Henüz hazır değilken oynattılar rolümü,
Tomurcuğa dönmeden kopardılar gülümü,
Çare olmaya gelmiş dervişlerin tümünü,
Dergâhına sürmüşüm katletmişim ömrümü.
Sahne hayat sahnesi yönetmeni tek olan,
Her şey ondan sorulur odur çareyi bulan,
Görünmeyen zerreyim hak yolunda kaybolan,
Gerçeğime körmüşüm katletmişim ömrümü.
Görünmeyen gözyaşım akar durur derinden,
Terk edilmiş yüreğim oynattılar yerinden,
İnsan olan anlardı halimi kederimden,
Yağlı urgan örmüşüm katletmişim ömrümü.
Henüz dile düşmeyen bir bestesin yürekte,
Güften ile yaşarsın, kazımışım silemem.
Bir gülün goncasıyım, ateşine dilekte,
Açıldıkça kokusu, yayılıyor solamam.
Sevginle yaşıyorum, kader denen şakamı,
Sazın, sözün ve hecen, bir buselik makamı,
Kalbe dolan nağmeler, bırakmıyor yakamı,
Kulağımdan tınısı, çağıldıyor silemem.
Yaşanmamış dünlerin, köprüleri yıkıldı,
Hüzne dair anılar, kor ateşte yakıldı,
Sevmek ne büyük suçmuş, hor gözlerle bakıldı,
Hor görenin nefesi, kesilmesin dilemem.
Yağlı bir ilmek gibi, dolanmışsın boynuma,
Sevdanın güllerini, doldurmuşsun koynuma,
Doğan bir güneş gibi, yansıyorsun aynama,
Ömrüm bitse aşk bitmez, ayrılığa gelemem.
Ekrem evine hüzünlerini de yanına alarak dönmüştü.
Yalnızdı yapayalnızdı. Sevdiği kadın Serap son anda ona kötü bir sürpriz hazırlamıştı. Ardında ne bir iz, ne de bir ümit bırakarak gitmişti, meçhule doğru.
Nedendi bu gidiş?
Serap'ın ona söyleyemediği, kalmak isterken gitmek zorunda kaldığı sebep neydi?
Kafasında cevabı bulunamayan bu sorular onu derin düşüncelere ve bitmez hüzünlere sürüklüyordu.
--Arasam mı acaba? Diye düşündü Ekrem.
Cesareti yoktu. Eli telefona gidip gidip geliyordu. Ne diyecekti? Sonuçta elindeki tek numara bir ev telefonuna aitti. Karşısına Serap yerine başkası çıkarsa ne diyecekti? Kadın evliydi ve tek bildiği de buydu zaten. Ekrem de evliydi ama en azından eşinden ayrı yaşıyordu. Oysa ki, Serap mutsuz bir evliliği yürütmeye çalışmaktaydı. Bitirmek istemesine rağmen eşinin baskıları altında ezilmekteydi. Çaresiz içinde bir dramı yaşıyordu.
Ekrem bir şeyler yapmalıydı ama ne?
Özlemi gün geçtikçe büyüyor ama Serap'tan tek haber alamıyordu.
''Ne senden geçerim, ne meyhaneden,
Gönlümün farkı yok, bir viraneden''
Ekrem diline doladığı bu şarkıyı mırıldanıyordu sürekli. Hüzün ve özlemine dayanamayıp içkiye başlamıştı. Sabahlara kadar içiyordu. Durmaksızın. Ancak, hayaller içinde sızıp kalınca sıyrılabiliyordu düşüncelerinden.
Acaba Serap onu düşünüyor muydu?
Aynı acıları o da çekiyor muydu?
Sabahlar olmasın istiyordu. Zaman içinde sağlığı da bozulmaya başladı. Aşırı alkol ve dayanılmaz hüzünlerin sağlığını bozmasını hiç umursamıyordu. Hayattan umudunu kesmişçesine sadece o ânı yaşıyor ve artık bu işkencenin son bulmasını bekliyordu.
Onu hayata bağlayan Serap'tı. Sanki adının gizemiyle bir hayal gibi hayatına girmiş ve sonra da apansızın çıkıp gidivermişti. Buhar olmuştu adeta
'' Ben küskünüm feleğe, düştüm bitmez çileye ''
Bu küskün şarkıyı dinliyordu Ekrem. Masasında Serap'ın gülümseyen resmi. Yine bir meyhanede sabahlarken fondan bu şarkı yükseliyordu
''Nerelere gideyim, kara bahtım gülmeye?..''
Vitrinden dışarıya baktı. İşe yetişmek için koşuşturanları gördü. Herkesin gideceği bir yer vardı.
Ya kendisi..?
Nereye gidecekti?
Sallana sallana kalktı. Otogara gitmek için yürümeye başladı.
Serap'ı uğurladığı, onu son kez öptüğü yeri özlemişti,
Dudaklarında o şarkı.
''Ne senden geçerim, ne meyhaneden''
Gönül kuşum ötmüyor, suskun kaldı nicedir,
Hasret benim öz adım, vuslat bana yar diyor.
Bülbül güle vurulmuş, gül bülbüle ecedir,
Suskun kaldım naçarım, aşkın bana kor diyor.
Avcı iken av oldum, gönlüm yara dermekte,
Kalbimdeki prensin hayalini görmekte.
Gurbet elde gezerim, dağlar umut vermekte,
Yara giden yollarda kara bahtım dur diyor.
Kar çiçeği gibiyim olur olmaz açarım,
Baharımı unutur, kara kışı seçerim,
Ayrılığın şerrinden köşe bucak kaçarım,
Yar gerçeğin olamam, hayalinde kur diyor.
Hüzünlere ekilmiş sabahlara gebeyim,
Vuslata hava yolu, hasrete engebeyim,
Ben tazıyım, sen tavşan, bilesin ki, ebeyim,
Bu oyunun sonunda kalbim sobe var diyor.
Nere kaçsan şansın yok, yakala da sar diyor.
Rüya gibi geçen birkaç günün ardından o acımasız an, veda anı gelip çatmıştı. Kadının buğulu gözlerinde biriken yaşlar akmamak için zor tutuyorlardı kendilerini
Kader diyordu içinden ve o kadere lânetler yağdırıyordu, sessiz çığlıklarıyla ama nafile. Ne yapsa da o anı yaşayacak ve sevdiğine veda edecekti.
Kim bilir? Bir daha nerede ve nasıl görebilecekti canının içini. Kalbinin ebedi sahibini !
Sadece o değildi içi burkulan. Sevdiği erkek de aynı hüzünleri yaşıyordu ama o kadını kadar duygularını açığa veremiyordu. Ya da onu üzmemek için bastırıyordu, erteliyordu hüzünlerini
Sevgilisine veda etmek için onun koluna girdi ve otogarın ücrâ bir köşesine götürdü. Amacı belki bir çift tatlı söz, belki de uzun zaman sevdiğini ve kendini avutacak masumca bir öpücüktü. Dediğini yaptı. Hem kendisi, hem de sevdiği kadın o öpücük hiç bitmesin istediler. O anı dondurmak ve zamanı geri sarmak istediler bir an. Sevdiğinin koşarak geldiği o ilk güne
Ne kadar da mutluydular. Kavuşmanın ve aylarca hasretini çektikleri günlerin acısını çıkarırcasına hasret gidermelerdi. Bir film şeridi gibi geldi geçti ikisinin de gözlerinden. Kendilerini bu masum öpücüğe kaptırdıklarında Kadın daha fazla tutamadı biriken gözyaşlarını ve hıçkırıklara karışan isyanıyla ağlamaya başladı.
''İsyan eden kalbimi, biraz olsun duy yeter '' diyen bir melodi geliyordu otogarın içindeki bir kafeden. Ne de güzel anlatıyordu bu sözler şu yaşadıklarını
Otobüs'ün kalkma saati gelmiş çatmıştı. Son anons onlara kabir azabı gibi geldi bir an da. Bu öyle bir anonstu ki, iki seven yüreği parçalıyor ve bir yarısını alıp götürüyordu bilinmezlere doğru.
Sarıldı iki sevgili sıkı sıkı. Sanki ikisi de birbirine sessizce;
--Beni bırakma, yalvarırım gitme - bırakma! diyordu.
Kader bir kez daha ağlarını örmüştü. Seven yürekleri ayırıyordu.
'' Ben Küskünüm Feleğe, düştüm bitmez çileye,
Nerelere gideyim, kara bahtım gülmeye ?.. ''
Çaresizce koptular birbirlerinden. Kadın usul usul, geri geri giden adımlarla otobüsteki yerini aldı, Camdan otobüs hareket edinceye kadar sevdiğinin gözlerine baktı, baktı, baktı... Sevdiği gözden kayboluncaya kadar elleri hiç inmedi, Umutsuzca el salladılar;. Çaresiz ve peş peşe gelen hıçkırıklarla
Ardından bu dizeler döküldü kaleminden kadının:
''Huzuru mahşerde, sorulsa sûal,
Adını zikreder, çizdiğin tûal,
Değişmez sevdiğim, değişmez kural,
Ben senin olmuşum, CANIM efendim''
Gözleri yaşlı kadın, oturduğu koltukta öne ağilmiş, yazıyordu durmadan. Otobüs karanlıkların içinde kaybolup gitmişti
Biliyordu.
Bu veda, bu vedanın hüznü hiç ama hiç bitmeyecekti...
Derdim aştı ummanı, sığmıyorum bendime,
Her sabah mezar eşer, yas tutarım kendime,
Ömrü boşa harcadım, vefa için andıma,
Kahrımın nağmesiyle yüreğimde çağlarım.
Yanağımı yakıyor, sabırsız gözyaşlarım,
Bağrıma basa basa çürür sabır taşlarım,
Özlemin pençesinde yeni güne başlarım,
Çilekeş dergâhında çöktü umut dağlarım.
Aşk zindanı dünyanın hücresinde yaşarım,
Ömrüm hüzün ırmağı, göle sığmaz taşarım,
Sevilmeyi keşfetmek, hayattaki başarım,
Sevdayı tanımadan geçti gençlik çağlarım.
Değerli dostlar, uzun süredir yoğunluğum sebebiyle sizlerden ayrı kaldım ve size güzel bir haberle geri döndüm. Can Gülüm isimli şiirim Yılmaz Tatlıses beyefendi tarafından bestelendi. Sizlerle paylaşmak beni mutlu ediyor. Eleştirilerinizi bekliyorum.
Bilgisayarımda özellikle son zamanlarda donmalar çoğalmıştı, şu an bu güzel programı indiriyorum, eminim ki çok işime yarayacak, teşekkürler wampirella