galerihikmet

galerihikmet

Üye
26.03.2005
Er
147
Hakkında

  • noimage

    Yazan-İbrahim Yılmaz

    "Dindar olmakla Atatürkçü olmak zıt kavramlar mıdır?" Sorusunun cevabı uzun süredir Türkiye Cumhuriyeti kamuoyunda gizliden gizliye aranır oldu. Gerek Atatürk'ü yakından tanıyan kişilerin aktardığı bilgiler, gerekse Atatürk'ün hayatını anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürk'ün din karşıtı olmak bir yana, Allah inancına sahip bir Müslüman olduğu ortaya çıkıyordu.
    İslâm dininin son ve mükemmel din, Hz.Muhammed'in de 'Son Peygamber' olduğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk,
    ulusuna da:
    "... Halbuki Elhamdülillah, hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız..."
    (16 Mart 1923, Adana Türk Ocağı, esnaf ve sanatkarlar toplantısı)
    diyerek dindar olmayı ve vatandaşlarının dinini öğrenmesini öğütlemiştir.
    "Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir... Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslâm dini hepsinden üstündür." diyen Mustafa Kemal'in İslâm dinine bakışı ve Müslümanlığı yaşayışının ipuçlarını öğrenmek istiyorsanız mutlaka bu kitabı okumalısınız.

    Yayınevi : Karakutu Yayıncılık
    Dizisi : Araştırma - İnceleme Dizisi
    Yazarı : İbrahim YILMAZ
    Mart-2008
    Fiyatı : 10. YTL
#08.03.2008 11:38 0 0 0
  • Diriliş-Çanakkale 1915 Kitap Tanıtımı - Diriliş-Çanakkale 1915 Kitap Özeti

    noimage


    Turgut Özakman'ın yeni kitabı önsiparişte

    ''Şu Çılgın Türkler'' kitabıyla satış rekorları kıran Turgut Özakman'ın 10 martta çıkacak ''Diriliş - Çanakkale 1915'' kitabı birçok internet alışveriş sitesinde önsiparişle satışı konuldu.


    Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanan "Şu Çılgın Türkler" kitabıyla Türk tarihini ve kahramanlıklarını farklı bir dille anlatarak kitleleri etkileyip tarihi sevdirmeyi başaran Özakman'ın yeni kitabı daha çıkmadan yoğun ilgi görmeye başladı.

    Kitabın arka kapağı

    Tarihin en eski milletlerinden biri, ateşten geçerek, kan içinde, bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu.

    Ünlü Yazar Turgut Özakman, şöyle anlatiyor:

    "Diriliş'i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.

    Ey sevgili gençler! Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için, hele savaşı övmek için yazmadım. Bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim."

    Düşmanın hangi kanada yürüyeceğini tesbit etmek için uçağa ihtiyaç vardır. Ancak, Türk ordusunun sadece 4 uçak kalmıştır, onlarda yedek parça olmadığı için Ankara'da beklemektedirler. Keşfe çıkan tek uçak ise havada arızalanır ve düşer. Yunan ordusu taarruza geçmiştir.


    Bilgi Yayınevi
    Fiatı-22.00.ytl
    Mart-2008

    ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA
    (Dünyanın göz bebeği AMASRA)
#04.03.2008 18:55 0 0 0
  • Konu: Birinci Söz
    noimage

    Yazarı : Senai DEMİRCİ

    "Risaleleri okumaya yeni başladığını söyleyen veya yeni başlayacak olan dostlarına bu kitapla şunu hissettirmeye çalışıyorum: 'Hep Risale okuyan' biri olarak ben de sizin kadar acemi ve şaşkın kalmak istiyorum. Ben de Risale'yi bilen biri değil yeni/den okuyan biri olmak istiyorum. Bu yüzden ilk okuduğum Söz'ü, Birinci Söz'ü, yaklaşık çeyrek asır sonra, bir inci tazeliği ile gönlümüze sunmaya çalışıyorum. Aczimi ve fakrımı yeniden idrak ederek, Kadir-i Rahim7in eşiğine yürüyorum."

    Besmele bahsi, bir esmâ bahsidir. Çünkü Allah'ın adıyla başlamak, her işte, her şeyde Allah'ın ismini okumayı gerektirir. Risale-i Nur'un kronolojik olarak değilse de, metodolojik olarak başı olan Birinci Söz, her şeyin başı olan Besmele'ye başlar.

    "Biz dahi başta ona başlarız" derken, bu derse sadece başlanacağını ama hiç bitirilemeyeceğini ima eder. Ömrümüz, esmâ-i hüsnânın talimine harcansa da talimimiz bitmese, boş bir ömür geçirmiş olmaz aksine sadece ölümümüzü değil, yaşayışımızı da Rabbimize şehit, yani tanık olarak geçirmiş oluruz.

    Besmele'nin 'be'si, tıpkı iki dudağımızı birbirine bitiştirdiği gibi, bizi hayrı ve vücudu elinde tutan Saniimize nisbet eder. O'nun için şerleri hayra kalbetmenin, yokluğu vücuda çevirmenin ne kadar kolay olduğunu hissettirir. Yani Besmele ve onun başındaki 'be' bizim kendimizi Rahman ve Rahîm olan Allah'a bağlamamıza, O'na dayanmamıza denk gelir. 'Be' bizim kendi niyetimizle, kendi tercihimizle, kendimizi o gerçeğin gölgesi altına dahil ettiğimizin işaretidir.

    Risale-i Nur'da esmâ-i hüsnâ didaktik bir üslupla anlatılmaz. Esmâ-i hüsnâ hayatın ana dokusu içinde, tefekkürün doğal akışı içinde, yeri geldikçe, ihtiyaç duyuldukça zikredilir. Hangi bahis olursa olsun, ilgili bahsin gerektirdiği ve b/aktığı esmâlarla Rabbe muhatap olunur; bir bakıma, kendi fıtratımızdan ve yaşayışımızdan ipler örülerek, esmâ-i hüsnânın miracına erişilir. Bu açıdan bakınca, Risale sanki esmâyı zikretmek için yazılmış gibidir. Yani aslolan esmâdır, diğerleri esmâya bahanedir.

    "birincisöz", besmele ve esmâ ile irtibatımızın daima diri kalmasına vesile olmak düşüncesinden doğdu. Senai Demirci, "birincisöz" ile okurları "Birinci Söz"ün, Besmele'nin sırrını yeniden düşünmeye ve hakikatle yeniden tanışmaya davet etmek istedi. Okumalarıyla bizlere yeni kapılar açan yazar, "zaten biliyoruz" doygunluğunun okuma iştahımızı kesmesinin önüne geçecek yorumlar taşıdı kitaba.

    "birincisöz", Risale'yle zaten irtibatlı olanları ilk defa okuyormuşçasına coşkulu bir okuma serüvenine çağırırken, okumaya yeni başlayanlara ise yeni tanışmış olmanın heyecanına layık bir bakış sunuyor.

    Yayınevi : Timaş Yayınevi
    Dizisi : Yarım Elma Kitaplar
    Fiyatı : 6.00. YTL
    Kapak / Resimleyen : Ravza KIZILTUĞ
    Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2006 - Eylül
#23.09.2006 18:24 2 0 0
  • noimage

    Yazarı : Kanat GÜNER

    İlk kez yayınlandığında: "Bir alt kültür yazını olarak bizdeki ilk örnek" iddiasıyla sunulmuştu okurlara. Aradan geçen zaman bu kitabın iddiasını doğruladı.
    Hayatını yaşayarak yazan: 1970 doğumlu Kanat Güner. kısa yaşamına sığdırdığı bir çok şeyin yanında Eroin Güncesi adlı kitabı da sığdırarak tribünlere kendi dramını oynadı. Anadolu'nun saf değerleriyle yetişip kurtlar sofrasının ortasına savrulan ve bu sofrada kendi kişisel saflığından ötürü değerleri uğruna mücadele etmekten vazgeçmeyen Kanat, bunun bedelini de hayatıyla ödedi: Tıpkı yitik 80 kuşağının bir çok bireyi gibi. İçine itildikleri değer kavramlarının aslında biriyen silikleştiği, çarkların bir parçası olmaya zorlandığı ve adına Üniversite denen kurumların birinden; Tıp Fakültesi 4. sınıftan ayrılmak zorunda kalan Kanat Güner, gördüğü eğitimin en çok işlenen: yani insan hayatının biyolojik varlığını koruması adına yapmaması gerektiği bilincinde olduğu şeyi: H(eyç)'ij seçerek oynadı kendi dramını.
    Elimde enjektör, öylece kalakaldım. Çok klasikti, ama ben de arkamda bir şeyler bırakmalıydım. En azından ölümü tercih ettiğimi bilmeliler, diye düşündüm.
    Aslında hiç kimseye hiç bir şey borçlu değilim; alışverişi keseli çok oldu. Ama son kez bir iletişim denemesi yapabilirim. Uzaya gönderilen, hedefi yüz yıllarca ışık yılı uzakta olan sinyaller gibi.
    Ne yazacağımı düşünürken yaşlanıp ecelimle ölmek istemiyorum, ama nasıl başlayacağımı da bilmiyorum. Şöyle başlasam mı mesela: "Hey millet, ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. Allah korusun, ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim! Neyse ki aklım hâlâ başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. Kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun." (sayfa 5)
    * * *
    En azından aileme (benden nefret etsinler diye) bir şeyler açıklamalıyım. Benim yüzümden mahvoldular, çöktüler. Benden beklenmeyen her şeyi yaptım, onları çok utandırdım. Çünkü onlar beni, çevredekiler aman ne iyi çocuk yetiştirmişsiniz desinler diye büyüttüler. Hele annem...
    Beni çok geç farketti 0. 17 yaşıma kadar karnımı doyurduğu, öğrenimimle ilgilendiği için kendini yeterli buldu. Kendine göre en büyük fedakârlığı yapıyordu çünkü: Babama katlanıyordu. (...)
    * * *
    Genelde annemi pek görmezdim; o çalışan bir anneydi. Diğer çocukların anneleri gibi evde oturup yemek yapamıyor, örgü öremiyordu. Çalışmak zorundaydı. Hep şikâyet ediyor ama aslında işini çok seviyordu. Bacaklarında varis vardı. Sabahın köründe gider, akşamın karanlığında gelirdi.
    Bizi hep Türkçe bilmeyen, kötü kokan, köylü bakıcılar büyüttü. Hiç birini sevmedim. Onlarla dalga geçer, kandırır, sokağa kaçar, oyun oynardım. Sokağı hep eve tercih ettim.
    10 yaşındayken hem ülkede hem evde darbe kafamı bayağı karıştırdı. Sokağa çıkma yasağı, askerler, polisler vardı ve annemle babam boşanıyorlardı: O sene annemle babamın doğup büyüdükleri, anneannemlerin, babaannemlerin yaşadıkları o lânet olası küçük Anadolu şehrine taşınmıştık. Artık annemle babam kavga ettiklerinde şehrin yarısı kavgaya karışıyordu. Anormal bir dedikodu ağı vardı. Çürük dişli, kıllı çeneler habire çalışıyor, habire skandal üretiyorlardı. (sayfa 6)
    * * *
    Ergenlik çağım tam anlamıyla dengesiz geçti. Dedikoducu memleketimizin gözünden hiç bir şey kaçmıyordu. hiç bir ayıp affedilmiyordu. Göğüslerim epeyce irileşmiş oldukları için bisiklete binme zevkinden mahrum bırakılmıştım. Hiç unutamıyorum; bakkalda mahallenin piçleriyle atışırken dedeme yakalanmış; banyoda annemden dayak yemiştim. Ciyak ciyak bağırıyordu: "O...pu mu olacaksın?" Yoo, orospu olmak gibi bir niyetim yoktu. Ama bütün sülâle bunun paniğini yaşıyordu ve ben onları bir anda şaşkına uğrattım. Ne mi yaptım? Namaz kılmaya başladım! Yırtık kotlarla, posterlerin ortasında kılıyordum ama, beş vakit kusursuz kılıyordum. Çok sıkılıyordum o lânet şehirden. Bir an önce üniversiteye kaçmalıydım.
    Annemle babam da bir yandan kültürlü ebeveyn takılıp, öte yandan habire "millet ne der?" paranoyası yapıp beni allak bullak ediyordu.
    Sigaraya 15 yaşında başladım. İçkiyle tanışmam çok çok önce olmuştu, babam sağolsun! "İstanbul'a git" dediği için de, "bak burası Taksim, şurası Kadıköy, burda karşıya geçmek için arabaların durmasını bekleme; sen geç onlar dururlar" deyip bırakıp gittiği için de sağolsun.
    17 yaşındaydım, İstanbul'da yapayalnızdım.
    NİHAYET ÖZGÜRDÜM! Fakülteye başlar başlamaz tokat, tokat, tokat... (sayfa İstanbul'da özgürmüşüm, pöh! Dışarı çıkıyorsun, dolaşmak tek amacın ama itin biri anında keyfini kaçırıveriyor. Okula gidiyorsun; küçümseyip kaçıyorsun. Derslerden şimdiden tüymeye başladın. Bu özgürlük mü? Yok kızım yok! Sen özgür falan değilsin. Dört duvar arasında yıllanmış bir zavallının bile düşüncesinde, senin aciz fikirlerinden daha ileri bir özgürlük var. Tekrar okuldaki küçüklerin yanına da dönemezsin. İçmek istiyorum! Düşüncelerimden yorgun düşmek istemiyorum, yaşadıklarımdan mutlu olmak istiyorum. (sayfa
    * * *
    Bazen düşünüyorum da, ben annemle babamdan nefret ediyorum galiba. Onları en fazla üzen şeyin benim başıma gelen kötü şeyler olduğunu farkettiğimden beri, kendime zarar vererek onlardan intikam alıyorum. Evet, öylesine nefret ediyorum o gereksiz ikiliden. Kendime baktıkça o ikisinin biraraya gelmiş olmasına daha fazla sinirleniyorum. (...)
    * * *
    Çetin'le evlenmem de bu planın bir parçası olabilir ama o cinnet aşkları için geçerli midir ki? Evet cinneti de dibine kadar yaşıyorduk, aşkı da (seks hariç). (sayfa 29)
    * * *
    Normalde kocalar işten veya evden aranır değil mi? Biz birbirimizi kaybettik mi köprüaltına , Gitarcı'ya (sanırım Kemancı'yı kastediyor) gidip oturuyorduk. Diğeri muhakkak oraya geliyordu. Bu arada Gitarcı epeyce kalabalıklaşmış, rockerların yeri haline gelmişti. Yani alkoliklerin, yani uyuşturucu bağımlılarının, hapçıların; yani toplumla barışık olmamayı tercih eden, sert görünerek hassaslıklarını gizlemeye çalışan, biçimciliği yırtık kotlarla yıkmaya uğraşan, çoğunluğun kaka serseri deyip görmezden geldiği veya peşine takılıp dalga geçtiği bitli serserileriz ve hepimiz Gitarcı'dayız.
    Demek ki sürü ruhu bizde de varmış. Bu yarı meyhane, yarı bar, kafeden bozma mekânda bir arada olmaya çalışıyoruz. Sorun bit'se, nasıl olsa bit hepimizde var. Daha iyisi, birbirimize hiç bir şey açıklamak zorunda değildik. Soner de öyle yaptı, hiç bir açıklamada bulunmadan gitti. (sayfa 31)

    * * *
    Ben kriz geçiriyordum, onlar muhabbet ediyorlardı. Dokuzuncu kattan yan dairenin balkonuna geçmeye kalkınca kapıyı açtılar. Gecenin dördünde Güneşli'den Cerrahpaşa'ya parasız pulsuz nasıl gittim, bilmiyorum. Psikiyatrideki nöbetçi doktoru hatırlıyorum: "Peki sana ne yapalım, ne istiyorsun? İlaç istemiyorsun, uyumak istemiyorsun, ne istiyorsun?" diyordu. "Altı sene sen okudun fakültede. Ben mi söyliycem sana ne yapacağını?" deyip çıktım. Geriye nasıl döndüğümü gene hatırlamıyorum. Kafayı yediğime eminim artık. (sayfa 35)
    * * *
    Oyuncudan çok devrimci insanlarla, ajite bir oyunda ne işim vardı bilemiyordum. Ama güzel bir oyun çıkarabilmek için elimden ne gelirse yapıyordum. Para yoktu, her şeyi yoktan var ediyorduk. Grubun içinde "Yalan Rüzgârı" nı ikiye katlayacak kadar adi entrikalar dönüyordu. Yönetmen karısının yanında oyuncusuyla aşk yaşıyor, kulis dedikodularla karışıp duruyordu. Zaten hemen iki ayrı taraf oluştu. İkili, üçlü kavgalar başladı.
    Savundukları şeylere karşı değildim; ben de düzenden şikâyetçiydim. Deniz'in resmine bakıp "Aşkolsun çocuk, aşkolsun" derken benim de gözlerim doluyor, marş söylerken benim de yüreğim kabarıyordu. Ama daha kendi kişilikleriyle sorunları olan, kompleksleriyle başa çıkamayan bu insanların emek, halk, devrim derken süphanekeyi okuyan yedi yaşındaki bir veletten pek farkları kalmıyor, birbirlerinden özeleştiri falan istedikleri o ciddi tartışmalarda "benim babam-senin baban" kavgası yapan çocukları andırıyorlardı.
    Ne kadar pembe bakmaya çalışırsam çalışayım, ne kadar görmemezlikten gelirsem geleyim onlar masturbasyon yapıyorlardı. Dişe dokunur bir şeyler yapamıyor, daha önemlisi yıkamıyorlardı. En çirkin durum ise onların da paraya tapması, onların da birbirlerini sömürmesiydi. (sayfa 58)
    * * *
    Sürekli pis pis kokarak terliyor, ilaçlarla uyutuluyordum. Serumlar sayesinde yüzüm kendine gelmişti. Krizi atlatmıştım, artık çıkmam gerektiğini düşünüyordum. Doktorum iki ay kalmam gerektiğini, daha tedaviye başlamadıklarını söyledi. Orada değil iki ay, bir gün bile kalamazdım.
    Demirli pencereler ve deliler beni bunaltıyorlardı artık. Babamı çağırıp burdan çıkmalıydım. Evime gitmek, içki içmek, müzik dinlemek istiyordum. "H"ten uzak durmaya kararlıydım. Uslu uslu Çetin'i bekleyecek, o döndüğünde ise sessiz sakin evimde oturacaktım. Doktorluk yapmayacak olsam da okulu bitirecek, ailemi sevindirecektim.
    Babam geldi, ona her şeyi anlattım. Her zamanki gibi anlayışlı, sıcak, sevecendi. Hemen çıkış işlemlerimi halledip beni eve götürdü. Evimi çok özlemiştim, babam gidene kadar evden hiç çıkmadım. Ama babam gidince...
    * * *
    Ali Kemal'in gözlerindeki kararlılığı hatırlıyorum...
    Gülay, Soner, Kayhan, Ali Kemal, Garbis... Hepsi beni bekliyor...
    Ne yapmam gerektiğini biliyorum...
    Evde yine hiç kimse yok. Hiç olmadılar ki! Küçükken, aslında bir prenses olduğumu, kral babamın iyi yetişmem için bana kocaman bir oyun oynadığını, çevremdeki herkesin oyuncu, her şeyin dekor olduğunu, sıradan bir insan gibi yetişirsem daha akıllı bir prenses olacağımı düşündükleri için bu saçma sapan şeyleri bana yaşattıklarını hayâl ederdim. Değilmiş, hâlâ kimse gelip beni sarayıma götürmedi.
    Hayâl kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!
    Yazacak bir şeyim de kalmadığına göre... Evet, artık bitti, perde!

    Yayınevi : Stüdyo İmge Yayıncılık
    Dizisi : Türkçe Edebiyat
    Fiyatı : 8.50 YTL
    Kapak / Resimleyen : Mithat ÇONAR
    Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 1997 - Eylül
#02.09.2006 15:18 0 0 0
  • noimage


    Yazar: İsmail Ünver

    1912 Nisanında derin sulara gömülmekte olan Titanikin talihsiz yolcuları arasında takma isimle bir Türk yolcu da vardır. Canını kurtarmaktan çoktan ümidi kesmiş bu yolcu, elindeki zarfı sahibine ulaştırmanın derdine düşmüştür.
    Türk milletinin geleceğini değiştirecek bilgiler içeren bu zarfın alıcı kısmında yazılı olan isim o zamanın genç bir zabitine, Mustafa Kemale aittir.
    Seneler geçer ve 2006da film tekrar dönmeye başlar. Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı, Mustafa Kemalin asıl mezarının bulunduğu mekanda; içlerinde Türkiyenin tüm illerinden getirilen toprakların bulunduğu pirinç vazoların yanına içi toprak dolu yeni bir vazo bırakırlar.
    Bu esrarengiz ziyaretten iki gün sonra genç bir kız Anıtkabire gelir ve Atatürkün mozolesine bir kolye yerleştirir. Tüm bunlar olurken uzaklardaki bilinmez ve gizli güçler de boş durmamakta, Atatürkün cansız bedenini ele geçirme planları yapmaktadırlar&

    İnce elenmiş bir kurgu, gözü kara bir arayış, gerçekle kurmacanın ayırt edilemez örgüsünün peşi sıra gelerek sizi kitaba çivileyen bir dil& Bilim-kurgunun sınır tanımaz mecrasına sokulmak, tarihsel sorgulamalar yapmak, aşktan nasibini almak ve bu arada dilinde unutulmaz bir roman tadı bırakmak isteyip de hepsini aynı eserde bulmaktan ümidi kesenlere bu kitap güzel bir cevap olacak.


    Titanikte başlayan, Hitlerin ölüm kamplarında devam eden, Anıtkabirde son bulan; inanılmaz ve dehşete düşüren bir komplonun usta bir yazardan romanı.
    Sakın kaçırmayın!

    Fiyatı : 6,95. TL
    Yayınevi:Akis Kitap
    ISBN: 975-9129-12-4
    Barkod: 9789759129125
    Sayfa: 256
    Tür: Roman
    Ebat: 13,5 X 21
#21.09.2005 15:12 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    Radi Dikici


    Müzeyyen Senar; kendine has ses rengi, üslup özeni, görev ciddiyeti ve sorumluluk anlayışı, gerçek anlamda bir usta ve örnek alınan seçkin ve saygın bir sanatçıdır. Radi Dikici'nin Müzeyyen Senar'la birlikte 4 yıl süren bir çalışma sonunda hazırladığı bu biyografi, sanatçının hayatını büyük bir açık yüreklilikle gözler önüne sererken, aynı zamanda Türk musikisinin Cumhuriyet dönemi serüvenine de ışık tutuyor.


    REMZİ yayınları 5/2005
    Isbn: 9751410479 381 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Müzik
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 20,00 YTL
#14.05.2005 18:50 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    SERGUN AĞAR


    Aşkın İade-i İtibari, Menekşe Gözlü Arapzade Hikmet Bey'in ve ailesinin hikayesi. Bir imparatorluğun çöküşü soylu bir ailenin dağılmasıyla paralel giderken, Atatürk'ün yakın çevresinden genç subay Faruk'un yolu da, hem mesleğinin hem de fırtınalı aşklarının peşinde İstanbul'da başlayıp Atina'dan, Paris'ten, Kahire'den, Habeşistan'dan, Sofya'dan, işgal altındaki İzmir'den geçerek İstanbul'da düğümleniyor.
    Sergun Ağar, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yılları arasında sıkışıp kalmış bir ailenin dramını, aşkları, ihanetleri, hayatların yönünü değiştiren yalanları yalın ve okuru saran bir dille anlatıyor. Uçsuz bucaksız bahçeler içinde muhteşem bir köşk, padişahın yemeğe ve kadınlara düşkün özel kalemi Hikmet Bey, Rum dadılarla büyüyen çocuklar, tam bir Osmanlı hanımefendisi olan Vesime Hanım, Faruk'un deliler gibi sevdiği Sonia ve güzeller güzeli Anjel. Her şeyle başlayıp hiçbir şeyle noktalanan yasamlar.

    Aşkın İade-i İtibari, yakın geçmişimize farklı bir açıdan bakan, unutulmayacak bir roman.



    YAPI KREDİ yayınları 4/2005
    Isbn: 9750809319 327 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Roman Öykü
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 13,50 YTL
#11.05.2005 18:35 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    ENDER M. SARAÇ


    "Sağlık, bize bir başkasının hediye edeceği bir olgu değil, bizim sahip çıkmamız gereken en büyük değerimizdir. Bu gerçeği unutmayın ve yarınları beklemeden bugünden kendinize bakmaya başlayın. "
    "Aslında hepimizin içinde uyuyan bir bilgelik, şifacılık ve sevgi vardır, ama yoğun materyalist ve dışa dönük yaşantı insanî bazı özelliklerimizi bloke etmektedir. Gerçekten de hepimiz, ama istisnasız hepimiz birer bilge ve şifacıyızdır. Kendinize iyi bakarsanız, doğru beslenirseniz, içinizdeki sevgiyi uyandırırsanız doğanın sizi huzur, sağlık ve akışkan enerjiyle ödüllendirdiğini göreceksiniz."



    Doğan Kitap yayınları 4/2005
    Isbn: 9752933262 184 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Tıp-Sağlık
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 13,00 YTL
#04.05.2005 18:18 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    CÜNEYT AKALIN
    SİNA AKŞİN
    NECLA ARAT
    ATAOL BEHRAMOĞLU
    ARSLAN BULUT
    ALPASLAN IŞIKLI
    YILDIRIM KOÇ
    EROL MANİSALI
    VURAL SAVAŞ
    NECDET SEVINÇ
    TEVFİK ÇAVDAR
    ALTAY ÜNALTAY
    BARIŞ DOSTER
    SADİ SOMUNCUOĞLU
    Halit Kakınç
    Mehmet Bora Perinçek
    Editör:
    ATTİLA İLHAN

    ...Batı ittifakı ve NATO üyeliğinden bu tarafa,'sistem; ekonomiden kültüre, savunmadan eğitim ve öğretime, bütün 'ulusal' kalelerimizi düşürmek peşindedir; 'dil'ini ve 'din'ini, açık açık, göstere göstere, dayatmaya başlamıştır... O halde, hangi kesimden olursak olalım,'teslim olmamak' için, bir araya gelmek, ortak bir direnişe yönelmek, millet olarak uyanmak zorundayız. BU DİZİ, BİZİ UYKUMUZDAN UYANDIRMAK AMACIYLA HAZIRLANMIŞTIR.



    BİLGİ yayınları 3/2005
    Isbn: 9752201261 278 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Türk Siyasi Tarihi
    [ türkçe ]
    Fiyatı:13.ytl--13.000.000
#03.05.2005 13:22 0 0 0
  • noimage

    Yazar:
    JACK HIGGINS
    Çevirmen:
    Mehmet Gürsel


    Birçok ülkede kitapları en çok satanlar listesine girmiş gerilim ustasının heyecan dolu yeni romanında, gizli ajan Sean Dillon, eski başkanın iskeletinden doğmakta olan bir krizin üstesinden gelmeye çalışıyor.
    İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine yakın bir zamanda Hitler, o güne kadar sakladığı günlüğünü ölümünden sonra koruma altına alması amacıyla genç yardımcısı Baron von Max Berger'e teslim eder. Von Berger yıllar içinde bu mirası dünyanın en zengin ve güçlü adamlarından biri olmak yolunda kullanacak; İngiliz İstihbaratından Binbaşı Ferguson, onun yardımcısı ve eski IRA tetikçisi Sean Dillon ve Dillon'ın Amerikalı meslektaşı Blake Johnson'ın düşmanı olan Rashid ailesiyle gizli bir ortaklık oluşturacaktır.

    Nihai yüzleşmenin zamanı yaklaşmaktadır. Günlük ve onun, savaş zamanında Hitler ve Roosvelt arasında gerçekleşmiş olan buluşmayı ifşa edebilecek ve şimdiki Amerikan Başkanı Jake Cazalet'i yerinden edebilecek sırrı her an ortaya çıkmayı beklemektedir, tabii günlüğü ilk eline geçiren kişi Dillon olmazsa...

    Hitler'in Günlüğü, çeşitli entrikalar ve yüksek gerilimli bir aksiyonun yanı sıra, Jack Higgins'in usta kaleminin yarattığı karanlık ve sürprizlerle dolu tinlerle bezeli bir roman.



    İNKILAP yayınları 4/2005
    Isbn: 9751022428 279 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Polisiye, Gerilim
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 12,00 YTL
#27.04.2005 13:14 1 0 0
  • noimage
    Yazar:
    EROL MÜTERCİMLER


    Erol Mütercimlerin Düşler ve Entrikalar, Denizden Gelen Destek, Kadınlar, Gemiler ve Otomobiller adlı kitaplarından sonra yakın tarihimize ışık tutacak olan kitabı Gelibolu Alfa Yayınlarından çıktı.
    Çanakkale Savaşı hakkındaki yanlış bilgileri düzeltme ve bilinmeyenleri ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanan kitap Çanakkale Savaşının 90. yılında okuyucuyla buluşuyor.

    Kitapta 90 yıldır bir çok olayın yanlış ve abartılarak anlatıldığına dikkat çekilirken savaşta stratejik olarak yapılan hataların yanı sıra savaşa katılan ülkelerin komutanlarının kendi içlerinde yaşadıkları görüş ayrılıklarına da yer veriliyor.

    Doksan yıldır bilinen yanlışlar artık gün ışığında!
    Abartılan Şehit Sayısı!
    Yarbay Mustafa Kemal Savaş Alanına Geç mi Geldi!
    Çanakkalede askerler aç mı savaştı!
    Askerlerin cephedeki yemek mönüsünde neler vardı?
    Yakın tarihimizle ilgili bildiğimiz birçok doğrunun yanlış olduğuna dikkat çekilen kitapta Nusret Mayın Gemisinin mayınlarını denize döktüğü tarihin yanlışlığında yapılan ısrara dikkat çekiliyor. Aynı zamanda kaybolan Norfolk taburu meselesine de değinilirken, beyaz bir bulutun askerleri yuttuğuna dair inancın hurafe, diğer taraftan Türklerin bu taburun askerlerinin teslim olmasına rağmen süngülemiş ve diri diri yakmış olduğuna duyulan inancın ise gerçekleri yansıtmadığı yine belgelerle açıklanıyor.Yarbay Mustafa Kemal muhabere alanına geldi? eleştirilerine de açıklık getirilirken Çanakkale Savaşındaki şehit sayısı konusunda ileri sürülen tez tartışma yaratacak türden. Tarihimizde bu savaşla ilgili abartı yapıldığı ifade edilirken 253 bin olarak verilen şehit sayısının gerçekte 57 bin olduğu savunuluyor. Aynı zamanda yine Çanakkale Savaşında askerlerin aç savaştığına dair var olan bilginin aksine yemek mönüsünün oldukça geniş tutulduğu belgelere dayanılarak anlatılıyor.



    ALFA yayınları 3/2005
    Isbn: 9752976107 686 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Türk Siyasi Tarihi
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 24,00 YTL
#24.04.2005 14:46 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    Dan Brown
    Çevirmen:
    PETEK DEMİR


    NASA'ya bağlı bir uydu Kuzey Kutbu'nun derinliklerine gömülü nadir bulunan bir nesnenin varlığını belirler. Bir süredir bocalamakta olan NASA bunu bir zafer olarak niteler. Amerikan uzay politikasını ve yaklaşmakta olan başkanlık seçimini derinden etkileyecek bir zaferdir bu...
    Başkan, Beyaz Saray Gizli Haber Alma Analisti Rachel Sexton'ı Milne Buzul Katmanı'na gönderir. Karizmatik bilim adamı Michael Tolland başkanlığında uzmanlardan oluşan bir ekiple Kuzey Kutbu'na giden Rachel, bir süre sonra akla gelmedik bir oyunu ortaya çıkarır. Tüm dünyayı amansız bir düşmanlığa sürükleyecek bir bilim sahtekârlığı söz konusudur.

    Rachel, Başkan'la bağlantı kuramadan Michael ölümcül bir saldırıya uğrar. Gerçeğin ortaya çıkmasını istemeyen esrarengiz biri, katil-lerden oluşan bir ekiple herkesi ortadan kaldırmaktadır.
    Issız ve ölümcül bir çevrede bir avuç insanın tüm umudu bu korkunç sahtekârlığın arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasıdır. Öğrenecekleri gerçek ihanetin doruk noktasıdır.



    ALTIN yayınları 4/2005
    Isbn: 9752105734 511 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Polisiye, Gerilim
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 17,00 YTL
#21.04.2005 15:33 0 0 0
  • Konu: Yamyamlar
    Bir firmada 5 tane Yamyam Programcı olarak görevlendirilirler.

    Müdürleri onlara hitaben :

    Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek için firmanın kafeteryasına gideceksiniz.. ve Diğer çalışanları rahat bırakacaksınız der.

    Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra Müdürleri gelir.

    Çok iyi çalışıyorsunuz.Yalnız firmadaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz? diye sorar.

    Yamyamların hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi Yamyamlara döner:

    Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi? diye sorar.

    En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir:

    Ben yedim 

    Bunun üzerine şef şöyle cevap verir.

     Biz 4 haftadır Grup müdürleri, ürün müdürleri, proje yöneticilerini yeyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı? !!!
#16.04.2005 18:19 0 0 0
  • Konu: Karnaval
    noimage
    Yazar:
    M.R. LOVRIC
    Çevirmen:
    HİLMİ ARTAN


    Çifte yaşamlar diğerlerine göre hem iki kat daha hızlı hem de iki kat daha tehlikeli yaşanır.
    Yı1 1782. Venedikli bir tüccar ailenin on üç yaşındaki kızının banyodaki çıplaklığı bir kedi tarafından cezbedilir ve kız kendini efsane çapkın Casanova'nın kollarında bulur. Yirmi beş yıl sonra Cecilia Arnavutluk't adır. Artık oldukça tanınmış bir portre ressamıdır. Profesyonel şöhretine gölge düşüren tek şey ise Venedik'te Casanova tarafından sevilen son kadın olmanın verdiği şöhrettir. Cecilia, bu noktada hayatına giren, aşkı düşmanca bir muamele olarak nitelendiren ve ne pahasına olursa olsun macera arayan genç bir İngiliz şair ile ilişki yaşamaya başlar. Bu genç şair George Gordon'dur; yani Lord Byron.

    Karnaval, ihtişamlı Venedik döneminin sonlarında yaşanmış tutku ve aşk dolu bir roman...



    İNKILAP yayınları 4/2005
    Isbn: 9751021480 675 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Roman Öykü
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 26,00 YTL
#14.04.2005 17:40 0 0 0
  • Bir şirketin kapısında bir ilan asılmış şöyle yazıyor: "Dakikada 70 kelime yazabilen, Bilgisayar bilen, Yabancı dili olan eleman aranıyor". Bir köpek ordan geçerken bu ilanı görüyor..Bir süre bakıyor; bakıyor,derken ağzıyla kağıdı yerinden söküp ofise giriyor, doğru müdürün odasina...Ve müdürün karşısına geçip ağzında kağıtla ona öylece bakıyor... Adam bunu görünce kahkahayi basiyor...
    - Hahahahahahaaa ama ben bir köpeği işe alamam ki??
    Ama köpek ısrarla kağıdı adama uzatıyor...Ve müdür sonunda diyor ki:
    - Peki o zaman sana bir mektup vericem bunu yaz bakalım
    Köpek kağıdı alıyor, bilgisayarın başına geçiyor, gayet güzel tıkır tıkır mektubu yazıp bitiriyor...Müdür şok oluyor,ama bozuntuya vermeden bu sefer diyor ki:
    - Bak şöyle şöyle bir uygulamaya ihtiyacımız var, buna bir program yaz çalıştır bakalım...
    15 dakika sonra köpek bilgisayarda o problemi çözecek süper hızlı bir uygulama yaziyor, adam inceliyor ve dumur oluyor....Artık söyleyeceği tek sey kalıyor:
    - Sen inanılmaz birşeysin! Ama ben seni işe alamam...Ne yazik ki senin herşeyin mükemmel ama yabancı dilin yok" Ve köpek cevabi yapistirmiş:
    - Miaaooooowwwwww
#13.04.2005 15:31 0 0 0
  • Konu: Şeftali Bey
    Adamın biri yana yakıla Tali isminde birini aramaktadır. Neyse telefonunu bir yerlerden ele geçirir ve telefon eder. Adam telefonu açar ve:

    - "Buyrun ben Şeftali" der. (Adam Şefmiş iş yerinde.....)

    Bizimki birinin kafa bulduğunu zannederek şaak diye kapatır telefonu ve bir daha arar. Karşısındaki ses yine aynıdır, ve

    -"Buyrun ben Şeftali" demektedir. Yav ne iştir gibilerinden homurdanır bizimki ve yine çevirir telefonu. Bu kez yine aynı ses ve

    -"Buyrun ben Şeftali" der. Adam cinnet geçirmek üzere iken, adamın evini aramak aklına gelir. Telefon numarasını bulduktan sonra Tali Beyin evine telefon eder. Telefona Tali Beyin konuşma problemli karısı çıkar.

    - İyi günler. Buyyun nasıl yaydımcı olabilirim?

    - Ben Tali Beyi aramıştım

    - Şeftali yok

    - Peki siz kimsiniz!!!!

    - Ben kayısıyım"
#12.04.2005 16:06 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    MEHMET BARLAS


    Tiyatro sanatçısı İsmet Ay'ın annesi, hep eski günleri, uzakta kalmış anılarını anlatırmış. İsmet Ay bir gün çıkışmış annesine,
    - Neden hep eskileri anlatıyorsun? Söyleyeceğin yeni bir şeyler yok mu?
    Annesi şöyle bir bakmış oğluna... Sonra öfkeyle cevap vermiş,
    - Benim akılsız oğlum. Hatıralar yaşlıların bastonudur!
    Ben İsmet Ay'ın annesi gibi olduğumu sanmıyorum.
    Beni yarın, dünden daha çok çekiyor.
    Ama "Kökü mazide olan bir ati"nin değerinin de farkındayım.
    "Eski şeyleri bilerek yeni şeyler söylemek lazım" diyorum kendimce. Ve dikkat ediyorum.
    Benden daha genç meslektaşlarımla birlikte olduğum zaman ve sohbet ederken, bazen 10 yıl öncesi bile onlara uzak tarih gibi geliyor.
    Sanki Celal Bayar veya İsmet İnönü tarih öncesinde yaşadılar. Sanki Turgut Özal, çok uzak geçmişin anılarında... Sanki Kemal Tahir ile Refik Halit arasında kuşak farkı yoktu.
    Habsburg'ların Kanuni dönemindeki elçisi Baron Bousbeq, "Türkler tarih kavramına soyut bakarlar. Bir Süleyman'dan söz edildiğinde, bunun Hazreti Süleyman mı, yoksa Padişah Süleyman mı olduğunu anlayamazsınız, " der. Sabah'a haftada bir Rüzgar Gibi Geçti'yi yazarken, bunları düşündüm hep. Bu ne bir anılar, ne de yakın tarih denemesi. Hatırlananlar ve okunanlarla yapılmış, medyatik bir türlü yemeği olacak bu yazılar. Yine İsmet Ay'ın annesine dönelim... Bir düğünde, damatla gelin için "Aynı yastıkta kocasınlar, " diyormuş davetliler. İsmet Ay'ın annesi müdahale etmiş. "Önemli olan bir yastıkta kocamak değil, bir yastıkta ayni rüyayı görmek, " demiş. Acaba hepimiz ayni rüyayı gördük mü geçen yıllarda?


    İNKILAP yayınları 4/2005
    Isbn: 9751023149 204 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Anı, Mektup
    [ türkçe ]
    Fiyatı: 9,00 YTL
#10.04.2005 19:26 0 0 0
  • noimage
    Yazar:
    TOBIAS HILL
    Çevirmen:
    HANDE CANLI

    "Kitap, gizemli bir hikayenin, edebi bir romanın ve bir tarih dersinin eşit sayıdaki parçalarından oluşuyor... oldukça merak uyandırıcı, tansiyonu hiç düşmeyen bir roman."
    Los Angeles Times

    "İnsanı içine çekiyor... zorluyor... bir dedektiflik romanının bir solukta okunabilen üslubuna sahip."
    The Washington Post Book World "Son derece lezzetli şiirsel detaylarla bezenmiş... Merak uyandırıcılığı, açıklığı ve entelektüel olgunluğu ile oldukça şaşaalı bir eser ve dikkatle bileylenmiş, enfes bir macera."
    The Dallas Morning News Usta kuyumcuların mahallelerinden başlayıp Londra, Tokyo ve İstanbul'un gizli kalmış arşivlerini dolaşan Katharine Sterne, bir zamanlar Kraliçe I. Elizabeth tarafından broş olarak kullanışmış olan yakut, elmas ve inciden oluşan mücevherin izini sürmektedir. Aynı zamanda hikaye, iki yüz yıl önce karşılarına çıkan ve içi değersiz taşlarla dolu bir küpten oluşan varlıklarıyla Londra'ya taşınan iki Iraklı Yahudi kardeşin hikayesi ile bağlantılı olarak ilerlemekte. İki kıtayı ve altı yüzyılı birbirine bağlayan Taşların Aşkı, aynı tutku uğruna yaşamlarını harcamış üç farklı insanı anlatıyor ve onların hikayelerini muhteşem bir maceranın içinde birbirine bağlıyor.



    İNKILAP yayınları 4/2005
    Isbn: 9751023165 632 sayfa Dil: Türkçe
    Türü: Roman Öykü
    [ türkçe ]
    Fiyatı:23.00.ytl
#07.04.2005 13:35 0 0 0
  • SAĞLIK HAFTASI




    Sağlık, insanın en önemli sorunudur. Yaşamak, öğrenmek, iş yapabilmek için sağlıklı olmak gerekir. Sağlığı bozuk olan, hasta olan kişi görevlerini tam olarak yapamaz. Bunun sonucu olarak da, kendine, ailesine, çevresine, topluma yararlı olamaz.



    Sağlıklı kişi mutlu, canlı, hareketli olur. insanların sağlık kurallarını öğrenmesi ve sağlıklı yaşama bilincine kavuşması için Birleşmiş Milletler Örgütü 7-13 Nisan tarihleri arasını Sağlık Haftası olarak kabul etti. Her yıl Sağlık Haftası Birleşmiş Milletler'e üye ülkelerde aynı zamanda değerlendirilir. Sağlık Haftasının amacı, sağlık bilgisinin ve yardımının geniş halk kitlelerine ulaşmasıdır. Hafta boyunca insan sağlığı konusunda radyolarda konuşmalar yapılır. Televizyonda sağlıkla ilgili programlar sunulur. Gazete ve dergilerde insan sağlığı ile ilgili yazılar yayınlanır.


    Bu hafta içinde okullarımızda beden sağlığı, beslenme konusunda bilgiler verilir. Sağlığın önemi anlatılır. Sağlıklı olmanın kuralları öğretilir. Birleşmiş Milletler Örgütü, her yıl bir sağlık konusu seçer. O yıl üye ülkelerde konu üzerinde durulur. Seçilen konu bir hastalık ise bu hastalığın tanımı, belirtileri, iyileştirme yöntemleri anlatılır.

    İnsanlar çok eski çağlardan beri sağlığın önemini kavramışlardır. ilkçağlarda insan sağlığının bozulması, doğa dışı güçlerin etkisine bağlanıyordu. Hastalığın iyileştirilmesi için büyücüye başvuruyorlardı. Uygarlığın gelişmesi ile tıp bilimi ilerledi. Hastalıkların nedenleri bulundu, iyileşme yöntemleri gelişti. Bugün büyücülük ilkel toplumlarda kalmıştır. Tıp bilimi her gün yeni buluşlarla insanlığa büyük yararlar sağlıyor.



    Tıp bilimi yalnız hastalıklarla, hasta olan insanlarla ilgilenmez, însan sağlığının sürekliliği, insanların hasta olmadan yaşamlarını sürdürmeleri için araştırmalar yapar. Yeni yöntemler geliştirir.

    İnsanların sağlıklı yaşamaları için şu konulara dikkat etmeleri gerekir:

    1. Sağlıklı olmak için temizliğe önem vermeliyiz.
    Temizlik sağlığımız açısından çok önemlidir. Bedenimizin temizliği, kullandığımız eşyaların temizliği yaşadığımız yerin temizliği gibi ayrıntılarla bir bütün oluşturur.
    Yalnız bedenimizin temizliği ya da yalnızca eşyalarımızın temizliği bir anlam taşımaz. Biz ne kadar temiz olursak olalım, eşyalarımız, giysilerimiz kirli olursa biz de kirli sayılırız. Bu durumda bit, pire, ve benzeri mikrop taşıyan canlılar, kolayca bizi bulur, biz de hasta oluruz.

    2. Sağlığı bozan etkenlerden sakınmalıyız.

    Yanlış beslenme, gerekli besinleri almama gibi durumlar, beslenme bozukluğu sonucunu yaratır, bu da sağlığımızı bozar.

    Alkollü içki, uyuşturucu madde kullanmak da sağlığı bozar.

    Zehirli böcek ve bazı hayvanların sokması, ısırması zehirlenmemize neden olur.

    Sağlığın en büyük düşmanı mikroplardır. Çeşitli hayvanlarla, yiyecek ve içeceklerle, solunum yolu ile geçen mikroplara karşı uyanık olmalıyız.

    3. Çevremizi temiz tutmalıyız.
    Kişiler kendi sağlıklarını korumada dikkatli oldukları gibi çevre sağlığını korumada da dikkatli olmalıdırlar. Bunun için çevremizi temiz tutmalıyız. Yerlere çöp atmamalıyız. Çevrede sinek, sivrisinek gibi zararlı böceklerin üremesini kolaylaştıracak ortam yaratmamalıyız.
    Çevre sağlığını, çevre temizliğini korumak her yurttaşın önemli görevlerinden biridir.



    4. Sağlık öğütlerini tutalım:
    Mevsim özelliklerine göre giyinelim. terli iken su içmeyelim. Havasız yerlerde oturmayalım. Spor yapalım.
    Yukarda açıklanan kurallara uyalım. Gerektiğinde sağlık kurumlarına başvuralım. Hastaneler, sağlık ocakları dispanserler, başlıca sağlık kurumlarıdır. Bu kurumlar çalışmaları sırasında birbirine yardımcı olurlar.
    Sağlığımızla ilgili bir sorunumuz olduğunda hemen doktora gidelim. Doktorların verdikleri ilaçları tarifelere uygun olarak kullanalım. Kısacası doktorların sağlık konusundaki tüm uyarılarına uyalım.
#06.04.2005 07:56 1 0 0