Aşk kül halindedir.
Nemrud'un yakışında İbrahim'ce dirilmemiştir henüz.
Yusuf'un gömleğine bulanmış kan kadar yalancıdır.
aşk'ın hallerini anlatan her bir söz ölümle dirilen bir ruhun geride bıraktığı bir bedenden arta kalanlardan başka birşey değildir..
Ateşte yanmak kolaydır ama ateş olup bağrında İbrahim'i yakmak nasıl zorsa o'nun olmadığı kadar aşk'ın ölümsüzlüğünde var olmakta öyle zordur.E.H
Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz. Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun okadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. EDEBİYAT, BİLİM VE FELSEFE RUHUNUZA AKACAK, OKUDUKÇA BAĞLANACAK, BAĞLANDIKÇA OKUYACAKSINIZ... Sayfa Sayısı: 640
Sonuç olarak Adam Fawer ilginç konular yakalayan, kurgusu sürükleyici olan, insanı düşündüren, ateş başında iyi hikâyeler anlatan adamlar soyundan. Kurgulardaki boşluklar, empati ve olasılıksız, her ikisinde de bazı söylediklerini unutuyor yazar, ucu açık kalıyor o noktalar. Ya da kaybediyor bir ipin ucunu sonra da yakalayamıyor. Toparlayamayacağını anladığı için de çaktırmadan bizi başka bir yöne sürüklüyor Kitabı bitiripte üzerinde düşünürken yakalıyoruz bu açıkları. Çünkü dediğim gibi hikâyeler öylesine çekici ki detayları yakalayamıyoruz. Tıpkı günlük hayat gibi. Tabi tüm bunları benim gözümde büyüten çevirisi de olabilir. Çünkü ben çeviri dilini de sevmedim. Birazcık kötü Amerikan filmleri tadında.ayrıntılara takılıp kalanlar için süper bir kitap okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum...
Çeviren: Murat Kayı
Yayın Yılı: 2011
640 sayfa
Kitap Kağıdı
14x21 cm
Karton Kapak
ISBN:9756006238
Dili: TÜRKÇE
Bir uçurum var aramızda
ve bir ırmak
kuş sesleri dolaşır etrafımızda
rüzgarın fısıltısı
ormanda kaybolmuş gibi
koca bir sessizlik
derin bir çığlık
bir anlaşmazlık var aramızda
gece ve gündüz gibi
ve engin bir deniz
ulaşılamayan dalgalar
çağlayan gelgitler
birşey var aramızda seni bana vermeyen
beni sana götürmeyen
öyle ürkek öyle yorgun
ölmeyi bekleyen bir kelebek gibi
güzel ve narin
öylece bekleyen
ölmeyi ...
Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor
Neyi özlediğini, Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın
hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum
Ay'ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum
Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim
ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek stiyorum
Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum
Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum
Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;
Bir gölün kenarında durup gümüş Ay'a "EVET!" diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğun beni ilgilendirmiyor
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum
Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum..
Oriah Mountain Dreamer (Kanadalı Bir Kızılderili)
Eğer Türkiye’de doğduysanız , yemek masasında yapmanız ve yapmamanız gereken örf ve adetleri genellikle biliyor olursunuz: Ağzınız doluyken konuşmamak , çatal bıçak kullanmak , ağzınızı şapırdatmamak gibi … Peki ya dünya’nın diğer ülkelerinde bu adetler nasıl oluyor ? Merak edenlere dünya’dan yemek masası adetleri …
Rusya
Bir başkasının tabağına asla gözünüzü dikip bakmayın.
Bir eve yemeğe davetli olduğunuzda , tabağınızda bir parça yemek bırakmak Rusya’da bir kibarlık göstergesidir.
Yemek masasında neşeli olmak gerekir, asla tartışmaya girmemelisiniz.
Masadan kalkmadan önce mutlaka yemeği pişiren kişiye iltifat edilmelidir.
Filipinler
Yemek masasına geçmeden önce , evsahibinden mutlaka nereye oturacağınız ile ilgili davet beklemeli, yemek servisini ev sahibine bırakmalısınız.
Ev sahibi, tabağınıza yapılan yemekten koyarken , onu asla reddetmemeli ve yapılan her yemeğin az da olsa tadına bakmalısınız
Yemeğinizi bitirdikten sonra , çatal ve bıçağınızı tabağınızın üstüne açık birşekilde bırakmalısınız.
Herzaman , yemek masasını toparlarken ev sahibine yardım etmelisiniz.
Pakistan
Pakistanlılar her yemekten önce mutlaka Allah’ın adını tekrarlarlar. Yani yemekten önce Bismillah Ar-Rahman al-Rahim. Yemek bittikten sonra da “Al-Hamdu-lillah” derler.
Pakistanlılar yemeğe asla ailenin ya da misafirlerin en büyüğü masaya oturmadan başlamazlar.
Pakistan’da yemek yerken ses çıkartmak çok ayıp birşeydir. O yüzden her bir lokma çok sessiz bir biçimde çiğnenir.
Ekmek, yenmeden önce mutlaka küçük parçalara ayrılır ve ekmek sadece sağ elde tutulur.
Japonya
Japonya’da bir eve yemeğe davet edildiğinizde , yemeğe başlamadan önce ev sahibinin size “3 kez ” yemeğe başlayabilirsiniz demesini beklemelisiniz.
İçki servisini masada yaşça en küçük kişi yapar ve servise en büyük olandan başlanır. En büyük kişi de sonra ev sahibinin içkisini koyar.
Bilirsiniz ki Japonlar yemek yerken bizim gibi çatal bıçak kullanmıyor, chopsticks kullanıyorlar. Masada servis tabağından tabaklara servisi sadece kadınlar yapıyor , erkekler ise bu işe hiç karışmıyorlar.
Japonlar üstündeki kıymıkları atmak için Chopstickleri birbirine sürtmüyorlar, çünkü bu ev sahibine karşı kabalık olarak algılanıyor.
Japonlarda sıcak noodle yerlerken ağız şapırdatmak ayıp birşey değil, aksine ağız şapırdatarak , ağıza kaçan havanın noodle’ı daha lezzetli yaptığına inanıyorlar.
Tanzanya
Eğer Tanzanya’da yerde yemek yeniyorsa , ayaklar hep arka tarafta saklanır , asla öne uzatılmaz.
Tanzanya’da yemeğe erken gitmek çok kaba bir davranış olarak algılanıyor, yemeğe genellikle söylenilen saatten 15-20 dakika daha geç gidiliyor.
Hindistan
Hintliler her yemekten önce ve sonra ellerini mutlaka yıkıyorlar( Zaten elleriyle yiyorlar)
Hintliler sağ elleriyle yemek yiyorlar, sol ellerini ortak yemeklerin değiş tokuşunda kullanıyorlar.
Hindistan’da tabakta yemek bırakmak çok kaba bir davranış olarak kabul ediliyor.
Yemek masasından ancak herkes yemeğini bitirdikten sonra kalkılıyor.
Çin
Çinliler de Japonlar gibi yemek yerken Chopstick kullanıyorlar. Bu chopstickleri asla bir başkasının suratına sallamıyor, bunu kaseleri biryere iterken ya da sadece yemek yerken kullanıyorlar. Kullanmadıkları zamanlarda da chopsticklerini tabaklarının yanına yanyana koyuyorlar.
Çinliler Chopsticklerin keskin olmayan taraflarını servis tabağından kendi tabaklarına yiyecek almak için kullanıyorlar.
Çinliler , yemek masasında çok kibarlar. Servis tabağından yiyecek alırlarken onlara en yakın uzaklıkta olan parçayı alıyorlar yani aralarından güzel olanı seçmiyorlar.
Afganistan
Afganistan’da eve yemeğe gelen bir misafire kraliyet ailesinin bir üyesi gibi davranılıyor. Öncelikle misafirler , sokak kapısına en uzak olan noktaya oturtuluyor, ilk yemek servisi misafire yapılıyor, en çok yemek misafire konuluyor ve onun yemeğe ilk olarak başlanılması bekleniyor.
Bizim geleneklerimizde de olduğu gibi Afganistan’da da eğer bir ekmek parçası yere düşüyorsa , o hemen yerden alınıyor, öpülüyor ve başa değdiriliyor ve bir kenara konuluyor.
teşekkür ederim sığınak ,evet şiir beğenerek okuduğum aynı zamanda değerli abilerimden bir tanesidir onun da gönlüne sağlık olsun
sizinde bu sayfa da varlığınız onur verici sayın musaca teşekkür ederim
sizinde yorum yazan gönlünüze sağlık olsun sayın refik...teşekkür ediyorum
sizinde ellerinize sağlık olsun güzel yorumlarınız için sayın GeForce...teşekkür ediyorum
Kendini keşfe çıkma dönemidir gençlik, kendini bulma, bilme ve her ne olursa olsun kendini kaybetmeme...
Bir vesile ile tanıştım bu güzel kitapla..
Herkese tavsiye ediyorum, gerçekten çok harika bir kitapmış..
Okudukça kendimi buldum sanki.. Doğrularımı yanlışlarmı tarttım birbir... Hani insanın hayatında bir kitap olur da okudukça kendisini görmek ister yaa, işte okudukça kendimden kesitlere şahit oldum, böyle olduğu için daha da çok sevdim bu kitabı.. Bir kitapta geçmişini ve geleceğini hissedebiliyorsa bir insan, o kitap o kişiye çok şey katmış demektir... İşte ''Kendimi Unutup Sana Ağladım'' kitabı da bana çok şey kattı hamd olsun... Ahmet Günbay Yıldız'ın emeğine sağlık...
Eğer Bu tür romanlara biraz ilginiz varsa bu kitabı kesinlikle okuyun derim
Yayın Yılı: 2012
Kitap Kağıdı
240 sayfa
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:6051144221
Dili: TÜRKÇE
Bu kıyafetin bir mesajı vardır kadınların üzerinde:
”Dürüst, lekesiz ve ilkeli birisiyim”… ”Sadece erkeğimin yanında açılırım ve bana hudutsuz bakma hürriyeti sadece ve sadece onun gözlerine aittir…” Dahası da var genç kızlar için..
”Yabancı nikah düşen bir erkekle beraber gezmem, onunla el ele, kol kola dolaşmam düşünülemez. Dikkatli bakamam başkasının gözlerinin içine, bakılmasına da müsade etmem”…
[Ahmet Günbay Yıldız - Ülkemin Açmayan Çiçekleri ]
Kapılarını kapatmadan önce yüreğimin,
Son defa baktım aralık kalan kıyısından,ömrümün.
Hissediyorum, son demindeyim sensizliğimin,
Ya bir nefes'de sendeyim
Ya bir nefes'de düş/ündeyim
Sen duanla bekle beni,
S/aklımdasın an ve an
Gözlerini uyuyorum her gece,
Düş'lerimde düş'üyorum gözbebeklerinin uçurumlarından,
Düş'tüğüm yer içimin bahçesi,
Bahçemin kuraklığına darılma n'olur,
Dört mevsimim'de kuraklığını yaşıyor,yokluğunun...
Sen yoksan zaman/sız kalıyor her saniyem,
Varlığını hissettiğim her an gözlerimde bir bayram havası,
Yüzümde; Bayram harçlığını almış masum bir çocuk mutluluğu...
Sen geleceksin diye ayıklıyorum hayatımdan bütün sessiz harflerimi;
sensizliğimde cebimde biriktirdiğim sessiz cümlelerimi
sensiz düşlerimden gizli sayıklamalarımı,
hatta geleceksin diye adakta bulunduğum gece uykularımı...
Her seferinde vurulası yüreğimi kandırıyorum...
Ne zaman sessiz çığlıklarımla başlayan bir kelime yazsam,
her cümlemin sonunda seni buluyorum...
Neden konuşmuyorsun diyorlar bana,
sessizliğimin gevezeliğinden zaman kalmıyor ki konuşmaya.
Kalbimle anlaşma yapmış sanki bütün susmalar,
sussam,kalbim kanıyor,
konuşsam, kelimelerim yakıyor...
Şimdi yüreğim , mevsimlerden Gözyaşı iklimini yaşıyor,
Son zamanlarda sağanak var yüreğimde,
geziyorum altında her damlasını içime işleyerek,
Lâl oldu dilim dünyaya.
konuşsam , yağmur yağıyor,
sussam , harf harf göl oluyor yüreğim.
Anladım ki Sana su/suyor ömrüm...
Yaşadığımız birkaç günlük mutluluğu,
yaşayamadığımız sonsuz hayallere susuyorum
ve bekliyorum dönmeni...