- Cuma namazına erken gelmemek
- Cuma namazına gelmeden önce yıkanmamak, güzel kokular sürünmemek, dişleri misvaklam amak
- Cuma hutbesi verilirke n konuşmak ve hatibi dinlememe k
(Cuma günü imam hutbe okurken, cemaate su dağıtmak, teberru toplamak için kutu dolaştırmak, birbiriyl e konuşmak, tespih çekmek, Kuran-ı Kerim okumak, selam almak, aksırana "Yerhamuke llah" demek, uyumak, imama veya kıbleye arkasını dönmek, küçük taşlar, tespih ve sairelerl e oynamak, cami içinde oturmakta olan insanların üzerlerine (omuz ve sırtlarına) basarak ilerlemey e çalışmak ve bu esnada insanlara eziyet etmek, ayakları dikip karna yapıştırmak, sonra da elbiseyle bacakları örtmek veya ellerle ayakları sararak oturmak)
1- Evs bin Evs (r.a), Peygamber in (sallallah u aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet etmektedi r:
( مَنْ غَسَّلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَ اغْتَسَلَ وَ بَكَّرَ وَ ابْتَكَرَ وَ مَشَى وَ لَمْ يَرْكَبْ وَ دَنَا مِنَ اْلإِمَامِ وَ اسْتَمَعَ وَ لَمْ يَلْغُ كَانَ لَهُ بِكُلِّ خُطْوَةٍ أَجْرُ سَنَةٍ صِيَامِهَا وَ قِيَامِهَا )
« Her kim Cuma günü güzelce boy abdesti alırsa, erkenden camiye gelirse, camiye giderken bineğe binmeden yaya olarak yürürse, imama yakın oturup konuşmadan sessiz bir şekilde hutbeyi dinlerse, her adım için bir sene oruç tutmuş ve namaz kılmış kadar sevap kazanır »
2- Ebu Hureyre'den (r.a) rivayete göre Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
( إِذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ وَقَفَتِ الْمَلاَئِكَةُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ يَكْتُبُونَ اْلأَوَّلَ فَاْلأَوَّلَ ، وَ مَثَلُ الْمُهَجِّرِ كَمَثَلِ الَّذِي يُهْدِي بَدَنَةً ، ثُمَّ كَالَّذِي يُهْدِي بَقَرَةً ، ثُمَّ كَبْشًا ثُمَّ دَجَاجَةً ثُمَّ بَيْضَةً ، فَإِذَا خَرَجَ اْلإِمَامُ طَوَوْا صُحُفَهُمْ يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ )
« Cuma günü geldiğinde, melekler caminin kapısında dururlar ve gelenleri öncelik sırasına göre kaydetmey e başlarlar. Camiye ilk gelen kişi, hedy kurbanı olarak deve, ikinci gelen inek, sonraki koç, daha sonraki tavuk kesmiş gibi sevap alır. Bunun da arkasından gelen yumurta sunmuş gibi sevab kazanır. İmam hutbeye çıktığında, melekler defterler ini dürerler ve zikre (hutbeye) kulak verirler »
3- Selman'dan (r.a) rivayete göre Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
( مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَ تَطَهَّرَ بِمَا اسْتَطَاعَ مِنْ طُهْرٍ ثُمَّ ادَّهَنَ أَوْ مَسَّ مِنْ طِيبٍ ثُمَّ رَاحَ فَلَمْ يُفَرِّقْ بَيْنَ اثْنَيْنِ فَصَلَّى مَا كُتِبَ لَهُ ، ثُمَّ إِذَا خَرَجَ اْلإِمَامُ أَنْصَتَ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَ بَيْنَ جُمُعَةِ اْلأُخْرَى )
« Her kim Cuma gününde yıkanır, elinden geldiği kadar temizleni r, yağlanır veya koku sürünür, sonra da camiye gelip iki kişinin arasını ayırmadan kendine takdir olunan namazı eda eder ve imam hutbeye çıktığında da konuşmayıp imamı dinlerse, o anından öbür Cuma'ya kadarki zamanda işleyecek olduğu bütün günahları bağışlanır. »
4- Ebu Hureyre'den (r.a) rivayete göre Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
( إِذَا قُلْتَ لِصَاحِبِكَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ: أَنْصِتْ - وَ اْلإِمَامُ يَخْطُبُ- فَقَدْ لَغَوْتَ )
« Eğer arkadaşına Cuma günü imam hutbede iken "Sus!" dersen, sen de lüzumsuz konuşmuş olursun »
Bir başka rivayette ise şöyle demiştir:
( وَ مَنْ لَغَا فَلاَ جُمُعَةَ لَهُ )
« Her kim (hutbe okunurken) konuşursa, o kimsenin Cuması olmaz » Tahric
Bu hadisler de göstermektedir ki, Cuma namazının büyük bir sevabı vardır. Kim bu namazı şartlarına, adabına ve sünnetlerine riayet ederek eda ederse kendisine sırayla şu mükafatlar vardır:
a. Evden camiye kadar, attığı her adım için tamamıyla bir senelik namaz ve oruç sevabı.
b. Mescide erken gelme sırasına göre, hedy kurbanı olarak erkek veya dişi deve, inek, koç, tavuk kesme sevabı ve yumurta sevabı.
c. Bulunduğu andan bir sonraki Cuma namazına kadarki zamanda işleyeceği günahlarının affedilme si. Bazı rivayetle rde ise bu süre, üç gün daha fazla olarak ifade edilmiştir.
d. Kiramen katibin melekleri dışındaki melekleri n, bu kişinin kıldığı namazın sevabını ellerinde ki defterler e yazmaları.
Ne yazık ki pek çok kimse, ya tembellik leri ya da cehaletle ri ve Peygamber inin (sallallah u aleyhi ve sellem) sünnet'inden uzak olmaları sebebiyle, Cuma namazındaki bu muazzam sevabı ve büyük fazileti kaçırmaktadır.
Şimdi yukarıda saydığımız durumları daha detaylı olarak ele alalım:
58/1: Cuma namazına erken gelmemek
Yukarıda sıraladığımız ilk iki hadise göre Cuma namazına erkenden gitmek sünnettir. Aynı mana, üçüncü hadiste yer alan
(فَصَلَّى مَا كُتِبَ لَهُ ، ثُمَّ إِذَا خَرَجَ اْلإِمَامُ أَنْصَتَ... )
( Ona takdir edildiği kadarını kılar sonrada imam (hutbe için) çıktığında susar ), ifadesind en de anlaşılmaktadır.
İlk hadis, camiye erken gelmenin tam bir Cuma sevabı için şart olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sevap, Cuma namazına niyet eden kişinin her adımına karşılık bir yıllık oruç ve namaz sevabı verilmesi ile gerçekleşir. Bundan dolayı Nesei, Beyhaki ve diğerleri, kitaplarına "Cuma namazına yürüyerek gitmenin fazileti" adıyla bir bap koymuşlardır.
Cuma namazına erkenden gitme, selef-i salihinin adetlerin dendir. Bu konuda Ebu Şâme şöyle demiştir: "Birinci asırda, fecir doğduktan sonra yolların insanlarl a dolu olduğu, camiye kandiller le giden insanların tıpkı bayramdak i gibi yollarda kalabalıklar oluşturdukları görülüyordu. Ancak daha sonra bu gelenek ortadan kalktı. Bu yüzden şöyle bir söz söylenmiştir: 'İslam'da ilk ihdas edilen bidat, camiye erken gitmenin terkedilişidir'."
58/2: - Cuma namazına gelmeden önce yıkanmamak, süslenmemek, güzel kokular sürünmemek, dişleri misvaklam amak.
« Her kim Cuma günü gusül abdesti alıp yıkanırsa, arkasından da (camiye) giderse, deve kesmiş gibi sevap alır » hadisine dayanarak şu faydaları sıralamıştır:
'Cuma günü yıkanmayı teşvik etmek ve yıkanmanın fazileti, Cuma namazına erken gitmenin fazileti. Burada fazilet, gusül abdesti almayı ve Cumaya erken gitmeyi birleştiren kimse içindir. Diğer rivayetle rde yer alan fazilet, Cumaya erken gitmekle kayıtlanmış olup, gusül almayı içine almamıştır. Dolayısıyla her ikisini birleştirene hamledilm esi gerekir.'
Bazı muhakkik ulemaya göre ise, Cuma günü guslü terk etmek sadece sevaptan mahrum kalmayı değil, günaha ve harama girmeyi de icap ettirir.
Bunun için ulemadan bir grup, Cuma namazı için guslün vacib (gerekli) olduğu görüşündedir. Pek çok hadis de bunu desteklem ektedir.
58/3: Cuma hutbesi verilirke n konuşmak ve hatibi dinlememe k.
«Her kim Cuma günü kusursuz şekilde yıkanıp banyo yaparsa, erkenden camiye gelirse, camiye giderken bineğe binmeden yaya olarak yürürse, imama yakın oturup konuşmadan sessiz bir şekilde hutbeyi dinlerse, her adım için bir sene oruç tutmuş ve namaz kılmış kadar sevap kazanır. »
Bazen Cuma namazını kılan kişi, yıkanmış, yürüyerek camiye gelmiş olup da, imama yakın bir yere oturmak yerine, hatipten uzak bir mekana dinlenmek üzere oturmuş olabilir. Bu durum da, Cumanın sevabını azaltan hususlard andır.
Cuma namazına erkenden gelip imama yakın oturan bazı kimseler ise, mescitte, güzel sandıkları bazı davranışları cehaletle içerisinde sergileme k suretiyle namazın sevabını azaltmakt adırlar.
58/4: Bunlardan bazıları, imam hutbe verirken cemaate su dağıtır.
İmam Malik şöyle demiştir: "İmam Cuma hutbesi verirken hiç kimsenin su içmesini tasvip etmediğim gibi, yine Cuma saatinde cami içerisinde su dağıtılmasını da hoş görmüyorum."
58/5: Seneler önce köy mescitler inden birinde, Cuma günü imam minberde hutbe irad ederken, insanların, bağış toplamak maksadıyla cami içinde kutu dolaştıklarına şahit olmuştum.
58/6: Bazen iki insan camiye gider ve imam hutbe okuduğu sırada konuşarak camiye girer. Bu davranışlarıyla söz konusu iki kişi, Ebu Hureyre'den rivayet edilen:
« Eğer arkadaşına Cuma günü imam hutbede iken "Sus!" dersen, sen de lüzumsuz konuşmuş olursun » hadisinde belirtile n yasağı çiğnemiş olurlar.
İmam Cuma namazı için hutbe irat ederken konuşmak, Cumanın sevabını ortadan kaldırır, ecrini de düşürür.
Eksik terceme
Buradan, Cuma namazı esnasında konuştuğu için -Cuma namazına bedel olarak- öğle namazını iade etmesi gerektiğini söyleyen müftünün yanıldığını anlamak da mümkündür. Daha önce bir çok nasla da açıkladığım gibi, müftünün bu husustaki kanaati yanlıştır.
58/7: Rivayetle rdeَاْلإِنْصَاتُ ile kastedile n, susmak ve kesinlikl e insanlarl a konuşmamaktır.
Leknevi şöyle demiştir: İbn Huzeyme, "َاْلإِنْصَاتُ ile kastedile n, -zikir hariç- susmak ve kesinlikl e insanlarl a konuşmamaktır" demiş ve akabinde de "hutbe esnasında, zikir ve Kuran tilaveti caizdir" diye eklemiştir. Ancak hadisin zahirinde n anlaşıldığına göreَاْلإِنْصَاتُ ile kastedile n, mutlak olarak susmaktır.
58/8: İmam hutbedeyk en kişinin uyuyarak hata etmesi.
İbn Avn, ibn Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İnsanlar imam hutbe verirken uyumayı hoş görmüyorlardı ve böyle davrananl arı sert şekilde azarlıyorlardı."
Caminin bir yerinde uykusu gelen kimsenin bulunduğu yerden bir başka yere gitmesi, yani yerini değiştirmesi menduptur . Ömer'den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem) şöyle demiştir:
« Sizden birisi Cuma günü camide uyuklayac ak olursa, bulunduğu yeri değiştirip bir başka yere geçsin »
58/9: İmam hutbedeyk en, İmama veya kıbleye arkasını dönmek suretiyle işlenen hata.
İbnu'l-Kayyım, Peygamber in (sallallah u aleyhi ve sellem) ve sahabenin Cuma hutbesi esnasındaki davranış şekli hakkında şöyle demiştir: " Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem), Cuma günü hutbe okumak üzere ayağa kalktığında, sahabe, yüzlerini kendisine doğru çevirir, Peygamber in (sallallah u aleyhi ve sellem) yüzü de bu esnada sahabeye doğru dönük olurdu."
Cuma namazına gelen bazı kimseleri n, hutbe okunurken sırtlarını kıbleye ve imama çevirmek suretiyle duvara veya cami içindeki bir direğe yaslandıkları görülmektedir. Halbuki şeriat, sözlerinin Cuma cemaati üzerinde daha etkili olması, emir ve yasakları doğrudan kendileri ne aktarması için sadece imama, sırtını kıbleye, yüzünü ise cemaate çevirme izni vermiştir. Bununla birlikte sırtlarını kıbleye ve imama çeviren kimseler, imamın bu davranışındaki hikmeti görmemişler, çoğu, imama uzak oturduğu için hatibi can kulağıyla dinlemek imkanından mahrum kalmışlardır.
58/10: İmam hutbe irad ederken küçük taşlarla, tespih ve sairelerl e oynamak suretiyle işlenen hata.
Bir sahih hadiste şöyle buyurulmuştur:
( مَنْ مَسَّ الْحَصَى فَقَدْ لَغَا )
« Her kim (Cuma namazı esnasında) taşlarla oynarsa, hatalı bir davranış sergilemiş olur »
İmam hutbedeyk en misvak kullanmak da böyledir. Çünkü bu gibi davranışlar, kişiyi namaz esnasında korunması gereken huşu ve kalp huzurunda n alıkoyar.
58/11: Cuma günü cami içinde oturmakta olan insanların omuzları üzerinden geçmek ve onları rahatsız etmek.
Selman'ı Farisi'den yukarıda nakledile n hadiste, iki Cuma arasındaki günahların bağışlanma şartı, aynı anda bir çok güzel davranışı ortaya koyma şartına bağlanmıştır. Bu şartlardan biri de, "Camiye girdiğinde, safları sert bir şekilde yarmaya çalışarak ilerlemey e çalışmamasıdır."
Abdullah bin Busr'den rivayete göre, bir adam, Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem) Cuma gününde hutbe verirken insanların omuz ve boyunları üzerinden geçmek suretiyle Peygamber in yanına kadar gelmiş, bunun üzerine Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem) kendisine şöyle demiştir:
( اِجْلِسْ فَقَدْ آذَيْتَ وَ آنَيْتَ )
« Otur! Çünkü insanlara hem eziyet ettin, hem de geç kaldın »
Bu hadis, Cuma günü insanların omuz ve boyunları üzerinden geçerek ilerlemey e çalışmalarının haram olduğunu göstermektedir. Her nekadar hadisin zahirinde n, bu davranışın Cuma günüyle kayıtlandığı anlaşılıyorsa da, insanların sayıca kalabalık olduğu diğer namazlar için de bu haramlığın geçerli olabileceğini ve bu davranışın tecviz edilemiye ceğini söylemek mümkün görünmektedir. Burada, haram oluşun illeti, açıkça görülmektedir ki 'eziyet'tir ve bu illet, ilim meclisler i gibi aynı özelliklere sahip diğer ortamlar için de geçerlidir.
58/12: Ayaklarını dikip elbisesiy le bacaklarını örtmek veya elleriyle ayaklarını sararak oturmak
Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi ve Hakim, Muaz'dan rivayetle şöyle demiştir:
" Peygamber (sallallah u aleyhi ve sellem), imam, Cuma günü hutbe verirken, habve yapmayı (ayakları dikip karna yapıştırmayı, sonra da elbiseyle bacakları örtmeyi veya elleriyle ayakları sararak oturmayı)" yasaklamıştır.
Bu rivayette n, Cuma günü imam hutbe okurken yukarıda anlatılan şekliyle oturan kimseleri n hatalı oldukları anlaşılmaktadır. Çünkü bu oturuş şekli, tembellik ve uykuyu davet ettiği gibi, aynı zamanda kişiyi, yellenme ve avret mahallini n açılması gibi tehlikele re karşı da maruz bırakmaktadır. Cuma namazı kılan kardeşim! Peygamber in (sallallah u aleyhi ve sellem) nehyettiği şeyden uzak durmak için bütün varlığını ortaya koy. Eğer bunu yaparsan, Allah'ın izniyle bol bol sevap ve ecir kazanırsın.
İçinde inançlı, dini bütün tabir ettiğimiz arkadaşlarımdan da duyduğum bir söz var...
Hayata bana bir şey vermiyor?Hayat bana gülmüyor?
Bu sözlerin basit ifadeyle diğer manası şu oluyor sanki:
"Allahım sen neyi nasıl yapacağını bilmiyorsun...neyi nasıl takdir edeceğini de bilmiyorsun..haksızlık ediyorsun
Ben iyi bir kul olmaya çalışıyorum ama,bana nimetler vereceğine nikmetler(azap,sıkıntı) veriyorsun..Eğer bana sorsaydın ben sana daha doğrusunu ,adaletlisini söylerdim...Yani ben senden daha çok biliyorum..
Sen yanlış takdir ediyorsun..adaletli değilsin..Ben daha iyi biliyorum
Eğer bana sorsaydın sana söylerdim ama sormadın..
Madem sen işlerimi istediğim gibi yapmıyorsun artık eskisi gibi sana dua edesim,şevkle namaz kılasım içimden gelmiyor..ve müsade edersen biraz yavaştan alacağım..beni idare et..hoş gör"
Aslında "hayat bana gülmüyor"sözünün ardında bu basit olarak dillendirilmiş ifadeler var
Hayat dediğimiz nedir ki..Allahın takdirleri değilmi
Dolayısıyla isyanlarımız,sitemlerimiz Allaha yani
Şikayetlerimizi arzedecek merci de O değilmi?
İşlerimiz hep yolunda gitsin isteriz..bazen birikir birikirde patlayıveririz..bahaneler ,başka suçlular ararız ve bu cümlelerle faturayı Allaha çıkarıveririz..Allah muhafaza
"Rüzgara sövmeyiniz" hadisi var..dolayısıyla önce rüzgara karşı abdes bozup sonra da üstüm kirlendi demek gibi bir şey bu
Bazen davranışlarımızla bu tavrı ,edayı gösteriyoruz bazen de sözlerimizle
"Lutfunda hoş kahrında.."
"Hoştur bana senden gelen, ya hilatü yahut kefen" diyebilme de seviye meselesidir
ama bardağın dolu tarafını görme,hep gülleri görmenin zorluğu söyletiyor bu sözleri
Dilimİze pelesenk ettiğimiz ayeti bazen göz ardı edebiliyoruz
"sevdiğiniz şey vardır hakkınızda şer olabilir..sevmediğiniz şey vardır hakkınızda hayır olabilir" nOktası
Hayatın bazı sıkıntıları,açmazları karşısında hep iradeli ve iman buudlu bakamayabiliriz..Ama bu durum Allahı itham ve faturayı ona kesmeyi gerektirmez..Çünkü "Başımıza gelen iyilikler Allahtan,kötülüklerde Nefsimizden"
Başta bu sözün kaderi tenkid olduğunu düşünüyorum..
Allahın nimetlerini görmezden geldiğini,bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu düşüncesinin göz ardı edilip,asıl yaşanacak,rahat edilecek yerin sanki bu dünyaymış gibi bir bakış açısı
Hatta "Allahım bize bu dünyada ver"..ötesi önemli değil, noktasına vardığını
Her bir günahta küfre giden bir yol vardır..şüpheler imanın asıl yeri yeri olan kalbe bir mikrop gibi girince bakışlar ölçüler tartılar yorumlar değişmeye başlıyor..
Ayaklarımız yere bastığından,çevremizin bakış açıları bizleri de etkilediğinden ehli dünyaca bakış açıları geliştiriyoruz.
"Laa ayşe ille ayşul aahira"yaşanacak gerçek yer ahirettir" hadis
ayette de "Şüphesiz ahiret yıurdu asıl yaşanacak yerdir" buyrulan bakış açılarımız kayboluyor adeta
"sabır ilk sadmededir"(sabır belanın ilk çarptığı andadır)
"bela ağızdan çıkan söze göre gelir" hadislerindeki uyarılar bu konuda dikkat etmemiz gerekn önemli iki nokta sanırım
Bera
Kaderi tenkid eden başını örse vurur,kırar. Rahmete itiraz eden, Rahmetten mahrum kalır.Herşey kader ile takdir edilmiştir.Kısmetine razı ol ki rahat edesin.
***
Günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler-neûzu billâh-mahall-i iman olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar.
Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
Bediüzzaman
***********************
Bütün varlığı evirip çeviren, öldürüp dirilten, aç bırakıp doyuran, hasta edip şifa veren yalnızca Cenab-ı Mevlâ'dır. Mülkün yegâne sahibi O'dur ve mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Saniyenin milyonda, milyarda biri kadar zaman diliminde bile, âlemde O'nun isimleri tecelli eder. "O her an yeni bir tecellidedir." (Rahman, 29).
O, sonsuz ilmi, kudreti ve güzelliğiyle her şeyin en mükemmelini ve en güzelini murad eder. Ve yarattığı her işte muhakkak gizli açık hikmetler, maslahatlar vardır. O, lüzumsuz şeylerle uğraşmaz.
O'nun irade edip yarattığı şeyler, hakkımızda şer gibi görünse de içerisinde bilemediğimiz nice hayır ve maslahatlar mevcuttur. Ayet-i kerimede buyurulmuştur ki:
"Olur ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve yine olur ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir." (Bakara, 216)
İnsan bu dünyada acı tatlı her şeyi yaşayarak tekâmül ediyor, öğreniyor, olgunlaşıyor. İyiyi kötüyle, tatlıyı acıyla, aydınlığı karanlıkla, yazı kışla anlıyor, ayırt edip kıymet biliyor. Böyle olmasaydı, insanlık hayır ve güzellik adına bir adım mesafe alamazdı.
Dert ve ıstıraplarımızın içinde kim bilir ruhumuza şifa bahşeden, bizi olgunlaştıran nice hayırlar gizlidir. Başımıza gelenlerin acı da olsa ne kadar öğretici, vicdanları aydınlatıp Hakk'a yönlendirici olduğunu herkes tecrübe etmiştir. Sabredip şikayet etmemek kaydıyla mümine isabet eden elem ve kederlerde büyük hayırlar gizlidir.
Eğer insan sabreder isyan etmez ise, musibetin her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler sabredenleri şöyle müjdelemektedir:
"Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele." (Bakara, 155)
"Mümin erkek ve kadının nefsinde, çocuğunda, malında bela eksik olmaz. Ta ki, hatasız olarak Allah'a kavuşsun." (Muvatta)
"Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta ufak bir tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle günahlarının bir bölümünü mağfiret eder." (Buharî, Müslim)
"Allah bir kuluna hayır murad etti mi, onun cezasını öne alıp dünyada verir. Bir kulu hakkında da şer murad etti mi onun günahlarını tutar, kıyamet günü cezasını verir." (Tirmizî)
Dert ve musibetler sadece hataları temizlemekle kalmayıp, insanın Allah katındaki değerini de artırmaktadır. Kıyamet günü afiyet ehli kimselerin, bela ehline sevapları verilince onlara çok gıbta edecekleri bildirilmiştir.
Rabbimizin, nefsimize acı gelenleri de dahil olmak üzere bütün fiillerinden hoşnut olmak, takdir ve kazasını memnuniyetle karşılamak, başa gelen hadiselere katlanıp sarsılmamak rızadır. Bir ifadeyle "Lütfun da hoş, kahrın da hoş!" diyebilmektir. Bu durum, başlangıç itibariyle iradî ve kesbî olmakla birlikte, nihayeti itibariyle Cenab-ı Hakk'ın sevdiklerine ihsan eylediği bir hal ve makam olarak tarif edilir. "Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir." (Beyyine, 8)
İnsan ibadeti, kulluğu ciddiye alarak muhabbeti nispetinde ilerler, tevekkül, teslimiyet ve ihsanı elde ettikten sonra rızaya ulaşır. Bu, her müminin ulaşmaya çalışması gereken bir hedeftir. O yüzden tasavvuf yolunda "İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî: Ya Rabbi maksadım sensin ve senin rızanı talep ediyorum." ibaresi sıkça tekrar edilir. Bunun gerçekleşmesi için önce kulun Rabbinden razı olması gerekir.
Süfyan-ı Servî Hazretleri k.s. bir gün Hz. Rabia Hatun'un yanında "Ey Allahım bizden razı ol" diye dua eder. Bunun üzerine Hz. Rabia k.s. şöyle der: "Sen Allah'tan razı olmadığın halde O'nun rızasını istemekten utanmıyor musun?" Süfyan-ı Servî mahcup bir edayla sorar: "Kul Allah'tan nasıl razı olur?" Rabia Hatun şöyle cevap verir: "Kulun musibete sevinmesi, nimete sevinmesi gibi olduğunda Allah'tan razı olur."
Seven, sevdiğinin bütün işlerinden hoşnuttur. Sevgisi uğruna katlandığı acıları hissetmez. Mısır'ın ileri gelen kadınlarının Hz. Yusuf Aleyhisselam'a hayran olarak farkında olmadan ellerini kesip acı duymamaları gibi.
Kulun Allah'tan rızasının da muhtelif dereceleri vardır. Bunların ilk mertebesi olan Cenab-ı Hakk'ın rabliğini rıza ile karşılayıp başka arayışlara girmemek herkese farzdır. "De ki: O her şeyin rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rabb mi arayacağım?" (En'âm, 164). Böyle bir rıza tevhidin esası ve aynı zamanda imanın da şartıdır.
Bunun dışında Allah sevgisinin kalbe hakim olması, O'ndan başka sevgililerin gönüle sokulmaması, Hakk'ın dışındaki varlıkları da Hakk adına sevmek gerekir. O'nun sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek kulun Rabbinden rızasının en belirgin özelliğidir.
Yine rızayı isteyen müminlerin, haklarındaki ilâhi takdir ve kazaya itiraz etmeleri, şikayetçi olmaları da düşünülemez. Kaza ve kadere itiraz anlamı taşıyan sözler, şikayet etmeler bir nevi kaderi tenkittir. Kaderi tenkit etmek ise büyük bir hatadır.
Her şeyde bir hayır olduğunu ve Allah Tealâ'nın rahmetiyle kuşatıldığını bilmek ve zor zamanlarda sabırlı olmak gerekir. Şükür daha çok lütufa yol açarken, şikayet musibeti artırır ve merhamet yollarını kapatır.
Yüce Mevlâmız bir kudsî hadiste şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ben, ibadete layık olan bir Allah'ım, benden başka mabud yoktur. Kim ki belama sabretmez, kazama rıza göstermez ve verdiğim nimete şükretmezse benden başka Rab arasın." (Taberanî)
Hacı Bayram-ı Veli k.s. Hazretleri'nin söylediği gibi, hiçbir şey O'ndan izinsiz, takdiri olmaksızın meydana gelmez. Ve O'nun her işi bir hikmetledir. Bize düşen biraz sabır ve teslimiyet...
Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif anı seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
İbrahim Hakkı
cilt tipine göre cilt bakımı - yaşlanmayı geciktiren cilt bakım - cilt nasıl temizlenir - cildin kuruması nasıl önlenir - yüz temizleme kremi
Yüz bakımında nelere dikkat etmeliyiz? Cildimizin kurumasını nasıl önleriz? Lavanta mucizesi ve daha fazlası pudra.com'da
Cildimiz gerçekten de en değerli hazinemiz, çünkü vitrinimiz. İlk gençlikte pek anlaşılmasa da, cildimize her zaman iyi bakmalıyız ki o da gençliğini, güzelliğini bizim için uzun yıllar korusun.
Cilt bakımı tüyoları
• Eğer yüzünüzde bir yara varsa yüz bakımı yapmayın, enfeksiyonu yayabilirsiniz.
• Alfa ve beta hidroksi asitleri içeren ürünler ölü hücreleri cildin yüzeyinden atarlar ve cildi güneşe karşı daha hassas hale getirirler. Bu yüzden kışın bile olsa güneşli günlerde her zaman SPF oranı yüksek bir güneş kremi kullanın.
• Cildinizi fazla ovalamayın. Tek bir çeşit arındırıcıya bağlı kalın. Bu, kimyasal bir peeling veya mekanik bir ovalama ürünü olabilir. Cilde sadece haftada bir yoğun uygulama yapın.
• Cilt temizliğinde sıcak su kullanmayın.
• Sivilcelerinizi sıkmayın. Gerçekten yapmanız gerekiyorsa, bir kağıt peçete kullanın ve sivilcenin özüne ulaştığınızdan emin olun. Açılan yarayı iyileştirmek için biraz tea-tree yağı sürün.
• Yüksek aktiviteli ürünleri cildinize uygulamadan önce bileğinizde test edin. Alfa ve beta hidroksi içeren ürünler hassas ciltleri tahriş edebilir.
• Gece dışarı çıkarken yüz bakımı uygulamayın. Yüz bakımı cildinize fazlasıyla renk getirebilir ve yüz bakımından sonra en az 12 saat cildinizi makyajdan uzak tutmak en iyisidir.
• Özellikle burnunuzun etrafında siyah noktalarınız varsa T bölgesine (alın, burun ve çene) killi bir maske uygulayın ve kurumaya bırakın. Maskeyi ılık suyla çıkarın ve bir arındırıcı kullanarak maskenin yüzeye çıkardığı kirleri temizleyin.
Cildinizin kurumasını nasıl önlersiniz?
• Cilt hücrelerinin içten su ile beslenebilmesi için gün boyu en az 2,5 litre su için.
• Kapalı mekanlarda ısıtma sisteminin üzerine içi su dolu kaseler veya ıslak bezler koyun ya da buhar makinesi kullanın. Böylece havadaki nem oranını artırırsınız.
• Ara ara sabun kullanmadan sadece su ile cildi yıkamak yararlı olabilir.
• Zaman zaman bebek sabunuyla yıkanmaya çalışın. Çünkü bebek sabunu en fazla yağ içeren sabundur. Bu sayede temizlik sonrası cildin korunma tabakası kendiliğinden oluşur.
• Banyodan sonra mutlaka nemlendirici krem kullanın.
• Parfüm, kimyasal ve boyar maddeler içermeyen kremler kullanmaya özen gösterin.
• Solaryuma girme alışkanlığınız varsa aklınızda bulunsun; UV ışınları cildin kurumasına yol açıyor.
Bir mucize: Lavantayla cilt temizliği
Geniş bir kaseyi ılık suyla doldurun ve içine beş damla kadar lavanta yağı ekleyin. Lavanta yağının kokusunu içinize çekerken temiz bezi ılık suya daldırıp iyice ıslatın ve cildinizin her yerine bastırın. Lavantanın iyileştirici ve ferahlatıcı özellikleri vardır; cildinizi temizlerken aynı zamanda sinirlerinizi de yatıştırır.
Küçük dairesel hareketlerle köpüklü veya kremli bir temizleyiciyi cildinize yedirerek masaj yapın. Ilık lavanta suyuyla yüzünüzü yıkayın. Son olarak tazeleyici bir tonik spreyi cildinize sıkın veya tonik dökerek ıslattığınız pamukla yüzünüzü ve boynunuzu silin. Ardından mutlaka nemlendirici sürün.
çalışan anne adaylarının hakları - hamilelikte işyerinden neler talep edilebilir - hamile olduğu için işten çıkarılma - iş yerinde hamilelik koşulları - doğum öncesi izin hakkı
İş kadınısınız ve hamile kaldınız Doğum izni sürenizi ve diğer haklarınızı biliyor musunuz?
Hamileler doğum iznini nasıl alır? Doğum öncesi izin hakları ne kadardır? Doğum izni ne kadar sürer? Hamile olduğu için işten çıkarma olur mu? Doğum izni süresince maaş ödenir mi? Çalışan hamileler işyerinde hangi haklara sahiptir?
Çalışan kadınların hamilelik döneminde iş yerindeki haklarıyla ilgili merak edilenleri Avukat Canan Arın anlatıyor
Çalışan anne adayları doğum izni için hangi evrakları hazırlamalı?
Çalışan anne adayları doğum izni alabilmek için önce hekimden hamile olduklarına dair bir rapor alıp, o raporu ibraz etmeliler. Sonra da doğumun sekiz hafta öncesi ve sekiz hafta sonrasının ne zamana geldiğini hesaplayıp, bu haftalar için izinlerini ne zaman başlatacaklarını iş yerine bildirmeleri gerekir.
Çalışan hamileler doğum izni için hangi kurumlara başvurmalı?
Kadın, hamile olduğuna dair belgeyi aldıktan sonra bunu iş yerinin insan kaynakları veya muhasebe bölümüne verir ve gerekli bölümlere göndertebilir.
Hamileler, hamile olduğuna dair belgeyi devlet hastanelerinin kadın doğum servisinden alabilir. Belgeyi bağlı olduğu sigorta kurumuna ulaştırması ve kendi bulunduğu iş yerine de bilgi vermesi gerekir. Bağlı olduğu sigorta kurumuna hamile olduğunu bildirmesi, hem izninin başlaması hem de diğer işlemlerin yapılabilmesi, hamilelikle ilgili haklarının işleme konulabilmesi için önemlidir.
Hamilelerin doğum öncesi izin hakları var mı?
Hamile bir kadının doğumdan 8 hafta önce ve doğumdan sonra 8 hafta kullanılmak üzere toplam 16 haftalık izin hakkı vardır.
Eğer doktor izin veriyorsa, doğumdan önceki 8 haftayı doğumdan önce 3 haftaya kadar kullanıp kalanını doğumdan sonraya bırakabilir. Hiçbir hamile, "doğuma kadar çalışacağım" diyemez; doğuma 3 hafta kala izne çıkması zorunludur.
Yine ihtiyaç duyuyorsa, doğumdan sonra 6 ay ekstra izin alabilir. Doğumdan önce ve sonra kullandığı 16 haftalık izin için maaşından herhangi bir kesinti yapılmaz, ama ekstra 6 ay için maaş alamaz.
İzin zamanını belirleyebilmek için hamile kadının doktordan doğumun ne zaman olacağına dair rapor alması gerekir. Doğumdan önceki 8 hafta sırasında anormal bir durum varsa ve kadının yerinden kalkmaması gerekiyorsa, o 8 haftalık izin süresi uzatılabilir ve kadın doğuma kadar o süreyi kullanabilir.
Hamileler işyerindeki çalışma koşullarında değişiklik isteyebilir mi?
* Hamile bir kadın, doktor raporuna bağlı olarak çalışma saatlerinde değişiklik isteyebilir.
* Ağır bir hamilelik geçiriyorsa, tehlikeli işlerde çalıştırılamaz.
* Seyahat etmesi gerekiyorsa, masa başı işe dönebilir.
* Trafiğin çok yoğun olduğu saatlerde sokağa çıkmak yerine trafiğin yoğun olmadığı saatlerde gidip gelmeyi talep edebilir.
* Gece vardiyasında çalışmamayı talep etme hakkı vardır.
* Hamilelerin, kendisinin ve bebeğin sağlığını tehlikeye atmayacak çalışma koşullarında çalışmayı talep etme hakları vardır.
Hamileler doktor kontrolü için iş yerinden istediği zaman izin alabilir mi?
Hamile bir kadın hem rutin kontroller hem de ekstra kontroller için, çalıştığı kuruma bildirerek işten çıkabilir.
İş yerinde ani bir durum meydana geldiyse, herhangi bir işçiye olduğu gibi sağlık önlemlerinin alınması gerekir.
Hamile, doktora gidebilir veya doktor işyerine gelebilir. Hekimle ilgili izinlerini suistimal etmemek kaydıyla hamile kadın, hekimin talebi doğrultusunda doktor izni kullanabilir.
Hamileler çalışma koşullarında ne tür düzenlemeler talep edebilir?
Hamilelerin tuvalet ihtiyaçları diğer insanlara göre daha sıktır ve tabii çok zorunda olduklarında uzanıp dinlenme hakları vardır. Eğer doktor raporu uygun görüyorsa, hamile kadın o rapora bağlı olarak izin alabilir ve bu izin maaşından kesilmez.
İş yerinde daha rahat koşullarda oturması, ayaklarını uzatması, çok fazla radyasyon almayacak şekilde bilgisayar ekranının korumasının sağlanması gibi bebeğin sağlığını tehlikeye atmayacak koşulların yerine getirilmesi gerekir.
İş yerinde yasal koşullar sağlanmıyorsa hamileler ne yapabilir?
Hamile kadın, önce noterden iş yerine bir ihtarname gönderir. Koşulların sağlanmasını istediğini, koşullar sağlanmadığı takdirde yasal yollara başvuracağını bildirir. Koşullar hala sağlanmazsa, bunu bildirerek işini feshedebilir veya mahkemeye başvurarak, sağlanmayan koşullardan dolayı herhangi bir zarara uğramışsa onun tazminini iş yerinden isteyebilir.
Mahkeme, iş yerinin hamilelik koşullarına uygun olup olmadığının tespitini isteyebilir. Ama bu masraflı bir yoldur, bilirkişi parası ödemek gerekir. Noterden ihtarnanme çekmek daha uygun bir yoldur.
Hamile olduğu için işten çıkarılanlar yasal olarak ne yapabilir?
Çalışan hamilelerin hakları, İş Kanunu'nun 74'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Hiçbir kadın hamile olduğu için işten çıkarılamaz.
Fakat işverenler bazı hileler yapabiliyorlar. Kadını işten çıkarıp, bazen de kimsenin duymayacağı şekilde, "hamile kalırken bana mı sordun" gibi cümlelerle yaklaşabiliyorlar.
Kadının, mümkün olduğu kadar bu nedenle işten çıkartıldığını ispat edecek konumda olması gerekiyor. İşverenle konuşurken odaya arkadaşıyla birlikte girmesi ya da bir arkadaşının bu konuşmayı duyması iyi olur. Çünkü işveren hamile olduğu için değil, başka sudan bir sebep bularak işten çıkarıyor.
Kadın, hamile olduğu için işten çıkarıldığı takdirde, hemen bir ihtarname çekip işe iadeyi talep etmeli. O gün iş yerine gidip işe alınmadığını tespit ettirmesi, sonra da iş mahkemesine işe iade davası açması gerekir.
İşe iade davası açtığı takdirde, çalışmadığı süre için bir tazminat alabilir, ayrıca mahkeme işe iade kararı verebilir. İş yeri işe iadesini kabul etmezse, mahkeme kararı ile kendisine 8 aya kadar maaş ödenebilir.
düğün hazırlıklarında neler yapılır - düğün hazırlığı yaparken neye dikkat etmeli - düğün hazırlığı yaparken neye dikkat etmeli
Düğününüz hayatınızın en önemli günüdür. Bu özel günde herşey kusursuz olmalıdır...
Hayatınızın en önemli adımını atarken, yaşamın kaosu içinde düğün/nişan organizasyonunuzda yardım almaya ihtiyaç duyabilirsiniz. Düğün organizasyonu firmaları bu konuda en büyük destekçiniz.
Rüyalarınızı süsleyen, ruhunuzu yansıtan düğünlere imza atan Armoni Organizasyon şirketinin sahibi Sevgi Emekçi'den bu eşsiz gününüzü nasıl organize edebileceğinize dair bilgiler aldık.
Türkiye'de en çok rağbet edilen düğün konseptleri nelerdir? Klasik mi, gösterişli davetler mi ya da sade organizasyonlar mı? Yaz ve kış aylarına göre nasıl farklılıklar gösteriyor?
Her davetin tasarımı davet sahibinin bütçesine göre, hayallerine ve mekanın durumuna özel olarak hazırlanır. Son yıllarda en çok arzu edilenler, mekanı tümü ile değiştirecek özel tasarımlar. Genellikle kış aylarında klasik, yaz aylarında ise parti tarzı daha modern tasarımlar revaçta.
Bir düğün konsepti nasıl oluşturuluyor?
Genellikle evlenecek çift ile en az iki saatlik bir konuşma onların arzularını, hayallerini ve zevklerini anlamak için yeterli oluyor. Bundan sonra mevcut mekanların özelliklerini anlatıp, fotoğraflarını ve menü bedellerini sunarız. İlgilendikleri mekanları incelemek üzere randevular alıp, birlikte giderek kendilerine yardımcı oluruz.
Mekan ve menüye karar verdikleri andan itibaren de davetin tümüne ve bütçelerine bağlı olarak etkinlik planlamasını, dekor taslağını hazırlamaya başlarız. Bundan sonraki toplantımız, üzerinde konuşmak, tartışmak ve sonra detayları belirlemek üzere yapılır. Düğün mekanında hazırlanacak sunumla da etkinliğin planlanması ardından konsepti son haline getirmiş oluruz.
Bir organizasyon firmasının sağladığı kolaylıklar nelerdir?
Şehrimizde çalışan çiftlerin yüzdesi artmış, zaman unsuru da buna paralel olarak çok değerlendi. Bizler gibi bu sektörün profesyonelleri tüm detayları planlayarak ve hazırlayarak önlerine koymakla, onlara hem zaman kaybından, hem de yanlışlıklarla yapılacak israftan kurtarmış oluyoruz.
Küçük bütçeler ile zevkli davetler verilebilir mi? Güzel bir davet için çok büyük bütçeler gerekiyor mu?
Görkemli davetler doğal olarak büyük bütçeler gerektirir. Ama her büyük bütçeli davet güzel olacak diye de bir kaide yok. Küçük bütçelerle ama doğru tasarımlarla ve yerinde yapılan harcamalarla çok güzel butik davetler hazırlanabiliyor.
Ses ve müzik şirketlerinin organizasyondaki yeri nedir? Davette çalınacak müzik seçimlere neye göre ve nasıl yapılıyor?
Davetlerde tasarım ve uygulama kadar diğer önemli unsur da müzik. Müzik firmalarının (orkestra veya dj) davetlerde neşeli bir ortam yaratabilmeleri çok önemli. Gençler seçtikleri müzik firmasına bir iki saat ayırarak giriş, ilk dans ve pasta müziklerini belirler ve ardından düğün süresince arzu ettikleri müzik türünü kararlaştırabilirler.
Organizasyon firmalarının bir davete hazırlanma zamanları ne kadar sürüyor? Çiftler size ne kadar önce gelmeliler?
Mekanın tümüyle değişime uğrayacağı büyük tasarımlı düğünlerde en az 4 ay, yalnız mekan dekorasyonu ve etkinlik düzenlemesi ile hazırlanacak düğünlerde 2 ay önceden gençlerin bize müracaat etmeleri yeterli olur.
Size gelen çiftlerin isteklerini aynen yerine getiriyor musunuz? Ya da sunduğunuz alternatifler neye göre değişiyor?
Bize düğünleri için müracaat eden çiftlerin arzularını bire bir yerine getirmemiz her zaman mümkün olmuyor. Düğün mekanının özellikleri, bütçeleri, arzu ettikleri çiçeklerin o mevsim bulunmaması gibi etkenlerle kendilerine değişiklikler öneriyor, başka alternatifler sunuyor, ancak daima müşterek noktalarda anlaşmaya varıyoruz.
Düğün hazırlığında olan çiftlere tavsiyeleriniz neler? Rüya gibi bir düğünün sırrı nedir?
Düğün hazırlığına başlayan çiftlere en önemli uyarımız şudur: Hiçbir hazırlığa başlamadan, bizler gibi organizasyon firmalarına uğrayın, mekanları tanıyın, menülerinizi seçin, bütün bunlarda özel indirimlerden faydalanın. Tüm düğününüzü en ekonomik şartlar ve doğru ayrıntılarla planlamak için düğün organizatörlerinden yardım alabilirsiniz.
astım hastalığı - kış aylarında astım - astım hastalarının kışın aldığı önlemler
Kış ayları astımı tetiklerken uzmanlar astımhastalarının alabilecekleri önlemleri açıkladı...
Medical Park Hastaneler Grubu Göztepe Medical Park Hastane Kompleksi Göğüs Hastalıkları Bölüm Direktörü Prof. Dr. Yalçın Karakoca, havaların soğumaya başlamasıyla bazı kronik hastalıkların da kendini daha çok hissettirmeye başladığını belirterek, ''Kış ayları astımı tetikliyor'' dedi.
Prof. Dr. Karakoca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, temel olarak astımın iki önemli çeşidinin bulunduğunu, bunların ''Alerjik astım'' ve ''Alerjik olmayan astım'' olduğunu söyledi.
Alerjik astımda hastanın duyarlı olduğu bir ya da daha fazla alerjenin (ev akarları, evcil hayvanlar, polenler, küfler) mevcut olduğunu ve bu duyarlılığın, alerjik deri testleri ya da kanda ''spesifik IgE'' ölçümü ile saptanabildiğini anlatan Prof. Dr. Karakoca, alerjik astımın, genellikle ilk belirtilerini çocukluk döneminde verebildiği gibi herhangi bir yaşta da ortaya çıkabildiğini belirtti.
Alerjik olmayan astımda ise hastanın duyarlı olduğu belirli bir alerjen olmadığını, genellikle seyrinin daha kronik ve sinsi gittiğini de anlatan Prof. Dr. Karakoca, bu nedenle tanının daha geç konulabildiğini ve krizlerin daha ağır ve tedaviye dirençli olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Karakoca, astımın kronik bir hastalık olduğuna vurgu yaparak, belirtilerinin hava yollarında daralma olduğu dönemlerde ataklar halinde ortaya çıktığını ve tedaviyle ya da kendiliğinden bu belirtilerin düzelebildiğini, bu düzelmenin de hastalarda yanılgıya neden olabildiğini, bu nedenle tedavilerini kesebildiklerini anlattı.
Astım hastalarında alerjenler, viral enfeksiyonlar (nezle, grip, farenjit), soğuk hava, kirli hava, sigara dumanı, ilaçlar (aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları), gıda katkı maddeleri, boya, cila, vernik, parfüm kokuları, stres gibi faktörlerin astım atakları nedeni olabildiğini de ifade eden Prof. Dr. Karakoca, şunları söyledi:
''Havaların soğumaya başlamasıyla bazı kronik hastalıklarda kendini daha çok hissettirmeye başlar. Özellikle kış aylarında hava kirliliğinin artması, bazı astım hastalarında astım nöbetlerinin geçirilmesine neden olabilir. Kış ayları astımı tetikliyor. Sobaların ve kaloriferlerin yakıldığı, yünlü kazakların sıkça giyildiği kış mevsiminde astım hastalarının özellikle dikkat etmeleri gerekiyor.''
Astımın genetik bir hastalık olduğuna işaret eden Prof. Dr. Karakoca, anne ya da babasında astım olan bir kişide astım ortaya çıkma olasılığının, ailesinde astım bulunmayanlara göre daha fazla olduğunu, genel popülasyonda astım yüzde 8-10 oranında görülürken, anne ya da babadan birisi astımlı ise doğacak bebekte astım görülme olasılığının yüzde 20-30'a, anne ve babanın her ikisi de astımlı ise oranın yüzde 60-70'lere çıktığını dile getirdi.
Astımlı hastalarda en sık görülen alerjinin ev tozu akarı alerjisi olduğunu da belirten Prof. Dr. Karakoca, ev tozu akarları ile mücadelede ortamdaki nem miktarının azaltılmaya çalışılması, yatak çarşaflarının her hafta en az 60 derecede yıkanması, yatak, yorgan ve yastıkların özel kılıflarla kaplanması olduğunu anlattı.
Astımı kontrol altına alan birçok ilacın bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Karakoca, astım tedavisinde çok ender kullanılan diğer seçeneğin ise aşı tedavisi olduğunu kaydetti.
BAZI BASİT ÖNLEMLER
Prof. Dr. Yalçın Karakoca, astım hastalarının alabilecekleri basit önlemleri de şöyle sıraladı:
''Astım atağına neden olabilecek eşyaları ev ortamından uzaklaştırın. Tüylü hayvanlarınızı evin dışında tutun. Sigara içmeyin ve içilen ortamdan uzak durun. Tüylü hayvanlarınız yataklarınıza, koltuklarınıza çıkmasına izin vermeyin. Çok uzun tüylü halı ve kilimlerinizi kaldırın. Yatak takımlarınızı toz geçirmeyen nevresim takımları ile kaplayın. Çarşaf ve nevresim takımlarını sık sık çok sıcak suda yıkayın ve mümkün olduğunca dışarda kurutun. İçerdeki havayı temiz ve canlı tutabilmek için sıkı sık odanızı havalandırın. Yemek pişirirken pencerelerinizi açık tutun. Dışardaki hava egzoz gazı, araba, fabrika dumanı veya çiçek ve ağaç polenleri ile kirlenmiş ise pencerelerinizi kapalı tutun. Yünlü kazaklar, atkı ve berelerden uzak durun.''
oyuncakların çocuk eğitimine etkisi - çocuk ve oyuncak - oyuncaklarla çocuk eğitimi
Çocukların oyuncaklarla eğitilmesinde önemli yararı olan özelliklere sahip oyuncak üreticisi firmaların web siteleri bu sayfada listelenecek ve kısaca anlatılacaktır. Siteler her ne kadar kâr amaçlı olarak oyuncak satışı yapan firmaların tanıtım siteleri olsalar da eğer ürünleri çocuklara gerçekten faydalı ise tanıtımlarını yapmakta bir sakınca görmüyorum.
Söz konusu çocuklara oyuncak satışına yönelik web sitelerinin tanıttıkları ürünlerin bazıları uzmanlar tarafında incelenmiş ve çocuk gelişimine katkıları onaylanmıştır.
Kısacası burada herhangi bir çıkar uğruna veya hatır için site tanıtımı yapılmamaktadır.
tahta parçalarından oyuncak, maket vs.Kapla Sihirli Tahtalar
› › Eğitici Oyuncak Markası Mobee özenle seçilmiş ürünlerden oluşan eğitici oyuncak ve materyal serisidir. Çocukların küçük yaşlarda meslek dallarını tanımaları amaç edilmiştir. Özellikle bilim, teknoloji, tasarım çerçevesinde faydalı ürünleri mobee serisinde mevcuttur. Yurt dışında ve ülkemizde her geçen gün önem kazanan Hands-on ve Minds-on activities (Elleri ve Zekâyı harekete geçiren aktiviteler) kavramı üzerine odaklanarak hem çocukların ilgisini çekecek hem de onları eğitecek ürünler konusunda uzmanlaşmış üretici kadrosu vardır.
› › Kapla Sihirli Tahtalar pedagojik bir araç olarak Fransız eğitim sisteminde kullanılmaktadır. Sabitlenmeyen birbirinin tıpkısı parçaların kullanımı, çocukların 3 boyutlu uzayda materyalleri organize etme yeteneğini geliştirir, el becerilerini keşfetmelerini ve keskinleştirmelerini sağlar.
sağlığa zararlı kilo verme yöntemleri - hangi yöntemlelerle zayıflama zararlıdır - tehlikeli diyetler
Çoğumuz kilo vermede sağlıklı yolun aşamalı bir süreçte olması gerektiğini ve sağlık için ömür boyunca bunun dikkate alınması gerektiğini bilir, en azından bilmek zorundayız. Ama bazı insanlar kilo verme çalışmalarında çabucak ve çok tehlikeli bir şekilde incelmek için aşırıya kaçan yollara baş vururlar. Ölçüyü kaçırmış diyetçiler kilo kaybederken hayatlarını da kaybedebiliyorlar.
1- idrar söktürücüler
İdrar söktürücüler veya su tabletleri, idrar atımını arttıran bir ilaç olarak sınıflandırılmışlardır. Benimsenmiş düşüncenin tersine, idrar söktürücüler gerçekte vermek istediğiniz kilolardan kurtulmanızı sağlayamazlar. Verdiğiniz kilo sadece suyun ağırlığıdır.
Idrar söktürücülerin kullanımından aşırı su kaybı neticesinde bünye birkaç gün sonra tekrar su tutmaya başlar ki bu da ilaç kullanıcısını sudan kaynaklanan kilolardan kurtulmak için daha fazla ilaç kullanmaya iter.
Su kaybı sorunu idrar söktürücüleri kullanmanın en yaygın ve de ölümcül tehlikesi olan etkisidir. Bu, yaşamı tehdit eden bir duruma dönüşebilmektedir. Böylece idrar söktürücü kullanıcıları kilo verme yerine elektrolitler gibi hayati önem taşıyan sıvıları kaybederler.
Elektrolitler kalbin, böbreklerin ve karaciğerin düzenli çalışmaları için gereklidir. Kalsiyum, potasyum, magnezyum ve çinko gibi önemli mineraller için de bu durum geçerlidir. Sıvı kaybederken bu önemli minarelleri de kaybedersiniz.
2- müshiller
Müshiller kalın bağırsağın boşaltılmasını çabuklaştırmak için alınırlar. Gerçek anlamda kilo vermede çok az etkileri vardır. Bunun sebebi, aldığınız besinlerin ve kalorilerin müshiller etkisini gösterene kadar ince bağırsakta emilmiş olmasındandır.
Kendinizi daha incelmiş hissetseniz bile, kilonuza tek etkisi idrar söktürücülerde olduğu gibi kaybedilmiş suyun ağırlığından başka bir şey değildir. Sonuçta su tutmaya başlarsınız, bu da sizin hem şişmiş görünmenize hem de kendinizi şişmiş hissetmenize yol açar. Ve böylelikle, su tutmayla savaşım için müshillerin kullanımında bir kısır döngüye başlarsınız.
Müshillerin kullanımındaki tekrarlar yan etkiler yol açabilir. Bazı yan etkileri oldukça kötüdür.
İlaç kullanıcılarında bir süre sonra müshil kullanmadıkları zaman bağırsaklarda hareket olmadığı görülür. Kalın bağırsaklarınız kalıcı bir zarara uğrar. Ve ilerlemiş vakalarda sonuç ölümdür.
Ayrıca doku/organ sıvılarında dengesizlik, aşırı su kaybı, kabızlık, kanlı ishal, şiddetli karın ağrıları, mide bulantısı ve kusma bu tür ilaçların yaygın yan etkilerindendir.
Bu ilaçların devamlı kullanımından kurtulmak çoğu zaman bir doktorun yardımını gerektirmektedir.
3- kusturucu şurup
Genellikle zehirlenmeler karşısında kullanılır.
ABD'de oburluk sendromuna yakalananlar bunu devamlı kullanım sonucu ölmüşlerdir. Bu sendromdaki kişiler genellikle genç ve normal kilodaki hanımlardır. Fazla yedikleri zaman derin pişmanlık, depresyon ve kendilerinden tiksinme gibi haller karşısında kendilerini kusmaya zorlarlar.
Bu sendromu anoxeria ile karıştırmayın. Anoxeria'da psikolojik olarak kusmalar olur. Daha çok genç hanımlarda görülen bir psikolojik bozukluktur.
Kusturma şurupları bütün vücut sisteminde toksinler oluşmasına, kalb yetmezliğine, kalpte ritim bozukluğuna, çarpıntıya, göğüs ağrılarına, soluma güçlüklerine, ani kalp durmasına, krizlere, şok ve komaya sebep olurlar.
4 diyet hapları
Bunlar ABD'de büyük bir endüstri oluşturmaktadır. Kilo verme çabalarında en rağbet edilen yöntemlerdir.
Diyet hapları doktorlar tarafından verilen reçetelerle alınabiliyor. Reçetesiz satılanları da vardır ki bunlar diyete takviye edici diye nitelendirilirler.
Reçete ile satınalınabilen diyet hapları obez kişilere verilir. Kilo vermede kamçılayıcı rolü vardır. Bunun sebebi, içeriğinin besin ve ilaç kurulu tarafından belirlenip düzenlenmesi ile daha etkin olması ve tıbbi gözetim altında kullanılmasıdır. Ama reçetesiz satılan türlerine ya da diyet haplarının kişisel kullanımına bağımlılık sağlığınız için zararlı olabilmektedir.
Diyet hapları iştah kesici ilaçlarının, kafein tabletlerinin ve bitkisel katkı maddelerinin etkilerine sahiptirler. Örneğin Phenylpropanolamine ve Ephedra çok revaçta iştah kesicilerdir ve kişiye güzel bir canlılık kazandırarak sinir sistemine zindelik verirler.
Diyet haplarının tehlikeli yan etkileri:
Gerginlik, yüksek tansiyon, uykusuzluk, aşırı aktivite, yorgunluk, bulantı..
kalbde ritim bozuklukları (ki bunlar kalbin kan pompalamasının etkisinin düşmesi gibi bozukluklardır) ve kalb, nabız atışlarının düzensiz ve çabuk olması
Baş ağrıları, kusma, ağız kuruluğu, beyin kanaması, bulanık görme, ateş, idrar yollarında enfeksiyon, saç dökülmesi, seks hayatında gerileme, göğüste daralma, el ve ayaklarda karıncalanma ve sağlıksız dışkılama.
Daha da ciddisi, diyet haplarında doz aşımı ya da bu ilaçların devamlı kullanımı ölümle sonuçlanabilmektedir.
Tehlikeli kilo verme yöntemlerini kullanan insanlarda artış gözlemleniyor. Ama bunun çok tehlikeli bir yol olduğunu unutmayın. Ve aklınızdan çıkarmayın ki fazla kilolardan kurtulmanın kalıcı olması bu yöntemlerin günlük kalori alımını düşürme ve egzersizleri arttırma gibi diğer yöntemlerle karışık sürdürülmesiyle mümkün olabilir. Bütün bunlar insana şu soruyu sorduruyor: Neden sağlıklı beslenme ve egzesiz yapma gibi eski usüllerle kilo verilmesin? - Tabi eğer gerçekten kilo vermede başarının sırrı bu ise..
Eğer bu tehlikeli kilo verme metotlarını kullanmışsanız veya halazırda kullanıyorsanız ya da bunları yapan kişiler tanıyorsanız size ısrarla tıbbi yardım araştırıp bulmanızı tavsiye ederiz. Zayıf kalmak uğruna şuursuzca sağlığınızı tehlikeye atmanız hiçbir riske girmeye değmez.
Not: Bunlar yurdumuzda fazla görülen şeyler olmayabilir ama madem ABD'de çok yaygın, her an bizde de böyle şeyler baş gösterebilir.
Metabolizma nasıl hızlanır - sağlıklı kilo verme - diyet - yaşlılık ve metabolizma
İnsanın yaşı ilerledikçe metabolizması yavaşlar. Bunun getireceği şişmanlığa ve birçok sağlık sorununa önlem almak için 30 yaşlarında çalışmalara başlamak gerekiyor. En geç 40 yaşına kadar bazı alışkanlıkları tam olarak kazanmak zorundasınız. Bunun için ise nelere karşı hangi önlemler almanız gerektiğini iyi bilmelisiniz.
Yaşlılığın kadınlara ve erkeklere getirdikleri
Metabolizma hızı yavaşlar. Bünye 30 yaşından itibaren yıllar geçtikçe enerji yakma oranını azaltır ve bu hep böyle artarak devam eder. Yıllar geçtikçe aldığınız kalori zor harcanır olur.
Kadınlardaki menopoz, erkeklerdeki andropoz metabolizmayı daha da yavaşlatır. Böylece ileriki yaşlarda zaten artmakta olan kilolarda ani olarak daha fazla artış, huzursuzluk, sinirlilik ve depresyon halleri baş gösterir.
Yaşlanırken kadın erkek farklılıklarına göre nelere dikkat etmeli
Normalde kadınlar erkeklerden daha az kalori yakar. Buna bir delil, erkeklerin vücut ısısının genelde kadınlarınkinden daha yüksek olmasıdır. Dolayısıyla yaş ilerlerken kilo verme çalışmalarında kadınların başarı şansı daha azdır.
Bir başka faktör de erkeklerde kasların, kadınlarda yağ dokularının daha fazla olmasıdır.
Ve işin daha üzücü yönü: Yaşlılıkla beraber kaslar azalıyor! Yaşlandıkça hareketliliğin azalması kasların azalması ile birlikte birbirlerini destekliyorlar yani karşılıklı olarak hareketlilikte de kaslarda da azalma oluyor. Sonuçta yağ kitleleri daha fazla yer kaplamaya başlıyor.
yaşlandıkça daha düzenli ve daha sık spor yapmak gerekir.Yaşlandıkça daha hareketli olmaya çalışmalı.
Ve kaslarımıza vermemiz gereken önem
Hareketsiz diyet, hareketsiz metabolizma hızlandırma faaliyetleri sizin yağ dokularınızdaki yükü hafifletebilir ama kaslarınıza bir şey yapmaz. Sonuçta vücudunuz zayıf olsa bile bütün cazibesini kaybedecektir. Bütün yağlarınızdan kurtulsanız bile, kaslardaki azalma yüzünden bu sefer bir deri bir kemik hale gelirsiniz ki bu da son derece çirkin bir görüntü arz eder. Hareketlilik ise hem kas güçlendirici hem kalori yakıcı aktivitelerle sağlanmalı.
Vücudunuzun her yerinin kasları için nasıl egzersizler yapılır bunları öğrenir ve uygularsanız, yaşlılık belirtilerini uzun yıllar geciktirebilmeniz mümkün.
Bütün bunlardan dolayı, 40 yaşına gelmeden önce her şeyi dengeleyici alışkanlıklar kazanmamız şart. Kasları güçlendirici spor aktivitelerine kesinlikle ihtiyacımız var. Kaslarımızın gücü bizim için hayati önem taşır. Kaslarımız azalırsa eriyip zayıflarlarsa ne yürüyecek halimiz kalır ne de kolumuzu kaldıracak halimiz. Peki bu durumda zayıf olmanın, az yemenin, dengeli beslenmenin, metabolizmayı hızlandırıcı besinleri yemenin ne anlamı kalır ki?
Çoğu yaşlılarımızın halini görüyoruz: Az kilolu olsalar bile hiç güçleri yoktur. Kollarında bacaklarında karınlarında kaslar bir hayli azalmıştır ve derileri yağ dokularıyla beraber bıngıl bıngıl sarkmaktadır.
Metabolizmamızı dengede tutmaya çalışırken bir yandan da yaşlılıkta elden ayaktan düşmemek için neler yapılabilir, bunun için şu yazıyı baştan sona dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum:
Metabolizmayı hızlandırma rehberi
Kilonuzu kontrol etmede güçlük çekiyor musunuz? Eğer yeterince kalori kısıtlaması yaptığınızdan ve gereği kadar aktif bir yaşam sürdürdüğünüzden eminseniz metabolizmanızı biraz ateşlemeyi deneyin. İşte size kolay uygulanabilir bazı öneriler:
-
1. Tiroidinizi kontrol ettirin: Tiroit bezinin normal çalışmaması kilo almanızı kolaylaştırır. Guatr sorunu olanların önemli bir kısmında tiroit bezi yeterli tiroit hormonu üretemez. Normalden daha az tiroit hormonu vücudun normalden daha az enerji yakmasına neden olur. Tiroit bezinizin iyi çalışıp çalışmadığından emin olmak için tiroit bezi hormonlarının ölçülmesi yeterli olacaktır.
-
2.Yürürken daha hızlı değil daha uzun mesafelere gidin: Vücudunuzun oksijen eşliğinde yaptığı hareketler ne kadar uzun sürerse bedeninizin o kadar çok yakıt (yağ depolarınız) harcayacağından emin olabilirsiniz.
-
3.Gezinmek yerine, ciddi bir yürüyüş yapın: Adımlarınızı biraz sıklaştırırsanız metabolizmanızı daha da hızlandırır, daha çok yağ yakabilirsiniz. Uzun mesafeleri katetmek her zaman iyidir, bu mesafeleri daha hızlı adımlarla katetmek ise daha da iyidir.
-
4. Yemek sonrası kısa yürüyüşler yapmayı unutmayın: Yemeği takiben yaptığınız hafif yürüyüşlerde metabolizmanın daha hızlı bir süreçle işlediği, daha çok kalori (enerji) ve daha çok yakıt tükettiği biliniyor. Yemek sonrası yürüyüşlerin metabolizmayı hızlandırıcı etkisinden yararlanın.
-
5.Öğün atlamayın: Yavaş ve uzun süre çiğneyerek yemeyi deneyin.
-
6.Hayatınızı baharatlandırın: Kırmızı acı biber, turp ve hardal gibi baharatların metabolizmayı hızlandırabileceği düşünülür. Baharatlar vücudunuzu daha hızlı bir çarka sokabilir, metabolizma hızınızı yükseltebilir.
-
7. Doktorunuz tarafından önerilmeyen ilaçları kullanmayın: Zayıflamak adına yosun hapları, detoks likidleri, tiroit ekstreleri, amfetamin, sibutramin, efedrin gibi maddeleri kullanmamaya özen gösterin.
çiçek ve bahçe bakımı - sonbaharda ekilen çiçekler - kışın ekilen çiçekler
İlkbaharda çiçek açacak olan lale, sümbül, nergis, fulya, beyaz zambak soğanlarını şimdi dikmelisiniz. Her soğanlı bitki şimdi ekilmez. Meselâ glayöl soğanları nisanda ekilir.
Soğanları fazla derine gömmeyin, toprak yüzeyine çok yakına da gömmeyin. İdeal ölçü, soğanın üst kısmının sadece dört parmak toprak altında kalacak şekilde olmasıdır. Kışın don tehlikesi varsa toprak yüzeyine zaman zaman saman yayılabilir üstüne hasır örtülebilir.
Gül fidanlarının ekim zamanı da sonbahardır. Sadece kışları aşırı soğuk olan yerlerde gül fidanlarının ekim zamanı ilkbahardır.
Kışın bahçeleriniz çiçekli olması için
Kış boyunca bahçe, balkon gibi dış mekânlarda çiçek açabilen süs bitkilerini şimdi ekseniz iyi olur. En elverişlileri çuha çiçekleridir. Bunlar soğuk havada hiç zarar görmezler, sıcakta bozulurlar. Siklamen ve hercai menekşe ise İstanbul gibi kışları ılıman iklime sahip olan bölgelerde kış boyunca çiçeklenebilen türlerdendir. Siklameni yumru olarak alıp ekmenizi hiç tavsiye etmem; sonbaharda hazır çiçek açmış halde bulun bahçenize ekin. Bakımına dikkat ederseniz uzun yıllar yaşatabilirsiniz.
onbiray çiçeği bütün yıl çiçek açar
Kış için saksılarda yetiştirilenlere gelince:
Atatürk çiçeği yazın dışarıda kışın evde olmalı. Açelya "dondan korumak suretiyle" kışın da dışarıda olsa çok daha iyi olur. Ama kuzeye bakan balkonlar hiç elverişli değildir. Ayrıca çok soğuk günlerde duruma göre kollamayı bileceksiniz. Açelya ev içinde tutulacaksa oldukça havadar, yarı güneşli, nemli ve fazla sıcak olmayan bir yerde bulundurulmalı.
Kamelya ve gardenya süs bitkileri kışın evlerde açelya gibi fazla sıcağı ve kuru havayı sevmezler; iç mekânlarda kış boyunca serin ve nemli hava sağlanmalıdır. Gardenya kış boyunca çok az sulanmalıdır.
Siklamen dış mekân sever bunu bilin. Onbiray çiçeği biraz serince ve fazlaca aydınlık / yarı güneşli yerlerde bulunması koşuluyla kış boyunca hatta bütün yıl ev içinde çiçek açabilir.
Antoryum kışın güneşli cam önünde, nemli ve sıcak ortamda çiçeklenmeye devam eder.
Camekânlı balkonlar biraz sıcak olursa kışın sardunyalar çiçek açmaya devam edebilir. Camekânlı balkon kışın fazla serin oluyorsa sardunyaların gelişmeleri aşırı yavaş olur. Bazı küpeçiçeği türleri kışın burada çiçek açarlar, yani küpe çiçekleri de kışlık için düşünülebilir. Her cinsi olmaz, cinsleri hakkında edinilmiş tecrübeler gerekir. İstediği şart serinlik ve havadarlıktır.
çiçek ve bahçe bakımı - gül bakımı
Güllerin üretilmesinin çoğaltılmasının çok çeşitleri var. Aşılamadan tohum ile üretmeye kadar Bir akrabam kesme gül çiçeklerini vazoda çiçeği solunca toprağa eker, köklendirir ve böylece bahçesinde birkaç değişik gül türleri yetiştirirdi. Dikkat, özen ve büyük sevgi isteyen bir metot. Burada başarılı sonuç seralarda hormonlarla yetiştirilen güllerden değil normal şartlarda yetiştirilen gül dallarından mümkün olabilir.
Tohum ile Gül üretme:
Uzun ömürlü süs bitkilerinin çoğu için tavsiye edilmeyen bir yöntem, gül için de tavsiye edilmez. Güllerde ve uzun ömürlü birçok süs bitkisinde tohum ile üretme iki ayrı türün doğal yolla melezleştirilip yepyeni ve farklı bir tür elde edilmesi için kullanılır. Diğer durumlarda aşağıdaki metotlar daha uygundur, üstelik yıllarca beklemenizi gerektirmez.
Çelik ile üretme:
Yaz sonunda bir senelik dallar kesilip alınır, yaprakları kopartılmadan, makas ile diplerinden kesilerek ayıklanır. Dallar yarısından çoğu kısmı toprağın altında kalacak şekilde dikilir. Bunlar kolayca köklenir. İlkbaharda köklerine zarar vermeden sökülüp esas yerlerine dikilir.
Reçellik gül. Gül yağı da ayrıca genelde bu tür gülden yapılmaktadır. Isparta denince akla gül yağı gelir.
Daldırma ile üretme:
Her tür için uygun değildir. Denemekte yarar var. Bir gül dalını toprağa ekersiniz. Filizlenirse tutacak demektir; aynı zamanda kökleniyordur. Köklenmesine zarar vermemek için asla dokunmamalısınız. Ne zaman filizler kuvvetli büyümeye başlarsa köklendiğinden emin olabilirsiniz.
Kökten ayırma ile:
Ben birkaç defa denemiştim. Sonuç iyi idi. Ama aşılı güllerde dikkat edilmeli. Bunun için gülü tanımak gerekiyor. Kökteki esas daldan aşı ile gelişmiş esas gövde vardır. Bundan meydana gelen sürgünlerde sorun olmaz. Daha aşağıdaki sürgünlerden alırsanız bunlar yabani gül olacaktır.
Aşı ile üretme:
Yukarda yazdığım sebeplerden ötürü hiç sevmediğim bir şey. Bu yüzden yazmak bile istemedim. Ben şahsen tavsiye etmem. Hobi olarak değil de ticari amaçla gül yetiştirenler yapabilir.
alıntıdır
çiçek yetiştirme hobisi - hangi çiçekler cam önünde yetiştirilebilir - süs çiçekleri
Pencere önünde hangi süs bitkilerini yetiştirebilirim? Çok soruluyor ama soruda detay verilmiyor, yani pencerenin dışında mı, ev içinde mi?
Pencere önünde begonyalar
Hem içerde hem dışarıda olabilen, fazla güneş gerektirenler
Atatürk çiçeği, cüce gül, Itır, kaktüs, kalanchoe, kolyos, aloe vera türleri, sardunya, çiçeği için yetiştirilen begonyalar, sütleğen
Bunlardan kaktüs hariç diğerlerini kışın soğuktan korumak için içeri almak şarttır. İçerde yine güneş alan pencere önünde bulundurun.
Dikkat: Sütleğen kaktüse ne kadar benzese de hem fazla güneşe ihtiyaç duymaz, hem soğuğa hiç dayanıklı değildir.
Ev içinde bol aydınlık ama az güneşli pencere önünde sağlıklı yaşayabilen süs bitkileri
Bunlar aşırı güneşten korunmalıdır.
Açelya, gardenya, kamelya, kuşkonmaz, onbir ay çiçeği, afrika menekşesi, yaprağı için yetiştirilen begonyalar
Kolyos da bu guruba dâhil edilebilir ama ne kadar fazla güneşe maruz kalırsa yaprakları o derece güzel renkli olur.
Sadece ev dışında, pencere önünde yetiştirilebilenler
Küpe çiçeği: kesinlikle dışarıda olmalı. Az güneşli ve oldukça serin bir yerleri sever. İlkbahardan sonbahara kadar çiçek açar. Kışın dinlenir. Bu esnada yine dışarıda tutulmalı ama donmaktan da korumalıdır.
Süs narı: Bildiğimiz nar ağacının cüce türüdür. Daha bir karıç boydayken çiçek açmaya başlar. Bol güneş ister.
Pencere dışında ayrıca petunya, ipek çiçeği gibi bol çiçek açan yazlık çiçekler yetiştirilebilir. Bunların tohumunu alıp baharda tekrar ekmek lazımdır.
Fesleğen ve daha birçok mevsimlik tür süs bitkileri pencere önlerinde (dış kısımda) saksılarda yetiştirilebilir.
Pencere dışında kış çiçekleri
Siklamen: Hava aşırı soğuk olmadıkça (ısı sıfırın altına düşmedikçe) dışarıda tutulmalıdır. Ev içinde sıcakta çabucak bozulur ve gelecek sonbaharda yeniden yeşerene kadar bir daha düzelmez. Bu durumda serin bir yerde yarı kuru yarı nemli toprakta ağustos ortalarına kadar bekletilmelidir.
Çuha çiçeği de siklamen gibidir. Farkı, 20 derecenin üstü sıcaklıktan daha fazla rahatsız olmasıdır. Bir farkı da ilkbaharda havalar ısınana kadar tekrar tekrar tomurcuklanır devamlı yeni çiçekler açar. Ayrıca çuha çiçeğinin kökü yumru değildir. Yazın çok serin ve gölgeli bir yerde az sulanmalı, dinlendirilmelidir.
Hercai menekşe ve gazanya: Bunlar bulundukları şehrin iklimine göre hem yazlıktır hem kışlıktır. Kışın İstanbul, İzmir gibi ılıman iklimli yerlerde çiçeklenmeye devam ederler. Güneye bakan pencere önlerinde bulundurulması şartıyla tabi.
bel fıtığı kesin çözüm - bel fıtığı başlangıcı - bel fıtığı neden olur - bel fıtıığı ve hamilelik - bel fıtığı kesin çözüm
Bel fıtığı nedir, belirtileri nelerdir, kimler risk altındadır, nasıl önlem alınır ve tedavisi nasıl gerçekleşir? Hepsi burada
Bel ağrıları oldukça yaygın bir sağlık problemidir. Baş ağrısından sonra en sık görülen ağrılar arasında yer alan bel ağrıları insanların yaklaşık yüzde 85'inde yaşamlarının bir döneminde ortaya çıkar. Bel ağrıları bel fıtığının yanı sıra, karın iç organlarındaki rahatsızlıklar, jinekolojik sorunlar, bazı enfeksiyon hastalıkları, romatizmal hastalıklar gibi nedenlerin yanında omurganın bel bölgesindeki bazı sorunlardan da ortaya çıkabilir. Biz burada bel fıtığının ne olduğunu; belirtilerinin, risk faktörlerinin, alınabilecek önlemlerin ve tedavi yöntemlerinin neler olduğunu sizlerle paylaşacağız.
Bel fıtığı nedir?
Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur. Burası vücut ağırlığını en fazla taşıyan yerdir. Herhangi bir zorlanmayla koruyucu kısım yırtılıp çekirdek arkaya kanala doğru fıtıklaşırsa buradan bacaklara giden sinirlere basarak bu sinirlerin çalışmasını engeller ve sonuçta belde ve bacakta ağrı, uyuşukluk, kuvvetsizlik oluşabilir; işte bu duruma bel fıtığı deniyor.
Bel fıtığının belirtileri nelerdir?
Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölümü Uzmanları belirtileri tek veya her iki bacağa vuran ağrılar, ayaklarda uyuşmalar, hareket kısıtlılıkları, yürüme ve oturmada güçlük olarak belirtiyor. Bel fıtığı ilerlerse iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, yürüyememe gibi belirtiler de eklenebiliyor.
Acıbadem Hastanesi Uzmanları da tanının esas olarak muayene sonucu konulduğunu belirtiyor. Muayene ise bası altında bulunan sinire yönelik yapılıyor. Sırt üstü yatan bir hastada bacak düz olarak yukarı kaldırıldığında bası altındaki sinir gerilmeye bağlı olarak bacaktaki ağrı şiddetlenir. Sinirin dağıldığı alandaki duyu ve karşı taraf aynı alan duyusu karşılaştırılarak uyuşukluk olup olmadığına bakılır. Sinirin çalıştırdığı adalenin gücüne bakılır. Örneğin 5. Sinir kökü ayağın bilekten geriye doğru hareketini sağlar. Bu sinir bası altındaysa bu harekette zayıflık olur. Muayene sonucu sinirin bel bölgesinde bası altında kaldığı kararına varılırsa direkt grafi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, myelografi gibi görüntüleme yöntemleriyle tanı konulur.
Kimlerde bel fıtığı riski daha fazladır?
Sağlıklı yetişkinlerin yüzde 20-30'unda bel fıtığı görülebiliyor. Ancak her bel fıtığı ağrıya neden olmuyor. Bel fıtığının görülme sıklığı açısından kadın ve erkekler arasında bir farklılık gözlenmiyor. Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölümü Uzmanları risk faktörlerini şöyle sıralıyor.
Obezite: Aşırı kiloluluk bel fıtığının en sık nedenidir. Vücudumuzun ağırlığını omurgamız tasır. Omurganın esnekliğini sağlayan ve bir tür destek yastığı olarak görev gören disklerin aşırı baskıya maruz kalması, deforme olmasına ve şeklinin bozulmasına yol açar. Normal şeklini kaybederek dışarıya doğru kabaran, fıtıklaşan disk, baskı yaptığı sinirin fonksiyonlarını etkileyerek değişik belirti ve bulgulara neden olur. Gebelikte de vücudun ağırlık merkezinin öne doğru yer değiştirmesi omurgaya ek yük binmesine neden olur.
Hareketsizlik: Vücudumuzun yükünü taşıyan sadece omurgamız değildir. Omurga boyunca uzanan tüm boyun, sırt ve bel kasları, karın kaslarının da fonksiyonu çok önemlidir. Hareketsiz yaşam, düzenli egzersiz yapmama gibi durumlarda kaslar yeterince güçlü olmadığından, kasların taşıması gereken vücut ağırlığı da omurganın üzerine ek yük getirir. Bu yük, disklerin üzerine binerek fıtıklaşmalarına neden olur.
Sigara içme: Sigaranın disk dejenerasyonlarını artırdığı, iyileşmeyi yavaşlattığı birçok yayında bildirilmektedir.
Günlük yaşamda omurga fizyolojisine uygun hareket etmemek: Günlük yaşantımızda farkında olmadan yük kaldırma, nesneleri itme, çekme gibi yaptığımız bir dizi harekette, omurga fizyolojisine uygun davranılmalıdır. Yerden bir yük kaldırılırken mutlaka dizler kırılarak çömelmeli, yük sonra kaldırılmalıdır. Omuz üstüne yük kaldırılırken ( Çamaşır asma, dolap yerleştirme gibi) dikkat edilmeli, varsa bir merdiven, sandalye gibi bir yükseklik üzerinden bu işler yapılmalı, yukarı doğru uzanılmamalıdır. Günlük çalışma sırasında özellikle masa başında, tam dik pozisyonda oturmalı ve sandalye bel girintisini destekleyecek biçimde seçilmelidir. Sandalyenin uygun olmadığı durumlarda, bel girintisini destekleyecek ilave bir yastık aynı işi görecektir. Yataktan kalkarken aniden bele yük bindirerek doğrulmaktan kaçınılmalıdır. Önce yan dönmeli, sonra ayakları yatak kenarından aşağı sarkıtıp dirseklerden destek alınarak doğrulanmalıdır.
Meslekle ilgili olan faktörler: Ağır fiziksel aktivite ve ağır kaldırma gerektiren meslekler. (Ör: İnşaatlarda çalışanlar), Devamlı öne eğilme, eğilerek dönme gerektiren meslekler, Araba, otobüs, kamyon, kullanma gibi vücudu sürekli vibrasyona maruz bırakan meslekler, Uzun süre ayakta durma veya oturma gerektiren meslekler, Futbol, halter, kürek ve güreş sporlarıyla uğraşan kişilerde bel ağrısı ve bel fıtığı sıklığı artmaktadır.
Bel fıtığına yol açabilecek pozisyonlar hangileridir?
* Yerdeki cisimleri dizleri kırmadan eğilerek kaldırmak
* Dizleri kırmadan ağır nesneleri itmek ve çekmek
* Omuz üstüne yük kaldırmak ve yukarı doğru uzanmak
* Masa başında uzun süre bel desteği olmaksızın çalışmak
* Elde uzun mesafelerde ağır yük taşımak
Bel fıtığından korunmak için ne yapabiliriz?
* Bel ve karın adalelerini güçlendirmeye yönelik egzersizler yapın. Bu en etkili koruma yöntemidir.
* Güçlü bel ve karın adaleleri diskin üzerine binen vücut ağırlığının yüzde 30'unu azaltır.
* Fazla kilonuz varsa verin. Bu sayede disk üzerine binecek fazla yükten kurtulabilirsiniz.
* Eğilme hareketinde dizlerin kırılması ile bele binen yükün kalçalara dağıtılması gerekir.
Bel fıtığı olan hamileler nelere dikkat etmeli?
* Spor olarak yüzme ve yürüyüş yapılabilir.
* Ağrı varsa, hamileler için üretilen özel korseler kullanılabilir.
* Ağır kaldırmamak gerekir.
* Yüksek yerlere uzanılmamalıdır.
* Çok derin ve yumuşak koltuklarda oturulmamalıdır.
* Sürekli hareketsiz kalınmamalıdır.
* Yatak rahat ve ortopedik olmalıdır.
* Otururken bel bölgesine yastık ile destek verilmelidir.
* Beslenmeye dikkat edilmeli ve aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır.
* Devamlı ayakta kalınmamalıdır.
* Alçak topuklu ortapedik ayakkabı ve terlikler giyilmelidir.
* Doktorun önerdiği egzersizler yapılabilir.
* Hamileliğin son haftalarında yataktan kalkarken yardım istenmelidir.
* Stres ve gerginlikten uzak durmak gerekir.
Bel fıtığı nasıl tedavi ediliyor?
Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölümü Uzmanları bel fıtığı tedavisini üçe ayırarak anlatıyorlar:
Başlangıç Safhası: Bel fıtığın tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı basının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahati ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir. Hastaya yapılacak öneriler şunlardır:
* Hasta kesinlikle bir iki kiloyu aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.
* Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Eğer yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.
* Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir.
* Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir sandalye veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.
* Hastaya belini daima sıcak tutması, açık pencere veya havalandırma önünde durmaması hatırlatılır.
* Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.
* Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahatı yapması önerilir. Çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.
Bel Fıtığı İlerlerse: Eğer yukarıdaki önerilere, istirahata ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikayetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanabilir. Fizik tedavi mutlaka bir uzmanın denetiminde olmalıdır. Fizik tedavi sırasında ilk bir kaç gün ağrılarda artma olabilir, ama hasta fizik tedavi uzmanının önerdiği sürece tedaviye devam etmelidir Eğer yapılan tüm tedavilere rağmen hastanın ağrıları geçmemiş ise nükleoplasti metodu uygulanabilir. Nükleoplasti ileri dereceye ulaşmamış bel fıtıklarında fıtıklaşmış diske röntgen altında bir iğne ile girilerek radyofrekans dalgalarıyla diskin ısıtılması, diskin içindeki sinirlerin harap edilmesi ve diskin içinde boşluklar açarak fıtığın çökmesi esasına dayanır. Nükleoplasti tek seans olarak, lokal anestezi altında hasta uyumadan ameliyathane şartlarında yapılır ve hastanede yatma gerektirmeden uygulanan bir metottur. Herhangi bir riski yoktur, ama fıtığı tamamen yok etmesinin garantisi yoktur ve başarı yüzdesi çok yüksek değildir. Lazerle diskektomi de nükleoplastiye benzer bir metottur.
Ameliyat Gerektiren Durumlar: Fizik tedaviye rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, idrar tutamama varsa, dayanılmaz ağrılar mevcutsa veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Ameliyatla omurilikten çıkan sinirlere olan mekanik bası giderilmelidir. Eğer cerrahi müdahale yapılmaz ve sinire bası devam ederse hastada idrarını tutamama, seksüel gücün kaybı, ayaklarda kuvvetsizlik gibi sorunlar gelişebilir. Maalesef halk arasında ameliyat olursam sakat kalırım, uzun süre yataktan kalkamam, korse takmak zorunda kalırım veya fıtığım tekrarlar, tekrar ameliyat olurum gibi inanışlar mevcuttur. Ama mikrocerrahi sayesinde bu tip korkulara gerek kalmamıştır.