"Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur" ( Neml Sûresi, Ayet: 65 )
"Gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ancak O bilir" ( Enam, Ayet: 59 )
"Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal ( yıldızname/astroloji dahil ) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişesiniz" ( Maide Suresi, Ayet: 90)
"Rasülullah (sav) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrisi için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir; kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir" ( İbn Abbas )
Ebu Katade ( ra ) "Faris-i Rasulullah" = Rasulullah'in süvarisi lakabiyla meshur bir yigit, Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Zu Kared gazvesinde özel iltifatina mazhar bir cengâver'dir ve demiştir ki: "Allah bu yıldızları üç şey için yaratmıştır: Onları 1 ) semanın zineti kıldı, 2 ) ( semaya yükselip haber toplayan ) şeytanlara atılacak taşlar kıldı, 3 ) kendileriyle istikamet ( cografik-yeryüzün'de ve astronomik-feza'da yön ) tayin edilen alametler kıldı Kim yıldızlar hakkında başka yorumlar yapmaya kalkarsa hata eder ve nasibini zayi eder, kendisini ilgilendirmeyen ve bilgisi olmayan hatta bilmekte peygamberler ve meleklerin bile acze düştükleri (bilmedikleri) bir hususta kendini külfete sokar" ( Kütübüs Sitte, Hadis No : 5759 )
"Peygamber Muhammed ( sas ) : Göklerde ve yerde gaybı Allah'dan başka bilen yoktur, kahin ve falcıya (yani gaipten haber veren kişiye) inanan kimsenin 40 gün namazı kabul olmaz", ona inanan kişi, bana indirileni ( kitap ve vahyi, İslam'ı ) inkar etmiş olur" buyurmuştur. Bu itibarla yıldızname ve benzeri fal kitaplarına itibar edilmesi ve bu tür şeylere inanılması caiz değildir" ( Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 27 Ocak 1987, K6214-9/93 )
"Peygamber size ne emretti ise onu alın ( O un dediği ile amel edin ). Size neyi yasak etti ise ondan sakının" ( Haşr Sûresi, Âyet: 7 )
"Rabbinizden size indirilene uyun. O'nu bırakıp başka dostlara (batıla, yıldızname gibi bidat'a) uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz " ( Araf Suresi, Ayet: 3 )
"Helake sürükleyen yedi şeyden biri büyüdür ( yıldızname dahil )" ( Buhari )
"Falcıya fal (yıldızname dahil) baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldığı namaz kabul olmaz" ( Müslim )
"Bilinsin ki; insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur (hayırlı niyet & amel edene Allah'tan hayır vesile olur, şer ve bidat eden yıldızlar dahil hiçbirşey fayda sağlamaz)" ( Necm Suresi, Ayet: 39 )
"Peygamberimiz Hz Muhammed (sas) şöyle söylemiştir: Kuşun ötmesinden, uçmasından uğursuzluk kabul etmek, ufak taşlar (nohut, bakla, fasulye, iskanbil kağıdı, kahve telvesi vs) ile fal açmak, kum üzerine hatlar çizmek, bunlardan (ve yıldızlardan) geleceğe dair hükümler çıkarmak SÎHİR ve KEHANET nevindendir" ( Riyazüs-Salihin, c. 3, Hadis No: 1702 )
"Rasülullah ( sav ) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrisi için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir; kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir " ( İbn Abbas )
"Muhammed (sas) der ki: Kim yıldızlarla ilgili bir ilim iktibas etmişse sihirden bir şube iktibas etmiş demektir. ( Yıldız ilmi ) arttıkça ( sihir ilmi de) artar" ( Ebu Davud )
Kütübüs-sitte cilt 1, syf. 181 deki hadisin mealinde İbraz ibn Sariye (ra) dediki: "Bir gün Rasulullah( sav ) bize namaz kıldırdı,sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ çok manidar bir vaazda bulundu öyleki; dinleyenlerin gözleri yaşla kalpleri heyecanla doldu,cematten biri: Ey Allah'ın rasulü sanki bu bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz dedi? Buyurdularki: "Size, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda bir Habeşli köle olsa bile emrini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar (bidatlar) görecekler. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hulefai Raşidinin sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve Kuran'a dört elle sımsıkı sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere (bidata) karşıda son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira(sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bid'attir, her bid'atte dalalettir ( sapıklıktır )" ( Tirmizi ve Ebu Davut )
Yıldızname ve her türlü fal haramdır, Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
"Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz" ( Müslim )
"Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir buyuruldu" ( Bezzar )
"Cin ile tanışan falcılar, ( Yıldızname )ye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler böyledir. Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah'tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür" ( Hadika )
"Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden ( yıldızname dahil ), büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime inanmamış olur" ( Buhari & Muslim )
"Cinci tarikatçıya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir" ( İbni Ebi Zeyd )
"Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları bilirim dese, diyen de, buna inanan da kâfir olur. "Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum " derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allah bilir" ( Birgivi Vasiyetnamesi )
"Büyü; ilme, fenne uymayan ( yıldızname dahil ), gizli sebepler kullanarak, garip işler yapmayı sağlayan ilimdir. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır" ( İbni Âbidin )
"Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır" ( İmam-ı Rabbani )
"Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, imanı gittikten sonra büyü tesir eder" (Hadis-i Şerif, c3, m41)
"Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek caiz değildir" ( Hadika )
"Büyü yapmak (gayba ait yıldıznameye inanmak) büyük günahtır" ( İmam-ı Nevevi )
"Gaibden haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan kimse, büyücü gibi günaha girer" ( İbni Mace )
"Fal bakmak, yazı ve çizgi (yıldızname) ile haber vermek, puta tapmak gibidir" ( Ebu Davud )
"Resulullah ( sas ), gördüğü şeyleri hayra yorar, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı" ( İ Ahmed )
"Uğursuzluk düşüncesinin (yıldızlar dahil), kendisini, ihtiyacı olan bir işi yapmaktan alıkoyan kimse, Allah'a şirk koşmuş sayılır" ( İ Ahmed )
"Bir şeyin, bir günün veya bir yerin uğursuz sanılması, Yahudilikte vardır. Hıristiyanlıkta da, 13 rakamının uğursuzluk getirdiğine inanılır. Dinimizde ise, bir şeyi uğursuzluğa yormak yoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: Müslümanlıkta uğursuzluk yoktur ( Yıldızların uğur/uğursuzluk getirmesi ve yıldızname yoktur )" ( Mektubat-ı Rabbani 3/41 )
"Dinimizde uğursuz gün olmadığı gibi, uğursuzluk diye bir şey yoktur (bunlara inanmak şeytandandır" ( İmam-ı Gazali )
"Bir şeyi (yıldızlar dahil) uğursuz/( uğurlu ) sayan, ona itibar etmesin ve işinden geri kalmasın!" ( Taberani )
Her âlim, Cennetlik demek değildir. Onlardan da Cehenneme giden olacaktır. Kur'anda, bunlar bahsedilmiştir. Kötü âlimler hakkında hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:
"Âlimlerin iyisi, insanların en iyisi, kötüsü de, insanların en kötüsüdür" ( Bezzar )
"Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler" ( Hakim )
"Amelsiz âlim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır " ( Bezzar )
"Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur" ( Darimi )
"Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen âlime olur" ( Beyheki )
"Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Tanıdıkları ona, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?" derler. O da, "İnsanlara, günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der" ( Buhari )
"Öyle bir zaman gelir ki, âlimler fitne ( bidatlar icat eder örneğin yıldızname ) unsuru olur" ( Ebu Nuaym )
Demek ki âlimlerin iyisi de, kötüsü de oluyor.
"İnsanların kötüsü, kötü âlimlerdir. Bunlar, din, iman hırsızlarıdır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Onlar kendilerini Müslüman sanıyor. Onlar son derece yalancıdır, şeytan onlara musallat olmuştur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini ağızlarına almazlar, şeytana uymuşlar, şeytan olmuşlardır. Biliniz ki, şeytana uyanlar ziyan etti, ebedi saadeti bırakıp, sonsuz azaba atıldı uyuruluyor" ( İmam-ı Rabbani )
"Tâbi'inden olan büyük âlimleri, onların yolunu, kurdukları mezhepleri beğenmeyip, dört mezhepten farklı kitap yazıp, (Biz bir mezhebe göre değil, İslam'a göre yazıyoruz) diyen cahiller, kendilerinin büyük âlim olduklarını söylüyorlar. Halbuki hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âlimim diyen cahildir)" ( Taberani )
"Bid'at ehli bu sapıklar, kâfirlerden daha zararlı olur. En büyük kâfirlerden biri Deccal olduğu halde, hadis-i şerifte, (Sizin için Deccal'den daha çok, sapık önderlerden korkuyorum) buyuruldu". ( İ Ahmed )
Anlaşıldığı gibi Yıldızname/Astroloji/Burçlar/Zodyak hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.
Halk arasında, Yıldızname/Astroloji/Zodyak ( burçlar kuşağı ) üzerinde yer alan 12 takımyıldıza "burçlar" adı veriliyor. Yıldızname, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktan ibarettir. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır ve zamanla değişmektedir. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak'ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır, buna rağmen bu batıl uydurma bazıları tarafından gerçekmiş gibi kabul edilir.
Ayrıca biri Türkiye'de ve diğer örneğin Japon'ya da aynı tarihte doğan iki insan aynı tarihte doğmasına rağmen farklı kuşaklara denk gelir, ama buna rağmen yıldızname mantığına (mantıksızlığına) göre aynı kuşaktan adlandırılır, ve tamamen saçmalıktır, batıldır. Bu nedenle de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez, bilime de sığmaz, akıl dışıdır, İslam açısından da kullanılması haram'dır yasaklanmıştır, günahtır.
Cehalet, örf-adet ,gelenek-görenek, menfi propaganda, çıkar hesapları, kişisel zaaflar, inanç zayıflığı, insanların saf (temiz) inançlarını istismar, dini yanlış anlatma-anlama veya yanlış yorumlama gibi bir çok sebebler hurafe ve batıl anlayışların ortaya çıkmasına ve yayılmasına neden olan faktörlerdir, yıldızname de bunun bir örneğidir.
"Rasülullah (sav) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrisi için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir;kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir." (İbn Abbas)
Ebû Katâde (ra) "Fâris-i Resûlullah" = Rasûlullah'in süvârisi lakabiyla meshur bir yigit...Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Zû Kared gazvesinde özel iltifatina mazhar bir cengâver'dir ve demiştir ki: "Allah bu yıldızları üç şey için yaratmıştır: Onları semanın zineti kıldı, (semaya yükselip haber toplayan) şeytanlara atılacak taşlar kıldı, kendileriyle istikamet (cografik-yeryüzün'de ve astronomik-feza'da yön) tayin edilen alametler kıldı. Kim yıldızlar hakkında başka yorumlar yapmaya kalkarsa hata eder ve nasibini zayi eder, kendisini ilgilendirmeyen ve bilgisi olmayan hatta bilmekte peygamberler ve meleklerin bile acze düştükleri (bilmedikleri) bir hususta kendini külfete sokar." (Kütübüs Sitte, Hadis No : 5759)
"Peygamber Muhammed (sas): Göklerde ve yerde gaybı Allah'dan başka bilen yoktur, kahin ve falcıya (yani gaipten haber veren kişiye) inanan kimsenin 40 gün namazı kabul olmaz", ona inanan kişi, bana indirileni (kitap ve vahyi, İslam'ı) inkar etmiş olur" buyurmuştur. Bu itibarla yıldızname ve benzeri fal kitaplarına itibar edilmesi ve bu tür şeylere inanılması caiz değildir." (Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 27 Ocak 1987, K6214-9/93)
"Peygamber size ne emretti ise onu alın (O un dediği ile amel edin). Size neyi yasak etti ise ondan sakının" (Haşr Sûresi,Âyet: 7)
"Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal (yıldızname/astroloji dahil) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişesiniz" (Maide Suresi, Ayet: 90)
Kuran ve Sünnete uygun kalıp İslam'ı anlama, yaşama, yayma çabasında olan herkesten Allah razı olsun inşallah. Bu doğrultuda nefes alan tüm insanlara selamlar olsun, hayırlar dilerim. Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse yabancı (gayri-müslim) Hristiyan eğitimi veren özel bir kolejde okumuş, takibinde üniversitede "Teoloji" (Hristiyanlık İlahiyatı) okuma düşüncesinde olmuş, sonra Yahudilik, Budizm, Hinduizm, Şintoizm, Şamanizm ve birçok başka batıl inancı kendi kapasitemde araştırmış bir müddet agnostiklik ve ateistlik arasında gidip gelmiş bir kulum. En sonunda Rabbimiz Allah'ın takdiriyle (Elhamdulillah) Kurani Kerimi okumaya başlayıp İslamiyeti keşfettim ve elhamdulillah aklen ve kalben şehadet getirip (inşa'Allah kabul görür) bir müslüman kul olarak yaşamaya başladım.
Velhasıl, nacizane diyeceğim şudur ki, ne yapın edin Kuran ve Allah'ın Son Resulu Muhammed Mustafa (sas) 'in sünnetinden uzaklaşmayın, en büyük zenginlik ve gerçek İslamda dır. Bu vesile ile şunu söylemek istiyorum, Allah'a inanmış müslümanlar olarak O'nun güzel dini İslam'ı paylaşmak ve yaymak İslami ahlak ve uslup ile her yerde olmalıdır. O sebeple birkaç paylaşımda da bulunmak istiyor ve hayırlara vesile olmasını umud ediyorum. Lütfen kendiniz faydalanacağınız gibi arkadaşlarınıza aktarın onların da faydalanmasına vesile olunuz.
Paylaşmak istediğim kaynaklar bana yardımcı olduğu gibi tanıdığınız yabancılara da (ingilizce konuşabilen) yardımcı olabilir düşüncesindeyim. Allah cümlemizi İslam'ı daha iyi anlar, daha iyi yaşar kullar kılması ve başkalarına yaymakta bizi birer alet/velise olarak kullanır inşa'Allah, amin.
ChatIslam com
Mehzepsel ayrım yapmaksızın İslam'ı Kuran ve Hz.Muhammed'in (sas) sünneti ve sahih hadisler ekseninle paylaşıma açan "online ders" ortamı. Efendimizin (sas) hayatı, Tefsir, Şeriat, Fıkıh ve Hadis üzerine dersler canlı olarak verilmekte ve Soru&Cevap zamanları da bulunmaktadır. Katılımcılar dünyanın her bir kıtasından olmak üzere, hocalar da birçok farklı ülkelerden olup tanınmış İslam üniversitelerinde ihtisas yapmışlardır. Tamamen ücretsiz olan bu dersler canlı internet üzeri yürütülmektedir. Bayan din kardeşlerimize özel ayrı dersler de bayan hocalar tarafından verilmektedir. Dersler olmadığı zamanlar eski dersleri yazılı, görsel veya ses kayıtlı site üzerinde ki linklerden temin etmek mümkündür. Dersler ingilizce verilmektedir. Ders tarihler ve saatleri, ve hocalar hakkında bilgileri şu siteden temin etmek mümkündür: IslamEvents com
AllahsQuran com
Arapçanın yanısıra, İngilizce çeşitli mealleri dinleme ve okuma olanağı tanıyan bir site.
QuranExplorer com
Arapçanın yanısıra, Türkçe ve İngilizce çeşitli mealleri yazılı ve sesli dinleme ve okuma olanağı tanıyan bir site. Hatim edebilir, bıraktığınız yerden devam edebilirsiniz.
WhatsIslam com
İngilizce bilenler için temel İslami bilgi sunumu (PowerPoint) formatındadır, sesli olup tamamen ingilizcedir.
GodAllah com
Allahu Teala'yı bildiğimiz 99 sıfatıyla anlatmaya çalışan ingilizce bir site.
ProphetOfIslam com
Efendimiz Muhammed Mustafa (sas) hakkında ingilizce dilinde öğretici bilgilerin yer aldığı bir site.
911Bible com
Orjinal İncil'in nasıl tahrif edildiğini, İncil'de Hz İsa (as)'ın aslında İslam'ı aktardığını ve O'nun peygamberi olduğunu, İncil'de Hz Muhammed'in (sas) müjdelendiğini, ve Kurani Kerimimizin son Hak kitabı olduğunu belgeleyen ingilizce dilinde bir site.
BibleIslam com
Orjinal İncil'in nasıl tahrif edildiğini, İncil'de Hz İsa (as)'ın aslında İslam'ı aktardığını ve O'nun peygamberi olduğunu, İncil'de Hz Muhammed'in (sas) müjdelendiğini, ve Kurani Kerimimizin son Hak kitabı olduğunu belgeleyen ingilizce dilinde bir site.
IslamCode com
Orjinal İncil'in nasıl tahrif edildiğini, İncil'de Hz İsa (as)'ın aslında İslam'ı aktardığını ve O'nun peygamberi olduğunu, İncil'de Hz Muhammed'in (sas) müjdelendiğini, ve Kurani Kerimimizin son Hak kitabı olduğunu belgeleyen ingilizce dilinde bir site.
IslamsWomen com
Kafir ve cahillerin iddialarına karşı, İslam'ın Allah katında kadınlara verdiği hak'ları belirten, taşıdıkları değerleri anlatan ingilizce dilinde bir site.
ScienceIslam com
Kuran'ın insanın daha yeni keşfetmiş olduğu bilimsel gerçeklere ışık saçtığını ve işaret ettiğini belgeleyen bir site.
TubeIslam com
Islami video paylaşım sitesi, birçok konu üzerine ders ve konferansları bulabilirsiniz.
KuranMeali org
Her Sure/Ayetin çeşitli Türkçe meallerini içeren bir site.
KuranMeali com
Her Sure/Ayetin çeşitli Türkçe meallerini içeren bir site, sesli olarak dinleyebilme imkanı da sunmaktadır.
***
Biraz farklı bir konu ama Türk insanı olarak dinimizi bilmemiz gerektiği gibi tarihimizi de bilmemiz önem taşımaktadır. Dünya'da yaşanan bir çok olayların, problemlerin arka planında ki oyunları ve aktörleri fark etmemiz, milletçe ve ümmetçe yaşadığımız problemlerin kaynağına gitmemize çözmemize fayda sağlayabilir inşallah. O sebeple bilinçli olabilmemiz umuduyla farklı konuları, özellikle tarihsel meseleleri de araştırmamız gerekmektedir.
guncelmeydan com/pano/dunya-duzeni-6-mayis-09-yeni-dunya-duzeni-ve-aktorleri-t20700 html
Tüm dünyaya, müslümanlara ve Türklere kan kusturma hesabında olan şer eksenleri kafirleri ifşa eden bir araştırma çalışması.
guncelmeydan com/pano/dunya-duzeni-4-mart-09-nato-da-57-yil-t19411 html
Dünyayı yönetmeye çalışan ve müslüman ümmeti ve Türkiyeyi baskı-böl-yönet metodları ile yıkmaya çalışanları ifşa eden bir araştırma çalışması.
guncelmeydan com/pano/dunya-duzeni-11-mart-09-cia-ve-darbeler-t19543 html
CIA'nin müslüman ülkeler ve Türkiye dahil dünya üzerinde kirli oyunlarını ifşa eden bir araştırma çalışması.
guncelmeydan com/pano/ceviz-kabugu-10-nisan-09-anadolu-kac-yillik-turk-vatani-t20284 html
Müslüman Türk'ü düşman gören kafir batılının bizleri anadolu topraklarında atma emellerinde uydurdukları sahte tarihi anlatan ve Türk'ün anadoluda ki gerçek tarihini ifşa eden bir araştırma çalışması.
guncelmeyadan com/pano/ceviz-kabugu-18-01-08-haluk-tarcan-t12319 html
Müslüman Türk'ü düşman gören kafir batılının bizleri anadolu topraklarında atma emellerinde uydurdukları sahte tarihi anlatan ve Türk'ün anadoluda ki gerçek tarihini ifşa eden başka bir araştırma çalışması.
TallArmenianTale com
Ermeni iddialarının asılsızlığını, yaptıkları Türk etnik temizliği birçok yönle ele alan araştıran ve sunan çok kapsamlı bir site.
defencetalk com/forums/military-strategy-tactics/cyprus-conflict-past-present-future-7603/
Kıbrıs'ta yapılmış Türk katliamı ve maksatlanan Türk soykırımını delillerle, begelerle bir çok kaynakla sunan ve Rum/Yunan yalanlarına cevap veren bir yazı dizisi.
Allah müslümana bilinçli, bilgili ve duyarlı olmasını buyurmuştur, hem dinimiz İslam'ı hem de tarihi gerçekleri, her milletin kendi tarihini bilmesini ve diğer müslüman milletlerle kardeşçe birlik içinde olmasını yer yüzünde İslam'ın adalet ve güzelliğini yaymasını emretmiştir. Bunu da bilgi ve paylaşımla yapabiliriz. İnşallah bu paylaşılar cümlemiz için hayırlara vesile olur, amin. Tüm çalışmanızda herşeyin en hayırlısını dilerim. Saygı ve sevgilerimle.
BÖLÜM 3 - Kurani Kerim ve Hadisler Bu Uyduruk Batıl Olan "Yıldızname" İçin Ne Der?:
Bir önceki iki bölümde, Yıldızname/Astroloji'nin oluşum süresini öğrendik, nasıl ve nerden böyle bir batıl inanışın günümüze geldiğine baktık Ayrıca bahsi geçen kitabın sözde delil olarak Kuran'ı alet etmesinin ne kadar yersiz ve gerçeğe dayanmadığına şahit olduk Şimdi, Kuran'i Kerimin ve Allah'ın son Peygamberi Muhammed Mustafa'nın ( sas ) bu konu ve benzeri konular üzerine ne dediğini inceleyelim:
"Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur" ( Neml Sûresi, Ayet: 65 )
"Gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ancak O bilir" ( Enam, Ayet: 59 )
"Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal ( yıldızname/astroloji dahil ) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişesiniz" ( Maide Suresi, Ayet: 90)
"Rasülullah (sav) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrisi için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir; kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir" ( İbn Abbas )
Ebu Katade ( ra ) "Faris-i Rasulullah" = Rasulullah'in süvarisi lakabiyla meshur bir yigit, Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Zu Kared gazvesinde özel iltifatina mazhar bir cengâver'dir ve demiştir ki: "Allah bu yıldızları üç şey için yaratmıştır: Onları 1 ) semanın zineti kıldı, 2 ) ( semaya yükselip haber toplayan ) şeytanlara atılacak taşlar kıldı, 3 ) kendileriyle istikamet ( cografik-yeryüzün'de ve astronomik-feza'da yön ) tayin edilen alametler kıldı Kim yıldızlar hakkında başka yorumlar yapmaya kalkarsa hata eder ve nasibini zayi eder, kendisini ilgilendirmeyen ve bilgisi olmayan hatta bilmekte peygamberler ve meleklerin bile acze düştükleri (bilmedikleri) bir hususta kendini külfete sokar" ( Kütübüs Sitte, Hadis No : 5759 )
"Peygamber Muhammed ( sas ) : Göklerde ve yerde gaybı Allah'dan başka bilen yoktur, kahin ve falcıya (yani gaipten haber veren kişiye) inanan kimsenin 40 gün namazı kabul olmaz", ona inanan kişi, bana indirileni ( kitap ve vahyi, İslam'ı ) inkar etmiş olur" buyurmuştur. Bu itibarla yıldızname ve benzeri fal kitaplarına itibar edilmesi ve bu tür şeylere inanılması caiz değildir" ( Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 27 Ocak 1987, K6214-9/93 )
"Peygamber size ne emretti ise onu alın ( O un dediği ile amel edin ). Size neyi yasak etti ise ondan sakının" ( Haşr Sûresi, Âyet: 7 )
"Rabbinizden size indirilene uyun. O'nu bırakıp başka dostlara (batıla, yıldızname gibi bidat'a) uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz " ( Araf Suresi, Ayet: 3 )
"Helake sürükleyen yedi şeyden biri büyüdür ( yıldızname dahil )" ( Buhari )
"Falcıya fal (yıldızname dahil) baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldığı namaz kabul olmaz" ( Müslim )
"Bilinsin ki; insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur (hayırlı niyet & amel edene Allah'tan hayır vesile olur, şer ve bidat eden yıldızlar dahil hiçbirşey fayda sağlamaz)" ( Necm Suresi, Ayet: 39 )
"Peygamberimiz Hz Muhammed (sas) şöyle söylemiştir: Kuşun ötmesinden, uçmasından uğursuzluk kabul etmek, ufak taşlar (nohut, bakla, fasulye, iskanbil kağıdı, kahve telvesi vs) ile fal açmak, kum üzerine hatlar çizmek, bunlardan (ve yıldızlardan) geleceğe dair hükümler çıkarmak SÎHİR ve KEHANET nevindendir" ( Riyazüs-Salihin, c. 3, Hadis No: 1702 )
"Rasülullah ( sav ) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrisi için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir; kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir " ( İbn Abbas )
"Muhammed (sas) der ki: Kim yıldızlarla ilgili bir ilim iktibas etmişse sihirden bir şube iktibas etmiş demektir. ( Yıldız ilmi ) arttıkça ( sihir ilmi de) artar" ( Ebu Davud )
Kütübüs-sitte cilt 1, syf. 181 deki hadisin mealinde İbraz ibn Sariye (ra) dediki: "Bir gün Rasulullah( sav ) bize namaz kıldırdı,sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ çok manidar bir vaazda bulundu öyleki; dinleyenlerin gözleri yaşla kalpleri heyecanla doldu,cematten biri: Ey Allah'ın rasulü sanki bu bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz dedi? Buyurdularki: "Size, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda bir Habeşli köle olsa bile emrini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar (bidatlar) görecekler. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hulefai Raşidinin sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve Kuran'a dört elle sımsıkı sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere (bidata) karşıda son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira(sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bid'attir, her bid'atte dalalettir ( sapıklıktır )" ( Tirmizi ve Ebu Davut )
Yıldızname ve her türlü fal haramdır, Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
"Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz" ( Müslim )
"Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir buyuruldu" ( Bezzar )
"Cin ile tanışan falcılar, ( Yıldızname )ye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler böyledir. Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah'tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür" ( Hadika )
"Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden ( yıldızname dahil ), büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime inanmamış olur" ( Buhari & Muslim )
"Cinci tarikatçıya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir" ( İbni Ebi Zeyd )
"Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları bilirim dese, diyen de, buna inanan da kâfir olur. "Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum " derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allah bilir" ( Birgivi Vasiyetnamesi )
"Büyü; ilme, fenne uymayan ( yıldızname dahil ), gizli sebepler kullanarak, garip işler yapmayı sağlayan ilimdir. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır" ( İbni Âbidin )
"Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır" ( İmam-ı Rabbani )
"Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, imanı gittikten sonra büyü tesir eder" (Hadis-i Şerif, c3, m41)
"Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek caiz değildir" ( Hadika )
"Büyü yapmak (gayba ait yıldıznameye inanmak) büyük günahtır" ( İmam-ı Nevevi )
"Gaibden haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan kimse, büyücü gibi günaha girer" ( İbni Mace )
"Fal bakmak, yazı ve çizgi (yıldızname) ile haber vermek, puta tapmak gibidir" ( Ebu Davud )
"Resulullah ( sas ), gördüğü şeyleri hayra yorar, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı" ( İ Ahmed )
"Uğursuzluk düşüncesinin (yıldızlar dahil), kendisini, ihtiyacı olan bir işi yapmaktan alıkoyan kimse, Allah'a şirk koşmuş sayılır" ( İ Ahmed )
"Bir şeyin, bir günün veya bir yerin uğursuz sanılması, Yahudilikte vardır. Hıristiyanlıkta da, 13 rakamının uğursuzluk getirdiğine inanılır. Dinimizde ise, bir şeyi uğursuzluğa yormak yoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: Müslümanlıkta uğursuzluk yoktur ( Yıldızların uğur/uğursuzluk getirmesi ve yıldızname yoktur )" ( Mektubat-ı Rabbani 3/41 )
"Dinimizde uğursuz gün olmadığı gibi, uğursuzluk diye bir şey yoktur (bunlara inanmak şeytandandır" ( İmam-ı Gazali )
"Bir şeyi (yıldızlar dahil) uğursuz/( uğurlu ) sayan, ona itibar etmesin ve işinden geri kalmasın!" ( Taberani )
Her âlim, Cennetlik demek değildir. Onlardan da Cehenneme giden olacaktır. Kur'anda, bunlar bahsedilmiştir. Kötü âlimler hakkında hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:
"Âlimlerin iyisi, insanların en iyisi, kötüsü de, insanların en kötüsüdür" ( Bezzar )
"Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler" ( Hakim )
"Amelsiz âlim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır " ( Bezzar )
"Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur" ( Darimi )
"Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen âlime olur" ( Beyheki )
"Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Tanıdıkları ona, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?" derler. O da, "İnsanlara, günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der" ( Buhari )
"Öyle bir zaman gelir ki, âlimler fitne ( bidatlar icat eder örneğin yıldızname ) unsuru olur" ( Ebu Nuaym )
Demek ki âlimlerin iyisi de, kötüsü de oluyor.
"İnsanların kötüsü, kötü âlimlerdir. Bunlar, din, iman hırsızlarıdır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Onlar kendilerini Müslüman sanıyor. Onlar son derece yalancıdır, şeytan onlara musallat olmuştur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini ağızlarına almazlar, şeytana uymuşlar, şeytan olmuşlardır. Biliniz ki, şeytana uyanlar ziyan etti, ebedi saadeti bırakıp, sonsuz azaba atıldı uyuruluyor" ( İmam-ı Rabbani )
"Tâbi'inden olan büyük âlimleri, onların yolunu, kurdukları mezhepleri beğenmeyip, dört mezhepten farklı kitap yazıp, (Biz bir mezhebe göre değil, İslam'a göre yazıyoruz) diyen cahiller, kendilerinin büyük âlim olduklarını söylüyorlar. Halbuki hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âlimim diyen cahildir)" ( Taberani )
"Bid'at ehli bu sapıklar, kâfirlerden daha zararlı olur. En büyük kâfirlerden biri Deccal olduğu halde, hadis-i şerifte, (Sizin için Deccal'den daha çok, sapık önderlerden korkuyorum) buyuruldu". ( İ Ahmed )
Anlaşıldığı gibi Yıldızname/Astroloji/Burçlar/Zodyak hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.
Halk arasında, Yıldızname/Astroloji/Zodyak ( burçlar kuşağı ) üzerinde yer alan 12 takımyıldıza "burçlar" adı veriliyor. Yıldızname, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktan ibarettir. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır ve zamanla değişmektedir. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak'ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır, buna rağmen bu batıl uydurma bazıları tarafından gerçekmiş gibi kabul edilir.
Ayrıca biri Türkiye'de ve diğer örneğin Japon'ya da aynı tarihte doğan iki insan aynı tarihte doğmasına rağmen farklı kuşaklara denk gelir, ama buna rağmen yıldızname mantığına (mantıksızlığına) göre aynı kuşaktan adlandırılır, ve tamamen saçmalıktır, batıldır. Bu nedenle de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez, bilime de sığmaz, akıl dışıdır, İslam açısından da kullanılması haram'dır yasaklanmıştır, günahtır.
Cehalet, örf-adet ,gelenek-görenek, menfi propaganda, çıkar hesapları, kişisel zaaflar, inanç zayıflığı, insanların saf (temiz) inançlarını istismar, dini yanlış anlatma-anlama veya yanlış yorumlama gibi bir çok sebebler hurafe ve batıl anlayışların ortaya çıkmasına ve yayılmasına neden olan faktörlerdir, yıldızname de bunun bir örneğidir.
"Rasülullah (sav) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrisi için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir;kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir." (İbn Abbas)
Ebû Katâde (ra) "Fâris-i Resûlullah" = Rasûlullah'in süvârisi lakabiyla meshur bir yigit...Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Zû Kared gazvesinde özel iltifatina mazhar bir cengâver'dir ve demiştir ki: "Allah bu yıldızları üç şey için yaratmıştır: Onları semanın zineti kıldı, (semaya yükselip haber toplayan) şeytanlara atılacak taşlar kıldı, kendileriyle istikamet (cografik-yeryüzün'de ve astronomik-feza'da yön) tayin edilen alametler kıldı. Kim yıldızlar hakkında başka yorumlar yapmaya kalkarsa hata eder ve nasibini zayi eder, kendisini ilgilendirmeyen ve bilgisi olmayan hatta bilmekte peygamberler ve meleklerin bile acze düştükleri (bilmedikleri) bir hususta kendini külfete sokar." (Kütübüs Sitte, Hadis No : 5759)
"Peygamber Muhammed (sas): Göklerde ve yerde gaybı Allah'dan başka bilen yoktur, kahin ve falcıya (yani gaipten haber veren kişiye) inanan kimsenin 40 gün namazı kabul olmaz", ona inanan kişi, bana indirileni (kitap ve vahyi, İslam'ı) inkar etmiş olur" buyurmuştur. Bu itibarla yıldızname ve benzeri fal kitaplarına itibar edilmesi ve bu tür şeylere inanılması caiz değildir." (Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 27 Ocak 1987, K6214-9/93)
"Peygamber size ne emretti ise onu alın (O un dediği ile amel edin). Size neyi yasak etti ise ondan sakının" (Haşr Sûresi,Âyet: 7)
"Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal (yıldızname/astroloji dahil) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişesiniz" (Maide Suresi, Ayet: 90)
"Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur" (Neml Sûresi, Ayet: 65)
BÖLÜM 2 - "Din-Bilim Işığında İnsan ve Sırları" (Yazar Ahmet Hulusi) Adlı Kitapta Yıldızname İçin "sözde delil" Olarak Sunulan Ayetlerin İncelenmesi:
Şimdi gelelim ismi geçen, yazarı Ahmet Hulusi olan, "Din-Bilim Işığında İnsan ve Sırları" adlı kitaba. Bu kitapta yer alan ve batıl inanış olan "yıldızname" için Kuran'da sözde delil olarak gösterilen listelenmiş Ayetlere. Bu Ayetleri tek tek inceleyelim, bakalım gerçekten bu Ayetlerde ne anlatılmakta ve acaba gerçekten kitabın yazarı olan Ahmet Hulusi'nin iddia ettiği gibi "yıldıznameye" işaret eden Allah'ın bir sözü var mı bunların içinde?
Bu incelememiz için, hem Kurani Kerimizde yer alan Arapça yazılışına bakacağız, hem İngilizce çevirmesine, hemde bunları Türkçemize çevireceğiz. Ayrıca her Ayet'in İngilizce çevirisini tek bir kaynaktan değil, dünyaca ünlü ve en yagın kullanılan dört farklı çevirmesini kullanacağız, bunlar Muhsin Khan, Yusuf Ali, Pickthal ve Sahih İnternational, bu şekilde çevirmeden kaynaklanabilecek olabilir "mana değişiklikleri" farklılıklarını da sıfıra indirgemiş olacağız.
(Not: Aşağıda ki her Ayetin Arapça orijinal yazılarını da eklemiştim fakat yazımı e-postaya/foruma aktardığımda çıkmamıştır, Kurani Kerim açıp bakabilirsiniz).
Yazar Ahmet Hulusi'nin "yıldıznameye" sözde delil olarak listelediği Ayetlere tek tek bakalım:
Sure 10 Yunus, Ayet 101
Bu Ayetin takribi açıklamasını anlamak için Yunus Suresi'nin bir önceki 100cü Ayetine bakmak lazım, 100cü Ayette Allah dilediğine iman verdiğini, anlamak istemeyenleri (imanı reddedenleri) cezalandırdığını belirtir. 101ci Ayette ise Allah Muhammed'e (sas) şöyle demesini emreder: " Söyle: 'Gök ve yerdeki delillere bakın, zaten görmek istemeyenlere görünecek bir delil veya bir uyarı olmayacaktır, çünkü onlar zaten görmek istemez". Burada Allah tüm kainata, yeryüzünden evrene, işaret edip kurduğu muazzam denge ve ahenki sisteme işaret edip insanı düşünceye iter, çünkü yaratılışın ta kendisi Yaratanın delilidir, iman etmesi için yeter, fakat kalbinde iman olmayan insanların bu gerçeğe kör olduğunu belirtir, insan iman etmeden sırf materyal duyularıyla bu dünya hayatında yaşarsa, sonsuz olan hayata kör, sağır ve işitmesiz kalır Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Say: "Behold all that is in the heavens and the earth," but neither Ayat (proofs, evidences, verses, lessons, signs, revelations, etc) nor warners benefit those who believe not. Yusuf Ali: Say: "Behold all that is in the heavens and on earth"; but neither Signs nor Warners profit those who believe not. Pickthal: Say: Behold what is in the heavens and the earth! But revelations and warnings avail not folk who will not believe Sahih International: Say, "Observe what is in the heavens and earth" But of no avail will be signs or warners to a people who do not believe.
Sure 13 Ra'd, Ayet 41
Bu Ayetin takribi açıklaması: Ra'd Suresi 41 Ayette, Allah der ki "Görmezmisiniz biz nasıl yerküreyi uclarından nasıl azaltırız, Allah dilediğini yapar ve kimse mani olamaz, Allahın yargısı/adaleti kesin ve tezdir." Bu Ayet yeryuzunde, son dönemlerde bilimce keşfedilmiş oluşan kutup buzullarının erimesine işaret eder. Allah Kuran'da defalarca insana zamanla keşfedeceği bilimsel gerçeklere işaret edip insanın aklen bunu sorgulaması ve imana gelmesini hedefler, Allah rahmetinden yarattığı bizlere bu imtihan dünyasında ve ahiret hayatında felaha ulaşmamış için delil üzerine delili yine rahmetinden verir ve insanı düşünceye sevkeder, insanı yaratılışı (kendisi dahil) sorgulamaya davet eder ve her sorugunun sonucunda hakikatı (Allah'ı ve İslam'ı) bulmasını diler imtihan içinde olan insanın. Ya Rabb bizi hakikatı anlayan ve hakikatın (Senin) kölelerinden olanlardan nasip eyle, amin. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: See they not that We gradually reduce the land (of disbelievers, by giving it to the believers, in war victories) from its outlying borders. And Allah judges, there is none to put back His Judgement and He is Swift at reckoning.
Yusuf Ali: See they not that We gradually reduce the land (in their control) from its outlying borders? (Where) Allah commands, there is none to put back His Command: and He is swift in calling to account.
Pickthal: See they not how we aim to the land, reducing it of its outlying parts? (When) Allah doometh there is none that can postpone His doom, and He is swift at reckoning.
Sahih International: Have they not seen that We set upon the land, reducing it from its borders? And Allah decides; there is no adjuster of His decision. And He is swift in account.
Sure 16 Nahl, Ayet 79
Bu Ayetin açıklaması takribi olarak: "Göklerde uçan kuşları görmezler mi? Bunları havada tutan Allah'tan başkası değildir. İman etmek için bu bile size bir delildir". Bu surede Allah aerodinamik bilimine, hareket eden katı kütlelerin havayla etkileşimlerini inceleyen bilim dalını, yani "havacılık bilimini" delil olarak gösterir ve insanlığı imana çağırır. Bildiğimiz gibi havacılık bilim dalı son yüz senede keşfedilmiş ve yeni yeni gelişmeye başlamış ve halen gelişmekte olan yeni bir bilim dalıdır, fakat Yaratan bu bilime de 1400 sene önce işaret edip, bu bilimin fizik, kimya ve matematik kurallarını Kendisinin kurduğunu, bu dahil herşeyin Yaratıcısı/Kurucusu kendisinin olduğunu delil olarak belirtir, ki insan, imtihan içinde ki insan iman etsin. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Do they not see the birds held (flying) in the midst of the sky? None holds them but Allah [none gave them the ability to fly but Allah]. Verily, in this are clear proofs and signs for people who believe (in the Oneness of Allah).
Yusuf Ali: Do they not look at the birds, held poised in the midst of (the air and) the sky? Nothing holds them up but (the power of) Allah. Verily in this are signs for those who believe.
Pickthal: Have they not seen the birds obedient in mid-air? None holdeth them save Allah. Lo! herein, verily, are portents for a people who believe.
Sahih International: Do they not see the birds controlled in the atmosphere of the sky? None holds them up except Allah. Indeed in that are signs for a people who believe.
Sure 21 Enbiya, Ayet 30
Bu Ayetin açıklaması takribi olarak: "İman etmeyenler görmezler mi Biz yeri ve göğü bir iken onları ayırdık ve tüm yaşamı su'dan çıkardık? Bunu söylememize rağmen hala inanmazlar mı?". Bu Surede Allah, bildiğimiz evrenin yaratılışının başlangıcında oluşan "Big Bang-Büyük Patlamayı" kendi kudretinden olduğunu delil olarak gösterir, ve bildiğimiz bu evrenin başlangıç noktasını delil olarak sunduktan sonra, gezegenimizde hayatın su'dan başladığını ikinci delil olarak gösterir, bu gerçekler daha yakın zamanlarda bilim adamları tarafından bulunmuş ve ıspatlanmıştır. Tüm Kuran'ın olduğu gibi bu Ayet'de aslında Rabb'ın birçok sıfatını hatta tüm sıfatlarını barındırmaktadır, elbet ben kısıtlı ilmim ve bilgimle noksan tariflemede bulunabilirim, Allah affetsin, ama en azından bizleri düşünceye sevk etmesi için bu ayetin aklımıza getirebileceği/işaret edebileceği bazı Allahın birkaç isminden örneklemek, bahsetmek isterim. el-Hâliku celle celâluh: Yoktan var eden, herşeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan. el-Bâriu celle celâluh: Herhangi bir modeli örnek almaksızın bütün varlıkları yaratan. Herşeyin (bilmediklerimiz dahil, bildiklerimiz dahil en küçük yaratılıştan atomu teşkil eden parçacıklardan, en büyüğüne evrensel sistemini), organ ve kısımlarınıuygun ve dengeli bir halde yaratan. el-Latiyfu celle celâluh: Herşeyin yoktan var edicisi olarak, onların ihtiyaçlarını en ince ayrıntısına kadar bilen ve sezilmez yollarla bu ihtiyaçları karşılayan. İnce ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran. En ince işlerin bütün inceliklerini bilen. Nasıl yapıldığına nüfûz edilemeyen, en ince şeyleri yapan. el-Mubdiu celle celâluh: Herşeyi maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan. el-Kayyûmu celle celâluh: Herşeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinâtı idare eden. Gökleri, yeri ve herşeyi tutan. el-Vâliy celle celâluh: Kâinâtı ve her an olup biten olayları tek başına düzenleyen ve yöneten. Kâinatın tek hakimi ve yöneteni. el-Muksıtu celle celâluh: - Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan. Adaletle hükmeden. el-Bediy'u celle celâluh: Bütün varlıkları eşi ve örneği olmadan sanatkârâne bir şekilde yaratan; örneksiz, hayret verici âlemler icâd eden. Yani anlaşılacağı gibi Allah hem Yaratan hemde istediği gibi evrimleştiren/geliştirendir, Allah'ı bilim dışında tutmak hakikatı engellemekle eş değer olduğu gibi yapılan bilimsel tahminler de yarı doğru veyahut tamamen yanlış olacaktır, örneğin Darwin teorisinde ve birçok diğer bilim dallarında olduğu gibi, tüm bilimin kaynağında Allah vardır. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Have not those who disbelieve known that the heavens and the earth were joined together as one united piece, then We parted them? And We have made from water every living thing. Will they not then believe?
Yusuf Ali: Do not the Unbelievers see that the heavens and the earth were joined together (as one unit of creation), before we clove them asunder? We made from water every living thing. Will they not then believe?
Pickthal: Have not those who disbelieve known that the heavens and the earth were of one piece, then We parted them, and we made every living thing of water? Will they not then believe?
Sahih International: Have those who disbelieved not considered that the heavens and the earth were a joined entity, and We separated them and made from water every living thing? Then will they not believe?
Sure 27 Neml, Ayet 93
Bu Surenin 93cü Ayetini anlamak için önce 91&92ci Ayetlere bakmak lazım, bu Ayetlerde, Allah Muhammed'e (sas) insanlara elçi olduğunu söylemesini ve Kuran okuyup doğru yolu bulmaları/iman etmeleri için çabalamalarını ve iman edenlerin kendilerini kurtarmış olacağını söylemesini emreder, 92ci Ayette iman etmeyenlere de kendisinin sadece elçi/uyarıcı olduğunu söylemesini emreder Allah. 93cü Ayette ise Allah iman etmeyenlere şöyle söylemesini emreder: "Ve onlara söyle ki: "Allah'a hamd olsun, O size kendini tanıtacaktır (cezasıyla) ve siz O'nu o zaman (geç) anlayacaksınız. Hükümdarınız (Allah) ne yaptığınızı (imansız olmanızı) bilmez değil". Burda takriben şu manayı da çıkartabiliriz, iman etmeyen insanların'da gerçeği anlayacağını ama bu imansızlıklarında inat eden kişilerin ahirete imansız girmeleriyle bu gerçeği fark etmelerinde pişmanlık duyacaklarını ama pişmanlığın çare olmayacağına işaret ediyor. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: And say [(O Muhammad SAW) to these polytheists and pagans etc]: "All the praises and thanks be to Allah. He will show you His Ayat (signs, in yourselves, and in the universe or punishments, etc), and you shall recognise them. And your Lord is not unaware of what you do."
Yusuf Ali: And say: "Praise be to Allah, Who will soon show you His Signs, so that ye shall know them"; and thy Lord is not unmindful of all that ye do.
Pickthal: And say: Praise be to Allah Who will show you His portents so that ye shall know them. And thy Lord is not unaware of what ye (mortals) do.
Sahih International: And say, "[All] praise is [due] to Allah .He will showyou His signs, and you will recognize them. And your Lord is not unaware of what you do".
Sure 31 Lokman, Ayet 20
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Görmezmisiniz ki Allah size gökte ve yerdekileri faydanıza kılmıştır, ve sizleri kendi iyiliğinden (Rahmetinden) lutuflandırmıştır, hem ruhsal iyilikler vermiştir (din, vicdan, bilgi, ilim) hem materyal iyilik vermiştir (yiyecek, içecek, sağlık, dünya güzellikleri)? Bilgi sahibi olmak istemeyen, Kitap'ın nur'unun yol göstericiliğini anlamak istemeyenler cahilce Allah'a iman etmezler". Anlaşılacağı gibi bu Ayette, Allah tüm yaratılışı insanın iman etmesi ve huzur bulması için yarattığını belirtir, ama yine de bazı insanların bunu anlamadığını ve Kitap'tan (Kurani Kerim) ışığından aydınlanmak istemediklerini belirtir. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: See you not (O men) that Allah has subjected for you whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth, and has completed and perfected His Graces upon you, (both) apparent (ie Islamic Monotheism, and the lawful pleasures of this world, including health, good looks, etc) and hidden [ie. One's Faith in Allah (of Islamic Monotheism) knowledge, wisdom, guidance for doing righteous deeds, and also the pleasures and delights of the Hereafter in Paradise, etc]? Yet of mankind is he who disputes about Allah without knowledge or guidance or a Book giving light!
Yusuf Ali: Do ye not see that Allah has subjected to your (use) all things in the heavens and on earth, and has made his bounties flow to you in exceeding measure, (both) seen and unseen? Yet there are among men those who dispute about Allah, without knowledge and without guidance, and without a Book to enlighten them!
Pickthal: See ye not how Allah hath made serviceable unto you whatsoever is in the skies and whatsoever is in the earth and hath loaded you with His favours both without and within? Yet of mankind is he who disputeth concerning Allah, without knowledge or guidance or a scripture giving light.
Sahih International: Do you not see that Allah has made subject to you whatever is in the heavens and whatever is in the earth and amply bestowed upon you His favors, [both] apparent and unapparent? But of the people is he who disputes about Allah without knowledge or guidance or an enlightening Book [from Him].
Sure 34 Sebe, Ayet 9
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Bakmazlar mı önlerinde ve arkalarında gökte ve yeryüzünde ne var? İstesek, onları yeryüzüne yutturur, veya İstesek gökten onların üzerine cisimler düşürürüz. Allahına kendini teslim etmek için bunlarda birer delil vardır". Burada Allah iki açıdan insana delil sunar, bir taraftan yeryüzü üstünde ki jeolojik bilimsel olaylarına, tektonik tabakalara ve gökyüzünden yeryüzüne düşen meteorlara işaret eder, diğer taraftan yaratılışta ki muazzam dengeyi işaret eder, yeryüzü üstündeki oluşum biraz daha farklı olsa insanın üzerinde yürüyebileceği/yaşayabileceği bir gezegen olamayacağına, diğer tarafta aynı denge gök cisimlerde olmasa oluşabilecek gökcisim çarpışmaları sonucu yeryüzünün yine aynı şekilde insan yaşamı için uygun olmayacağını delil olarak gösterir, Allah kendi muazzam dengeli yaratılış kudretinden örnek verir inanmamız için delil olarak, çünkü Allah rahmetinden yarattığı bu insana imtihanından imana ulaşıp rahmetinden dolayı felaha ulaşmasını ister. O sebeple Rabb insanın yarattıkları arasında en üst olduğunu ifade etmiştir, ama iman etmiş olan insan böyledir, çünkü imtihanı geçmek için mücadele eden insan, kendi etrafını faunus gibi kapsanayan nefsini aşmış, tüm kainatın içinde bulunan Allah'ın nefsini idrak etmiş ve Rabb'ın nefsiyle birleşmiş olur. Hakikat ancak Rabb'in nefsindedir, kanundadır, İslam'ındadır. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: See they not what is before them and what is behind them, of the heaven and the earth? If We will, We shall sink the earth with them, or cause a piece of the heaven to fall upon them. Verily, in this is a sign for every faithful believer that [believes in the Oneness of Allah], and turns to Allah (in all affairs with humility and in repentance).
Yusuf Ali: See they not what is before them and behind them, of the sky and the earth? If We wished, We could cause the earth to swallow them up, or cause a piece of the sky to fall upon them. Verily in this is a Sign for every devotee that turns to Allah (in repentance).
Pickthal: Have they not observed what is before them and what is behind them of the sky and the earth? If We will, We can make the earth swallow them, or cause obliteration from the sky to fall on them. Lo! herein surely is a portent for every slave who turneth (to Allah) repentant.
Sahih International: Then, do they not look at what is before them and what is behind them of the heaven and earth? If We should will, We could cause the earth to swallow them or [could] let fall upon them fragments from the sky. Indeed in that is a sign for every servant turning back [to Allah ].
Sure 41 Fussilet, Ayet 53
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Biz, onlara (inanmayanlara) delillerimizi gökte ve kendilerinde göstereceğiz ve Kuran'ın doğru olduğunu anlayacaklar, fakat onlara (inanmayanlara) herşeyin delilini sunan Şahit'in Hükümdar (yani Rabb)'ları olduğunu, O olduğunu inandırmaya yetmez mi?" bu metaforik bir sorudur, insan düşünsün iman etsin diye. Bu Ayeti anlamak için önce 52ci Ayete dönmek gerek sonra 54cü Ayete bakmak lazım. 52ci Ayette Allah Muhammed (sas) inanmayanlara söylemesi için emreder ki: " Söyle 'Bakın bakalım Kuran'da yazılanlar Allah'tan mıdır değilmidir inceleyin, eğer Allahtansa ve hala iman etmezseniz inkarınız nankörlükten başka ne olabilir?'", 53cü Ayeti takip eden 54cü Ayette ise takriben şöyle der "Şüphesiz onlar (inanmayanlar) Hükümdarlarına döndürüleceklerinden emin değiller (çünkü Yaratılışı ve Yaratanı kibirlerinden doğan inkarlarından kavrayabilmiş değiller), Şüphesiz O (Hükümdar/Allah) herşeyi kapsayandır (kalpleri/akılarıda bilen/gören)". Anlaşılacağı gibi 53cü Ayette Allah inanmayanlara vakti geldiğinde son günde gökte ve kendilerinde kopacak Kıyametten haberdar etmektedir ve o gün onlarında (inanmayanların) Kuran'ın doğru olduğunu anlayacağını belirtir ama onlar için geç olacağını belirtir. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: We will show them Our Signs in the universe, and in their ownselves, until it becomes manifest to them that this (the Quran) is the truth. Is it not sufficient in regard to your Lord that He is a Witness over all things?
Yusuf Ali: Soon will We show them our Signs in the (furthest) regions (of the earth), and in their own souls, until it becomes manifest to them that this is the Truth. Is it not enough that thy Lord doth witness all things?
Pickthal: We shall show them Our portents on the horizons and within themselves until it will be manifest unto them that it is the Truth. Doth not thy Lord suffice, since He is Witness over all things?
Sahih International: We will show them Our signs in the horizons and within themselves until it becomes clear to them that it is the truth. But is it not sufficient concerning your Lord that He is, over all things, a Witness? .
Sure 43 Zuhruf, Ayet 48
Bu Ayete bakmadan önce aynı Surenin 47ci Ayetine bakmak lazım, orada Allah iman etmeleri için kendilerine delil gönderilen insanlardan bahseder ve nasıl sırt çevirip güldüklerini anlatır. 48ci Ayette ise Allah takriben şöyle der: "Ve Biz onlara öyle deliller gösterdik ki her yeni delil bir öncekinden daha sağlam/büyük/inandırıcı ve imansızlıktan sakınırlar imana gelirler diye "kibirden kaynaklı olarak inkar içinde ki nefislerini" korkuttuk". 49cu Ayette Allahın merhametine rağmen bu insanların iman etmediklerini anlatmaya devam eder. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: And not an Ayah (sign, etc) We showed them but it was greater than its fellow, and We seized them with torment, in order that they might turn [from their polytheism to Allah's Religion (Islamic Monotheism)].
Yusuf Ali: We showed them Sign after Sign, each greater than its fellow, and We seized them with Punishment, in order that they might turn (to Us).
Pickthal: And every token that We showed them was greater than its sister (token), and We grasped them with the torment, that haply they might turn again.
Sahih International: And We showed them not a sign except that it was greater than its sister, and We seized them with affliction that perhaps they might return [to faith].
Sure 46 Ahkaf, Ayet 33
Bu Ayetin takribi anlamı: "Görmezler mi Allah, gök ve yeryüzünü Yaratandır, ve bunları yaratırken yorulmamıştır, ölüye can verebilendir? Evet, O dilediğini yapabilir". Bu Ayeti anlayabilmek için Ehli-Kitap sayılan (İslam'ı müjdelemiş/öğretmiş, İslam'ın bir peygaberi olan) Hz İsa'ın (as) ümmetinden yoldan sapıp hıristiyanlaşmış insanları ve hıristiyanlık içindeki inancı bilmek gerekiyor, hıristiyanlar kutsal saydığı "Bible" kitaplarında tanrı'nın yaratılışı yarattıktan sonra ki 6cı gününde yorğun düştüğünü ve istirahate çekildiğini yazar ve böyle inanırlar ki bu Allah'ın sıfatlarına aykırıdır, estagfrullah. Hak Kitabı, Kurani Kerimde Allah bu sapkın inanca istinaden Evreni Yaratırken yorulmadığını, ölüye bile can verebildiğini, yoktan var edebildiğini, dilediğini herşeyi yapabilecek olduğunu belirtiyor, mükemmel olan O'dur çünkü, Subhan'Allah. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Do they not see that Allah, Who created the heavens and the earth, and was not wearied by their creation, is Able to give life to the dead? Yes, He surely is Able to do all things.
Yusuf Ali: See they not that Allah, Who created the heavens and the earth, and never wearied with their creation, is able to give life to the dead? Yea, verily He has power over all things.
Pickthal: Have they not seen that Allah, Who created the heavens and the earth and was not wearied by their creation, is Able to give life to the dead? Aye, He verily is Able to do all things.
Sahih International: Do they not see that Allah , who created the heavens and earth and did not fail in their creation, is able to give life to the dead? Yes. Indeed, He is over all things competent.
Sure 50 Kaf, Ayet 6
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Göklere bakmazlar mı, görmüyorlar mı nasıl süslemişiz, içinde bir kopukluk/yırtık görürler mi?" Evren/uzay bilimin yeni keşfettiği gibi, bir biriyle kopuk parçaları taşıyan bir boşluk değildir, "kara madde" denilen ve uzay boşluğunun yongasını oluşturan yeni keşfedilmiş bir madde ile doludur, yani evrende ki her gök cisimi, yıldızlar, güneşler, gezegenler vs vs hepsi bir biri ile ilişkindirler. Bu gerçek bilim tarafından günümüzde keşfedilmiştir, ama Allah, herşeyi Yaratan ve Bilen Allah bunu da delil olarak Kuranda insana aktarmıştır, iman etmemiz için. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Have they not looked at the heaven above them, how We have made it and adorned it, and there are no rifts in it?
Yusuf Ali: Do they not look at the sky above them?- How We have made it and adorned it, and there are no flaws in it?
Pickthal: Have they not then observed the sky above them, how We have constructed it and beautified it, and how there are no rifts therein?
Sahih International: Have they not looked at the heaven above them - how We structured it and adorned it and [how] it has no rifts?
Sure 88 Gasiye, Ayet 18
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Ve Gök, nasıl yüsekte tutulduğunu?". Bu Ayeti anlamak için bir önceki Ayete, 17ci Ayete bakmak lazım, orada Allah der ki: "Bakmazlar mı develere, nasıl yaratılmışlar diye?" Yani özetle, Allah Kuran'ı indirdiği insanlara yakın olan bir yaratılan olan deve'den örnek vermiş ve takibinde bir başka yarattığı olan göğü örnek vermiş, ve 19 Ayettede tekrar yeryüzünden örnek vererek dağlardan bahsetmiş, Allah, yeryüzünde ve evrende yarattıklarından bahsederek insanı imana çağırmakta. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: And at the heaven, how it is raised?
Yusuf Ali: And at the Sky, how it is raised high?
Pickthal: And the heaven, how it is raised?
Sahih International: And at the sky - how it is raised?
Ve Son Olarak: "Astronomi ilimlerini bilmeyen milletlerin vay haline" demiş yazar kitabında Al-i İmran 190 ve 191 Ayetlerine işaret ederek, acaba bu Ayetler gerçekten böyle mi diyor, şimdi onlara bakalım:
Sure 3 Al-i İmran, Ayet 190
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Şüphesiz! Evrenin ve yeryüzünün yaratılışında, gecenin ve gündüzün oluşunda anlayan insanlar için O'nun delilleri vardır". Yani Allah, insanın gördüğü herşeyin kendisinin yarattığı ve kurduğu düzene işaret ettiğini belirtmekte, insanı imana davet etmekte. Bu Ayet'te gece ve gündüzün oluşumunun gök cisimlerinin, belirli yörüngelerde Allah'ın tayin ettiği ahenk içinde hareket halinde olduğunu, yeryüzünün güneş etrafında döndüğünü bu sebeple gündüzün/gecenin oluştuğunu ifade eder. Eski çağlarda, hatta Kuran'dan sonra dahi bazı topluluklar gezegenimizin evren merkezinde olduğunu, Güneşin dahil Yeryüzü etrafında döndüğüne inanırlardır. Ayrıca, Allah'ın kurduğu kurallar çerçevesinde hareket halinde olan Yerküremiz dahil, bu gece/gündüz oluşumunun gezegenimiz üzerinde ki ekosistemi nasıl denge üzerinde tuttuğu yakın zamanlarda bilimce ıspatlanmıştır. Gecenin veya gündüzün yeryüzünde daha uzun veya daha kısa sürmesi durumunda, gezegenimizin belli yerleri super-soğumaya (aşırı soğuk hale) bazı yerleri süper-ısınmaya (aşırı ısınmaya) gideceği için bildiğimiz ekolojik sistemin tamamen altüst olması hatta canlı yaşamı için uygun olmayacağı tespit edilmiştir. Allah bu ve nice ayetlerle Kendisinin yarattığı Yaradılışın içinde ki denge ve ahenki devamlı gösterip insanı imana çağırmaktadır, ama tabi anlayana. Ya Rabb, bizleri seni anlayanlardan ve sana secde edenlerden nasip eyle, amin. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Verily! In the creation of the heavens and the earth, and in the alternation of night and day, there are indeed signs for men of understanding.
Yusuf Ali: Behold! in the creation of the heavens and the earth, and the alternation of night and day,- there are indeed Signs for men of understanding.
Pickthal: Lo! In the creation of the heavens and the earth and (in) the difference of night and day are tokens (of His Sovereignty) for men of understanding.
Sahih International: Indeed, in the creation of the heavens and the earth and the alternation of the night and the day are signs for those of understanding.
Sure 3 Al-i İmran, Ayet 191
Bu Ayetin takribi açıklaması: "Allah'ı ayakta, oturarak veya yatarak zikreden/tefekkür eden, ve yeryüzünde ki ve evrendeki, yaratılışın hepsini düşünen görecektir ki Hükümdarınız (Allah) bunları sebepsiz yaratmamıştır, (size delil olarak her birini yaratmıştır), bu düşünce ile Allah'ı herşey'den üstün görüp tafekkür eden ve ateşten (cehennemden) korunmak isteyeneler şöyle desin: 'Ey Hükümdarımız (Allah), hiçbirşeyi sebepsiz yaratmadın, herşeyden üstün Sensin, bizi cehennem'den koru". Eğer 191 Ayetten devam edip 194cü Ayete kadar okursak bu dua devam eder, ve özetle okuyanı, Allah'a eş koşmayanlardan nasip etmesini, zalimlerden nasip etmemesini, Peygamberlerine inananlardan, Allah'ın Yüceliğine inananlardan nasip etmesini dileyenlerden ve Dinine uyanlardan ve Ahirette haşr edilmeyenlerden nasip etmesini dilemekle geçer. Ve bu Ayetlerin takibinde ki 195ci Ayette'de Allah bu dualara ve amellere cevap vereceğini, böyle iman edenleri bağışlayacağını bahseder. Bu Surenin bu Ayetinde (burclara işaret eden) astronomi veya astroloji ile ilgili bir söz yoktur.
Muhsin Khan: Those who remember Allah (always, and in prayers) standing, sitting, and lying down on their sides, and think deeply about the creation of the heavens and the earth, (saying): "Our Lord! You have not created (all) this without purpose, glory to You! (Exalted be You above all that they associate with You as partners). Give us salvation from the torment of the Fire.
Yusuf Ali: Men who celebrate the praises of Allah, standing, sitting, and lying down on their sides, and contemplate the (wonders of) creation in the heavens and the earth, (With the thought): "Our Lord! not for naught Hast Thou created (all) this! Glory to Thee! Give us salvation from the penalty of the Fire.
Pickthal: Such as remember Allah, standing, sitting, and reclining, and consider the creation of the heavens andthe earth, (and say): Our Lord! Thou createdst not this in vain. Glory be to Thee! Preserve us from the doom of Fire.
Sahih International: Who remember Allah while standing or sitting or [lying] on their sides and give thought to the creation of the heavens and the earth, [saying], "Our Lord, You did not create this aimlessly; exalted are You [above such a thing]; then protect us from the punishment of the Fire.
Bu yazıyı 15 Mart 2009 tarihinde, bir arkadaşın bana yolladığı aşağıdaki e-posta üzerine araştırdım ve toparladım
Yazıyı kendisine takdim ettiğim gibi sizlere de iletiyorum. Büyük ihtimalle içeriğinde ki bilgileri sizde biliyorsunuzdur, ama belki bilmeyen vardır düşüncesiyle ve daha da önemli olarak inşallah hayırlara vesile olur umudu ile aktarıyorum. Saygılarımla.
Arkadaşın bana yolladığı e-posta metni:
"Selamün aleyküm,artık beyinlerimizi çalıştırıp, 5 duyuyla kayıtlı mahluklar olarak yaşama seviyesinden; Allah'u Tealanın kendisine "halife"olarak meydana getirdiği, "en şerefli" olma mertebesine ulaşma yolundaki çalışmalarımıza yeni bilgilerle ışık tuttuğun için çok teşekkür ederim,Allah senden razı olsun. Allah hepimize Hakikatı idrak ettirecek ilmi ve onun ile hal sahibi olmayı nasibetsin inşaallah. İki gün önce bitirdiğim bir kitabı sana nasıl ulaştırabilirim konusunda çok düşündüm. Adresini bilmiyorum ki eve postalayayım, soyadını da bilmiyorum merkez postanesine göndereyim. "Din-Bilim ışığında insan ve sırları" adlı kitabi Ahmet Hulusi yazmış Zahir yönüyle, dinin dayandığı gerçekler, Batın yönüyle dinin insana idrak ettirmek istediği, Hakikatı Kitab; Allahın azameti ve evrendeki yerimiz, güneş sistemi, ışınlardan ibaret evren ve burçlar,astrolojinin isbatı, burçların oluşturduğu 16 grup anlatılmış. Kuran içinde ki "SIRLAR" acaba nelerdi?Kitap içinde (yıldıznameye işaret eden) Astronomi/Astroloji ilmini öğrenmeyi ve araştırmayı emreden ayeti kerimeler verilmiş:
Yunus 101
Ra'd 41
Nahl 79
Enbiya 30
Neml 93
Lokman 20
Sebe 9
Fussilet 53
Zuhruf 48
Ahkaf 33
Kaf 6
Gasiye 18
"Astronomi ilimlerini bilmeyen milletlerin vay haline" demiş yazar Al-i İmran 190-191 Ayetlerine işaret ederek. Bu kitabı okumanı gerçekten çok arzu ederim. Gönderebilme durumum olursa seve seve yardımcı olmak isterim Allah'a emanet ol"
Benim ona yolladığım cevap:
BÖLÜM 1 - Yıldızname, Astroloji Nedir, Nasıl Oluşmuştur?:
Öncelikle "Astronomi" ve "Astroloji" arasında ki kavram farklarını öğrenmemizin gerekli olduğunu düşünnüyorum. Astronomi, uzay cisimleri bilimi adıdır, nasıl Meteoroloji gökyüzü bilimi üzerinde hava şartlarına dair olan bilimin adı, Jeoloji yeryüzü fiziki yapı biliminin adı ise, Astronomi de uzayda bulunan allah'ın yarattığı cisimlerin fiziki bilimine verilmiş bir ad'dır. Astroloji ise uzay cisimlerinin fiziki konumları ve değişkenlikleri üzerinde oluşturulmuş bilime dayanmayan batıl inançtan gelen bir fal çeşidinin adıdır.
Sözlüğe baktığımız da "Astroloji" kelimesinin, eski latince ve grekçe den gelen bir kelime olduğunu, "astro" =yıldız, "loji"=name anlamına gelmekte olduğunu gösterir, bugün ki Türkçemize çevrildiğinde "Yıldızname" kelimesine denk gelmektedir. Aslında bu "astroloji" kelimesinin kökü çok daha eskiye, eski Türklere dayanmaktadır. Hepimizin bildiği gibi yeryüzüne, her kavime Alla'ın kendi dinini (İslam'ı) anlatan, mesajcılığını yapan elçiler Peygamberler yollamıştır, takriben 120 bin küsür olarak telafüz edilen Peygamberler gönderilmiştir Allah tarafından.
Son ResulAllah Muhammed Mustafa'dan (sas) önce her kavime birer Peygamber gönderildiği gibi bizim Türk kavmimize de Allah'ın dinini (İslam) telkin eden bir Peygamber gelmiştir. Bilindiği gibi bugün İncil diye kabul ettiğimiz kutsal kitap içinde Allahın sözünü, Hz İsa (as) gerçek sözlerini, zamanının Sabahelerin yazmış olduğu İsa'dan (as) gelen Hadisleri ve uydurma nice hikayeleri, hatta pornografiyi bile içermektedir. O sebeple bugün İncil diye adlandırdığımız kitap orijinalinden çok uzaklaşmış ve Kurani Kerimde de belirtildiği gibi "Allahın yolundan şaşmışlar" inancı olan Hıristiyanlığa sebep vermiştir. Bu tahribata rağmen mevcut İncil'de Allah'ın sözü olan, aktarılmış gerçeklerde (Kuran ile çelişmeyen) vardır. İncil'de yer alan Adam & Havva (as) dan sonra takip eden Peygamberler soyağacına bakarsak Türk kavminin Nuh'un (as) torunu olan Yafes'ten (as) türemişlerdir, (İbranice & Arapçanın kök dili olan) Aramaikce'de "Japheth/Yapheth" olarak geçmektedir Yafes'in (as) adı. Aynı soyağacına göre Arap kavmi İsmail'den (as), İsrailoğulları ise İşhak'dan (as) türemiştir ve İsmail & İşhak (as) kardeştir Elbet kesin kerçeği, ve herşeyi bilen Allah'tır.
Türk kavmine de gönderilen Peygamber sebebiyli Türklerin bir bölümü müslüman olmuş bir bölümü inkara gitmiştir, her kavme gönderilen her Peygamberden sonra olduğu gibi Türkler kendilerine gönderilen Peygamberden sonra zaman içinde dine bidat katarak dinden uzaklaşmış ve zaman içinde Türklere özgü "şamanizm" inancına dönmüştür, Türkler kendilerine gönderilen Peygamberi cennete göçünde sonra dinlerinde eksiltme, ekleme ve unutma yaşata yaşata nesiller sonrası şaman inancını oluşturmuş, bu şaman inancında da adını "GökTengri" verdikleri tanrı'ya tapmaya başlamışlardır.
Şimdi konumuza açıklık getirmesi burada biraz Etimoloji (dil bilimi) biliminden faydalanmak gerekmektedir. Eski Türkçemizde "As/Uz" Bilge kişi demektir, vaktinde Türk kavmine gelen Peygambere de Türkler (nasıl günümüzde Hıristiyanlar Hz İsa (as) ilahlaştırdılarsa) Türkler kendilerine gelen bu Peygamberi (as) nesiller sonra ilahlaştırmıştır ve ona "AS/UZ-DUR/TUR-O" (Bilge'dir o/Bilge olan o) demeye başlamıştır, ki bu sebeple de bu Türk kavmi zamanla kendilerine, kendi topluluğuna/milletine'de "OUZ-OĞUZ" demeye başlamıştır, Oğuz Türkleri kavramı da buradan gelmektedir.
Tabi Türkler "As/Uz'tur O" diye adlandırdıkları bu Peygamberin göçünden sonra geriye kalan vahiylerinden dolayı (Ahireti, Cehennemi-Cenneti, Gökleri, Allahın Arşını anlatmasından dolayı) bu Peygamberin "Göklerden" geldiğine inanmış, zaman içinde de Türkler Gök'ün kutsal olduğuna inanmaya başlamış ve kendilerine aynı zamanda "Gök Türk" demeye başlamıştır. Gök yüzünü kutsal saymaya başlayan Türkler, GökTengri yi tapar olmuş şamanizm oluşmuştur. Tanrı kelimesinin kaynağı da, eski Türkçede Güneş, Tan'ın, doğuş yerine verilen TanYeri kelimesinden nesillerle gelişerek "Tanrı" şeklini almıştır, yani Türk kavmi İslami vahiy eden Türk kavmine gelmiş Peygamberi ilahlaştırıp, gök ile bağlantı kurmuş ve o Peygambere "As/Uz'tur o" = Bilge Olan O'dur deyip ve GökTanrı'ya inanır olmuşlar.
Tabi zamanla Türklerde oluşan bu sapmalar beraberinde batıl inançlar getirmiş, Türk'ler "As/Uz'tur O"un bilgisine sahip olabilmek için gök yüzünde ki cisimlere, yıldızlara bakarak batıl düşünceler oluşturmuş ve 12-16 hayvanlı takvim oluşturmuştur. Türk'ler göç ettikçe bu inanışlarını Çin'e yaymış, eski Çinlilerde bugün dahil kullandıkları "hayvanlı" Çin takvimine sebebiyat vermiştir, benzer şekilde Türklerin göçü ile diğer coğrafyalara inannışlarını taşımışlar, Hindistan yarım adasında benzer inanışlara sebebiyat vermişlerdir. Aynı şekilde Türkler eski çağlarda Anadoluya ve Doğu Avrupa'ya göç etmişlerdir. Bugün Milli Eğitim Bakanlığımızın dahil bastığı kitaplarda belirtildiği gibi Türkler Anadoluya 1071 Malazgirt savaşından sonra gelmemiştir, bu sahte tarih anlatışı Oryentalist ideoloji güden batılılar tarafından empoze edilmiş sahte ve eksik bir tarihi anlatımdır ve maalesef halen günümüze kadar kendi devletimiz bile buna alet olmaktadır. Halbuki Türk kavminin Anadoluya ve Doğu Avrupaya göçü on bin yıla yakındır, ve kendi başına düzinelerce ciltler yazılabilecek kapsamda ve derinliktedir.
Velhasıl, Türklerin binlerce yıl önce Anadolu ve Doğu Avrupaya doğru göçü sırasında, bildiklerini ve inanışlarını da beraberinde getirmeleri söz konusu olmuştur. Bu göçlerinden dolayı Türkler bu bölgede yaşayan ve daha sonra bu bölgeye göç eden diğer halklarla (Grekler, Daçyalılar, İliryalılar, Makedonlar ve Slavlar) ile karışmıştır. Türkler, "As/Uz'tur O" diye kabul ettikleri Bilge İnsanın (Türklere gönderilmiş Peygamberin as) dinini anlamak için uyguladıkları yıldızları okuyup tanımlama batıl inancını bu halklara özellikle Greklere (bugün Yunan dediğimiz millete) aktarmıştır, bugünki Yunanlıların ataları da bu AS/UZ olan kişinin dinini anlamak için bu batıl inancı almışlar ve uygular olmuşlar, buna da AS/UZ-TUR-O-LOJİ kelimesi ile adlandırmışlardır bu batıl sanatı, yani ASTROLOJİ ingilizce de ASTROLOGY. Eski Grekçede "-logy" "-loji" bir mevzunun "bilimi" anlamına gelir, yukarıda bahsettiğimiz "meteor-oloji", "jeo-loji" veya "psiko-loji" de olduğu gibi, "logy/loji" eki bir nevi bugünümüz Türkçemizde kullandığımız "name" eki gibidir. Bu sebeple ASTROLOJİ kelimesi de Türklerden geçmiş olan, "AS/UZ-TUR-O"nun yani Bilge Olan Peygamberin dinini anlamak için uydurulmuş bir batıl inancın Grekçeleşmiş ve ASTROLOJİ olan şeklidir, ve günümüzde astroloji kelimesinin güncel Türkçe şekili "YILDIZNAME"dir.
Yıldızname uydurması gördüğümüz gibi, bilindiği üzerine eski Türkler tarafından kendilerine gelen Peygamberin zamanından sonra vahyedilen dinden uzaklaşmaları, ekleme/çıkartma yaparak nesiller sonrası oluşturdukları batıl inançlarından gelmektedir ve İslamiyet dışı bir şer uydurmasıdır ve Türklerin göçlerle değişik coğrafyalara yayılması ile birçok millete aktarılmış, ve o milletlerin de kendi batıl inanışlarında yer almaktadır, eski putperestlerin çoğu Yıldızname inanışlarını taşımaktaydı, Hintliler, Grekler, Çinliler,Sümerler ve Araplar bunlardan birkaçıdır.
Yukarıda ki paragraflarda yaptığım tespitlerin hepsini tarihçiler, iki örnek olmak üzere, Kazım Mirşan ve Polat Kaya'nın yaptıkları derin ve aydınlatıcı araştırmalarında bulabilirsiniz. Çok değerli çalışmaları olan bu iki bilgin bilimcilerin çalışmaları maalesef "mason hegomanyası" altında olan eğitim sistemimiz ve kültürümüzde pek susturulmaya çalışılmaktadır, ama samimiyeti ile araştırmak isteyenler için düzinelerce kaynaklar bulunmaktadır.
Yazı-1
Önce "Mevlid" kelimesi üzerinde duralım. Lugatta; "Doğum zamanı, doğum yeri veya doğmak" gibi manalara gelir. Müslümanlar arasında genellikle; Resül-i Ekrem (SAV)'in için kullanılmıştır. Mevlid kandilinin özelliği budur. Binlerce şair; Resulullah (SAV)'ın doğum gününü konu alan manzumeler yazmıştır. Araplar arasında Baned Suad, Bürde ve Hemziyye gibi mevlid metinleri meşhurdur. Türkçe olarak yirminin üzerinde "Mevlid" şiiri vardır.
Resül-i Ekrem (SAV)'in ve Hulefa-i Raşidiyn döneminde; Mevlid merasimleri söz konusu değildir. İlk defa Gulat-ı Şia'nın kurduğu Fatimi devletinde "Mevlid Merasimleri" görülmüştür. Fatimiler; Ehl-i Beytin doğum günlerini de büyük törenlerle kutlamayı gelenek haline getirmişlerdir.
Ehl-i Sünnet alimleri; "Mevlid Merasimlerinin" "BİD'AT" olduğu hususunda müttefiktir. Bid'at; Peygamberden malum ve meşhur olan hakikatin aksine itikad etmektir. İnsanlar şüphe ve tevil sonucu, bu noktaya çıkarlar. Resul-i Ekrem (SAV)'in :
"Dinimizden olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur (Reddedilmiştir). Her bid'at dalalettir." buyurduğu bilinmektedir. (Sahih-i Müslim, C/1, sh:592. Had. No:867. İst. 1401) Bu hadisteki "Külli bid'atün dalaletün" hükmü umumi bir beyandır. Günümüzde yaygın olan yasaklanmıştır, demiştir.
Takdir edersiniz ki bugün; her mevlid merasiminden sonra, dua edilmektedir. Bu duada neler neler söylenir ! Allahu Teala (CC)'nın dinine karşı savaşan ve binlerce mü'mini şehid eden kafirlere bile dua edilir. Buna hiç kimse engel olamaz. Çünkü parayı kim veriyorsa dua onun adına yapılır. Bu başlı-başına bir zulüm değil midir?
Şimdi Süleyman Çelebi ile ilgili sualinize geçelim. "Vesiletü'n Necat" isimli kaside (Bugünkü Mevlit metni) 1409 yılında Bursa'da kaleme alınmıştır. İlk kaleme alınışı, bugünkü şekliyledir. Ancak bu kasidenin tantanalı bir müzik haline sokuluşu, başta Süleyman Çelebi'ye hakarettir. Çünkü Süleyman Çelebi`nin niyeti; Resül-i Ekrem (SAV)'in kadr-u kıymetini bütün insanlara anlatmaktır.
Gerçekten; gerek şekil, gerek muhteva olarak, çok güzel bir kasidedir. Bunu her ferd; kendi evinde istediği gibi okuyabilir ve muhtevası üzerinde düşünebilir. Hiç kimsenin bu mahiyete itirazı olamaz. Ancak ibadet kasdıyla; merasim düzenlemek ve bu işi meslek edinenlere ücret karşılığı okutturmak caiz değildir. Zira dinimizde; böyle bir ibadet ve bu mahiyette bir merasim yoktur. Mevlid konusunda; "tağuti güçlere dua etmeyi adet haline getirmiş meslek ehlinin" taarruzlarına cevap vermiyorum. Şeyhleri dediği için bize saldıranlara gelince; Tasavvuf sahasında herkesin hayran olduğu İmam-ı Rabbani "Mektubat" isimli ünlü eserinde (Mektup no:186)
"Bid'atın hasenesi olmaz, hepsi mezmundur" demiş ve bu konuda bir çok misaller vermiştir.
İmam-ı Gazali "İlcamu'l Avam" isimli eserinde "-Her çeşit bid'atın zemmedildiğini" beyan eder. Hiçbir ciddi delil olmadığı halde "-Efendim, mevlid merasimlerinde Kur'an-ı Kerim'de okunuyor. Sırf onun hatırı için bu mesele üzerinde durmayınız. Sonra bu örf ve adettir" diyenlere gelince..... İslami ilimlerden habersiz mükelleflerin indinde; Kur'an-ı Kerim'le, mevlidin eş tutulması bir-çok felaketin kaynağıdır. Hatta bazı beldelerde Kur'an'ı Kerim yerde, mevlid kürsüde okunur. Bu dahi ciddi bir meseledir. Zira ta'zim ve hürmet açısından eşit tutulması itikadi sıkıntıları beraberinde getirir. Eğer ferd; kendi evinde mevlid şiirini okur ve muhtevasını düşünürse, buna hiç kimsenin itirazı olamaz. Çünkü bu fiilde; "yeni bir ibadet şekli" ihdası söz konusu değildir. Sadece şiir okumaktan söz edilebilir. Bu da mübahtır.
Allahü Teala (CC) cümlemizi; Sünnete kat'i olarak riayet eden ve her türlü Bid'attan şiddetle kaçınan salih kullarından eylesin. Dua buyurunuz.
Kaynak: Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler, C/2, sh: 332-334. Ölçü Yay. 1989.İst
Yazı-2
"Mevlid; kelime olarak doğum zamanı, doğum yeri veya doğmak manalarına kullanılır. Genellikle Resul-i Ekrem (SAV)'in "Doğum gecesi" için kullanılmıştır. Araplar arasında mevlid olarak; "Baned Suad" , "Kaside-i Bürde" ve Hemziyye gibi metinler vardır. Türkçe'de de yirmiye yakın "Mevlid" le ilgili şiir mevcuddur.
Mevlid merasimleri ilk defa; "Gulat-ı Şia'nın" hakim olduğu Fatimi devletinde düzenlenmiştir. İbn-i Abidin (Rh.a.) "Müzik ve eğlenceden başka bir şey olmadığını" kaydetmekte ve kat'iyyen mevlid okutturulmamasını tavsiye etmektedir. "Mevlid" sadece bir şiir olarak ele alınsa dahi, camilerde yüksek sesle şiir okumak da caiz bulunmamıştır. Gulat-ı Şia'dan geçen bu illet, maalesef oldukça yaygındır. Ehl-i Sünnet mü'minler; bu "ŞİA" adetinden uzak durmalıdırlar.
Ayrıca halk arasında "Ölünün 40.ncı veya 52.nci gecesi" adı altında yapılan törenler de; Bid'attır. Esasen bunların bir kısmı; gayr-ı müslimlerden (Zımmilerden) geçmiştir. Ölüm ve doğum yıldönümleri, yılbaşı kutlamaları, kadınlı-erkekli düğün merasimleri, caddelere heykel ve büstlerin dikilmesi, kırkıncı gün ve sene-i devriyye ihtifalleri'ni bu meyanda sayabiliriz.
Kaynak: Ali Rıza Demircan, İslam'da Batıla Benzemenin Hükmü, sh: 2.baskı. sh:79-81. İst.1979
Yazı-3
İsminden de anlaşıldığı üzere Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in doğduğu gecedir ve Rabi'u'l-Evvel ayının on ikinci gecesine rastlamaktadır. Sahabe den veya Tabiin den veya Müçtehid imamlardan bu gecenin fazileti ve kutlanması hakkında hiç bir sahih veya zayıf rivayet sabit olmamıştır.
Bununla beraber Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem doğduğu geceyi ne kendisi, ne ashabı ve ne de selefi salihin kutlamış değildir. Aksine bu gecenin kutlanmasının ve bu geceye has ibadet yapılmasının Bid'at olduğu için Sapıklık olduğunu ısrarla anlatıp red eden müçtehid imamların sözlerine karşılık bu Müçtehidlerin ölümünden çok sonraları ortaya çıkan bid'at ehli nin dinde aşırıya giderek kutladıkları, ve bunun gerekli olduğunu söylemeleri sizi aldatmasın. Selef-i Salihiin bu geceyi peygamberin doğmuş olduğu gecedir diye hristiyanların Marry Chistmass'ı kutladıkları gibi , o maksatla ihya etmeyi, mevlit okumayı, o geceye özgü namaz kılmayı ve standart ibadete bir şeyler eklemeyi dinde ihdas edilmiş bir bid'at (sapıklık) saymışlardır.
Zira Hiç kimse Peygamber'i Hanımlarından, Çocuklarından, Ashabından, özellikle de Hz Aişe, Hz Enes, Hz Ömer, Hz. Ebubekr, Hz. Osman, İbn Mesud'dan, Amr'dan daha çok sevebilecek değildir. Ki bu şahıslar bizlerden dini daha az biliyor da değildi. İmanlarında, bizden daha az samimi veya, daha az akıllı hiç değillerdi.
Hatta Hz Ömer, Hristiyan iken Peygamber(İsa a.s.) lerinin doğum gününü kutladıkları gibi Müsliman olduktan sonra da Peygamberimiz(muhammed S.A.S)'in doğum gününü de kutlamak isteyen bir kabileyi Arabistan'dan zor kullanarak sürmüştür. Bu grup bu meseledeki iddia ve amellerini Mısır, Irak, Iran ve Suriye gibi şehirlerde sürdürmeye devam etmişlerdir. Nitekim bu gecelerde okunan mevlidin, kılınan extra namazların ve ibadetlerin de bu babtan sayıldığı ilim ehlince malumdur. Bu gibi Bid'at olan amellerin çıkış yeri genellikle Mısır, ve/veya suriye gibi ülkelerdir. Hatta Bid'at ları ile dinimizde ayrılık yarattıkları için Müslimanlar bu ülkelere seferler düzenlemişlerdir.
Bu gecenin kutlanmasına karşı çıkan ve herkesce malum olanlar İmam ebu Hanife başta olmak üzere, İmam Mohammed, İmam Yusuf, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed , İmam Nesai, İmam İbn Mace, İmam Buhari, İmam Muslim, vs. imamlardır. Bu Muctehıid imamların hepsi de bu konuda şu ve daha birçok benzer cümleler söylemişlerdir.
"Bu geceyi kutlamak Hristiyanlarda vardır. Bizde yoktur".
"Bu ve benzeri geceleri kutlamak Bid'at tir. Her türlü Bid'at dalalettir(sapıklıktır)".
"Bu geceyi ihya edenler Fatiha'nın son ayetine Muhalefet etmektedirler."
{Ebu Yusuf ,İbn Abdil-Berr"el-İntikaa Fi Fezaili'l Eimmeti'l Fukaha" ve "Ebu'l Hasenat"en-Nafiu'l-Kebir", İbnü'l Kayyım "İlamu'l-Muvakkıin","El-Haşiye Alel-Bahrir-Raik", "el-Camii","el-İhkaam","Herevii-Zemmü'l-Kelam" vs...}
Kaynak: uzunyayla.com/icerik/812/bidat-olan-mevlid-ve-kandil-meselesi.html
Yazı-4
"Arab dilinde "Mimli masdar" adı verilen ve "doğum zamanı, doğum yeri, doğmak" mânâlarında kullanılan "mevlid", halk arasındaki teâmül dikkate alındığı zaman, "Hz. Muhammedin doğum zamanı" mânâsında kullanılmaktadır. Mevlid kutlamaları Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahirete intikalinden yüzlerce yıl sonra yaklaşık hicri 4. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bu kutlamalarda Resulullah (s.a.v.) için kasideler okunmaktaydı. İşte bunlardan en meşhur olan, Mevlid kandillerinde okunan Vesîlet'ün Necât Osmanlı padişahı Sultan birinci Murâd Han'ın vezîrlerinden Ahmed Paşa'nın oğlu, Şeyh Mahmûd Efendinin torunu, Osmanlı dönemi alimlerinden olan Süleyman Çelebi (1351-1422 m.) tarafından yazılmıştır. Mevlid; münâcaat (Allahü teâlâya yalvarma), velâdet (Peygamberimizin doğumu), risâlet (Peygamberliğin bildirilişi), mîrâc (Göklere çıkışı, Cennet'i ve Cehennem'i görmesi), rihlet (Peygamberimizin vefâtı) ve duâ bölümlerinden ibârettir. Üç yüze yakın beyitten oluşmaktadır.
Mevlid-i şerif Hicri 4. asırdan günümüze kadar özellikle Osmanlı (Türk) toplumu içerisinde önemli bir yer edinmiş ve Peygamberimizin doğum günlerinin, kandillerin, Cenaze ve sünnet merasimlerinin en önemli unsuru haline gelmiştir.
Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii'nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii'nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı.
Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur'an-ı Kerîm okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid kutlamaları son bulurdu.
İlk zamanlar, sırf Resulullah (s.a.s.)'in doğduğu zaman ve sadece camilerde okunan mevlid, sonraları para karşılığında hanendeler tarafından rastgele zamanlarda okunur olmuştur. Kandil gecelerinde, ölülerin ardından; kırkıncı, elli ikinci gecelerinde, sene-i devriyelerinde de mevlidler okunmaya başlanmıştır.
Mevlid kutlamalarını Peygamberimize olan sevginin tezahürü olarak görenler, onun sünnetine gereken önemi vermedikleri halde, peygamberimizin bir çok sünnetinden habersiz oldukları halde onu çok sevdikleri iddiasında bulunmaktadırlar. Oysa sevginin en açık belirtisi onun yolundan gitmek ve onun yapmadıklarını terk etmekle mümkün olabilecektir. Onun şerefli ashabı böyle bir sevgi gösterisinde ve anma merasiminde bulunmadıkları halde daha sonraki nesiller içerisinde takvada ve sevgide ashabı da geçenler oldu. Mevlid kutlamaları ile sevgi gösterisi yapanların, gözyaşları dökenlerin bu saf ve temiz duygularını şeytanın nasıl da saptırabildiğinin farkına varmaları gerekmektedir. Çünkü diğer taraftan bakıldığında bu davranış sünnetine tabi olunmadan ortaya konulan içi boş bir sevgi gösterisi olmaktadır.
Muhteviyatı ilk bakışta Peygambere yazılmış bir şiir olarak masum gözükse de, üzerinde düşünüldüğü zaman içerisinde uydurma hâdiselerinde olduğu tespit edilecek ve Peygamberimize yönelik abartılı övgülerin olduğu görülecektir.
Bir hadiste "Biz Beni Amir heyeti olarak Rasulullah'a gittik ve sen bizim büyüğümüzsün dedik H.z. Peygamber (s.a.v.) "Büyük olan Allah'tır" dedi biz "sen fazilet bakımından bizim en üstünümüzsün, vermek bakımından bizim ileride olanımızsın" dedik peygamber "sakın fazla ileri gidip de şeytanın elçileri olmayınız." Buyurdu. [1]
Peygamberimiz (s.a.v.)'in sağlığında ve vefatından sonra ne sahabe tarafından, ne tabiin, ne tebe-i tabiin, ne de daha sonraki ehli sünnet alimleri tarafından, onun doğum günü kutlanmamıştır. Ayrıca Mevlid kasidesi okumak, Kur'an ve sünnette izine bile rastlanmayan bid'atlerden biridir. Mevlid-i Nebevî'yi kutlayan bazı insanlar, Rasulullah (s.a.v.)'in onların kutlamalarında hazır bulunduğuna bile inanmaktadırlar.
"Yine, bazı insanların ihdâs ettikleri şey, ya İsa (a.s.)'ın doğum gününü kutlayan Hıristiyanlara benzemektir, ya da Peygamber (s.a.v.)'e sevgi duymak ve saygı göstermektir. İnsanlar, doğum gününü kutlama konusunda farklı olmalarına rağmen, her kim Peygamber (s.a.v.)'in doğum gününü bayram edinirse, (bilsin ki) seleften (ümmetin ilkleri) hiç kimse bunu yapmamıştır. Bunda hayır olsaydı veya bunu yapmak daha tercih edilen bir görüş olsaydı, onlar Peygamber (s.a.v.)'i bizden daha çok seviyor ve bizden daha çok O'na saygı duyuyorlardı. Çünkü onlar, hayıra bizden daha düşkündüler.
Peygamber (s.a.v.)'i sevmek ve O'na saygı göstermek, ancak O'nun yaptığı gibi yapmak, O'na itaat etmek, O'nun emirlerine uymak, gizli ve açık olarak sünnetini yaşatmak, gönderildiği bu dîni yaymaya çalışmak ve bu uğurda kalp ile, el ile ve dil ile cihâd etmekle olur. Çünkü bu yol, ilk Müslümanlar olan Muhâcir, Ensâr ve onlara en güzel bir şekilde tâbi olanların yoludur." [2]
Bu hususta ortaya atılan görüşlerden bazılarında da bidat olduğu açıkça itiraf ediliyor ancak güzel bir bidat olduğu belirtiliyor. Ancak daha öncede izah edildiği üzere bidatin iyisi ve kötüsü olmaz her sonradan çıkma bidattir. Ne gariptir ki bu mevlid kandili kutlamalarının sonradan çıktığını herkes kabul ediyor. Ama güzel bir bidat olduğunu düşünerek; ne var bunda Resulullah (s.a.v.)'e olan sevgimizi ortaya koyuyor onu yad ediyoruz diyorlar.
Şunu unutmamak gerekir ki; Din adına yapılan her ne olursa olsun, Peygamberimiz ve Ashabı yapmadığı halde dine sonradan sokulmuş bir şey ise muhteviyatının iyi olması onu bid'at olmaktan çıkarmaz. Çünkü o zaman her önüne gelen yeni ve güzel bir şey bulduğunu ve bununda çok faydalı olduğunu iddia eder ve din artık o ilk günkü temiz halinden uzaklaşmış olur
Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki;
"Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine, ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merdudtur, başına çalınır." [3]
Maalesef bu bid'at Türk İslam toplumu içerisine öylesine bulaştı ki, sanki dindenmiş gibi, kandillere, cenaze, sünnet ve bir takım merasimlere artık tamamen yerleşti. Hattâ Mevlidi okuyan bazı insanlar bu işi gelir kapısı haline getirdi. Bu bid'atin topluma örf ve adet şeklinde yerleşmesi nedeniyle dinin içerisinden çıkarılması artık oldukça zor bir hale geldi.
Ebu Muhammed Musab Köylüoğlu
[1] Ebu Davud (Mutarrif)
[2] İbn-i Teymiyye:"İktidâus-Sırâtıl-Mustekîm"
[3] Buhari-Müslim
Kaynak: rahmet.org/index2.php?icerik=bidat&ayrinti=78
Yazı-5
"Câmilerde Bir Büyük Bid'at; Mevlid. Mevlid, doğum zamanı ve doğum yeri anlamındadır. Zamanla doğum tarihini kutlamak anlamı kazanmıştır. Mevlid, bugün özellikle câmilerde kullanıldığı şekliyle, Peygamberimiz'in doğumunu anmak ve kutlamak şeklinde uygulanan tören ve okunan şiir anlamında kullanılmaktadır. Osmanlı şâiri Süleyman Çelebi'nin (ölümü, 1422) Vesîletü'n-Necât adlı şiir kitabı bu adla yapılan törenlerde özel bir makam ve usûlle okunduğu için, mevlid dendiği zaman o şiir kitabının okunduğu merâsim akla gelmektedir. Peygamberimiz'in doğumunu anma esprisi de unutulmuş, Peygamber için yazılan bu şiirin okunması kendi başına bir dinî törene, bir ibâdet kabulüne dönüşmüştür.
Bugün birçok aile, ölüleri için sevap, hatta mutlaka yapılması gerekli dinî vecîbe gibi düşünmektedir. İbâdetler, Allah'a nasıl yaklaşıp hangi uygulamalarla sevaba girileceği nassların hükmü ile belli olur. Yani ibâdetler, fıkhî deyimiyle "taabbudî alandır, tevkîfîdir, vahyîdir. Din tamamlanmıştır, artırma da eksiltme de yapılamaz. Rasûlün ve ashâbın hayatında mevlid diye bir uygulama kesinlikle mevcut değildir. Mevlidi savunanlar şöyle derler: "Mevlid bir vesîledir, biz bu vesîleyle Kur'an okuyoruz, salât ve selâm getiriyoruz, duâ ediyoruz; esas amaç da bunlardır." Cevap olarak deriz ki: Mevlid dışında sayılanların kendi başlarına okunmaları halinde hangi zorluk ve eksiklik çıkıyor da Süleyman Çelebi'nin şiirine sığınılıyor? Süleyman Çelebi'den önce Kur'an okuyanların okudukları boşa mı gitti? Kur'an ve sünnet, ibâdet anlayışı ile böyle şiir okuyarak sevap kazanılacağı bir ibâdetten bahsetmez. Ayrıca, mevlid şiir gibi değil; Kur'an okunur gibi Kur'an makamıyla okunmakta, Kur'an dinlenir gibi dinlenmektedir. Mevlid türünden kutlamalar, din kaynaklı değil; folklor ve âdet kaynaklıdır.
Bu kutlamalar, câmide olmadığı sürece, ibâdet ve sevap kabul edilmemek şartıyla, Kur'an makamıyla ve kutsal metinmiş gibi icrâ edilmediği özelliklerde, salt şiir okur gibi okunursa bir sakıncası olmaz. Bugünkü şekliyle ise, en azından büyük bir bid'at ve hurâfedir. Bugün, bir şiir, ölülere rahmet ve cennete ulaşma vesilesi gibi kabul edildiğinden, Kur'an'dan öne çıkarıldığından, dinin temel ilkeleri açısından çeşitli sakıncalar içerir. Örf dinleşince, din de örfleşir. Örfün kutsallaşmasına seyirci kalmak, dinin tahribine seyirci kalmakla eş anlamlıdır. Kur'an şöyle buyuruyor:
"Allah yalnız başına anıldığında, âhirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O'nun berisindeki ilâhlaştırılmış kişiler anıldığında ise hemen müjdelenmiş gibi sevinirler." (39/Zümer, 45)
Tevhid, ibâdet kasdıyla "Allah'ı da anmak" dini değil; "sadece Allah'ı anmak" dinidir.
Câmiye sokulup ibâdet kasdıyla okunan mevlidin, sadece bid'at olarak kalmayacağı, bu anlayış ve kabulün şirk kapsamına girebileceğini bu riski taşıdığını belirtelim.
Bir Büyük Bid'at Daha; Mescidlerin Süse Boğulması Mescidin meşrû ve makul süsü, orada bolca secde edilmesi, çokca insanın ibâdetle mescidi şenlendirmesidir. Asr-ı saâdette mescide biçilen roller, ne oranda uygulanabilirse onları icrâ etmekle mescidlerin yüzü gülecektir. Mescide gidenlerin süslenmeleri, temiz ve güzel giyinmeleri Kur'an'ın tavsiyesidir (7/A'râf, 31). Ama mescidleri, hem de gözü meşgul edecek, ibâdetteki huşûya engel olacak şekilde süslemek, abartılı tarzda ziynetlere, desen ve boyalara boğmak din açısından yanlıştır.
Konuyla ilgili hadis-i şeriflerde şöyle buyrulur: "Mescid yükseltmekle, mescid süslemekle emrolunmadım." (Ebû Dâvud; et-Tâc, 1/243).
"İnsanlar, mescid yapma yarışına girip bununla övünmedikçe kıyâmet kopmaz." (İbn Mâce, Mesâcid 2)
"Sizin benden sonra, yahûdilerin havralarını, hıristiyanların da kiliselerini süsleyip püsleyerek yükselttikleri gibi, mescidlerinizi süsleyip püsleyeceğinizi görür gibiyim." İbn Mâce, Mesâcid "Bir topluluk, mâbedlerini süsleyip püsleme hastalığına tutulmadıkça, ameli çirkin ve zararlı hale asla gelmez." (İbn Mâce, Mesâcid 2)
Sahâbî fakîhlerinden İbn Mes'ud (r.a.) Kûfe'ye ilk geldiğinde süslü, nakışlı bir câmi gördü ve şöyle dedi:
"Bunu kim yaptıysa Allah'ın malını O'na isyanda harcamış." Olayın israf boyutu da önemlidir. Mescidin gereksiz süslerine, kubbelerine yatırılacak para ile cemaat bulunup, oluşturulan cemaatin seviyelerini arttırmaya, İslâm ve müslümanlar için zarûri ihtiyaçlara kullanmak çok daha faziletli olacaktır. Paraları gereksiz taşlara ve süslere yatırmak yerine; dâvâya, insana, cemaate yatırmak dinin maslahatı açısından önemlidir. Mescidleri çok görkemli yapmışsın, süslemişsin, cemaati olmadıktan sonra neye yarar? Sağlam yetişen cemaat ise, bulunduğu her yeri mescid yapabilir, her yerde ibâdetini yerine getirebilir.
Tüm bid'atlerden şeytandan kaçar gibi kaçmaya çalışan, câmilerimizin asr-ı saâdetteki takvâ mescidlerine benzemesi için gayret gösteren, câmilerine sahip çıkan, gönlü câmilere bağlı şuurlu müslümanlara selâm olsun !"
Kaynak:Bu Din Benim Dinim Değil, İşaret/Ferşat Y. s. 33-35; 48-49 3- Hasan Turâbi, Namaz, Risale Y. s. 141-148
Yazı-6
Kitaplarımızda müfessirler, muhaddisler, müctehidler vardır. Ulema, fukaha, şuara, kurra, meşayıhlarda vardır. Fakat mevlüthan, duahan diye bir şey yoktur. Başka İslam memleketlerinde "mevlüt" okunmaz. Süleyman efendi merhum Peygamberimize ((S.A.V).) aşkından dolayı, onun başka Peygamberlerden üstün olan meziyetlerini manzum olarak (yazmıştır) getirmiştir Her kim Resulullah ((S.A.V).)'a muhabbeten aşk ile okuyup-dinlerse, sürürlenirse, salavat-ı şerife getirirse faydadan hali değildir. Fakat şimdiki dinleyicilerde o aşk-ı muhabbet nerde? Kimisi hafızın sesini dinlemeye gelir. Kimisi ibadet ediyoruz diye gelir. Kimisi de boyalı dudaklarını, baldır bacaklarını göstermeye gelir. Çocuklarda şeker almaya gelir. İşte bu kadar.
Ya o çıplak kadınları seyreden gençlerin göz zinasından hasıl olan günahlar ne olacak? "El aynanı tezniyani" iki gözünde zinası vardır. Şehvet nazarıyla baktımı (zina olur). Hem bakanın hem de sebep olanın amel defterine yazılır. Hele bugünkü mevlidler, teganni, riya ve gürültüden başka bir şey değiller. Hafız efendi çıkar kürsüye, eğer mevlid biraz bol paralı ise, sen seyreyle bak nasıl okuyor, ne kadar bağırıyor? "İndiler gökten melekler saaaaaaf saaaaaaaf" uzatır da uzatır. Bunu belki de kırk elif miktarı çeker. Dinleyen boyalı kadınlarda; şu hafız efendi de ne ses varmış, (derler). Böyle bir mevlidden hiçbir sevap hasıl olmadığı gibi, ancak ve ancak günah kazanılmış olur....
Mevlüt ne FARZ, ne VACİP, ne SÜNNET hiçbir şey değildir. Arada okunan aşr-ı şeriflerden, selavat-ı şeriflerden başka bağırda bağır, hiç mi hiç faydası yoktur. Herif ömründe hiç mi hiç rahmana secde etmemiş, Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a inanmamış, hem de dine düşman olduğunu izhar etmiş. Şimdi bu adam öldükten sonra kırkında bir mevlüt okut. Duahanda gelsin çıksın kürsüye. Haşa Allah'a emir verir gibi bir dua yapsın, göndersin doğru cennete. Böyle yağma mı olur? (Böyle İslam mı olur?) Dediklerine göre kürsüye çıkan 500 liradan aşağı çıkmazmış .(Kitap 1976 yılında yazılmıştır ki; yazılalı tam 26 sene olmuş. O günkü 500 lira da çok büyük para) Birde çıktımı aman ya Rabbi. Açar ağzını, yumarmış gözünü. Sen şimdi dinle bak. Ya Rabbi gaffar ismin hürmetine, settar ismin hürmetine, arş kürs hürmetine, levhü kalem hürmetine vb. sayar da sayar, sayarda sayar. Ağzı da köpük atar.Ya Rabbi bu zati şerifi cennetine idhal eyle. Cemalinle müşerref eyle, habibine komşu eyle, seyyiatı varsa (Rabbini tanımayan insanın seyyiattan başka nesi olabilir ki?) hasenata tebdil eyle. Artık eyle de eyle! Dua da biter böyle. O ahmak cemaatta elleri havada öyle bekler.... Ölünün sahipleri de gözlerinin yaşlarını silerler; bu kadar güzel sözler boşa gitmez derler. Bu hoca efendinin aldığı para boşa gitmez, aldığı paralar helal olsun derler. (Kesenin ağzını açarlar.) Onun için bazıları; "Okuyan para alır, dinleyen şeker alır, Ölü de hava alır" demişlerdir......Ben şu gafil kimselerin haline şaşarım. Ki o mevlütlerde sarf edilen paraları Allah rızası için fakir talebelere verseler belki Allah'dan ümit kesilmez, o mevtalara faydası olur....
Bir de kalkar papazlara güleriz. Cennetten yer satıyorlar, Cehennemden adamı azad ediyorlar diye. Ya onlar bize dese ki ; " Siz de bir din düşmanına, Allah'a iman etmeyen bir dinsize mevlüt okutmakla onu nasıl cennete sokacaksınız. Ne cevap veririz?" Efendiler; bu mevlüt okuyanlar hakkında Şeyhülİslam Ebussud Efendi neler yazmış, neler! Okusanız da bir görseniz."
Kaynak: Hafız Edhem Mollaömeroğlu, Şirin Sözler, sh:105-108, 2.baskı.Gül Mat. İst.1976
Yazı-7
"Hicri dördüncü asırdan itibaren fertler arasında yaygınlaşmaya başlayan mevlid adeti, ilk olarak 604 Hicri/1207 Miladi yılında Mısır Memlukları Fatimi'lerden Melik Muzafferüddin Kökböri tarafından toplu bir merasimle icra edilmiş, daha sonraları da, İslam dünyasında yayılmıştır. Osmanlılarda ise,1588 yılında Sultan 3.Murad zamanında resmi merasim halinde camilerde okutulmaya başlamıştır........Meşruluğuna gelince: Celaleddin-i Suyuti, "Husnü'l-Maksad fi ameli'l-Mevlid" isimli eserinde, İbn-i Haceri'l- Askalani'den naklen demiştir ki :
"Mevlid sonradan ihdas edilmiş bir BİD'AT'TIR. İslam'ın ilk üç asrında yaşayanlardan bize böyle bir şey intikal etmemiştir......................."
İbni Haceri'l-Heysemi de, "el-Fetave'l-Hadisiyye" isimli eserinde aynı görüşleri savunmuştur. Kur'an'nın okunmasından hasıl olan sevabın ölüye ulaşması mezhep imamları arasında münakaşa konusu olurken, kişiden adalet vasfını kaldıran teganni ile okunan kaside ve ilahilerin sevabı acaba ölülere ulaşır mı?... Bir çok paralar harcayarak bunu okutmaktansa, Mevlide harcanan paraları, ölünün sevap kazanmasında şüphe olmayan amellere sarf etmek çok daha fazla ecir ve sevap elde etmeye sebep olur, denilmiştir. Mesela bu para ile fakir ve fukaranın yiyecek ve giyecek giderlerinin karşılanması; yetimlere ve öksüzlere yiyecek, elbise, kitap, kalem ve defter parası olarak verilmesi;.... Dini kitaplar satın alınarak camilere, okullara veya umumi kütüphanelere ölü namına veya kendi adına vakfedilmesi gibi yerlere harcanacak olursa, Mevlid okutmaktan daha çok sevap ve ecir kazanılmış olur."
Kaynak: A.Rıza Karabulut, İslam'da Vasiyet ve İsgat Meselesi, sh:174-177. Elif Yay.1989 Ankara 4.Baskı.
Yazı-8
Günümüzde okunan mevlid, Süleyman Çelebi`nin 1409 yılında yazdığı "Vesiletü'n- Necat" isimli kasidedir. Hz. Peygamber'in doğum gecesi için merasim yapmak ve bu arada mezkür kasideyi okumanın cevazı tartışılmış, bazıları bunun BİD'AT olduğunu, birçok münker fi'lin işlenmesine sebep teşkil ettiğini ileri sürerek "MEKRUH, hatta HARAM" demişlerdir. (Muhammed b. Muhammed el- Fasi'nin görüşü budur. Maliki ulemasından Tacüddin el- Faqıhani'nin görüşü de böyledir.)........... Muayyen gecelerde ve yıl dönümlerinde ölünün ruhu için Mevlid okutmak yakın zamanlarda bilhassa memleketimizde adet olmuş bir BİD'ATtır ve birçok mahzurlu tarafları vardır : 1- Zaman geçtikçe bunun ölüler için yapılması gereken bir ibadet ve merasim olarak telakki edildiği görülmektedir. İslam'a -onda olmayan- bir ibadet ve merasim katmak Hz. Peygamber (s.a.)'ın şiddetle menettiği BİD'ATTIR.
2- Bilhassa evlerde okunan mevlidler dolayısıyla İslam'ın menettiği bazı fiil ve davranışlar meydana gelmektedir.
3- Mevlid arasında zikir, dua, Kur'an okumak gibi ibadetler vardır; fakat bunları profesyonel kişiler para mukabilinde yaptıkları için hem sevap hasıl olmaz, hem de alan veren günahkar olur.
4- Bu Bid'at yaygın hale geldiği için, geçmişlerimiz namına yapmamız Sünnet olan ibadet ve hayırların yerini almış, onlara mani olmuş, onları unutturmuştur. Gerek Hz. Peygamber'in doğum gecesi ve gerekse başka zamanlarda her Müslüman mevlid kasidelerinden birini alıp okuyabilir. Bu okuyuştan ilahi ve Peygamberi aşk, feyiz ev bereket hasıl olur.
Zaten bunları yazanlar da "para ile ölülerin ruhuna okunsun" diye değil, herkes okusun, Peygamberini tanısın, sevsin, ona aşkla bağlansın diye yazmışlardır....Bu nevi yazılara iki sebeple aksülamel vaki olur, itiraz edilir : 1-Öteden beri böylece devam ettiği ve kimsenin çıkıp da aksini söylemediği için.
2-Bazı zümrelerin menfaatlerine dokunduğu için. İşte böyle düşünen ve söyleyen din kardeşlerimize İbn Abidin (Rh.a.)'nin şu sözlerini nakletmekle iktifa edeceğiz. Böyle yapıla geldiği, teamül ve örf halini aldığı iddiası karşısında merhum diyor ki: "İnsanlar öteden beri şunlara alışmış, adet edinmiştir :
a-) Ambalajı içinde mal satıp; (tahmini) darasını düşmek.
b-) ...Fasid alış-verişler.
c-) Gıybet ve birçok fısk nevileri.
d-) Camilerin kıble duvarlarını süsleme.
e-) Cenazeyi taşırken yüksek sesle zikretme.
f-) Ramazan gecelerinde lüzumundan fazla kandil ve mum yakma ( Allame el-Bağanı'nın Mülteka Şerhinde naklettiğine göre dört mezhepden alimler bunun HARAM olduğuna fetva vermişlerdir, halbuki halk bunu dinin şiarlarından biri olarak kabul eder.)
g-) Minarelerden mevlidler okutma -ki bunu ibadet telakki ederler, hastalarının şifayab olması, kayıplarının dönmesi için adarlar, sevabını Hz.Peygamber'in ruhuna hediye ederler. Halbuki BU MÜZİK VE EĞLENCEDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. Abdü'l-gani en-Nablusi bu sebeple müezzinlerin fasık olduklarını, vaktin girdiğine dair haberlerine itimad edilemeyeceğini zikretmiştir.
Eğer insanların alıştıkları ve ibadet telakki ettikleri bu -meşru olmayan- işleri sayıp döksek maksaddan dışarı çıkarız. Hasılı DİNİN KENDİ GİTMİŞ ADI KALMIŞTIR...EĞER SENİN MUASIRIN HANEFİ MÜFTÜLER BUNLARDAN BAZILARININ CAİZ OLDUĞUNA FETVA VERİYORLAR, BUNLAR BİR ŞEYE DAYANMIYORLAR MI? DERSEN BENDE DERİM Kİ ""EVET, FETVA VERİYORLAR FAKAT NEYE DAYANDIKLARINI SORSAN, ONLARDA YERYÜZÜNÜN DOĞUSUNU VE BATISINI ARASALAR SAĞLAM BİR DAYANAK BULAMAYACAKLARDIR." Kaynak: Prof. Dr. Hayreddin Karaman, İslam Işığında Günün Meseleleri, C/1, sh:120-124.Kalem Yay. 1978. İst. İbn Abidin (Rh.a.) merhumdan naklen.
Yazı-9
Mevlidi şerif bilindiği gibi Hz.muhammed Mustafa (S.A.V). efendimize hürmeten yazılmış bir noktada peygamberimizi bize en güzel yönleriyle tanıtmaya çalışan bir şiirdir. Süleyman Çelebiye kadar bir çok mevlid eserleri yazılmıştır. Fakat hiç biri onunki kadar meşhur olmamıştır.
Mevlid merasimi ilk defa Gulatı Şianın hakim olduğu Fatımı devletinde görülmüştür. Fatımiler Resuli Ekremin doğum gecesi dışında Hz.Ali'nin ve ehli Beytin doğum günlerinde de merasim yapmayı ihdar edinmişlerdir. Ehl-i Sünnetin müçtehid imamları mevlidin bidat olduğu hususunda fikir birliğindedirler. Ibni Abidin, mevlit, müzik ve eğlenceden başka bir şey değildir diyor.
Mevlid, ölülerin arkasından bir ibadet maksadıyla veya onu kurtarıcı bir reçete olarak sunulmaktadır. Bir kere mevlid ne Kur'anda, ne de sünnettte mevcuttur. Peygamberimizden yıllarca sonra yazılmış bir eserdir. Peygamberimizi methetmek gayesiyle yazılmıştır. Kişi elbette mevlit okutabilir, okuyabilir. Ancak kişi bunu bir din olarak görmemelidir.
Günümüzde mevlidin nasıl okutulduğu veya niçin okutulduğu ortadadır. Tek gaye vardır. o da mevlit okutmakla geşmiş ölülerin ruhlarını yad etmek onları kabir azabından kurtarabilmek onlara karşı görevlerini yerine getirdiklerini zannetmek. Halbu ki işte burada doğru düşünmemiz lazım. Bu konuda, İmam Şerani, "Son zamanlarda zuhur eden büyük bidatlardan biri de, ibadet diye üzerine düştükleri mevlit cemiyetleridir." Ibni Abiidn,"Ölüleri hayırla yad etmek vaciptir. Ama onların arkasından 7, 40 ve 52. geceler bidattır. Muayyen gün ve gecelerde evlerde mevlit okutmak o mümin ölüye işkence etmek hükmündedir.
Sonuç olarak, mevlid, Peygamber Efendimiz'in halini ve kemalini dile getiren bir manzume olarak, orada Kur'an-ı Kerim okunmaya ve salevat-ı şerife getirmeye vesile olabilmektedir. Ama mevlidi bir ibadet gibi yapmak hoş bir şey değildir. Hele bugünkü okunuş şekliyle mevlid, kazanç vesilesi ve meslek haline getirilmiş ve pazarlıkla okunur olmuştur. Ömründe bir defacık olsun namaz kılmamış, islam diniyle uzaktan yuakından ilgisi bulunmayan bir insana bile mevlut okutulmakta ve bu manzumeyi okuyacak olanlar, çok kere, bu teklife razı olmaktadırlar. Allah bize basiret versin. biz uyansak, mesele kökünden hal olacaktır. Sarmaşık, sırık bulmazsa boy gösteremez. İslam'a aykırı olan davranışlara sırıklık yapmamalı ki bu gibi işler boy vermesin. Kaynak: 1)-Bana Hurafeleri Değil Dinimi Öğret, Bekir Korkmaz 2)-Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, Eskişehir, Balıkesir-Bilecik Eski Müftüsü, A. AZİZ imamhatip.com/kamusalalan/mevlid-okuma-ve-okutma-t26034.0.html
Yazı-10
İslam'ın ilaveye ihtiyacı yoktur. Çünkü İslam eksiksiz bir Şeriattir. Onu tamamlayıp kemale erdirdiğini Cenab-ı Hakk Maide suresi, 3. Ayeti celilesinde açıkça şöyle buyurmuştur :
"Bugün dininizi (Hükümleriyle) kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için İSLAM'I din olarak beğenip seçtim."
Tam ve kamil olana bir şeyler eklemeye yeltenmek, onun kemalinden şüphe etmek veya onun kemalini bozmak istemek demektir. Bu açıdan Bid'at mezmumdur, kötüdür. Bid'ate uymak, Bid'ati yaymak ise daha da kötüdür ve İslam'a kötülük etmektir. Bilindiği üzere , Kitap, Sünnet, İcmaa, Kıyas gibi İslam'ın kaynaklarında yeri bulunmadığı halde sonradan çıkarılan, İslami telakki edilerek inanılan ve yapılan şeylerdir. Hatta Bid'at işleyenler ibadet ettiklerini, dolayısıyla sevap kazanacaklarını zannederek işlerler. Ancak aslında sevap yerine günah kazandıklarını dahi bilemezler. Müslümanlar arasında yerleşmiş olan yanlış inanç, Bid'at ve Hurafeler çoktur. Bunların başında ibadet maksadıyla yapılan BİD'AT' lerden yalnız iki tanesi üzerinde durmak istiyorum.
Ancak önce BİD'AT nedir? Bunun tarifi üzerinde duralım. En güzel ve en meşhur tariflerden kabul edilen, İslam dünyasının tanınmış alimlerinden İbn Abidin (Rh.a.)'in tarifini verelim. Dürri'l Muhtar'da :
"Bid'at; Hz. Peygamber (sav)'den malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir." diye tarif edilmiştir. ( İbn-i Abidin, c/2, sh:409. İst. Şamil Yay.)
Peki bu tarifin çıkış noktası nedir? Şimdi ona göz atalım. Bid'ati nehyeden ve yasaklayan bizzat Alemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan serveri Efendimiz, Sultanımız Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)' değil midir? Evet bizzat O'dur!
Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır :
" Kendisine uyulacak şey sadece ikidir. Sözlerin en güzeli Allah'ın kelamı, yolların en güzeli Muhammed (sav)'in yoludur. Dikkat ediniz ki, dinde sonradan uydurulan şeylerden sakınınız. Zira işlerin en şerlisi sonradan uydurulanlardır. Her sonradan uydurulan şey Bid'at'tir ve her Bid'at ise sapıklıktır." (İbn-i Mace, Mukadime,7. İsmail KAYA, İslam Dini İlmihali, sh:113.)
Bir başka hadis-i şerifte ise :
"Aziz ve Celil olan Allah Bid'at sahibinden namaz, oruç, sadaka, hac, umre, cihad, farz ve nafileden hiçbir şeyi kabul etmez. Kıl hamurdan çıktığı gibi oda İslam'dan çıkar." (İbn-i Mace, Mukaddime, 7. İsmail KAYA, İslam Dini ve İlmihali, sh:112)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuşlardır :
" Sonradan çıkan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira her yeni çıkarılan şey BİD'AT'tir. Her Bid'at'te dalalettir, sapıklıktır." (Tirmizi,İlim 16, (2678). Ebu Davud, Sünne 6, (4607) (Prof. Dr .İ.CANAN, K.Sitte, c/2, sh:330-331. Akçağ Yay. Ankara.1995)
Bir başka hadis-i şerifte ise Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur :
"Dinimizde olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur. (reddedilmiştir) her Bid'at dalalettir." (Sahih-i Müslim, c/1, sh:592. Had.No:867. Y.KERİMOĞLU,Fıkhi Meseleler, c/1. sh:168. Ölçü Yay.Ankara.1989)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur :
"Bir kavim (toplum) bir Bid'at çıkarırsa, Sünnetten onun bir benzeri ortadan kaldırılmış olur." (Ahmed b. Hanbel, 4 /105, İsmail KAYA, İslam Dini ve İlmihali, sh:112.)
İmam-ı Azam Ebu Hanife (Rh.a) Bid'at sahibinin arkasında namaz kılınmamasını istemiştir. İmam-ı Gazali ise :
"Bid'ati red ve ondan kaçınmak beğenilmiş bir sünnettir. Her Bid'at ise kötülenmiştir ve sapıklıktır." demiştir. (İmam-ı Gazali, İlcamü'l- Avam, sh:78. İ.KAYA, İslam Dini ve İlmihali, sh:115)
Kaynak: yorumkat.com/ilmihal-ve-fikhi-meseleler/194093-mevlid.html
Bu yazıyı 10 Mart 2009 tarihinde, bir arkadaşla yaptığım konuşma esnasında mevzusu geçen "Mevlid kutlamaların bidat (dini ibadetimizde olmayan sonradan bir uydurma) olduğunu" ifade etmemin üzerine delil istemesinden dolayı toparladım.
Yazıyı kendisine takdim ettiğim gibi sizlere de iletiyorum. Büyük ihtimalle içeriğinde ki bilgileri sizde biliyorsunuzdur, ama belki bilmeyen vardır düşüncesiyle ve daha da önemli olarak inşallah hayırlara vesile olur umudu ile aktarıyorum.
Önce mevlid merasimini savunan bir yazı:
"Mevlid, İslâm akaidinin temel direği olan tevhîd inancı ile Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisi, mucizeleri ve üstün ahlâknın dile gelmesidir. Türk halkı, mevlid dinleyerek inancının vecdini bu günlere taşıyabilmiştir. Denilebilir ki: "Süleyman Çelebi, bu millete başlı başına bir dinî hayat armağan etmiştir." Çünkü mevlidin, dinî kültürümüze sağladığı faydayı başka hiçbir eser sağlayabilmiş değildir. Buna bid'at diyen, bindiği dalı kesmiş olur. Mevlidin sözleri ve âdabına uygun şekilde okunması bid'at değildir. Bu geceyi ibadet ve duâ ile ihya etmek de bid'at olamaz. Ayrıca Mevlid geleneğinin bizim kültürümüzde gerçekten çok önemli bir yeri var. Bu kesin. Türk milleti, Rebîulevvel ayını mevlid ayı olarak bilir. Meselâ bu ayda doğan çocuklara, Mevlüt, Mevlüde adı konulur. Mevlid, dinî ve millî bir terbiye müessesesidir. Sessiz sedasız kendi halinde işleyip duran bir millî birlik mertebesi, zarif ve samimî Türk dindarlığının estetik bir formudur."
Kaynak:
Milli Gazete, Yazar Mehmet Talü
milligazete.com.tr/makale/mevlid-kutlanmasi-bir-bidat-i-seyyie-degildir-2-116172.htm
Peygamber Efendimiz (sas) Doğumunu ticarete çevirenler de var, Napolyon boşuna dememiş "para, para, para" diye:
mevlutsekercim.com/mevlutokutma.htm
Benim Yazı ve Konu ile ilgili notlarım:
1) "Türk milleti" için adlandırılmış bir gelenek, İslam Türk milleti için var olan bir din mi? Bu sebeple mi İslam lutfedilmiştir insana? yoksa Rabbil El-Alemin (Alemin; bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm yaratılışın Yaratanı) İslamı yarattıklarına mı bahşetmiştir? kültürel eksene bağlanarak bidatları savunmak ümmeti ve insanı parçalamak olmaz mı? Ümmeti Muhammed (sas) 73 cemaate neden parçalanıyor, böyle bidatlardan değil mi? "bizden" ve "ondan" lara sebep açmıyor mu Kurandan ve Sünnetten uzaklaşmak? Zulum nedir bilirmiyiz?
2) "Türk dindarlığı" ne demektir? dindarlığın milliyeti mi olur? Kul ve Allah arasında, Allahın ölçeği olan takva değilmidir?, Takva ile insanın kendine ve yaratılışa olan zulmu son bulmaz mı? millete göre "dindarlık" geleneksel/kültürel ayrımlara sebep açmaz mı? Zulum nedir bilirmiyiz? Kuran, Hadisler ve Muhammed Mustafa'nın (sas) Veda Hutbesi milletinize/kavminize göre İslam yaşayın mı der, bunu mu anlatır?
3) "Türk İslamiyeti, Arap İslamiyeti, Pakistanlı İslamiyeti, Endonezya İslamiyeti, Malezya İslamiyeti, Somali İslamiyeti, Uganda İslamiyeti, Etyopya İslamiyeti, Arnavut İslamiyeti, Boşnak İslamiyeti, Yunan İslamiyeti, Ermeni İslamiyeti, İtalyan İslamiyeti, Alman İslamiyeti, Fransız İslamiyeti, Çin İslamiyeti, Rus İslamiyeti, Amerika İslamiyeti, Japon İslamiyeti, Avustralya İslamiyeti, İspanya İslamiyeti, Eskimo İslamiyeti" vs, vs, vs ve "Uzaylı İslamiyeti" mi var? Yoksa eşi benzeri olmayan bir Allah mı var? ve ISLAM mı var? La İlahe İllallah.
4) Islam, gelenek, kültürmüdür? gelenek/kültürle nice bidatlar (yenilikler ve bunlardan dolayı farklılıklar ve sapmalar, yoldan çıkmalar ve zulum) gelmez mi? Kurani Kerimimizde ve Hadislerimizde nice defa kafir/müşriklere geleneğinden/kültüründe yer alan eski bidatlarından dolayı ihtar, ikaz ve uyarı gelmez mi? ve mümin olan bazılarına da "eski alışkanlıklarına/bidatlarına" dönmekle itham/ikaz/uyarı etmez mi? Ve İslama geleneksel/kültürel sebeplerle bidat katılmasına karşı ikaz/uyarmaz mı?
5) Süleyman Çelebi kimdir? (Allah rahmet etsin), 1351 de doğup, 1422 yılında öldüğü rivayet edilmiyor mu? 1409 yılında yazmamışmıdır "Mevlid (Vesiletün Necat)" mesnevisini? Bununla Mevlit/Mevlüt (yani 'doğumgünü') ve takibinde gelen insanlar bunu kullanır olmamışmıdır? Muhammed (sas) den kaç sene sonra yeryüzünde hayatını icra etmiştir? Muhammed (sas) gelişi ile, Süleyman Çelebi arasında yaşayan insanlar ResulAllah'ı (sas) sevmemişmidir? kalplerinde sevgi taşımamışlarmıdır? Onların sevgisi kabul görmeyecek midir? Sahabeler Muhammed (sas) vefatından sonra o'na sevgi gösterememişmidirler Alim Sahabeler? Göstermişse neden "Mevlid mesnevisine" ihtiyac duymamışlardır? Peki nasıl sevgi göstermişlerdir?
6) Muhammed (sas) kendi doğum gününü (mevlid kandili) kutlatmışmıdır? Peki kendisi, Alim Sahabelerin doğum günlerini kutlatmışmıdır? Muhammed (sas) vefatından sonra Alim Sahabeler ResulAllah'ın (sas) doğum gününü kutlamışmıdır? Ritüel/seremoni haline getirmişmiler?
7) Tevhid nedir bilirmiyiz? Tevhid'i hissedermiyiz? "la ilaha illalah" sözünün tüm evrene/yaratılışa bedel olduğunu anlarmıyız? Kısacık olan İhlas Suresinin koskocaman olan Kurani Kerimin içinde ki Tevhid anlayışına ışık tuttuğunu, içinde barındırdığını kavrarmıyız? Aklen ve Kalben müminmiyiz? Yoksa gelenek/görenek/kültürel olarak mı yaşarız?
8) Muhammed'in (sas) bu dünya'dan göçünden sonra ondan bizim bu fani dünya içinde bulunduğumuz zaman için şefaat dileyebilirmiyiz? Muhammed'den (sas) ahir dünyasına göçümüz için ondan şefaat dileyebilirmiyiz? Muhammed (sas) kendinde böyle bir yetki görürmü? Tevhid'i gerçekten bilirmiyiz? Ahirette, peygamberler arasında sadece Muhammed (sas), kendisi istemeden kendisine ümmetine şefaat hakkını veren Tek Hak (Allah) değilmidir? Şefaatin kaynağı, tüm Hakları sadece kendinde barındıran ve sadece kendinden kaynaklanan, bildiğimiz 99 ve bilmediğimiz nice güzel isimli el-Hak, Allah değilmidir? Tevhidi gerçekten bilirmiyiz?
9) Tevhid'i bilmeden bidat'ın ne olduğunu bilebilirmiyiz? Bidat'ın Tevhidi bozabilen, şer ve şirk getiren bir zehir olduğunu anlayabilmişmiyiz? Şeytan'ın en sevdiği "çelmenin" bidat olduğunu öğrenmişmiyiz? Şeytanın da kendisinden kaynaklanan hiçbir "gücünün" olmadığını bilirmiyiz? Tevhidi bilirmiyiz gerçekten? Allah'ın Cebrail (as) vasıtasıyla Muhammed'e (sas) hadis ettiği Kuran'da, Muhammed'in (sas) hem Allahtan hem kendinden anlattığı şirk'i anlamışmıyız? Bu şekilde Allah'ın insanlığı uyardığı iki şirk'i anlamışmıyız? Açık Şirk'i ve Gizli Şirk'i bilirmiyiz? Tevhid'i anlamazsak, gelenek/görenek/kültürel olarak iman edersek, açık şirkten kaçınırken, gizli şirk'e itilmezmiyiz kendimizi? Allahın yarattığı tüm alemde tek değerli bulduğu takva'yı gelenek/görenek/kültürle mi kazanırız? Yoksa Allah'ı ve Dinini anlamakla mı takva sahibi oluruz? Kuran ve Sünnet ne der buna? Hiç araştırdınız mı Kurandan ve Sünnetten? Kuran ve Sünneti anlamak için okudunuz mu?
10) Tevhid'i gerçekten biliyormuyuz? Şirk'in ne olduğunu, çeşitlerini gerçekten biliyormuyuz? Sadece gelenek/görenek/kültürle İslamı biliyorsak, bidat'ı nasıl anlayabiliriz, mümkün olmadığını anlayamazmıyız? Tevhidsiz, bidat'ın içinde boğulup şirke kendimizi itebileceğimizi görmezmiyiz? Yoksa iman ettiğimizi sanarak, şeyatanın bir "oyuncağı" mı oluruz? Allah'ı ve Dinini gerçekten biliyormuyuz? Yoksa "geleneksel/göreneksel/kültürel bir müslümanmıyız"? Allah "müşriklerden" bahsetmez mi? Tevhid'i anlamazsak, bidat'ın kapılarının açıldığını anlamayarak "gerçekten iman edenlerden" olabilirmiyiz? Allah cümlemizi "gerçekten iman edenlerden" nasip etsin, amin.
11) Allah Kuranda bidattan kaçınmamızı uyarmaz mı? "Sufilik" nedir bilirmiyiz? Islam'da, yani Kuranımızda Allahın "sufilikten" ad olarak bahsetmediğini bilirmiyiz? Muhammed'in (sas) kendi vefatına takip eden üç nesil Sahabeler sonrası bazı insanların yeryüzünde yanlış inanışlar getireceğini dile getirmemişmidir? Sahih Hadisler bunu yazmaz mı? "Sufilik" Muhammed'in (sas) vefatından yaklaşık 300 sene sonra başlamamışmıdır? Ülkemizde bazı "tarikat" adı altında "sufilik" içinde bulunan nice müslümanlar bidat, hurafe, batıl ve şirk içinde değilmiler? Kuran ve Muhammed (sas) buna karşı uyarmamışmıdır? Allah buna karşı uyarmamışmıdır?
12) Muezzin ezanı okuyan değilmidir? "Musalli", mu-Salli, Iman-eden değilmidir? "Muezzin", mu-Ezan, Ezan-eden değilmidir? "Muslum", mu-Islam, Islam-eden, yapan/yaşayan değilmidir? Kuran'da Allah bize "müslüman olun, sizi müslüman adlandırmışımdır" mı der, yoksa "sizi 'sufi' veya 'xxx' veya 'zzz' diye adlandırdım, öyle olun mu" der? Islam, Kuran ve Sünnet değilmidir? Kuran ve Sünnet ulaşılmazmıdır? İstesek Kuran ve Sünneti okuyamazmıyız? Neden Kuran ve Sünnetten yüzlerce ve hatta bin küsür sene sonra Kuran ve Sünnetten farklı birşey diyen bir "şeyh", "imam" yani bir "insan"a inanırız, neden Kuran ve Sünnetten sonra bir insanın yapmış olduğu Kuran'a ve Sünnete uyan bir insanın yorumunu, yanlış anlamış/anlatmış bir başka insanın dediğine inanırız? Neden kaynağa (Kuran ve Sünnete) bakmayız? Kuran ve Sünnet elimizdedir, "mümin", "mu-islam", müslüman olmak isteyen bakamaz mı? Allah Dininin (İslamın) Kuran ve Sünnette olduğunu söylememişmidir? Muhammed Mustafa (sas) bu iki kaynağa sarılmamızı belirtmemişmidir? Bunların haricinde herşeyin bidat olduğunu dile getirmemişmidir Allah? Allah mükemmel değilmidir? Allahın Dini İslam mükemmel değilmidir ki yüzyıl, binyıl sonra birinin "yorumu" gereksin? hatta Kuran ve Sünnetin içinde olmayan bir yoruma/yeniliğe/bidata gerek kalsın? Elbette, Kuran ve Sünnette olan İslamdır, Allah mükemmeldir, İslam mükemmeldir, gerisi bidattır.
13) "İnsan" kelimesi "İns=unutkan/sırtını çeviren" kelimesinden gelmez mi? Allah, İnsan'a dinini Adem & Havva (as) dan beri iletmemişmidir? Nice Peygamberler nice kavimlere gelmemişmidir? İnsan kendisinin oluşturduğu bidatlara kapılarak şeytanın tuzağına düşüp, her seferinde gelen Allah'ın Dinine zaman içinde sırtını çevirip Sıratel Müstakim'den (doğru Yol'dan olanlardan) şaşmamışmıdır? Son ResulAllah Muhammed Mustafa'dan (sas) önce gelen Peygamberlerin ümmetleri zaman içinde bidatlar getire getire azalıp sapkınlık içine düşüp Kuran'da belirtildiği gibi Allahın "yolundan şaşmış, öfkesini kazanmış" (Fatiha Suresi) değil midir? Allah tüm insanlığa yeryüzünde son Din lutfu olarak Kuran'i Kerimimizi ve Muhammed Mustafa'yı (sas) yollamamışmıdır, bunu mükemmel kılmamışmıdır bize? Dini'ni Kıyamete kadar koruyacağını belirtip, İnsan'dan Dininden şaşmamasını, bidat içinde kaybolmamasını, Dinine (Kuran ve Sünnette ki İslam'a) sarılmasını ve bidata karşı durmasına istememişmidir? Bu çabamıza göre bizleri değerlendireceğini söylememişmidir?
14) Bir fotografın orjinali varken, o fotografın fotokopisinin, fotokopisinin, fotokopisinin, fotokopisinin, fotokopisinin, fotokopisinin fotokopisine bakmak, baktığımız resmi bulanık, hatta orjinal resimdeki şekil, renk ve görüntünün kaybolmuş tamamen siyah, kapkara bir resim göstermez mi bize?
15) Islam, Kuran ve Sünnette değilmidir? Kuran ve Sünnete mi bakıyoruz? Yoksa "fotokopilere bakıp" kendimizi orjinalinden uzaklaştırıyormuyuz?
"Resullallah Muhammed (sas) buyurur ki: Kim benim bir sünnetimi ihya (gerçek) ederek insanların onunla amel etmelerine vesile olursa, o insanların kazanacağı sevaplardan hiçbir şey eksiltmeden onların sevaplarının bir katını almış olacaktır. Kim de bir bid'at icat ederek onunla amel edilmesine sebep olursa, o bid'at ile amel edenlerin yüklenecekleri günahlardan hiçbir şey eksiltmeden onların günahlarının bir katını yüklenmiş olacaktır." (İbn Mâce, Mukaddime, 15)
"Her bid'at dalalettir ve her dalalet Cehennem ateşindedir" ." (Müslim, Cum'a, 43)
"Amellerin en kötüsü sonradan uydurulanlardır. sonradan uydurulup dine sokulan her amel bid'at, her bid'at sapıklık ve her sapıklık da ateştedir." (Tirmizi Sahih Hadis)
"İşlerin en kötüsü sonradan ihdas (dinen bidat/icat) edilenlerdir." (Müslim, Cum'a, 43)
"Sonradan ihdas edilen herşey bid'attır." (İbn Mâce, Mukaddime, 7)
"Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallahü Aleyhi Vesellem buyurmuşlardır ki: 'Peygamberlerinden sonra dinlerinde bid'at uyduran her ümmet, sünnetten de o bid'at kadar bir sünneti zayi (eksik) etmiş olur.' (Et-Tergîb ve't-Terhîb Trc, 1:109)
"Din namına sonradan ortaya çıkarılan şeylerden sakının. Gerçekten sonradan ortaya çıkarılan herşey bid'attır ve her bid'at de sapıklıktır. Bu durumda sizin yapmanız gereken şey, benim sünnetime ve birer hidayet ve irşad rehberi olan halifelerimin (alim sahabeler) sünnetlerine sarılmanızdır." (Ebû Dâvud, Sünnet, 5)
"Eski âlimler bid'atlerin bazı güzel taraflarını görmüş olacaklar ki, bazı bid'atlere 'hasene' (iyi) bid'at ismini vermişlerdir. Fakat bu fakir, bu meselede onlara uymuyorum. Bid'atlerden hiçbirisine 'hasene' diyemem. Bid'atlerde karanlık ve bulanıklıktan başka birşey göremiyorum. Çünkü Resûlullah Sallallahü Aleyhi Vesellem 'Bütün bid'atler dalalettir' buyurmuştur. İslâm'ın garip olduğu ve zayıfladığı bir zamanda kurtuluş ancak ve ancak sünnete uymakta, felaket de nasıl olursa olsun bir bid'ate sarılmaktadır. Sonradan çıkan herşey bid'at ve her bid'at dalalet olursa, nasıl olur da bid'atte güzellik olur. Hadis-i şeriflerde buyurulduğu gibi, icat edilen her bid'at bir sünneti kaldırmaktadır. Bu husus bazı bid'atlerle sınırlı değildir ve her bid'at seyyiedir (kötülüktür)."
"En bahtiyar odur ki, İslâm'ın ve Müslümanların garip düştüğü bir zamanda terk ve ihmal edilmiş sünnetlerden birisini ihya edip (gerçekleştirip) yaygın olan bid'atlerden birisini yok edip kaldıran insandır. Şimdi öyle bir zaman ki, Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem gönderileli bin seneyi geçmiştir, kıyamet alametleri de teker teker çıkmaya başlamıştır. Resûlullah'ın (a.s.m.) Saadet Asrından uzaklaştıkça sünnetler perdelenmiş, bid'atler yalan illetinin yaygınlaşmasıyla çoğalmıştır. Şimdi öyle bir mücahide ihtiyaç vardır ki, sünnetleri ihya etsin, bid'atleri kaldırsın. Çünkü bid'atlerin revaç bulması dinin tahribine sebep olur." (Mektubat, 1:34-35)