BoNcuKK

BoNcuKK

Üye
09.12.2006
Çavuş
1.663
Hakkında

  • Konu: Sürmeli
    ben evde kalmışım öle diyolarr
#01.10.2007 01:01 0 0 0
  • ben bu konuda hep hassasımdır bilirsiniz bizi engelledikce biz yğceldik daha önem kazandık daha azim dolduk adam olmayanlara adamlık ögrettik bu görüntüler bana acı versede o günleri hatırlatsada bu görüntülerle gurur duyuyorum başımdaki ile gurur duyuyorum inşallah özgür oldugumuz zamanlarda gelcek elbet kendime en çok niye kızıyorum biliyomusunuz o imansızlara kızıp okumadıgım için okul önünde başımı açıp gururumun incinecegini düşünerek nekadar yanlış düşünmüşüm gurur duymam gerekirdi ben deil onlar bu manzaradan utanmalıydı yinede gururluyum memnunum yenilmedim size açmadım başımı istikbalime maal olsanızda biz size teslim olmadık olmuycazda artık çok rahatım bizi yıkamazlar her geçen gün artıyoruz

    allah razı olsun fatih
#01.10.2007 00:01 0 0 0
  • saol fatih çok güzel koptugum bölüm hep hz hamzanım şehit düşüşüdür sanki vahşi o mızrabı o mübarege o yigide deilde bana saplıyo her izledigimde o görüntüyü nası kıydın hz hamzanın benim yanımda yeri bambaşkadır sebebini bilmiyorum ama ona öylesine bi baglılık sevgi hissediyorumki hakkında herşeyi bilmek istiyorum yigitligini gözlerim dolu dolu dinliyorum büyük bi gururla allah kısmet eder bi evlat evirse adı allahın izniyle yigit hamza olacaktır.

    allah razıolsun
#30.09.2007 23:50 0 0 0
#30.09.2007 15:10 0 0 0
  • Konu: Sürmeli
    çok yakışmışsınız fıstıgım allah nazardan saklasın allah ayırmasın bi ömür mutlu olmanız dilegiyle hayırlı ugurlu olsun canım
#29.09.2007 14:42 0 0 0
  • kabenin kristal olmasıı bişe ifade etmez onun manevi degerii kutsallıgı bize yeter ahh bi gidebilsem yüzümü sürebilsem daha ne isterimkii

    allah razı olsun
#29.09.2007 14:05 0 0 0
#29.09.2007 13:44 0 0 0
#29.09.2007 13:42 0 0 0
  • Oruçlunun Cennet kapısı

    Sehl ibni Sa'd Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:


    "Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıyamet Gününde o kapıdan ancak oruç tutmuş olanlar girer, onlarla birlikte o kapıdan başka hiç kimse giremez.

    O vakit, 'Dünyada iken oruç tutmuş olanlar nerededir?' diye bir ses yükselir. Onlar gelir, Cennete o kapıdan girerler. Oruçluların en son kalanı da girince kapı kapatılır, artık başka hiç kimsenin girmesine müsaade edilmez. O kapıdan kim Cennete girerse ebedi olarak susuzluk çekmez."
    (Buhari, Savm: 4, Bed'ü'l-Halk: 9; Müslim, Sıyâm: 166; Tirmizî, Savm: 55)


    Bir başka hadiste de her mü'minin işlediği amele ve ibadete göre Cennetin değişik kapılarından çağrılacağı bildirilir:

    Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:


    "Kim ki Allah rızası için (malından iki sığır, iki koyun, iki dirhem) çift sadaka verirse, Cennet kapılarından, 'Ey Allah'ın (sevgili) kulu (buraya gel)! Bu kapıda büyük hayır ve bereket vardır' diye çağrılır.

    Çok namaz kılan da (Cennetin) namaz kapısından çağrılır.

    Mücahitler cihat kapısından çağrılır.

    Oruçlular da 'Reyyan' kapısından çağrılır.

    Sadaka sahipleri de sadaka kapısından davet edilirler."

    Ebu Bekir Radiyallâhu Anh:

    "Babam, anam sana feda olsun ya Resulallah! Bir mü'minin bu kapıların hepsinden davet olunması müşkül müdür, bir kişi bu kapıların hepsinden davet olunur mu?" diye sordu.

    Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem cevaben, "Evet, hepsinden davet olunur. Ey Ebu Bekir, umarım ki, sen de o bahtiyarlardan olasın" buyurdu. (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Hadis no: 895.)


    İbni Abbas Radiyallâhu Anhüma, Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi Vesellemden şöyle işittiğini rivayet ediyor:


    "Şüphesiz ki, Cennet, bir sene boyunca Ramazan ayının girmesi için süslenir.

    Ramazan'ın ilk gecesi olunca "Müsire" denilen bir rüzgar, Arş'ın altından eser.

    Cennet ağaçlarının yaprağı ve kapılarının halkaları şiddetle sallanır ve bundan dolayı tatlı bir ses işitilir ki, dinleyiciler bundan daha güzelini hiç işitmemişlerdir.

    Böylece Cennet hurileri meydana çıkıp Cennetin en yüksek yerinde dururlar ve şöyle seslenirler:

    "Evlenmek isteyen yok mu?" Allah onu evlendirir.

    Sonra huriler derler ki:

    "Ey Cennetin bekçisi! Bu gece nedir?" Bekçi saygıyla cevap verir:

    "Bu gece, Ramazan ayının ilk gecesidir. Muhammed'in Sallallâhu Aleyhi Vesellem ümmetinden oruç tutanlar için Cennetin kapıları açıldı."

    Sonra Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdu ki:

    Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:

    "Ey Rıdvan (Cennetin bekçisi)! Cennetlerin kapılarını aç ve ey Malik (Cehennemin bekçisi)! Cehennemin kapılarını Muhammed Sallallâhu Aleyhi Vesellemin ümmetinden oruç tutanlara kapat!

    "Ey Cebrail! Yeryüzüne in, şeytanların azgınlarına kelepçe vurup zincirlerle bağla, sonra onları denize at ki, Sevgili Habibim Muhammed'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ümmetinin oruçlarını ifsat etmesinler."

    Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem daha sonra şöyle buyurdu:

    Allah (Azze ve Celle) Ramazan ayının her gecesinde, bir münâdiye (çağrıcıya) üç defa şöyle nidâ etmesini (seslenmesini) söyler:

    "Bir şey isteyen yok mu, isteğini vereyim.

    "Hiç tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim.

    "Mağfiret dileyen yok mu, bağışlayayım.

    "Kim fakire değil, zengine; zalime değil, vefakâra borç verecek?"

    Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem devamla şöyle buyurdu:

    Ramazan ayının her gününde iftar anında Allah (Azze ve Celle) hepsi de Cehennemi hak etmiş olan bir milyon kişiyi Cehennemden kurtarır. Ramazan ayının son günü olunca Allah Teâlâ ayın başından sonuna kadar Cehennemden kurtardığı kimselerin toplamı kadarını daha kurtarır.

    Kadir Gecesi olunca Allah (Azze ve Celle) Cebrail'e (Aleyhisselâm) emreder. Cebrail Aleyhisselâm meleklerle beraber yanlarında yeşil bir sancakla yeryüzüne inerler. Sancağı Kâbe'nin üzerine dikerler. Bu sancağın yüz kanadı vardır. Bunlardan ikisi bu gecenin dışında açılmaz.

    Cebrail Aleyhisselâm o iki kanadı bu gece açar ki, bunlar doğudan batıya ulaşır. Cebrail Aleyhisselâm bu gece melekleri teşvik eder. Onlar da her ayakta durana, oturana, namaz kılana ve zikredene selâm verirler ve onlarla musafaha ederler, tokalaşırlar. Yaptıkları dualara "Âmin" derler.


    Bu iş, tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Tan yeri ağarınca Cebrail Aleyhissalâm:

    "Ey melekler topluluğu! Gitmeye hazırlanınız" der.

    Melekler:

    "Ya Cebrail, Allah Teâlâ Muhammed'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ümmetinden olan mü'minlerin ihtiyaçlarını ne yaptı?" derler.

    Cebrail Aleyhisselâm şöyle cevap verir:

    "Allah Teâlâ, bu gece onlara rahmet nazarıyla baktı ve onları affedip bağışladı. Ancak dört grup hariç."

    Râvi der ki:

    "Ya Resulallah! Onlar kim?" dediğimizde, buyurdu ki:

    "İçki içmeye devam eden, anababasına âsi olan, akrabalık bağlarını gözetmeyen ve müşahin."

    "Ya Resulullah! 'Müşahin' nedir?" dedik:

    "İnsanlar arasındaki dostluk bağlarını kesen, fitne ve fesat çıkartan kimsedir" buyurdu.

    Bayram gecesi olunca, bu geceye mükâfat gecesi ismi verilir. Bayram sabahı olunca Allah (Azze ve Celle) melekleri her memlekete gönderir. Yeryüzüne inerler, sokak başlarını tutup insanların ve cinlerin dışındaki bütün yaratıklara işittirecek bir sesle bağırıp:

    "Ey Muhammed ümmeti! Çok ihsan eden ve büyük günahlarınızı bağışlayan Rabbinizin huzuruna çıkınız" derler.

    Onlar namazgâhlarına çıkınca Allah (Azze ve Celle) meleklere:

    "İşini yapan işçinin mükâfatı nedir?" diye sorar.

    Melekler:

    "Ey yüce Allah'ımız ve Mevlâmız! Onun mükâfatı ve ücretini tam olarak vermendir" derler.

    Bunun üzerine Allah Teâlâ:

    "Ey meleklerim! Sizi şahit tutuyorum ki, Ben onlara Ramazan ayındaki oruçlarının ve namazlarının sevabı olarak rızamı ve mağfiretimi verdim" dedi ve sonra şöyle buyurdu:

    "Ey kullarım! Benden isteyiniz. İzzetim ve Celalim hakkı için bugün Benden âhiretiniz için biriktirmek üzere ne isterseniz mutlaka veririm. Dünyanız için istediğiniz şeyde de size bakarım.

    "İzzetim hakkı için siz Benim rızamı gözettiğiniz müddetçe, Ben de sizin hatalarınızı örterim.

    "İzzetim ve Celalim hakkı için hak sahipleri ve idareciler önünde sizi rezil ve rüsvay etmem.

    "Siz Beni razı ettiniz, Ben de sizden razı olduğum halde bağışlanmış olarak dönünüz."

    Bu sebeple melekler sevinir ve Ramazan sonunda iftar ettiklerinde Allah'ın (Azze ve Celle) bu ümmete vereceği mükâfatı müjdelerler. (et-Tergîb ve't-Terhîb, 2:439)

    Ramazan'ın Cennet Sevabı

    Ebû Said el-Hudri Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:


    "Ramazan'ın ilk gecesi olunca, semânın kapıları açılır, Ramazan'ın son gecesi oluncaya kadar hiçbir kapısı kapanmaz.

    "Ramazan ayı içerisinde bir gecede, herhangi bir kul namaz kılarsa, şüphesiz ki, Allah onun her secdesine bin beş yüz sevap yazar ve onun için Cennette kırmızı yakuttan bir köşk yapar. Bu köşkün altmış bin kapısı vardır. Her kapısında kırmızı yakutla süslenmiş altından bir köşk vardır.

    "Ramazan'ın ilk orucunu tutunca, o güne kadar olan geçmiş günahları bağışlanır ve her gün sabah namazından akşama kadar yetmiş bin melek ona istiğfar ederler.

    "Ramazan ayı içerisinde gece veya gündüz yapmış olduğu her secde için ona, gölgesinde atlı bir yolcunun beş yüz sene gidebileceği büyüklükte bir ağaç verilir." (et-Tergîb ve't-Terhîb 2:429)
#29.09.2007 00:24 0 0 0
  • Ramazan Ayı'nda Verilen Beş Nimet Nelerdir?

    Cabir ibni Abdullah Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:


    "Ümmetime Ramazan ayında beş şey ihsan edildi. Bunlar daha önceki peygamberlerin ümmetine verilmemişti.

    Birincisi: Ramazan ayının ilk gecesi olunca Cenab-ı Hak onlara rahmetiyle bakar. Allah kime rahmetiyle bakarsa, onu hiçbir zaman azaba çarptırmaz.

    İkincisi: Oruç tutanların ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

    Üçüncüsü: Gece ve gündüz melekler oruç tutanların bağışlanması için Allah'a yalvarırlar.

    Dördüncüsü: Allah o gün Cennetine emir verir ve şöyle buyurur: 'Ey Cennet, kullarım için hazırlan, süslen. Dünya sıkıntılarından kurtulup Benim huzuruma ve ikramıma gelip istirahat etmeleri yaklaştı.'

    Beşincisi: Ramazan'ın son gecesi gelince de, Allah oruç tutan kullarının hepsini affeder.

    Sahabilerden bir zat sordu: "Ya Resulallah, bu gece Kadir Gecesi midir?"

    Peygamber Sallallâhu Aleyhi Vesellem "Hayır," dedi, "bilmez misiniz, işçiler gün boyu çalışıp da işlerini bitirdikleri zaman ücretlerini almıyorlar mı?" (et-Tergib ve't-Terhib, 2:92)
#29.09.2007 00:21 0 0 0
  • Eski ramazanlar yeni müminler

    ESKİDEN NEYSE Ramazan, şimdi de odur. Ramazan değişmiyor, hiçbir zaman değişmedi ve değişmez de. Çünkü 'şehr-i Ramazan' Kur'ân ayı, dua ayı, yardımlaşma ayı, şükür ve fikir ayı, baştan sona içiçe ibadetlerle dopdolu bir kulluk mevsimidir, Cennet yolunun üzerine kurulmuş bir pazar ve bir 'alış-veriş merkezidir.'

    Nefsin rağmına kulun melekleşmesi, şeytanın aksine Cennete ehil bir hâle gelip Kur'ân'laşması, hevâ ve hevesâtının tersine Ramazanlaşması, 'nimetleri hayvan gibi yutmanın' terkiyle nimetleri nimet bilmesi, nimeti vereni çok yakından tanıması, 'nimet'ten 'in'âm'a, 'inâm'dan 'Mün'im-i hakiki'ye ulaşması, kulluğu ve ibadetiyle bütün nimetlerin gerçek sahibine kendini tanıtması ve ibadetleriyle sevdirmesidir.

    Çaba ve gayret bu. Niyet ve maksat da bundan başka bir şey değil. Sahurdan iftara kadar geçen süre içinde kulun kendini bir murakabe altına almasıdır, ciddi bir muhasebeye tabi tutmasıdır.

    Özellikle ağzı oruçlu olduğu için, midenin ağlamasına, inlemesine, sızlamasına ve kıvranmasına karşılık, nefsin sesini kısması, sinmesi ve boyun bükmesidir; kalbin ise huzura ermesi, ruhun rahatlamasıdır. Duygu ve latifelerin sağlam ve gerçekçi bir çizgi içinde bulunmasıdır. Cennetin 'Reyyan' kapısından esen nurlu nesîmi soluklaması ve içine doğru çekmesidir.



    Ramazan bütün ibadetleriyle birlikte gerçek anlamda "fakr" mesleğinin yaşanması, fakirlikle "fahr" etmenin ve övünmenin anlaşılması, Allah'ın gınâsı karşısında kulun kendi yoksulluğunu dile getirmesi, böylece ebedi zenginliğe ermenin idrakine varılmasıdır.

    Ramazan, kişinin "acz" mesleğini iliklerine kadar hissetmesi, bir çocuk gibi, acziyle sonsuz kudretin tecellisine ayna olmasıdır. Kulun "hiç"liğinin farkına vararak rahat bir nefes almasıdır; sırtındaki bütün yükleri atması, belini büken ne kadar ağırlıklar varsa ondan kurtulması, "teslim" ve "tevekkül"ü bütün incelikleriyle hayatına geçirmesi, Rabbine karşı "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben ise senin âciz bir kulunum" niyazında bulunmasıdır.

    Bundan dolayıdır ki, bir mü'min için "eski Ramazanlar" da böyleydi, "yeni Ramazan" da, bütün gelecek Ramazanlar da böyledir ve böyle olacaktır.



    Günümüzde olduğu gibi, "Ramazan"ın manasına yabancı olan insanlar, tarih boyu Ramazan'ları kendilerine göre değiştirmişler, kişisel alışkanlıklarını, nefsî arzularını öne çıkarmışlar, birtakım özlem ve beklentilerini de içine katarak "ah"lar, "vah"lar ve "eyvahlar" çekerek hayıflanmışlar.

    Her Ramazan ayının gelişiyle birlikte, gazetelerde bu çeşit iç çekmeler yazılır, çizilir; radyo ve televizyon konuşmalarında "Nerede o günler, o günler başkaydı" gibi sözler söylenir ve anlatılır.



    "Nerede o eski Ramazanlar?" sözünü söyleyenler, iki kısımdır. Birinci kısma girenler, başta temas ettiğimiz gibi, Ramazan'ı bir ibadet mevsimi olarak görenlerdir. Yüz yıl öncesinde yaşanan bazı sünnet ve güzel âdetlerin bir kısmının bu günkü toplumda unutulmaya yüz tutmasındandır şikayetleri.

    O zamanlar Ramazan gelince bazı zenginler ve devlet erkânı bir ay boyu konaklarını açık bulundururlar, herhangi bir davete gerek kalmadan herkes iftar saatinde kapıdan içeri girer, iftarlarını yaparlar, teravihlerini kılarlar, dualarını ederler, çıkarken de bir kese içinde "diş kira"larını da alarak evlerine dönerlerdi. Kendilerine, "Kimsin, nesin, necisin, nereden geldin?" gibi sorular sorulmazdı. Rahatça yer, içerler, sonra da kalkar giderlerdi.

    Bir de "sadaka taşları" geleneğinde olduğu gibi, mahalledeki fakir fukara araştırılır, sorulur, öğrenilir, ona göre ihtiyaçları karşılanır, rencide edilmezdi. Çünkü, bu fakirler, Kur'an'ın, "Sen onları yüzlerinden tanırsın, yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey istemezler" (Bakara, 2:273) diye tarif ettiği insanlardı ve merhamet onlardan esirgenmezdi.

    Eski Ramazan özlemini duyanların ikinci kısmı ise, Ramazan'ı bir eğlence ve bir vakit geçirme mevsimi gibi görüp, Ramazan gecelerini gaflet içinde geçirenlerdir. Bunların muakkipleri bugün zaten fazlasıyla var.

    "Direklerarası eğlenceleri, karagöz-hacivat gösterileri" ve benzeri programlar o zamanlar da yapılıyordu, şimdilerde de "modernleştirilerek" devam ettiriliyor.

    Ramazan'la uzaktan yakından alâkası olmayan bu çeşit gelenek ve alışkanlıkların, "Ramazanlaşan" bir mü'min için bir anlam taşımadığı zaten açık ve bellidir.

    Bu anlayışta olanlar bayramı da aynı kategoriye tabi tutuyorlar. "Bayram" denince, gezme, tozma, tatil yapma, oyuna eğlenceye gitmeyi anlıyorlar. Bayramlaşma, dost-akraba ziyareti, konu-komşu görüşmeleri ve hediyeleşme gibi İslâmî âdetleri bir tarafa bırakarak bayramı bir keyf ve zevk "malzemesi" yapıyorlar. Oysa Ramazan ayı gibi bayram da bir tür ibadet mevsimi ve fırsatıdır, bayram gecesi Ramazan geceleri gibi mübarek ve kutsaldır.

    Her meseleye maddî ölçülerle, dünyevî bakış açısıyla, menfaat hesabıyla, zevk ve keyf düşüncesiyle bakan kişiler için, Ramazan ayı da bir eğlence mevsimine dönüşmüştür.

    Ramazan'la ve oruçla uzaktan yakından bir âşinalığı olmayan Bektaşi hiç sahura kalkmıyormuş. Ama iftar sofrasına herkesten önce koşuyormuş. Demişler, "Erenler, sahura kalkmıyorsun, oruç da tutmuyorsun, iftara neden herkesten önce koşuyorsun?" Cevap vermiş, "Bütün bütün mü, Ramazan'ı terk edelim."

    "Ramazan" denince aklına sadece iftar sofraları gelen, "Ramazan geceleri"nden söz edilince "meddah, karagöz, saz ve çalgıdan" başka bir şey bilmeyen ve tanımayan insan, "Eski Ramazan"lardan hayıflansa ne fark eder, yeni Ramazan'lardan dert yansa neye yarar...

    Yaşanan "en eski Ramazan" olarak bildiğimiz Saadet asrındaki Ramazan gecelerine baktığımızda Ramazan'ı bütün güzelliği ve şirinliğiyle tanıyoruz. Ramazan ayının son on günü gelince Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm kendisi sabaha kadar uyanık kaldığı ve sürekli ibadetle meşgul olduğu gibi, ailesini de aynı şekilde ayık ve uyanık olarak tutar, onların da sabaha kadar ibadetle meşgul olmalarını temin ederdi.

    Hadislerde geçtiği üzere, "son on gece" anlamında "leyâli-i aşr-ı evâhır" meşhurdur. Hatta Peygamberimiz, Ramazan'ın son günlerinde itikâfa çekilir, dünyevî meşguliyetlerden uzak durur, günün bütün saatlerini ibadete ayırırdı.



    Bugün Medine-i Münevvere'de Asr-ı Saadetten kalma aynı âdet ve gelenek devam ediyor. Ramazan'ın son on gününde onbinlerce mü'min abdest alma gibi zaruretlerin dışında hiçbir şekilde Mescid-i Nebevi'den dışarı çıkmıyor. İstirahatını da orada yapıyor.

    Ramazan ayı boyunca ise, başta Mescid'in içi olmak üzere dış avlusu ve çevresi bir milyona yakın insanın iftar yapabileceği şekilde düzenleniyor, ona göre organize ediliyor. Akşam ezanıyla birlikte iftar saati girer girmez, bir anda yüzbinlerce insan tek bir işle meşgul oluyor, Resulullahın (a.s.m.) huzurunda, onun sofrasında iftar etme zevkini yaşıyor...

    İşte benim de özlediğim, son yıllarda Rabbimin ihsanıyla bizzat yaşamaya çalıştığım ve her mü'minin burnunda tüten ve tatlı bir özlem duyduğu, tarih açısından eski, ama hazzı ve tadıyla yeni olan ve her zaman yenilenen, hep taze ve orijinal kalan "eski Ramazanlar" bu Ramazan'dır.

    Kıymeti bilinince özlenen, özlenince gelişi iple çekilen, geldiğinde de bizden memnun olarak dönen Ramazan bu Ramazan'dır.



    Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz, "Eğer ümmetim Ramazan'ın kıymetini hakkıyla bilmiş olsaydı, yılın bütün günlerinin Ramazan olmasını isterdi" buyururlar. Ne mutlu ki bu niyeti taşıyan her mü'min yılın tamamını sevap cihetiyle Ramazanlaştırmış olmaktadır.
#29.09.2007 00:20 0 0 0
  • [ İSLAM'DA KADIN VE ÇOCUK ]

    Çocuklara sevgi ve şefkatle muamele etmek, kadınlara karşı iyi davranmak İslam'ın önemle tavsiye ettiği ahlak ilkelerindendir, Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyuruyor.


    "Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizi saymayan bizden değildir."

    "Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en iyi davranananızdır ."


    [ ÇALIŞMAK ]

    Çalışıp kazanmak dinin emridir. Tembellik, müslümana yakışmayan bir davranıştır.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:


    "Dünyadaki nasibini de unutma." (Kasas Suresi, ayet:77)

    İyi müslüman, hem dünya hem de ahiret için çalışan kimsedir. Bu konuda Hz. Muhammed (A.S.) buyuruyor ki:


    "Sizin hayırlınız; dünyası için ahiretini terketmeyen, ahireti için de dünyasını terketmeyip her ikisi için çalışan ve başkalarına yük olmayandır "


    [ TEMİZLİK ]

    Temizlik müslümanın en önemli özelliklerinden birisidir. Bu hem maddi, hem de manevi temizliktir.

    Müslüman, kalbini kötü duygu ve düşüncelerden, bedenini ve çevresini de temiz olmayan şeylerden arındıran kişidir.


    Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki:


    "Şüphesiz ki Allah, çokca tevbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever."


    Hz. Muhammed (A.S.) temizliğin önemi hakkında şöyle buyuruyor:


    "Temizlik İmandandır."

    "Temizlik İmanın Yarısıdır."

    "Çevrenizi Temiz Tutunuz."


    [ MUTLULUĞUN KAYNAĞI ]

    İnsanların mutluluğunu amaçlayan İslam prensipleri şu iki cümlede özetlenir:

    1- Allah (c.c.)' ın emirlerine saygı.

    2- Yaratıklarına karşı şefkat ve merhamet.


    Gerçek müslüman da bunları yerine getiren insandır, dünyada huzurun, ahirette ebedi mutluluğun yolu da budur.
#29.09.2007 00:15 0 0 0
  • [ ADALET VE İNSAN HAKLARI ]

    Adalet ve insan haklarına saygı İslam'ın değişmez:" prensiplerindendir.


    Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki:


    Adaletli davranın. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever ." (Hucurat Suresi, ayet:9)


    Hz. Muhammed (A.S.) 632 yılında yüz binden fazla müslümana irat ettiği tarihi hutbesinde;

    Bütün insanların eşit olduğunu, can, mal ve namuslarının kutsal olup her türlü tecavüzden korunduğunu cihana ilan etmiştir.


    Bunlar , insanların dokunulmaz haklarıdır.


    Müslüman, başkalarının hakkına saygı göstermek ve insanlara zarar verecek davranışlardan sakınmak mecburiyetindedir . Ancak, bu yeterli değildir. Kişinin olgun bir Müslüman olabilmesi, kendisi için sevip arzu ettiği şeyleri başkaları için de arzu etmesine bağlıdır.


    Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyuruyor.


    "Sizden hiçbir kimse kendisi için sevdiği bir şeyi, kardeşi için de sevmedikçe gerçek mümin sayılmaz."
#29.09.2007 00:08 0 0 0
  • [ AHLAK ]


    İslam Dininde ahlakın büyük bir önemi vardır. İslâm'ın gayesi; insanları güzel ahlak sahibi

    yaparak olgunlaştırmaktır.


    İslam Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyurmuştur.


    "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.


    Bir müslümanın değeri, ahlakının güzelliği ile ölçülür. Bu konuda, Hz. Peygamber, kendisine en sevimli olanların, güzel ahlak sahipleri olduğunu bildirmiş. ''Allah katında en sevgili kullar kimlerdir?'' sorusuna da, ''Ahlakı en güzel olanlardır" cevabını vermiştir

    [ SEVGİ VE MERHAMET ]

    Sevgi ve Merhamet Ahlâkî davranışların temelinde insan sevgisi önemli yer tutar. Bu sebeple olgun müslüman olabilmenin şartlarından biri de bu sevgidir.


    Kalbi sevgi ile dolu olan Hz. Muhammed (A.S.).şöyle buyuruyor'


    "Birbirinizi sevmedikçe olgun mü'min olamazsınız."


    Kalblerdeki sevginin göstergesi insanlara iyilik yapmak, şefkat ve merhametle muamele etmektir.


    Hz. Muhammed (A.S.) buyuruyor ki:


    "Merhamet edenlere, Allah da merhamet eder."


    İslam'da sevgi ve merhamet sadece insanlığı değil; bütün yaratıkları içine alır. Hz. Muhammed (A.S.) "Bir kediyi aç bırakarak ölümüne sebep olan kadının azap göreceğini, susayan bir köpeğe acıyarak su içiren günahkar bir kişinin de bu davranışı ile Allah (c.c.) tarafından bağışlandığını" haber vermiştir.


    [ HOŞGÖRÜ ]

    Müslüman, hoşgörü sahibi ve bağışlayıcıdır Allah (c.c.) gerçek müminleri "Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler" diye övmüştür

    (AI-i İmran Suresi ayet: 134)


    Hoşgörü konusunda Hz. Muhammed (A.S.) en güzel örnektir Müslümanlar, sadece kendi din kardeşlerine değil diğer dinlerden olanlara da hoşgörülü davranmak zorundadırlar


    [ DOĞRULUK ]

    Doğruluk önemli bir ahlak kuralıdır. Allah ( c.c.) şöyle buyu ruyor:


    "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." (Hud Suresi, ayet: 112)

#29.09.2007 00:05 0 0 0
  • Başlıca İbadetlerimiz nelerdir - İbadetlerimiz Hakkında - Başlıca İbadetler Hakkında
    [ BAŞLICA İBADETLER ]

    1) NAMAZ

    Günün belirli 5 vaktinde yapılan bir ibadettir. Günlük ibadetten başka, haftada bir, cuma günlerinde ve yılda iki defa bayram günlerinde cemaat halinde toplu olarak kılınan namazlar da vardır.


    Namaz, Yüce Yaratıcı'ya karşı yapılan kulluğun en güzel göstergesidir.


    Müslüman, namazda Allah (c.c.)'ın huzurunda olmanın manevl zevkini yaşar, dünya meşgalelerinden uzaklaşarak ruhen yücelir.


    Namaz kılmak için yüz, dirseklerle birlikte eller ve ayakların yıkanması; başın da meshedilmesi gerekir. Buna "Abdest'' denir. Ayrıca beden, elbise ve namaz kılınacak yerin temiz olması şarttır. Namaz, kalplere sorumluluk duygusunu yerleştirerek, insanın içini her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındırır, davranışlarını kontrol altına alarak kötülük yapmasını önler ve ahlaken yükselmesini sağlar.


    Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:


    "Namazı dosdoğru kıl , gerçekten namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar." (Ankebut Suresi; ayet, 45) Müslümanların topluca namaz kıldıkları yere "cami" veya ''mescid'' denir. Cami ve mescid aynı zamanda '" bir bilgi ve eğitim yeridir. Burada dini ve ahlâkî konularda Müslümanlara bilgi verilir.


    Namaz vakti girince "ezan" okunur. Ezan, müslümanları namaza çağıran bir duyurudur.

    Ezanın yüksekçe bir yerden okunması için camilerin bitişiğinde genellikle ''minare'' bulunur. Bu, Islam'ın ilk yıllarına dayanan dini bir gelenektir. Minaresiz camiler de vardır.


    Namaz, camide bir din görevlisi "imam"ın önlerliğinde toplu halde kılınabileceği gibi tek başına da kılınabilir. Ancak, Cuma namazı ile bayram namazları cemaatle kılınır. Müslüman, isteklerini tek başına dua ederek Yüce Allah ( c.c.) 'a sunar. İşlediği günahların bağışlanmasını da, arada hiç bir vasıta olmadan, doğrudan doğruya Allah ( c.c.) 'tan ister.


    Müslümanlara ibadetlerinde önderlik eden kişiye ''imam'' denir.

    Camide cemaatin önünde, imamın durduğu özel yere ''Mihrap'' adı verilir.

    Camide müslümanlara vaaz etmek için ''Kürsü'', cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak için ''Minber'' bulunur.


    2) ORUÇ


    Her yıl kameri aylardan Ramazan ayı boyunca ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.

    Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı direnme gücünü artırır.

    Allah Teala şöyle buyuruyor.


    "Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız." (Bakara Suresi, ayet; 183)

    Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.

    Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de kanıtlanmıştır. .


    Bu konuda Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyurmuştur. "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz."


    3- ZEKAT


    Zenginlerin belirli mal ve para birikimlerinin belirli bir miktarını, her yıl ihtiyaç sahiplerine vermek suretiyle yerine getirdikleri bir ibadettir.


    Zekat, toplumda huzur ve dayanışmayı sağlayan bir sosyal yardımlaşma sistemidir.


    Zekat, paraya olan aşırı tutkuyu azaltır, fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygı duygularını geliştirerek servet düşmanlığını önler.


    Böylece toplumda huzur ve güvenin kökleşmesinde önemli rol oynar.


    4- HAC


    Servet ve sağlık yönünden gücü yeten müslümanların, ömründe bir defa belli zamanlarda arafatta vakfe yapmak ve kabeyi ziyaret etmek suretiyle yaptıkları bir ibadettir.

    Bu ibadeti yaparken her seviyede insanın aynı kıyafete bürünmesi, öldükten sonra Allah (c.c.)'ın huzuruna çıkış gününü hatırlatır. Hac, müminlerin samimî bir şekilde Allah (c.c.)'a yönelerek, tevbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevî bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kutsal topraklara gelen, renkleri ve dilleri ayrı olan insanları " tek gaye etrafında birleştiren Hac, sosyal yönüyle milletlerarası bir kongre niteliği taşır.


    Görülüyor ki İslam'da ibadetler, kişinin kötülüklerden arınarak ahlaken olgunlaşmasını, iyiye ve mükemmele ulaşmasını, aynı zamanda toplumun da huzura kavuşmasını amaçlamaktadır.
#28.09.2007 23:58 0 0 0
  • Konu: [ İBADET ]
    [ İBADET ]

    İbadet, Yüce Yaratıcı'ya ta'zim ve saygı göstermek ve O'nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.


    İbadet, yalnız allah (c.c.)'ın emrini yerine getirmek ve O'nun sevgisini kazanmak maksadıyla yapılır. Böyle temiz bir düşünce ile yapılan ibadet, mü'mini Allah (c.c.)'a yaklaştıran en güzel vasıta; sıkıntılardan koruyan en sağlam sığınaktır.


    İbadet Allah (c.c.)'ın emrettiği. Peygamberlerin öğrettiği şekilde yapılır. Allah (c.c.)'tan başkasına ibadet yapılmaz.


    Mü'min, ibadet sayesinde maddi ihtiraslardan kurtularak, ruhen yükselir, içi kötü düşüncelerden, dışı olumsuz davranışlardan arınarak ahlaken olgunlaşır ve Tanrı'nın sevgili kulu olur.


    Rabbimiz şöyle buyuruyor:


    "Ey insanlar ! Sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, (kötülüklerden) korunup sakınanlar olabilesiniz." (Bakara Suresi, ayet;21)
#28.09.2007 23:57 0 0 0
  • [ İSLAM'IN TEMEL PRENSİPLERİ ]

    İslam Dini'nin getirdiği hükümleri ve temel prensipleri kısaca üç maddede toplayabiliriz:


    İman İbadet Ahlak.



    [ ALLAH (c.c.) ]

    İslam dininde Allah (c.c.)'ın birliği inancı en önemli esastır. Allah (c.c.) yaratıklardan hiç birine benzemeyen yüce bir varlıktır. Ezeli ve ebedidir, varlığı kendindendir. Doğmamış, doğurmamıştır. Her türlü noksanlıklardan uzaktır, sonsuz kudret sahibidir, her şeyi bilir, işitir ve görür.



    [ PEYGAMBERLER ]


    Peygamberler, Allah (c.c.) ile insanlar arasında elçidirler. Allah (c.c.) bu göreve en layık olan kullarını seçmiştir. Yüce Allah (c.c.) insanlara yol gösterici olarak zaman zaman Peygamberler göndermiş, onların vasıtasıyla emirlerini ve yasaklarını duyurmuştur. Hz. Muhammed (A.S.), Yüce Allah (c.c.) 'ın insanlar arasından seçip gönderdiği son peygamberdir. O, bütün insanlığa gönderilmiştir. Bütün iyi huyları ve faziletleri kendisinde toplayan en güzel örnektir.



    [ İMANIN TEMEL ESASLARI ]

    İman esasları ayrıntılı olarak altı madde halinde sıralanır.

    Bunlar:


    1) Allah'ın varlığına ve birliğine,

    2) Allah'ın meleklerine,

    3) Allah'ın kitaplarına,

    4) Allah'ın peygamberlerine,

    5) Ahiret gününe,

    6) Kadere, her şeyin Allah'ın takdiri ile olduğuna,

    İnanmaktır.
#28.09.2007 23:55 0 0 0
  • [ İSLAM'IN GAYESİ ]

    İslam'ın getirdiği hükümlerin ve koyduğu prensiplerin amacı; insanı ahlaken olgunlaştırarak dünyada huzur ve mutluluğa, ölümden sonra devam edecek olan ahirette ebedi saadete kavuşturmaktır.


    Bu prensipler. Her çağda insanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde mükemmel olup, daima geçerliliğini koruyacak ve değişmeyecektir.


    Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor;


    "Allah katında din, şüphesiz İslam'dir." (Al-i İmran Suresi, ayet; 19)
#28.09.2007 23:48 0 0 0
  • [ MUTLULUK YOLU İSLAM ]

    Yaratıklar arasında en saçkin yere sahip olan, akıl, fikir gibi üstün yeteneklerle donatılan insanın ortak özelliklerinden birisi de mutlu olma arzusudur. Her insan bu arzusuna ulaşmak maksadıyla çalışır, bugünden çok yarınını düşünür ve bunun için hazırlık yapar.

    İnsan beden ve ruhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Bu sebeple İslam Dini, insanın hem maddi, hem de manevi ihtiyaçlarını dikkate almış, ferdin mutluluğu için gerekli prensipleri getirdiği gibi, toplumun huzur ve mutluluğu için de bir takım kurallar koymuş, fertlerin karşılıklı hak ve görevlerini belirlemiştir.

    İslam, son ve en mükemmel dindir. Onu insanlığa tebliğ eden Hz. Muhammed (A.S.), peygamberlerin sonuncusudur. İslam dini'nin temel kitabı Kur'an-ı Kerim, Yüce Allah (c.c.)'ın Hz. Muhammed (A.S.) vasıtasıyla insanlığa gönderdiği son mesajıdır.
#28.09.2007 23:45 0 0 0