Taif Kadar Hüsran Estiren Bu Meltemin Hangi MIZRAĞIYLA HEDEF EDERSIN Yüregimi Kendine
, Seni ASK'tan Bilen Bana Hangi Dua ES OLUR
Senden Sonra Herseyi, Kendimden Sonra Bilen BEN,
Bir Kusluk Vakti , Seccademe Kapanip Senli Bir Dua'yla Ölürken..
Sen Bismillah Dedigim Yar Olarak Kalıyorsun Kıyımda...
Aşk şiirleri - Zühre-i Rahşan şiiri
Kendime Kekeme Sevinçler Biçiyorum Adinin Mutsuz En Harflerinden..
içime Irmak Ediyorum Seni
Kök Salıyor içimde Bir Yesil Derya
Kök Saliyor SEVDA..
ASK'in Sen Rengi Duvagini Nazli Bir Efsunla Biçiyorum.
Bildigim Tek ASK Diye , Yakana Yapisiyorum Senin Yâr,.
Yüregimde Birikmis Bulutlari Aglatiyorum Gözlerinden Istifade..
Nasiplenerek Çocuklugumdan Kocaman Seviyorum Seni
Dua'yi Agzimda Islatip ,Sana Niyetleniyorum Sükrüne Durarak Rabbimin..
Ey Bakisi Gazze Olan Sevgili,Bilmelisinki Bir Mim Umudu Büyütüyorum Sana ..
Sende Alinan Bir Zafer, Gönül Cetelemde Sonsuz Bir Lütuf..
Bilmez misin ,Kiliç Kinini Kesmez ..ASK Bu Ugurda Vazgeçisleri Kabullenmez ..
Hadi Bugranlarimi Yolcu Et Kendinede..
Kudüs'ü Aglatma Yâr ,
Sehadet Eden Bu Gamli Ömrüme Nefesinden Bir Dem Veren Katrem Ol.
Aci'nin Tarihçesi Olup Sevdaya Hüzzam Bir Ezgi Olurken , Kendine HAK Bil Beni
Simdi Senden Baska Her Kelam'ı Hüsran Bilen Bana, Rabbimin Alameti Et Yüregini.
Sevda'nin mutluluk saf'inda kiyam'a durabilmek seninle yedi beyza hükmü bana
Oysa mürekkeb'i cok kullaninca senli bir harf olmayi ancak o zaman beceriyorum yâr..
Simdi Bos Bulunup ASK Olan Tüm Harflerin Inadina Bir Tek Cümle Oluyorum.
Rabbimin Merhameti Diyerek ,Leyla'dan Belkis'tan Biliyorum Seni..
Oysa Süleyman Olamayan Bana, Sensin Diyar Yâr..
Gökyüzü'nün En Sakli Sallancaginda Bir Sana Sallanirken Körpe Hallerim'den..
Tutup Gülüsünü Mavera'dan Kurak Bahçelerime Rahmet Diye Yagmur Ediyorum ..
Yagdikça Nefes, Yagdikça Sehadet Sayiyorum ASK'a Seni..
Fiyakali Bir Ölüm Arayan Kûn Fe Yekûn Emrinde Hüzzâm Bir Notayi Azrail'e Yüklüyorum,
Sevda'din En Agir Isicisiyken, Sen Hangi Cümle'ne Hafif Gördün Sevgiliiiii Beni !
Simdi Cömert Bir Yalnizliktan Kurtulan Bana, Geç Bir Tesebbüs'le SUÇ Oluyorsun..
Deger Oluyorsun Dert'ken Bana
Ziyan'lari Zan Altinda Birakiyorum Senin Suretinde..
ASK'i Güc Bilerek Benzinde SENIN , Agirliginca Ifsa Ediyorum Yüregini..
Gök Kubbeler'den Kirpiklerinin Üstüne Atliyorum ..
Cürmün Kadar Aglanasi Bir Haldeyken ben ,Düstügüm Yer'e Göm SEN Beni ,
Sen Selametim'e Farz OL ISTIYORUM ,
Sana Hasret Yanimi ,ALT Üstü Bir Yalnizlik Diye Cekiyorum Kinindan ASK'in..
Taif'i, Mekke'yi, En Sanli Meccadeleri Memleket Diye Hicran'a Bürüyorum.
Ben Seni Rabbimin Alameti Bilip BIrtek ONDANNNN, BIRde ONDAN ISTIYORUM..
Bu Ugurda SEN Safina Duruyorken ASK'in , Lam ELIF'i Denk Ederken BEn H/içligime..
Oysa Sen Mim Oluyorsun Bana Yâr ,
Senin Alnina Yazilanin Yazarina Hamd Ederek, Sana Sehadet Iniltisi Bir YOLLA Geliyorum.
Sirayetliginde Bu Suskunlugun,Seni Kendime Emri Bakî Diye Not Düsüyorum ..
Israfil Üflesin Diye Sur'u Alnim Ortasina ,ASK'a Kiyamet Biliyorum Seni..
Ben Sesini Senin Yüreginde Unutmus 'BI'Lâl" Olmus ASK Müezziniyken..
Söyle Hangi Hüzünlü Halim Seni Cümle Eder Ömrüme Yâr
Söyle Yâr,
Hangi Diyar-i Terk Etsem ,Sana Kudüs Olur Yüregim.
Duvagini Gözlerime Serpistirip filizlendirirken Solmus Bir Efsun'u. Beni Kim Mülteci Sayar Senin Gözlerinde
Yüregi Yenilmis Degil, Yüregine Yenilmis Bir Ilham Umudu Ediyorken Sen Beni,
Hangi Meydanda Vahsi'm Olursun Yâr..
Vurdukca sevilen vurdukca cennet biçilen..
Taif Kadar Hüsran Estiren Bu Meltemin Hangi MIZRAĞIYLA HEDEF EDERSIN Yüregimi Kendine
, Seni ASK'tan Bilen Bana Hangi Dua ES OLUR
Senden Sonra Herseyi, Kendimden Sonra Bilen BEN,
Bir Kusluk Vakti , Seccademe Kapanip Senli Bir Dua'yla Ölürken..
Sen Bismillah Dedigim Yar Olarak Kalıyorsun Kıyımda
Oysa Bilmesin ,
Ihdinessirâtel müstakîm Edasiyla, Sen Rabbimden Diledigim Her Kelam'a Fatiha'msin
Olsan'da Birsin Olmasanda !
Haydi
Amin'leri Elinde Yâr..
Aminle Bizi
Bir düş kur bana,
İçinde beyazlar olmasın.
Bir gözlerin,
Ardında bıraktığın tebessümler.
Yoksulluktan kokmuş sevgiler,
Bir düş kur bana.
Anlatınca anneme,
Gelmesin dilinden hiçbir olumsuz cümle.
Karanlıklar olmasın.
Bir sevda,
Gözlerin olsun.
Bir düş kur bana.
Anlatınca anneme,
Hayra yorsun.
Bu gece aklımın her yanında sen,
Kirpiklerimde senden kalan izler.
Ellerimde silmek için göz yaşını,
Yüreğimde taşıdığım mendil.
Ağlama.
Anlatınca kaygılar kasırgasını,
Fırtına gibi kopma.
Ağlama.
Esirge soğuklardan göz yaşlarını.
Ağlama.
Eskimesin göz kapaklarında ki sancı.
Ne söyledide kopar oldu gözlerin,
Aldırma, sil at gerekirse Aşk'ı.
Ama ağlama,
İnanma yalan söylüyor falcı.
Dur durak bilmez,
Sor.
Soluk neden hiç incimez.
Anla.
Şikayet ettiklerin nedir bilinmez.
Ağlama.
Aşk insana bir gün bile rahat vermez.
Ağlama
Babalık izni - Babalık izni kaç gün oldu 2011 - Torba yasası babalık izni - Babalık izni 10 gün - babalık izni 2011 - 2011 babalık izni
İş Kanununda (Çalışma Kanunu) babalık izni düzenlenmemiş olduğundan SGK lı çalışanlara ait kanunen düzenlenmiş bir babalık izni uygulaması bulunmuyor. Çalışılan işyerinin düzenlemeleri bu durumdan dolayı farklılık gösterebiliyor. Yani bazı işyerleri 3 bazı işyerleri ise 2 gün babalık izni verebiliyor. Devlet memurlarının babalık izni ise kanunen 3 gün olarak belirlenmişti ve son düzenlemeyle (torba yasası) bu süre isteğe bağlı olarak 10 güne kadar çıkarılabilmektedir.
DOĞUMDA ANNENİN ÖLMESİ HALİNDE BABAYA İZİN
657 sayılı Kanunun 104. maddesinin (A) bendine eklenen yeni cümle şu şekildedir:
"Doğumda veya doğum sonrasında analık izni kullanılırken annenin ölümü hâlinde, isteği üzerine memur olan babaya anne için öngörülen süre kadar izin verilir."
Kadın memur için, doğum sonrasında 8 haftalık bir analık izni öngörülmüştür. Eğer anne, doğumda veya doğum sonrasındaki analık iznini kullanırken ölürse, bu izni, baba kullanacaktır. Hali hazırdaki olaylarda, eğer ölüm tarihinden itibaren 8 hafta geçmemiş ise, doğumdan sonraki 8 haftalık süreyi geçmemek kaydıyla, babaya izin kullandırılmalıdır.
10 GÜNLÜK BABALIK İZNİ
657 sayılı Kanunun 104. maddesinin (B) bendine eklenen yeni cümle şu şekildedir:
"B) Memura, eşinin doğum yapması hâlinde, isteği üzerine on gün babalık izni; kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hâllerinde isteği üzerine yedi gün izin verilir."
3 gün olarak verilen izin 10 güne çıkarılmıştır. Hali hazırdaki olaylarda ,eğer memurun durumu, doğumdan sonraki 10 günlük süre içindeyse, kalan sürece izin verilmelidir. Eğer doğumdan sonraki 10 gün geçmiş ise artık memurra bir daha kalan 7 günlük izin verilmemelidir.
facebook şekilli isimler - şekilli nickler facebook - şekilli nickler isimler - facebook nickleri - facebook şekilli isimleri - süslü msn nickleri - msn nickleri
Facebook Reklamları - Facebook Resimli Rekları Nedir - Resimlerin Facebookta Yayınlanması - Profil Resimleri Facebook
Facebook Reklamlarında Çıkmamak için ne yapmalı
Facebook, sponsorlu reklamlarda üye resimlerini kullanmaya başladı. Facebook'un yeni 'Sponsorlu yazılar' planı Ocak ayında duyurulmuştu ve görünüşe bakılırsa yeni özellik şu an devrede.
Yeni reklam kampanyasına göre bir veya birden fazla arkadaşınız bir ürünü 'beğenmiş' ise bu ürüne sizin de eğilimli olduğunuz düşünülüyor. Dolayısıyla size önerilen sponsorlu reklamlarda bir arkadaşınızın resmi yer alabiliyor.
Bundan daha kötüsü ise yakın zamanda üçüncü parti reklamcıların da Facebook uygulamalarında isminizi ve resminizi kullanacak olması. Kampanyanın dışında kalmak için bir seçeneğin mevcut olması, bu tür bir paylaşımın yapılacağını ortaya çıkarıyor.
Üçüncü parti reklamların dışında kalmak için Hesap Ayarlarınızda (Gizlilik Ayarları değil), Facebook Reklamları sekmesine tıklamanız ve karşınıza gelen 'Platform sayfalarındaki reklamların bilgilerimi şu kişilere göstermesine izin ver' seçeneğini 'hiç kimse' olarak değiştirmeniz gerekiyor.
alışveriş festivali - istanbul alışveriş festivali - alışveriş festivali istanbul 2011 - 2011 istanbul alışveriş festivali
40 gün 40 gece alışveriş ve eğlence nerede,40 gün 40 gece Alışveriş Caddeleri,40 gün 40 gece Alışveriş Merkezleri
İstanbul Alışveriş Festivali 40 gün 40 gece !
İstanbul Alışveriş Festivali, bugün başladı. 40 gün, 40 gece sürecek olan İstanbul Alışveriş Festivali yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olacak gibi görünüyor. İstanbul Alışveriş Festivali, Dubai Alışveriş Festivali 'ne benzer bir program ile turistlerin İstanbul 'da daha fazla alışveriş yapmasını sağlamak için düzenlendi.
İstanbul 'da 40 gün 40 gece tarihleri
Alışveriş merkezleri ve birçok ünlü mağazanın bulunduğu caddeler sabahlara kadar açık olacak... 18 Mart - 26 Nisan 2011 tarihleri arasında İstanbul 'daki mağazalar %20 'den başlayan ve %50'lere varan indirimlerle bol satış yapacak.
40 gün 40 gece alışveriş festivali hangi Caddelerde
212 İstanbul Power Outlet, Akmerkez, Astoria Alışveriş ve Yaşam Merkezi, Ataköy Plus, Beylikdüzü Migros Alışveriş Merkezi, Capitol Alışveriş Merkezi, Carousel Alışveriş ve Yaşam Merkezi, Carrefour Haramidere AVM, Carrefour İçerenköy AVM, CarrefourSA Bayrampaşa AVM, Kale Outlet Center, Deposite Outlet Merkezi, CarrefourSA Maltepe Park AVM, CarrefourSA Ümraniye AVM, Cevahir Alışveriş Merkezi, City's Alışveriş Merkezi, Deposite Outlet Merkezi, Forum İstanbul, Galleria Alışveriş Merkezi, Historia Fatih Alışveriş ve Yaşam Merkezi, İstinyePark AVM, Pendorya AVM, Profilo Alışveriş Merkezi, Sapphire Çarşı, Starcity Outlet Center, Tepe Nautilus, Torium Alışveriş Merkezi, Via/Port Outlet Shopping, Wedding World Kuyumcukent.
Kompozisyon Kuralları Nelerdir - Kompozisyon Yazmak - Kompozisyon Nasıl Yazılır
1. Giriş bölümünde; konuya genel bir başlangıç yapılır,giriş bölümünü okuyan biri gelişmede nelerden bahsedebileceğimizi anlayabilmelidir,bu bölümde örnek verilmez,ayrıntılara girilmez, ancak,şunun için,bundan dolayı gibi açıklama gerektirecek ifadeler kullanılmamalıdır.Bu bölüm tek paragraftan oluşur.giriş bölümü tek cümleden oluşmamalı.
2. Gelişme bölümünde; konu açıklanmaya başlanır,örnekler verilebilir,atasözü, özdeyiş veya gözlemlerden yararlanılabilir,bu bölümde birden fazla yardımcı fikir bulunabilir.Böyle bir durumda yardımcı fikirler farklı paragraflara bölünecektir.Paragraflar arası geçiş bir bağlantı cümlesi ile sağlanmalıdır.
3. Sonuç bölümünde;konu bir yargıya bağlanmalıdır,konumuzun özü ortaya çıkmalıdır.Hiçbir şekilde bu bölümde açıklamalara girilmez.Örnek verilmez.Bu bölüm tek paragraftan oluşur;ancak tek cümleden oluşmayacaktır.
4. Çok uzun cümleler kullanılmayacaktır.
5. Anlatım bozukluklarına dikkat edilecektir.
6. Aynı kelimeler sıkça tekrar edilmeyecektir.
7."bu söz çok doğrudur, benim bu sözden anladığım şudur, bu sözde anlatılmak istenen " gibi ifadeler kesinlikle kullanılmayacaktır.
8."bir öğrenci var dersine çalışıyor,bir öğrenci var çalışmıyor" gibi örnekler verilmeyecektir.
9. Argo söyleyişler kullanılmayacaktır.
10. İmlâ kuralları-Noktalama işaretlerine dikkat edilecek.
11. Başlık yazmayı unutmamalıyız ve başlığımız da uzun olmayacak.
12. Kağıt düzenine uyulacak.
13. Yazıya önem verilecek.
14. Kompozisyonda açıkladığımız görüşlerimiz birbirine ters düşmeyecek.
15. Özgün ifadeler kullanılacak.
16. Planlı yazılacak.
17. Konu dışı yazılmayacak ,verilen konu
açıklanmaya çalışılacak.
18. Kompozisyon yazmak birikim işidir.Okuma,dinleme ve gözleme önem verilecek.Deneyimli insanlardan yararlanılacak.
Suya virsün bağban gülzarı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzara su
Anlamı: Bahçıvan gül bahçesini sele versin, boş yere zahmet çekmesin; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
Söz Sanatları:
Teşbih: Sevgilinin yüzünün güle benzetilmesinden dolayı
Hüsn-i Talil: Bahçıvanın görevi gül yetiştirmektir. Yaptığı işi yapmasına güzel bir sebep olarak sevgilinin yüzü kadar güzel bir gül yetiştirmeyi göstermektedir.
Tenasüp: Birbirleriyle anlam ilişkisi olan bağban, gülzar, gül, su gibi kelimeler kullanılarak bu sanat yapılmıştır.
Yorumu: Şair burada sevgilisini övmektedir. Bahçıvan bahçede güzel gül yetiştirmek için uğraşmasın boşuna uğraşmış olur. Çünkü en güzel gül sensin. Bahçıvanın senin kadar güzel bir gül yetiştirmesi mümkün değildir. Dünyada senden daha güzel hiç kimse yoktur. Bahçıvan bağbanı sele versin. Boşuna uğraşmasın.
Ayrıca burada Peygamber Efendimiz bir gül olarak düşünülebilir. Zaten gül Peygamberimizin sembolüdür. Efendim, bahçıvan boşuna uğraşmasın, senin gibi bir gülün tekrar dünyaya gelmesi, yaratılması mümkün değildir, sen teksin, sen güzelsin gibi bir ifade de sezilmektedir.
Kelimeler:
Bağban: bahçıvan
Gülzar: gül bahçesi
Tek: gibi (edat), eşi benzeri olmayan
Ohşadabilmez gubarını muharrir hattına
Hame tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Anlamı: Hattatın gözlerine bakmaktan kalem gibi karasu inse de gubari yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.
Söz Sanatları:
Teşbih: Yüzdeki tüyler gubari hatta benzetilmiştir.
Tezat: Mürekkebin karalığı ile kağıdın beyaz rengi arasında zıtlık vardır. Bakmak ve kör olmak arasında da zıtlık vardır.
Tenasüp: gubar, hat, muharrir, hame kelimeleri arasında birbirlerine anlamca yakınlık vardır.
Mecaz-ı Mürsel: Gözlere kara sular inmesi deyimiyle yapılmıştır.
Yorumu:Eski edebiyatımızda sevgilinin yüzü Mushaf'a, kitap sayfasına benzetilir. Çünkü sevgilinin yüzü bembeyaz, parlak, pürüzsüz bir yüzdür. Hattatlar da beyaz bir kağıda pürüzsüz olarak hat yapmaktadırlar. Sevgilinin yüzünde ayva tüyleri adını verdiğimiz ince, sarımsı tüyler vardır. Bu tüyler ince ve narindir. Asla sevgilinin güzelliğini bozmaz.
Buradaki hattat sürekli parlak bir kağıda bakmaktadır. Ancak kağıdın parlaklığı hattatın gözlerinin bozulmasına hatta kör olmasına sebep olmaktadır. Hat sanatı çok ince bir sanattır. Maçlarda futbolcuların ışığın parlaklığından veya karın beyazlığından kaçmak için gözlerine kömür sürmeleri bundandır. Gözlerinin bozulmasını önlemek içindir.
Buradaki hattat insan yüzündeki tüylerin inceliğinde ve güzelliğinde bir yazı yazmak ister ama bunu başarması mümkün değildir. Kör oluncaya kadar dahi yazsa bunu başaramaz. Çünkü insan yüzündeki tüylerin inceliğinde ve güzelliğinde bir hat sanatı meydana getirmek imkansızdır.
Arızun yadıyla nemnak olsa müjganum nola
Zayi olmaz gül temennasıyla virmek hara su
Anlamı: Yanağını hatırladıkça kirpiklerim ıslansa bundan ne çıkar. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Zira gül elde etmek için dikene su vermek boşa gitmez.
Leff ü Neşre: Arız-gül, yad-temenna, nem-nak-su, müjgan-har kelimeleri arasında
Yorumu: Şimdi buradaki aşık kirpiklerim ıslandıkça derken ağladığını ima etmektedir. Çünkü aşık ağladıkça sevgilisine ulaşmanın mümkün olacağını söylemektedir. Dikene gül elde etmek için su vermek nasıl boşa gitmezse güzel yüzünü gül yüzünü görmek için ağlamam da boşa gitmeyecektir. Çünkü sonunda benim gözyaşlarıma dayanamazsın. Bana kendini gösterirsin demek istemektedir.
Burada olayın başka bir boyutu ise aşık güle kavuşmak istemektedir. Aşığın ağlamaktan kan çanağına dönen gözleri gül rengine dönecektir. Sevgilinin yanağı da gül olduğuna göre aşık böylece gül yüze gözlerinin içinde de olsa kavuşmuş olacaktır.
Kelimeler:
Arız: yanak
Nem-nak: nemli
Müjgan: kirpikler
Temenna: temenni etmek
Gam güni itme dil-i bimardan tigun dirig
Hayrdur virmek karanu gicede bimara su
Anlamı: Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
Söz Sanatları:
Açık İstiare: Sevgilinin bakışı keskin kılıca benzetilmektedir
İrsal-i mesel: Geceleyin hastaya su vermek sevaptır sözünde vardır.
Leff ü neşr: gam güni-karanu gece, dil-i bimar- bimar, tiğ-su kelimeleri arasında leff ü neşr yapılmaktadır.
Yorumu:Şair, sevgilisine sesleniyor. Ben bu gün üzüntülüyüm diyor. En azından gamlı olduğum bugün bari bakışını benden esirgeme, benimle azıcık ilgilen diye sesleniyor. Eğer benimle ilgilenirsen çok mutlu olacağım. Karanlık bir gecede hasta yatağında yatan birine su vermiş kadar sevap kazanırsın demek istiyor.
Karanlık gecede hastaya su vermek sevaptır. Çünkü tüm insanlar gece hastaları dahi olsa uyurlar. Oysa acıları ile baş başa kalan hastanın kendisidir. İnsanlar için geceleyin yatağından kalkmak ve hasta biriyle ilgilenmek bir külfettir. Bu külfete katlanan kişi Allah katında da sevaplanır. Hastayla ilgilenmek sevaptır.
Şair, sevgilisinden bakışını isterken bunun bir sebebi daha vardır. Hasta olan insana su verilir. Sevgilinin kılıca benzeyen bakışında da tedavi edici bir özellik vardır. Kılıç su ile sertleştirildiğinden (yapım aşamasında) ayrıca tedavi edici özellik kazanmış olur.
fuzulinin su kasidesi söz sanatları - Edebi Sanatlar Açısından İnceleme - fuzulinin şiirindeki söz sanatları - fuzulinin şiirlerinin açıklaması
Edebi incelemesi
KASÎDE DER NA'T-I HAZRET-İ NEBEVÎ
SU KASİDESİ İNCELEMESİ
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çare su
Anlamı: Ey göz gönlümdeki ateşlere gözyaşından su saçma, çünkü bu derece tutuşmuş olan ateşlere su fayda etmez.
Söz sanatları
Mübalağa: Gönüldeki ateşlerin su ile söndürülemeyecek kadar çokolması. Su her şeyi söndürür.
Tezat: Od, ateş demektir. Aşkın verdiği ızdıraptan kaynaklanan bir ateştir bu. Su ile ikisinin bir arada kullanılması tezat oluşturur.
Mecaz: Od kelimesi ateş anlamına gelir. Metinde gerçek anlamının dışına taşarak aşk ateşi anlamında kullanılmıştır.
Yorumu: Şair aşkın verdiği acıyla içinde sevgilinin hasretinin büyüdüğünden, bu hasretin, bu ayrılığın kendisini perişan ettiğinden, yüreğinin yandığından bahsediyor. Bu acılar içerisinde bir çıkış yolu arıyor. İçindeki yangını söndürmek telaşındadır. Bunu söndürmek için gözyaşına başvuruyor. Ancak bu ateş gözyaşıyla sönmez. Bilakis gözyaşı aşkın acısını artırır. Gözyaşı tuzludur. Tuz ise yakıcı ve ateşi artırıcıdır. Yüreğe inen her damla gözyaşı bu acının dinmesine değil artmasına vesile olacaktır.
Kelimeler:
eşk: gözyaşı
od: ateş
Ab-gundur günbed-i devvar rengi bilmezem
Ya muhit olmuş gözümden günbed-i devvara su
Anlamı: Şurada dönen gökkubbenin rengi su rengi midir, yoksa gözümden akan yaşlar, gözümden akan sular gökkubbeyi mi kaplamıştır, bilmiyorum.
Söz Sanatları:
Tecahül-i Arif: Şair gökyüzünün neden mavi olduğunu biliyor ancak bilmemezlikten geliyor. Bildiğini bilmemezlikten gelme sanatı olan tecahül-i arif yapmış oluyor.
Mübalağa: Hiç kimsenin gözyaşı gökyüzünü kaplayamaz, bu mümkün değildir. Böylece olayı abartmış olduğundan mübalağa sanatı gözükmektedir.
Hüsn-i Talil: Şairin gökyüzünün mavi rengini gözyaşlarından aldığına inanması, gözyaşlarının renk verdiğini söylemesi güzel neden göstermedir.
Yorumu: Burada tasvir olunan şair sürekli ağlamaktadır. Gözü yaşlıdır. Ağlarken gökyüzüne bakar ve onun su renginde olduğunu görür. O zaman gözyaşları ile gökyüzünün rengi arasında bir ilişki kurar. Bunu da söz sanatlarıyla destekler.
Kelimeler:
Ab-gun: Su rengi
Günbed-i devvar: Dönen gökkubbe
Muhit: çeviren
Zevk-i tiğundan aceb yoh olsa gönlüm çak çak
Kim mürur ilen bırağur rahneler divara su
Anlamı: Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da gelip geçerken duvarda yarıklar açar.
Söz Sanatları:
Açık istiare: Tiğ kelimesi ile açık istiare yapılıyor. Tiğ kılıç demektir. Ancak kastetilen kılıç değildir. Sevgilinin bakışıdır. Burada şair senin kılıç gibi keskin bakışın demek istemiştir. Ancak bunu tam bir benzetme olarak söylemeyerek sadece kendisine benzetileni kullanarak ifade etmiştir. Sadece kendisine benzetilenin kullanıldığı benzetmelere biz açık istiare adını veriyoruz.
Leff ü Neşr: Bu sanat bir dizede söylenen sözcüklerin anlam (eş anlamlılık, zıt anlamlılık, benzerlik) yönünden bir sonraki söylenen dizedeki bazı sözcüklerle ilişkilendirilmesi sanatıdır. Bu şiirde tiğ ile su arasında kılıçın su ile sertleştirilmesi bakımından bir ilişki vardır. Burada bu sanat yapılmıştır. Gönül ile divar arasında ise kılıçın geçtiği yer olmaları bakımından bir ilişki vardır. Çak ve rahne ise kılıçın verdiği zarardır. Yine bu kelimeler arasında bir ilişki vardır. Böylece bu kelimeler arasında Leff ü Neşr sanatı yapılmıştır.
Tenasüp: Tiğ, su, rahne, çak, divar, gönül kelimeleri arasında tenasüp sanatı yapılmıştır.
Yorumu: Burada sevgili bakışlarıyla aşığı kendinden geçiriyor. Sevgilinin her bakışı aşığın daha çok aşık olmasına sebep oluyor. Sevgilinin bakışının keskin kılıç gibi olması divan edebiyatında ilk defa kullanılmıyor. Değişik divan şiirlerinde sevgilinin bakışı oka, mızrağa benzetilmektedir. Ve bu nesneler sert ve kesicidir. Sevgilinin bakışı da burada gönlü kesip atıyor. Parça parça ediyor. Aslında aşık zevk-i tiğundan derken kılıcının zevkinden diyor. O zaman buradan yola çıkarak aşığın sevgilinin verdiği acıdan zevk aldığı sonucuna ulaşabiliriz. Sevgilinin aşığa bakması onunla az da olsa ilgilenmesidir. Bundan zevk almayacak aşık yoktur.
Kelimeler:
tiğ: kılıç
çak çak: parça parça
mürur: geçme
rahne: gedik, yarık
Vehm ilen söyler dil-i mecruh peykanun sözin
İhtiyat ile içer her kimde olsa yara su
Anlamı: Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi yaralı gönlümde senin ok temrenine benzeyen kirpiklerinin sözünü korkarak söyler.
Söz Sanatları:
Açık istiare: Peykan okun, mızrağın ucu temreni demektir. Burada sevgilinin kirpikleri kastetilmektedir. Kirpikte ok, mızrak gibi keskin, serttir. Burada okun temreni gibi sert kirpiklerin demek istenmiştir. Benzetmenin diğer öğeleri söylenmediği için haliyle istiare sanatı yapılmıştır.
Leff ü Neşr: Vehm ile söylemek (çekinerek söylemek), ihtiyat ile içmek (tedbirli içmek), dil-i mecruh (gönül yarası), yara , peykan (okun ucundaki sivri demir-deminde dediğimiz gibi su ile sertleştirilir.) su sözcükleri arasında yapılmış bir sanattır.
İrsal-i Mesel: Eski bir gelenek olan iç yarası olan hastalara su içirilmemesinden dolayı bu sanat yapılmıştır.
Anlamı: Burada aşık olan kişi sevgilinin bakışını korkarak anıyor. Bu korkuyla eskiden içinde yara olan insanlar arasında bağlantı kuruyor. Eski tıpta içinde yara olan insanlara su içirilirken çok dikkat edilirdi. Hatta bir pamuk parçası ile dudaklarını ve ağzını ıslattıkları bilinmektedir. Burada bu inanca işarette edilmektedir. Şair, nasıl iç yarası olan hastalara su içirmek için tedbirli davranıyorlarsa ben de senin kirpiklerinin korkusundan ihtiyatla davranıyorum. Edebiyatımızda kirpik oka benzetilir. Ve bu aşığın gönlüne atılan, kalbine atılan oktur. Aşık kendisini bu ok darbelerinden korumak istemektedir. Ancak ne yaparsa yapsın buna engel olamayacaktır. Aslında demin de dediğimiz gibi bundan hoşnuttur aşık.
Suya virsün bağban gülzarı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzara su
Anlamı: Bahçıvan gül bahçesini sele versin, boş yere zahmet çekmesin; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
Söz Sanatları:
Teşbih: Sevgilinin yüzünün güle benzetilmesinden dolayı
Hüsn-i Talil: Bahçıvanın görevi gül yetiştirmektir. Yaptığı işi yapmasına güzel bir sebep olarak sevgilinin yüzü kadar güzel bir gül yetiştirmeyi göstermektedir.
Tenasüp: Birbirleriyle anlam ilişkisi olan bağban, gülzar, gül, su gibi kelimeler kullanılarak bu sanat yapılmıştır.
Yorumu: Şair burada sevgilisini övmektedir. Bahçıvan bahçede güzel gül yetiştirmek için uğraşmasın boşuna uğraşmış olur. Çünkü en güzel gül sensin. Bahçıvanın senin kadar güzel bir gül yetiştirmesi mümkün değildir. Dünyada senden daha güzel hiç kimse yoktur. Bahçıvan bağbanı sele versin. Boşuna uğraşmasın.
Ayrıca burada Peygamber Efendimiz bir gül olarak düşünülebilir. Zaten gül Peygamberimizin sembolüdür. Efendim, bahçıvan boşuna uğraşmasın, senin gibi bir gülün tekrar dünyaya gelmesi, yaratılması mümkün değildir, sen teksin, sen güzelsin gibi bir ifade de sezilmektedir.
Kelimeler:
Bağban: bahçıvan
Gülzar: gül bahçesi
Tek: gibi (edat), eşi benzeri olmayan
Ohşadabilmez gubarını muharrir hattına
Hame tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Anlamı: Hattatın gözlerine bakmaktan kalem gibi karasu inse de gubari yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.
Söz Sanatları:
Teşbih: Yüzdeki tüyler gubari hatta benzetilmiştir.
Tezat: Mürekkebin karalığı ile kağıdın beyaz rengi arasında zıtlık vardır. Bakmak ve kör olmak arasında da zıtlık vardır.
Tenasüp: gubar, hat, muharrir, hame kelimeleri arasında birbirlerine anlamca yakınlık vardır.
Mecaz-ı Mürsel: Gözlere kara sular inmesi deyimiyle yapılmıştır.
Yorumu:Eski edebiyatımızda sevgilinin yüzü Mushaf'a, kitap sayfasına benzetilir. Çünkü sevgilinin yüzü bembeyaz, parlak, pürüzsüz bir yüzdür. Hattatlar da beyaz bir kağıda pürüzsüz olarak hat yapmaktadırlar. Sevgilinin yüzünde ayva tüyleri adını verdiğimiz ince, sarımsı tüyler vardır. Bu tüyler ince ve narindir. Asla sevgilinin güzelliğini bozmaz.
Buradaki hattat sürekli parlak bir kağıda bakmaktadır. Ancak kağıdın parlaklığı hattatın gözlerinin bozulmasına hatta kör olmasına sebep olmaktadır. Hat sanatı çok ince bir sanattır. Maçlarda futbolcuların ışığın parlaklığından veya karın beyazlığından kaçmak için gözlerine kömür sürmeleri bundandır. Gözlerinin bozulmasını önlemek içindir.
Buradaki hattat insan yüzündeki tüylerin inceliğinde ve güzelliğinde bir yazı yazmak ister ama bunu başarması mümkün değildir. Kör oluncaya kadar dahi yazsa bunu başaramaz. Çünkü insan yüzündeki tüylerin inceliğinde ve güzelliğinde bir hat sanatı meydana getirmek imkansızdır.
Arızun yadıyla nemnak olsa müjganum nola
Zayi olmaz gül temennasıyla virmek hara su
Anlamı: Yanağını hatırladıkça kirpiklerim ıslansa bundan ne çıkar. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Zira gül elde etmek için dikene su vermek boşa gitmez.
Leff ü Neşre: Arız-gül, yad-temenna, nem-nak-su, müjgan-har kelimeleri arasında
Yorumu: Şimdi buradaki aşık kirpiklerim ıslandıkça derken ağladığını ima etmektedir. Çünkü aşık ağladıkça sevgilisine ulaşmanın mümkün olacağını söylemektedir. Dikene gül elde etmek için su vermek nasıl boşa gitmezse güzel yüzünü gül yüzünü görmek için ağlamam da boşa gitmeyecektir. Çünkü sonunda benim gözyaşlarıma dayanamazsın. Bana kendini gösterirsin demek istemektedir.
Burada olayın başka bir boyutu ise aşık güle kavuşmak istemektedir. Aşığın ağlamaktan kan çanağına dönen gözleri gül rengine dönecektir. Sevgilinin yanağı da gül olduğuna göre aşık böylece gül yüze gözlerinin içinde de olsa kavuşmuş olacaktır.
Kelimeler:
Arız: yanak
Nem-nak: nemli
Müjgan: kirpikler
Temenna: temenni etmek
Gam güni itme dil-i bimardan tigun dirig
Hayrdur virmek karanu gicede bimara su
Anlamı: Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
Söz Sanatları:
Açık İstiare: Sevgilinin bakışı keskin kılıca benzetilmektedir
İrsal-i mesel: Geceleyin hastaya su vermek sevaptır sözünde vardır.
Leff ü neşr: gam güni-karanu gece, dil-i bimar- bimar, tiğ-su kelimeleri arasında leff ü neşr yapılmaktadır.
Yorumu:Şair, sevgilisine sesleniyor. Ben bu gün üzüntülüyüm diyor. En azından gamlı olduğum bugün bari bakışını benden esirgeme, benimle azıcık ilgilen diye sesleniyor. Eğer benimle ilgilenirsen çok mutlu olacağım. Karanlık bir gecede hasta yatağında yatan birine su vermiş kadar sevap kazanırsın demek istiyor.
Karanlık gecede hastaya su vermek sevaptır. Çünkü tüm insanlar gece hastaları dahi olsa uyurlar. Oysa acıları ile baş başa kalan hastanın kendisidir. İnsanlar için geceleyin yatağından kalkmak ve hasta biriyle ilgilenmek bir külfettir. Bu külfete katlanan kişi Allah katında da sevaplanır. Hastayla ilgilenmek sevaptır.
Şair, sevgilisinden bakışını isterken bunun bir sebebi daha vardır. Hasta olan insana su verilir. Sevgilinin kılıca benzeyen bakışında da tedavi edici bir özellik vardır. Kılıç su ile sertleştirildiğinden (yapım aşamasında) ayrıca tedavi edici özellik kazanmış olur.
Kelimeler:
Bimar: hasta
Dirig: esirgeme
İste peykanın gönül hecrinde şevkum sakin it
Susuzam bir kez bu sahradan menüm-çün ara su
Anlamı: Gönül! Ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve ayrılığında özlemimi yatıştır; susuzum, bu çölde bir defa da benim için su ara.
Söz Sanatları:
Teşhis: Gönlün sevgilinin kirpiklerini istemesi ve özlem gidermesi, su araması
Açık istiare: Peykan kelimesi ile yapılmıştır. (Peykan gibi keskin bakış)
Tezat: Sahra-su, şevk ve susuzam
Leff ü Neşr: Peykan-su, şevk-susuzluk
Yorumu: Bu beyitte gönül ayrı bir varlık olarak düşünülmüştür. Oysa gönül aşığa aittir. Gönlün kendisi için sevgiliden ok temrenine benzeyen kirpiklerini istemesini istemektedir. Çünkü bu şekilde kendisini mutlu hissedecektir. Ayrıca önceden de bahsettiğimiz üzere peykan suyu barındırmaktadır. Su ile tedavi edici özelliğe sahiptir. Şair böylece susuzluğunun da gideceğini söylemektedir. Sevgiliden uzaktır şair. Ve ona ihtiyacı vardır. Gönlün aşk çölünde susuz kalan kendisi için su aramasını istemesi ise aşkın ateşinden kaynaklanmaktadır.
Kelimeler:
Peykan: Okun ucundaki sivri demir
Hecr: Ayrılık
Şevk: Şiddetli arzu
Men lebün müştakıyam zühhad Kevser talibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür huş-yara su
Anlamı: Ben dudağını özlüyorum, Sofular da Kevser istiyorlar. Nitekim sarhoşa şarap içmek aklı başında olana da su içmek hoş gelir.
Söz Sanatları:
Tezat: Zahid ile aşık, su ve şarap, mest ile huş-yar kelimeleri arasında zıtlık vardır.
İrsal-i mesel: Sarhoşa içki içmek, ayık insana su içmek hoş gelir.
Leff ü Neşr: Leb ile mey, su ile Kevser kelimeleri arasında bu sanat yapılmıştır.
Yorumu:Şair burada ben senin dudaklarını özlüyorum. Oysa zahidler sadece Cenneti ve onun sembollerinden olan Kevseri istiyorlar. Burada Fuzuli dünyevi zevkler peşindedir. Aşık aklı ile hareket etmez. Sarhoştur. Aşk sarhoşudur. Dudak ile şarap arasında renk bakımından bağlantı vardır. İkisi de kırmızıdır. Aşık o yüzden sevgilinin dudağına benzeyen şarabı özler. Belki de hasretini bu şekilde giderebileceğini düşünür. Zahidler sarhoşluğun ne olduğunu bilmezler. Şair zahidlerin zıddı bir düşünce içinde olduğunu vurgulamak istemiştir. Onlar sadece Allah'a kavuşmayı isterken ben ise sevgilinin dudağına kavuşmayı istiyorum der. Burada aslında Fuzuli küfre düşmüştür. (Her ne kadar buna inanmasak da)
Kelimeler:
Leb: Dudak
Müştak: Özleyen
Zühhad: Zahidler, dinin emirlerine çok bağlı olanlar
Kevser: Cennette bir ırmağın adı
Huş-yar: Akıllı
Mey: Şarap
Ravza-i kuyuna her dem durmayup eyler güzar
Aşık olmuş galiba ol serv-i hoş reftara su
Anlamı: Su senin mahallenin bahçesine doğru durmaksızın akar gider. Galiba o hoş yürüyüşlü serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş,
Söz Sanatları:
Teşhis: Suyun sevgiliye aşık olması
Hüsn-i talil: Su o hoş salınışlı serviye aşık olduğu için bahçeye doğru akar denmesi
Teşbih-i beliğ: Ravza-i kuy
Açık istiare: Servi
Yorumu: Burada su kişileştirilmiştir. Ancak şair burada galiba kelimesini de kullanmaktadır. Yani suyun serviye aşık olduğundan emin değildir. Servi sulak yerlerde yetişir. Burada suyun amacı servinin mahallesine doğru akmak ve serviye ulaşmak. Burada aşık olan sudur. Ki aşık için en mutlu olan şey sevgilisiyle ayrılmamak kavuşmaktır. Suyun serviye ulaşması demek ona kavuşması demektir. Ravza cennet demektir. O zaman sevgilinin bulunduğu yerde cennettir. Servi uzun, ince, narin bir ağaçtır. Bu özelliğiyle sevgilinin boyunu ifade etmektir. Burada tasvir edilen sevgili uzun boyludur. Ve beyit sevgilinin boyu üzerine oturtulmuştur.
Su yolın ol kuydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakibümdür dahı ol kuya koyman vara su
Anlamı: Toprak olup su yolunu o mahalden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, o yere varmaya bırakmam.
Söz Sanatları:
Teşhis: Suyun şairin sevgilisine aşık olması
Toprak olmak: Ölmek ve suyun yoluna set olmak anlamlarında tevriye
Tenasüp: Su yolu, set olmak, koymamak ve su kelimeleri arasında
ulaşımın olumsuz etkileri - ulaşımın olumsuz etkileri nelerdir - Olumsuz olayların nedenleri - Ulaşım araçlarının olumlu yönleri - Ulaşımda metronun faydalrı nedir
Ulaşım, bir nesneyi (veya bir bilgiyi) bulunduğu yerden farklı bir yere aktarmadır. Köyler, şehirler, ülkeler arasında bir yerden bir yere gidiş geliş demektir. Karayolu Ulaşımı, Denizyolu Ulaşımı, Havayolu ulaşımı ve Demiryolu ulaşımından oluşmaktadır. ülkemizdeki başlıca ekonomik faaliyetlerden biridir.
Başlıca ulaşım yolları
* Karayolu Ulaşımı
* Denizyolu Ulaşımı
* Havayolu ulaşımı
* Demiryolu Ulaşımı
Demir yolu ulaşım türleri ve araçları:
Şehiriçi
* Tramvay
* Tünel
* Hafif Metro (LRT)
* Metro
* Monoray-Havaray
Şehirdışı
* Tren
* Hızlı tren
Hızlı taşımacılık için kullanılan şehiriçi raylı sistem ve bu sistemde çalışan tren. Metro hatları diğer demiryolları gibi zeminde yer alırlar. Fakat demiryollarından farklı olarak yer altına da inebilirler. Metro sanıldığı gibi sürekli yer altından gitmez.
Ancak her durumda metro ile ulaşım hem çok insan taşıması, hem hızı ve hem de trafiğe ve trafik yoğunluğuna karışmaması nedeniyle avantajlıdır.
Meto olmasasaydı, ya da olmadığı dönemlerde yukarıda saydığımız ulaşım yöntemleri kullanılır.
Karagöz Hacivat - Ortaoyun Nedir - Karagöz Hacivat Diyalogları - Hacivat Karagöz Oyunları Hakkında
Deve veya manda derisinden yapılan, "tasvir" adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklara takılıp arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirme esasına dayanan gölge oyunudur. Oyun, adını Karagöz'den almaktadır. Karagöz adı ile yaygın olarak bilinen bu oyuna, halk arasında zaman zaman "Hacivat" adı da verilmektedir.
Gölge oyununun kaynağı Güneydoğu Asya ülkeleri olarak kabul edilir. Türkiye'ye gelişi hakkında ise değişik görüşler vardır;
Georg, Jacob tarafından savunulan görüşe göre, gölge oyununun Çin'den Moğollara geçtiği, buradan da Türklerin Anadolu' ya göçleri sırasında beraberlerinde getirdiği şeklindedir.
Gölge oyununun Mısır'dan geldiğini savunan görüşe göre, 1517 yılında Mısır'ı ele geçiren Yavuz Sultan Selim, bir gölge oyunu sanatçısının Memluk Sultanı Tumanbay'ın asılışını canlandırdığı, gölge oyununu izlemiş bu sanatçıları İstanbul'a getirtmiştir. Türklerin de bu sanatçılardan gölge oyununu öğrenerek icra ettiğidir.
Karagöz'ün Türkiye'ye geliş tarihi ile Çingenelerin geliş tarihlerinin çakışması, Karagöz'de rastlanan bazı Çingene özellikleri nedeniyle gölge oyununun Endonezya'nın Cava Adası ve Hindistan'dan Türkiye'ye, Çingene oynatıcıları eliyle getirilmiş olduğuna dair bir görüştür.
Diğer bir görüş ise, gölge oyununun Yahudiler tarafından İspanya ve Portekiz'den getirilmiş olabileceğidir.
Karagöz ve Hacivat'ın gerçekten yaşamış kişiler olduğuna inanılarak ortaya atılan değişik görüşler ve anlatılar da vardır. Bu konu ile ilgili anlatıların en yaygını şöyledir; "Karagöz ve Hacivat, Sultan Orhan zamanında Bursa'daki Ulu Cami'nin yapılışında usta olarak çalışmaktadırlar. Sık sık işi bırakıp espriler yaptıkları için, işçiler bunları izlemekte, inşaatın ilerlemesi engellenmektedir. Durumu gören Sultan Orhan'ın Karagöz ve Hacivat'ı astırdığı, sonradan pişman olduğu, Şeyh Küşteri adlı birinin Karagöz ve Hacivat'ın resimlerini yapıp arkadan ışık vererek bir perdede oynattığı" şeklindedir. Şeyh Küşteri Karagöz'ü yaratan kişi olarak anılmaktadır. Karagözcüler, Şeyh Küşteri'yi pîr'leri olarak kabul ettikleri için, Karagöz perdesine "Küşteri Meydanı" adını vermişlerdir.
Kendi mizah anlayışımıza, estetik değerlerimize göre biçimlendirilen ve geliştirilen gölge oyunu Karagöz, XVI. yüzyılda Hayal-i Zıl veya Zıll-i Hayal olarak adlandırılmaktayken, XVII. yüzyılda kesin biçimini almış ve Karagöz adıyla anılmaya başlamıştır. Şeyh Küşteri Karagöz'ü yaratan kişi olarak bilinmektedir. Karagöz XVIII. yüzyıldan itibaren halkın en sevilen eğlence türlerinden biri olmuştur.
Karagöz oyununun saraylarda ve konaklardaki eğlencelerde, kahvehanelerde, bahçelerde ve özel ortamlarda oynatıldığı bilinmektedir. Karagöz gösterileri, toplumun her kesiminde takdir toplamış beğeniyle izlenmiştir. Bu durum 19. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıfladığı gerileme döneminde Karagöz sanatçılarının yöneticilerle ilgili eleştirilerinin artması, yöneticileri rahatsız etmiş, siyasal taşlamalara yasak getirilmiştir. Hem siyasal yasaklamalar hem de Batı tiyatrosunun 19. yüzyılda Türkiye'ye girmesi sosyal ve ekonomik değişiklikler Karagöz gösterilerine ilgiyi azaltmıştır. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başı savaşlarla geçen bir dönem olduğundan Karagöz sanatçıları gösteri yapma olanağı bulamamış, birçoğu sanatı bırakmıştır. Cumhuriyet döneminde, 1932 yılında Halk Evlerinin açılmasıyla Karagöz sanatçıları sanatlarını yeniden icra etme olanağını bulmuşlardır. 1952 yılında Halk Evlerinin kapatılmasıyla Karagöz sanatçıları tekrar sıkıntılı bir döneme girmişlerdir. Daha sonraki Karagöz, çalışmaları, meraklıları tarafından bireysel çabalarla sürdürülmüştür. 1970 yılından sonra kurulan Kültür Bakanlığı'nın destekleme çalışmaları, bu sanatın canlandırılması ve yaşatılmasında etkili olmuştur.
Karagöz tek sanatçının yeteneğine bağlı olarak oynatılır. Perdedeki tasvirlerin hareket ettirilmesi, değişik tiplerin seslendirilmesi, şive taklitleri bir tek sanatçı tarafından yapılmaktadır. Sanatçının yanında kendisine yardım eden bir veya daha fazla yardımcısı bulunmakta, bunlara, "hayali" veya "hayalbaz", bu çırakların yardımcılarına "sandıkkâr", oyun takımı ile görevli kişiye de "sandıkkâr" denilmektedir. Oyunlarda şarkıları, türküleri okuyanlara "yardak", tef çalan yardımcıya da "dayrezen" adı verilmektedir. Günümüzde Karagözcülere yardım edenlerin tamamına "yardak" denilmektedir. Karagöz sanatçıları usta çırak ilişkisiyle yetişmektedirler.
Karagöz'de konular, komik öğeler öne çıkarılarak işlenmekte; çifte anlamlar, abartmalar, söz oyunları, ağız taklitleri belli başlı güldürü öğesi olarak yer almaktadır. Karagöz oyunları, metinli oyunlar grubunda yer almakla beraber, oynatan sanatçının yeteneğine, icra ortamına göre, doğaçlama olarak değişikliklere uğrar. Karagöz oyunlarında, geleneğe bağlı olarak, değişiklik yapılmadan oynatılan oyunlara "kar-i kadim" oyunlar, değişikliklere uğrayan oyunlar ile yeni oluşturulanlara ise "nev- icat" oyunlar denilmektedir.
Karagöz oyunu dört bölümden oluşmaktadır.
Hacivat'ın semai söyleyerek perdeye geldiği, perde gazelini okuduktan sonra Karagöz'ü çağırdığı ve Karagöz'le Hacivat'ın kavga ettikleri giriş bölümüne "mukaddime" (başlangıç) denir. Bu bölümde Hacivat'ın söylediği perde gazelinde, oyunun bir öğrenme aracı ve gerçeklerin göstergesi olduğu belirtilerek felsefi, tasavvufi anlamı vurgulanır.
Bu bölümde Karagöz ve Hacivat'ın kişilik özellikleri ve karşıtlıkları vurgulanır. Muhavereler oyunla ilgili olabildiği gibi, ilgisiz de olabilir. Bu bölümde, oyunun başkişileri olan Karagöz ve Hacivat arasında geçen salt söze dayanan olaylar dizisinden sıyrılmış, somutlaştırılmış ikili konuşma yer alır. Buna "muhavere" (söyleşi, diyalog) denilir. Muhavere, tekerleme biçiminde de olabilir. Bu bölümde Karagöz ve Hacivat'ın kişilik özellikleri ve karşıtlıkları vurgulanır. Muhavereler oyunla ilgili olabildiği gibi, ilgisiz de olabilir.
Asıl hikâyenin anlatıldığı, diğer tiplerin perdeye geldiği bu bölüme "fasıl" (oyun) adı verilir. Oyun, buradaki konuya göre isim alır. Fasıl'ın sonunda oyuncular perdeden ayrılır Hacivat ve Karagöz kalır.
Oyunun sonunun haber verildiği, Karagöz ile Hacivat'ın oyundaki espriler ve yanlış anlamalardan dolayı seyirciden özür dilediği, bir sonraki oyunun duyurusunun yapıldığı bölüme "bitiş" (Final-Epilog) adı verilir.
Karagöz'ün Tekniği: Karagöz'ün oynatıldığı beyaz perdeye "ayna" adı verilir. Perdeler önceleri 2x2,5 m iken sonraları 110x80 cm ebadında yapılmaya başlanmıştır. İç tarafta perdenin altına kurulmuş "Peş Tahtası"(destgah) vardır. Oyunda bunun dışında zil, tef, kamış, nareke (düdük), perdeyi aydınlatacak kandil veya ampul vardır.
Bunlar peş tahtasının üzerinde bulunur. Oyunda kullanılan tasvirler genellikle 32 - 40 cm büyüklüğünde olur. Tasvirler 50 cm. boyunda, 1 cm. çapında gürgen ağacından yapılmış çubuklarla oynatılır. Türk Karagöz'ü yatay çubuklarla oynatıldığından, görüntüler tek yönlü hareket ederler, geri dönemezler. Bunu yenmek için kimi görüntülerde "fırdöndü" denilen teknik kullanılır. Çin gölge oyununda olduğu gibi, görüntülerin sırtına deriden ufak bir yuva yapılır. Bir menteşe yardımı ile görüntünün sağa sola dönmesi sağlanır
Karagöz oyunlarında yer alan tiplerin tamamı tasvirler yoluyla canlandırılır. Tasvirler, cam deri tekniği ile tabaklanan, şeffaflaştırılmış deve, düve, manda, at, eşek ve keçi derisinden yapılmakta, doğal boya ile renklendirilmektedir.
Oyunda Karagöz ve Hacivat dışında yer alan diğer tipler, Tuzsuz, Çelebi, Matiz, Tiryaki, Beberuhi, Arnavut, Yahudi, Rum, Acem, Kürt, Laz, Kastamonulu, Kayserili, Rumelili, Efe, Zeybek, Zenneler vb.
Dr.İbrahim Saraçoğlu alkol tedavisi için asma yaprağını tavsiye ediyor.
Kullanımı ve Etkileri
7-8 adet asma yaprağını(Üzüm yaprağı olmayacak) 8 dakika kaynatıp sonra suyunu içiyoruz.Vücut bir süre sonra alkol istememeye başlıyor.
Tırnak Mantarı Tedavisi - Tırnak Mantarı Nedir - Tırnak Mantarı Nasıl Tedavi Edilir
Tırnak mantarı, tırnağın kepeklenmesine ve kalınlaşmasına neden olur. Tırnak doğal renginden farklı bir hal alarak, ağaç kökü görümünü alır. Bu haldeki tırnağı kendiniz kesemezsiniz. Tırnak Mantarının tedavisi uzun sürer çünkü tırnağın uzama sürecine bağlıdır.
Tedavisi:
Tırnaklarda meydana gelen mantar için ısırgan otu ile hazırlanan lapayı tırnaklarınızın üzerine sürün ve 10 dakika bekletin.
Tedavi 2:
2 çorba kaşığı kına,
1 çorba kaşığı şap tozu,
1 çay kaşığı deniz tuzu,
1 tatlı kaşığı zeytinyağı,
su ve limon
Kullanım Şekli:
Limon hariç, tüm malzemleri karıştırın. Tırnak mantarı olan yerin üzerine, hazırlamış olduğunuz karışımı, gece yatmadan önce sürün ve bölgeyi sarın. Sabaha kadar beklettiğiniz sargıyı, sabah çıkarın ve mantar olan bölgeyi su ile yıkayın. Arkasından da mantarlı bölgeyi limon ile ovun.
Defne Yaprağı - Defne Yaprağı Yararları - Defne Yaprağı Nasıl Kullanılır - Defne Yaprağı Faydaları Nelerdir
Terletici antiseptik ve midevi etkilere sahiptir.
- Doğum kolaylaştırıcı (Hamilenin son haftası) ağrı kesici
- Grip,nezle ve ateş düşürücüdür.
- Romatizmaya karşı kullanılır.
- Sindirim sistemi hastalıklarından hazımsızlıkta,
- İştahsızlıkta, gastritte, karındaki gaz şikayetinde etkilidir.
- Kadın hastalıklarından adetin düzenlenmesinde etkilidir.
- İdrar söktürücüdür.
- Terleticidir.
Bu etkilerinden yararlanmak için defne yaprakları genelde yaz sonunda toplanır, gölgelik ve havadar yerde kurutulur.
Defne Yağı ve Kullanımı
Defne yağı tıbbi olarak sert bir koku ve sıcaklık verir. Yağ kaslarda gevşeme, vücut ısısında artma, antiseptik ve immun sistem adını verdiğimiz bağışıklık sistemini artırıcı etkisi vardır. Aromaterapide eklem ağrılarında, adet ağrılarında ve idrar retansiyonunda kullanılır. Soğuk algınlığına bağlı eklem ağrılarında, viral enfeksiyonlarda ve vücut direncinin artırılmasında kullanılır.
Kullanım Şekli
Defne yağı masaj, buğu ve lapa tarzında kullanılır. Yağ sıcak suya konularak radyatör peteklerine konularak havadaki mikrobu ve virüsü öldürmekte kullanılır. Eklem ağrılarında masaj tarzında kullanılmaktadır. Deriyi tahriş edici etkisinden dolayı dilüe edilerek kullanılmalıdır. Hamilelik esnasında kullanılmaz.
Defne Çayının Faydaları : İştah açar, kan dolaşımını hızlandırır, size canlılık verir, hazmı kolaylaştırır.
Defne Çayının Hazılanışı : Üç tutam defneyaprağı, bir tutam hatmi çiçeği suda on dakika kaynatıldıktan sonra bal ile birlikte iki tutam da tarçın tozu karıştırılarak demleme hazırlanır.
Kullanımı : Yemeklerden sonra 1 bardak içilir.