Garip07

Garip07

Üye
25.07.2006
Yarbay
47.009
Hakkında

  • Niçin Gök Gürlüyor - Gök gürlemesi hakkında bilgiler - Gök gürlemesi nedir gök gürlemesi ile ilgili tanımlamalar

    Kış aylarında kar yağarken şimşek, yıldırım ve gök gürültüsü nadiren olur. Yıldırım ve gök gürültüsü en çok yaz aylarında, hava ılık ve nemli iken yükselen havanın etkisiyle olur. Kış aylarında havanın alçak ve yüksek kısımları arasında ısı farkı az, alçak seviyelerde ise nem de fazla olduğundan şimşek, yıldırım ve sonucunda gök gürültüsü olayı daha az görülür

    Şimşek veya yıldırım etraflarındaki havayı saniyenin milyonda biri kadar bir sürede 30.000 dereceye kadar ısıtırlar. Isınan bu hava aniden genleşir, genişler. Normal atmosfer basıncının neredeyse 100 misli bir basınçla, ses hızından çok hızlı ses dalgaları yayar. Bu aynen ses hızını geçen uçaklarda olduğu gibi kulağımıza bir nevi patlama sesi olarak ulaşır. Buna gök gürlemesi diyoruz.

    Şimşek de, yıldırım da tek bir olay değil bir seri olayın birleşimidirler. Yıldırımın ilk çakışından sonraki yukarı doğru olan dönüş çakışında, elektrik akımı daha güçlü olduğundan kulağımıza gelen ikinci ses birincisinden güçlüdür.

    Yıldırım veya şimşeğin görülmesi ile gök gürlemesinin duyulması arasında geçen süre saniye olarak ölçülür ve üçe bölünürse uzaklık kilometre olarak bulunabilir. Çünkü gök gürültüsünün sesi bize ses hızı ile ulaşırken, şimşek ve yıldırımın görüntüsü gözümüze ışık hızıyla ulaşır.

    Gök gürlemesi normal şartlarda 24 kilometreden daha fazla mesafelerden işitilmez.
#01.05.2009 18:39 0 0 0
  • Nötron Yıldızı Nedir - Nötron Yıldızı hakkında

    Eski çin kayıtları, 4 temmuz 1054 günü boğa burcundan birdenbire ortaya çıkan bir yıldızdan bahsederler. bu yıldız o denli parlaktır ki, bir süre gündüzleri de izlenebilir. fakat, kısa bir süre sonra, sönükleşerek görünmez olur.
    1572 yılında, danimarkalı matematikçi tycho brahe de böyle bir olaya tanık olduğunu anlatır. (tycho brahe nin, imparator ikinci rudolf un sarayındaki olanaklarla çok güvenilir gözlemler yaptığı bilinmektedir.)

    Olümünden sonra yerini alan kepler de 1604 de buna benzer bir olayı gözlediğini kaydeder. Teleskopun icadından beri galaksimizde gözleyemediğimiz bu olayı, yer yer başka galaksilerde güçlü teleskoplarla gözlemek mümkün olmuştur. olayın adı, süpernova patlaması dır.

    Bilindiği gibi, güneş imiz sürekli olarak enerji yayar. bu enerjinin yakıtı, helyuma dönüşen hidrojen atomlarıdır. uzayda, güneş imize benzer enerji yayan yıldızların yakıtı bitince, merkezindeki yüksek çekim gücü atom dengesini bozduğu için, şiddetli bir patlama ile içlerindeki maddeleri uzaya püskürür. Süpernova patlaması, işte bu olaydır. bir süpernova patlaması, güneş ten milyonlarca kez daha güçlü ışınım yayabilir.

    Bu patlamadan geriye kalan, birbirine çekirdeksel güçlerle bağlanmış sıcak nötron yığınlarıdır. Bu yığının öyle yüksek bir çekim gücü vardır ki, etrafındaki dağılmış parçacıkları; hatta ona yakın başka yıldızları bile kendine çekebilir. Oluşan yüksek çekim gücü nedeniyle atom yapısı dejenere olur ve burada ayrıntılarına girmeyeceğimiz olaylar sonucu, yalnız nötronlardan oluşan, bu nedenle de adına nötron yıldızı denilen, yoğunluğu çok yüksek gökcisimleri meydana gelir. Hesaplara göre bu yoğunluk, 10,14-10,16 gr/cm 3 e kadar yükselir. yani, nötron yıldızındaki bir bilyanın ağırlığı, yaklaşık izmir deki yamanlar dağı nın ağırlığı kadardır.

    Nötron yıldızlarının çekim gücü, yıldızın yoğunluğunu arttırarak, çapını her an küçültür ve bunun sonucu, dönme hızları artar. Bu artış o denli ileri gider ki, yıldız, çevresinde birkaç saniyede bir dönme yapmaya başlar.
    Nötron yıldızları, çevresinde manyetik alanları bulunması halinde dönmelerine bağlı olarak eşit aralıklarla dünya doğrultusunda radyo dalgaları gönderirler. Onun için bunlara, pulsar (atım yapan veya atarca) lar da denir. Nötron yıldızları bugüne dek, yalnız pulsar oldukları için tanımlandığından "nötron yıldızı" ve "pulsar" kavramları birbirinin yerine kullanılır.
#01.05.2009 18:34 0 0 0
  • Radyasyonun Canlılara Etkisi
    Radyasyon bir çok insanın düşündüğü gibi 1900'lü yıllarda keşfedilmesi ile ortaya çıkan bir tehlike değildir. Tam aksine ilk çağlardan beri vardır. Ancak, teknolojinin ve sanayileşmenin gelişmesi, uranyum elementinin eldesi ve kullanılması ile radyasyonun etkileri giderek artmıştır.

    Radyasyon üreten bir çok kaynak vardır. Bunlardan televizyon gibi elektronik cihazlar, X-ışını üreten tıbbi ve endüstriyel röntgen cihazları en sık karşılaşılanlardır. En önemli bir başka radyasyon kaynağı da nükleer reaksiyonlardır. Nükleer denemelerde (atom ve hidrojen bombaları) reaksiyon sonucu oluşan ürünler radyoaktif olduklarından reaksiyonlar dursa da radyasyon uzun zaman devam eder.

    Diğer bir radyasyon kaynağı ise uzaydır. Güneş ve yıldızların enerjisi nükleer reaksiyonlardan (füzyon) kaynaklanır. Dünyamıza uzaydan ısı ve ışık ile birlikte nükleer radyasyon da gelir. Dünyaya gelen bu tür ışınlara kozmik radyasyon denir. Atmosferdeki ozon tabakası tarafından bu radyasyonun çoğu soğurulsa da az bir kısmı yeryüzüne ulaşır. Kısacası radyasyondan kaçınmak mümkün değildir.

    Radyasyon denince ilk akla gelen X ve gama ışınlarıdır. Her iki ışınında enerjisi çok yüksektir. Bu yüzden bu ışınların maddelere nüfuz etme özellikleri çok fazladır.

    Alfa ve beta ışınları atomun çekirdeğinden kaynaklanan radyoaktif ışınlardır. Her iki ışın da belirli bir kütleye sahiptir. Alfa ve beta ışınları kütleleri ve elektriksel yüklerinden dolayı, X ve gama ışınlarına göre, maddelere daha az nüfuz ederler. Ancak, bu ışınların iyonlaştırıcı etkileri daha fazladır. Nötron ve proton ise kütleleri alfa ışınlarının dörte biri kadar olan nükleer taneciklerdir. Çeşitli nükleer reaksiyonlar sırasında çekirdekten kopan nötron ve protonlar insan sağlığı için en tehlikeli radyasyonlardır. Özellikle nötron, elektrik yükü olmadığından çok büyük nüfuz etme özelliğine sahiptir. Buraya kadar kaynağını ve özellliğini anlattığımız radyoaktif ışınların insan vücuduna etkisi bu ışınların hareketleriyle ilgilidir.

    Uzayda saniyede yaklaşık 300.000 km gibi çok yüksek hızlarla hareket eden bu ışınlar kolaylıkla insan vücuduna nüfuz edebilir ve vücudu oluşturan biyolojik hücrelere hasar verebilirler. Ayrıca, bu ışınların hücrelerin kimyasal yapılarını değiştirmeleri de mümkündür. Özellikle elektrik yüklü ışınlar saniyenin binde biri gibi çok kısa süre içinde hücre moleküllerini parçalayıp iyonlarına ayrıştırabilirler. Bununla birlikte, etrafta bulunan diğer hücreleri de fizyolojik görevlerini yapamaz duruma getirebilirler. Bütün bunların sonucunda radyasyona maruz kalan bir hücre ya ölür veya işlevini yitirir. Aslında az sayıda hücrenin ölmesi önemli değildir. Çünkü, normal yaşamda yıpranan hücrelerin ölümü ve yerlerine yenilerin doğması doğaldır. Ancak, yüksek radyasyon sonucu çok sayıda hücrenin aniden ölmesi veya normal çalışmasının bozulması canlının sağlığını önemli ölçüde etkileyecek bir olaydır.

    Hayati önemi fazla olan dokularda (kemik iliği, dalak, kan ve üreme hücreleri) radyasyonun etkisi daha erken görülür. Çünkü, bu hücreler daha çabuk çoğaldığından bir hücredeki hasar, sakat doğan yeni hücrelerle çığ gibi büyür. Bu ise uzun bir zaman dilimi içerisinde her an bir tümör olarak sonuçlanabilir. Radyasyonun kanserojen etkisi bu şekilde ortaya çıkmaktadır.

    En büyük tehlike ise hücre çekirdeği içindeki DNA'ların bozulmasıdır. DNA'lardan oluşan kromozomların yapılarının değişmesi, taşıdığı sırların kaybolması ve yeni genetik yapılı hücreler haline dönüşmesi sonucunda ebeveyne benzemeyen yeni bir genotip ortaya çıkar. Bu farklılaşmaya mutasyon adı verilir. Eğer bu durum, bireyin üreme hücrelerinde gerçekleşirse radyasyondan kaynaklanan bu değişiklik gelecek nesillere de aktarılır.

    Yüksek dozda radyasyona maruz kalmış bireylerde görülebilecek başlıca hastalıklar şunlardır: Kanda ve kan yapan organlarda tahribat (anemi, lösemi), ciltte ateş yanığını andıran yaralar, gözde katarakt, kısırlık, kanser ve kalıtımsal bozukluklar.

    Bir insan vücudunun kısa bir süre belirli bir radyasyon dozuna maruz kalması sonucu görülebilecek rahatsızlıklar ise kişiden kişiye değişebilir. Ancak, bu rahatsızlıkların genel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:

    50 rem gözlenebilir bir biyolojik etki meydana getiren en küçük radyasyon dozudur. Bu doz kandaki akyuvar sayısında geçici bir değişiklik meydana getirir.

    100 - 200 rem arasında radyasyona maruz kalan bir insanda 3 saat içerisinde kusma ile birlikte yorgunluk ve iştahsızlık görülür. Bu tür hastalarda bir kaç hafta içinde iyileşme gözlenir.

    300 rem radyasyon dozuna maruz kalan kişilerde 2 saat içinde kusma ve halsizlik başlar. Yaklaşık 2 hafta sonra ise saçlar dökülmeye başlar. Bir ay ile bir yıl arasında bu kişilerin %90'ı iyileşir. Vücut tarafından alınan radyasyon dozunun artmasıyla gözlenen etkiler daha belirgin ve ciddi olmaya başlar.

    400 rem radyasyon dozuna maruz kalan kişilerde bir kaç saat içerisinde başlayan bulantı ve kusma dönemini iştahsızlık, halsizlik, ateş ve saç dökülmesi izler. Yaklaşık iki hafta sonra ağızda iltihaplanma görülür, ishal ile birlikte hızlı kilo kaybı başlar. Bu dozda radyasyona maruz kalan fertlerin %50'si 2 ile 4 hafta içinde ölür.

    Doz 600 rem'e çıktığında ise ölüm oranı %90'a çıkar. Kalanların iyileşmesi ise çok uzun süren tedaviler gerektirir.

    Radyoaktif ışınların zararları yanında bir çok yararları ve kullanım alanları da mevcuttur.

    Radyoaktif izotoplar ile radyoaktif olmayan izotopların kimyasal özellikleri aynıdır. Bundan dolayı radyoaktif izotoplar izleyici olarak kimya araştırmalarında yaygın bir şekilde kullanılırlar. Örneğin bitki besin maddesine az miktarda katılan radyoaktif özelliğe sahip fosfor - 32 izotopu ile, fosforun bitki tarafından kullanılması izlenebilir. İzleyiciler özellikle tarımda kimyasal gübrelerin en uygun bileşiminin kullanım biçiminin bulunmasında büyük önem taşır.

    Ayrıca, bir kimyasal tepkimenin mekanizması ya da bir bileşiğin yapısı çoğu zaman deneylerde radyoaktif izleyiciler kullanılarak aydınlatılır. Örneğin karbon - 14 izotopu ile fotosentez olayı incelenmiş ve CO2'nin şekerlere ve nişastalara dönüşümü hakkında geniş bilgi edinilmiştir.

    Radyoaktifliğin ışınım etkilerinden yararlanılan uygulamaların başında ışın (Curie) tedavisi gelir. Bu yöntem kanser ve benzeri habis tümörlerin yok edilmesinde kullanılır. Bu tedavi için en çok kullanılan radyoaktif izotop bir gama yayımlayıcısı olan kobalt - 60 izotopudur.

    Radyoaktif izotoplar hastalıkların teşhisinde de kullanılır. Örneğin günümüzde yaygın olarak kullanılan pozitron ışın tomografisi (PET scan) özellikle beyindeki bazı hastalıkların teşhisinde kullanılır. Bu yöntemde hastaya çok az miktarda karbon - 11 izotopu içeren glikoz (C6H12O6) verilir. Daha sonra glikoz ile beyne giden karbon -11 izotopunun yapmış olduğu pozitron ışınlarını belirlemek için beyin tomografisi çekilir. Bu yolla beyindeki anormallikler teşhis edilebilir.

    Radyoaktif iyot - 131 izotopu tiroid bezi ile ilgili hastalıklarda kullanılır. Hastaya iyot -131 izotopu içeren NaI çözeltisi verilir. Kan dolaşımındaki bu izotopun vücuttaki hareketi radyasyon algılayıcılarıyla izlenir. Bunun sayesinde tiroid bozuklukları tiroid kanserleri, böbrek ve karaciğer hastalıkları teşhis edilebilir.

    Radyografi radyoaktif ışınlar yardımıyla film veya duyarlı plaka üzerinde görüntü elde etme yöntemidir. Bu yöntem tıpta röntgen çekimi olarak bilinir. Röntgen çekiminde elektronik cihazların ürettiği X-ışınları kullanılır.

    Endüstriyel radyografi de ise iridyum - 192 ve kobalt - 60 gibi radyoizotopların ürettiği gama ışınları kullanılır. Bu ışınlar ile metal ve plastik levhaların kalınlıklarının ölçülmesi, iç yapılarının incelenmesi mümkündür.

    Radyoizotopların diğer bir kullanım alanı ise petrol sanayisidir. Örneğin bir petrol boru hattında akışa katılan az miktarda radyoizotop ile borunun dışından akışı izlemek mümkündür. Ana boru hattından benzin, gaz ve motorin gibi petrol ürünleri arka arkaya gönderilebilir. Aktarılan ürünlerin son kısımlarına konulan radyoizotoplar sayesinde boru hattının diğer ucunda bir ürünün bitip diğer ürünün başladığı anlaşılabilir.
#01.05.2009 18:27 0 0 0
  • Radyasyon Nedir - Radyasyon Hakkında bilgiler
    Nükleer enerji denilince aklımıza Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atombombalan, Çernobil'deki nükleer santral kazası ve nükleer atıklargelir. Nükleer enerji ve onun sonucu radyasyon iyi amaçlarlakullanılmadıkları zaman insan neslini dünyadan silebilecek kadartehlikelidirler. Kontrol altında kullanıldıkları zaman ise insanyaşamını iyileştirmekten sağlığa kadar bir çok konuda insanlığabahşedilmiş birer lütufturlar.

    Nükleer enerjinin esasım anlamak için çok fazla fizik, kimya, matematikbilmeye gerek yoktur. Nasıl odun, kömür, petrol ürünleri kullanarak ısıenerjisi elde ediyorsak nükleer enerji de öyledir.

    Nükleer santralarda kullanılan yakıtın en bilineni uranyumdur. Uranyumsantralde başka bir yakıta dönüşürken ortaya müthiş bir ısı çıkar. Buısı reaktörün etrafında dolaştırılan suyu buhar haline çevirir.Türbinlere verilen buhar da türbinleri çevirir.

    Sonunda türbinler de kendilerine bağlı elektrik jeneratörleriniçevirerek elektrik üretirler. Prensip, nükleer enerji ile çalışan uçakgemilerinde de, denizaltılarda da aynıdır.

    Gelelim radyasyona... Uranyum gibi kararsız elementler gerek atomikyapılarına müdahale edilerek gerekse tabiattaki halleri ile bir başkaelemente dönüşebilirler. Yani tarihte kurşundan altın elde etmek içinuğraşan simyacıların başaramadıkları işin benzeri uranyumda kendikendine oluşur.

    Bu dönüşüm işi olurken uranyum atomunun içindeki bazı parçacıklar daışık olarak yayılırlar. Yani radyasyon bir ışıktır. Sadece atombombasından, nükleer atıklardan çıkmaz tabiatta da bol miktarda vardır.Yalnız ışıma yolu ile değil besinler yolu ile de vücuda girebilir.

    Radyasyon olayında üç ana ışık türü vardır: Alfa, beta ve gama. Alfaışınları deriden geçemezler, beta ışınları deriden çok az miktardageçebilirler, gama ışınları ise deriden ve vücuttan geçebilirler. Alfave beta ışınları sadece yoğunlaştıkları organ üzerinde tahribatyaparlarken gama ışınları tüm organlara zarar verirler. Tabii bu aradaışına maruz kalma süresi de önemlidir.

    Vücudumuz hücrelerden, hücreler moleküllerden, moleküller de atomlardanmeydana gelirler. Bu radyasyon ışınları isabet ettikleri atomlarınyapılarını bozarak sonunda hücrelerin ölmelerine sebep olurlar. Vücutiçin sürekli gerekli olan hücre üreme mekanizmasını bozarlar, vücudundirencini yıkarlar.

    Aslında günlük yaşantımızda radyasyonla iç içe yaşıyoruz. Radyasyon heran her yerde vardır hatta Güneş ışığında bile. Yaz mevsiminde denizkenarında yapılan bilinçsiz güneşlenmelerde isteyerek aldığımızradyasyonun etkisi cilt kanserine yol açabilecek kadar tehlikeliolabilir.

    Radyasyonun insan bünyesi için faydalı olduğu durumlar da vardır.Kanserin ışınla tedavisi, enfraruj ve Ultraviyole tedavileri, lazerintıpta kullanılması gibi.
#01.05.2009 18:26 0 0 0
  • Sıla Gençoğlu Kimdir - Sıla Gençoğlu hakkında - sıla gencoğlu biyografi
    sıla gençoğlu hayatı

    Sıla Gençoğlu Kimdir Tanıyalım

    Doğum Tarihi: 17-6-1980
    Burç: İkizler

    BİYOGRAFİ

    17 Haziran 1980 doğumlu olan Sıla, kendiyle aynı ismi taşıyan ilk solo albümü ile müzik dünyasına iddialı bir giriş yapıyor. SONY BMG tarafından yayımlanan albümün prodüktörü, sanatçının uzun yıllardır birlikte çalıştığı değerli müzisyen Ozan Doğulu.

    Lise yıllarında müzikle aktif olarak ilgilenmeye başlayan Sıla, şan ve ses eğitimi alırken aynı zamanda çeşitli müzik topluluklarında solistlik yaptı. Yüksek öğrenimine caz vokal bölümünde devam ederken 2000 yılında Kenan Doğulu ile tanıştı ve birlikte çalışmaya başladı. 7 yıldır sanatçının aralıksız olarak vokalistliğini sürdüren Sıla, bu zaman zarfında İstanbul'un çeşitli mekanlarında yaptığı programlarla da kendi dinleyici kitlesini oluşturmayı başardı.

    Sıla'nın zaman içinde yaptığı besteler ve yazdığı şarkı sözleri Ferhat Göçer, Kenan Doğulu, Emel Müftüoğlu gibi değerli sanatçıların albümlerinde yer alırken, bugün ilk solo albümü olan 'Sıla' nın oluşumuna zemin hazırladı.

    Geniş kitleler onun sesiyle ilk kez Sezen Aksu ile yaptıkları ve 'Sıla' dizisinin şarkısı olan ortak besteleri ''Sıla / Töre'' sayesinde tanıştı.

    Hareketli çıkış şarkısı ''...dan sonra'' nın çarpıcı sözleri Sıla Gençoğlu imzası taşırken, dikkat çeken müziği ve düzenlemesi Ozan Doğulu'ya ait.

    Şarkının bir de süprizi var. ''...dan sonra'' da Sıla'ya albümün stüdyo aşamasında da desteğini eksik etmeyen Kenan Doğulu, vokali ve dikkat çekici rap düetiyle eşlik etti.

    Albümde bir tanesi Gözde Kansu'yla, bir tanesi de Sezen Aksu'yla ortak olmakla birlikte tüm şarkı sözleri Sıla'ya ait. Kendine özgü sözlerinin yanısıra albümde 5 tane bestesi de yer alan sanatçı, duru yorumu ile pop müziğe yeni bir soluk getirecek.

    Sezen Aksu, Ozan Doğulu, Yalın, ve Efe Bahadır Sıla'nın sözlerini değerli besteleriyle zenginleştirdiler.

    Her şarkısından farklı bir keyif alınacak 'Sıla' albümü, Ozan Doğulu, Murat Yeter, Mustafa Ceceli, Efe Bahadır, Nedim Ruacan gibi birbirinden değerli müzisyenlerin düzenlemeleriyle hayat buldu.

    Murat Yeter, Aykut Gürel, Erdem Sökmen, Hüsnü Şenlendirici, İsmail Soyberk, Mustafa Ceceli, Göksun Çavdar, Yaşar Akpençe, Fatih Ahıskalı, Can Şengün, Birkan Şener, Cengiz Ercümer, Alp Ersönmez ve Gündem Yaylı Grubu gibi Türkiye'nin en başarılı müzisyenleri albümde Sıla'ya eşlik ettiler....


    noimage


    Sıla, kendiyle aynı ismi taşıyan ilk solo albümü ile müzik dünyasına iddialı bir giriş yaptı. SONY BMG tarafından yayımlanan albümün prodüktörü, sanatçının uzun yıllardır birlikte çalıştığı değerli müzisyen Ozan Doğulu.

    Lise yıllarında müzikle aktif olarak ilgilenmeye başlayan Sıla, şan ve ses eğitimi alırken aynı zamanda çeşitli müzik topluluklarında solistlik yaptı. Yüksek öğrenimine caz vokal bölümünde devam ederken 2000 yılında Kenan Doğulu ile tanıştı ve birlikte çalışmaya başladı. 7 yıldır sanatçının aralıksız olarak vokalistliğini sürdüren Sıla, bu zaman zarfında İstanbul'un çeşitli mekanlarında yaptığı programlarla da kendi dinleyici kitlesini oluşturmayı başardı.

    Sıla'nın zaman içinde yaptığı besteler ve yazdığı şarkı sözleri Ferhat Göçer, Kenan Doğulu, Emel Müftüoğlu gibi değerli sanatçıların albümlerinde yer alırken, bugün ilk solo albümü olan "Sıla" nın oluşumuna zemin hazırladı.

    Geniş kitleler onun sesiyle ilk kez Sezen Aksu ile yaptıkları ve "Sıla" dizisinin şarkısı olan ortak besteleri
    "Sıla / Töre" sayesinde tanıştı.
    Albümde bir tanesi Gözde Kansu'yla, bir tanesi de Sezen Aksu'yla ortak olmakla birlikte tüm şarkı sözleri Sıla'ya ait. Kendine özgü sözlerinin yanısıra albümde 5 tane bestesi de yer alan sanatçı, duru yorumu ile pop müziğe yeni bir soluk getirecek.
    Sezen Aksu, Ozan Doğulu, Yalın, ve Efe Bahadır Sıla'nın sözlerini değerli besteleriyle zenginleştirdiler ve şarkılar, Ozan Doğulu, Murat Yeter, Mustafa Ceceli, Efe Bahadır, Nedim Ruacan gibi birbirinden değerli müzisyenlerin düzenlemeleriyle hayat buldu.

    Murat Yeter, Aykut Gürel, Erdem Sökmen, Hüsnü Şenlendirici, İsmail Soyberk, Mustafa Ceceli, Göksun Çavdar, Yaşar Akpençe, Fatih Ahıskalı, Can Şengün, Birkan Şener, Cengiz Ercümer, Alp Ersönmez ve Gündem Yaylı Grubu gibi Türkiye'nin en başarılı müzisyenleri albümde Sıla'ya eşlik ettiler.
    Radyolarda yayınlamaya başladığından beri büyük ilgi gören çıkış şarkısı "dan sonra"nın çarpıcı sözleri Sıla Gençoğlu imzası taşırken, dikkat çeken müziği ve düzenlemesi Ozan Doğulu'ya ait.

    Şarkının bir de sürprizi var. "dan sonra" da Sıla'ya albümün stüdyo aşamasında da desteğini eksik etmeyen Kenan Doğulu, vokal ve dikkat çekici rap düetiyle şarkıya eşlik etmenin yanı sıra klipte de muhteşem performansıyla yer aldı.Ülkemizin başarılı yönetmenlerinden Murat Küçük tarafından 16 mm. film formatında çekilen video klipte ,yurtdışında Daddy Yankee, Snoop Dog, Chingy, Brian McKnight, Justin Timberlake gibi bir çok ünlü sanatçının video klibinde de görüntü yönetmenliği yapan Amerikalı Robert Benavides ve colorist James Norman ile beraber çalıştı.

    noimage
#01.05.2009 18:15 0 0 0
#01.05.2009 17:59 0 0 0
  • Sıla Sevişmeden Uyumayalım - Sevişmeden Uyumayalım Şarkı Sözü

    2009 Mart Ayında Çıkarmış olduğu İmza isimli albümünün çıkış parçası olan Sevişmeden Uyumayalım isimli şarkı hit olacak eserlerden. Şarkının söz ve müziği Sıla ya ait. Klipte ise Sting, George Michael, Sugar Babes, Danny Miague, Eros Ramazzotti gibi bir çok star ve grubun kliplerinde de imzası olan Dennis Madden görüntü yönetmeni olarak eşlik etti.


    noimage

    Sevişmeden Uyumayalım Şarkı Sözü

    Gitmek zor mu senın için,
    mevcut duruma alışanlardan mısın
    Aşk yok mu sence
    Sevişmek herkesle aynı mı sence
    Kalp yok mu sence
    Hayata üşenenlerden misin sende
    İster kırılıp dökülelim
    İster yok olup dirilelim
    Sevişmeden uyumayalım

    Anlaşmadan ölmeyelim..
    Hiç cesareti yokmuş gibi
    Mecbur susanlardan mısın
    Uçmak zor mu senin içi

    yürümeye bile korkanlardan mısın
    Aşk yok mu sence
    Sevişmek herkesle aynı mı sence
    Kalp yok mu sence
    Hayata üşenenlerden misin sende
    İster kırılıp dökülelim
    İster yok olup dirilelim
    Sevişmeden uyumayalım
    Anlaşmadan ölmeyelim..
#01.05.2009 17:45 0 0 0
  • Grup Yorum 1 Mayıs Marşı - Kemal Sunal - 1 Mayıs Marşı


#01.05.2009 17:32 0 0 0
  • ve aleyküm selam mavera_er25 sorunuza dogru cevap vermissiniz zaten

    üyelik isleminiz yapilmistir..

    NeO hayirli calismalar dilerim




#01.05.2009 16:33 0 0 0
  • Sevgili arkadaslarim asagidaki isimlerin kayit islemleri yapilmistir
    calismalarinizda basarilar dilerim

    MustiYavuz
    gs_artist
    BlueGuard53
    azcek
    kuzeys24

    sorunlarinizi flash derslerisleri bölümünde mevcut konullarda dile
    getirebilirsiniz..eger konu mevcut degilse konu acarak sorunlariza
    yardimci oluncaktir..

    https://www.main-board.com/flash-dersleri/

    hayirli calismalar dilerim
#29.04.2009 22:54 0 0 0
#29.04.2009 17:44 0 0 0
  • Fiziksel Kimyasal Olaylar - Kimyasal Tepkimeler

    Maddenin şekil, yoğunluk, çözünürlük, genleşme, erime ve kaynama noktaları, sıvı, katı ya da gaz hâlde olması gibi özellikleri maddenin fiziksel özellikleridir. Maddenin bu özelliklerinde görülen değişimleri fiziksel değişimdir. Maddenin iç yapısında değişme olmaz. Örneğin demirin, tel levha veya çivi hâline getirilmesi olaylarında demirin şeklinde bir değişim olmuştur. Çivi de, tel de demirin özelliklerini taşır. Suyun donup buz olması ya da ısınıp buharlaşması da fiziksel değişmedir. Çünkü su, katı veya gaz hâle geçerken iç yapısında bir değişme olmamıştır. Su buharı soğutulduğunda tekrar su elde edilebilir. Buz da ısıtıldığında tekrar suya dönüşür.
    Fakat demir çivi paslandığında, artık demirin özelliklerini taşımaz. Odun baltayla ikiye kesilse odunun şekli değişir. Fakat odun yakıldığında geriye kalan kül, odunun özelliklerini taşımaz.
    Yanma, paslanma, çürüme, ekşime, elektroliz gibi olaylar sonucunda maddenin iç yapısında değişmeler olur, yeni maddeler oluşur.
    Maddenin iç yapısı, bileşimi, başka maddeye dönüşebilmesi gibi özelliklere kimyasal özellikler denir. Maddenin kimyasal özelliklerinde meydana gelen değişmeler sonucunda yeni özellikte maddeler oluşur. Kimyasal özelliklerdeki değişmelere kimyasal olay veya kimyasal tepkime denir. Bileşik atomlarını bir arada tutan bağlara kimyasal bağ denir. Kimyasal değişmeler sırasında bu bağlar kopar, yenileri oluşur. Kimyasal olaylar, maddelerin birbirleriyle etkileşmesi sonucu oluşabileceği gibi ısı, elektrik akımı gibi dış etkilerle de oluşabilir. Örneğin demirin havadaki oksijenle birleşmesi sonucu pas oluşurken, suyun elektrik akımıyla elektrolizi sonucu hidrojen ve oksijen gazları açığa çıkar.

    Kimyasal Tepkimeler

    Kimyasal değişmelere ya da kimyasal tepkimelere kimyasal reaksiyonlar da denir. Kimyasal tepkime sırasında değişim geçiren maddelere reaksiyona girenler, yeni oluşan maddelere de reaksiyondan çıkanlar ya da ürünler adı verilir.
    Demirin paslanması sırasında havadaki oksijenle demir birleşerek demir oksit denilen pası oluşturur. Burada demir ve oksijen girenler, demir oksit ise çıkan üründür.
    Kimyasal tepkimeler sırasında meydana gelen değişiklikler, kimyasal denklemlerle gösterilir.
    Kimyasal denklemlerde giren ve çıkan maddeler formüllerle gösterilir. Örneğin kömür yanarken içindeki karbon havadaki oksijenle birleşir ve karbon dioksit gazı açığa çıkar. Bu olaya ilişkin tepkime denklemi şu şekilde yazılır:
    C + O2 CO2
    Kömür Oksijen Karbon dioksit
    Girenler Çıkanlar (Ürün)

    Denklemden de görüldüğü gibi tepkimeye giren ve çıkan maddeler arasına ok konur. Giren maddeler okun sol tarafında, çıkanlar ise sağ tarafında bulunur.
    Kimyasal denklemler tepkime hakkında bir çok bilgiyi basit bir şekilde göstermemize yarar. Örneğin; C + O2 CO2 tepkimesi bize 1 karbon atomuyla 2 oksijen atomunun birleşerek 1 karbon dioksit molekülü oluşturduğunu gösterir.

    Tepkime Çeşitleri
    Kimyasal tepkimeler gerçekleşirken bazı maddeler arasında bağlar koparken, bazı maddeler arasında yeni bağlar oluşur. Kimyasal tepkimeler oluş şekline göre sınıflandırılabilir:
    1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri:
    Element ya da bileşiklerin birleşmesiyle yeni bir madde oluşumuna sentez (birleşme) tepkimesi adı verilir.
    Örnek; karbon dioksit ve suyun oluşumu:
    C + O2 CO2
    2 H2 + O2 2 H2O

    2. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri:
    Bir bileşik kendini oluşturan daha basit maddelere ayrışıyorsa, buna analiz (ayrışma) tepkimesi adı verilir.
    Örnek; suyun ve potasyum kloratın (KClO3) ayrışması:
    2 H2O 2 H2 + O2
    KClO3 KCl + 3/2O2
    3. Yer Değiştirme Tepkimeleri:
    Bir element ve bir bileşik arasında ya da iki farklı bileşik arasında oluşan tepkimelerde, atomlar birbiriyle yer değiştirip yeni bileşikler oluşturabilir. Bu tip tepkimelere yer değiştirme tepkimesi adı verilir.
    Örneğin magnezyum ile çinko oksit tepkimeye girdiğinde magnezyum oksit ve çinko oluşur.
    Mg + ZnO MgO + Zn
    Tepkime denkleminde de görüldüğü gibi elementler yer değiştirerek yeni bileşikler oluşturur.

    Tepkime Denklemlerinin Denkleştirilmesi
    Kimyasal tepkimelere giren maddelerle çıkan maddeleri oluşturan atomların cinsleri ve sayıları aynıdır. Dolayısıyla bir tepkime denkleminin sol ve sağ tarafında aynı cins ve aynı sayıda atom bulunmalıdır. Böyle tepkime denklemlerine denkleştirilmiş tepkime denklemi adı verilir.
    Eğer bir tepkime denklemi denk değilse, formül ve sembollerin önüne uygun sayılar yazılarak tepkime denkleştirilir.
    Örneğin su, oksijen ve hidrojenin birleşmesiyle oluşur. Fakat oksijen ve hidrojen tek atom hâlinde değil, O2 ve H2 molekülleri şeklinde ve gaz hâlde bulunur. Suyun tepkime denklemini H2 + O2 H2O şeklinde yazarsak denk bir tepkime denklemi yazmış olmayız. Çünkü giren atom sayısı ile çıkan atom sayısı aynı değildir. Girenler tarafında 2 tane O atomu, çıkanlar tarafında ise 1 tane O atomu vardır.
    Denklemi denkleştirmek için H2 ve H2O'nun önüne 2 yazalım;
    2 H2 + O2 2 H2O
    4 adet H 4 adet H
    2 adet O 2 adet O
    Bu durumda girenler ve çıkanlar denkleşmiş olur.

    Örnek:Magnezyum ve oksijen birleşerek Magnezyum oksit (MgO) bileşiğini oluşturur.Bu olayın tepkime denklemini yazın
    Örnek: Metanın formülü CH4 olduğuna göre, metan ve oksijen arasındaki kimyasal denklemi yazınız.

    Tepkimelerde Kütlenin Korunumu
    Bir kimyasal tepkimede, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, çıkan maddelerin kütlelerinin toplamına eşittir. Demirin kükürt ile tepkimesinden demir sülfür oluşur. Demir sülfürün tepkime denklemi şu şekildedir.
    Fe + S FeS
    56 32 88 g
    Giren Çıkan
    kütle = 56 + 32 = 88 g kütle = 88 g

    Örnek: Kalsiyum karbonat ısıtıldığında kalsiyum oksit ve karbon dioksit maddelerine ayrışır.100 g kalsiyum karbonat ayrıştığında 44 g karbon dioksit çıktığına göre, kaç gram kalsiyum oksit oluşur?
#29.04.2009 12:36 0 0 0
  • Teleskop - Teleskop Nedir - Teleskop Hakkında
    Teleskop (Yunanca tele = uzak ve skopein = bakmak), uzaydan gelen her türlü radyasyonu alıp görüntüleyen astronomların kullandığı bir rasathane cihazıdır. 1609 yılında Galileo Galilei tarafından icat edilmiştir. Uzaydaki cisimlerden yansıyarak veya doğrudan doğruya gelen, gözle görülen ışık, ultraviyole ışınlar, kızılöte ışınlar, röntgen ışınları, radyo dalgaları gibi her türlü elektromanyetik yayınlar kainat hakkında bilgi toplamak için çok lüzumlu delillerdir. Bu deliller ya klasik manada optik teleskoplarla veya çok daha modern radyo teleskoplarla incelenir.
    Teleskop yapı olarak objektif, oküler ve bu mercekleri muhafaza eden bir tüpten meydana gelmiştir. Objektif cinsine göre iki tür teleskop vardır. Uzaydan gelen ışıklar teleskop içinde bir aynaya çarpıp, prizmadan geçtikten sonra göze geliyorsa bu türe yansımalı teleskop denir. Uzaydan gelen ışıklar merceklerden doğrudan geçip göze geliyorsa bu türe de kırılmalı teleskop adı verilir.
    Teleskopun gücü, topladığı ışık miktarıyla orantılıdır. Teleskopun objektif çapı büyüdükçe ışık toplama kabiliyeti artar. Mesela, 50 mm çaplı bir teleskop 5 mm çaplı gözbebeğine oranla (50/5)² veya 100 kat daha çok ışık toplar. Teleskoplarda yansıma kayıpları olabileceği için bu miktar yüzde on kadar azalır. Astronomlar parlaklık farklarını logaritmik artan değerler şeklinde tarif etmişlerdir. Parlaklıktaki 100 kat fark, teleskop skalasında 5 değeriyle görülür. Karanlık gecede insan gözü ışık şiddeti 5 değerli yıldızı görebilir. Kaliforniya'daki Palomar Dağında bulunan Hale Teleskopu objektif çapı 5 metredir. Bu teleskop göze nazaran bir milyon kat ışık toplar.
    Teleskopta teşekkül eden görüntünün netliği atmosferin menfi yönde etkisine bağlı olarak değişir. Teleskoptaki kararlılık 2 yay saniyesi için geçerlidir. Atmosfer şartları, bazan bu açıyı 0,25 yay saniyeye kadar düşürür. Bu durumda inceleme yapılan yıldız değil de yakınındaki yıldıza ait görüntüler kaydedilebilir.
    Teleskopta görülebilecek bir cisim aşağıdaki formülle ifade edilir:
    Yay derecesi = 2,5 · 106 · λ / a λ radyasyonun dalga boyu ve a teleskop objektif açıklığıdır.
    Teleskopun ışık toplama gücüyle büyütme gücü farklıdır. Teleskopun büyütmesi teleskop odak uzaklığının oküler odak uzaklığına oranıdır.
    Gök cismini inceleyen teleskopun dünya dönüşünü takip edecek yukarı aşağı ve yana hareket etmesi için takip düzenleri vardır. Hareketlerin çok hassas olması gerekir. Atmosfer etkilerinin de hesaba katılarak teleskop konumuna hareket verilir. Teleskop hareketleri modern teleskoplarda elektronik devreler ve bilgisayar yardımıyla yürütülür.
    Radyo teleskoplar yapı olarak optik teleskoplara benzer. Uzaydan gelen elektromanyetik yayınları alabilmek için 100 metre çapında antenler kullanılır. Anten, ışığın ayna vasıtasıyle odaklanması biçiminde elektromanyetik yayını, odakları ve çok hassas radyo alıcılarında yükseltilerek incelenmesine imkan tanır.

    Cassegrain Teleskobu

    1983 sonlarında uzay ilim adamları uzun mesafeleri daha hassas görebilmek gayesiyle çok maksatlı uzay teleskopunu dünya etrafındaki yörüngesine oturttular. Uzay teleskopu, ışığı toparlayan 2,4 metre boyunda Cassegrain reflektörü yardımıyla ultraviole astronomisinde çığır açmıştır. Bu proje NASANational Aeronautics and Space Agency) ile ESA (European Space Agency)'nın ortak yapımıdır. (
    Uzay teleskopunun faaliyete geçmesiyle:

    * Gözlemler yer yüzeyinden 500 km yükseklikten gece-gündüz devam eder.
    * Atmosferin yuttuğu bazı elektromanyetik radyasyonlarla ultraviole ve infraruj ışınların bir kısmı tespit edilir. Yer yüzünden en yüksek dağ tepesinden dahi bu radyasyonlar kaydedilmemektedir.
    * Atmosferin özelliği dolayısıyle cisimlere ait görüntülerin birbirine etkisi ortadan kalkar. Böylece küçük bir cisimden gelen ışığın teferruatlı incelenmesi mümkün olur.

    Uzay teleskopu dört ana sistemden meydana gelir:

    * Teleskop, ışığı toplayıp cihazlar bölümüne gönderir.
    * Cihazlar bölümü, teleskoptan gelen ışığı analiz eder.
    * Jeneratör, güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirerek teleskop ve cihazları besler.
    * Kontrol sistemleri, ısı ve elektrik kontrolunu yapar, dünya ile irtibat sağlar.

    Uzay mekiği aracılığıyla yörüngeye yerleştirilen uzay teleskopunun çalışma süresi 15 senedir. Her 2,5 senede bir astranomlar tarafından ara bakımlarının yapılması gerekmektedir. Büyük onarımlar için uzay mekiği aracılığıyla dünyaya geri getirmek de mümkündür.
    Uzay teleskopunun cihazlar bölümü ilmi araştırmaların yapılmasına yarayan 5 cins cihazdan meydana gelmiştir:

    * Geniş sahalı gezegenler kamerası. Bu kameranın görevi gezegenler arası kozmik mesafelerin tespit edilmesi ve gezegenlerin fotoğraflarının çekilmesidir.
    * Zayıf görüntüler kamerası. Bu kameranın görevi 120 ile 700 nm (denizmili) dalga boyundaki ışıkları tespit etmektir. Bu ışıklar dünya yüzeyinden en kuvvetli teleskoplarla dahi görülemez. Bu cihaz böylece galaksilerdeki yıldızların mesafelerini tayin etmekte kullanılacaktır.
    * Zayıf görüntü spektrometre. Bu cihaz 70 nm dalga boyundaki ışıkları analiz eder. Aktif galaksi merkezlerinin fiziki ve kimyevi yapıları incelenir.
    * Yüksek güçlü spektrometre. Dalga boyu 110 ile 320 nm olan ışıkları analiz eder. Yıldızlararası gazların bileşimlerini ve fiziki durumlarını incelemeye yarar. Büyük kızıl yıldızlarda kütle kaybolmasının tespiti bu spektrometreyle yapılabilmektedir.
    * Yüksek süratli fotometre. Bu cihaz uzaydaki muhtelif ışık kaynaklarının şiddetini galaksi ışıklarından süzerek ölçmeye yarar. 120 nm dalga boyundaki ışıkları 1/1000 saniyede filitreliyebilir. Atmosfer böyle bir ölçüme hiçbir zaman müsade etmez.
#29.04.2009 12:23 0 0 0
  • Güneş sistemi hakkında bilgi - Güneş sistemi

    Güneş sistemi hakkında
    Güneş sistemi Alm. Sonnensystem (m), Fr. Systeme (m) solaire, İng. Solar system. Güneş ve uyduları ile birlikte gezegenler, kuyruklu yıldızlar ve meteor akımları da dâhil olmak üzere, onun etrâfında dönen gök cisimleri. Güneş ve güneş çevresinde dolanan gök cisimlerinden meydana gelir. Güneş sisteminde gezegen, uydu, kuyruklu yıldız ve meteor bulunur. Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili en çok bilinen teori Kant-Lapslace teorisidir.

    Bu teoriye göre güneş sistemi önce bir nebula (kızgın gaz kütlesi) idi. Daha sonra nebula soğudukça küçüldü ve ekseni etrafındaki dönme hızı arttı. Böylece merkez kaç kuvvetinin etkisiyle güneşten kopan parçalar uzaya yayıldı.

    Güneş Sistemi'nde bulunan bütün gök cisimleri Güneşin çekim etkisi altındadır ve onun etrafında dönerler. Bu hareket, odak noktalarının birinde Güneş yer alan elips şeklindeki bir yörünge üzerinde olmaktadır. Güneş Sistemi, bütünüyle ve aynı yönde dönen bir disk şeklinde hareket halindedir. Güneş Sistemi'nin çapı yaklaşık 30 ışık yılı kadardır. Güneş sisteminde Dünyadan başka 8 gezegen vardır. Bunlar;

    Güneş sistemindeki gezegenler ve Dünyaya göre büyüklükleri Merkür (Utarit) 0.4 Venüs (Zühre) 0.95 Dünya (Yer) 1 Mars (Merih) 0.5 Jüpiter (Müşteri) 11 Satürn (Zühal) 9.5 Uranüs 4 Neptün 4 Plüton 0.2

    Güneş: Güneş Sistemindeki 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş kütlesi sıcak gazlardan oluşan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır.

    Güneşin çapı dünya çapının 110 katı (1.4 milyon km), hacmi 1.3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. Güneşin yoğunluğu ise Dünyanın yoğunluğunun ¼'ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70 000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar.

    Güneş % 75 hidrojen, % 20 helyum ve % 5'de diğer elementlerden oluşur. Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Buda her saniye Güneşin 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası denir. Bu bilgilere bakarak günün birinde Güneşin çevresine ısı ve ışık yayamayacağını ve dolayısı ile yeryüzünde yaşamın sona ereceğini düşünebiliriz. Ancak bu çok uzun yıllar sonra olacak bir olaydır.

    Güneşin yüzey ısısı 6 000 °C ve merkezindeki ısı ise 1.5 milyon °C'dir. Güneşten çıkan enerjinin 2 milyonda birlik kısmı yeryüzüne ulaşır. Güneş'in üç günde yaymış olduğu enerji, Dünya'da bilinen bütün petrol, kömür ve ormanlardan elde edilecek enerjiye eşittir. Güneş ışınları 8.5 dakikada yeryüzüne ulaşır.

    Güneş Sistemimizdeki gezegenler(soldan sağa): Plüton, Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter, asteroit kuşağı, Güneş, Merkür, Venüs, Dünya ve uydusu Ay ve Mars.

    Güneş Sistemindeki Gezegenlerin Özellikleri

    1. Bütün gezegenler elips şeklinde bir yörüngede hareket ederler. Hızları ve yörünge uzunlukları farklıdır. Yörüngeleri birbirleri ile kesişir.

    2. Gezegenler hem Güneş etrafında hem de kendi ekseni etrafında dönerler.

    3. En küçük gezegen Plüton, en büyük gezegen ise Jüpiter'dir.

    4. Güneş'e en yakın gezegen Merkür, bilinen en uzak gezegen ise Plüton'dur.

    5. Dünya'ya en yakın gezegen Venüs'tür.

    6. Dünya'nın 1, Mars ve Neptün'ün 2, Uranüs'ün 6, Satürn'ün 10 ve Jüpiter'in 12 uydusu vardır. Merkür ve Plüton'un uydusu yoktur.

    7. Güneş'e yakın olan gezegenler daha hızlı, uzak olan gezegenler ise daha yavaş hareket ederler. Uzak olan gezegenlerin yörüngeleri daha uzun olduğu için Güneş etrafındaki dönüşlerini daha geç tamamlarlar.

    8. Bütün gezegenler hem kendi, hem de Güneş etrafında batıdan doğuya doğru dönerler.

    9. Bütün gezegenlerin yörünge düzlemleri, Güneş'in ekvator düzlemi içinde yer alır.

    10. Bütün gezegenlerin eksenleri ile yörünge düzlemleri arasında eğiklik vardır.

    11. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün gibi gezegenlerin yoğunlukları küçük gezegenlere göre daha azdır. Bunun nedeni büyük gezegenlerin bileşimlerinin daha hafif maddelerden oluşmasıdır.
#29.04.2009 12:16 0 0 0
  • Kuyruklu Yıldız hakkında bilgi

    Kuyruklu Yıldız Bir çekirdek, onu çevreleyen saç kısmı ve bir kuyruktan meydana gelen ve takip ettikleri parabolik veya dış merkezliği çok büyük elips olan yörüngelerde belirli zamanlarda güneş civarında geçen ve bu arada dünyadan da görülen küçük gök cisimleri. Parlak bir başı ve gökyüzünün yarısını kaplayan uzun kuyruğuyla büyük bir kuyruklu yıldız, gerçekten görülecek bir şeydir. Aslında kuyruklu yıldızlar göründükleri kadar önemli gök cisimleri değildirler. Küçük parçacıklar genell
    Kuyruklu Yıldız Bir çekirdek, onu çevreleyen saç kısmı ve bir kuyruktan meydana gelen ve takip ettikleri parabolik veya dış merkezliği çok büyük elips olan yörüngelerde belirli zamanlarda güneş civarında geçen ve bu arada dünyadan da görülen küçük gök cisimleri.

    Parlak bir başı ve gökyüzünün yarısını kaplayan uzun kuyruğuyla büyük bir kuyruklu yıldız, gerçekten görülecek bir şeydir. Aslında kuyruklu yıldızlar göründükleri kadar önemli gök cisimleri değildirler. Küçük parçacıklar genellikle buzlu ve hafif bir gazdan meydana gelirler. Birkaç defa dünyanın bir kuyruklu yıldızın kuyruğunun içinden geçtiği görülmüş ve dünyada en küçük bir hasar tespit edilmemiştir. Çünkü gezegenimizin atmosferi kuyruktaki zararlı zerreciklerden bizi korumuştur. Çok küçük bir kuyruklu yıldızın dünyanın çekim kuvvetine kapılıp düşmesi mümkündür. Ancak bu düşüş, dünyayı değil, gezegenimiz üzerindeki bir veya birkaç şehri haritadan silebilecektir.

    Eski çağlarda, kuyruklu yıldızlar felaket habercisi olarak kabul edilirdi. Dünyaya en yakın mesafeye geldiği zaman çıplak gözle fark edilebilen kuyruklu yıldız, ilk görüldüğü zaman, insanlar korku ve endişeye kapılırlardı. Bir felaketin vukubulacağına, sözgelişi savaşların çıkacağına, veba salgınının yayılacağına ve zelzele olacağına inanırlardı. Asrımızın başında, yani 1910'da Halley Kuyruklu Yıldızı dünyaya yaklaştığı zaman insanlar aynı endişelere kapılmış ve hatta 1914 yılında patlayan Birinci Dünya Savaşını Halley'in uğursuzluğuna bağlayanlar bile çıkmıştır. Fakat İkinci Dünya Savaşı öncesinde Halley ortalarda gözükmemiştir. İkinci ziyaretini görebilmek için 1986 yılını beklemek gerekmiştir. Günümüzde artık hiç kimse kuyruklu yıldızın uğursuzluğuna inanmamaktadır. Eski Çinlilerden günümüze kadar ilk zamanlar yazı ve çizgilerle, son çağda fotoğraflarla kuyruklu yıldızların hareketi dikkatle kaydedilmiştir.

    Kuyruklu yıldızlar üç bölümden meydana gelir: Çekirdek, saç ve kuyruk. Çekirdeğin büyüklüğü çok değişiktir. Çapı 1-10 km ile 50.000-160.000 km arasında değişir. Buna karşılık kütlesi son derece azdır. Genellikle 109-1012 ton arasındadır. Çekirdeğin yapısında daha çok su buzu ve kaya gibi katı maddelerle hidrojen, karbon, azot ve oksijen gibi hafif maddeler bulunur. Kuyruklu yıldız, güneşe yaklaşırken sıcaklık tesiriyle çekirdekteki bu maddelerin bir kısmı katı durumundan gaz durumuna geçer ve çekirdek etrafında kuyruklu yıldızın saçı adı verilen, çok az yoğunlukta bir çeşit atmosfer meydana gelir. Güneş ışığının ve güneş rüzgarının tesiriyle bu atmosferden ayrılan gaz ve toz partikülleri, güneşin aksi istikametinde çekirdekten uzaklaşırlar. İşte kuyruklu yıldızın kuyruğu dediğimiz şey, çekirdekten kopan bu parçacıklardır. Kuyruklu yıldız güneşe yaklaştıkça büyüyen ve uzaklaştıkça küçülen bu kuyruk bazan 30-40 milyon, bazan da birkaç yüz milyon km uzunlukta olabilir. (Dünya ile güneş arası yaklaşık 150 milyon km'dir.) Küçük kuyruklu yıldızlar ise umumiyetle kuyruksuz olup, gökyüzünde soluk ışıklı ham pamuk parçaları gibi gözükürler.

    Kısa periyodlu bir kuyruklu yıldız, güneş etrafındaki yörüngesindeki her bir dönüşünde kütlesinin yüzde birini kaybederek kuyruğuna gönderir ve yaklaşık on bin yıl içinde kütlesi bu şekilde eriyerek dağılır gider. Kuyruklu yıldızlar, güneşten uzak olduklarında bulanık kenar çizgileri olan ve görülebilir bir kuyruğu bulunmayan parlak diskler şeklindedirler. Böyle zamanlarda yalnızca kuyruklu yıldızı meydana getiren maddelerin hepsini içinde taşıyan baş kısmı yani çekirdek ve gaz atmosferi görülebilir. Güneşten uzaklaşmakta olan yıldızın kuyruğu önden gider. Bu hadisenin sebebi kesin olarak bilinmemekle beraber, kuyruktaki küçük parçacıkların güneş rüzgarı tarafından itildiği tahmin edilmektedir. Güneş rüzgarı, elektrik yüklü, düşük enerjili, her yönde güneşten uzaklaşan parçacık akımıdır.

    Kuyruklu yıldızlar güneş sistemine dahil olmakla beraber, yörüngeleri çoğunlukla gezegenlerinkinden farklı olup, çok daha fazla eksantriktir (daha yayvan elips). Kısa periyodlu yörüngeleri olan birçok kuyruklu yıldız bilinmektedir. Encke Kuyruklu Yıldızının periyodu 3,3 yıl olup, on sekizinci yüzyıldan beri 50 defadan fazla gözlenmiştir. Kuyruklu yıldızların saçtığı ışık, kendilerinden değil güneşten kaynaklanmaktadır. Bunlar güneş ışığını yansıtarak parlarlar. Bundan dolayı kuyruklu yıldızların çoğu sadece güneşe yakın oldukları zaman incelenebilmektedir.

    Bir kuyruklu yıldız, dünyanın çok yakınından geçse bile (bu yakınlık en az birkaç milyon km olacaktır.) gezegenimize hiçbir zarar veremez. Çünkü bu gök cisimleri çok büyük olmalarına rağmen kütleleri çok azdır.

    Bilinen kuyruklu yıldızların en Ünlüu Halley Kuyruklu Yıldızıdır. İngiliz astronomu Edmund Halley tarafından keşfedilen bu yıldız, binlerce yıldır düzenli aralıklarla dünyamızın çok yakınından geçmektedir. 1759 ve 1835 yıllarında yakınımızdan geçen Halley, en son 1910'da yani 76 yıllık bir aradan sonra gezegenimize yaklaşmıştır. O yıl dünyada büyük heyecan uyandıran ve bir kıyamet habercisi olarak görülen Halley, o günün Türkiye'sinde de dikkatleri gökyüzüne çekmiş, hatta R.Nuri Güntekin'in Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç'ında olduğu gibi romanlara bile konu olmuştur. Beklendiği gibi 1986 yılında tekrar dünyamıza yaklaşan Halley Kuyruklu Yıldızının kuyruğuna takılan otomatik bir sonda aracı vasıtasıyla bu gök cismi hakkında yeni ve orijinal bilgiler elde edilmiştir. Halley'in sistemimizi, müteakip ziyareti ancak 2062 yılında vukubulacaktır.
#29.04.2009 11:46 0 0 0
  • Nesli Tükenen Canlılar - Canlı Türlerinin Yok Olmasına Neden Olan Faktörler

    Türkiye'de Nesli Tükenmiş Canlılar

    Nesli Tükenen Canlılar

    Dinozorların yok oluşunun ardından yüzyıllar sonra, insan kaynaklı faktörlerden ötürü yüzlerce canlı türü ya yok oldu, ya da varlığı tehlike içinde yaşıyor.

    Canlı Türlerinin Yok Olmasına Neden Olan Faktörler:

    * Küresel Isınma
    * Kimyasal zirai ilaçlar
    * Doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi
    * Bilinçsiz avlanma
    * Çevre kirliliği
    * Barajlar
    * Erozyon
    * Sulak alanların kurutulması

    Bu sayılanlara ek olarak sanayileşme ve kentleşmenin getirdiği birçok yan neden canlı türlerinin yok olmasında etkili oluyor. 2020 - 2030 yıllarına kadar dünyadaki canlı türlerinin en az %20'sinin yok olabileceği düşünülüyor. Olası bir nükleer savaşta dahi neredeyse aynı sonuçların ortaya çıkacağını belirten yetkililer, yaşanan kirlenme ve diğer faktörlerin ne derece ciddi boyutlara ulaştığının altını çiziyor.

    Nesli Tükenen Canlılar İçin Neler Yapılıyor?
    Türleri Yaşatma Komisyonu' (Species Survival Commission - SSC); türleri, neslinin tükenme tehlikesi açısından sınıflandırmak amacıyla, çeşitli tehdit kategorileri oluşturmuştur. Bu kategorilerden herhangi birine ait olan canlılar Kırmızı Bültenlere ve Kırmızı Veri Kitaplarına (kırmızı-alarm verilen türler için) dahil edilmektedir. Bu sayede nesli tükenme tehlikesi altında olan canlılar daha yakından takip edilmektedir.
    Bu kategoriye dahil olan canlılar için aşağıdaki belirtilerin görülmesi gerekiyor.
    - Popülasyon ve Habitat Azalması,
    - Habitat Alanında azalma,
    - Popülasyon Bölünmesi veya Ayrılması,
    - Popülasyon sayısında azalma
    - Popülasyon Yaşam şartlarının değişmesi.
    - Türün yetişkin birey sayısının 50'nin altına düşmesi.

    Türkiye'nin Tür Potansiyeli:
    Türkiye faunasında (hayvan toplulukları), 134 memeli, 450 kuş, 105 sürüngen, 22 kurbağa, 127 tatlı su balığı, 384 deniz balığı olmak üzere toplam 1220 omurgalı tür olduğu biliniyor.

    Türkiye'de Nesli Tükenme Tehlikesinde Olan Canlılar:
    Ülkemizde bukalemun, kurt, kelaynak, deniz kaplumbağası, akdeniz foku, tilki, step tavşanı, yaban kedisi gibi hayvan türlerinin yanında;
    kardelen, gül soğanı, sıkleman ve karçiçeği gibi bitki türlerinin nesli tükenme tehlikesi altındadır.

    Türkiye'de Nesli Tükenmiş Canlılar:
    Kaplan, panter, aslan, Asya fili, yaban öküzü ve çıta, başı çekiyor. Türkiye'de kaplan türü hakkında son kayıt, 1970'de Hakkari Uludere'deki avlama sonrasında tutuldu. Anadolu'da İ.Ö. 51 yılından beri yaşadığı bilinen parsla ilgili 1946'da İzmir'de kayda alınan fotoğraf, son örnek oldu. Anadolu'nun Batı, Orta, Güney ve Güneydoğu bölgelerinde 12. yüzyılın sonuna kadar yaşadığı bilinen aslan ise en son 19. yüzyılın ikinci yarısında görüldü. Asya fili ve yaban öküzü, Anadolu'da, İ.Ö 1. yüzyıl başlarına kadar yaşadı. Güneydoğu Anadolu'da yaşayan çita ise 19. yüzyıldan sonra görülmedi.

    Dünyada Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Canlılar:
    Dünya üzerinde Koala, deniz kaplumbağası, flamingo, yunuslar, pandalar, leopar, caretta caretta kaplumbağası, mavi balina

    * Kutup ayısı (Ursus maritimus), 2006 yılında hassas türden tehlike altındaki tür kategorisine geçti. Kutup bölgesindeki buzulların erimesiyle yaşam alanı tehlike altına girmiştir. Tahminlere göre kutup bölgesindeki bu durum değişmezse önümüzdeki 45 yıl içinde türde yüzde 30'luk bir azalma olacak ve sonunda da tümüyle yok olacak.
    * Vatoz (Manta birostris), belgesellerden aşina olunan eşsiz bir canlıdır. Suda kanat çırparcasına süzülen bu deniz canlısının türü, denizlerdeki kirlenme, avlanma vs. nedenlerle tehlike altındadır.
    * Verreaux's sifaka lemur (Propithecus verreauxi), Madagaskar'a özgü bir türdür ve kararlı bir orman habitatında yaşayabilmektedir. Kömür üretimi ve orman kesimi ile yaşadığı bölge tehlike altına girmiştir. Aynı zamanda adanın bazı bölgelerinde avlanmaktadır.
    * Gri balina (Eschrichtius robustus), Kuzeybatı pasik gru balina. Halen 50 yetişkin bireyden daha az kaldığı düşünülmektedir. Bu tür tamamen yok olacak derecede avlanmıştır.
    * Siyah çizgili albatros (Thalassarche melanophrys), 21 albatros türünün hepsi neslinin tükenmesi tehdidiyle karşı karşıyadır. Balıkçı ağları tür için ciddi tehdit oluşturmaktadır.
    * Kısa gagalı yunus (Delphinus delphis), Akdeniz alttürüdür. Son 40 yıl içinde türün nüfusu aşırı avlanma ve yaşam alanlarının bozulması sonucu %50 düşmüştür
#29.04.2009 11:44 0 0 0
  • Dünyada Nesli Tükenen canlılar

    Dünya üzerinde beşyüzden fazla türün nesli tamamen tükenmiştir. Bazı türler doğal afetlerle, bazıları ise insanoğlunun dünyada var oluşundan çok önce yok olmuş (dinazorlar ve bir sürü hayvanlar)bazıları da insanoğlunun aşırı avlanması, nüfus artışı ve şehirleşmeyle doğal yaşam alanları tahrip olduğundan dünya üzerinden tamamen yok olmuştur.
    Senckenberg Müzesindeki Tirazonorus Reks maketi

    * Dinazorlar : Yüzlerce türü vardı. İnsanoğlunun dünyada bulunuşundan çok önce doğal sebeplerle yok oldular.
    * Mamut : Filin atası
    * Moa : Yeni Zelanda'da yaşamış en büyük kuş türü. İnsanlar tarafından yok edildi.
    * Tazmanya Kaplanı veya Tazmanya kurdu (Thylacinus cynocephalus) : 1930'lara kadar yaşadı. Tazmanya hükümeti ve çiftçilerin desteğiyle sürdürülen avlarla soyu tüketildi. 1936'dan bu yana türün varlığına dair hiçbir kanıt bulunmamıştır.

    Anadolu coğrafi konumuyla çeşitli hayvan ve bitki türlerini içinde barındırmıştır. Günümüzde ismi çoğu kimse tarafından dahi bilinmeyen Aşağıda nesli tümüyle yok olmuş bazı türler yer almaktadır.

    * Hazar Kaplanı veya Pers Kaplanı (Panthera tigris virgata) : İran, Afganistan, Türkiye, Irak ve Moğolistan bölgelerinde yaşamaktaydı. En son 1970 yılında Rusya'daki türün son üyesinin ölümüyle yok oldu.
    * Anadolu Panteri (Pantherea Pardus Tulliana): En son izine 1974 yılında Beypazarında rastlanmıştır.
    * Anadolu Aslanı : En son 1890 yılında vurulmuştur.
    * Anadolu Kaplanı : Son Kaplan 1970 yılında öldürülmüştür.
    * Mersin Balığı
    * Çizgili Sırtlanlardır.
#29.04.2009 11:42 0 0 0
  • Tür Habitat Popülasyon Ekosistem Hakkında
    Populasyon nedir tür nedir ekosistem nedir habitat nedir

    Populasyon : Aslı Fransızca population sözcüğüdür.Türkçe karşılığı Nüfus varlığıdır.
    sınırları belli alandaki yani aynı yerdeki aynı tür Canlı'ların oluşturduğu topluluktur.

    Tür: Tür, ortak özellikler taşıyan ve kendi aralarında döllenerek üreyebilen akraba canlıları içeren biyolojik grup.

    Ekosistem: Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem denir

    Habitat: Br organizmanın yasadıgı ve geliştigi yer

    tür habitat populasyon ekosistem
#29.04.2009 11:40 0 0 0
  • Mercekler - Çeşitleri ve Kullanım Alanları - Mercekler Çeşitleri
    Mercek Nedir
    Mercek, ortak bir eksene sahip iki kırıcı yüzey vasıtasıyla sınırlanmış, cam, kuvars veya ışık
    kırıcı herhangi bir maddeden saydam maddelerden yapılan optik alettir. Mercekler içinden geçen ışınların yönünü değiştiren camlardır. Mercek içinden geçen ışınlar birbirine yaklaştığında cismin görüntüsü büyür ( Büyüteç ), ışınlar birbirinde uzaklaştığında ise cismin görüntüsü küçülür.
    Merceklerin iki yüzü küresel ( dışbükey - convex veya içbükey - concav ) veya bir yüzü küresel diğer yüzü düz olanları vardır.

    Cismin görüntüsünden yansıyan ışınlar mercekten geçtiğinde bir odak noktasına itilir. Bu teori kullanılarak görüntü üzerinde gözlemler yapmak amacıyla teleskop, dürbün, mikroskop gibi araçlar, kaydetmek amacıyla lensler ve objektifler, görme hatalarını gidermek için gözlüklerde mercekler kullanılmaktadır.

    Optik bilimi ışık ışınlarının bir ortamdan başka bir ortama geçerken kırılması olgusuna dayanır. Çinliler daha İ.S. X. Yüzyılda, bükey yüzeyli cam parçalarının yani merceklerin ışığı nasıl kırdığını biliyorlardı. Avrupa'da XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda merceklerin özellikleri görme bozukluklarını düzeltme amacıyla kullanılmaya başlandı ve gözlükler ortaya çıktı. Daha sonraları makyaj yapmada ve saç taramada yardımcı bir araç olarak kullanılmak için parlak metalden aynalar yapıldı. Ama çok küçük şeyleri büyütmeyi ve uzaktaki nesneleri daha belirgin bir görüş odağına getirmeyi sağlayan daha güçlü optik aletlerin yapımı, ancak XVII. yüzyılda gerçekleştirilebildi. Bu dönemin önemli gelişmeleri arasında yüzyılın başlarında ortaya çıkan teleskop ile 1650'ye doğru icat edilen mikroskop sayılabilir. Merceklerin en güzel örneği, gözümüzün yapısında bulunan göz billurudur. Göz billuru ince kenarlı bir mercektir. Gözlük camlarının tamamı da birer mercek teşkil eder. Mercekler tek başlarına kullanıldıkları gibi birkaç mercek bir arada bir optik aleti de meydana getirebilir. Büyüteç, göz billuru ve gözlük camları tek başlarına kullanılan merceklere misaldir. Dürbünler, mikroskop, teleskop, sinema makinaları, fotoğraf makinaları, mercek sistemlerinin meydana getirdiği optik düzenlerdir.
    Mercekler, incelenen cismin arzu edilen elverişli görüntüsünü verirler. Bu görüntü, istenilen duruma bağlı olarak cisimden daha büyük veya küçük, gerçek veya zahiri (görünen) olabilir. Bir merceği sınırlayan yüzeylerin tepe noktalarını birleştiren doğru, merceğin asal eksenini (optik eksen) meydana getirir. Mercekler, ince kenarlı ve kalın kenarlı diye iki gruba ayrılır:


    İnce kenarlı mercek

    Ortası, kenarlarına nazaran kalın olan mercektir. Merceğe herhangi bir şekilde gelen ışını kırarak optik eksene yaklaştırdığı için bu merceklere yakınsak mercek adı verilir. Asal eksene paralel olarak gelen ışınları kırarak bir noktada toplarlar. Bu nokta merceğin odak noktasıdır. Aynı uzaklıkta ve ters tarafta ikinci bir odak noktası daha bulunur.
    Bulunduğu ortama göre kırılma indisi n olan saydam maddeden yapılmış ve küresel yüzeylerinin eğrilik yarıçapları R1 ve R1 olan bir merceğin odak uzaklığı f ile gösterilirse:

    bağıntısı mevcuttur.
    Yarı çaplar, konveks (tümsek = dış bükey) yüzeyler için pozitif, konkav (çukur = içbükey) yüzeyler için negatif alınır. Şayet herhangi bir yüzey düzlemse yarıçapı sonsuz alınır. Odak uzaklığı, ince kenarlı merceklerde pozitif, kalın kenarlarda ise negatif olarak hesaplara dahil edilir. Cisim ve görüntüden gerçek olanların uzaklığı pozitif, zahiri (görünen) olanlarınki negatif alınır. İnce kenarlı merceklerde odak noktasından uzakta bulunan cisimlerin görüntüleri daima, gerçek ve terstir. Odak ile mercek arasındaki cisimlerin görüntüleri ise daima düz, zahiri ve cisimden büyüktür.


    Kalın kenarlı mercek

    Kalın kenarlı mercek, ortası kenarlarından daha ince olan merceklere denir. Merceğe herhangi bir şekilde gelen ışını, optik eksenden uzaklaştırdığı için kalın kenarlı merceklere ıraksak mercek adı verilir. Kalın kenarlı merceklerin meydana getirdiği görüntü daima düz, zahiri ve cisimden küçüktür.
    Bir merceğin odak uzaklığının metre cinsinden tersine o merceğin yakınsaması veya gücü denir. Bu güç, kırıcılık gücüdür. Merceğin odak uzaklığı ne kadar küçükse gücü veya yakınsaması o kadar büyük olur.

    MERCEKLER ve KULLANILABİLEN ALANLAR

    (-)Miyop
    Miyop bir gözün ön-arka çapı normalden uzun olduğundan, göz merceği belirli bir uzaklığın ötesindeki nesneleri ağ tabakada odaklayamaz.İçbükey(Konkav) mercekler miyop tedavisinde kullanılır.
    (+)Hipermetrop
    Hipermetroplarda ise gözün ön-arka çapı normalden kısadır. Göz merceği yakındaki nesnelerin görüntülerini ağtabakanın üzerine düşürecek kadar eğriliğini değiştiremez. Böylece, görüntü ağ tabakanın arkasında oluşur. Yakınsak mercekle, kırılma derecesi artan ışınların toplanacağı odak uzaklığı kısalır ve görüntü ağ tabakanın üzerine düşer.Tedavisinde dışbükey(Konveks) mercekler kullanılır.

    (-,+)Astigmat(-,+)
    Saydam tabaka eğriliğinin düzensizliğine bağlı bir görme kusuru olan astigmatlığın düzeltilmesinde silindirik mercekler kullanılır.Astigmatlıkta,saydam tabaka üzerinde birbirini dik olarak kestiği varsayılan iki eksenin eğriliği birbirinden farklıdır. Böylelikle paralel iki ışık demeti, merceğin odağında bir nokta değil, çizgi oluşturur. Bu ise görüntünün bozulmasına yol açar. Silindirik mercekler bu iki eksende eğrilik farkını, her eksen için farklı güçte kırarak ortadan kaldırır. Bazı durumlarda,merceklerin güneş gözlüğü işlevi de görerek göze gelen ışınları süzmesi istenir.Bu amaca uygun çeşitli renkli mercekler vardır.Bunlar,ışık tayfının bütün dalga bütün dalga boylarını belirli ölçüde emerek ışık şiddetini azaltabilir.Tayftaki ışınların bir bölümünü geçirmeyen renkli merceklerde vardır.Bazı mercekler ise morötesi ışınları emer.Kayakçılar,morötesi ışınların zararlı etkisini önlemek için bu mercekleri kullanır. Mikroskop

    Galilei teleskoptan daha küçük ölçülerde bir silindire yine mercekler yerleştirerek "occhialino" adını verdiği mikroskobu yaptı. 1619 - 1624 yılları arasında bu aletten çok sayıda üretti.

    Teleskop
    Aslında mercekleri kullanarak uzağı gören aletler Galilei'den daha önce yapılmıştı. Ancak bu aletleri, yıldızları ve gezegenleri inceleyecek kadar güçlü hale getiren o oldu. Silindirin göz dayanan kısmına ve diğer ucuna mercekler yerleştiren Galilei teleskopu bulmuş oldu. 1609 yılında yaptığı teleskopla birçok astronomik gözlem gerçekleştirdi. Bunların arasında Ay'ın yüzeyindeki kraterlerin ilk kez tespit edilmesi de vardı.
#29.04.2009 11:36 0 0 0