutabakatla, iyi bir eğitim sistemiyle, medenilikle (tersi bedeviliktir) ayakta durur.
#22.02.2011 21:34 0 0 0
  • Son devir din âlim ve velîlerinden. Adi Süleymân Hilmi, soyadi Tunahan'dir. Babasi zamânin müderrislerinden Hâfiz Osman Efendidir. Soyu Fâtih SultanMehmed Hanin "Tuna Hani" olarak tâyin ettigi ve kendi kiz kardesi ile evlendirdigi Idris Beye dayanmaktadir. 1888 (H.1306) senesinde Silistre'nin Ferhatlar köyünde dogdu. 1959 (H.1379) senesinde Istanbul'da vefât etti.Karacaahmed Kabristanindadir.

    Babasi Osman Efendi tahsîlini Istanbul'da tamamladiktan sonra Silistre'ye giderek meshûr Satirli Medresesinde yillarca müderrislik yapti.

    Ilim ehli ve fazîlet sâhibi bir âileden dünyâya gelen SüleymânHilmi Tunahan, ilk tahsîlini Silistre Rüsdiyesinde ve Silistre Satirli Medresesinde yapti. Bilâhare tahsîlini tamamlamak için Istanbul'a gelerek Sahn-i Semân (Fâtih) Medresesine kaydoldu. Fâtih dersiâmlarindan ve o devrin meshûr âlimlerinden Bafrali Ahmed Hamdi Efendi (BüyükHamdi Efendi)nin ders halkasina devâm etti. Zamânin usûlüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsîl ettikten sonra 1916 senesinde Ahmed Hamdi Efendiden birincilikle icâzet, diploma aldi. Daha sonra o zamanki tâbiri ile dersiâm (profesör) olarak yetismek üzere Süleymâniye Câmii medreselerinden Medresetü'l-Mütehassisînin tefsîr ve hadîs kismina devâm etti. Son derece parlak bir zekâya sâhib olan Süleymân Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medresetü'l-Mütehassisîn'den birincilikle mezûn oldu. Ayni yillarda Medresetü'l-Kuzâti (Hukuk Fakültesini) da üstün bir derece ile bitirdi. Böylece bir taraftan dersiâm diger taraftan da kâdilik rütbelerine ulasarak devrinin zâhirî ilimlerini tamamladi. Mezûniyetini müteâkip Istanbul'da dersiâm olarak vazîfeye baslayan Süleymân Hilmi Tunahan bir müddet sonra medreselerin kapatilmasi üzerine vâizlige tâyin edildi. Uzun müddet Istanbul'un Sultanahmet, Süleymâniye, Yeni Câmi, Sehzâdebasi ve Piyâle Pasa gibi büyük câmilerinde halka vâz ederek insanlara Islâmiyetin emir ve yasaklarini anlatti.

    Tasavvuf yolunda Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn Efendinin sohbetlerine devâm ederek yetisti. Süleymân Hilmi Tunahan'in tasavvufî yönüyle ilgili olarak, dâmâdi ve baglisi Kemâl Kaçar tarafindan Necip Fâzil Kisakürek'e verdigi notlardan bir bölümü söyledir:

    "Süleymân Efendinin bâtin ilmine yâni tasavvuftaki mânevî cephesine gelince, süphesiz bu husus ehline mâlumdur.Zâhirî akil ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan müslüman olabilir, tahsilli ve akilli olabilir. Hattâ iç hayâti münkir olamaz da yine tasavvuf ve irsâda ehil bir zât ile karsilastigi halde, o zât ilâhî irâdeyle kendisini ona bildirmezse, dünyâlar bir araya gelse onun feyzlerinden haberdâr olamazlar. Bizim ise kendisinin mânevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayi ilmelyakîn biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve rûh melekeleri üzerindeki tesirini öz rûhumuzda ve vücûdumuzda hissetmis, enfüsî ve kevnî kerâmetlerinin üstün irsâd hârikalarini fiil hâlinde ve hakkiyla müsâhede etmis bulunuyoruz. Allah'in bu husustaki inâyet ve lütfuna mazhar oldugumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürsid olduguna Silsile-i sâdâd=Büyükler zinciri kolundan otuz ikinci ferdi Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn hazretlerinin cismânî nisbet, Imâm-i Rabbânî hazretlerinin de rûhânî nisbetle vârisleri bulunduguna îmânimiz tamdir. Kendisinin bu cephesini anlamayanlarin, hiç olmazsa aksini iddiâ etmemelerini ve kendisinde bir mürsid hâli görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünyâ ve âhiret yikimina ugramamalari bakimindan tavsiye ederiz."

    Zâhirî ve bâtinî yönden yüksek derece sâhibi olan SüleymânHilmi Tunahan, îtikâdda Ehl-i sünnet, amelde Hanefî mezhebine, tasavvufta Naksibendiyye yoluna mensûb idi. Ehl-i sünnet vel-cemâate son derece bagliydi. Kendisinden feyz alan talebeleri ile vâz ve sohbetlerine devâm eden kimselere en büyük tavsiyesi; "Ehl-i sünnet vel-cemâat" akîdesine ihlâs ve samîmiyetle bagli olmalariydi.

    Yetmis iki senelik ömrü boyunca Islâmiyetin emir ve yasaklarini ögrenmek, ögretmek ve insanlara anlatarak onlarin dünyâ ve âhiret saâdetine kavusmalarina vesîle olan Süleymân Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959 senesinde Istanbul'da Kisikli'daki evinde vefât etti. Karacaahmet Kabristanligina defnedildi.
#22.02.2011 21:10 0 0 0
  • Bir "dış politika dâhisi"nin Oniki Ada sınavı


    İkinci Dünya Savaşı sona ererken, Almanya saflarında dövüşen İtalya, savaş sonunda nasılsa elinden çıkacağını bildiği adaları, Almanya'nın tavsiyesi üzerine Türkiye'ye teklif etti...
    Adalar yakın zamana kadar zaten bizim toprağımızdı. Tarihi referanslarımız sağlamdı.
    Osmanlı asırlarında bu uğurda on binlerce şehit vermiştik. Sadece Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 50 bine yakın şehidimiz vardı. Başta Rodos olmak üzere, adaların fethi uğruna ölmüşlerdi.
    Ancak kendisine "Milli Şef" dedirten İsmet Paşa yönetimindeki Türkiye, bunları hiç dikkate almadan, tartışmadan ve tartıştırmadan reddetti...
    Paşa'ya göre, "Ne kimseye bir karış toprak verirdik ne de kimsenin bir karış toprağını alırdık"...
    İçimize büzülür, öylece kala kalırdık!
    Ötesini 1942 yılına kadar Fethiye İl Genel Meclisi üyesi olan Süleyman Harmanlar'ın anılarından okuyalım:
    "1942 sonlarına doğru bir gün yüksek rütbeli üç Alman subayı ve bir sivil (İstanköy'lü Nazım Bey), Vali İbrahim Edhem Akıncı'yı ziyaret ettiler. Şüphelendim. Onlar gittikten sonra vilayet makamına gittim: 'Hayrola Vali bey, bu yüksek rütbeli Alman subaylarının ziyaret sebebi ne?'
    "'Çok mühim' dedi. 'Oniki Ada Başkumandanı mektup göndermiş, Oniki Ada'yı size teslim edelim. Yalnız Yunanlılar dâhil, Yahudilere vermeyeceğinize dair imza verin, dedi. Ben de acele Ankara'ya yıldırım telgrafı ile durumu bildirdim. Ankara'dan, 'Bir karış yer istemeyiz! Bir karış da yer vermeyiz' diye cevap geldi. Ben de içim sızlayarak Almanlara durumu bildirdim" (Adviye Fenik, "Ya şu Oniki Ada", Son Havadis Gazetesi, Kasım 1971).
    Böylece Oniki Ada 1945 yılında müttefiklerin eline geçti ve aynı yıl Yunanistan'a bırakıldı.
    Bir yıl sonra ise İngiliz askeri yönetimi altında Paris'te 27 Haziran 1946'da yapılan Dışişleri Bakanları Konferansı'nda Oniki Ada'nın Yunan hâkimiyetine geçmesi kabul edildi.
    Bu tercihte, kuşkusuz, "Helen Medeniyeti"ne galip devletlerin duyduğu hayranlık kadar, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda taraf olmaması da etkili olmuştur.
    Yunanistan başından beri İtilâf Devletleri'nin yanında yer alırken, Türkiye ancak savaş neredeyse bittikten sonra "kerhen" İtilâf Devletleri safında savaşa katıldığını açıklamış, galip ve mağlup o tarihte iyice belirginleştiği için de dünyayı halimize güldürmüştü.
    Bu millete "dış politika dâhisi" olarak tanıtılan İsmet Paşa'nın "dehâ" ölçüsünü görüyor musunuz?
    İtalya bunu 10 Şubat 1947'de onayladı ve Yunanistan askeri yönetimi Nisan 1947'de Oniki Ada'yı resmen devraldı.
    Oysa Yunanistan'ın Oniki Ada ile bağlantısı, adalarda Rumların da yaşıyor olmasından ibaretti.
    Türkiye'nin ise "kan bahası" idi: Kanuni Sultan Süleyman başta Rodos olmak üzere, adaların fethi için 50 bine yakın şehit vermişti.
    Adalar çok uzun bir süre, "Türkiye'nin ayrılmaz parçası" olarak Türk yönetiminde kalmıştı. Türkiye tarihi müktesebatına dayanarak bu "hibe"ye itiraz edebilirdi. O takdirde bile tüm adaları bize vermezlerdi kuşkusuz. Ama en azından birkaçı bizde kalabilirdi. Yazık ki, Ankara'nın o tarihte böyle çıkışlar yapacak ne elemanı vardı, ne de isteği. Hükümet erkânına, "Benim olsun da varsın küçük olsun" anlayışı hâkimdi.
    Zaman içinde de unuttuk gitti...
    O kadar unuttuk ki, hiçbir stratejik değeri olmayan avuç içi kadar Kardak Kayalığı konusunda Yunanistan'la savaşın eşiğine gelen Türkiye, Oniki Ada'nın adını bile etmiyor.
    Antlaşmalara aykırı olarak adaların silâhlandırılması karşısında bile söyleyecek söz bulamıyor.
    Köşe yazarlarımız zaten konuya hâkim değil, Erdoğan-Kılıçdaroğlu çeşitlemeleri yaparak vakit öldürüyorlar.
#22.02.2011 21:05 0 0 0
  • Köy adını, Bizans döneminde demircilerin burada ikamet etmesinden dolayı almıştır. Köy Armelit dağı eteğine kurulmuştur. 2 Mahallesi bulunmaktadır. Köye ilk gelenler Kirmanoğlu Hasan ve Türkmenoğlu Molla Mehmet'tir. Daha sonrada Velişıhoğlu gelmiştir. Halen bu kişilerin torunları köyde ikamet etmektedirler. Köyden Çanakkale Savaşı'na Türkmenoğlu Mehmet, Kirmanoğullarından Yakup ve Durmuş katılmış ve bir daha geri dönmemişlerdir. Köyde Armelit Tepesinde kale kalıntıları mevcuttur. Köyün geçim kaynağı fındık ve çay tarımıdır.
#22.02.2011 20:54 0 0 0
#14.12.2008 14:20 0 0 0
#14.12.2008 14:09 0 0 0