Aşk neredeyse, ihanet oradaydı..
Bir yemin ile başlardı dökülmeye yalanlar.
Dudaklar tüm ihanetlerin annesi.
Meşru bir öfke, ezik bir türküye dönüşürdü.
Dağlanırdı yürekler.
Kuşlar bölüşürdü çocuklarla taneleri.
En güçlü kanatlar ağır yaralıydı.
Emek, sarfedildikçe kayıptı zamanın girdabında.
Ne kadar masumsa bir insan bu sevda yolunda,
yaraları bir o kadar ağırdı.
Yataklar, gah ne bir annenin gözyaşını,
gah bir günahın tohumunu saklardı her daim
ve mevsim hep kıştı.
Yalınayak dolaşırdı esmer bir dilenci çocuk,
yüzünde leke,
gözlerinde masumiyet ve istikbalinde o malum nihayet.
Ucuzdu bedeli yaşanan hayatların
ve yangınlar yuva kurarlardı inanan yüreklere.
Aşk tam da orada gelirdi..
Bazen bir lokma ekmek, bazen bir tohumluk kin,
bazen bir dokunulacak tendi asrın türküsünde.
Aşk; iş ve aş arasında kırıştırmak ama hep aç kalmaktı sonunda.
Umutlarla doğardı her yeni yolcu bu yola.
Hayatın surlarında yükselen her burç,
kör gözcüler ve yalandan habercileri saklardı bağrında.
Aşka yenilmişler, hep aynı kaldırımında yürürlerdi hayatın.
Her çığlık sahibini arardı çünkü...
Ve aşk; dilenmekti,
onursuzca...
Gözlerin dokunuyor kalbime ey cefakâr,
Öyle uzun bir hicran sundunki hayatıma.
Zehrini yudumluyor ruhum melânkolini,
Lâmbalar sırılsıklam gönlümde sönmesin yâr,
Ellerin ab-ı hayat, gülüşün yâr, sesin yâr.
Rüzgâr mıdır, yağmur mu dumanlı bakışların,
İrkiliyor durmadan bedenim, hülya mıdır?
Neş'eme ızdırabın çektiği perdesin yâr;
Umudumun maviye büründüğü yerde mi,
Mahulyam, ey şebnem edalım, nerdesin yâr?
Unutma ceylânların çölleri sevdiğini.
Toprak neva sırrını ezberliyor göklerin,
Renkler uğursuzluğu fısıldayıp duruyor,
Ülfetim nevbaharı bekliyor, bilesin yâr.
Zarif bir düğüm gibi duruşun yâr, sesin yâr.
Gülleri incinmesin masum dudaklarının,
Aldırma, leylâkların solduğuna içimde.
Ruşenimsin ey canım, beyaz bir lâlesin yâr
Işığısın şehrayin kalıntısı ömrümün,
Sensizim, avareyim; durmayıp gelesin yâr.
Esrarengiz şarkılar dinliyorum geceden
Neden ıslak bilmem ki, çehresi yıldızların
Mestediyor ruhumu endamın, ey cefakâr
Eridim; ırmağa döküldüm; şulesin yâr
Neden resimler gibi hercaidir sesin, yâr.
Ey deniz yürüyüşlüm, ey hüznümün kaynağı,
Küskün ırmaklar bile benden daha mutludur.
Şafakta billur olup, gönlüme giresin yâr
Eski umutlarımın son bulduğu yerde mi.
Sihirli akşamların ülkesinde misin yâr?
Yasaklara nigehban olma, ey mah-ı zemin
Orkideler seninle büyüsün bahçemizde.
Rahmeti özümleyen bir bende-i numune,
Olalım yeryüzünde, ey can, hep tazesin yâr;
Gurbetin lisanıdır gülüşün yâr, sesin yâr.
Üflerken erdemi maveradan hicabın,
Zümrüdüanka neden alev alev yanıyor.
Ey enis-i mücellâ, sen ki, yelpazesin yâr
Limanısın ruşenimin, belâ okyanusunun;
Semadan damla damla inen firuzesin yâr.