BoNcuKK

BoNcuKK

Üye
09.12.2006
Çavuş
1.663
Hakkında

  • noimage
    Korktuğumda

    Sıkıca sarılabilmeliyim,


    Üşüdüğümde



    Isıtmalısın beni yüreğinle...



    Çocuklaşıp ağladığımda
    Okşamalısın saçlarımı,

    Tesellim olmalısın


    Tesellin olmalıyım.
    Acılara gülümseyebilmelisin.
    Küçük bir tebessümün
    Bazen de,
    Koca bir yürekten akan



    S e v g i n Y a ş a t m a l ı b e n i

    Sevdamız sınırsız olmalı...

    noimage
    Kurutmalısın, acıları


    Yüreğindeki sayfalarda.



    Umut olmalı,
    Heyecan olmalı gözlerinde
    Uzak olmalısın.!
    Hüzünlerden, kederlerden.
    Hayat bulmalısın,
    İşte yaşamak bu'' demelisin,
    Gözlerimi düşündükce

    Daha fazla sevmelisin...


    Gizlemeden gözyaşlarımızı


    ağ l a y a b i l m e l i y i z



    Paylaşıp sevinçlerimizi



    G ü l e b i l m e l i y i z



    Sığınağın olmalıyım.



    Zorlukları,korkuları
    Birlikte yenmeliyiz...


    İçimde olmalısın.!



    Yoksan yanımda bile.



    Hissetmeliyim varlığını,
    Fizan da olsan bile...
    Tutkunsam, yanıksam,
    Sevdalıysam sana
    Yaşatmalı beni bu sevda...

    Vazgeçilmezin ben,
    Vazgeçilmezim sen,
    Paylaşmak istemediğin
    Tek varlık ben...
    Paylaşılmazım sen...

    noimage
#14.01.2008 00:05 0 0 0
  • noimage

    Ayaz vuruyor yüreğime,üşüyorum.Biliyorum senin şehrin sıcak ama bu kez değil sevgili bu kez değil.Ayrılığın bu kadar üşütücü olacağını söyleseler inanmazdım bak buz kestim karşında kımıldayamıyorum.Bundan sonra ayaz olacak tüm geceler benim şehrimde.Isıtmayacak ellerimi yüreğimi kimse ve hiç birşey.Sen sıcacık şehrinde sıcak tut yüreğini.Ama yaralama kimseyi emi.

    Bu sana son mektubum... Geldiğim gibi sessizce giderim demiştim ya sana, o kadar sessizlik sinmedi içime.Benden ne bırakabildim sana, ne kattım yaşantına bilmem ama cümlelerim kalsın istedim.Ta bi sen istersen belki yırtıp atacaksın belki de gözünün ilişmeyeceği bir yerde saklayacaksın bilmiyorum.Yazıyorum yine de bunlar seni seven bir kadının cümleleri ,bunlar ayrılığı içine sindirmeye çalışan içimdeki küçük çocukların sözleri sadece dinle.

    Gideceğimi anlamadığını biliyorum kim gideceği akşam böylesi sarılır ki sevdiğine,kim öpücüklere boğar, kim sözleriyle sarmalar ki.Benden başka bir deli yapmazdı zaten.İstedim ki son gecem güzel geçsin, ilerde hatırına düştüğümde istedim ki hüzünle anma beni Deliydi de geç git.

    Az önce parmak uçlarımda sessizce ilerleyerek balkona çıktım, senden önce sana ait bu şehirle vedalaşmalıydım.Bir sigara yaktım ,biliyorum bırakacağıma söz vermiştim şu mereti ama ben sözlerimi tutamadım sevgili.Ben bana verdiğim sözleri bile tutamadım ki ağlamayacaktım sözde ama bak tutamadım işte.Tutunamadım....

    Gözyaşlarımı silip yanına uzandım bir müddet ,o kadar güzeldin ki uyurken yüzünde dans eden gölgeleri bile kıskanacağım kadar güzel.Yüzünde belli belirsiz gülümseme.Gülmek bu kadar mı yakışır bir surete. Gelsem dokunsam dedim ,sıkıca sarılsam.Gidiyorum ,kalk beni durdur diye sarssam yapamadım Yalpaladım

    Eşyalarımı toparladım sonra ve şimdi oturmuş sana bunları yazıyorum.Gidişime anlam veremeyeceksin belki.Sabah uyandığında ben yerine bir kağıt parçasına sarılacaksın.Ve bu mektubun sonuna gelene kadar anlamayacaksın. Tökezledim işte.yapabilirim sandım.Sevgim ikimize yeter dedim.Oysa olmazmış tek taraflı yaşanmazmış aşk..O şarkıdaki gibi "ne sevdiğin belli ne sevmediğin" derken yara almışım yaralanmışım.Belki yarın diye aldanmışım kendimi aldatmışım Yarın belki derken yarınları tükettim. Yanıldım.
    Kaderim dediğim sevgili.Bir gece ansızın karşımda bulduğum ve bir sabah yitirdiğim seni yeniden karşıma çıkaran kaderdi öyle inandırmıştı çocuk yanım beni işte.Yine bir guzel akşamı tanişmıştık ve yine öyle bakakalmıştık.Ve şimdi yine soğuk bir ruzgar sabahı çıkıyorum hayatından.Açi tekerrürden ibaret dedikleri bu olmalı komik geliyor ama gülemiyorum

    Şimdi çıkacağım bu kapıdan seni ardımda bırakacağım.Her zaman ıkına sıkına gittiğim terminale gideceğim koşar adım.Tüm yollara dinamitler yerleştirip her geçişimde patlatacağım.Dönülecek yol kalmayacak sana çıkmayacak artık yollar.Gurursuzca sana her gelişime şahitlik etmeyecek hiç kimse.Kimse acıyarak bakmayacak yüzüme
    Gidiyorum,arkamdan su dökemeyeceksin

    Ve ben dönmeyeceğim bir daha

    Ardımdan gözyaşlarıma bahane yağmurlar yağmayacak Senin şehrin sıcak
    Biliyorum Sevgili biliyorum

    Yolum açık olmayacak

    Hoşça kal bulup bulup yitirdiğim sevgili
    Hoşça kal yüreğimdeki deli esinti

    Hoşçakal zorlu sevdam

    Sensizlik kolay olmayacak..
#13.01.2008 23:40 0 0 0
#13.01.2008 18:03 0 0 0
#11.01.2008 23:42 0 0 0
  • ya böyle bi soru bile sormamalısın kendine bence mantıken herşey ortada kadın her ortama gire bilirmi kadının pozisyonu sorumlulukları farklı kadın evinde ibadetini yapmalı her ortama giren kadın dinen uygun deildir kadının şeytanı boldur nefsi kalabalıktır vesayre velhasıl kelam kadında peygamber meygamber olmaz

    abim öyle güzel açıklamışki buyur canım sorunu cevabı

    @KONAMI adlı üyeden alıntı:
    Kardeşlerim...

    * KADIN PEYGAMBER GELMİŞMİDİR ? *
    Peygamberliğin pek çok özellik ve şartı vardır.Bunlardan birisi de erkek olmasıdır.Bu husus Yusuf sûresinin 109, Nahl sûresinin 43. ve Enbiya sûresinin 7. âyetlerinde açıkça ifade edilir.Meselâ Nahl sûresinin 43. âyetinin meali şöyledir:
    * Ey Resulüm! Senden önce de kendilerine vahiyde bulunduğumuz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik.Eğer bunu bilmiyorsanız, bilgi sahiplerine sorun *
    Âyetin mealindeki erkekler ifadesi her üç sûrede de ricalen olarak geçer.
    Kadından peygamber gönderilmemesinin hikmetleri hususunda da şunlar söylenebilir:
    Peygamberlik ağır bir yük, güç bir vazifedir.Kadın ise yaratılışı itibarıyla nazik ve zayıf olduğundan böyle ağır ve zor bir işin üstesinden gelemez.Çünkü peygamberlik devamlı bir şekilde sabır ve mücadele etmek ister.İstisnasız bütün peygamberler hak dini anlatırken, çeşitli belâlara ve sıkıntılara mâruz kalmışlardır.Hz. Âdemden Peygamber Efendimize kadar bütün peygamberlere çeşitli iftira ve hakaretler yapılmış, pek çoğu işkence görmüş başta Hz. Zekeriya,Hz. Yahya ve Hz. Cercis olmak üzere yüzlercesi de şehid edilmiştir. Peygamberlerin hepsi de bütün bu zulüm ve eziyetlere karşı tam bir sabır ve tahammül göstermişlerdir.Cenâb-ı Hak böyle zor ve ağır bir vazifeyi kadınlara yüklememiştir.Ayrıca kadının biyolojik yapısı bir engeldir.Çünkü, nübüvvet vazifesini ayda 15 gün hayızdan dolayı yapamayacak, imamete geçemeyecek, orucunu tutamayacaktı.Bir de lohusalık durumu var ve hele hamileyken, işleri yürütmesi bütün bütün zorlaşacaktı.Zira çocuğu karnında veya kucağında taşırken, insanları idare edecek ordu kumandanı olacak strateji tespitinde bulunacak ve fiziki durumunun gereği, bütün boşluklara rağmen, en önde bulunması gerekli olan bir insan kadar çevik hareket edecek.Bütün bunlar, kadının peygamberliğini imkânsız kılan şeylerdir.Evet, bunların kadınlar tarafından, kadınlara has arızalarla birlikte yürütülmesinin imkânı yoktur. Efendiler Efendisi de, bu hususa dikkati çekmiş ve onları :
    * Yâni dine ait meseleleri tam yerine getiremeyen ve bazı şeyleri idrak edemeyenler *[Buhari] diye anlatmıştır. Halbuki Peygamber, rehber ve kusursuz bir önderdir.Çünkü herkes onun vaziyetine bakıp durumunu ayarlayacaktır.
    Orijinali Göster...
    Kardeşlerim...

    * KADIN PEYGAMBER GELMİŞMİDİR ? *
    Peygamberliğin pek çok özellik ve şartı vardır.Bunlardan birisi de erkek olmasıdır.Bu husus Yusuf sûresinin 109, Nahl sûresinin 43. ve Enbiya sûresinin 7. âyetlerinde açıkça ifade edilir.Meselâ Nahl sûresinin 43. âyetinin meali şöyledir:
    * Ey Resulüm! Senden önce de kendilerine vahiyde bulunduğumuz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik.Eğer bunu bilmiyorsanız, bilgi sahiplerine sorun *
    Âyetin mealindeki erkekler ifadesi her üç sûrede de ricalen olarak geçer.
    Kadından peygamber gönderilmemesinin hikmetleri hususunda da şunlar söylenebilir:
    Peygamberlik ağır bir yük, güç bir vazifedir.Kadın ise yaratılışı itibarıyla nazik ve zayıf olduğundan böyle ağır ve zor bir işin üstesinden gelemez.Çünkü peygamberlik devamlı bir şekilde sabır ve mücadele etmek ister.İstisnasız bütün peygamberler hak dini anlatırken, çeşitli belâlara ve sıkıntılara mâruz kalmışlardır.Hz. Âdemden Peygamber Efendimize kadar bütün peygamberlere çeşitli iftira ve hakaretler yapılmış, pek çoğu işkence görmüş başta Hz. Zekeriya,Hz. Yahya ve Hz. Cercis olmak üzere yüzlercesi de şehid edilmiştir. Peygamberlerin hepsi de bütün bu zulüm ve eziyetlere karşı tam bir sabır ve tahammül göstermişlerdir.Cenâb-ı Hak böyle zor ve ağır bir vazifeyi kadınlara yüklememiştir.Ayrıca kadının biyolojik yapısı bir engeldir.Çünkü, nübüvvet vazifesini ayda 15 gün hayızdan dolayı yapamayacak, imamete geçemeyecek, orucunu tutamayacaktı.Bir de lohusalık durumu var ve hele hamileyken, işleri yürütmesi bütün bütün zorlaşacaktı.Zira çocuğu karnında veya kucağında taşırken, insanları idare edecek ordu kumandanı olacak strateji tespitinde bulunacak ve fiziki durumunun gereği, bütün boşluklara rağmen, en önde bulunması gerekli olan bir insan kadar çevik hareket edecek.Bütün bunlar, kadının peygamberliğini imkânsız kılan şeylerdir.Evet, bunların kadınlar tarafından, kadınlara has arızalarla birlikte yürütülmesinin imkânı yoktur. Efendiler Efendisi de, bu hususa dikkati çekmiş ve onları :
    * Yâni dine ait meseleleri tam yerine getiremeyen ve bazı şeyleri idrak edemeyenler *[Buhari] diye anlatmıştır. Halbuki Peygamber, rehber ve kusursuz bir önderdir.Çünkü herkes onun vaziyetine bakıp durumunu ayarlayacaktır.
#06.01.2008 22:26 0 0 0
  • Konu: günahmı
    :) alllahım yaa çocukluk yapmışsın çocuk oldugun için ama böyle şeyler yapma yalan çok kötü bişeydir alışkanlık yapar pişman olduysan af dilediysen yaradandan o affedicidir ama dürüstce konuşmayı kendine ilke edin kendine karakter huy edin derim ben en büyük silahın dürüstlügün gururun karakterin olsun okulunuda ne olursa olsun bırakma derim selametle dogru dürüst ömürler dilegiyle
#06.01.2008 16:22 0 0 0
#06.01.2008 16:10 0 0 0
  • tabi ki amaç zaten bişeylere vesile olmaktır işe yarıycagını düşünüyosan ki alabilirsin bizde bikaç kişiye daha vesile olmuş oluruz
#06.01.2008 12:21 0 0 0
  • bize ölümü hatırlattıgın için teşekkürler bazen insan ihtiyaç duyuyo böyle şeylere

    allah razı olsun
#05.01.2008 22:00 0 0 0
  • çok şirin yaa ev ortamı rahatlıgında çok dogal kendiler evde söylerken çok eglenmişler bizide eglendirmek istemişler hakkatende eglenirken eglendirdiler bence çok sempatikler berke de haksızlık etmeyelim yaa oda bi güzellik katmış kendince başarılar yolunuz açık olsun ayrıca sitemize gelmeniz bizim için ayrı bi güzellik ve süpriz oldu biz begendik
#05.01.2008 21:55 0 0 0
#05.01.2008 21:43 0 0 0
  • Gelin Namaz Kılalım

    Allah'ı zikir için,

    Gelin namaz kılalım.

    Lütfuna şükür için,

    Gelin namaz kılalım.



    Kalbi şeffaf çocuklar,

    Nurlu sedef çocuklar,

    Yüreği saf çocuklar,

    Gelin namaz kılalım.



    Günahtan saklar bizi,

    Saflar kucaklar bizi,

    Camiler bekler bizi,

    Gelin namaz kılalım.



    Çiçeklerle, kuşlarla,

    Güldeki nakışlarla,

    İçli yakarışlarla

    Gelin namaz kılalım.





    Tekbir alsın yürekler,

    Çiçek açsın dilekler,

    Gıpta etsin melekler,

    Gelin namaz kılalım.

    Bestami Yazgan
#05.01.2008 19:21 0 0 0
  • inşallah en büyük temennimiz dilegimiz o kutsal topraklara gelebilmek ayak basıp topragını koklaya bilmem inşallah yüce yarada nasip ederde geliriz saol kardeş

    iki günde zevkle yapmıştım
#05.01.2008 14:59 0 0 0
  • eger belli bi inanç sahibi isen yaşantın zaten allah yoluna uygunsa kolay kolay yanlış yapmazsın ama yanlışta insana mahsus yapada bilirsin tabiki tevbe kötü bişey değil her namazda her an her şekilde içten bi şekilde herkes yapmalı müslüman olan mümin olan insan her dem tevbekar olmalı
#02.01.2008 21:25 0 0 0
  • Gözyaşı ve Secde/Seccade

    Kur'ân, Meryem sûresinde, tarih boyunca insanlığın ufkunu aydınlatan -Meryem annemiz gibi- örnek insanların, önder peygamberlerin bir bölümünü farklı yönleriyle anar/anlatır: Allah'ın kendilerine nimet verdiği Adem soyunu... Nuh ile beraber gemide taşıdıklarını... Dosdoğru bir insan ve nebi olan İdris'i... Saçları ağarıncaya dek Rabbine yalvardığı halde hiç bedbaht olmayan Zekeriyya'yı... İhtiyarlık çağında ona müjdelenen muttaki oğlu Yahya'yı... 'Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; ona kullak edin!' diyen İsa'yı... Babası dahil putperest kavmine, 'Sizden ve sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzaklaşıyor ve yalnız Rabbime kulluk ediyorum' diyen İbrahim'i... Bunun üzerine Rabbinin O'na bahşettiği, doğruluğun/ gerçekliğin üstün diline sahip İshak ve Yakub'u/İsrail'i... Keza, 'halkına namazı ve zekâtı emreden' sadık peygamber İsmail'i... Hem nebî hem rasûl olan ihlaslı insan Musa'yı ve kardeşi Harun'u...
    Selâm onlara!..

    Sonra, 58.âyette; Allah'ın hidayete erdirip seçkin kıldığı bu kimselerin ortak özelliğini vurgular: "Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı."

    Secde ile gözyaşı arasındaki sıkı bağı vurgulayan bu âyet, merhamet sahibi olan Allah'ın âyetlerini her okuyup dinlediklerinde, hatırladıkları yalın gerçeklerden dolayı gözleri yaşaran o seçkin nesli örnek gösterir ve onlar gibi huşû, hudû ve gözyaşı içinde namaz kılmamızı, secde etmemizi ister biz müminlerden...

    Gerçekten, Rahmân'ın âyetlerini can kulağıyla dinleyip yürekten okuyarak anlayan, ağlamaz mı?

    "Ağlayamazsan anlayamazsın!" diyordu'Gözyaşı Geceleri'nin kahramanı Haşim Akten kardeşim, 'Seccadem' programında... Ben bu cümleyi şöyle değiştiriyorum: Anlayamazsan, ağlayamazsın!..

    Kur'ân'ın müminlere yüklediği ağır ve çetin sorumlulukları kavrayamazsan, ağlayamazsın!...


    Mesela; Nisa/75'teki, "Size ne oldu da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!' diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!" âyetini okuyup da; Filistin'de anne-babasının ve üç kardeşinin gözü önünde şehid edilişi karşısında feryad eden 8 yaşındaki Hüda'nın canhırâş çığlıklarına cevap verememenin hüznünü, ıstırabını yaşayamayanlar ağlayabilirler mi, gözyaşı dökebilirler mi?


    Meselâ; Müzzemmil/42-45'te geçen kıyamet sahnesindeki, -"Sizi bu Sekar'a (yakıcı ateşe) sürükleyen nedir?" sorusuna, -"Biz namaz kılanlardan değildik; yoksulu da doyurmazdık; bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık" cevabını verenlerin acı halini... Mâun sûresindeki, "Yazıklar olsun, kıldıkları namazdan gafil olanlara!" ilahi hitabına muhatap olanların 'yetimi itip-kakan', 'yoksulu doyurmaya önayak olmayan', üstelik 'ufacık yardımı bile esirgeyen' riyâkar tipler olduğunu... Evet bu acı gerçekleri hatırlayıp da 'acaba ben yetime-yoksula sahip çıkıyor muyum?' diye düşünmeyen, onların açlığını paylaşmayan ağlayabilir mi?

    Anlayıp kavradığımızda gözyaşlarımızı harekete geçirecek misal, uyarı ve gerçekler o kadar çok ki!..

    Namazlarından önce, namazlarında ve namazlarından sonra, Allah'ın âyetlerini okuyup da akleden kalpleriyle anlayan ve devasa sorumluluklarını günde beş vakit hatırlayan müminler, ağlamazlar mı?

    Bu dünyada yerine getirmek zorunda oldukları başta Allah'a karşı, sonra insanlara karşı, sonra bizzat kendi nefislerine karşı ve eşyaya karşı görevleriniihmal etmelerinden dolayı, hatalarından, isyanlarından, günahlarından dolayı uğrayacakları çetin azaptan korkanların tüyleri ürpermez mi ve ağlamazlar mı?

    Ama, Kur'ân ve namaz duyarlılığını kaybetmişseniz, namazlarınızı savsaklamaya ve nefislerinize uymaya başlamışsanız, anlayış/kavrayışınız da kıtlaşır ve ağlamak gibi bir nimetten de mahrum kalırsınız:

    "Sonra onların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı (namaz duyarlılığını) zayi ettiler, hevâ/tutkularına uydular; işte onlar taşkınlıklarının cezasıyla mutlaka karşılaşacaklardır." (Meryem/59)

    İşte Kur'an'ın iki nesil arasındaki temel farkı, Kur'ân ve namaz'a odaklayarak ortaya koyuşu:

    Örnek nesil: Kur'ân'ı yürekten okuyup anlama ve yaşama gayretiyle ağlayarak secdeye kapananlar...

    Kaybeden nesil: Hevâ/tutkularına uyarak namazlarını savsaklayanlar ve böylece cezayı hak edenler...

    Bugün, "Müslüman" kimliğini taşıdığı halde, Kur'ân'ın mesajı ile buluşamayan, onu can kulakları ile işitemeyen, kalp gözleriyle okuyup akledemeyen ve dolayısıyla da ilahî gerçekliği kavrayamadıkları için ağlayamayan bir nesille karşı karşıyayız. Bu neslin Kur'ân ve namazla yeniden buluşturulması gerekiyor!

    Haşim Akten kardeşimiz, 'Gözyaşı Geceleri'nde şimdi namazı işliyor... İman'dan sonraki en büyük hakikat olan namazı... "Beni kimsecikler okşamaz madem; öp beni alnımdan, sen öp seccâdem" diyor. "Mirâcı birlikte yaşayalım" çağrısı yapıyor... "Güneşten önce başlayacak bir yaşama sevinci için"...

    İnanıyorum ki, bu samimi ve gözyaşı dolu çabalar, "Kur'an ve namazla diriliş"imize vesile olacak!
#01.01.2008 13:37 0 0 0
  • konuyu bence tam yerine açmışsın çünkü bu konunun yeri burası dizi içerikli olsada daha çok din içerikli araşatırmayı sundugun için çok teşekkür ederim güzel bi saptama olmuş bu hayatımız boyunca var bi örnekte benden olsun inek şaban ki şabanismi mübarek bi isim mübarek isimlerin başına sonuna sıfat konulması nekadar dogru olabilirki helede bu tarz hiç dikkat etmiyoruz bu tarz şeylere o isimlerin kutsallıgını anlayamıyacak kadar cahiliz ne yazıkki

    allah razı olsun kardeş
#31.12.2007 18:43 0 0 0
  • Hazreti Hüseyin henüz süt emmekte idi, hastalanmış sabaha kadar uyumamıştı... Sabaha doğru biraz uyur gibi olmuş, hazreti Fatıma Validemiz de vakitten istifade ederek sabah namazını kılıp yatmışlardı. Mescid-i Şerifte sabah namazını kıldıran Resul'ü Ekrem Efendimiz adeti üzere kızı Fatıma'nın seadetli evine teşrif etmişlerdi. Hazreti Fatıma'yı uyur vaziyette görünce onu sabah namazını kılmadan yatmış sanarak "Ey kızım Fatıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terketme! Beni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zannetme!" buyurmuşlar ve namazın hiçbir suretle ihmal edilemeyeceğini beyan buyurmuşlardır. Ondan sonra hazreti Fatıma "Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım... Sabah namazını kılıp da yattım..." deyince, Peygamber efendimiz "Müjdeler olsun sana ya kızım Fatıma, Ahirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin buyurdular.
#25.12.2007 17:18 0 0 0
  • Bu yazının hazırlanma amacı Allah'ın dinini insanlar arasında yaygınlaştırmak ve İslam ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak isteyen insanlara yol göstermektir. Çünkü her insan büyük ya da küçük, az ya da çok çeşitli imkanlara sahiptir. Biri maddi imkanlara sahipken, bir diğeri maddi imkana sahip olmasa da, bilgi birikimini İslam'a hizmet yolunda kullanabilir. Allah'ın tüm insanlara rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimizin, diğer kutlu peygamberlerin, sahabelerin ve tarih boyunca yaşamış salih Müslümanların hayatları bu konudaki örneklerle doludur. İman edenler Allah'ın hoşnut olacağını umdukları güzel ahlakı insanlara anlatmak için imkanlarını seferber etmişlerdir.

    Peygamberimiz (sav) büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve insanları Kuran ahlakını anlatarak eğitmiştir. Onun bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır. Peygamberimiz (sav), her durumda Allah'ın kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne bir örnektir:

    "Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır."

    Bir insanın imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle ye'se düşmesi büyük bir yanılgı olur. Önemli olan kişinin ihlasla, samimiyetle, karşılığı sadece Allah'tan umarak hizmette bulunmasıdır. Yapılan işin büyük ya da küçük, verilen sadakanın az ya da çok olması önemli değildir. Önemli olan samimiyettir, sadece Allah için çaba göstermektir.

    Örneğin bir insan maddi olarak hiçbir imkana sahip olmayabilir. Hastalıkları nedeniyle yatağından kalkamıyor olabilir. Ya da gözleri görmüyor, kulakları duymuyor, felç geçirdiği için elleri tutmuyor olabilir. Yürüyemiyor, konuşamıyor ya da yazamıyor olabilir. Ama bu kişi de içinde bulunduğu durumu Allah'tan bir nimet, bir hayır olarak görmeli ve sahip olduğu imkanları iyi kullanmalıdır. Yatağında kaldığı süre boyunca Allah yolunda fikri mücadele yürüten insanlar için dua ederek, Allah'a imanda derinleşmek için tefekkür ederek, yakınlarındaki insanlara Allah'ın ayetlerini hatırlatarak, fikirler üreterek, eğer yapabiliyorsa kitap okuyarak, yazı yazarak da İslam dininin yaygınlaşmasında çok büyük faydası dokunabileceğini hiç aklından çıkarmamalıdır.

    İnsanın iyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz gibi görünen tüm olayları her ne olursa olsun mutlaka hayra yorması, Allah'a olan samimi imandan kaynaklanan önemli bir ahlak özelliği ve yine imanın getirdiği bir yaşam şeklidir. Ve bu gerçeğin farkına varmak da insana dünyada ve ahirette tüm nimetlerin kapısını açan, kişinin hayatına huzur ve esenlik getiren önemli bir konudur.

    Gün içinde müminin hiçbir şeye üzülüp karamsar olmaması, imanı doğru anladığının bir göstergesidir. Karşılaşılan olayları hayır gözüyle değerlendirememek, sürekli tedirgin ve ümitsiz bir ruh hali içinde yaşamak, aksilik beklentisi içinde olmak ve hüzünlenme ise, tertemiz, açık bir imanı puslu anlamanın alametleridir. Bu pus hemen kaldırılmalı, kesintisiz iman neşesi sabit hayat özelliği haline getirilmelidir. Allah'a iman eden bir insan terslik veya hata gibi görünen bir olayla karşılaştığında, aslında bunun kendisi için mutlaka en hayırlısı olduğunu bilmelidir. "Aksilik", "terslik", "keşke" gibi kelimeleri ise ancak ders almak, ibret çıkarmak amacıyla kullanmalıdır. Yani, "bu olay hikmetli ve hayırlı, fakat bir dahaki sefer de aynı hatayı yapmayayım, şu an öğrendiğim şekilde doğrusunu yapayım" şeklinde bir bakış açısı içinde olmalıdır. Tekrar aynı zorlukla karşılaşırsa veya aynı hataya düşerse, yine herşeyin hayır ve hikmetle yaratıldığını aklından asla çıkarmamalı ve "bir dahaki sefere doğrusunu yapayım" diye niyet etmelidir. Hatta aynı olay defalarca da tekrarlansa, yine de Müslüman için bu durumun da bir hayır olduğunu bilmelidir; çünkü bu, Allah'ın kanunudur ve Allah'ın kanunu asla bozulmaz.

    Bir insanın nefsinin mutmain, dengeli hale gelmesi ise Allah'tan gelen hayır ve hikmetin kesintisiz devam ettiğini bilmesi ile olur. Bu hakikati kavramak dünyada mümin için büyük bir nimettir. Din ahlakından uzak, inkar içindeki insan kesintisiz azap içindedir; her olayı kendi aleyhinde yorumlar. Ve bundan dolayı da sürekli sıkıntı içindedir. Mümin ise olayların hikmet ve hayır yönlerini görebilmenin sevincini yaşar.

    İşte bu yüzden ortalı bir tavır içinde olmak, karşılaştığı olayları hem hayra hem şerre yorarak azap içinde kalmak iman eden bir insana ahirette büyük utanç verebilir. Bu kadar açık ve kolay olan bir gerçeği tembellik ve gafletle anlamazlıktan gelmek, vicdana ve akla tam kabul ettirmemek ahirette ve dünyada azap içinde yaşamaya sebep olabilir. Bilinmelidir ki, Allah'ın hazırladığı kader bütün olarak kusursuz yaratılmıştır. Milyonlarca olaydan oluşan bu bütünde, hayır gözüyle bakan insan için sadece güzellikler, hayırlar ve hikmetler vardır. İmanlı bir mümin irade ve akıl ile gün içinde hiçbir olayda şeytanın tuzağına düşmez. Olayın şekli, kişileri, günü, yeri ne olursa olsun hayır olduğunu asla unutmaz. Kendisi o an bu hayrı göremiyor olabilir, ama önemli olan herşeyin hayırla yaratıldığına kesin olarak inanmaktır.

    İslam dinine hizmet etmek isteyen insanlar da maddi ve manevi eksikliklerle, zorluk ve sıkıntılarla karşı karşıya olabilirler. Ancak tüm bu eksiklikleri ve zorlukları yaratan da alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Ve insan bu şartlar altında nasıl bir ahlak göstereceği ile denenmektedir. Önemli olan yazı boyunca da vurguladığımız gibi herşeyin hayır yönünü görmek ve eldeki tüm imkanlarla Allah'ın dininin yayılması için gayret göstermektir.

    Aşağıda imkanlarının kısıtlı olduğunu, zaman bulamadıklarını, fiziksel eksiklikleri nedeniyle hizmet edemediklerini düşünen insanlara bazı yollar gösterilmekte, tavsiyelerde bulunulmaktadır:


    Zamanım yok diye düşünüyorsanız;

    - Televizyon karşısında geçirdiğiniz boş saatlerden vakit tasarrufu yapabilir, bu vakitleri çevrenizdekilere Kuran ahlakını anlatmak için kullanabilirsiniz.

    - Size fayda vermeyecek dizilerden, magazin programlarından uzak durabilir, bu vakitleri İslam ahlakını anlatan eserleri okumak, siteleri incelemek için harcayabilirsiniz.

    - Boş ve gereksiz sohbetlerden kendinizi uzak tutarak vakit kazanabilirsiniz.

    - Okuyana fayda vermeyecek içeriklerdeki dergi ve gazetelerden uzak durabilirsiniz.


    Maddi imkanlarınızın kısıtlı olduğunu düşünüyorsanız;

    - Size fayda vermeyecek dergilerden, gazetelerden almayıp, bunların yerine Mercek gibi her sayfasında çok derin bilgiler barındıran dergilerden alabilirsiniz. Daha sonra bu dergileri arkadaşlarınız arasında dolaştırıp, çevrenizdeki kişilere de fayda verirsiniz.

    - Okuduğunuz gazetelerdeki, dergilerdeki ilginç haberleri toplayıp, kitaplarda kullanılmak üzere yayınevine yollayabilirsiniz.

    - Eğer tek kişi maddi imkanınız yoksa arkadaşlarınızla birleşip bir kitap alıp, birlikte okuyabilirsiniz. Daha sonra bu kitapları arkadaşlarınız arasında dolaştırabilirsiniz.

    - Eğer tek kişi maddi imkanınız yoksa, mahallenizde oturan dostlarınızla konuşup bir kişinin evinde bir kütüphane oluşturabilirsiniz. Aldığınız kitapları bu kütüphaneye koyup birçok kişinin istifade etmesini sağlayabilirsiniz.

    - Eski müzik kasetlerini toplayıp, bunların üzerine Harun Yahya ses kasetlerini doldurabilir, bu kasetleri yakınlarınıza, arkadaşlarınıza dinlemeleri için verebilirsiniz.

    - Eğer CD alıp, kitapları çoğaltmak sizin bütçenize yüksek geliyorsa, 10 tane disket satın alırsınız. İslam ahlakını anlatan internet sitelerinden çeşitli kitap ve makaleleri kaydedip, arkadaşlarınıza hediye edebilirsiniz. Onları da disketleri kullandıktan sonra başkalarına vermeleri için teşvik edebilirsiniz.
#24.12.2007 14:51 1 0 0
  • Bugün dünya üzerinde zulüm gören, açlık çeken, baskı altında yaşayan, şiddete maruz kalan, ezilen insanların varlığından herkes haberdardır. Gazetelerde, televizyonlarda bu sahipsiz ve muhtaç insanların görüntülerine hemen herkes rastlamaktadır. Çoğu kimse bu insanların içinde bulundukları durumu görünce onlara karşı içinde bir teessür hissi duyar. Ancak genelde zihninlerinde onları kurtarmak için bir girişimde bulunma düşüncesi yoktur. Bunu hep başkalarının sorumluluğu olarak görürler. İnsanların bir kısmı da birşeyler yapmak istemelerine rağmen bir yandan da "tek başıma benim elimden ne gelir" şeklinde bir düşünceye saplanıp kalırlar. Oysa bu çok yanlış bir düşünce şeklidir. Çünkü, dünya üzerinde yaşanan tüm acıların, savaşların ve kargaşanın temelinde insanların din ahlakından uzaklaşmaları ve din ahlakı ile bağdaşmayan ideolojileri benimsemeleri yatar. Dolayısıyla tüm sorunların ortak ve köklü çözümü din ahlakına uygun olmayan bu ideolojilerle fikri alanda mücadele etmek ve insanlara Allah'ın insanlar için seçip beğendiği İslam ahlakını anlatmaktır.

    Din ahlakına uygun olmayan ideolojilerle mücadeleden kastedilen, bu doğrultudaki fikir akımlarının savundukları iddiaların bilimsel delillerle çürütülmesi ve geçersizliklerinin ortaya konmasıdır. Bu fikir mücadelesinde ise her insanın yapabileceği bir iş, üstlenebileceği bir sorumluluk mutlaka vardır. İçinde bulundukları şartlarda hiçbir şeye imkan bulamayanlar, bu önemli mücadeleyi kendisine dava edinmiş kimselere yardımcı ve destekçi olabilirler. Örneğin din ahlakına karşı olan ideolojilerle mücadele amacıyla yazılmış kitaplarda anlatılan gerçekleri çok iyi öğrenerek bunları herkese anlatabilir, çevrelerini bu gerçeklerden haberdar edebilirler. Yine insanlara Allah'ın varlığını anlatmak, Allah korkusunu öğretmek, hesap gününde yaşanacakları, cennetin ve cehennemin varlığını hatırlatmak ve dünyada bulunuş amacımızı tebliğ etmek, zulmün son bulması için önemli faaliyetlerdir. Bunun aksi, yani türlü mazeretlerle çekimser kalmak ise istemeden de olsa dinden uzak fikirlere destek olmak olacaktır. Halbuki dünya üzerinde Müslümanlar Allah'a iman ettikleri, hayatlarını Allah'ın emir ve yasaklarına uygun şekilde geçirmek istedikleri için baskı ve şiddete maruz kalırlarken, bir Müslümanın bahaneler öne sürerek İslam'a hizmetten çekimser kalması, kendi rahatını düşünmesi, boş işlerle vakit geçirmesi vicdanına sığmaz. Çünkü Müslüman dünya üzerinde yaşanan tüm sorunların en temel çözüm yolunu bilmektedir. Bu çözüm; din ahlakının insanlara anlatılması, öğretilmesidir. Bu gerçeği bilmek ona çok önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluk tüm dünyaya Allah'ın dinini ve din ahlakının getirdiği güzellikleri anlatmak, insanları bu ahlakı yaşamaları için bilgilendirip teşvik etmek ve din ahlakına karşı çıkan akımlara karşı mutlaka fikri mücadele yürütmektir.

    Bugün ne yakın çevremizdeki ne de dünyadaki koşullar, ağır ve pasif davranmaya, boş işlerle oyalanmaya, rehavete, gevşekliğe ve dünyevi menfaatlerin ardı sıra gitmeye elverişli değildir. Sayıları milyonları bulan Müslümanlar büyük bir baskı ve zulüm altındayken bu insanların kurtuluşu için gayret göstermemek hiçbir Müslümanın hamiyet-i İslamiyesine sığmamalıdır. Zayıf bırakılmış insanlara yaşatılan haksızlıkların sürekli gözler önüne serilerek, gündemde tutulması son derece önemlidir. Ancak Allah'ın Kuran'da emrettiği adalet, yardımlaşma, merhamet, sevgi, şefkat, fedakarlık, affedicilik gibi özellikler yeryüzüne hakim olursa, bunun sonucunda adaletli, barış dolu ve güvenli bir ortam oluşacağının insanlara vakit kaybetmeden anlatılması gerekir. Bunun yanısıra Allah'a iman edenlerin Allah'ın yardımı ve vaatleriyle müjdelenmeleri ve insanlara zulmedenlerin de Allah'tan alacakları karşılık ile uyarılıp korkutulmaları da son derece önemlidir. Allah'ın "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle bildirdiği gibi insanları hakka yöneltmek de yine Müslümanlara düşen bir sorumluluktur. Başka ayetlerde ise Allah müslümanların bu özelliklerini şöyle bildirmektedir:

    Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)

    Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?... (Hud Suresi, 116)

    Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz de kötülükten sakındıranları kurtardık... (Araf Suresi, 165)

    Samimi Müslümanlar zulmün ve haksızlıkların sona ermesi, güzel ahlakın insanlar üzerinde hakim olması ve İslam dininin aslına uygun olarak yaşanması için ciddi çaba gösterirler. Rabbimize büyük bir teslimiyetle bağlanır, O'nun rızasını kazanacak iyi işler yapma konusunda hiçbir şeyi kendileri için engel olarak görmezler. Büyük bir dikkat ve titizlikle Allah'ın rızasına, rahmetine ve Müslümanlar için hazırladığı cennetine layık bir insan olmak için gayret gösterirler. Allah onların süreklilik içindeki bu samimi çabalarını şöyle bildirmektedir:
    Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)

    Allah'a kesin olarak inanan bir insan Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak için elinden gelenin en fazlasını yapmak ister. Bir işi bitirip diğer hayırlı bir işe geçer, olabilecek en süratli, en kapsamlı şekilde dine hizmet eder. Allah'a olan bağlılığını, yaşamına olabilecek en hayırlı hizmetleri sığdırarak göstermek için ciddi bir çaba harcar. Daima İslam'ın, Müslümanların yararına düşünür, tüm insanların barış, dostluk, güven ve huzur içinde yaşamaları için üzerine düşeni yapmaya çalışır. Allah rızası için yapılan hizmetlerdeki bu şevk ve istek gerçek dindarlığın da alametlerinden biridir.

    Ancak imanı zayıf bazı kimseler, müminler teşvik edip destek olmadıkça hayırlı bir hizmet girişiminde bulunmazlar. Kalplerinde onları karşılıksız hizmete yöneltecek güçte bir Allah sevgisi ve korkusu olmadığı için çalışıp çabalamak, iyilik yapmak, fedakarlıkta bulunmak ağırlarına gider. Ancak bunun yanında kendilerini çevrelerine dindar gösterecek kadar hizmet eder, en az çaba sarf ederek hayatlarını sürdürmek isterler. Allah'ın rızasının en büyük kazanç olduğunu göz ardı ettikleri için bu konuda üzerlerinde daima bir ağırlık olur. Dünyevi bir çıkar elde etme ihtimali olan işler için gece gündüz çalışmayı, uykusuz kalmayı, yorulmayı kısaca her türlü fedakarlığı göze alırken, İslamın menfaati için yapılacak bir hizmeti yük olarak görür ve yaptıkları her işte müminleri minnet altında bırakmak isterler.

    Samimi Müslümanlar ise, "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et" (İnşirah Suresi, 7-8) ayeti gereği Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanacak olmanın umudu ve sevinci ile, her anlarında çok şevkli, canlı, çalışkandırlar. Nitekim Allah Bakara Suresi'nin 148. ayetinde müminlere "hayırlarda yarışmalarını" emreder. Bu ayetlere uyan müminler, bir an dahi boş kalmadan, hayır işlemek ve iyilik yapmak konusunda birbirleriyle yarış içindedirler. Her an bir ecir kazanmak için fırsat kollar, hiçbir zaman üşenmeden, başkasına bırakmadan, ertelemeden önlerine çıkan her fırsatı değerlendirirler. Yaptıklarından dolayı ise hiçkimseyi minnet altında bırakmaz, kimseye iyilik yapıyormuş edasıyla işlerini yapmazlar. Aksine Allah'a, Allah'ın rızasına ve rahmetine ve ölmeden önce toplayacakları ecirlere muhtaç olduklarını bilerek, tevazu ve kanaatkarlık içinde, hiç kimseden tek bir teşekkür dahi beklemeden İslam'a hizmette bulunurlar.

    Vicdana uyularak yalnızca Rabbimizin rızası için yapılan hizmet en zor ortamda bile mümine neşe ve sevinç verir. Her samimi çabanın sonucunda bir güzellik ve huzur, dünyada şerefli bir hayat vardır. Ahirette ise sonsuz sevinç ve neşeyi yalnızca müminler yaşayacaktır. İşte tüm bunları bilen ve kavrayan bir mümin yaptığı işlerde tek bir teşekkür dahi olsa dünyevi bir karşılık beklemenin kendisi için Allah'ın huzurunda ne kadar utanç verici olduğunu bilir. Dünya hayatında ve ahirette yaşayacağı büyük kaybı bilir ve bundan çok korkar. Zira Allah'ın rızasını, sonsuz rahmetini ve cennetini unutarak dünyevi beklentiler içinde olmak bir insanın hem dünyada hem ahirette hüsrana uğramasına neden olur. Allah bir ayetinde müminlerin bu samimiyetini şöyle bildirir:

    ... Şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

    "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."

    Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.

    Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (İnsan Suresi, 7-12)
#24.12.2007 14:19 0 0 0