İnceltilmiş yalnızlık sözleri salınır; koyu lacivert gecenin koynunda...
Yalnızlığın da imitasyonu sürüldü piyasaya diye geçirirsin içinden, gülümsersin.
Bir sigara yakar, usulca aralarsın perdeyi. Buz tutmuş camın alnına değdiği
yerde tütmeye başlar, yitirilmiş sevdaların pişmanlığı...
Arka sokaklardan boğuk motor sesleri işitirsin. Bilirsin her gidenin bir yere
vardığını... Ama yollar kendine öncedir, varamaz bir yere, bunu da bilirsin.
Uzar gider köpek ulumaları, ıssız caddeler boyunca... Buğulanmış cama harfler
çizersin. Anlamlı hiçbir şey kalmamıştır aklında...
Eğilirsin. Bir kitap alırsın kitaplığın en alt rafından... Okumak isteyip
istemediğini bilmezsin. Rastgele karıştırırsın sayfaları. Kemirmeye başlar
içini, geceyi uzatmak için kurduğun tüm tuzakların boşa gitmesi... Sabahın ilk
ışıklarına yakalanmaktan korkarsın. Alelacele bırakırsın kitabı bir sehpaya.
Unutursun gece lambasını kapamayı, yorganı üstüne çekersin...
Bilirsin her gidenin bir yere vardığını... Ama yollar kendine öncedir, varamaz
bir yere. Bilirsin...
Hakim, karşısına getirilen sanığa sorar:
-"Evladım, bak adamı döve döve hastanelik etmişsin. Neydi
böyle bir kavgaya sebep olan?"
-"Bana orangutan dedi efendim!"
-"Demek öyle... Peki ne zaman dedi bunu?"
-"4 sene önce hakim bey!"
-"İyi de sen adamı daha geçen hafta dövmüşsün?"
-"Öyle de hakim bey, ben orangutanın ne olduğunu
geçen hafta öğrendim!"