Vazgecilmiyen hep uzaktır
Bazen cok özlersin
özlersin
birilerine anlatmaya kalkarsın
anlayamazlar
Çok insan çikar karşına
Kalbine girmek ister ama sen izin vermezsin
evren ne kadar kalabalık olsada zor
Özler;onu ister;yanlız kalırsın
Yavaş yavaş onsuzda yaşamaya alışırsın
ama
ASLA VAZGECEMEZSİN
323 - Biriniz kendisine ariz olan bir zarardan dolayi olumunu temenni etmesin, sayet her halde boyle bir temennide bulunacak ise soyle desin:
Yarabbi! Benim hakkimdan hayat hayirli oldukca beni yasat ve bana olum hayirli olacagi zaman da beni oldur.
Izah: Hayati haddizatindan bir atiyye-i ilahiyedir. Insan bu sayede, ebedi saadeti elde edebilir. Binaenaleyh insan, hayatinin kadrini bilmelidir, Cenab-i Hak'tan hayirli yasayis dilemelidir. Mamafih su da malumdur ki, olumu temenni etmek dogru degildir, olumden korkmamak ise kalplerde secaat ve sehamet duygularini uyandirir, insana kuvvet ve metanet verir. Bunun icindir ki, islam mucahitleri harp meydanlarinda pek parlak fedakarliklar gostermislerdir. Bir de kalpleri muhabbetullah ile doldurulmus, ubudiyet vazifelerini dunyada guzelce yapmis olan zatlar icin olum bir saadet mebdeidir, bir vuslat meselesidir.
"Halk olum sandigini sanma olum ey hakki!"
"Id-i vuslattir o kim, sanma mematirla geldi"
Tefsiri kebirde deniliyor ki: Ibrahim aleyhisselam, ruhunu kabzetmek icin gelmis olan melekul'mevte: "Sen hic gordun mu ki, dost dostunu oldursun? Hic bir halil, halilinin olmesini ister mi? Demekle kendisine soyle bir vahyi ilahi tecelli etti: "Sen de hic dost gordun mu ki, dostunun likasindan hoslanmasin? Sevdigine kavusmak istemesin?" Bu latif vahi, bu azim tebsir uzerine Hazreti Ibrahim (Ey Melekulmevt! Simdi ruhumu kabzet) demistir.
Velhasil: Olum ehli iman icin bir nimettir. Elverir ki, ahiret icin hazirlanmis bir halde bulunalim.
Hicri ikinci binin müceddidi imam-ı Rabbani Hazretleri buyurdu:
Bilinz'ki ALLAH-U TEALA'ya yaklaştıran ameller ya farzlardır yada nafilelerdir.Ancak farzların yanında nafilelerin hiç itibarı yoktur.Çünkü herhangi bir vakitte,farzlardan birini eda etmek,bin sene nafileleri eda etmekten bu nafileler halis bir niyetle yapılsa ve namaz,oruç,zikir,fikir ve bunların benzeri hangi nafile olursa olsun daha faziletlidir.
Farzları eda esnasında sünnetlerden bir sünnete,edeblerden bir edebe riayet edip ehemmiyet göstermenin hükmü de böyledir;nafileleri eda dan daha faziletlidir.
H.z Ömer Radıyallahu anh bir gün cemaate sabah namazını kıldırdı.Sonra cemaate dönüp baktı,onları kontrol etti.Onların arasında ashabından birini göremeyince;
" Falan kimse cemaate gelmedimi?" dedi." O ,gecenin çoğunu uykusuz geçirir (ibadetle meşgul olur).Muhtemeldir'ki bu vakitte uyuya kalmıştır."denildi.Bunun üzerine H.z Ömer Radıyallahu anh" Gecenin tamamında uyusaydı da sabah namazını cemaatle kılsaydı elbette daha güzel ve daha faziletli olurdu."buyurdu.
Evla olana riayet etmek ve tenzihi bile olsa mekruhtan kaşınmak,zikirden ,fikirden,murakabe ve teveccühten kat kat evladır.Tahrimi(harama yakın olan) mekruh ları sakınmanın ne kadar evla olduğunu düşünmek lazımdır.Evet,evla olana riayet edip mekruhlardan da sakınmak bu en büyük kurtuluştur.Aksi halde çok büyük felakettir.
Zekat olarak bir dirhem vermek,çok büyük dağlar kadar altınları nafile olarak sadaka vermekten kat kat daha faziletlidir.Zekat olarak verilen bu bir dirhemi verirken adabına riayet ederek vermek mesela onu ihtiyaç sahibi bir fakire vermek,nafile olarak verilenlerden kat kat faziletlidir.( Mektubat-ı İmam-ı Rabbani,1/129)
Hicretin üçünü senesinde Mekke'deki müşrikler toplanmışlar.Üç bin kişilik bir ordu ile Medine-i Münevvere'ye ,Uhud dağının civarına kadar gelmişlerdi.
H:z Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem yedi yüz sahabi ile şehir dışına çıktı.Abdullah bin Cübeyr'i elli kadar okçu ile bir derenin ağzına gönderdi." Buradan düşmanın hücumu beklenir sakın benden emir almadıkça ayrılmayınız!." diye tembih buyurdu.
Savaş neticesinde düşman ordusu fena halde bozuldu.Abdullah'ın maiyyetindeki erler,düşmanın tamamen bozulmuş sanarak arkalarına düşmek istediler,amirlerinin emrini dinlemeyerek dağıldılar.Düşman bunu görünce islam ordusunun sol tarafına hücum etti.İslam ordusunda ansızın bir mağlubiyet yüz gösterdi.Bu esnada H.z Hamza Radıyallahu anh ile daha bir çok sahabe şehid düşmüştü.
Fahr-i Alem Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem harp meydanında yanlarında bir kaç sahabe ile kalmıştı.Mübarek dudağı yarılmış,bir mübarek dişi kırılmış,zırhının iki halkası kırılıp gülden daha latif olan nezih vücududa saplanmıştı.Hatta,bir aralık Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem'in şehid olduğuna dair bir şayiada çıkmıştı.Bu esnada Resul-i Ekrem 'in Sallallahu aleyhi ve sellem üzerine saldıran düşmanları,H.z Ali radıyallahu anh geri dönmeye mecbur ediyor,H.z Sa'd bin Ebi vakkas da Radıyallahu anh düşmana ok atıyor,Nesibe radıyallahu anhu adındaki muhterem bir kadında,vücudu kanlar içinde kaldığı halde savaşa devam ediyor,H.z Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'i düşmanlarına karşı müdafaaya çalışıyordu.
Fahr-i Alem Efendimiz 'in Sallallahu aleyhi ve sellem,şehid edildiğine dair olan haberdeb dolayı ashab-ı kiram şaşırıp büsbütün perişan olmuş ve dağılmışlardı.Halbu'ki Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Hak Tealanın muhafazasında olarak harp meydanında idi.Bunu ilk defa Ka'b bin Malik hazretleri gördü ve " işte Resulullah!ALLAH 'a hamd olsun sağ ve salim!..."diye nida etti.Bunun üzerine ashab-ı kiram tekrar toplanmaya başladırlar,düşman hücumlarını kırdılar.
Düşmanlar daha fazla savaşa cesaret edemeyip döndüler.Yirmi iki kadar ölüleri vardı.Müslümanları şehidleri ise yetmiş iki kadardı.Radıyallahu anhüm.
Sana her gece dua ediyorum
Sevdiğim için değil,beter olasın diye
Allahımdan bir tek şey diliyorum bana çektirdiğin acıları sanada çektirsin diye,;
Geceleri göz yaşlarının yaş olarak değil kan olarak akmasını istiyorum
Benden gittiğine bir gün pişman olacaksın,
Çünkü benden çok seveni sen istesende asla bulamazsın
Pişman olacaksın aşk yolunda bir tek ben değil sende bir gül gibi solasın sende benim yandığım gibi yanasın sen de benim gibi her gece göz yaşı akıtasın
SENİN GİBİ KALP KIRINLAR BU DÜNYADA YAŞAMASIN KAYBOLSUN
Nefretlerim teker teker kaybolsun....
"Kim Sebe' sûresini baştan sona kadar devamlı olarak okumasını âdet hâline getirirse, Allahü teâlâ o kimseyi kıyâmet gününde Peygamberlerle müsâfeha ettirir."
"Kim Sebe' sûresini okursa, hiçbir resûl ve nebî kalmaz ki, kıyâmet günü ona arkadaş olmasın ve müsâfehâ etmesin."
Bu bölümdeki beş ayet ve on hadis-i şeriften, mü'minlere karşı alçak gönüllü olmanın gerektiğini, kafirlere karşı da sert ve zorlu olunacağını, Allah katında en değerli olan kimsenin yolunu yordamını Allah ve kitabıyla bulan kimse olduğunu, her şeyi bilen Allah'ın kötülükten sakınanları da en iyi bildiğini, dünyada büyüklük taslamanın insana ahirette günahtan başka bir şey kazandırmayacağını, Allah'ın alçak gönüllü olmamızı emrettiğini, Allah'ın alçak gönüllü olanları yücelteceğini, küçük büyük demeyip herkese selam vermenin gerekliliğini, peygamberimizin ne büyük tevazu örneği verdiğini, hatta ailesinin hizmetinde bulunduğunu, ve yine hutbesini bile kesip insanlarla ilgilendiğini hatta yemek yerken üç parmağını da yaladığını, yere düşen ekmek ve taam parçalarını temizleyip yediğini, koyun bile güttüğünü, paça veya kürek eti yemeğine bile davet edilse Rasulullah'ın icabet edebileceğini, dünyada yükselen bir şeyi alçaltmanın Allah'ın değişmez bir kanunu olduğunu öğreneceğiz
"Ey peygamber senin yolunda giden mü'minlere, kol kanat ger." (Şuara: 26/215)
"Ey iman edenler! sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah yakında öyle bir toplum getirir ki O, onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı alçak gönüllü, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı, onurlu ve şiddetlidirler." (Maide: 5/54)
"Ey insanlar! Bakın biz sizi, bir erkekten ve kadından yarattık. Sizi birbirinizi tanıyasınız diye, milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında şerefli ve itibarlı olanınız; yaşantısını, yolunu, yordamını Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışanınızdır. Çünkü Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır." (Hucurat: 49/13)
" O halde ey insanlar siz, kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın O, kimin yolunu kendi kitabıyla bulmaya çalıştığını daha iyi bilir." (Necm: 53/32)
"Yine A'raftakiler yüzlerindeki işaretlerinden tanıdıkları kimselere şöyle seslenecekler: Ne sağladı size, mal mülk biriktirmeniz ve büyüklük taslamanız. Allah'ın rahmetine erişemeyecekler diye yemin ettiğiniz, bu cennete giren kimseler değil miydi? Onlara: Girin cennete size korku yok, hüzün de duymayacaksınız, diye sesleniliyor." (Araf: 7/48-49)
603. İyâz İbni Himâr radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Allah Teâlâ bana: O kadar mütevâzi olun ki, kimse kimseye böbürlenmesin; kimse kimseye zulmetmesin, diye bildirdi."[2]
* Tevazu sahibi yani alçak gönüllü olmayan insan kendini beğenmiş zavallı bir zalim olmaktan öteye geçemez. Allah peygamberine gönderdiği kitap haricinde de vahyedebilir. Bu hadiste olduğu gibi. [3]
604. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah Teâlâ affeden kulunun değerini artırır. Allah rızâsı için alçak gönüllü olanı Allah yüceltir."[4]
* Veren kimsenin malı devamlı bereketlenir. Bu dünyada bereketinin yanı sıra ahirette ise sevabı artar. Alçakgönüllü davrananı ise Allah yüceltir. [5]
605. Enes radıyallahu anh çocukların yanından geçerken onlara selâm verdi ve:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de çocuklara böyle selâm verirdi, dedi.[6]
* Selam herkese verildiği gibi bilhassa çocuklara da verilmelidir ki İslami kurala alışmış olsunlar. [7]
606. Yine Enes radıyallahu anh şöyle dedi:
Medineli bir adamın hizmetçisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in elinden tutar, onu istediği yere kadar götürürdü.[8]
* Toplumun her kesimine olduğu gibi kölelere de alçak gönüllü davranan peygamberimizin ne kadar hoşgörülü davrandığını, kimsenin durum ve seviyesine bakmaksızın ona faydalı olmaya çalıştığını görmekteyiz. Kibirden zerre bile olmayan örnek şahsiyet son peygamber. [9]
607. Esved İbni Yezîd şöyle dedi:
Hz. Âişe'ye:
- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evinde ne yapardı? diye sordular.
O da şu cevabı verdi:
- Ailesinin hizmetinde bulunurdu. Namaz vakti gelince de namaza giderdi.[10]
* İşte gerçek örnek şahsiyet peygamberin evi içerisindeki yaşantısından bir kesit Çarşıdan aldığı bir malzemeyi kendisi taşıyıp başkalarına vermeyen "sahibinin taşıması daha uygundur" diyen peygamber. Namaz vakti gelince her işini bırakan peygamber [11]
608. Ebû Rifâ'a Temîm İbni Üseyd radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hutbe okurken yanına vardım ve:
Yâ Resûlallah! Dinini bilmeyen bir garip geldi. Dinini sorup öğrenmek istiyor, dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana dönüp baktı. Hutbeyi kesip yanıma geldi. Hemen ona bir sandalye getirdiler. Üzerine oturdu ve Allah Teâlâ'nın kendisine öğrettiği bazı şeyleri bana öğretmeye başladı. Sonra tekrar hutbesine dönerek konuşmasını tamamladı.[12]
İslamı öğrenmek isteyen bir kimseye verdiği hutbeyi bile kesen ve o kimseyle ilgilenen bir peygamber Davet ve islamî tebliğin ne derece önemli olduğu da burada belli olmuş oluyor. [13]
609. Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yemek yediği zaman üç parmağını da yalardı ve bu konuda şöyle buyururdu:
"Herhangi birinizin lokması yere düştüğü zaman, bulaşan şeyi temizleyip lokmayı yesin. Onu şeytana bırakmasın."
610. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Allah Teâlâ'nın gönderdiği her peygamber mutlaka koyun gütmüştür" buyurdu.
Bunun üzerine sahâbîleri:
- Sende mi güttün, yâ Resûlallah? diye sordular.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Evet, Mekkelilerin koyunlarını Karârît mevkiinde güderdim" buyurdu.[15]
611. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Eğer paça veya kürek eti yemeğe davet edilsem, derhal giderim. Şayet bana kürek veya paça hediye edilse, hemen kabul ederim."[16]
612. Enes radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah'ın devesi Adbâ, yarışta birinciliği başkasına vermezdi; yahut yarışı başkasına kolay kolay bırakmazdı. Bir gün binek devesine binmiş bir bedevi geldi ve yarışta onu geçti. Bu durum müslümanlara pek ağır geldi. Bu hali farkeden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Dünyada yükselen bir şeyi alçaltmak, Allah'ın değişmez kanunudur."[17]
* Yükselen her şeyin bir gün düşeceği gerçeğini ve ilahi bir sırrı açıklayan bu hadiste de insanlar, devletler ve herşeyin bir başlangıcı, yükselişi ve düşüşü olduğunu bize haber vermektedir. Allah'ın değişmez kanunlarından birinin de bu olduğu bize duyurulmuş oldu. [18]
Ahmed bin Hadraveyh hazretleri kendi nefsini muhâsebeye çektiği bir hâdiseyi şöyle anlatmıştır:
Uzun müddet nefsime muhâlefetle onu kahretmiştim. Bir defâsında bir cemâat cihâd için gazâya gidiyordu. Bende de gazâ için büyük bir arzu uyanmıştı. Nefsim gazânın sevâbı ile ilgili hadîs-i şerîfleri bana hatırlatıyordu. Hayret edip, kendi kendime, gâlibâ nefsin bu istekli hâli bir hîledir! Çünkü nefs seve seve ibâdet ve tâatta bulunmaz! Herhalde devamlı oruç tuttuğum için nefsin tâkatı kesildi de bu sebeple savaşa gitmemi ve orucumu açmamı istiyor dedim.
Nefse dedim ki: "Ey nefs gazâ için sefere çıkınca oruca devâm edeceğim." Nefs; "Olur kabul." deyince şaşırdım ve herhalde ben nefsi geceleri namaz kılmaya mecbûr tutuyorum da onun için gazâya çıkmamı ve böylece gece namazını bırakacağımı ve rahata kavuşmayı istiyor diye düşündüm. Nefse gazâda da seni gece uyutmam dedim. "Bu da kabul!" dedi.
Bu cevabına da hayret edip, iyice düşündüm. Sonra herhalde nefs yalnızlıktan usandı da halkın arasına karışmak istiyor. Bu sebeple diye yorumladım ve nefse; "Konakladığımız her yerde insanların arasında oturmayacağım. Tenhâ bir kenara çekileceğim." deyince nefsim; "Onu da kabul ediyorum!" deyince artık onun maksadını anlamaktan âciz kaldım. Allahü teâlâya sığınıp; "Yâ Rabbî! Beni nefsin hîlesinden haberdâr et ve onun aldatmasından koru. Sana sığındım." diye yalvarıp duâ ettim.
Bunun üzerine nefs, şöyle dedi: "Benim isteklerime muhâlefet etmekle beni günde yüz defâ öldürüyorsun, bundan kimsenin haberi yok. Hiç olmazsa gazâda bir kere ölürüm de bunu bütün cihân halkı duyar. Derler ki, âferin Ahmed Hadraveyh'e, onu, nefsini öldürdüler, şehîdlik derecesine erdi..."
Nefsin bu cevabı üzerine; "Sübhanallah, bu nefs öyle yaratılmış ki, hayatında da ölümünde de münâfık! Ne bu dünyâda ne de âhirette müslüman olmak istemiyor! Ben onu tâatte bulunmak istiyor sanmıştım. Ona zünnâr bağlandığının farkına varmamışım." diyerek, daha çok muhâlefet ettim.