baytesaduf2

baytesaduf2

Üye
20.08.2007
Onbaşı
648
Hakkında

  • çirkin olan sensin ve senden kaçtane varsa bu forumda onlardır
    çirkin olanlar burda akp borazanlığı yapıp kimse laf söyletmeyenlerdir

    sen aklın sıra kimi kutsayıp bir köşeye koymuşsunki ama laf etmeyin söz etmeyin
    sen bu forumda aynı anda 4 kadını idare eden devlet adamlarını öve öve bitiremeyen kişisin
    senin zoruna ne gidiyor anlamıyorum
    HEM şeriatcı takılacaksın hem Atatürkcü geçineceksin
#13.04.2011 13:03 0 0 0
#13.04.2011 09:42 0 0 0
#12.04.2011 18:58 0 0 0
  • 1) Her şeyden önce dünya tarihinde "gizli terör örgütü" hiç olmamıştır. Terör örgütlerinin eylemleri gizlidir, ancak kendileri gizli değildir. PKK, DHKP/C, Hizbullah veya ETA, IRA, Aydınlık Yol. Bunların hiç birisi gizli değildir. Tarih boyunca da olamamıştır.

    2) Tarihte hiç bu kadar yaşlı adamlardan oluşan terör örgüt olmamıştır.

    3) Yargılananların bir çoğunun sosyal statüsü (ya tamamen çok düşük/lümpen ya da çok yüksek) terör örgütü yapısına uymamaktadır.

    4) Bir birleriyle hiçbir örgütsel bağlantısı olma ihtimali olmayan insanların bir araya getirilerek örgüt çatısı altında toplanmaları mümkün görünmemektedir.

    5) Ergenekon örgütü üyesi olmakla suçlananların profilinden söylendiği gibi güçlü bir örgüt kurulamaz.

    6) 1. ve 2. Ergenekon İddianamelerinden yargılananların çok önemli bir bölümü tahliye edilmişlerdir. Bu kadar büyük bir suçun parçası olsalardı herhalde kimse tahliye edilmezlerdi. Üstelik mahkeme başkanı ısrarla hala tutuklu olan bir çok tutuklunun tahliyesini istemekte, diğer iki hakim karşı çıktığı için tahliyeler gerçekleşmemektedir. Bunlarında gerçekleşmesi durumunda içeride hemen hemen kimse kalmayacaktır.

    7) Dünya terör örgütleri tarihinde "ilk örgüt savunması" yapmayan terör örgütü yargılaması mahkeme kararı ile varsayılan Ergenekon terör örgütüdür.

    8) Dünya terör örgütü tarihinde mahkemeye intikal ettiği halde şimdiye değin varlığı ispatlanmamış, bir tek üyesinin "ben bu örgüte üyeyim" demediği tek örgüt davasından bahsediyoruz.

    Ümit ÖZDAĞ (yenicaggazetesi)noimage


    Tamamı
    http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=17479
#02.04.2011 18:59 0 0 0
  • Kaçan kurtuluyor.
    Ergenekon çetesinin taktiği diyecek kadar paranoyak ,kartel medya Neredeyse Öz de Ergenekoncu ilan edilecekti.
#01.04.2011 20:38 0 0 0
  • Sen bu işi biliyorsun sevgili dostum...


    Ellerin dert görmesin.



    ©atesilter


    Hani dostlar vardır,görünce, duyunca yüzünüzde bir tebessüm oluşur mutlu olursunuz, üzemezsiniz, kızamazsınız, kıyamazsınız ya işte tamda öyle

    Hocam sizi yeniden forumda görmek beni çok ama çookkkk mutlu etti.
#28.03.2011 09:03 0 0 0
  • Yarı tanrı moduna sokulmuş
    nükleer enerji ile evde kullandığımız doğal gazı aynı şey sanan
    mümtaz şahsiyet sabah,sabah tv lerde konuşuyor LİBYA kardeşlik istiyoruz diyor.YAZIK!!
    hemde bunu Fransız uçaklarının sivil hedefleri vurduğunu bile bile söylüyor.
#20.03.2011 10:36 0 0 0
  • Teşekkür ederim yorumlarınız için arkadaşlar
    Bu vesile ile kandilinizide kutluyorum .

    Sevgili Heyhula kardeşim bu gün hem kandil hemde sevgililer günü
    senimi kıracağım.
#14.02.2011 23:26 0 0 0
  • Güvercin benim hayalim..
    Derin benim nickim

    bu kadar tesadüf şaşılacak şey doğrusu çünkü tüm şiirlerimde yer alır hem güvercin hem derin...Harika bir çalışma olmuş süpersiniz teşekkürler emekleriniz için...

    Armağan olsun içinde kendini bulan herkese...
#12.02.2011 22:36 0 0 0
  • Ve Bir Tren Gider sesli dinle - Swishmax tren çalışması

    [swf1]Baytesaduf-ve-bir-tren-gider.swf[/swf1][swf2]600[/swf2][swf3]450[/swf3][swf4]Baytesaduf-ve-bir-tren-gider.swf[/swf4]




    noimage
    Şimdilerde nikotinle bastırıyorum özlemlerimi
    Yıllar olmuş istasyonu unutalı
    Ve el sallamayalı bir trenin ardından
    Gel demek vardı tüm gidenlere
    Sirenler çalarken gara girişte
    Uçurmalıydı saçlarımı dibinden
    Yüzüme çarpmalıydı rüzgârı vagonların
    Tıpkı yüzlerine çarptığım kapılar gibi ...
    Sen bilmezsin abi içimin kanayan yanıdır
    Trenler
    Sirenler
    Vagonlar
    Bir gençliği devire devire kayboldular...
    O gün büküldü ya boynum
    Ellerim ton ağırlığındaydı
    Yoksa bakmazdım yüzüne bu kadar kederli
    İçim hüzün.....anla
    Kalbim bir karıncanın avucunda
    Sıktı ha sıkar
    Nefes alınamaz olur böyle zamanlarda...
    Ağzımdan çıkan kelimeler sana ulaşmadan donar
    Gözlerim dökülür Arnavut taşlarına
    Bir dilenci basar geçer üzerine
    Âmâ olurum
    Eğilir toplarım dağılan elalarımı
    Aklımda deniz
    İçimde zeytin...
    Artık gitmeliyiz diyorsun
    Tren geldi değilmi
    Yinemi veda
    Kalsan ya...
    Hani bir kez olsun devirsek zamanı tek yumrukla
    Kan aksa saatlerin akrebinden
    Yelkovanlar yoğun bakımdan çıkamasa
    Ne olacak bunca kadavra
    Nereye sığar bunca duygu parçacıkları
    Ceplerimiz bile bu kadar ufalmışken
    Hangi deliğe saklamalı bu düş bozumlarını...
    Şimdi sen raylara takarken en turuncu uykularını
    Yolu en düz memlekette bekleneceksin aşikâr
    Bense Ankara'nın en yokuş semtine saklayacağım ciğerimi
    Gözyaşımdan mercan çıkaracak sokak kedileri...
    Denizler be abi
    Birde zeytinler
    Yine bekliyorum unutma
    Börtüye böceğe hasret
    Ve birde sana...
    Filiz KILINÇ ANKARA
    Seslendiren:?
    noimage
#12.02.2011 22:31 0 0 0
  • Arkadaşam ben şahsen forumu sadece SORU CEVAP şeklinde kullanan herhangi bir paylaşımı olmayan üylere yardım edlimesine olumlu bakmıyorum yinede cevap vermeye çalışayım
    bu sorunuz bu işe yeni başlıyan birinin bilmesi gereken bir konu değil ki
    bu işde pekde acemi değilsiniz gibi...
    yakında mausu üzerine gelince rengi değişen buton yapımını sorarsanız hiç şaşırmıyacağım.

    fps ayarı saniyede oynayacak kare sayısıdır
    eğer hareketli spiret lar yapmamışsanız bana göre böyle bir ayara çokda ihtiyac yok
    çünkü bu ayar hareketi algılar

    örnek verecek olursam iki elini havaya kaldıran adam düşünün saniyede 5 kare oynat diyerek hareketin bitişini 4 saniyede

    veya saniyede 3 kare oynat diyerek hareketin bitişini daha bir kısa sürede tamalata bilirsiniz (bu değeler örnek olarak verdim)

    FRAME RATE ayarınızı 25 yapın oldu bitti.
#04.02.2011 15:48 0 0 0
  • ıSSıZ aDaM eline sağlık
    otlar da hafif sağa sola hareket etseydi fena olmazdı .
#30.01.2011 21:05 0 0 0
  • Arkadaşım bu ilk flashım değil
    ilk flashımda 2.resmi bile ekliyememiştim
    tek resim ve yazılar öyle paylaşmıştım forumda
    flash çok kısa sürede öğrenilmiyor zaman,zaman fırsat buldukça
    aç swishmaxı menülerini kurcala burdaki dersleri takip et
    kafana takılanı sor bende burda hala öğreniyorum
    kimse anasının karnında öğrenmemiş bu işi
    bence devam et.
#21.01.2011 20:08 0 0 0
#20.01.2011 23:54 0 0 0
  • Arkadaşım biz çizimi Tools menüsü altındaki bezier(dolma kalem ucu şeklinde)onunla yapıyoruz programın içine resimi al etrafını tıkla, tıklaya çiz
    başka cevap alamadığın soru varmı bilmiyorum ama her soruya cevap verilecek diye
    bir kaide yok eğer böyle olsa ihtisas odaları olmaz
    bu odalar herkesin rahatça kullanabileceği bir yer olurdu

    bu son yaptığınız çalışma kolları omuzla birleştiği yerden tek parca halinde kesmişsiniz
    Şimdi kendi kolunuza bakın ve hareket ettirin diresekten ve bilekten kırılarak hareket ettiğini göreceksiniz
    ben olsam gitarın telleri üzerindeki eli eklem yerlerinden 3 parcaya ayrırdım bilek,dirsek,omuz hareketleri böyle vermeyi denerdim
    bu şekilede harek etiğinde aralarda küçük boşluklar kalacak flash kötü görünecek
    ufat tefek hilelerle bunu kapata bilirsiniz koldan parca resimler keserek hareket eden bölgelerin altına koyabilirsiniz yama gibi düşünün yani ama ne yaparsanız yapın dikkatli bakınca ekler görülür
    umarım anlatabilmişimdir .
    tabi bu hareketleri veririken resmin veya shape in anchor point ayarlarıda önemli tecrube kazandıkça öğrenilicek bir konu.
#20.01.2011 23:06 0 0 0
  • Bize hep M.E.B onaylı tarih kitapları okutukları için
    Bu yüzden de kandırılmış bir milletin çocukları olarak yaşamaya devam edeceğiz

    Erkek çocukları: İkinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa
    Kız Çocukları: Mihrimah Sultan, Raziye Sultan
    Bu çocukların ANALARINI niye yazmazlar

    KAYNAK:wikipedia ansiklopedi

    Hürrem Sultan:Kanuni nikahla almıştır. Rus asıllıdır. 7 Şehzade ve 2 Kadın Sultan'ın annesi
    Mahidevran Sultan: Şehzade Mustafa'nın annesi
    Gülfem Hatun: Şehzade Murad'ın annesi
    Adı bilinmeyen bir eşi daha var olduğu sanılır. (Fülane Hatun olabilir)
    Çocukları(doğum sırasına göre):

    Şehzade Emirhan
    Şehzade Mahmud
    Şehzade Mustafa
    Şehzade Murat
    Şehzade Mehmet
    Şehzade Abdullah
    Mihrimah Sultan
    II. Selim
    Şehzade Bayezit
    Fatma Sultan
    Raziye Sultan
    Şehzade Cihangir
    Şehzade Orhan
#18.01.2011 21:01 0 0 0
  • Ne Galatasarlıyım nede Akp li
    Ama o gece başbakana yapılanları doğru bulmuyorum
    bizim örf ve adetlerimizde misafire böyle davranmak yok.


    Olayın 2. perdesinde başbakanın o kızgınlıla yaptığı açıklamalrıda doğru bulmuyorum. Allah kuruşu harcamadı Galatasaray buda doğru ama...
    (tabi bu Allah kuruşu tabiri 2011 secimlerindeki yeni para birimiz herhalde)
    Başbakanın çocukları ticaretten iyi anlasalarda babaları anlamıyor yada işine gelmiyor.Mecidiyeköyün göbeğinde ki arsa fiyatlarıyla seyrantepede o büyüklükteki bir arsanın fiyatını karşılaştırsın kimin kazanclı çıktığını görecektir .
#18.01.2011 13:49 0 0 0
  • Sen sıkışınca herzamanki gibi işi seviyesizliğe vuran bir tipsin
    bu saaten sonra ciddiye alınanacak bir tarafın yok
    8 kelime 2 cümlelik hacminle ancak umumi hela kapısı karalarsın forum senin neyine
#06.01.2011 12:23 0 0 0
  • kendini türk sanan milleti sadıkoturup sağdan soldan bilgi araklıyıyncaya kadar tarih oku
    bukadar cehalet ancak hiç tarih okumamakla mümükündür

    MİLLETİ SADIK:) İYİ OKU

    Sonunda bana kitabıda buldurdun
    Ben demişimki
    bu tarih profuna sormak lazım o zaman neden Fatih Sultan Mehmed tahta geçtikten sonra TÜRK kökenli çandarlı Halil paşanın kafasını vurdurdu da yerine bir hıristiyan devşirmesi olan Zagaros paşayı yerine getirdi Fatihin tahta olduğu sürece ve fatihten sonrada ikiyüzyıl boyunca TÜRK kökenliler veziriazam,şeyhülislam gibi önemli görevlere neden getirilmediler.?

    Sıgınak arkadaş demişki
    aslınfa burada faydalı şeylerde oluyor
    şaka deyil ilk defa böyle bir şey duyuyorumm bilgisi olan varsa paylaşsın

    yine ben demişimki

    yukarda bahsettiğim konu rahmetli A.Taner KIŞLALI nın ismini şimdi hatırlamıyorum bir kitabında geciyordu 8-10 yıl önce okumuştum
    tarih bilimcilerde bu konuyu aralarında tartışıp fikir yürütüklerinde geneli şu görüşü benimsiyor
    OSMANLI hep işi ehline vermiştir

    tabi bu kadar uzun bir dönemde hiçmi işin ehli çıkmamıştır oda başka bir konu
    o dönemde demekki öyle gerekiyordu osmanlı çok uluslu bir güçtü mutlaka bunun nedenleri vardır .yoksa Fatih sultan Mehmet gibi askeri bir dehayı
    bir çağ acıp bir cağ kapatan komutanı yargılamak değil

    Aslında şimdi hafızamı yoklayınca 10 yıldan da fazla olmuş ama harbiden çok başarılı
    öğrenciymişim kendimle gurur duyuyorum NERDEYSE tamamı aklımda kalmış

    Türklerde "ulus bilinci"nin gerilemesinin 1453'lerden, yani İstanbul'un fethinden başladığını söylemek yanlış olmaz. Artık çok-uluslu bir yapı içinde "devşirme sistemi" egemen olacak, Türk öğesi, bilinçli bir çaba ile geri plana itilecekti. Fatih Sultan Mehmet'in Çandarlı Halil Paşa'nın boynunu vurdurup, yerine devşirme Zağanos Paşa'yı sadrazam yapması bir dönüm noktasıydı. Bu olaydan sonra, iki yüzyılı aşkın bir süre, doğuştan Türk olan hemen hiçbir kimse Osmanlı İmparatorluğu'nda sadrazam konumuna yükselemedi. Bülent Ecevit'e göre; "Türk kökenlileri yönetimden olabildiğine uzak tutma politikası, sınırsız iktidar isteğinden doğuyordu. Çokuluslu Osmanlı imparatorluğunu oluşturan pek çok unsur içinde sadece doğuştan Müslüman Türkler iktidarı denetleyip sınırlayabilecek durumdaydılar. O yüzdendir ki, Fatih Sultan Mehmet, bu yetkiye sahip olan ulusu devlet yönetiminin tamamen dışına itmek istemiş ve bunu başarmıştır."
    Öte yandan, Osmanlılar ele geçirilen topraklarda yönetimi kolaylaştırmak ve imparatorluğun devamını sağlamak amacıyla, ulus ayrımını ortadan kaldırmaya çalıştılar ve din ayrımını ön plana çıkardılar. Çeşitli din ve mezheplerin önde gelenlerine önem verdiler, yetkiler tanıdılar. Ama bu hoşgörü ve dokunulmazlık, kilisenin güçlenmesi ve ulusal kültürleri canlı tutması gibi bir sonuç verdi. Avrupa'da milliyetçiliğin gelişmesini kilise engellemeye çalışırken, Osmanlı İmparatorluğu'nda tersi oldu; kilise, milliyetçilik akımının önemli bir kaynağını oluşturdu. Türkler ise, Ali Engin Oba'nın anlatımıyla; "İslamiyet içinde eriyerek kendi benliklerini kaybettikleri gibi, kendi kültürel değerlerini canlı tutabilecek ne kilise gibi örgütlere ne de liderlere sahip olmuşlardır". Balkanlar'da milliyetçilik akımının gelişiminde yabancı egemenliğine duyulan tepkiyle, genellikle azınlıklarda görülen bir tür "savunma, korunma içgüdüsü" de rol oynamıştı. Oysa Türkler açısından bu etkiler de söz konusu değildi.
    Bazı tarihçilere göre, Türk öğesinin geri plana itilmesinde, milliyetçi tepkilerin oluşması ve dolayısıyla imparatorluğun parçalanmasının önlenmesi amacı rol oynamıştı. Neden ne olursa olsun, Osmanlılarda Türk dil, tarih ve kültürünün ihmal edildiği açıktır. On dokuzuncu yüzyıl başlarına gelinceye kadar, Türklerin Müslümanlığı kabul etmeleri öncesindeki tarihlerine hiçbir ilgi gösterilmemiştir. Sultan ikinci Abdülhamit, işi, Türkçe (yani Arapça ve Farsçadan arınmış bir dille) makale yayınlamasını yasaklamaya kadar götürmüştür.
    15. yüzyıl ortalarına gelinceye değin, bazıları Orta Asya'da yapılmış birçok Türkçe Kuran çevirisi vardı. Bu tarihten sonra Türkçe Kuran yasaklandı ve günah sayıldı. Bu tutumun, Fatih'in Türk öğesini devlet yönetiminden dışlamasına koşutluğu dikkat çekicidir. Türklerde milliyetçilik akımının gecikmesinin bir nedeni olarak, kentsoylu (burjuva) sınıfın yokluğunu gösterenlere de rastlıyoruz. Batı Avrupa'da olduğu gibi, Balkanlar'da da milliyetçilik hareketlerinin öncülüğünü tüccarlar üstlenmişlerdi. Oysa Osmanlı İmparatorluğu'nda, 17. yüzyıldan başlayarak ticaret Müslüman olmayan azınlıkların eline geçti. Elle üretime dayalı Osmanlı sanayisi de, hızla gelişen Avrupa sanayiinin 19. yüzyıl ortalarından başlayarak Osmanlı pazarına girmesiyle gerilemeye yüz tuttu. Padişahların "el koyma" yoluyla özel servetleri yok etmesi de Batı'daki benzeri bir kentsoylu girişimci sınıfın ortaya çıkmasına izin vermemişti. Bu durumdan kaçmak isteyenler servetlerini vakıf haline getirmişlerdi. Ama vakıf kaynakları yatırıma dönüştürülmeye ve bir kentsoylu sınıf yaratmaya elverişli değildi. Batı'dakinin ve Balkanlar'dakinin tersine, gecikmeyle doğan Türk milliyetçiliğine öncülük etme görevini aydınların üstlenmesi gerekti.
    Yusuf Akçora, 1911 yılında şu satırları yazmıştı: "Vatan ve milliyet idealini biz mekteplerimizden değil, tesadüfen elimize geçen ecnebi kitaplardan, yahut etrafımızda, içimizde yasayan yabancı milletlerin faaliyetlerinden öğrendik." Gerçekten de, Türk milliyetçiliği bir iç gelişmeden çok dış etkilerin sonucu filizlendi. Bu dış etkileri, Rusya'dan, Balkanlar'dan, Batı Avrupa'dan ve Macaristan'dan kaynaklananlar olarak dörde ayırabiliriz.
    Kırım ve Kazan Türkleri başta olmak üzere, Çarlık Rusyasında yaşayan Türk topluluklarında "ulus bilinci" Osmanlı Türkleri'nden önce gelişti. Bunda, özellikle Çar 3. Aleksander ile başlayan milliyetçi baskıların önemli rolü vardı. Ruslar ve Ortodokslar dışındaki ulus ve dinlere hoşgörü gösterilmemesi, bu ülkede yaşayan Türkleri milliyetçi tepkilere itmekte gecikmedi. Kendi benliklerini koruma çabası ilkin Kazan ve idil Boyu Türkleri'nde başladı. Din adamı, öğretmen ve esnaf kesiminin öncülüğünde gelişen hareket, giderek Sibirya, Kazakistan ve Türkistan'daki Türkleri de etkilemeye çalıştı. Rusya'dan İstanbul'a gelen Türk aydınları, Osmanlı Imparatorluğu'nda Türk milliyetçiliğinin doğuşuna katkıda bulundular. Ali Engin Oba'nın deyimiyle, "Türk milliyetçiliği Panislavizme bir tepki olarak" doğdu. Rusya ile yapılan savaşların çoğunlukla yenilgi ile sonuçlanmaya başlamasıyla da, bu milliyetçilik akımı, bir "öç alma" duygusu içinde giderek "Turancılılık"a dönüştü.
    Zengin Kazan Türkleri'nin masraflarını karşıladığı "Rusya Müslümanlar"ının kongrelerinin, Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. 1906 yılında toplanan Üçüncü Kongre'de alınan kararlar arasında, bütün Rusya Müslümanlarının benzer bir okul sistemine sahip olmaları ve bu okullarda "edebi Türk dili"nin okutulmasına başlanması isteği de vardı. Kırımlı İsmail Gaspıralı'nın 1883'te çıkardığı "Tercüman" gazetesinin savunduğu düşüncelerin bu oluşumdaki rolü ise yadsınamazdı. Gaspıralı, Türk ulusunun kendi dilini koruyarak batılılaşması gerektiğine inanıyordu. Türk dili, Arapça, Farsça ve diğer yabancı dillerden geçmiş sözcüklerden giderek arındırılmalıydı. Rusya Türkleri arasında ilk aşamada dilde ve düşüncede birlik sağlandıktan sonra, sıra eylemde birliğe, yani bağımsızlık hareketine gelecekti. Türk kadınına özgürlük ve erkeklerle eşit haklar vermek de Gaspıralı'nın hedefleri arasında yer alıyordu.
    Bir Azeri Türkü olan Hüseyinzade Ali Bey de, Türk milliyetçiliğinin doğuşunda önemli yeri olan isimlerdendir. 1908'den sonra İstanbul'a gelen Ali Bey, Ziya Gökalp ve arkadaşlarına Turancı düşünceler aşılamayı başarmıştır. Türkçülük akımını bir düşünce sistemi haline getiren kişi, daha sonraları Ziya Gökalp olacaktır.
    Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde ikinci etkiyi Rumeli'nin kaybının yaptığını söyleyebiliriz. Evlerini, topraklarını terk ederek anayurda gelmek zorunda kalan Rumelili Türkler, kendilerine yapılan eziyeti dile getirerek, milliyetçi duyguların doğmasında rol oynamışlardır. Büyük devletlerin baskısıyla, çoğunluğu Balkanlar'da yaşayan Hıristiyan halklara tanınan haklar da, milliyetçi tepkinin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
    Uzaktaki yurtlarına "Turan" adını vererek, bir bakıma Turancılık akımının başlatıcısı olanlar Macarlar'dır. Germenler'le Slavlar arasında sıkışmış oldukları halde, ne Germen ne de Slav olduklarının farkına varan Macarlar, kendi geçmişlerini araştırdıklarında, Atilla Hunları ile aynı soydan geldiklerine inanıyorlardı. Turan Derneği, Kont Teleki Pal'ın başkanlığında 1910 yılında kurulduğunda, üyeleri arasında ünlü tarihçi ve ozanlar da vardı. Dernek, 1913'te Turan adını taşıyan bir dergi çıkarmaya başladı. Derginin ön kapağı Macarca, arka kapağı eski yazı Türkçe basılıyordu. Turan kavramı ise, ilk sayıda Fransızca olarak yer alan bir makalede açıklanmıştı: "Turan sözcüğü ile biz, eski ortak yurdumuzu, büyük geçmişimizin anılarını, daha büyük hir geleceğin umutlarını anlıyoruz. Üstlendiğimiz görev çok büyük ve zordur; ama onu yerine getirmek biz Macarlar'a düştüğü için de mutluyuz." (Turancılık giderek Türk milliyetçileri arasında da yayılacak ve Cumhuriyet Türkiyesi'nde de, "aşırı milliyetçilik" olarak nitelendirilen bir akım olarak sürecektir. "Hedefimiz Turan, rehberimiz Kuran" sloganı, 12 Eylül öncesinde bir grup tarafından kullanılmıştır.)
    Macar Turan Derneği Üyelerinden Zempleni Arpad bir şiirinde şöyle diyordu: "Doğuya Macar, doğuya bak; şerefli büyük akrabanı sen orada bulacaksın - Kahraman ulusum, dostunu doğudaki kardeşlerinin arasında ara..."
    Sırp, Yunan, Romen, Bulgar ve Arnavut milliyetçilik akımlarının ortaya çıkışında, bu toplumlarda "ulus bilinci"nin doğmasında, tarihleriyle, yazınlarıyla, kısacası kültürleriyle ilgili araştırma ve yayınların önemli rolü olmuştu. İşte Türk milliyetçiliğine Avrupa'nın katkısı da bu noktada görüldü. Bir yanda Türkoloji bir bilim dalı olarak doğmaya, 19. yüzyıl ikinci yarısında Eski Türklere yönelik araştırmalar yapılmaya, Türklerin kurduğu büyük devletler ve uygarlıklar gün ışığına çıkarılmaya başlandı. Öte yanda Türk elişi ve sanat ürünleri Avrupa'da değerlenmeye yüz tuttu. Bazı zengin evlerinde Türk odası, Türk köşesi oluşturulur oldu. Lamartine'den Auguste Comte'a, Pierre Lafayette'den Pierre Loti ve Claude Farrere'e kadar bazı ünlü isimler Türkler hakkında övgü dolu yazılar yazdılar. Yabancı dil öğrenen, Avrupa'ya giden Türk aydınları bunlardan etkilendiler. Kendilerinde bir "Türklük bilinci" doğmaya başladı.
    Gecikmiş Türk milliyetçiliği, kuşkusuz ki sadece dış etkenlerin dolaylı bir ürünü, bir tür tepki ideolojisi değildir. Ali Engin Oba'nın da değindiği gibi, aynı zamanda, "Osmanlı İmparatorluğumun yıkılmak üzere olduğunun Türk aydınlarınca hissedilmeye başlandığı bir dönemde, bu çöküşü engellemek için aranan çarelerden biri olarak ortaya çıkmış"tır. Kemalizmle ilgili sayfalarda da göreceğimiz gibi, Türk milliyetçiliği, Atatürk ile birlikte ırkçı düşlerden arınmış ve çağdaş bir bağımsızlık ve kalkınma ideolojisine dönüşmüştür.
    Doğu Ergil, milliyetçiliğin amaçlarını ulusal ekonomiyi yaratmak, bağımsız bir ulusal devlet yaratmak ve ulusal bir kültür (ortak değer sistemi ve beklentiler) yaratmak biçiminde sıraladıktan sonra şöyle diyor: "Ulus ve ulusçuluk, ne Batı'nın dağınık feodal siyasal ve ekonomik örgütlenişi içinde, ne de Doğu'nun çokuluslu ve çoğu teokratik imparatorlukları bünyesinde gelişebilirdi. Pazar ekonomisinin bu iki yapıyı dağıtıp, bireyleri ve yöresel toplulukları ortak bir ulusal pazar içinde örgütlemesi, ulusal topluluğun oluşumunun temelinde yatan en önemli etmendir."
    Milliyetçilik, öncelikle her ulusun kendi yazgısına egemen olma, kendi devletini kurma hakkını içerir. Kurulan devletin daha çağdaş olmasını istemek de bunun doğal uzantısıdır. Ama çok güçlenen bir devletin başka ulusları egemenliği altına almak için harekete geçmesini istemek, artık başka bir milliyetçilik anlayışıyla ilgilidir (Saldırgan milliyetçilik). Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Milliyetçilik, aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların, dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinmelerini karşılayan bir ideolojidir. Toplum içinde çıkar çatışmalarına alet edildiğinde tutucu, toplumun dışa karşı ortak yararlarını savunmak için kullanıldığında ilericidir. Başka bir deyişle, toplumdaki bir kesimin başka bir kesimi sömürmesini gözden saklamak ve kolaylaştırmak amacıyla kullanıldığında tutucudur; ama o toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki bir kesim tarafından sömürülmesine karşı başvurulduğunda ilericidir.
#05.01.2011 22:56 0 0 0