Boy abdesti (gusül) almayı gerektiren durum; büyük abdestsizlik hâli; bu durumda olup da henüz gusletmemiş olan kimse.
Cenâbet olan, yani cinsî münasebette bulunmuş yahut rüyada ihtilâm olmuş veya birine bakmakla ya da dokunmakla kendisinden şehvetle inzal vaki olmuş kimseye cünüp bu durumuna da cenâbet denir.
Cinsî münasebetle meni gelmese de kişi cünüp sayılır. Bunun için sünnet mahallinin kadının cinsel organında kaybolması gerekir. Übey b. Ka'b'tan rivayete göre, Rasûlullah (s.a.s.), İslâm'ın ilk yıllarında elbisenin azlığından dolayı, inzalsiz cima hâlinde yıkanmamayı bir ruhsat kıldı. Daha sonra ise guslü emretti: Ruhsatı kaldırdı. Ebû Dâvud şöyle der: "Übey bununla sudan dolayı suyu kasdetmiştir. Bu da meninin gelmesinden dolayı guslün gerektiğini ifade etmektedir." (Ebû Dâvud, Tahare, 381; İbn Mâce, Tahare, 111; Ahmed b. Hanbel, V, 115-116) Bu hadisten anladığımıza göre inzalsiz cima'ın hükmü cünüplüktür ve guslü gerektirir.
Bu durumda olan kişi için Hanefiler: "Meni gelse de gelmese de bu durumda kişi cünüptür. Yani kadın ve erkek her ikisi de cünüp olur" demişlerdir.
Ölü veya diri bir hayvanın dübürüne haşefenin (cinsel organın ucu) girmesi ise, guslü icap ettirmez ve kişi cünüp olmaz. Fakat bu durumda meni gelirse cünüplük vaki olur. Bu tür yönelişler her devirde görülebildiği ve cinsel bir sapma olduğu için İslâm' da yasaktır ve cezası vardır.
Şâfiîler, inzalsiz cima'ın hükmü konusunda Hanefilerle aynı görüşü paylaşıyorlar. Bu konuda İmam Şâfiî (rh.a.) şöyle demiştir: "Arap dili, cenabet kelimesinin cinsî münasebet manasına gelmesini gerektirir, isterse meni çıkmasın. Çünkü birisine filanca falan kadından cünüp oldu deseler, meni inmese bile hemen o kadınla cinsî münasebette bulunduğunu anlar. Böylece, sadece içeriye girmenin guslü icap ettirmesi konusunda kitap ile sünnet birbirini desteklemiş oluyor." (İbn Hacer el-Askalanî, Buluğü'l Meram, Trc. ve Şerh A. Davudoğlu, I, 145-146).
Şâfiîler, Hanefîlerden farklı olarak
"Kişi baliğ olmasa bile cünüp olur" demişlerdir. (Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, I, 94-95).
İslâm alimlerinin çoğunluğunun bu konuda ittifak etmelerine sebep teşkil eden bir hadis-i şerifte de Allah Rasûlü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Erkek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur, (erkek) sünnet mahallini (kadının) sünnet mahalline bitiştirirse, (inzal vuku bulsun bulmasın) guslü gerektirir." (Buharî, Gusl, 28; Müslim, Hayz 28; Ebû Dâvud, Terceme ve Şerhi, 1, 384).
Erkek veya kadından ihtilâm, oynaşma, bakma, düşünme veya benzeri sebeplerle meninin gelmesiyle kişi cünüp olur.
Bir kimse uykuda iken rüya görme yoluyla boşalırsa cünüp sayılır. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan kişi uyandığında, elbiselerinde veya yatağında herhangi bir ıslaklık ile karsılaşmazsa, Hz. Peygamber (s.as.)'in şu emirlerine göre hareket eder: "Rasulullah (s.a.s.)'a ihtilâm olduğunu hatırlamadığı halde (çamaşırında) ıslaklık bulan adam(ın) durumu soruldu. Efendimiz, Gusletsin buyurdular. İhtilâm olduğunu gören, fakat ıslaklık görmeyen kişinin durumu sorulduğunda, Gusûl gerekmez buyurdular. Ümmü Süleym, (ihtilâm olan kadın için; Bunu gören kadına da gusül icap eder mi? diye sordu. Rasûlullah Evet, çünkü kadınlar erkeklerin benzeridirler şeklinde cevap verdi." (Ebû Davud Terceme ve Şerhi, Tahare, I, 423; Tirmizî, Tahâre 82). Sarhoş ve baygın kimseler de aynı durumdadır.
Cünüp olan kimse idrarını yapmadan veya çokça yürümeden yıkanıp da bilâhare kendisinden nutfenin geri kalanı çıkacak olsa tekrar yıkanması gerekir.
Kadınlarda meninin dışarıya çıkması çok az vaki olduğu için, rüyada ihtilam olan bir kadın ihtiyaten yıkanmalıdır. Kişi karısı ile oynaşır veya bakar yahut da cinsî tahrike sürükleyen şey hakkında düşünür de bu yünden cinsel organından lezzet duymak şartıyla meni gelirse cünüp olur.
Oynaşma veya öpüşme anında erkekten de kadından da mezi gelebilir. Mezi, beyaza çalan yapışkan bir sıvıdır. Mezinin gelmesi cünüplüğü gerektirmez, fakat meni ile meziyi iyi ayırdetmek lâzımdır. Bu konuda Ali (r.a.)
"Ben, mezisi çok gelen biriydim. (Meniye kıyas ederek) yıkanmaya başladım. Öyle ki, sırtım çatladı. Bunun üzerine durumu Rasûlullah (s.a.s.)'a anlattım -veya anlatıldı- Rasûlullah: Böyle yapma. Meziyi gördüğünde tenasül organını yıka ve namaz için abdest aldığın gibi abdest al. Meni çıktığında ise guslet buyurdu." (Ebû Dâvud Terceme ve Şerhi, I, 371; Nesâî, Tehare, 179)
Hanefî ve Mâlikîlere göre meni pistir. Şâfiî ve Hanbelilere göre ise temizdir.
Elle tatmin yolu (mastürbasyon) da cünüplüğü gerektiren fiillerdendir. Mastürbasyon için açık bir nâs, emir veya yasak yoktur, fakat zina tehlikesini önlemek için bu yola başvurulabilir.
Yüksek bir yerden atlamak veya idrardan sonra yahut kişinin beline vurulması sonucu meninin gelmesi kişiyi cünüp etmez. Abdest almak yeterlidir. (Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, I, 94).
Cenâb-ı Allah, cünüp olan kişinin cünüplükten kurtulması için "...eğer cünüp olursanız, yıkanıp temizlenin... Yahut da kadınlara dokunmuşsanız, su bulamazsanız o vakit tertemiz toprakla teyemmüm edin. " (el-Maide, 5/6) buyurarak yol göstermiştir. Yüce Allah, cünüp olan kişinin suyla gusletmesi gerektiğini, eğer su bulamazsa, yahut yıkanması hâlinde hastalıktan korkarsa, teyemmüm ederek bu durumdan kurtulması gerektiğini bildiriyor. (Geniş bilgi için bk. Gusl ve Teyemmüm.)
Cünüp olan kişi ikinci defa cinsi temasta bulunmak isterse, gusletmeden kadına yaklaşabilir. Nitekim, Rasûlullah da böyle yapmıştır. Enes b. Malik (r.a'den rivayet edilmiştir: "Rasûlullah bir gün (bütün) hanımlarıyla (cinsî) temasta bulundu ve en sonunda bir kere gusül abdesti aldı" (Buhârî, Nikâh,102; Nesâî, Tahare 169; İbn Mâce, Tahare, 102). İki temas arasında gusletmek sadece müstehaptır. Bir kimse cünüp olduğu halde uyumak istiyorsa, Rasûlullah'ın Hz. Ömer'e "Abdest al, zekerini yıka, sonra uyu" (Buharî, Gusl, 3, 27) buyurduğu gibi, abdest alıp cinsel organını da yıkayarak uyuyabilir.
Cünüp iken yemek yeme, su içmek, yatmak ve Allah'a zikretme gibi eylemlerde bulunmak caizdir. Hz. Âişe (r.an), "Rasûlullah (s.a.s.) cünüp olarak yatmak istediği zaman namaz abdesti gibi bir abdest alırdı." demektedir. (İbn Mâce, Tahare, 99).
Ebû Hüreyre'den rivayet olunduğuna göre, cünüp iken, Rasûlullah (s.a.s.) ona rastlamış. Ebu Hüreyre gizlice oradan sıvışıp gitmiş. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) onu araştırmış. Geldiği zaman ona neredeydin ey Ebu Hüreyre! diye sormuş; kendisi de, " Ya Rasûlallah, ben cünüp iken bana rastladınız. Gusletmedikçe huzurunuzda oturmayı uygun görmedim diye cevap vermiş. Hz. Peygamber (s.a.s.) "Mümin necis olmaz" buyurmuştur." (Buharî, Gusl, 23; İbn Mâce, Tahare, 80).
Rasûlullah (s.a.s.), cünüplükten yıkanmak istediği zaman ilk önce namaz abdesti gibi bir abdest alır, bilâhare yıkanırmış. Nitekim Hz. Âişe (r.a.), Peygamberimizin boy abdesti alışını şöyle anlatıyor:
"Peygamber (s.a.s.) cenabetten yıkanmak istediği zaman, ellerini yıkamayla başlardı. Sonra namaz için abdest alır gibi bir abdest alırdı. Sonra ellerini suya sokup, saç diplerini oğuştururdu, bilâhare avuçları ile üç defa başına su dökerdi. En sonunda suyu tüm vücuduna dökerdi." (Buharî, Gusül, 1)
Cünüplükte fazla beklememek ve ilk namaz vaktinden önce gusül abdesti almak gerekmektedir. Bir namaz vaktini hiçbir özür yokken cünüp geçiren kimse sorumlu duruma düşer.
Ali (r.a.), Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "İçinde resim, köpek ve cünüp bulunan eve melekler girmez. " (Ebû Dâvud Libas,129; Nesâî, Tahare,167) Hadisten de anlaşıldığına göre guslü geciktirerek cünüp kalmaya devam etmek ve namaz vaktini geciktirmek tehlikelidir. Hadiste kastedilen cünüplük, namaz vaktini geçirmeye sebep olan cünüplüktür. Rasûlullah cünüp olarak bazen uyur ve sabah namazı vakti girmeden uyanıp gusledermiş. Ramazan gecelerinde kişi imsaka kadar cünüp olduğu halde uyuyabilir ve imsaktan önce gusledip oruca başlayabilir.
Cünüplük insanı yaşanan faal hayatın dışında tutar. Cünüp dolaşmak bir mümini rahatsız eder. Çünkü nafile namaz bile kılmak istese bunu yapamaz. Oruç tutamaz.
Cünüp olana haram olan şeyler: 1. Namaz kılamaz. Allah (c.c.), cünüp olan kişinin temizleninceye kadar namaza yaklaşmasını, yasaklamıştır:
"Ey iman edenler... Cünüp iken de gusledinceye kadar namaza durmayın. " (en-Nisa, 4/43).
2. Oruç tutamaz. Eğer uykuda ihtilâm olunup da sabahleyin bunun farkına varılırsa hemen gusledilip oruca devam edilmelidir. Fakat cünüp olarak oruç tutulamaz.
3. Cünüp olan kişi Kur'an okuyamaz. Cumhûr'a göre cünüp olan kişinin Kur'an okuması haramdır. Hz. Ali, "Cünüplükten başka hiçbir şey O'nu (Rasülullah'ı) Kur'an okumaktan alıkoyamazdı." (Ebu Dâvud Terceme Şerhi, I, 405; Nesâî, Tahare, 170) demiştir.
4. Kur'an'a el süremez, kendisine Kur'an okunmaz. "Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. " (el- Vâkıa, 56/77-79).
5. Kâbe'yi tavaf edemez.
6. Mescide giremez. Camide iken ihtilâm olan kişi, hemen mescidi terketmelidir. Kapıların kapalı olması halinde zarurete binaen caizdir. Rasûlullah, "Şu evlerin (kapılarını) çeviriniz. Çünkü ben mescidi hayız ve cünüplere helâl görmüyorum" buyurdular. (İbn Mâce Tahare, 126).
7. Namaz kıldıramaz. Cünüp olduğu halde unutarak cemaate namaz kıldıran kişi, hatırlar hatırlamaz namazı terk etmeli ve guslederek namazına devam etmelidir.
Cin tutma, delilik, çılgınlık, davranış uyumsuzluğu, aklın zail olması. Buna cünûn da denir. Cinnet Kur'an-ı Kerîm'de bu mânâda birkaç yerde geçer: "Yoksa O'nda Cinnet mi vardır?" (Sebe', 34/8).
Diğer bir manasıyla; cin ve bu kelimenin çoğulu olarak cinler veya cin taifesi demektir: "Cinlerden ve insanlardan" (en-Nâs, 114/6)
Cinnet, örtü ve gizlilik mânâsında değerlendirildiğinde; Cennet, cenân (kalb), cünnet (koruyucu), cenîn ve mecnûn ile alâkalıdır.
Cinnet, dilimizde delilik mânâsına kullanılmaktadır. Cin çarpması olarak da tanımlanmaktadır. Gözle görülmeyen varlık olan cinlerin,insan vücuduna girerek, zarar verdiklerine inanan kimseler vardır.
Cünûn (cinnet) hali, İslâm hukukunda önemli bir yer tutar. Çünkü İslâm akıl dînidir. Ahkâmı da akılla anlaşılır. Cenâb-ı Hakk herkesi gücü yettiğince mükellef tuttuğundan İslâm fıkhı bu konu üzerinde belli bir bölüm tahsis etmiştir. Fıkıhta bu konu ehliyete arız olan haller diye adlandırılır. Bunlar, kişinin aklını gideren veya azaltan hallerdir. İki kısma ayrılır:
1- Semâvî ârızlar: İnsanın kendi elinde olmayan: bunaklık, delilik, unutkanlık gibi ârızlardır.
2- Mükteseb arızlar: İnsanın kendi elinde olan; cehalet, sarhoşluk, zorlama gibi ârızlardır.
Semavî arızlardan olan delilik (cünûn) iki kısma ayrılır:
1- Cünûn-ı mutbık: Kesilmeksizin sürüp giden akil hastalığıdır.
2- Cünûn-ı gayr-ı mutbık: Sürekliliği olmayan akıl hastalığına denir.
Cinnet; aklı örten, sağlam idraki yok eden bir hastalıktır, demiştik. Hasta, heyecan ve sarsıntı içindedir. Mecnun denilen hasta, daima gayr-ı mümeyyiz çocuk hükmündedir. Kendisinden bedenî teklifler düşer; fakat, malî teklif#ere muhatap olur.
Ancak akıl hastalığının süreklilik miktarı ibadetlerin cinsine göre değişmektedir. Namaz yükümlülüğünün düşmesi için bunun bir günden (24 saatten) fazla devam etmesi gerekir. Oruç için ise tam bir ay devam etmesi şarttır. Ramazan ayı içerisinde geçici olarak ayılıp kendine gelen kimse, daha sonra iyileşince Ramazan orucunun hepsini kaza etmesi gerekir. Zekât yükümlülüğünün düşmesi için ise akıl hastalığının bir sene devam etmiş olması şarttır. Aksi takdirde zekâtını vermek durumundadır.
Akıl hastalarının sözlü tasarrufları mûteber değildir. Ancak hastalık nöbetlerinin yokluğunda vaki tasarrufları geçerlidir.
Cinnet, atehle de alâkalıdır. Ateh; aklı örten ve sağlam idrake engel olan bir hastalıktır. Bu hastalığa tutulan Ma'tûh*, temyiz gücüne sahip değilse, mecnûn hükmündedir. (M. Ebu Zehra, Fıkıh Usûlü, İslâm Hukuku Metodolojisi, çev. Abdülkadir Şener, Ankara 1973, 330; Ö. Nasuhî Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1967, I, 231)
Cünûn, edâ ehliyetini ortadan kaldırdığından, melânkolik, nevrastenik ve sar'alı kimseler, temyiz kudretine sahip olduklarında tasarrufları geçerlidir. (Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, İstanbul 1978, 191).
Mecnun ve Ma'tuh ile ilgili hükümler Mecelle'de geçmektedir. (Ali Himmet Berki, Açıklamalı Mecelle, İstanbul 1982, s.192, mad. 978, 979, 980)
Tasavvuf dilinde cünûnun (cinnetin) cezbe ile bir yakınlığı vardır. Cezbe, Hakk'ın, kulunu kendisine çekmesinden meydana gelen ve istiğrak, şaşkınlık ve hayret sûretlerinde görünen manevî haldir. Cezbede şart, istidattır. Bu da Allah vergisidir. Sâlikte istîdat olmazsa, yalnız riyâzât ve tasfiye ile Hakk'a vusûl nasib olmaz. Cezbe iki türlüdür: 1-Hafi: Kulun Hakk'ı, 2-Celî: Hakk'ın kulu sevmesidir.
Halk indinde cezbe ve cünûn aynı şeyler telâkki edilmesine rağmen, durum öyle değildir. Ceibe, hali değişen bir kişinin, beşerin mûtad idrakinin üstüne yükselerek keşf-i. hakayıka doğru ilerlemesidir. Cünûn ise; tam tersi, kişinin yükselme yerine alçalması; manasız ve olumsuz bir şekle düşmesidir.
ÇOCUĞA HEDİYE
Yeni doğum yapan arkadaşımızı; yakınımızı ziyarete gidiyoruz . Şu dayısından, bu halasından... diye, nisanda olduğu gibi hediyeler veriliyor, bu câiz midir?
Câizdir ve İslam'ın "yardımlaşma" ve "hediyeleşme" prensiplerine uygun güzel bir davranıştır. Ancak hediye alınırken israfa kaçmamalı, kullanılma özelliği olanı ve keseye uygun bulunanı almalıdır. Temel niyyet, Rasûlullah Efendimizin "hediyeleşin..." emrini yerine getirmek olmalıdır; desinler olmamalıdır.
ÇOCUK İSTEME (İSTİLÂD)
Bir erkeğin, eşinden çocuk istemesi anlamında kullanılan bir Islâm hukuku terimi.
Islâm toplumunun güçlü olmasına önem veren dinimiz çocuk ve neslin çoğalmasını benimsemiş ve bunu teşvik etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.): "Çok doğuran sevimli kadınla evlenin, zira ben (kıyamet gününde) sayınızın çokluğuyla (diğer) ümmetlere iftihar ederim" (Ahmed b. Hanbel, I, 412). buyurmuştur.
Enes b. Mâlik'in hanımı ümmü Süleym'in Rasûlullah (s.a.s.)'a "Ya Rasûlallah! Enes senin hizmetkârındır, onun için Allah'a dua et." demesi üzerine Rasûlullah (s.a.s.) "Ey Allah'ım, onun malınıve çocuklarını çoğalt ve ona verdiklerine bereket koy" şeklinde dua etmiştir.
Ayrıca çocuk, bir evin neşesi, anne ve babanın teselli kaynağıdır. Çocuğu olmayan bir aile, geleceğine umutla bakıp şevkle çalışamaz. Nitekim Hz. Zekeriyya (a.s.), neslinin devamı için Allah (c.c.)'a şu duada bulunmuştur:
"Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olanlardan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver ki, bana varis olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!" (Meryem 19/5-6)
Çocuk sahibi olmanın diğer iyi bir yönü de şudur ki: Çocuklara hizmet etmek ve onların rızkının peşinde koşmak Islâm nazarında ibadet sayılmıştır. Peygamberimiz şu hadis-i şerifleriyle bu durumu çok güzel bir şekilde ifade etmektedir: "Bir kimsenin harcadığı en faziletli dinar, çoluğuna çocuğuna ve Allah yolunda hayvanına harcadığı dinar, bir de yine Allah yolunda arkadaşına sarfettiği dinardır. " (Müslim, Zekât, 38), "Muhakkak ki çoluk çocuğuna harcadığın bir şey sadakadır." (Müslim Vasiyyet, 8)
Insan öldükten sonra geride bıraktığı salih çocuklarının iyi amellerinden de faydalanır. Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Dört kişi var ki öldükten sonra sevapları (kesilmez) devam eder: Allah yolunda kendini vakfetmiş olarak nöbet tutarken ölen kişi; ilim öğreten bir kişi (ilminden faydalanıldıkça sevabı devam eder), ölmeyen bir sadaka (hayır) icra eden kişi (sadakası devam ettikçe sevabı da devam eder); kendisine dua edecek salih bir çocuk bırakan kişi" (Ahmed b. Hanbel, V, 268)
Çocuk, rızkı ile beraber doğar.
Müşrikler buna inanmadığı için cahiliyye devrinde bazı Araplar fakirlik korkusuyla ve çocuklarını besleyememe endişesiyle çocuklarının olmasını istemiyorlar ve doğanları da hemen öldürüyorlardı. Tıpkı asrımızda aynı zihniyete sahip insanlar olduğu gibi. Ancak Cenâb-ı Allah herkesin rızkını tekeffül ettiğini beyan ederek, onların bu çirkin düşünce ve hareketlerini yasaklamış ve bundan dolayı onları şiddetle kınamıştır: "Geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur." (el-Isrâ, 17/31); "Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlardır. Ve doğru yolu bulacak da değillerdir" (el-En'am, 6/140).
Çocuk, insanı daha fazla çalışmaya sevkeder. Çocuk sahibi bir kişi, çocuklarını en iyi bir şekilde geçindirmek için daha fazla gayret sarfetmeye çalışır; dolayısıyle tembellikten de kurtulmuş olur. Bu durum devlet için de söz konusudur.
Islâm'da çocuk sahibi olma ve neslin devamını sağlama, ibadet kabul edilmiştir. Bu, önemine binâen ona herhangi bir sebeple zarar verme, rahme düşmüş çocuğu düşürme, zâyi etme; doğan bir çocuğu öldürme gibi kabul edilmiştir. Özellikle anne karnında şekillenmiş, uzuvları belirmiş çocuğun düşürülmesi haramdır: Çünkü Rasûlullah (s.a.s.) kadınlardan bey'at* alırken, onlara: "Çocuklarını her hangi bir şekilde öldürmemeleri" şartını koşmuştur. Bu şart çok önemlidir. Çocuk, doğmadan evvel ananın tasarrufu altındadır. Ama doğduktan sonra artık ana değil baba çocuğundân sorumludur. Öyle ise "çocuklarını herhangi bir sebeple öldürmeme" şartı, rahimlerde bulunan ve henüz cenin olan çocukları öldürmeme şartıdır.
"Ey Peygamber, inanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup gelmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey'at ederlerse onlardan bey'atlarını al ve onlar için Allah'tan mağfiret dile..." (el-Mümtehine, 60/12).
Çocuk istemenin faziletli oluşu, onu Islâmî bir terbiye ile yetiştirmeye bağlıdır. Aksi takdirde çocuk, gerek anne ve babası ve gerek toptum için faydalı olmaktan ziyade zararlı bir unsur olur. Bu nedenle çocuk terbiyesi de en az çocuk sahibi olmak kadar önemlidir. Dolayısıyla çocuk terbiyesine son derece önem vermek; onu Islâm'ın öngördüğü şekilde ve yaşta ibadete alıştırmak, ona dürüstlüğü öğretmek; onunla iyi ve yumuşak muamele edip başkalarına karşı davranışlarına dikkat etmek; onu görgü kurallarına, cömertliğe ve tutumluluğa alıştırmak, hülâsâ onu İslam'ın ahlâk ve prensipleri üzerinde yetiştirmek gerekir.
Trabzon'da futbolun baslangici; Birinci Dunya Savasi oncesine dayaniyor. O tarihlerde sehrin en kalabalik mahallesi olan bugunku Ortahisar mahallesinde ilk kez Rumlar tarafindan futbolun oynandigi bilinmektedir. Trabzonlu gencler sehrin dort bir yanindan Ortahisar mahallesine gelerek Rumlarin futbolunu seyrediyorlardi;. Sonralari Rumlar Trabzonlu gencleri de aralarina alarak o daracik sokaklarda futbolu yayginlastiriyorlardi. Futbol tutkusu her gecen gun bir cig gibi buyuyordu. Tipki horon gibi Trabzon insaninin bunyesine uygun bir oyundu. Bu nedenle kisa surede buyuk ilgi gormustu.
Bir gun sadece Trabzonlu genclerin futbol oynadigi bir sirada top hemen karsidaki Rum evinin acik penceresinden iceriye girer. Elindeki topla disari cikan yasli, bir Rum, Trabzonlu gencleri iyi bir azarlayarak kovmustu. Bu olaydan sonra Rumlarin ileri gelenleri Ortahisar mahallesinde futbol oynanmasini yasakladilar. Ozellikle Trabzonlu genclere. Cunku Rum gencleri zaten fazla oynamiyordu. Ara sira oyunlarina da izin veriliyordu. Trabzonlu gencler icin buyuk bir tutku haline gelen ve yeni yeni dogmakta olan futbola vurulmus bir darbeydi yasaklama olayi. Bir kere kaptirmislardi futbola kendilerini bu gencler. Yapacak baska bir isleri de yoktu. Ortahisar mahallesi disinda da futbol oynamaya elverisli saha pek yoktu. Olsa bile oralarda Rumlarin baskilari daha fazla idi. Butun tehlikelere ve baskilara ragmen gencler kacamak yaparak futbol oynamaya devam ettiler. Ta ki Birinci Dunya Savasina kadar. Savas tum ulkede oldugu gibi Trabzon'da da bircok genci futbol sahalarindan alip savas meydanlarina suruklemisti. Gencler artIik top yerine silaha sarilmislardi.
Birinci Dunya Savasi sonrasi; yeniden yapilanmaya giren gencler, futbolu yasatma ve gelistirme gayretine girdiler. Sehrin dort bir yaninda bos bulduklari arsalarda topun pesinden kosmaya devam ettiler.Bu arada Lise Fransizca ogretmeni Burhanettin Kahyaoglu, Beden Terbiyesi ogretmeni Sami bey, Hifzirrahman Rasit Oymen, Tevfik Yunusoglu, Kemal Ozsubasi ve Ali Yusufoglu'nun basini cektigi bir grup genc Trabzon'da ilk Kulubu kurma gayretine girdiler. Bu genclerin gayretleri sehrin butun semtlerinde buyuk destek goruyordu. Butun gayretler 20 Ocak 1921 gunu mutlu sonla noktalaniyor ve Trabzon'un ilk Kulubu kuruluyordu. Sari kirmizi renkleri sectikleri kulube Idmanocagi adini verdiler. Iki yil sureyle Trabzon'un tek kulubu olan Idmanocagi, ayni zamanda Trabzon futbolunun da temelini teskil ediyordu.
Trabzonspor'un kuruluşu
Turkiye Idman Cemiyetleri ittifakinin kurulmasi ve Turk Sporunun bu ilk orgutunun tum Anadolu'ya yayilmasi, Trabzon'da da etkisini gostermisti. Bu etki sonucu yeni yeni kulupler kurulmaya baslandi. Idmanocagi, Idmangucu, Necmiati'den sonra Trabzon Lisesi bunyesinde Lise adini tasiyan yeni bir kulubun kurulmasiyla kulup sayisi 4 olmustu. 1923 yilindan sonra Trabzon'da Idmanocagi ve Idmangucu arasinda buyuk bir rekabet baslamisti. Bu oyle bir rekabetti ki Istanbuldaki Galatasaray- Fenerbahce rekabetine benziyordu. Hatta zaman zaman onu bastirdigi bile oluyordu. Trabzon sanki Ocaklilar, Gucluler diye ikiye ayrilmisti. Trabzon'da futbolun bu iki takim arasindaki rekabetten yuceldigi soylenebilir. Rekabet zamanla oylesine buyuk boyutlara vardi ki Trabzon'un Turkiye liglerinde gec temsil edilmesinin de esas nedeni budur. Ne var ki iki kulup arasindaki cekisme sehrin futbolundaki kaliteyi de her gecen gun arttiran faktor oldugu gozardi edilemez.
1923 yilinda Trabzon'da ilk resmi lig maclari oynanmaya baslandi.Ilk sezon Idmanocagi sampiyon olmustu. Bunu 1923-24,1924-25 sezonlarinda Lise takiminin arka arkaya sampiyonluklari izledi. 1925 sezonunda yine Idmanocagi sampiyon olurken, 1929 yilina kadar da once Lise, arkasindan Muallim Mektebi daha sonra da Ticaret Lisesi takimlari mutlu sona ulastilar.
Idmanocagi ile Idmangucu arasindaki buyuk rekabet 1930'dan sonra had safhaya ulasti. 1929-30'dan sonra 5 kez arka arkaya Idmanocagi'nin sampiyon olmasindan sonra 1934-35 sezonundan itibaren Idmangucu takimi tam 7 yil arka arkaya sampiyon olarak bu iki takim arasindaki rekabeti busbutun alevlendirmisti.
1940'li yillarda Trabzon futbolundaki guc lise takimlarina gecmisti. Tam 6 kez arka arkaya sampiyonlugu kazanmasi da bunu gosteriyordu. Bu aralar dikkat ceken bir hususta Trabzon'daki butun futbol yildizlarinin Lise takimlarindan yetismis olmalariydi. Ozellikle Trabzon Lisesi bir futbolcu kaynagi olmustu. 1947-48 sezonundan itibaren sampiyonluk yine Idmanocagi ile Idmangucu arasinda el degistiriyordu. Bu arada Necmiati'de iki sezon sampiyon olarak Trabzon futbolunda soz sahibi oldu. Bu arada Trabzon'da yeni yeni kuluplerde kuruluyordu. 1938'de kurulan Dogan Genclik, 1941 yilinda Akcaabat Lisesinde kurulan Akcaabat Genclik (Bugunku Sebatspor), 1950 yilinda Surmene ilcesinde kurulan Surmene Genclik, 1952 yilinda ayni ilcede kurulan Zafer Genclik, 1953 yilinda kurulan Yolspor 1955 yilinda kurulan Yalispor bu takimlarin basinda geliyordu.
1930'lu yillarda baslayan Idmanocagi, Idmangucu rekabeti 1940'li, 1950'li, 1960'li yillarda olanca siddetiyle devam ediyordu. Bu gitgide rekabetten ote boyutlara varmaktaydi. Ocakli ve Guclu olmak Trabzon'da adeta bir spor mezhebi haline gelmisti. En kotu sezonlarda bile rekabetlerinden hic bir sey kaybetmiyordular.
Trabzon oylesine ikiye ayrilmisti ki Ocaklilar Sari Kirmizi diye Istanbul'daki Galatasaray'i Idmanguclulerse Yesil Beyaz renklerine ragmen Fenerbahce'yi destekliyorlardi. Rekabet bir de bu sekliyle alevlenmisti. Bu arada renkleri Sari Lacivert olan Necmiati bile bu rekabetin disinda kalmisti. Aslinda bu buyuk rekabetten en karli Trabzon futbolu cikiyordu. Oncelikle sehirde futbol tutkusu koruklenmisti. Bu buyuk rekabetten dogan buyuk iddia Trabzon'da buyuk yildizlarin cikmasina neden olmustur. Ancak, Trabzon insaninin alin yazisi olan gurbetcilik 1930'lu yillarda Trabzon'daki futbol yildizlarinin kaderine tesir etmisti. Pekcogu yuksek ogrenim ugruna ana kucaklarini baba ocaklarini terk etmek zorunda kaldilar. Gittikleri Istanbul ve Ankara'da surdurdukleri futbol yasamlarinda gercekten buyuk yildiz oldular. Bir Hasan Polat ve kardesi Ali Polat Ankara Genclerbirligi'nde , bir Selim Satiroglu, Ahmet Karlikli Galatasaray'da bir Taka Naci, Zekeriya Bali Fenerbahce'de, Nazmi Bilge Besiktas'da yildiz futbolcu oluverdiler.
1962-63 sezonunda tum yurtta bir Il Takimi kurulmasi ongorulmustu. Zamanin Futbol Federasyonu Baskani Orhan Seref Apak, Turkiye liglerini guclendirmek ve tum yurda yaymak amaciyla bir seferberlik baslatmisti. Her ilde bir futbol takimi kurup Turkiye liglerinde yer almasi seferberligi buyuk bir hizla devam ediyordu. Trabzon elbette ki bunun disinda kalamazdi. Yalniz bir Il Kulubu kurulmasinin en zor olan illerin basinda kuskusuz Trabzon gelmekteydi. Idmanocagi, Idmangucu rekabeti Trabzon futboluna oylesine hakimdi ki bu iki kulubun bir cati altinda toplanmasina imkan yoktu. Nitekim boyle bir girisimde bulunmak isteyen bir avuc idealistin daha ilk calismalarinda bunun imkansiz oldugu gercegi bir kez daha anlasilmisti.
Tum Trabzonlular, Trabzonspor adiyla bir kulubun kurulmasini yurekten arzuluyorlar. Ancak bu isi bir turlu gerceklestirememenin ezikligini yasiyordular. Yetkililerinde araya girmesi, sonucu pek degistirmiyordu Ocaklilar da, guclulerde yeni kurulacak kulupte kendi isimlerinin, hatta renklerinin hakim olmasini istiyordular ve bu konuda en ufak bir fedakarlikta bulunmuyorlardi. Her gun, her aksam toplanti ustune toplanti yapiliyordu. Bazen tam bir anlasma zemini ortaya cikiyor ama yine en ufak bir ayrinti herseyi berbat ediyordu. Havaya silahlar atiliyor, karakollara, hatta mahkemelere kadar uzanan olaylara rastlaniyordu. Ote yandan Futbol Federasyonunun il kulupleri icin tanidigi surenin de sonu yaklasiyordu.
21 Haziran 1966 tarihinde Idmanocagi, Martispor ve Yildizspor'un da katilimi ile sari kirmizi renkler altinda Turkiye 2. Ligine alindi. Ancak, resmi bir yazinin suresi icinde ilgili yere teblig edilmedigi icin Idmanocagi'nin Ikinci ligde oynamasi durduruldu. Bu tarihten yaklasik bir ay sonra 20 Temmuz 1966'da bu kez Idmangucu, Karadenizgucu, Martispor ve Yolspor'un katilmasiyla Trabzonspor kirmizi-Beyaz renklerle kuruldu. Ne varki Idmanocagi buna karsi cikti. Danistay'da actigi dava ile yurutmeyi durdurma karari alininca ortalik yine karisti. Trabzon'daki gergin durum uzerine araya zamanin Beden Terbiyesi Genel Muduru Ulvi Yenal girdi. Ulvi Yenal, Idmanocagi ve Idmangucu'nun birlesmemeleri halinde iki kulubunde Turkiye 2. Ligine alinmayacagini bildirdi. Bu durum Trabzon'da ve her iki kulup cevresinde "Sok" etkisi yaratmisti. Birlesmeleri buyuk sorun olan bu iki kulubun, birlesmemeleri halinde Trabzon Turkiye liglerinde temsil edilemeyecekti. Trabzon'daki geceli gunduzlu yapilan ve buyuk tartismalara neden olan toplantilar sonunda 2 Agustos 1967 gunu Idmanocagi ile Idmangucu birlesmesi gerceklesti ve Trabzonspor;Idmanocagi, Idmangucu, Karadenizgucu ile Martispor'un birlesmesi ile ortaya cikti.
Artik butun resmi islemler tamamlandiktan sonra sira gelmisti Trabzonspor'un renklerine. Renk bulmak oyle kolay olmadi. Trabzon'da uzun yillar suren Idmanocagi-Idmangucu rekabetinde Sari-Kirmizi ve Yesil-Beyaz renkler hakimdi. Trabzonspor'un renkleri bu renklerin disinda olmaliydi. Trabzon'u ve Karadeniz'i simgeleyen renkler araniyordu. Bu konuda yarisma acilmasi da gundeme geldi ancak sonra vazgecildi. Renk icin geceli gunduzlu toplantilar duzenleniyordu. Dort toplantidan sonuc alinamamisti. Besinci toplantida hersey bitecekti. Artik taraftarin da sabri kalmamisti. Sonunda Trabzon ve Karadeniz'in sembolu olan Hamsi uzerinde duruldu. Hamsi'nin gumus mavisi rengi ve gozlerinin bordosu dikkate alindi. Kimileri buna karsi cikti. Neymis efendim bordo renk kirmiziya kaciyormus. Oyle ya Idmanocagi renkleri de Sari-Kirmizi ya. Iste bu nedenle bordonun rengi biraz koyu tutularak Idmanocaginin kirmizisindan kacinildi. Boylece bir haftadir sehirde suren renk kavgasi sona ermisti ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklere kavusmus oldu.
Trabzon ve Trabzonsporla ilgili Aradaiginiz Her Sey
trabzon
trabzon spor
trabzon resimleri
trabzon bilgisayar
trabzon otel
trabzon oto
trabzon tuning
trabzon uçak
afm trabzon
trabzon havaalanı
trabzon macka
trabzon oteller
trabzon otelleri
trabzon oto kiralama
trabzon turizm
trabzon uçak bileti
trabzon yaylaları
weather trabzon
ak parti trabzon
akp trabzon
ankara trabzon
antalya trabzon
bursa trabzon
chp trabzon
erciyes trabzon
fener trabzon
fenerbahce trabzon
fenerbahçe trabzon
fenerbahçe trabzon maçı
galatasaray trabzon
gta trabzon
istanbul trabzon
istanbul trabzon uçak
izmir trabzon
medya trabzon
mhp trabzon
oy trabzon
toki trabzon
trabzon 61
trabzon adliyesi
trabzon akçaabat
trabzon anadolu lisesi
trabzon araklı
trabzon arsin
trabzon askerlik şubesi
trabzon askf
trabzon barosu
trabzon belediye
trabzon belediyesi
trabzon beşikdüzü
trabzon beşirli
trabzon bileziği
trabzon boztepe
trabzon canlı
trabzon com
trabzon devlet tiyatrosu
trabzon düzköy
trabzon eczacı odası
trabzon emlak
trabzon emniyet
trabzon emniyet müdürlüğü
trabzon fatih lisesi
trabzon forum
trabzon gazeteleri
trabzon haber
trabzon haberleri
trabzon haritası
trabzon hasır
trabzon hasırı
trabzon hava durumu
trabzon havalimanı
trabzon hayrat
trabzon hurması
trabzon ili
trabzon ilçeleri
trabzon iş
trabzon iş ilanları
trabzon kanuni anadolu lisesi
trabzon kolbasti
trabzon kolbastı
trabzon kolbastısı
trabzon ktü
trabzon köprübaşı
trabzon limanı
trabzon lisesi
trabzon macı
trabzon maçka
trabzon maçı
trabzon mehmet akif
trabzon mem
trabzon merkez
trabzon meslek yüksek okulu
trabzon milletvekili adayları
trabzon milletvekilleri
trabzon milli eğitim
trabzon milli eğitim müdürlüğü
trabzon mitingi
trabzon müftülüğü
trabzon numune
trabzon numune hastanesi
trabzon nüfus
trabzon of
trabzon org
trabzon otobüs
trabzon pmyo
trabzon polis
trabzon polis meslek yüksek okulu
trabzon polis okulu
trabzon posta kodu
trabzon rehberi
trabzon resim
trabzon sağlık
trabzon seti
trabzon seçim
trabzon silah
trabzon silah sanayi
trabzon sinema
trabzon sinemaları
trabzon sivas
trabzon sivas maçı
trabzon sohbet
trabzon spor com
trabzon spor resimleri
trabzon sümela
trabzon sürmene
trabzon tarihi
trabzon ticaret
trabzon ticaret borsası
trabzon ticaret odası
trabzon tonya
trabzon tunıng
trabzon tv
trabzon türküleri
trabzon uzun göl
trabzon uzungöl
trabzon uçak seferleri
trabzon vakfıkebir
trabzon valiliği
trabzon valisi
trabzon yayla
trabzon yomra
trabzon yunus emre lisesi
trabzon çarşıbaşı
trabzon çaykara
trabzon öğretmenevi
trabzon üniversitesi
trabzon şalpazarı
ulusoy trabzon
www trabzon
www trabzon com
trabzon resimleri
trabzon manzara resimleri
trabzon resim
trabzon spor resimleri
trabzonspor resim
güzel trabzon resimleri
tarihi trabzon resimleri
trabzon akçaabat resimleri
trabzon beşikdüzü resimleri
trabzon eski resimleri
trabzon maçka resimleri
trabzon resim galerisi
trabzon sürmene resimleri
trabzon uzungöl resimleri
trabzon ve resimleri
trabzon yayla resimleri
trabzon çaykara resimleri
en güzel trabzon resimleri
trabzon doğa resimleri
trabzon of resim
trabzon spor resim
trabzon tonya resimleri
trabzon uzun göl resimleri
trabzon yaylaları resimleri
trabzonspor resim arşivi
trabzonspor resim galerisi
trabzon sümela manastırı resimleri