Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığı devrede şahidi olduğu veya duyduğu olayları anlattığı yazıların ortak adı.
Edebiyat sahasının en yaygın türlerinden biridir. Bu türde verilen eserlerin çok değişik sahalarda oluşu, ona belli bir sınır çizme imkânını zorlaştırır. Hatıratın en önde gelen özelliği yazarının hayatının belli bir kesitini de alması ve çok sonra yazıya dökülmesidir. içlerinde hatıra özelliği bulunabilecek seyahatname, sefaret-nâme, muhtıra, tezkire, menkıbe, günlük, mektup, otobiyografi ve tarih türleri ile karıştırılmamaları gerekir. Bu türlerin her birinin kaleme alınış gayeleri ayrıdır. Ortak özellikleri ise yaşanmış olaylar üzerine kurulmuş olmalarıdır. Ancak bu özellik, onları birbirinin yerine koyma sebebi olamaz.
Hatırat ile günlük en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin yaşarken, hatıratın ise yaşandıktan sonra kaleme alınmalarıdır.
Hatıralarını anlatacak olanlar gördüklerini, duyduklarını ve bildiklerini tam bir tarafsızlıkla ortaya koymalıdırlar. Ancak hatıraların kaleme alınışında çoğu zaman yazarın tercihi öne çıkar. Çoğu hatıra yazarı anlattıklarında kendini merkez olarak alır.
Hatıralar aradan uzun zaman geçtikten sonra kaleme alındıklarından, yazarlar ancak hafızalarında kalanları yazıya dökebilirler. Bu arada yanlış hatırlanan birçok bilgi de hatıralar arasına girebilir. Hatta yazarlar, günün şartlarına göre hatıralarını değiştirebilir, onlara yeni yorumlar getirebilirler.
Hatıra yazarlarının doğru olanı dile getirebilmek kaygusu ile kaleme aldığı devrelerle ilgili çeşitli belge, mektup günlük dergi ve gazetelerden faydalanabilece¬ği de unutulmamalıdır.
Hatıra yazarları, hatıralarını kaleme alırlarken kendi bakış açılarını daima esas alırlar. Olaylar, kişiler ve üzerinde kalem oynatılan her durum, yazarın eğilimlerine göre yeniden ifade bulur.
Aynı olaylar etrafında başka başka kişiler tarafından kaleme alınmış hatıralar karşılaştırılacak olursa, bu özellik açık bir şekilde kendisini gösterir.
Hatıralarını yazanlar bunları meydana geldikleri zamanın imkânları ile değil, olup bitenleri erişmiş oldukları yani ve tecrübeli bakış açısından dile getirirler. Bundan dolayıdır ki hatıralar hep yazıldıkları andan bakılarak kaleme alınırlar. Bu bakımdan hatıraların mutlaka gerçeği anlattığı söylenemez ve onlara sağlam tarihî belgeler olarak bakılamaz.
Hatırat yayımlamanın çeşitli amaçlan vardır, insanlar, hayat tecrübelerinin başkalarına örnek olabileceğini düşünerek, bizzat yaşanılıp görülen olaylara açıklık ve yeni boyutlar kazandırmak iddiası ile; her dalda sanatkâr, devlet adamı, asker, politikacı ve bu gibilerin biyografilerini tamamlayacak bilgiler vermek üzere-, toplumdaki değişmelerle unutulmaya yüz tutmuş hayat tarzını ve toplum değerlerini tanıtma ve yaşatma gayesi ile; tarih ve kamu oyu karşısında hesaplaşmak, bir nevi günah çıkarmak maksadıyla, gelecek kuşaklara ders vermek için; özlediği mazisine dönüp mutlu olabilmek için ve daha başka sebeplerle hatıralar kaleme alınabilir.
Her ne sebeple kaleme alınırsa alınsın hatıralarda dürüstlük, samimiyet ve sorumluluk duygusu ön planda tutulmalıdır.
Tarihe, topluma, sanata şekil ya yön vermiş kimselerin hayatı daima insanların ilgisini çekmiştir. Hatıralar, bu konularda ve daha başka sahalarda isim yapmış insanlar üzerinde umumî bilgilerden daha özel bilgiler verir. Bu özelliğinden dolayı hatıralara daima ilgi duyulmuştur.
Hatırat yazıları genel mânâda edebiyat sahası içinde kabul edilirler. Ancak onların edebiyat dünyası içindeki ve edebî eserler arasındaki yerini tayin eden dilleridir. Açık, anlaşılır, sade ve canlı bir dil ile yazılan hatırat kitapları olduğu gibi çeşitli söz ve mânâ sanatları ile yüklü hatırat kitapları da vardır. Hatırat türü için tercih edilen açık, sade, anlaşılır, objektif ve canlı bir üslûpla yazılmış olmalarıdır.
b. Gezi (Seyahat) Yazı
Gezilip görülen yerlerin, tarihi,coğrafi,ekonomik ve kültürel özelliklerini anlatan yazılara Gezi yazısı denir.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi örnek olarak verilebilir.
Yazarların yurt içinde veya yurt dışında yaptıkları gezilerde, gördüklerini anlattıkları edebî eserlerin ortak adı. Bu eserlerde yazarlar, gezip gördükleri yerlerdeki insanların bütününün veya belli bir kesimin yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, dikkatlerini çeken ve okuyucuların da ilgi duyacaklarına inandıkları özelliklerini anlatmaya çalışırlar.
Seyahatname veya bu mânâyı taşıyan bir başka isim altında kaleme alınmış eserlerden başka pek çok sefâretnâme, tarihî, coğrafî konularda yazılmış pek çok eser, bütünü ile olmasa da seyahatname özelliği gösteren bölümler taşırlar.
Seyahatnameler, yazarların sadece gezip görmek ihtiyacından doğan eserler değildir. Çeşitli savaşlar, ziyaretler, görevle başka ülkelere gönderilen memurların yolculukları, bu yolla tanınan başka şehir, ülke ve insanlar, bu tür eserlerin yazılmasını hazırlayan önemli sebepler arasında sayılır.
Bir eserin seyahatname olarak kabul edilmesi için onda mutlaka gezilip görülen bir başka şehrin ve ülkenin anlatılmış olması gerekmez, içinde yaşanılan şehrin bütün özelliklerini anlatan eserler de zamanla ve toplumdaki değişmelere bağlı olarak seyahatnameler arasına alınır. Evliya Çelebi'nin eseri olan Seyahatnâme'nin birinci cildi, her yönü ile sadece İstanbul'u anlatır. Ruşen Eşref Ünaydın, İstanbul üzerine yazdıkları ile daha sağlığında "istanbul Seyyahı" olarak isim yaptı. Türk edebiyatında seyahatname türünde kaleme alınmış en büyük eser, Evliya Çelebi'nin on cilt olarak yazdığı Seyahatnâme'dir. 3u eser dünyada, bu türde yazılmış bütün eserlerle boy ölçüşebilecek bir mükemmelliğe sahiptir. Ayrıca Şeydi Ali Reis'in Mir'âtü'l - Memâlik (Ülkelerden Manzaralar) Nâbi'nin Tuhfetü'l-Harameyn, İzzet Molla'nın Mihnet - Keşan adlı eserlerini, Tanzimat'tan önceki devrede yazılmış Seyahatnameler arasında sayabiliriz. Tanzimat'tan sonra ve özellikle Cumhuriyet'ten bu yana bu türde verilen eserlerin sayıları çok artmıştır.
YAZIM KURALLARI
Sözcüklerin ve harflerin yazılışıyla ilgili belli kurallar da vardır. Bunları şimdi ayrı ayrı göreceğiz.
BÜYÜK HARFLERİN KULLANILDIĞI YERLER
• Her cümle büyük harfle başlar. Ancak sıralı cümlelerde, cümleler arasında noktalı virgül kullanıldığında, bu işaretten sonraki cümle küçük harfle başlar.
"Her sabah, erkenden kalkarım; işe geç kalmamaya özen gösteririm."
cümlesinde birinci cümle büyük harfle başladığı halde, ikinci cümle küçük harfle başlamıştır.
• Kitap, dergi isimleri, kurum, kuruluş isimleri ve diğer özel isimler daima büyük harfle başlar.
"Ben bu Yalnızız romanını çok beğeniyorum."
"Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı'nda iş bulmuş."
• Özel isimlere bağlı ünvan ve lakaplar özel isimden önce de gelse sonra da, büyük harfle başlar.
"Bunu yapsa yapsa Borazan Mustafa yapar."
"Bugün bize Avukat Rıza Bey gelecek."
• Ay, Güneş, Dünya ve öteki gezegen isimleri gerçek anlamıyla kullanılırsa büyük harfle, mecaz anlama gelirse küçük harfle başlar.
"Artık Dünya'nın Güneş'e uzaklığı biliniyor."
cümlesinde altı çizili sözcükler gerçek anlamda olduklarından büyük harfle başlamış ve ekler kesmeyle ayrılmıştır.
"Haberi duyunca dünyalar benim oldu sanki."
cümlesinde altı çizili söz mecaz anlamda olduğundan küçük harfle başlamış ve ekler ayrılmamıştır.
• Yön bildiren isimler, yönünü bildirdiği isimden önce gelirse (yani sıfat olursa) büyük harfle, sonra gelirse küçük harfle başlar.
"Bu derste Kuzey Anadolu'yu göreceğiz."
"Bu derste Anadolu'nun kuzeyini göreceğiz."
cümlelerinde altı çizili söz birinci cümlede sıfat olmuş ve büyük harfle yazılmış, ikincide isim olmuş ve küçük harfle yazılmıştır.
• Tarihler arasında kullanılan gün ve ay isimleri büyük harfle başlar.
"30 Mart 1994 Pazartesi günü bir oğlum oldu."
"Buraya her yıl mart ayında gelirler."
Cümlelerinde tarihler arasında kullanıldığı birinci cümlede büyük harfle başlatılan "mart" sözü tarihler arasında olmadığı ikinci cümlede küçük harfle başlatılmıştır.
"Mİ" SORU EDATININ YAZIMI
• Bu edat kendinden önceki sözcüğe ayrı, kendinden sonraki eklere bitişik yazılır.
"Bunu biliyor musunuz?
"Bu olayı Emre' mi anlattı?"
yanlış
"Bu olayı Emre mi anlattı?"
doğru
İKİLEMELERİN YAZIMI
• İkilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına hiçbir noktalama işareti getirilmez.
"Olanları bana bir, bir anlattı."
yanlış
"O buraya aşağı-yukarı iki saatte bir uğrar."
yanlış
cümlelerinde birincide virgül, ikincide kısa çizgi, yazım yanlışına neden olmuştur.
• Pekiştirmeli sözcükler ise daima bitişik yazılır.
"Koskocaman adamsın, sapasağlamsın çalış biraz."
SAYILARIN YAZIMI
• Sayı isimleri birbirinden ayrı yazılır.
"Yirmi iki bin sekiz yüz altmış yedi lira artmış."
• Sayılara gelen ekler sayının okunuşuna göre getirilmeli.
"Yarışmada 6'ıncı olduğuma sevindim."
cümlesinde altı çizili söz yanlış yazmıştır. Çünkü sayıyı yazıyla yazsak "altıncı" olur yani ek "-ncı" olacaktır.
"Bana 3'de geleceğini söylemişti."
cümlesinde de ekte hata vardır. Çünkü "üç" sözü sert sessizle biter, buna göre ek de sert sessiz olmalı yani "3'te" olmalıdır.
"Kİ" BAĞLACININ YAZIMI
Türkçe'de üç tür "ki" vardır: İlgi zamiri, sıfat yapan ek ve bağlaç. Bunlardan ilk ikisi kendinden önceki sözcüğe bitişik, sonuncusu ayrı yazılır.
İlgi zamiri daima bir ismin yerine geçer ve cümleden çıkarılamaz.
"Sizin arabanız yeni, bizimki biraz eskice."
cümlesinde "-ki" araba isminin yerine geçmiştir.
Sıfat yapan ek, eklendiği sözcüğe ait olan bir ismin sıfatı olur. Cümleden çıkarılamaz.
"Çantandaki kalemleri çıkar bakalım."
Bağlaç olan ki ise cümlede açıklama anlamı verir. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmaz. Çekimli fiillerden sonra gelen "ki" ler daima bağlaçtır.
"Baktım ki gelmiyor, ben yanına gittim."
"O ki bunu bana yaptı, herkes yapar.
"DE" BAĞLACININ YAZIMI
Türkçe'de iki tür "de" vardır: Hal eki ve bağlaç.
Hal eki cümlede yer, zaman bildirecek şekilde kullanılır ve cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulur.
"Beni durakta bekle."
"Geldiğinde beni arardı."
Cümlelerindeki "de"leri çıkarırsak cümlenin anlamsız hale geldiğini görürüz.
Bağlaç olan "de" cümlede başka şeylerin de olduğu anlamını verir. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı daralır ama bozulmaz.
"Sen de gelecek misin?"
"Baktı da tanımadı."
Cümlelerinde "de"leri çıkarırsak, birincide başka şeylerinde olduğu anlamı ortadan kalkar, ama cümle yine anlamlıdır. İkincide ise daralma bile olmaz.
"Bu soru hiç te zor değil.
yanlış
"Bu soru hiç de zor değil.
doğru
Bizimle Yunus'da gelecek mi?
yanlış
Bizimle Yunus da gelecek mi?
doğru
Yusuf'ki bunu bilemedi, kimse bilemez.
yanlış
Yusuf ki bunu bilemedi, kimse bilemez.
doğru
BİLEŞİK SÖZCÜKLERİN YAZIMI
Bileşik sözcükler daima bitişik yazılır. Ancak bileşik fiillerin bir bölümünün, bileşik sıfatların ayrı yazılanları da vardır.
Buna göre kurallı bileşik fiiller (yeterlik, sürerlik, tezlik, yaklaşma fiilleri) daima bitişik yazılır.
"gelebilir, gidiverdi, bakakaldı, düşeyazdı"
Yardımcı fiille yapılanlarda isim durumundaki sözcükte ses düşmesi ya da türemesi oluyorsa bitişik, olmuyorsa ayrı yazılır.
"yolcu etti, sabretti, hissetti"
Anlamca kaynaşmış bileşik fiillerin ise kimileri bitişik kimileri ayrı yazılır belli bir kuralı yoktur.
"Dalga geçme, vazgeçme"
İki sözcüğün anlamını kaybedip kendi anlamlarından başka bir anlama gelerek oluşturdukları bileşik sözcükler bitişik yazılır. Bileşik sözcükler konusunu yeniden gözden geçirin.
"Bu gecekondu kimin acaba?"
"Böyle gelişigüzel konuşmayı bırak."
Burada özellikle, karıştırılan birkaç sözcüğü de anlatmadan geçmeyelim.
"Herhangi bir sorun yok ortalıkta."
"Hiçbir soru zor değildi."
"Birtakım insanlar giyimlerine önem vermezler."
"Birkaç kişinin sözü birçoğunu üzdü."
"Elverir ki bir gün bana, gel, desin."
YAZIMI KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER
Kimi sözcüklerin yazımı çoğu zaman, seslerin yeri değiştirildiğinden yanlış olur. Bunlardan birkaçını gösterelim.
Yanıl
Yalın
Kırp
-
-
-
ış
ız
ık
D
yanlış
yalnız
kirpik
kibrit Y
yalnış
yanlız
kiprik
kirbit
KISATMALARIN YAZIMI
• Sözcüklerin baş harflerinin alınmasıyla oluşturulan kısaltmalar daima büyük harfle yazılır. Bu kısatmalara ek getirilirken, harflerin ifade ettiği sözcükler söylenmez sadece harfler okunarak getirilir.
"ÖSS'de başarılı olamadı."
cümlesinde eğer harflerin ifade ettiği sözcükleri söylesek ek "Öğrenci Seçme Sınavı'nda" şeklinde olacaktı. Kısaltıldığında "de" şeklinde olmuştur.
A) Yapısal Bozukluklar:
1. Tümleç eksikliği:
2. Tamlama Uyumsuzlukları
3. Özne Yüklem uyumsuzlukları
4. Fiillerle ilgili uyumsuzluklar
5. Eklerle ilgili uyumsuzluklar
6. Noktalama eksikliği
B) Anlamsal Bozukluklar :
1. Gereksiz sözcük kullanımı
2. Yanlış karşılaştırma
3. Söz dizimi bozukluğu
4. Mantık hataları
5. Çelişen sözcükler
6. Karıştırılan sözcükler
7. Deyim ve atasözü yanlışlıkları
A) Yapısal Bozukluklar :
1. Tümleç Eksikliği :
* Sıralı-bağlı cümlelerde görülür. Bazı fiiller bir öğeyi nesne halinde alırken bazıları dolaylı tümleç halinde alır. Her fiilin gerektirdiği unsur yerinde kullanılmalıdır.
Yani;
Kelime +-e hali ; kelime +-i hali
veya kelime +-den hali almış bir cümle olmalı
Kelime +-i hali ; kelime +-e hali
Örnekler:
- Öğrenciyi yanına çağırdı; nasihat etti. (öğrenciye) D.T. eksikliği
- Öğretmenliğe teşvik etmeli; desteklemeliyiz. (öğretmenliği) Nesne eksikliği
- Babasını sevmiyor, her gün daha da nefret ediyordu. (ondan) D.T. eksikliği
- Köye yaklaşıyor muyuz ; uzaklaşıyor muyuz? (köyden) D.T eksikliği
- Herkesten önce onu çağırıp; görüş. (onunla) edat tümleci eksikliği.
- Düşman şehri bombalamış;ama girememiş;ele geçiremeyince, çekip gitmişti.(Yanlış)
Düşman(,) şehri bombalamış; ama (şehre)girememiş; (şehri) ele geçiremeyince, (oradan) çekip gitmişti.( Doğru )
- Bu konuda sana inanıyor; güveniyorum doğrusu. Her iki yüklem de "-e" hali eki alıp geçişsiz olduğu için herhangi bir öğe eksikliği yoktur. Biri geçişli biri geçişsiz olursa tümleç eksikliği ortaya çıkar.
2. Tamlama Uyumsuzlukları :
• İsim tamlamaları bazı eklerle kurulur. Sıfat tamlamaları ise eksizdir. Bu yüzden isim ve sıfat aynı tamlanana bağlanamaz.
• Tamlanan eksikliği:
- Toplantıya özel ve kamu sektörlerini çağırdı. özel sektörleri
- Siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında görüştüler.siyasi,askeri alanlarda
(98-ÖSS)
- Bu konu ekonomik ve sağlık açısından önemlidir. ekonomik açıdan
- Hece ve serbest vezin şiirin değişmez kalıplarıdır. vezni
• Tamlayan eksikliğine dikkat etmeli.(Cümlede belirsizliği gidermek için şahıs zamiri koyma)
- Bu konuda müdüre danışalım, görüşlerinin neler olduğunu öğrenelim.
müdürün görüşlerinin...
- Buraya geldiğini duydum. ( kimin? : onun -senin)
• Tamlayan eki eksikliği.
Şirketimiz memuru ve tek elemanısın. şirketimizin memuru
• Cümlede belirtili isim tamlamalarının ek uyumuna dikkat edilmelidir.
- Toplantıda gündemin öğrencilerin başarılarının artırılmasıyla ilgili maddeye geçildi. gündemin maddesine
Soru :
Aşağıdaki cümlenin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
A) O yıllarda hepimiz tiyatro tutkunuyduk ve çalışmaya susamıştık.
B) Film bir ailenin sıradan olaylar karşısındaki şaşırtıcı tutumunu ustalıkla
yansıtıyor.
C) Festivalin bu bölümünde, müziğin farklı türlerinde adını duyurmuş sanatçılar
sahneye çıkacak.
D) Sanatçının bu karikatürleri, başta Berlin ve Paris olmak üzere Avrupa'nın
çeşitli kentlerinde sergilenecek.
E) Bu kameralar, rahatça kullanabildiği ve taşınmasının kolay olması nedeniyle
tercih ediliyor.
(I998- ÖSS)
Soru :
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlatım bozukluğu vardır?
A) Yetkililer, bu konuda uluslar arası işbirliği yapılmasına karar verdiler.
B) Siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında görüştüler.
C) Üye olan ülkelere toplantı konusunda bilgi verilmesini gerekli gördüler.
D) Toplantıda, herkesin tartışmalara katılması gerektiğini söylediler.
E) Gelecek toplantıda ele alınacak konuyu belirlediler.
(I998- ÖSS)
3) Özne - Yüklem Uyumsuzlukları :
a) Özne Eksikliği: ı................ı............ı................ı
Ö Y ? Y
• Sıralı - bağlı cümlelerde görülür. İki ayrı yüklemin ayrı öznesi bulunması gerekirken bir özne ile yetinilmesi anlatım bozukluğudur.
- Sinirleri bir hayli bozulmuş; çok üzülmüştü. (O)
- Gün geçtikçe yayın evlerinin kapandığını görüyorum;herhalde zarar ediyor.(Yayınevleri)
- Edebiyat dersini severim ;çünkü beni romantik havalara götürür. (Edebiyat dersi)
- Eskişehir'de havalar açık; artık sisten, kirden arınmış durumda.(Eskişehir)
b) Olumlu- Olumsuz Bakımından Uyumsuzluk:
* Bağımsız sıralı cümlelerde özne olumlu ise, yüklem olumlu; özne olumsuz ise, yüklem olumsuz olmalı. Aynı zamanda özne eksikliği görülür.
- Hiçbiri okula gelmedi ,dışarıda oynadı.Herkes
- Herkes ondan nefret ediyor,yüzünü bile görmek istemiyordu . Hiçbiri
- Hiçbiri anlatılanlara inanmadı; kendi fikrine ısrar ettirdi. Hepsi
- Hepsi dersten önce kütüphanede toplansın; sakın dışarı çıkmasın. Hiç kimse
c)Tekillik-Çoğulluk Bakımından Uyumsuzluk : İnsan dışındaki varlık ya da kavramların özneleri çoğul ise yüklemi tekil olur.
* Anılar beni bu akşam ağlattılar. ağlattı
* Özne insansa her ikisi de olabilir. Ancak çoğul öznelerin fertleri toplu değil, tek tek düşündürülüyorsa yüklem tekil olur.
- Çocuklar erken uyurlar.
* Çokluk bildiren sözcükler özne olduğunda, yüklem ya da diğer öğelerde çokluk ekine gerek yoktur.
- Birçok insanlar sabahları erken kalkarlar. kalkar
* Özne farklı şahıslardan oluşmuşsa yüklem çoğul şahıs eklerinden birini almalı.
- Sen ve o aynı yolun yolcususun. larısınız
- Sen ve o yarın görüşürsün. görüşürsünüz.
- Ablamla eniştem Kütahya'ya döndü. ler
* Zaman kavramları tekil yüklem alır:
- Mart ayları en soğuk aylardır. aydır
- Aylar, yıllar su gibi akıp geçtiler. geçti
- Özleşme ve sadeleşmenin dilimizi yoksullaştırdığı şöyle dursun; tam tersine zenginleştirmektedir.
( özleşme ve sadeleşme) Özne eksikliği ( dilimizi) Nesne eksikliği
Soru :
Türkçe'de bir cümlenin öznesi, birinci ve üçüncü tekil kişiden oluşuyorsa, yüklemi birici çoğul kişiden olur.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu kurala uymamaktan kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır?
A) O akşam ben kendi odama, Fatma da kendi odasına çekilmişti.
B) Teyzemlerin yeni evlerin taşınmasından sonra siz bu eve yerleştiniz.
C) Havalar böyle giderse bir süre daha kahvaltımızı balkonda yapacağız.
D) Ben de bir tabak alıp sofraya oturayım.
E) Babasıyla annesi, bu evi üç yılda zar zor yaptırabildiler.
(I998- ÖSS)
4) Fiiller ile ilgili Uyumsuzluklar :
a) Ayrı yüklem gerektiren özneler aynı yükleme bağlanamaz :
Ö ? Ö Y
ı...........ı.............ı..............ı
Çocuğun boyu kısa, bedeni de pek biçimli değildi. kısa idi.
Yüklem eksikliği(Özne-yüklem uyuşmazlığı)
Bu konuda bir sen, bir de ben varım. varsın
Çayı az, sigarayı ise hiç sevmem. severim.
b) Yardımcı fiil ve fiilimsi eksiklikleri :
Yazı yazarken imlaya dikkat etmelerini söyledim. gerektiğini
Partide meyve suları pastalar, kekler yendi. içilerek
Bu sınavda kimin çalışkan, kimin çalışkan olmadığı ortaya çıkar. olduğu
Her gün yemek, arkasından sigara içmek hiç iyi değil. yemek (fiilimsi
eksikliği)
c) Etken -Edilgen Uyumsuzluğu:
Her sabah erken kalkmaya çalışılmalı. çalışmalı
5- Eklerle İlgili Uyumsuzluklar :
a- Meslek bildiren sözlükle ek birlikte bulunmaz : (cı).
Dayım bakkalcılığa yeni başladı bakkallığa
b- * Ek'in yazılması gereken yerde yazılmaması, yazılmaması gereken yerde yazılması.
Yazılan konular geçen yılın hazırlanan ama; öğrenciye verilmeyen konulardır. konularıdır.
Sanki tüm kabahatleri bendeymiş gibi davrandı.Tüm kabahatler bendeymiş gibi davrandı. Tüm kabahat bendeymiş gibi davrandı.
Tutuklular salınılıverdi. salıverildi
c- Uygun olmayan eklerin bir arada kullanılması:
Söylediklerimden hep aksini yaparsın zaten.
(-in)
d- İsim hal eklerine dikkat edilmeli, karıştırılmamalı:
Sana çok iyi tanıdığımı söyleyebilirim. seni
Hepinizi iyi akşamlar dilerim. hepinize
e- Eklerin yer değiştirmesine dikkat:
Bir türlü okuyabilemedim , anlıyorsun mu? okuyamadım, anlıyor musun?
1-Gereksiz Sözcük Kullanımı:
* Cümleden çıkarıldığında anlam bozulmuyorsa o sözcük gereksizdir.
a- Eş Anlamlı sözcükler bir arada kullanılmaz.
- Böyle neşeli ve şen bir bakışla baktı.
- Hatıralar daha henüz dün gibi.
b- Cümlede bir sözcüğün anlamına gelen kullanım varsa o sözcük gereksizdir.
İhtiyar, yerinden kalkarken az kalsın düşeyazdı.
Soru :
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde gereksiz sözcük kullanılmamıştır?
A) Yurt için yirmi adet yatak satın alındı.
B) Sınav yaklaştıkça heyecan gittikçe günden güne artıyordu.
C) Çocukların nasıl beslenip büyütüleceklerini düşünmek gerekir.
D) Onunla toplantıda ilk kez tanıştık.
E) Bu yol yaya yürümekle bitmez.
c- Koşul Ekiyle Koşul Sözcüğü Bir Arada Bulunmaz:
- Eğer kazanırsanız yerler bizden...
d- Gereksiz Yardımcı Eylemin Kullanılması :
- ÖSYM'ye başvuruda bulunduk. başvurduk
- Televizyon çocuklara ve gençlere kötü etki ediyor.
- gençleri kötü etkiliyor
- umut etmek umutlanmak
- kuşku etmek kuşkulanmak
- istek aldı istenildi
- ilgi almak ilgilenmek
e-İyelik ekiyle, iyelik zamiri bir arada kullanılmaz.
- Gördüğün çocuklarımın hepsi benimdi çocukların
- Senin anlattıkların her zaman doğru mu?
- Bizim köyümüz oldukça güzel. Bizim köy
f) Şahıs ekleriyle eke ait şahıs zamiri birlikte bulunmaz:
Baharın geleceğini söylemiştik biz.
h) "-de yine de, de ne de, henüz hala , ancak sadece,
daha fazla, ilk önce, daha yeni, sankigibi, daha henüz, nedeniise " gibi sözcükler birlikte bir cümlede kullanılamaz.
Seninle görüşmesem de yine de seni özlerim.
i) Fiilimsilerin bulunduğu cümlelerde fiilimsi veya fiilimsiden önceki
veya sonraki sözcük gereksizdir.
İlk defa olarak bu okula geldim.
Havalar soğuduğunda dolayı hastalıklar artmaya başladı.
Açık kadro için başvuruda bulunan çok.(Başvuran).
• Sözcük türleri ve vurgulanan sözcükler cümleden atılmaz.
İlk ben merak ettim.
Soru 1 :
" Bulduğu hazır formülleri, gizli bir sır gibi saklıyordu."
I II III IV V
Yukarıdaki altı çizili sözcüklerden hangi ikisi cümleden atıldığında cümlenin anlamında bir daralma olmaz?
A) I-IV B) I -V C) III-IV D) II-IV E) II-V
Soru 2 :
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "daha"sözcüğü gereksiz değildir?
Üniversiteye daha yeni kaydoldum.
Bunları söylemen için daha fazla erken
Daha başka öneriniz yok mu?
Buraya daha henüz gelmediği doğru mu?
Hala daha konuşup duruyorsun
Soru 3 :
Festival süresince her gün düzenli olarak çıkacak olan "İlk Çekim" adlı
I II III IV
siyah- beyaz dergi sinemaseverlere ücretsiz dağıtılacak.
V
Bu cümledeki altı çizili sözlerden hangisi çıkarılırsa cümlenin anlamında daralma olmaz?
A) I B) II C) III D) IV E) V
(I998- ÖSS)
2) Yanlış Karşılaştırma :
ÖRNEK:
Bu şarkıyı Sevgi'den çok severim.
(Sevgi'yi sevmemden mi çok , yoksa Sevgi'nin şarkıyı sevmesinden mi çok?)
ÖRNEK: Şiiri köşe yazarlığı gibi düşünüyorum.
(Şiirimi,şairliğimi)
3) Söz Dizimi Bozukluğu :
* Bazı sıfat ya da zarfların kullanılması gereken yerden önce kullanılmasıdır.
- Yeni eve girmiştik.
- Kervansaraylar her yolda kalan insanın sığınağı idi.
- Cesetler çok denizde kaldıkları için çürümüş
- Adım adım Bursa'yı gezdik. Bursa'yı adım adım gezdik.
4) Mantık Hataları :
a) Sözcüklerin yerinde kullanılmaması yüzünden ortaya çıkan hatalardır.
- Dikkat etmezsen düşebilirsin;hatta ayağın bile kayabilir.
b) Cümlede anlatılana uymayan eylemin kullanılması yüzünden ortaya çıkan hatalardır.
- Uzun süre yatmak hastaya fayda değil; zarar sağlar.
- Yağışların bol olması tahılda mahsulün bol olmasına neden oldu.(Sağladı)
- Bu işte kaybetme şansı çok yüksek.(Şans-olasılık)
- Ödevini gelmeden önce mi sonra mı yaptın?
- Giydiği kravat ona çok yakışmış.(Giydiği -taktığı)
- Saçı sakalı büyümüş, tanınmaz olmuştu. (Uzamış)
5) Çelişen SözcüklerAnlamca Çelişen Sözcüklerin Birlikte Kullanılması) :
- Mutlaka bu sene kazanacağım galiba.
- Hava çok güzel ;ama açık.
- Öğretmen masasından yavaşça doğruluverdi.
- Kesinlikle sınavı kazanabilirim.
- Kişisel olanı arayışı onun nesnel tutumunu gösterir.
- Ne annesinden ne de babasından vazgeçemiyordu.
6) Karıştırılan Sözcükler(Yanlış Anlamda Kullanılması) :
* Sözcüklerin şekilce benzerlikten dolayı yanlış anlamda kullanılmasıdır.
Soru :
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir sözcüğün yanlış kullanılmasından
kaynaklanan bir anlatım bozukluğu yoktur?
A) Üşütmüşüm vücudumda kırgınlık var.
B) Yeni kayıt olan çekimser bir şekilde girdi.
C) İki takım arasında ayrıcalıklar var.
D) Konuk severlik Türkiye'ye özel bir davranıştır .
E) Televizyonumuz yeni yayınına başlamıştır.
-yayım: Baskı ve dağıtım işi
-yayın: Haber, program veya gazete ,dergi gibi organların genel adı.
7) Deyim ve Atasözü Yanlışlıkları :
* Deyim ve atasözündeki kelimeler değiştirilmez
* Farklı deyimler anlatılmak istenenin yerine kullanılmaz.
- Aç ne yemez ,tok ne yemez.içmez
- El öpmekle ağız aşınmaz. dudak
- Ona yardım et elinden geleni ardına koyma. elinden geleni yap
- Öğrenciler böyle yaparsa öğretmen ne yapsın,balık baştan kokar. Öğretmen böyle yaparsa öğrenciler ne yapsın...
"Bu cümledeki anlatım bozukluğu aşağıdakilerin hangisinden kaynaklanmaktadır?"
Yukarıdaki soru tipinde olduğu gibi Anlatım bozukluklarının sebepleri ÖSYM'nin cevap şıklarıyla aşağıda anlatılmıştır.
Anlatım Bozukluklarının Sebepleri :
1) Öğe Eksiklikleri :
a) Nesne eksikliği: Üniversiteyi kazanmaya teşvik etmeli; desteklemeliyiz.
b) D.T. eksikliği: Hükümet tabibine muayene edilerek, sağlık raporu alacaksın.
c) E.T. eksikliği: Bu konuda ona git ve görüş.
d) Özne eksikliği: Denizli'de havalar açık;artık yağmurdan sisten arınmış durumda.
e) Yüklem eksikliği: Çayı az , sigarayı ise hiç sevmem.(Özne-yüklem uyumsuzluğu)
Edebiyat sorularını Özcan Bey'le ben; dilbilgisi sorularını ise, diğer öğretmenler hazırladı.
2) Tamlama Uyumsuzluğu :
a) Öznenin tamlayan eki almasından:
- Ucu yırtık paraların merkez bankası dahil hiçbir yerde işlem görmüyor.
(t.yan eki fazlalığı)
b) Tamlayan eksikliğinden:
- Öğrenciyi düşünmeye ve yaratıcı olmaya yönelten ve herhangi bir konu
üzerinde eleştiri yapmasını sağlayan bir anlayış, henüz eğitim sistemimize
yerleşmedi.(öğrencinin)
c) Tamlamanın yanlış yapılması:
- Bu konu ekonomik ve sağlık açısından önemlidir.(Tamlanan eksikliğinden)
- Toplantıda gündemin öğrencilerin başarılarının artırılmasıyla ilgili maddeye
geçildi .(İyelik eki eksikliğinden)- maddesine
- Bu kitaplar kütüphanenin yer almadığı için yerleştirilmeyen kitaplardır.
3) Özne - Yüklem Arasındaki Uyumsuzluklar :
* Çoğul şahıs ekinin kullanılmaması
- Dürüst biri olduğundan dün de bugün de kuşkuya düşmüyorum.
- Bu dünyada bir sen bir de ben varım.
* Tekillik çoğulluk bakımından uyumsuzluk
- Kuzular kırda koşuşturuyorlar.
- Aylar , yıllar su gibi akıp geçtiler.
* Olumluluk-olumsuzluk bakımından uyumsuzluk
- Hiçbiri okula gelmedi; dışarıda oynadı
- Herkes ondan nefret ediyor; yüzünü bile görmek istemiyordu.
* Ek- eylem kullanılmaması veya yanlış kullanılması
- Sözleri dokunaklı; konuşması açık değildi.
* Etken- edilgen uyumsuzluğu
- Her sabah erken uyanılmaya çalışmalı.
* Fiil veya fiilimsi eksikliği
- Bu sınavda kimin çalışkan ,kimin çalışkan olmadığı ortaya çıkacak.
5) Eklerle İlgili Uyumsuzluk :
Anlattığım olayları garip ve yanlış görülebilir.
* İlgi ekinin gereksiz kullanılması,eksik kullanılması
- Muğla yöresindeki yangınlardan geriye çıplak tepeler kaldı.
* İlgi ekinin eksik kullanılması
- Bu soru ben ve benim gibi sınava girmiş olan birçok kişinin kafasını karıştırdı
* Çoğul ekinin gereksiz kullanılması
- Birçok insanlar sabahları erken uyanır.
* Uygun olmayan ekin kullanılması
- Söylediklerimden hep aksini yaparsın zaten
- Hepinizi başarılar dilerim.
- Hava kirliliğinin nedenlerinden biri yeşil alanların azlığındandır.
6) Noktalama Eksikliği :
- Küçük çam ağacını dikti.
- İhtiyar arkadaşıyla gitti.
7) Gereksiz Sözcük Kullanılması :
- Soruları cevaplandırsa da yüzü yine de gülmez.
(Aynı anlama gelen sözcüklerin birlikte kullanılması.)
8) Çelişen Sözcüklerin Birlikte Kullanılması :
- Elbette onunla gitmiş olabilirler.
- Aşağı yukarı tam altı yıl geçmişti.
9- Bir Sözcüğün Anlam Bakımından Yanlış Kullanılması :
- Onların yaşayışına eskiden alakası vardı. (Karıştırılan Sözcükler)
Yaşamına
- Bu konuda gençleri azımsamak doğru değil. (Karıştırılan Sözcükler)
küçümsemek
10) Mantık Hataları (Sözcüklerin anlamına ve işlevine uygun kullanılmaması) :
- Artık hastamızın sağlık durumu tamamen iyileşti.
- Beyin zarı iltihabı ölüme hatta çocuk felcine yol açıyor.
- Küçüklerin adım atışları, dönüşleri, el vuruşları büyüklerinki gibiydi; üstelik küçüklüklerinin verdiği sevimlilikte cabası.
11) Sıfat veya Zarfın Yanlış Yerde Kullanılması :
- Karış karış çevreyi taradık; onu bulamadık. (Söz dizimi bozukluğu)
- Kervansaraylar her yolda kalan insanın sığınağıdır. (Söz dizimi bozukluğu)
1- Kişiyi içinde yaşadığı toplumun değer yargıları biçimlendirir.
Bu cümlenin öğeleri aşağıdakilerden hangisinde sırasıyla verilmiştir?
A) Özne - dolaylı tümleç - yüklem
B) Nesne - özne- yüklem
C) Nesne - dolaylı tümleç - yüklem
D) Özne - zarf tümleci - yüklem
E) Dolaylı tümleç - özne - yüklem
(97-ÖSS)
2- "Kış, adanın her tarafına yayılabilmek için rüzgarlarını seferber ettiği zaman, öbür yakadaki yaz, pılını pırtısını toplamamıştı."
Bu cümlenin öğeleri aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?
A) Özne- zarf tümleci - nesne - yüklem
B) Zarf tümleci- özne- nesne - yüklem
C) Zarf tümleci - özne - yüklem
D) Zarf tümleci - dolaylı tümleç- özne- yüklem
E) Özne - zarf tümleci - dolaylı tümleç - yüklem
(86-ÖYS)
3- İçeriye ellerinde kameralarıyla genç, orta yaşlı , kadınlı erkekli bir grup gazeteci girdi.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde öğelerinin sıralanışı yönüyle benzerlik vardır?
A) Konferansa katılan konuşmacı, ağır adımlarla kürsüye doğru ilerledi, tane
tane anlatmaya başladı.
B) Konferans salonuna alınan velilere, okul müdürü az ama öz konuşarak
sorunları açıkladı.
C) Deniz kıyısına toplananlar, büyük bir hayranlıkla güneşin batışını izliyordu.
D) Derenin kuzeye bakan tarafındaki ağaçların altı serin, diplerindeki otlar
dipdiriydi.
E) Düzenlenen seminere, kullanacakları aletlerle birlikte, işe yeni başlayan
arkadaşlarımız katılacak.
(96-ÖSS)
4-
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, öğelerine ayırmada yanlışlık yapılmıştır?
A) Evimin duvarını / doğa manzaraları / süsler.
B) Babamın / çarşıda / böyle küçük bir dükkanı / vardı.
C) Yıllardır görmediği arkadaşıyla / dün / sokakta / karşılaştı.
D) Bu Anadolu / şehrinin ilkbaharı / kırk ikindi yağmurlarıyla başlar.
E) Küçük odamın penceresinden / yemyeşil bir ova / görünüyordu.
(88- ÖSS)
5.
I- Masallardan çekerdik dizeleri, tülbent gibi.
II- Biz kaldık, koyup gitti bahar.
III- Yıldızlarda çobandık, değirmenlerde su.
IV- Akıyor zaman, ağır, kendi gönlünce.
Yukarıdaki dizelerin hangilerinde birden çok yargı vardır?
A) I. ve II B) I. ve III. C) II. Ve III.
D) II. Ve IV E) III. ve IV.
(1994 - ÖSS)
6.
Aşağıdaki ikili dizelerden hangisi bitmemiş bir cümle durumundadır?
A) Gecenin koyu karanlığında
Rüzgarda sokak kokusu
B) Çiçek açmayı deniyordu
Bahçemizde erik ağacı
C) Uğraşma boşuna şiir yazamazsın
Bu kadar maviyken gökyüzü
D) Bana bu kadar açık söylemedi
Güzel olduğunu yaşamanın
E) Gökyüzünün maviliğine akarak
Savruldu sonsuza ışık hızım
(1997-ÖSS)
Anlatım Bozuklukları Nelerdir - Türkçe Dilbilgisi Konuları
1
ANLAM BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI
1)Gereksiz Sözcük Kullanma:Bir cümlede anlamları aynı olan veya anlamca biri diğerini içeren sözcüklerin birlikte kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
*Kulağıma eğilerek alçak sesle bir şeyler fısıldadı.
*Bu yol yaya yürümekle bitecek gibi değil.
*Onlar da beş yıldır karşılıklı mektuplaşıyorlar.
*Geçmişteki hatıralardan bir şikayetim yok
*Ülkemizin sorunları bitmiyor ,tükenmiyor
*O günleri daha henüz dün gibi hatırlıyorum
*Bu gece ısı sıfırın altında eksi beş derece olacak.
*Gülmesinin nedeni bugün iyi bir haber almasındandır.
*Onunla ilk tanışmamızı unutamam.
*Dün gece uyurken gördüğü rüyayı anlattı.
*Sanki dalgasız bir deniz gibiydi yüzü.
*Sana söyleyeceğim bu gizli sırlarımı kimseye söyleme.
*Yaptıklarını kendi ağzıyla itiraf etti.
*Havada beyaz kar taneleri uçuşuyor.
*Bu iş yerinde aşağı yukarı üç dört yıldan beri çalışıyorum.
*Sınav yaklaştıkça öğrencilerin heyecanı gittikçe artıyor.
*Galiba başka çaresi de yok gibi görünüyor.
*Sınıfın boyu en kısa öğrencisini arkaya oturtmuşsun.
*Yaşlı adam söz almak için oturduğu yerden ayağa kalktı.
*Dosyadaki mevcut belgelerden anlaşılıyor ki bu iş uzun sürecek.
*Artık bundan sonra oraya gitmene gerek kalmadı.
*İki kardeşten en küçüğü okula gitmiyordu.
*Bu saatte oraya yalnız gidemem;seninle birlikte gitmek istiyorum.
*İşte seninle bu yüzden dolayı konuşmak istemiyorum.
*Niçin böyle yüksek sesle bağırıyorsun ki?
*Biz onlara iki günde bir, gün aşırı giderdik.
*Yorulmamıza rağmen basamaklardan yukarı hızlı hızlı çıkıyorduk.
*Türkçede Arapça ve Farsça dillerinden gelmiş sözcükler vardır.
*Böyle havalarda eve bir tane bile ekmek götürmeyi unutur.
*Kadın küçük çocuğa yaklaşarak senden büyük ağabeyin var mı diye sordu.
*Yarınki toplantıda ülkenin ekonomik ve iktisadi problemleri tartışılacak.
2)Sözcükleri birbiriyle karıştırma:Anlamları veya yazılışları çok benzer olan sözcüklerin karıştırılması cümlenin anlam bütünlüğünü bozar.
*Geri kalmışlık Türkiye'ye özel bir durum değil.
*Bu binalar gerçekten çok yaklaşık yapılmış.
*Size birazdan düğün resimlerini göstereceğim.
*Bir öğrenci sınıfta kalmışsa onun sınıfı geçmesini güçlendiren nedenleri araştırmak gerekir.
*Bizden son öğretim durumunu gösteren bir belge istedi.
*Vatandaşlarımız arasında din ,dil,ırk ayrıntısı yapılamaz.
*Bazı öğrenciler derste çok çekimserdir.
*Uzun saçlı bir genç geldi,kendini bize tanıştırdı.
*Vezüv etken bir yanardağdır.
*Deterjandan elleri tahrip oldu.
*Bu bölgenin kendine özgün gelenekleri vardır.
*Camdan yankılanan ışık gözlerimi kamaştırdı.
*Yazarın on dördüncü kitabı da yayınlandı.
*Belediyeler sık sık güz etkenlikleri yapıyor.
*Çocukların birbirleriyle uygunluk içinde olmaları çok güzel.
*Bu iki olay arasında hiçbir ayrıcalık yok.
*Fiyatlar çok pahalı olduğu için satışlar çok durgun.
*Kar yolu kapadığı için geçit servis yolundan sağlanıyordu.
3)Sözcükleri Yanlış Anlamda Kullanma: Sözcük anlamlarına uygun yerde kullanılmadığı zaman ya da yanlış anlama gelecek şekilde kullanıldığında anlatım bozukluğu doğar.
*Bu onların bolluğa düştükleri zaman bile savurganlık etmelerine yol açar.
*Şimdi size yarın yayınlanacak programlardan bazılarını hatırlatıyoruz.
*Bence sizin bu sınavı kaybetme şansınız hiç yok.
*Alınan bunca borç Türkiye'nin Avrupa'ya bağımlı olmasını sağladı.
*Bugün dünyanın yüz kırk ülkesinde cüzamlılar günü kutlanıyor.
*Bu yıl babamın yüzünden sınıfı geçtim.
*Annesi iyi çorap dokurdu.
*Ektiğin fidanlar meyveye döndü.
*Her türlü girişimden çekinmeyen biriydi.
*Aldıkları para mutluluklarına yol açtı.
*Cumhuriyet 1923 tarihinde ilan edildi.
*Ben 21 Mart 1978 yılında doğmuşum.
*Uzun bir ders yılı daha tamamlanmak üzere tatil iyice yanaştı.
*Tırnakların bir hayli büyümüş.
*Dünden itibaren yağmur yağıyor
*Adamın başına silahı dayayarak cebindeki parayı çalmışlar.
*Bize yapılacak her türlü baskı bizi yolumuzdan alıkoyamayacaktır.
*Bu gençleri azımsamak ,onların başarılı olacaklarına inanmamak doğru değil.
*Mehmet Efendi on beş yıldır bakkalcılık yapıyor.
*Yiyecekleri kokturmuşsun.
*Bölgevi sorunlar artıyor.
*Her şeyi pahalılandırmışsınız.
*Bilinçleşmenin gerçekleşmesini eğitim sağlayacaktır.
*Dilimizi çirkinletmeyelim.
*Sizce bu kişi kaçtı mı kaçtırıldı mı?
5)Yerinde Kullanılmayan Sözcük veya Öğeler:
Bir sözcüğün cümlenin akışına veya anlamına uygun yerde kullanılmaması anlatım bozukluğuna yol açar.
*Hakan çok iyi futbolcu ama fazla topla oynuyor.
*Bu çocuk seneye yüksek inşaat mühendisi olacak.
*Eski Adana millet vekillerinden biri daha ölmüş.
*Günde kırk kere limonlu salatalık turşusu satan dükkana uğrardı.
*Cesetler çok denizde kaldığından çürümüş.
*Burada her Allah'ın günü kaza oluyor.
*Başbakan Çin'e bu yılın sekizinci büyük gezisini yapıyor.
*Değil bir lokma ekmek bir tabak yemek yine bulamaz.
*Bakanımız bir hafta içinde petrol üreten ülkeleri gezecek.
*Ağrısız kulak delinir.
*Atatürk'ün 119.doğum yılı törenle kutlanmıştı.
*Bu yemek fazla dışarıda kaldığı için bozulmuş.
*THY'ye ait 158 yolcunun bulunduğu uçak denize düşmüş.
6)Anlamca Çelişen Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması:Bir cümlede anlamca birbirine ters olan sözlerin birlikte kullanılması cümlenin anlam bütünlüğünü bozar.Genellikle kesinlik ihtimal çelişkisi görülür.
*Hiç şüphesiz bu olaya en çok üzülen başkan olsa gerek.
*Şüphesiz sanatçı bu alanda çok başarılı eserler vermiş olmalı.
*Kesinlikle söyleyebilirim ki tedavi hastayı ayağa kaldırabilir.
*Gönderdiğim paketi eminim bugüne kadar almış olmalısınız.
*Müdür Bey bu adam için:"Çok mütevazı , burnundan kıl aldırmayan biridir."diyor.
*Artık kesinlikle böyle bir hataya düşmeyebilir.
*Okulu bitireli hemen hemen tam on yıl oldu.
*Elbette onunla birlikte gitmiş olabilirler.
7)Deyim ve Atasözü Yanlışları: Deyimler ve atasözleri kalıplaşmış ve halk diline,kültürüne yerleşmiş kelime gruplarıdır.Bu yüzden deyimlerdeki kelimeler kesinlikle değiştirilemez.Kullanılan deyim, cümleye de uygun olmalıdır.
*Babasını görünce paçaları tutuştu.
*Çok acıktım midem zil çalıyor.
*O kadar kalabalık ki çuvaldız atsan yere düşmez.
*Ona ayak bağı oluyor , işini çabuk bitirmesini sağlıyordu.
*Ona yardım et elinden geleni ardına koyma.
*Alma garibin ahını çıkar aheste aheste.
*Ev sahibi ,Ayşe Hanıma bu ne şıklık böyle deyince Ayşe Hanım üzerine alındı.
*Konferansta konuşmacının anlattıkları herkesin dikkatini çekmişti.Tüm dinleyiciler kulak kabartmış ,konuşmacıyı dinliyordu.
*Bu görüntüler karşısında saçlarım diken diken oldu.
*Bu konuyu onunla bir görüş o yol yolak bilen biridir.
8)Gereksiz Yardımcı Eylemler Kullanma:Türkçede doğrudan fiil olarak çekimlenebilecek bir kelimenin yardımcı eylem alarak çekimlenmesi yanlıştır.
*Boşuna umut etme oraya gelmeyeceğim.
*Benden kuşku etmemelisin.
*Senin düşüncelerin hiçbir zaman bana etki etmez.
*Bu işi onun yapabileceğinden şüphe etmiyorum.
Not:Bu konuyu bazı kaynaklar anlatım bozukluğu olarak kabul etmez.ÖSS'de de şimdiye kadar böyle bir soru çıkmamıştır.
9)Mantık Hataları: İyi ve sağlam bir cümlenin temel mantık ilkelerine uygun olması gerekir aksi taktirde anlatım bozukluğu yapılmış olur.
*Seninle değil şehir içinde gezmek, dünya turuna bile çıkılmaz.
*Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.
*Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse ölüme;hatta sara nöbetlerine dahi yol açabilir.
*Tezgahtar müşterinin aldığı oyuncağı kağıda sardı ve müşteriye verdi.
*Karar TBMM'nin 230'a karşı 190 oyla aldığı bir kararla kabul edildi.
10)Zamir Eksikliğinden Kaynaklanan Anlatım Bozuklukları:Bazı cümlelerde iyelik zamiri kullanılmadığı taktirde bir anlam belirsizliği ortaya çıkar.Cümlenin başına hem senin hem de onun zamirini getirebiliyorsak orada bir anlam belirsizliği vardır.Bu tip cümlelerdeki anlam belirsizliğini gidermek için cümlenin uygun bir yerine iyelik zamirinin getirilmesi gerekir.Aksi taktirde anlam belirsizliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu doğar.
*Ehliyetini polis almış öyle mi?
*Bana ne söyleyeceğini biliyorum.
*Geleceğini ben biliyordum.
*Yarışmada birinci olduğuna sevindim.
Not:Bazen de bu belirsizlik noktalama işaretleriyle giderilir.
*Hırsız çocuğu kovaladı. *Genç adama seslendi. *O soruları yapamadı.
11)Karşılaştırma Hataları:Bazı cümlelerden iki farklı anlam çıkabilmektedir.Bu tip karşılaştırma bildiren cümlelerdeki anlatım bulanıklığı giderilmediği taktirde anlatım bozukluğu ortaya çıkar.
*Adam,politikayla karısından çok ilgileniyor.
*Bu kötü insanlara sizden çok kızıyorum.
*Sen onu benden çok aradın.
DİLBİLGİSİ BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI
1)Yüklem Yanlışlığından Doğan Anlatım Bozuklukları:Yüklemle ilgili yanlışlıklar, yüklemin çatı,kişi,zaman,yardımcı eylemler,ek eylemler gibi noktalarda cümleye uygunluk göstermemesi durumudur.
*Kahvaltıda peynir,ekmek ve çay içtik.
*İçkiyi az sigarayı hiç içmem.
*Kimin dürüst,kimin dürüst olmadığını biliyor.
*Suçlamaların yersiz ve doğru olmadığını söyle.
*Baloya güzel bir elbise ve pahalı mücevherler takarak gelmişti.
*Çocuklarıyla bazen çok bazen de hiç ilgilenmezdi.
*Sabahları erken kalkar ve sakin havada koşuyordu.
*Annem yemek pişiriyor biz de ona yardım ediyorduk.
*Boyu kısa , bedeni de pek biçimli değildi.
*Aldığı şeyler hem pahalı hem de kaliteli değilmiş.
*Bu geziye okulumuz öğrencilerinden ve disiplin cezası almayanlar katılabilecek.
2)Özne Yanlışlığından Doğan Anlatım
Bozuklukları:
Cümlede öznenin bulunmamasından,öznenin gereksiz ekler almasından, ya da özne olmayacak bir sözün özne gibi kullanılmasından kaynaklanır.
*Dernek müdürünün yetkileri alındı ve kovuldu.
*O insanların sayısı azalıyor bulunmaz oluyor.
*Belediye tarafından yaptırılan dört katlı binanın inşaatı bitirildi ve hizmete girdi.
*Yaşlı adamın parası alınarak evine gönderildi.
*Viraja hızlı giren aracın lastiği patladı ve kaza yaptı.
*Herkes kazayı seyrediyor, yardım etmeyi düşünmüyordu.
*Hastanın durumu gittikçe kötüleşiyor,yerinden kalkamıyordu.
*Filmin güzelliği herkesi etkiledi;çünkü güzel çekilmişti.
3)Özne Yüklem Uyuşmazlığından Kaynaklanan Anlatım Bozukluğu:Öznenin tekillik çoğulluk ve şahıs bakımından uyuşması gerekir;aksi taktirde anlatım bozukluğu ortaya çıkar.
a)Topluluk isimleri özne ise yüklem tekil olur;ancak topluluk isimleri çoğul eki alıyorsa yüklem de alabilir.
*Bizim takım sahaya çıktılar.
*Takımlar nihayet sahaya çıktılar.
*Ordular uzun süredir savaşıyor.
b)Bitki,hayvan,cansız varlık ve organ isimleri çoğul durumda özne ise yüklem tekil olur.
*Nedense köpekler sabaha kadar havladılar.
*Çiçekler sıcaktan kurumuşlar.
*Bu sıralar çok sağlam yapılmışlar.
*Seni görünce gözlerim dolar.
Not:İnsan dışı varlıklar kişileştirme yolu ile çoğul özne ise yüklem de çoğul olabilir.
*Martılar denize dalıp dalıp çıkıyorlar.
*Martılar bize selam getirdiler.
*Dağlar beyaz şallarını omuzlarına attılar.
c)Eylem isimleri ,çoğul özne ise yüklem tekil olur.
*Gülüşmeler çok uzun sürdüler.
*Tartışmalar sabaha kadar devam ettiler.
d)Çoğul sayılar özne ise yüklem tekil olur.
*İki kişi bankayı soymuşlar.
*Derse on öğrenci girmediler.
*Bana beş soru bıraktılar.
e)Saygı,sitem,küçümseme gibi durumlar için özne tekil de olsa yüklem çoğul yapılabilir.
*Ahmet Bey bizi hatırlamadılar.
*Ayşe Hanım odasında yoklar.
f)Öznede belgisiz zamir ya da belgisiz sıfat varsa yüklem tekil olur.
*Hiçbiri sizi görmüyorlar.
*Herkes bu konuda aynı fikirdeydiler.
*Birçok kişi aynı sorunu tartışıyorlar.
g)Bir cümlede birden fazla özne varsa ve bu öznelerin biri 1. kişi ise yüklem 1. çoğul olur.
*Ali, Ahmet ve ben dün size uğramıştık.
*Ben ve kardeşim size inanmıyoruz.
h)Birden fazla özneden biri 2.kişi ise yüklem 2.çoğul;öznelerin biri 3.kişi ise yüklem 3. çoğul olur.
*Sen ve kardeşin derse girmemişsiniz.
*Ahmetle o bu akşam gelecekler.
*Ben,sen,o burada nöbet tutacağız.
*O ve Murat bunu hemen yapacaklar
4)Tümleç Yanlışları: Özellikle sıralı cümlelerde tümleç (dolaylı tümleç,nesne,zarf tümleci) kullanılması gereken yerde kullanılmamışsa anlatım bozulur.Bir tümlecin birden çok yüklem için ortak kullanımı mümkündür.Ancak bu ortak tümleç yüklemlerden birine dahi uymazsa cümlede anlatım bozukluğu doğar.Tümleç yanlışlarını şu başlıklar altında inceleyebiliriz:
a)Dolaylı Tümleç Eksikliği:
*Düşman kenti bombaladı ; ama giremedi.
*Çukurova'nın toprağı insanı diriltir, umut verir.
*Sizi önemseyen ve inanan insanlar var.
*Gençlerden çok şey bekliyoruz;fakat değer vermiyoruz.
*Kadının içeri girmesiyle çıkması bir oldu.
*Bu evden nefret ediyordu ;ancak darda kalınca geliyordu.
b)Zarf Tümleci Eksikliği:
*Yeni yetişen sanatçılara yardım eder,ilgilenirdi.
*Bir daha seni görmek ve karşılaşmak istemiyor.
*Arkadaşlarını aradı,sonra buluştu.
*Kötü bir beste yaptığımda beni eleştirir ve tartışırdı.
*Senin sorunlarını çözmeye çalışıyor; başa çıkmak için uğraşıyoruz.
c)Nesne Eksikliği:
*Size teşekkür etmek ve kutlamak istiyor.
*Yazıya özendiği,dikkatle yazdığı belliydi.
*Sana telefon açmış,merak ediyormuş.
*Evin onarımını haftaya bitirecek , sonra da satacak.
*Bu kuralların gerekli olduğunu biliyorum;ama uygulayamıyorum.
*Yardıma muhtaç olanlara yardım eder , doyururdu.
*Onun sıcacık sesi bize ulaşır,mutlu ederdi.
*Yazılarında, halkı soyanlara çatar,yerin dibine batırırdı.
*Suçlunun evini bastılar,yakalayıp polise teslim ettiler.
5)Tamlama Yanlışları:
a)Bir sıfatla bir adın ortak tamlanana bağlanması anlatımı bozar:
*Doğa ve toplumsal olayları inceledik.
*Dün epik ve aşk şiirleri okuduk.
*Askeri ve devlet okullarına giriş sınavı yapılacak.
*Gençlik, duygusal ve kişilik sorunları yaşıyor.
*Politik ve ahlak yozlaşması önemli bir sorundur.
b)Çoğul anlamı taşıyan bir sıfattan sonra gelen ad tekil olmalıdır:
*Birçok seneler geçti.
*Bizde iki türlü düşünürler vardır.
*Her türlü tedbirler alındı.
*Birçok festivaller düzenlendi bu yaz.
*Bin türlü çiçekleri derledim sana.
c)Tamlayan Eki Eksikliği:
*Her önüne gelen aklına esen sözcüğü dilimize mal etmesi yanlıştır.
*Bu duygular geçici ve insanı yanıltıcı olduğu bilinmelidir.
*Büyük emek harcanarak yazılan eserler bilimsel bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.
d)Tamlayan Eksikliği:
*Öğrenciye bir şey vermeden gelişmesini umma.
*Arkadaşına yardım ederek mutlu olmasını sağladı.
*Tanıdıklarından alışveriş yaparak para kazanmalarına katkıda bulunurdu.
*Çocuklarıyla her konuyu konuşur , yanlışa düşmemelerine çalışırdı.
6)Eylem - Eylemsi Arasındaki Çatı Uyuşmazlığı:Birleşik veya sıralı cümlelerde aynı özneyi alan yüklemlerin her ikisi de etken veya her ikisi de edilgen olmalıdır.
*Bütün sorunlar halledilip öyle gidecekti.
*Bütün sahipsiz hayvanlar toplanıp şehir dışına götürecek.
*Sorular çok dikkatli okuyarak çözülsün.
*Çok emek harcanıp az para kazanabilmiş.
Fuzûlî Türk edebiyatının en büyük şairlerindendir. Fuzûlî'nin ünü Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarını aşarak İran ve Azerbaycan'a da ulaşmıştır. Bir aşk şairi olan Fuzûlî'nin özellikle ilâhî aşkı dile getiren doğu şairleri arasında da üstün bir yeri vardır. Ayrıca dünya edebiyatının lirik şairleri arasında yer alır. Fakat Fuzûlî'nin yayılma imkanı bulduğu alan Osmanlı topraklarıdır.
Şöhretine rağmen Fuzûlî'nin doğduğu tarih ve yer tam olarak bilinememektedir. Fakat 1480 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Hille müftüsü Süleyman Efendi'nin oğludur. Hille'de doğduğu ömrünü Bağdat, Hille, Necef veya Kerbelâ'da geçirdiği tahmin edilmektedir. 1556 yılında Kerbelâ'da veba salgınında ölmüştür. Kabri oradadır. Fuzûlî'nin soyu Oğuzların Bayat boyuna dayanmaktadır.
Fuzûlî'nin asıl adı Mehmet'tir. Şiire başlayınca çeşitli mahlaslar kullanmış, başka şairlerinde bu mahlasları kullandıklarını görünce hepsini bırakmış ve Fuzûlî'yi mahlas olarak seçmiştir. Fuzûlî'nin gereksiz ve beyhude anlamları vardır.
Hayatının ne ile ve nasıl geçirdiğine dair açık olarak bir bilgiye rastlanmamaktadır. Bağdat ve civarında doğup büyümüş, dar bir hayat coğrafyasına karşılık ilim tahsilinden geri kalmamış ve devrinin ilimlerini öğrenmiş, hatta şiirin bile ilimsiz olamayacağı fikrini edebiyatımıza getirmiştir.Bilimsiz şiiri temelsiz duvara benzeterek şiir söylemek için devrin bütün bilimlerini öğrenmek gerektiğine inanmıştır.
Büyük bir şair ve tanınmış bir bilgin olmasına rağmen Fuzûlî, bütün ömrünce layık olduğu değeri, huzuru ve şöhreti bulamamış, yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Aslında o, acı çekmekten şikayet etmez. Öncelikle aşk ıstırabının insanı olgunlaştıracağına inanır.
Fuzûlî, Divan şiirinin süse, hünere önem verdiği bir çağda bilgi, görgü ve düşünce yüklü şiirler söylemiştir. Bunlar doğal bir söyleyişle gerçekleştirilmiştir. Fuzûlî'nin şiirlerinde aşk, ıstırap, fedakarlık vardır.
Fuzûlî, aşkı şiiri süsleyen bir unsur değil hayatın ve gerçek mutluluğun bir gereği kabul eder. O şiirlerinde ilahi aşkı işlemiş, İslam dünyasında aşkın acı ve ıstıraplarıyla ilahi aşkı, en iyi birleştiren şair olarak tanınmıştır. Leyla ile Mecnun mesnevisinde beşeri aşktan ilahi aşka yükseliş, Türkçe'nin en ince, en zevkli ifadeleriyle anlatılmıştır.
Fuzûlî, gazel şairi olarak tanınmıştır. Gazellerinin konusu aşktır. Fuzûlî üç dilde çok sayıda eser vermiş bir şairdir. Arapça ve Farsça'yı bu dillerde başarılı şiirler söyleyecek kadar iyi bilinmesine rağmen Türkçe'ye önem vermiş. Divan şiirinin o çağda en güzel, en sade şiirlerini yazmıştır.
Istırap ve insan kaderiyle doğrudan doğruya temas halinde görülen Fuzûlî, eski şiirin dilini ve modalarını kendi meseleleri için kabul etmiştir. Ancak Fuzûlî dile kolayca şekil alma kabiliyeti ile yumuşaklık, rahatlık ve olgunluğu getirmiştir. Şiirimizin pek çok söyleyiş mükemmelliğini kendisinde bulan şair, dil ile ustaca oynardı.İşte bu yüzden Fuzûlî'nin şiirlerinden yüzlercesi bestelenmiştir.
O nesir alanında da eserler vermiştir. Fuzûlî'nin Şikayetname adlı eseri, Divan nesrinin başarılı örneklerindendir. Şair, kendisine bağlanan maaşı ödemekte güçlük çıkaran evkaf memurlarını, Nişancı Mustafa Çelebi'ye yazdığı bu mektupla şikayet etmiştir.
Fuzûlî birçok şairi etkilemiş, Bâki, Yahya, Hayalî, Nabî, Nedim, Şeyh Galip gibi şairler Fuzûlî'nin şiirlerine nazireler yazmıştır. Sadece Divan şairleri değil halk şairleri de ondan etkilenmişlerdir.
Fuzûlî'nin başlıca eserleri: Türkçe Divan, Farsça Divan, Hadikatü's-Süedâ, Su kasidesi, Bağdat kasidesi, Bengü ü Bâde, Şikayetname, Enîsü'l-Kalp, Leyla ile Mecnun, Hadis'i Erbain Tercümesi, Sâkînâme, Risâle-i Sıhhat ve Maraz, Rind ü Zahit, Risâle-i Muamma, Hüsnü aşk, Matlav-li-itikat, Şâh u Geda'dır.
Aşağıda Fuzûlî'nin yazmış olduğu "Su Kasidesi" bulunmaktadır :
Su Kasidesi
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Günümüz Türkçesiyle
Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.
Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem.
Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.
Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.
Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez.
Divan Edebiyatı
Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyeti kabul etmeleriyle 11.yüzyılda Karahanlılar devrinde Maveraünnehir'de ve 13. yüzyılda bilhassa Anadolu'da ortak İslam kültür ve medeniyetinin tesirinde ortaya koydukları edebiyata verilen bir isimdir.
Divan edebiyatı; başlangıçta, belki "divan" kelimesinin taşıdığı manalar içinde değerlendirilmiş ve gelişmiştir. Ancak "Divan" kelimesinin sözlük manalarına ilave olarak, edebiyatımızın bir devresine adını verecek kadar gelişmiş, kendine has, bir kimlik kazanmıştır.
Divan Şiirleri :
Şairlerin, şiirlerini divânlar içinde toplaması sebebiyle "Divan Edebiyatı" olarak isimlendirdiğimiz bu edebiyatta şiir en mühim unsur sayılır. Ancak divanlar dışında aynı sanatkara ait başka pek çok şiirin ve nesrin de bulunduğu düşünülürse"Divan Edebiyatı"isminin dar manada kaldığı, bu edebiyatın bütününü ifade etmediği görülür.
Kaynakları :
Kur'ân-ı Kerim, Hadis-i Nebevi, Kısas-ı Enbiya, Tasavvuf, Diğer İslam-i Edebiyat Türleri, Yerli malzeme, Batıl ve Hakiki Bilgiler.
Dil ve Üslup :
Divan edebiyatının dili, 15.yüzyıla kadar Arap ve Acem dillerinin tesirinden uzak kalmış, bu asırla birlikte Arapça ve Farsça kelimeler Türkçe'ye önemli miktarda girmiş ve kullanılmıştır. Sonraları şiir ve nesirde kullanılan bu kelimelerin sanat anlayışı içinde kullanılmasıyla üslubun esası meydana
Bütün tasavvuf ehlinde olduğu gibi , Yunus Emre'de de Allah sevgisi en üst düzeydedir. Ve şiirlerinin başlica temasidir. Hemen hemen bütün şiirlerinde Allah sevgisi işler, aşik olanin sevgilisine duydugu hislerin daha fazlasini duyarak şiirlerinde bunu dile getirir:
"Aşkin aldi benden beni , bana seni gerek seni,Ben yanarim dünü günü bana seni gerek seni.Yunustur benim adim, gün geldikçe artar oldum.Iki cihanda maksudum bana seni gerek seni"
diyerek Allah'a karşi olan sevgisini iki cihanda bile tek istediginin Allah sevgisi oldugunu belirtir. Yunus Emre'de Allah sevgisi diğer şairlere benzemez. O söylemek istediği duyguların sade bir Türkçe ile söyler. Aşağı yukarı aynı zamanda yaşamış mevlana ; aynı duyguları eserlerle çevresine telkin ederken o sade bir anlatımla insanlara anlatmış duygularını. Allah aşkını her şeyin üstünde tutar. Hatta kendinin yerine içinde sadece Allah aşkının olmasını ister.:
"İlahi bir aşk ver bana, kandalığımı (nerede olduğumu) bilmeyeyim.Yavu kılayım (kaybolayım) ben beni isteyüben bulmayayım"
diyerek, Allah aşkini tamamen benligini sarmasini ister. Bu bakimdan adeta Allah sevgisini kendi benligiyle bütünleşip insanliktan siyrilmak ister. Ve bu bütünleşmeyi
"Aşktir bu derdin dermani, aşk yolunda verem cani,Yunus Emre eydür bunu, bir dem aşksiz olmayayim"
diyerek ebedi sürmesini ister. Bunun da gerçekleştigini yani Allah sevgisi ile bütünleştigini söyler bize Yunus Emre.
"Beni bende demen bende degilim, Bir ben vardi bende benden içeri"
derken öte yandan;
"Yürür isem gönlümde söyler isem dilimde, Çalab (Allah) kendi nurunu gözüme tuş eyledi"
diyerek bu isteğini gerçekleştiğini belirtiyor. Allah sevgisine ve Allah'a ulaşmada hiç bir engel tanimaz ve Allah katinda kiymetinin çok olduguna inandigi Hz. Muhammed'den tutunda Gözü yaşli Yakub (a.s)'a kadar herkesle birlikte Allah'ı ve Allah sevgisini çağırır. Burada Yunusun büyüklüğü bir daha ortaya çıkıyor. Öyle ki insanların dini önemli değildir. Ve bütün dinlerin semavi dinlerin ortak noktası Yüce Allah'tır. İşte yine Yunus Emre bütün dinlerle çağırıyor Allah'ı, aşkını ve sevgisini. Şu dizeler sanırım bunu çok güzel ifade ediyor:
"Gökyüzünde İsa ile, tur dağında Musa ile,Elindeki asa ile çağırayım Mevlam seni.Derdi ökküş Eyyub ile, gözü yaşlı Yakup ile Ol Muhammed mahbub ile çağırayım Mevlam seni"..
2. İNSAN SEVGİSİ :
Yunus Emre her şeyden önce gönül insanıdır. Sevgi aşığıdır. Onun tek istediği sevgiye balı olan her şeydir. İnsanın ilk önce gönlüne önem verir. Bir gönül yıkmayı büyük günah sayar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yunus Emre genel felsefesi insan ve aşk özellikle ilahi aşk üzerinedir. Günümüzde herkes bir demokrasi havarisi kesiliyor. Özgürlükler deniliyor, temel hak ve hukuk deniliyor. Yunus Emre bunu asır öncesinden halletmiştir. Çünkü "Yaratılanı sev yaratandan ötürü" diyerek bütün insanlığı bütün mahlukatı bütünü mevcudatı kısaca yaratılmış olan her şeyi sevmemiz gerektiğini söylüyor. İnsanların kimlikleri ve milliyetleri önemli değildir, hatta ve hatta dinleri de önemli değildir Yunus Emre için. Önemli olan yaratılmış olması ve onu da bir yaratanının bulunması yani Yüce Allah tarafından yaratılmış olmasıdır. İnsan değer verilmiş yaratılmıştır. İnsan ne kadar kötü olsa da ne kadar istemediğimiz düşmanımız olsa da Hakkın hatırı için Yaratanının hatırı için sevmek zorundayız, ve biz de bir yaratılmış olduğum z için sevilmek zorundayız. Zaten yine Yunus Emre "Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalamaz" diyerek insanın dünyada ki amacının ne olması gerektiğin açıklıyor. Sevmek Yüce Allah tarafından bize verilmesi en büyük nimettir. Yüce Allah'ı sevmekle kalmayıp ona aşık olmamız gerektiğini de söylüyor. Zaten şiirlerinde ana tema bu yöndedir. Aşksız insanın odundan farkı olmayacağın da söylüyor.
Yunus Emre'de insanın dili dini önemli değildir.Yunus Emre için bütün insanlar birdir. Aynı gözle insan gözüyle bakılmasını ister. Bu bakımdan insanlar eşittir ona göre.
"Yetmiş iki millete bir göz ile bakamayan,Şer'in evliyasıyla hakikatte asidir"
der. Yine burada Kur'anı Kerim'in kardeşlik formülünü uyguladigini şu dizelerinden anlıyoruz:
"Hakkı gerçek sevenlere, cümle alem kardeş gelir"..
Kur'anı Kerim de "inanalar kardeştir" (Hucurat 10) diyordu. Yunus Emre ana hedefini ve dünyada ki amacını şöyle açıklar:
"Ben gelmedim dava için, Benim işim sevi (sevgi) için".
İçinde bulunduğumuz şu hoşgörü ve barış ortamına çok muhtaç olduğumuz bu ortamda bu satırlar sanırım insanımızı kendisine gelir. Ortadan kin ve nefret duyguları kalkar da özlediğimiz aydınlık yarınlara bir an önce kavuşuruz.
YUNUS EMRE'NİN HÜMANİZMASI
Türk şiir ve düşünce tarihinin ilk ulu kişilerinden biri - belki de birincisi - olan Yunus Emre'nin sanatı, kendi çağında üç boyutuyla doruğa ulaşmış, sonraki yedi yüzyıl boyunca yine aynı üç boyutuyla dipdiri kalmıştır:
1. Duru söyleyişlerden duygu coşkunluğuna kadar değişen bir lirzmle dile getirilmiş sevgi, inanç, kaygı şiirleri...
2. Yaşayan Türkçeyi, halkın öz dili olanca kıvraklığı, derinliği ve rengiyle kullanışı...
3. İnsanlık değerlerine inanan, yobazlığı kınayan, Tanrı ve insan sevgisine dayanan hümanizması...
Bu üç boyut, duygu - dil - değer zenginliği olarak da tanımlanabilir. Yunus Emre'nin çağlar boyu büyüklüğü, kendisinin ve ulusal kültürünün düşünce ve değer niteliklerini bir bütün olarak alıp geliştirmesinden ve gerek şiirsel söyleyişte, gerek felsefede evrensel olmasından doğmuştur.
Türk şiirinin uzun tarihi boyunca, halk şiirinde Yunus çapında bir ozan yetişmiş değildir. Tasavvuf şiirinde, Yunus'tan ancak iki yüz elli yıl sonra Fuzuli, hemen hemen beş yüzyıl sonra da Şeyh Galip, aynı doruğa varabilmiştir, ama yine de Yunus - Arapça ve Farsça sözlere çok daha az yer verdiği ve tertemiz bir Türkçe kullandığı için - bize Fuzuli ve Galip'ten daha özgüdür. Hümanizma da ise Yunus Emre'nin çapında 19. yüzlılın sonlarında Tevfik Fikret'in açtığı çığırla ve 20. yüzyılda gelişen "insanlık anlayışı" ile varılabilmiştir.
Denilebilir ki, Türk şiirinde en geniş ve en başarılı sentezi Yunus Emre yapmıştır. Yunus'un sanatı, halk şiirinin niteliklerini ve temalarını bütünüyle kapsamış, Türk tasavvufunun en özlü örneklerinden birçoğunu vermiş, Anadolu Türkçesine yeni bir ruh ve estetik getirerek diri kalmasına yardım etmiş, Türk boylarının İslamiyeti benimsemesinden çok daha önce başlamış olan Türk hümanizmasını, İslamiyetin ahlak kavramlarıyla ve insan değerleriyle geliştirerek güçlendirmiş ve yaşatmıştır.
Hayatı duygu dünyası, tasavvuf yönü, dili ve üslübu bakımından geniş ilgi toplayan ve derinlemesinde değerlendirilen Yunus Emre'nin sanatındaki en önemli ve en güçlü unsurlardan biri - hümanist düşünce - şimdiye kadar ihmale uğramıştır. 1971 Eylülünde Akbank'ın düzenlediği "Uluslararası Yunus Emre Semineri" bu boşluğu gidermiştir. Yunus Emre'nin düşüncesindeki "insan değeri" ve "insanlık" kavramları, hem Türk hümanizmasının temelidir, hem de dil, din, ırk, mezhep bölüntülerine karşı çıkan evrensel bir nitelik taşımaktadır. Yunus'un hümanist şiirleri bir araya gelince, hem Türk kültür tarihinin en sağlam barışlarından biri, hem de çağımızdan yedi yüzyıl önce yaşamış bir hal ozanımızın önce Rönesans hümanizmasını, sonra da Batıda 18. yüzyıldan beri gelişen modern hümanizmayı müjdelemiş, hatta onların hala erişemediği bir düşünce olduğuna ve şiirli söyleyiş gücüne ulaşmış olduğu görülüyor.
İnsanı dünyanın ölçüsü kabul eden ve yer yüzündeki varlığında değer ve önem bulan hümanist düşüncenin kökleri, elbette Yunus Emre'den çok önce başlamıştı. Milattan önce 5. yüzlılda Protagoras, insanın var olan ve olmayan her şeyin öncüsü olduğunu belirtmişti. Doğuda Konfüçyüz ve Buda inançları, tanrısal ve insancıl değerleri bağdaştırıyordu. Sokrates, insanın kendisini tanıması üzerinde dururken hümanist düşüncenin temellerinden birini kurmuştu. Hıristiyanlık ve İslamlık da, dinsel hümanizmanın bellibaşlı kavramlarını getirdi, ama her iki dinin sonraki bağnaz ve yobaz yorumcuları, hümanist değerleri çiğnemeye kalkıştılar. Bu dinsel yozlaşmaya Orta Doğu'da çeşitli mezhepler - özellikle sufi tarikatlar - karşı gelmeye başladı. Yunus Emre'ye en yakın ve hümanizması üzerinde en etkili olan mutasavvıf, Mevlana Celalüddin-i Rumi idi. Yunus, Mevlana'dan tasavvufi hümanizmanın birçok unsurlarını Anadolu'nun başka bir manevi aydınlığı olan Tapuk Emre'den ise insancılığın heyecanını aldı.
Yunus Emre'nin hümanizması, yeni ve etkisiz doğmuş bir felsefi sistem değildir, Doğunun ve Batının yüzyıllar boyunca geliştirdiği hümanist düşüncelerin bir sentezidir. Yunus'un şaheseri olan bu sentezi, önceki hiçbir peygamberde, düşünürde, sanatçıda, şairde bulmak mümkün değil... Türk ozanı, eski Yunandan ve Roma'dan, Doğu dinlerinden, eski Türklerin insancı düşüncesinden, İslamiyetin öz değerlerinden, içinde yaşadığı bölgedeki sufilerden aldığı hümanist kavramları birleştirerek bir Türk hümanizması yaratmış ve onu Anadolu'nun yaşayan Türkçesiyle ve şiirsel boyutlarla işleyerek Türk toplumuna ve Türk kültürüne sürekli ve etkili bir ahlak olarak armağan etmiştir. Yunus'un sentezi kendisine ve Türk duyarlığına özgüdür. Yunus'taki hümanizma kapsamına Batı kültürü ancak Yunus'tan yüzyıl sonra ulaşabilmiştir. Aynı kapsamı, Rönesans'ta kolektif bir çaba ile gerçekleştirmek mümkün olmuştur; oysa bizim Yunusumuzun eseri, tek bir ozanın dehasından doğmuştur. Dünyanın hümanizma tarihinde Yunus'un önemi, bunun içinde de üstündür.
Yunus Emre, hümanizma sentezini sadece Batıdaki uyanıştan önce yapmış olmakla değil, insanlar arasında düşmanlıkların ve bölününtülerin kol gezdiği bir çağda yaratılmasıyla da hayranlığımızı kazanmıştır. Yunus, insanlık sevgisini ve yeryüzü birliği anlayışını Moğolların yaptığı akınları ve üstüste kaç Haçlı seferinin allak bullak ettiği bir bölgede, İslam - Hıristiyan düşmanlıklıkları ve İslamiyet içinde korkunç mezhep kavgaları sürüp giderken dile getirmişti. Yıkıntı, kan, öç ve kin çağında, Yunus insanlar arasında kardeşliğin ve yeryüzünde barışın, birleşmenin, dayanışmanın değerlerini belirtiyordu.
Yunus'un hümanizması, insanın yeryüzündeki en önemli gerçek olduğu ve Tanrıyı kendi içinde taşıdığı kavramdan başlayarak manevi yaşantının kalıplaşmış dine üstün olduğu, sevginin ve barışın en güçlü ahlakı yarattığı, insan değerine ve haysiyetine bel bağlamak gerektiği, bütün dinleri ve bütün ulusları bir tutmak ve bağdaştırmak ülküsünün en dürüst ilke olduğu gibi temel hümanist düşünceleri yoğun ve ahenkli şiirlerle yaymıştır.
Türk ozanı, Allah'a inanan ve İslamiyetin yobazlar elinde yozlaşan yorumlarını reddedip öz değerlerini benimseyen gerçek bir "mümin" dir. Hümanizması Tanrıyla başlar, Tanrıyla biter. Türk şiirinde ilk defa Tanrıyı insanlaştıran ve insanı Tanrılaştıran ozan, Yunus Emre olmuştur. Bugünün Türkçesiyle yazılmış gibi duru ve akıcı bir şiirinde, Yunus Tanrıyı uzun uzun aradıktan sonra insanın canevinde bulduğunu anlatmıştır:
Bu tılsımı bağlayan
Türlü dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan
Sığmış bu can içinde
Çok aradım özledim
Yeri göğü aradım
Çok aradım bulamadım
Buldum insan içinde
Tanrıyı "insan" da, "can içinde" bulan Yunus, insanı Tanrı gibi ya da Tanrıyı insan gibi konuşturmuştur:
Evvel benim ahir benim canlara can olan benim
Bu tanrı - insan ilişkisi, Yunus'ta insana inanç ve sevgi olarak kendini gösterir:
Yaratılmışı severiz
Yaratandan ötürü
Yunus'un hümanizmasında, inancın manevi yaşantısıdır önemli olan:
Ararsan Mevlanayı kalbinde ara
Kudüste Mekkeden Hacda değildir
Yunus Emre der Hoca
Gerekse var bin hacca
Hepsinden iyice
Bir gönüle girmektir
Yüz Kabeden yeğrektir
Bin gönül ziyareti
İnsan değerlerine ve haysiyetine inanan hümanist, güçlünün zayıfı hırpalamasını, zenginin yoksulu sömürmesini, imtiyazlının bahtsızı ezmesini kınar:
Gitti beyler mürüveti
Binmişler birer atı
Yediği yoksul eti
İçtiği kan olusar
"Aşk gelicek cümle eksikler biter" diyen Yunus Emre'nin hümanizması, Tanrıyı, insan değerini, var olmanın sevincini kutlar ve insan haysiyetine saygı, manevi yaşantıya inanç, dinlerin çerçevesini aşan bir Tanrı anlayışına bağlılık, insanın kardeşliğine güvenç ve her zaman, her yerde sevgi ilkelerine dayanan bir düşünce ve ahlaktır. Bu üstün ahlakın özünü Yunus üç satırda vermiştir:
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize