Osmanlı tarihini anlatan bu programda ayrıntılı olarak yapılan savaşlar , padişahlar , antlaşmalar , devlet teşkilatı , önemli olaylar anlatılmaktadır .. Ayrıca bunları okurken mehter marşıda dinleyebilirsiniz .. Güzel bi program denemenizi tavsiye ederim .
Intel®ANAKARTLAR İÇİN SUPER PERFORMAS ORiGiNaLIntel® Desktop Utilities-Control Center
aşagıdaki kartları ve dilleri destekler
Intel Desktop Utilities supports select Intel desktop boards based on 915, 925, 945, 955, and future chipsets with Microsoft* Windows* XP and Windows* 2000 operating systems in English, French, Italian, German, Spanish, Russian, and Chinese (simplified)
sonuç ne OLAcak KUsenler ben sooliyim bu benim şahsi düşüncem belki size ters gelebilir. kürdistan mürdistan bişe olmayacak türkiye ırağa girdi ben olsam tr deki bütün kürtLeride ortadan kaldırırım ama NErdeeeeee
Yaklaşık dört asırdır değil. Her şey mükemmel olmasa da, İran ile önemli sorunlarımız yok.
Hatta, son dönemde ABD, PKK'yı İran'a karşı da kullandığı için, çok önemli ortak bir sorunumuz ve çeşitli ortak çıkarlarımız bile var.
Bu nedenle İran, hem, kendi açısından da bir güvenlik sorununa dönüşen PKK'ya karşı operasyonlar düzenliyor, hem de, jest olsun diye, yakaladığı militanları Türkiye'ye teslim ediyor.
ABD propaganda makinesi ise, İran'ı Türkiye için, Türkiye'yi de İran için, birer tehdit unsuru olarak göstermekle meşgul.
Oysa, İran, son dönemde Türkiye'ye, her konuda sıcak mesajlar veriyor.
İran, tüm konularda, yüzde yüz örtüştüğümüz bir ülke olmayabilir. Ancak, İranlılar, Türklerin bin yıllık komşularıdırlar. Dört yüzyıldır, kendi sorunlarımız nedeniyle çatışma yaşamadığımız İran ile, ABD istedi diye neden kan davalık hale gelecekmişiz? Emperyalistlerin çıkarları uğruna, neden İran'ı arkadan vuracakmışız?
İran'a gerçekleştirilecek muhtemel bir ABD saldırısı, bölgemizde sonu öngörülemeyecek bir çatışma, kaos ve istikrarsızlık durumunu ortaya çıkaracaktır. Bu durum, en derin biçimde Türkiye'yi vuracaktır.
Dolayısıyla, Türkiye, soğuk kanlı ve basiretli bir kriz yönetimi ile bu sorunu aşmayı başarmalıdır. Bırakın emperyalist ABD'ye bu kirli savaşta yardım ve yataklık etmeyi, onu bu eylemden alı koymanın her yolunu denemelidir. Başta İran, Suriye ve diğer komşu ülkelerle, ticari, askeri ve siyasi işbirliğini artırmalıdır.
Her hareketimizde temel kaygımız, kendi ulusal çıkarlarımızın korunması olmalıdır. Bu, tıpkı ABD ve AB'nin, kendi çıkarları konusundaki hassasiyetleri kadar meşru olacaktır.
İnsanlık, bu konuda, haklı olan İran'ı değil, haksız olan ABD'yi yalnızlığa mahkum etmeyi başarabilmelidir.
Gayrı meşru dünya jandarması ABD'nin, Afganistan ve Irak'taki işgalleri, insanlık suçuna ve katliamlara dönüşmüşken, onun, yeni bir cephe daha açmasını ve İran'a saldırmasını nasıl destekleyebiliriz
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ankara ziyareti, Türkiye'nin PKK konusunda ABD'den beklentilerine hiçbir şekilde cevap vermeyecek. PKK'ya karşı işbirliği, askeri operasyon gibi tartışmaları daha uzun zaman sürdüreceğiz. ABD'nin Türkiye'ye istihbarat verdiği yalanlarıyla avunacağız. Türk-Amerikan ilişkilerinin düzelme yoluna girdiğine yönelik güçlü propagandalara tabi tutulacağız. "Hele Bağdat'ta hükümet kurulsun, ülke istikrara kavuşsun o zaman PKK konusunda gereken neyse yapacağız" şeklindeki sözlere bir yenisi eklenecek.
Oysa Irak hiçbir zaman istikrara kavuşmayacak. Artık böyle bir devlet olmayacak. Ülkedeki etnik ve mezhep grupları ya bağımsızlık yolunda ilerleyecek ya da komşu ülkelerin himayesine girecek. Irak bölündü... Bunun geri dönüşü olmayacak. Sınıra yığdığımız on binlerce askerin PKK'ya sınır ötesi operasyon yapmasına ilk ABD karşı çıkacak. Bırakın işbirliğini, Türkiye'nin tek taraflı operasyonlarına bile müsamaha göstermeyecek.
Irak'a bakarak bölgesel hesaplar yapmayı biraz erteleyelim. Artık Irak'ı İran'la, Suriye ile birlikte düşüneceğiz. Bu ülkelere yönelik ABD/İngiliz müdahaleleri bir sonuca ulaşana kadar Irak'ta sadece iç savaş devam edecek. Kimi mezhep için, kimi etnik milliyetçilik için savaşacak. Çünkü ABD böyle kalmasını istiyor. Ne kendi güvenliği sağlayabiliyor/sağlıyor ne de bölge ülkelerin müdahil olmasına izin veriyor.
Rice'ın ziyaretinin esas gündemi İran. Nükleer silahların da kullanılacağı bir savaş senaryosu hazırlandı. ABD bunu tek başına yapamayacağı için bölge ülkelerinin desteğini isteyecek. Destek üs ya da askeri destek olmayabilir. Ama saldırıdan sonra oluşacak şok dalgalarını tek başına engelleyemeyeceği için saldırı sonrası destek isteyecek. Türkiye ile pazarlıkların merkezinde "İran'a karşı PKK" mı var? Öyleyse ABD'nin Türkiye'ye karşı PKK kozunu kullanmasından ne anlayacağız? Hani ABD terörle mücadele ediyordu. Kendi listesinde terörist olarak tanıdığı bir örgütü nasıl uluslararası pazarlık konusu yapıyor? Bal gibi yapıyor işte.
İran'a karşı Halkın Mücahitleri Örgütü'nü kullanıyor. Yine İran'a karşı yeni kurulan Kürt örgütleri Irak'ta eğitiyor. ABD tarafından kurulan ve finanse edilen PEJAK, ABD özel timleri tarafından eğitiliyor. Bu güçlerle birlikte İran'a saldırılar düzenleniyor.
Türkiye'nin PKK kaygısı ABD'nin çok da umurunda değil. İran ve Suriye'ye karşı Kürt grupları destekliyor, eğitim finanse ediyor ve bu ülkelere saldırtıyor. Kürtler dışındaki grupları da öyle. Bunları yapan ABD Türkiye için PKK ile savaşır mı?
ABD, Batı bankalarındaki İran malvarlığını bloke etmek için çalışırken Rice, BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a karşı karar alamaması halinde saygınlığını yitireceğini söylüyor. 28 Nisan'da yani bu Cuma İran'a verilen süre doluyor. Güvenlik Konseyi'nden ABD'nin istediği gibi karar çıkartmak mümkün olmayacak. Ama hiçbir önemi yok. Onlar saldırıyı yapacak. Rice'ın Ankara ziyareti bu kritik tarihin arafesinde yapılıyor ve tabi ki konu İran. PKK tali bir mesele. İlk füzenin İran'a düşmesinden sonra bütün bölge kan gölüne dönecek. Irak tamamen kontrolden çıkacak. Saldırının en acı faturasını iki ülke ödeyecek. Türkiye ve Pakistan. Hürmüz Boğazı'ndaki çokuluslu gücün komutasını devralan ABD'nin İran'a karşı en önemli müttefiklerinden Pakistan, İran savaşıyla Belucistan'ı kaybedecek. ABD, bir yandan müttefiki Pakistan'la işbirliği yaparken diğer taraftan Belucistan'daki Pakistan karşıtı örgütleri destekliyor. Yani kendi müttefikinin bile altını oyuyor. Türkiye'ye karşı aynısını yapmıyor mu? Kamuoyuna söylenenleri unutalım. Kafamızı kaldırıp çevremize bakalım. Hadi İran ve Suriye ABD'nin düşmanı. Pakistan da mı düşmanı? Tam aksine müttefiki. Ama müttefikini içerinden vuruyor. Pakistan'a yaptığını Türkiye'ye de yapıyor. Hala anlamadınız mı?
Türkiye, Irak ve İran'daki Kürtler'in ayağa kalkmasıyla Güneydoğu'daki kontrolünü kaybedecek. Birleşik Özgür Kürdistan, işte o zaman Türkiye için bir kabusa dönüşecek. Taktik nükleer bombalara sahip Türkiye ve nükleer güç Pakistan, derin bir krize yuvarlanacak. Bu atmosferde kimin ne yapacağı belli olmaz. ABD'nin İran'a karşı taktik nükleer bombalar kullanma planını da ekleyin. Nasıl bir Ortadoğu'ya uyanacağız? İran vurulduğu an, Türkiye'nin çöküşü başlayacak. Mesele PKK değil, çok daha derin bir kriz yaklaşıyor. Bıraktık bölge halklarının bir arada yaşaması çabasını. Bir çok ülke kendini yeniden varoluş mücadelesinin içinde bulacak.
Bence Rice önce bunların ne anlama geldiğini bir açıklasın!
(nereye sunacağımı bilmediğimden en uygun yer burasu die düşündüm ve buraya açTIm...)
SAM Amcanın BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğana yaptığı, şantaj amacına ulaştı!..
Amerikan yönetiminin, Eğer istediklerimi yerine getirmezseniz, sizi deliğe atar, yerinize kullanmak için başkasını bulurum!.. mealindeki tehdidi üzerine ölümü gören Erdoğan, kendi ikbalini garanti altına almak için, ipleri tamamen Amerikanın kontrolüne veriyor!..
Daha önce, Türkiye ile ABD Arasında Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun tasarısına imza atan Erdoğan, Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Riceın Ankara çıkarmasının ardından şimdi de Stratejik Ortak Vizyon Belgesinin hazırlanması için düğmeye bastı!..
Belgenin içeriği ile ilgili bilgi veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, şöyle dedi:
- Ortada bir stratejik ortaklık kavramı var, ama bunun içi doldurulamadı. İçinde, İran, Irak, Ortadoğu, demokratikleşme, Balkanlar, Kafkaslar ve ekonomi olan bir belge hazırlayacağız.
Ve ekledi:
- Kanaatim ABD(nin İran)a saldırmayacağı yönünde. Ama bizden İrana uluslararası kurumlarla işbirliği tavsiyesinde bulunmamızı istiyorlar!..
Dışarıya sızan bilgilere göre belgede, şu dört madde özellikle dikkat çekiyor:
1- Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiyenin rolünün belirginleşmesi.
2- Siyasi, savunma ve ekonomik konularda kalıcı ve her düzeyde yoğun işbirliği.
3- NATO zemininde askeri işbirliği ve operasyonlarda ortak hareketin esas alınması.
4- Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asyada ortak ekonomik alanların oluşturulması.
Her ülkede sayıları hızla artan hacker grupları Türkiyede de var. Türkiyede bu grupların en bilinenleri, Türk milliyetçileri ve PKK yanlıları...
Milliyetçi hackerlar, kendi temsil ettikleri görüşlerin aleyhinde faaliyet gösterdiğini düşündükleri siteleri çökertiyor. Başta PKK yanlısı olmak üzere Ermeni, Rum, Yunan gibi düşman saydıkları halkların sitelerine saldırıyorlar. THS (Turkish Hacking Sabotage) Group,Ayyıldız Team,Antisite,Siberworriors ve DSS (Digi Security) bunların en bilinenleri.
PKK yanlısı hackerlar ise daha çok Türk sivil hedeflere yöneliyorlar. Bunların arasında baklavacı Güllüoğlunun sitesi de var, modacı Arzu Kaprolünki de.
Her iki taraf da indirdikleri siteleri gidip gururla www.zone-h.org gibi bazı uluslararası hack listelerine kaydettiriyor. Bu siteler önce başvuruyu inceliyor, doğru ise kayıt altına alıp, o hack grubunun hanesine yazıyor. Kabul edilen her kayıtta prestijleri biraz daha artıyor.
İşin bir başka ilginç yanı da, hacklenen sitelere konulan ibareler: PKKlılar, ele geçirdikleri sitelere göğsünde örgüt bayrağı olan bir penguen figürü koyuyor ya da Dersimin intikamı gibi yazılar yazıyor.
Türk milliyetçisi hackerlar ise ele geçirdikleri sitelerin girişine Atatürklü, Türk bayraklı resimler ve Aziz şehitlerimiz adına bu site Türk topraklarına katılmıştır gibi bildiriler koyuyorlar. Keyifleri yerindeyse siteyi çökerttikten sonra karşı tarafa bir de Çökertme türküsünü dinletiyorlar. Bunlardan bazıları, güvenlik güçlerinin kendilerinden haberdar olduğunu fakat dokunmadığını hatta koordineli hareket ettiklerini iddia ediyorlar.
Bir MİT mensubu, CHP'li Ahmet Ersin'e gönderdiği mektupta, teşkilatta kayırmacılığın had safhaya ulaştığını savundu. Arkasında dayısı olan MİT mensupları için 'beyazlar', torpili olmayanlar için 'zenciler' tanımı yaptı.
Çok sayıda vali, üst düzey bürokrat ve teşkilatta üst düzey görevlerdeki kişilerin yakınlarının MİT'te çalıştıkları iddiasına yer verilen mektupta, arkasında 'dayısı' olan MİT mensupları 'beyazlar', herhangi bir torpili bulunmayanlar için de 'zenciler' tanımı kullanıldı. Mektupta Ersin'in Araştırma Komisyonu'nda söylediği "Biz de MİT'i bir şey sanıyorduk. Meğer kof, içi boş bir kurummuş" sözlerinde 'haklı' olduğu vurgulandı. Ersin, mektubu Meclis'e de soru önergesi olarak taşıdı.
Teşkilatta 15 yılın üzerinde çalışanlar adına yazıldığı belirtilen mektupta, Doğu ve Güneydoğu'da görev yapan teşkilat görevlilerinin MİT'in 'en sahipsiz insanları, zencileri' olduğu ifade edildi. İki sayfalık mektupta daha sonra özetle şu görüşlere yer verildi:
Tek dertleri lüks araba
* Siz bu teşkilata alınan kaç vali, yüksek bürokrat ve teşkilatta görevli başkan çocuğu olduğunu, bu insanların hiçbirinin unvansızken Doğu bölgelerine gitmediğini, tek amaçları yeni araba, lüks ev almak olan bu insanların iyi niyetli insanları aptal yerine koyduğunu,
10-20 yıl aynı koltukta
* Yenimahallede'deki teşkilat merkezinde 10-20 senedir aynı koltukta oturan insanlar olduğunu, dışarıda yüzlerce teşkilat mensubu mağdurken yıllarca aynı lojman dairesinde oturan torpilli bir kesim olduğunu, tayin ve kira masrafı olmayan bu çalışanların bu meslek için kabulü imkansız bir istisnai ayrıcalıklı zümre oluşturduğunu,
Beyazlar terfi ettiriliyor
* Her tayin döneminde teşkilatın beyazlarının terfi ettirilip, zencilerinin (yani teşkilatı sırtlayanların) süründürüldüğünü, kentten kente dolaştırıldıklarını, çocuklarının ilkokulu bazen 8 ayrı şehirde bitirdiğini,
Çoğu vali çocuğu
* Teşkilatta Doğu görevi yapması gerektiği halde Batı'dan yine Batı bölgesine tayin edilen ve muhtemelen Doğu görmeyecek vali çocuklarının olduğunu,
Kız ile damat aynı yerde
* Teşkilatın sondan üçüncü personel başkanının kızı ile damadının teşkilatta olduğunu ve yıllardır Batı bölgesinde aynı başkanlıkta çalıştıklarını, sonradan ikinci personel başkanının oğlunun teşkilatta olduğunu ve bir yıl Doğu görevi yapıp Batı'ya tayin edildiğini, teşkilatın son personel başkanının oğlu ve eşinin de teşkilatta olduğunu ve yıllardır Batı bölgesinde ve aynı başkanlıkta çalıştıklarım biliyor muydunuz?
eyvallah KSUen eyvallah ye demek yaaa bLKi ayamızda bilmeyenley vaydıy hey kes bilgilensin en son tanısınlay atamızı yani sende Çok cici kalPŞi bi kusene benziyon eyvallah :=)
« & Allah, Hazreti Âdem Aleyhisselâm'dan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayılamayacak kadar çok nebiler, peygamberler ve resuller göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son dini ve medeni hakikatleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı kullanarak temasta bulunmağa lüzum görmemiştir& »
01.11.1922, TBMM.
« & Peygamberimiz efendimiz hazretleri, cenabı hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur& »
07.02.1923, Balıkesir'de Halka Konuşma.
« O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuca kadar o, ölümsüzdür. »
Ozel solusyonla islatilmis pamuk kitlesi kaldirilinca
Ata'nin yuzu ortaya cikti. Derisi kahverengi bir hal almis, ama hatlari bozulmamisti.Sanki uyuyordu...
8 Kasim 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile Sevki
Mutlu'nun ev telefonu caldi. Prof. Mutlu, Ankara Tip Fakultesi Histoloji ve Embriyoloji Kursusu Baskani'ydi.Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygun'du...
Aygun, "Hocam" dedi, "10 Kasim gunu Atamizin naasini
Anitkabir'e tasiyacagiz. Bunun icin bir komite kurduk. Naasi
geleneklere uygun olarak topraga defnedecegiz. Ancak bozulmadan korundugunu belgelemek icin muayene etmenizi rica ediyoruz.
"Prof. Mutlu once reddetti. Mutlu, o sirada 40 derece atesle yatiyordu. Hastaligini gerekce gostererek bu gorevi bir baska meslektasinin yapmasini rica etti.Ancak Vali Aygun israrciydi: "Ben sizi sarar sarmalar gotururum, bu tarihi bir gorev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasim sabahi Etnografya Muzesi'ne gitti. Basbakan Adnan Menderes oradaydi. Meclis Baskani Refik Koraltan ve eski baskan Abdulhalik Renda da...Mutlu, gorevden affini istemekle ne buyuk hata ettigini o zaman anladi.
Gercekten tarihi bir taniklikti bu... Ata'nin gul agacindan tabutu, 4 Kasim gunu, gecici kabrinden cikarilip muzenin holundeki mermer katafalka konulmustu. Bir hafta boyunca sirayla ogrenciler, subaylar ve generaller katafalk basinda nobet tutmustu. Nihayet
tabutun acilma gunu gelip de komite uyeleri tamam olunca, Prof.Dr. Kamile Mutlu "Baslayin" talimatini verdi.
Bunun uzerine tabutun vidalari sokuldu. Tahta tabutun icinde
madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmis olma ihtimali dusunulerek once bir burgu ile delik acildi. Gaz ya da koku
cikmadi.Sanduka talas doluydu. Sandukanin ici, muhafaza solusyonu ile islatilmis tahta talasi doluydu. Bu talas, naasin ayak yonune dogru toplandi. Talasin arasinda,agzi kapali ve ici sivi dolu bir sise bulundu. Bu,cesedi muhafaza icin kullanilan
solusyondan bir numuneydi. Uzerinde terkibi yaziliydi.Ata'nin
naasi beyaz kefene sarilmis, sonra kahverengi bir musambayla
kaplanmisti.Sargilariacmaya basladilar. Herkes nefesini
tutmustu.
Cunku, "Naas curuyup bozulmus, cikan gazlar tabutu patlatmis,nobetci er, kokudan bayilmis" diye bir suru soylenti geziniyordu. Ve 15 yil sonra ilk kez Ata'nin yuzunu goreceklerdi. Kefenin sargilari aralaninca Prof. Kamile Sevki Mutlu, orada bulunanlarin yardimiyla katafalka cikti ve Ataturk'un yuzune bakti. Ata'nin derisi kahverengi bir hal almis, ama yuz hatlari bozulmamisti. Menderes sapsari olmustu Prof. Mutlu, gordugu tabloyu daha sonra soyle anlatacakti:"Yuzunu orten islak pamuk kitlesi kaldirilinca Ata'nin heykel gibi duran yuzu ile
karsilastim. Uzun sari saclarindan ince bir tutam, sol goz
kapaginin uzerine dusmustu. Ataturk, Dolmabahce Sarayi'ndaki yataginda uyuyor gibiydi." Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite uyelerini tabutun basina cagirdi. Onlar da tek tek tabutun icine baktilar.En basta Basbakan Adnan Menderes vardi. Koyu renk takim elbisesi icindeki Menderes de yanindakilerin yardimiyla katafalka cikti,urkek bir sekilde asagi, tabuta dogru bakti. O an ne oldugunu Prof. Kamile Mutlu'dan aktaralim: "Menderes
cok heyecanlandi.Rengi sapsari oldu. Bir de baktim ki, muzenin
kapisina dogru gidiyor. Ataturk'un yuzune bakmadi.
Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadi. En sona Abdulhalik Renda kalmisti. O da Ata'yla karsi karsiya gelir gelmez tabutun yanina yigiliverdi. Salondaki herkes Ataturk'u tek tek gordukten sonra naas, tekrar solusyonla islatildi. Ata'nin basi pamuklarla ortuldu ve vucudu beyaz kefenle sarildi. Bu sirada bir komiser,orada gorevli adli tip docenti Dr.Cahit Ozen'in yanina yaklasip avucunda tasidigi bir kâgidi gosterdi ve soyle dedi:"Bu kâgidi,Ataturk'un hemsiresi Makbule Hanim gonderdi.Kefenin icine Ataturk'un gogsu ustune konmasini istiyor."Doc. Ozen,
kâgida bir goz atti. Eski Turkce bir seyler yaziliydi. "Boyle bir kâgidi Ataturk kabul etmez. Bize kizar, darilir" dedi.Komiser
kâgidi katlayip cebine koydu ve uzaklasti. Butun islemler
bittikten sonra salonda bulunanlar naasin iki yanindan gecip hep bir agizdan besmele cektiler ve cesedi yeni tabuta yerlestirdiler. Bu tabut da 15 yil icinde yattigi buyuk gul agaci tabutun icine konuldu. Uzeri bayrakla ortuldukten sonra kapagi kapatildi.
Ve 10 Kasim sabahi, Ata'nin naasi 15 yil once onu
Dolmabahce'den Ankara'ya tasiyan top arabasina yerlestirilip son
duragi olacak Anitkabir'e tasindi. Artik ebediyen orada
kalacakti...
Ataturk'un tabutu, Menderes'in huzurunda acilmisti Ata'nin 15
yil Etnografya Muzesi'nde bekletilen naasi,12 askerin
omuzlari uzerinde oradan alinmis ve 136 astegmenin cektigi
bir top arabasi ve matem marsi esliginde Anitkabir'e tasinmisti. Radyodan naklen yayimlanan o gorkemli toren, en az 15 yil onceki kadar huzunludur.Ancak o torenden hemen once yasananlar, tarihcilerin pek ilgisini cekmemistir.
Bilindigi gibi, Anitkabir yapilana dek, Ataturk'un naasinin korunabilmesi icin "tahnit" denilen bir islem yapilmisti. Gulhane Patolojik Anatomi profesoru Dr. Lutfi Aksu tarafindan
gerceklestirilen bu islem sirasinda naasa, siringayla ozel
bir formul enjekte edilmis ve uzerine formullerin yapistirildigi iki
kucuk ilac sisesi,Ata'nin koltuk altlarina yerlestirilmisti. Bu islem sayesinde Ata'nin naasi da, diyelim bugun Lenin'in mozolesinde oldugu gibi oldugu gunku haliyle korunabilirdi. Ancak Islam dini, olunun defnini sart kostugundan,gecici tahnitin bozulmasi sartti. Nakilden once, bu islem icin bir komite kuruldu. O komite,torenden bir gun once, Basbakan Adnan Menderes'in huzurunda
Ataturk'un tabutunun acilmasini kararlastirdi.Tabut
acilinca tahnit bozulacak ve ceset curumeye baslayacakti.Bir baska deyisle Ataturk'un (mumyalanmis gibi) korunmus naasini son gorenler, o torene katilanlar olacakti. Ataturk'le ilgili belgesel calismalari sirasinda o torene katilanlarin bir kismiyla konusmustuk. Bu yazida yer alan bilgilerin bir kismi o tanikliklara, onemli bir bolumu ise degerli Ataturk arastirmacisi Prof. Dr. Utkan Kocaturk'un, Prof Dr. Kamile Sevki Mutlu ile yaptigi sohbetten aktardiklarina dayaniyor. Ata'nin yarim asir onceki son yolculugu, sanirim bu ayrintilarla daha da ilginc bir boyut kazaniyor.
Ataturk'u son gorenler anlatiyor:
'Yuzunde iki gunluk sakal vardi' Osman Ersoy ve Halide Intepe, 10 Kasim 1953'te Etnografya Muzesi'nde asistan olarak calisiyorlardi. O yuzden 50 yil onceki o toreni ve tabutun icindeki
Ataturk'u son kez gorme firsati buldular.
Izlenimlerini soyle anlattilar:
OSMAN ERSOY: "Sagliginda gormemistim Ataturk'u...
Korkunc heyecanliydim. Biz calisanlar, asistanlar, memurlar sira ile katafalka ciktik. Oldukca sararmis ve kuculmus bir cehre... 1 - 2 gunluk sakali vardi. Kaslari fevkalade iyi sekilde fark ediliyordu."
' Gozleri aralikti'
HALIDE INTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktim.Basi
yana dogru egikti. Yuzu hic bozulmamisti. Azicik sakallari
cikmisti.Hani insan hasret giderek olurse, gozleri aralik kalirmis ya, oyle aralikti gozleri... Ama bir olu yuzu yoktu. Uyuyor gibiydi."
Nefeslerin tutuldugu an...
Tarih: 10 Kasim 1953. Mermer lahit sokulmus, betonlar
kirilmis, tabutu kaldiracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanina yerlestirilmisti. Cumhurbaskani Celal Bayar, Meclis Baskani Refik Koraltan, Basbakan Adnan Menderes ve devletin en ust duzeyi, tabutun cevresindeler...
Kiz kardesinin gozyaslari Ataturk'un kizkardesi Makbule Atadan, basini tabuta dayiyor ve dakikalarca oyle kaliyordu. Belki cok uzaklarda, Selanik'te kalan gunleri yad ediyor; belki de agabeyinin ruhuna dualar gonderiyordu.
Tabut ortaya cikiyor Lahtin uzeri tamamen acilmis, Ataturk'un cenazesini 15 yildan beri muhafaza eden kursun tabut ortaya cikmisti
Dinler, Anitkabir yolunda...
Turkiye'deki butun dini cemaatlerin temsilcileri cenaze
arabasini takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanin Diyanet Isleri Baskani kortejle yuruyor.
Mermer lahid sokuluyor. Sonra betonlar kiriliyor ve tabutu kaldiracak olan makaralar lahit salonunun tavanina yerlestiriliyor
Makbule Han?kiriklar icinde takip ediyor.
Etnografya Muzesi'nden Anitkabir'e dogru yol alan korteji, Makbule Han?V>
hickiriklar icinde takip ediyor.
Son saygi durusu
Universite gencligi, Ataturk'un Etnografya Muzesi'nde son
saygi durusunu yapiyor.
(nereye sunacağımı bilmediğimden en uygun yer burasu die düşündüm ve buraya açTIm...)