GÜLÜYORUM AMA ANLAYANA!!!
Belirsizlikler ve kararsızlıklarım olmasa ne hoş bir tat halinde zuhur ederdi bu fani dünya. Acaba ben mi anlamıyorum insanların o derin hislerini yoksa onlar mı ikili oynuyor ki her defasında korkuyorum. Adımımı atmaktan çekiniyorum her bir basamakta. Tebessüm ediyorum içimde bin bir soru işareti birer kanca misali kalbimi asılırken. Acı çekmek sevginin en üst tabakasıysa eğer ben sevginin en güzelini yaşıyorum senin o manasız bakışlarında. Kaybetmek öyle bedbaht eyler ki bu kalbi, kazanmak bile istemiyorum hep aksinin ihtimali ile.
Gülüyorum ama her bir gülücükle ağlıyorum hıçkırıklar içinde. Kahkahalar birer gözyaşı deryası anlayana belki de. Belki de sadece gerçek, maddi yaşamanın arkasında esaret hayatı süren kişilerin kör bakışları yeterli olmuyor gözlerimdeki sevgi selini görmeye.
Sukut ediyorum sahte sitemlere. Bakışlarım birer cevap oluyor her defasında ama anlayana. Bu kadar zor mu sevgilinin uğrunda hayatı sadece kalbinin minik bahçesindeki zindanda yaşayan insanın duygularını fark etmek? Madden yanındayım, o anı yaşıyorum ama kim bilir ruhumun ebedi bir saadet yolculuğuna çıkmak için hazırlık içinde olduğunu? Kim bilir minik rüyalar dünyasında yaşayan; kendini, benliğini ve gerçekleri o gizli dünyasında bulan zavallı biçarenin kalbinin içinde kaybolmuş olduğunu?
ve eğer: AŞK BİR RÜYAYSA UYANIP KALKMAMALIMI!...
"SEVMEK YALNIZLIĞI GÖZE ALMAKTIR"
"Hayat bir çöle benziyor bazı vahalarla"
Sözler anlamını yitirip, dil garip bir kekemeye teslim olduğunda kalbindeki kuş koşar yardımına. Sözler bir bilmece gibi gizemlidir işte o anda. Anlatmak istersin her şeyi gökyüzü kadar açık ve olu orta. Bulutlar bir dağ gibi engeldir oraya ulaşmanda. Oysa onlar yardımcın rüyalarda.
Bu gece de seni gördüm maviler arasında. Bekliyordun beni semada. Yakınlığın nefesin, uzaklığın yerindi. Seni sensiz yaşıyorum aslında.
Keşke kalbimdeki kuş uçmayı öğrense, keşke uçup dokunabilse o pamuk saçlarına. Keşke hissedebilsem ellerini.
"Sevmek yalnızlığı göze almaktır. Sevdim ve yalnızım..."
son olarak ta N. HİKMET in bir sözü
"Kim bilir belki bu kadar sevmezdik, birbirimizi uzaktan seyretmeseydik ruhunu birbirimizin. Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize..."
Mevlana'nın bir sözü vardır; "Dertli insanın kararsızlıklarla dolu bir gönül evi vardır, derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun." şiirin harika ama neden karamsarsınki bukadar...
Sevgililer ilk önceleri birbirlerine garip sorular sorup birbirlerini tanımak isterler ya tam anlamıyla. Aşk nedir? sorusu en fazla sorulanıdır bunlar arasında. Şimdi tüm dikkatinizi toplayın çünkü hayatta karşılaşabileceğiniz en iki yüzlü arkadaşınızı tanımaya başlayacaksınız.
Aşk aslında yalancıdır. Sizleri ilk anda kalbinizden vurur sonra yavaş yavaş kanınıza karışır oradan. Artık onunla yaşamaya, nefes almaya, düşünmeye mecbursunuzdur. Vücudunuzu tıpkı bir tümör gibi kaplar. Artık geri dönüşü ve çaresi olmayan bu hastalığa yakalanmışsınızdır. İşte aşk sizinle oynamaya başlamıştır artık.
Dalgaların ortasında kalan bir sandal misali aşk ne tarafa vurursa, aşk ne tarafa eserse o tarafa gidersiniz, mecbursunuzdur aslında. Beyninizdeki tüm komuta kalbinizde çırpınan o iki yüzlü küçük kuşun elindedir. Uçmaya yeni başlamış bir kuş misali heyecanlıdır aşk. Aslında sizin hissettiğiniz duygular bile size ait değildir. Aşkın sizi ele geçirmesinden duyduğu hazzı siz AŞIK OLDUM diyerek anlatırsınız. Uçmaya yeni başlamanın acemiliği nereye konacağını bilmez aşk. Bazen o kadar çok uçar ki, yorgun düşersiniz ve kuşun terlemesi gerekirken sizin göz yaşlarınız süzülür birden. Nereye konacağını bile bilmez, iki yüzlü acemi şey, dikenlerin üzerine konduğunda sizin kalbiniz kanar, her bir damla acı bir gözyaşı olur. Asla pes etmez, sizin göz yaşlarınız tükense de, onu kalbinizden atmak isteseniz de o sizi dinlemez artık. Tek kurtuluş yolu kalbinizi terk etmektir. Eğer birisi size aşk nedir diye sorarsa umarım cevap verebilirsiniz.
ALIŞIYORUM-2
Ayrılıklar olup bitiyor kutsal aşklar ben ise alışıyorum her birini izlerken ağlamaya.
Fabrikalar atıklarını denize boşaltıyor ben ise alışıyorum sevda fabrikasının denizi olmaya.
Pembe sevginin rengi oluyor açan güllerde ben ise alışıyorum diken olup yeşermeye.
Sevgi kervanları uğrayıp geçiyor kalp diyarına ben ise alışıyorum her defasında el sallamaya.
Sevgililer sohbet ediyor bulutlar üzerinde ben ise alışıyorum bataklığımdaki sessizliğe.
Bir aşk filmi bitip yenisi başlıyor ekranlarda ben ise alışıyorum her birinde bir başkasını oynamaya.
Sevdalarıma üçüncü kişiler giriyor masum maskelerle ben ise alışıyorum maskenin ardındaki kinin sevdamı sömürmesine.
İnsanlar gülüyor mutluluk içinde ben ise alışıyorum gülmeye hıçkırıklar eşliğinde.
Yabancı gözler süzüyor gözlerini ben ise alışıyorum senin gözlerinin esaretinde yaşamaya.
İsyan etmek kutsal sayılıyor bu topraklarda, BEN İSE ALIŞIYORUM "ALIŞMAYA"
Sevdalar doğup batıyor her gün güneş eşliğinde ben ise alışıyorum her gün güneşle doğup batmaya belki de.
İzmaritler eziliyor kaldırımlarda ayaklar altında ben ise alışıyorum her sevgi sonunda bir izmarit olmaya.
Telefon sesleri kaplıyor yeryüzünü ben ise alışıyorum yalnızlığın melodisine.
Geceleri yıldızlar kayıyor yalnız kalplere ben ise alışıyorum seyretmeye yalnızlığın esaretinde.
İlkbaharda sevgiler yeşeriyor gülücüklerle ben ise alışıyorum sonbaharımın hüzünlerine.
Eller tutuşuyor geleceğe kenetlenmiş ben ise alışıyorum kendi bedenime terk edilmeye.
Aşk cinayetleri işleniyor yeryüzünde acımasızca ben ise alışıyorum öldürülmeye her defasında.
Yabancı eller okşuyor tenini eşsiz sıcaklığında ben ise alışıyorum üşümeye teninin yokluğunda.
Yıldızlar kayıyor birer birer gökyüzünden ben ise alışıyorum dostların yıldızlara özenmesine.
Geceleri rüyaların en tatlıları yaşanıyor o saklı dünyalarda ben ise alışıyorum her defasında kabuslar içinde uyanmaya.
Yağan yağmur altında dolaşıyor sevda yolcuları ben ise alışıyorum bir bulut olmaya.
Dost sohbetleri sırları katlediyor ben ise alışıyorum katledilen sır olmaya.
Kadehler dolup boşalıyor kahkahalarla ben ise alışıyorum her defasında kadeh olup kırılmaya.
Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zından yalnızlığı, ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur.. sesi soluğu nasıl duyulur?
Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk.Aynalara bakıyorum. Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi.. dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim.
Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli dünyam elveda.. Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini.
Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak. Bıraktın birdenbire, kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir şeyim.Oysa dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı, bizim için ballanırdı meyveler, ekinler bizim için bereketli, sular bizim için çağlardı. Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam rüzgarlarına bıraktım gövdemi, sürüklenmekteyim.
Sen bensiz nasılsın, bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun, bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl birden mazi olursun?
Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk edip gittiğin yerdeyim.
ansızın kırılıverir
sıkı sıkı tutunduğun dallar
ayrılır birbirine kenetlenmiş yürekler
dışarda kar yağar,gözünde yağmur
bir rüzgar gibi eser ayrılık yeli
içinde yarını olmayan bir zaman ağlar...
vuslat hiç gelmez söner ışığın
gözlerine acı bir karanlık düşer
için için kaplar tüm benliğini
solar içinde filizlenen umutlar
gönlünde yarını olmayan bir mevsim
eksik bir bahar başlar...
medet umduğun kuşlar
çoktan kaybolur gider ufuktan
akşam kızıllığından silinir yüzün
hüzünle kucaklar seni kederli rüzgar
aldığını vermez olur
bir zamanlar dost bildiğin dalgalar...
gidenler bilmez kalanın içindekini
bilmez çekmeye razı olduğunu tüm kaprisleri
boyun eğersin zincire vursada seni
zamansız küllenr yanan ateşin
vazgeçersin düşlerinden yüreğin susar
artık gücün yoktur dünlere dönecek kadar...