Hüzün, bir hazin kelime Ayrılık gibi, hicran gibi; ama mutluluk gibi de Bazan bir gözde görürüz onu, bazan bir yüzde Bazan bulutlarla gelir, bazan lodoslarla
Hüzün tarih olur, Bağdat ufuklarını Osmanlı tuğları misali bekleyen hurma fidanlarıyla; Tuna boylarını hatem yakutları gibi süsleyen kaleler ve burçlarla gelir yedi yüz yıllık hafızamıza Elhamra avlusunda derin uykulara dalmış mağrib güneşi olur kah; kah Kudüs gecelerinde savrulan Selahaddin rüyaları
Aziz-i vakt idik ada zelil kıldı bizi
Hüzün gözyaşı olur, bazan bir eylül bulutundan dökülüp dilemmalarımıza karışır; bazan bir Kanuni mersiyesinden akıp güneşlerimizi buharlaştırır Paramparça olmuş kutsal kitapların mürekkeplerini dağıtır bazan, bazan kandil gecelerinin pişmanlıklarına dökülür yüreklerimizden Kimi zaman bir bayram sevincinin ardına gizlenen yetimin gözünde acı; kimi vakit fersudeleşmeye yüz tutmuş gülün yaprağında kırağı sıfatında belli eder kendini
Hurşide baksa gözleri halkın dola gelir
Hüzün söz olur, yarı yollarda bırakılmış yeminlerin ve vaadlerin peçesinden yüz gösterir kimi, kimi bir elyazmasının derkenarına yazılır bir ayrılık türküsü niyetine Bir mücelled güldeste olur yazılsa tüm hüzün sözleri ve binbir geceyi dolduran tutilerin dilinde şeker niyetine çiğnene çiğnene tutar şöhreti alemleri Sabahların kokusuna karışan bir pişmanlığın terennümüdür bazan ve bazan da gecelerin korkusunu damıtan bir şarkının dizesi
Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir
Hüzün mevsim olur, böler bir uykuyu bazan; bazan bir paranteze alır acıları Güz mü, eylül mü bilinmez; ortası mı sonu mu anlaşılmaz anın Şakaklarına düşen benek benek karlar mı densin yılların gölgesini taşıyan, başında gül rengi bulutlardan Lahuri tüller mi olsun Hicaz şarkılarında bestelenen?! Hüzün karanlıktır, yalnızlıktır, korkudur Ve hüzün bazan en büyük umutlara gebedir
Bir mevsim-i hazanına geldik ki alemin&
Hüzün renk olur, son dalın son yaprağında sararırken yakar içimizi; son fırtınanın son dalgasında köpürürken kanatır yüreğimizi Mavi gecelerin ve kurşuni bulutların örtüsüdür hüzün Hatırlamanın mestliğinde eflatuni bir ırmağın hasret yarasıdır, gül gül olup açan ateşin kederlerin masum çiçeğidir Sahilde bir gurubdur o, ufukta bir şafak Perde perde solan hayatımız&
Gül ateş, gülbün ateş, gülşen ateş, caybar ateş
Hüzün sevda olur, hayalini getirir annelerin, yavruların ve süveydaya durup melankolisini yaşatır sevenlerin, sevgilerin Fuzulilerin Galiblerin kinayeleri ve tevriyeleri onun üstüne yazılır, bülbüllerin kumruların şeyda tenasüpleri ve mecazları ona dillendirilir Umman gemicilerinin ufuklarında deniz feneridir hüzün, semavat müneccimlerinin kadrlerinde Ayyuk
Mahabbet bir bela şeydir giriftar olmayan bilmez
Hüzün alışkanlık olur, acıların yol dönemecinde azığını kuzgunlara kaptıran gönüllerin ömre süren Selvasıyla tartılır Yüzbin yıl sonra yeşerecek tohumlar için saklayıp suyu, vahalardan kurumuş dudaklarla geçer delikanlıca Mermer beyazında ayetlere teslim olmuş bir buhur-ı Meryemin nazenin tebessümüne Namus-ı ekber vasıtasıyla gelen nefestir o.
Huzun, aci bir atestir kalpte en derinde. Sigar mi bu yangin yataga benimle? Girilir mi onunla karara kavle? Yanar bir kordur, alevi hic bitmez, kemirir icerden ama dumani tutmez. Ilahi kudrettir, guc kuvvet yetmez. Zevk midir, cefa midir cekmeyen bilmez....
Yine gece, yine huzun
Ve yine icimde sen
Ve yine biliyor musun?
İcimde sen olunca huzun de guzel...
Hamit Tarhan'da boyle tarif etmis huznu. Sanirim herkes, kendi yanginina gore sekillendirmis payina duseni almis.
Cok guzel duygular edindim gul_yarasi, yuregine saglik. Paylasiminda anlamini bilmedigim bir cok sozcukler vardi ve sayende onlari da arattirip, bu huzunleri yasadim bende kendi capimda..
Tesekkur ederim..
Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz'den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, balaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır. Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır. Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.
Ağla/yamayan/lar,anla/yamayan/lar dır,bilirsin
ağlayamıyorsun demek öyle mi ?
O halde sen hiç dönüp bakma bile kalbine
Çünkü o "kalp",çoktan "ç/ölün" ,olmuştur
Aklıma çocuklar geliyor...
Yüreklerinde kurşun izleri var...
zulmün kucağında ,
babalarının kucağında duruyorlar çocuklar...
Gece akıyor iki yanımdan.
Bir yanda neşe , bir yanda hüzün var...
Gece uzadıkça uzuyor nedense...
Yılgın düşüyor umutlarım.
Kaldırımlardan kan damlıyor gözlerime.
Bir çocuk vuruluyor tam alnından...
Acıklı bir ilahi sıyırıyor kulaklarımı , bir figan...
Gecenin serinliği düşüyor içime.
Göz yaşlarım karışıyor şehrin ışıklarına...
Oysa ben hüznü severim.kendimi bildim bileli ben böyleyim..
Hüzün büyüğü gözlerine yaslanmanınne büyük bir onur olduğunu bil(e)medin
Artık içimin ağıtlarına dokunma ey kelepçesi hükümlü rüzgar !..
Kaç ölüm düştü tutsak günceme
Geçmişine sövülmüş bir hükmün infazında ertelendi gülüşlerim
Şimdi her gülüşümde yüzüm kirli
Koşarken yırtıldım işte..
SENİN GÖZLERİN ATEŞ, BENİM RUHUM AĞAÇ
Senin gözlerin ateş, benim ruhum ağaç sakızı ve ırmaklar.
Bir çıra gibi tutuşmadan, uzaklaş benden!
Kutusunda dünyanın tüm şarkıları saklı bir kemanım ben,
Çıkar şarkıları ve çal, nasıl ve hangisini istersen.
Beni bırak, ama dön bana! Hem yanmak hem serinlemek istiyorum
Ben tutku ve özlemim, hazan ile ilkyazın kavuşumdaki konuk.
Gerilsin teller, şarkı söylesin sarhoş ve çılgınca
Aşkla geçen yıllarım aşkına son bir şarkı işte kahkahalarla.
Beni bırak, ama dön bana! Bir hazan akşamı gibi yanalım;
Fırtınaların sevinci esip duruyorken içimizde-
Duruluncaya dek ve akşam karanlığı inerken gözden
yitiyor adımlarınla
Ve sen, benimle gelen en son
ateşli gençliğim aşkına.
Erik Axel KARLFELDT
Hiç bağırmadı aşk ölürken sadece güldü.
Sadece güldü son bir kez ve sustu aşk.
Garip bir şair gömdü aşkı o gece kayıp sevdalar sokağına.
Bir kalem ve henüz yazılmamış birkaç hüzzam mısrayla beraber.
Aşkı da vurdular sonunda.
Aşkı da attılar bir kenara.
Alışamadığımız onca yok olanlardan sonra
Aşk da karıştı yok oldu yokluklarda...
Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi..
Karanlığın dar sokaklarında kaybolan hüznümün ağıtını yakıyorum.Belki duyan bilen vardır diye siyaha bürünen ayaklarımı toprağa soruyorum. Bir iz varmıdır? Yaprakların rengini takip et fısıltısı bozuyor bütün büyüyü..
Yalnızlığıma düşen ilk sarı yaprağın ağacına anlatıyorum hikayelerimi.Tek kişilik salıncaktan düşen bir mektubun ilk satırına duyduğum özlem misali..
Karanfilimadağımsevdamın ilk sesi..
Bir düş yalanının rüzgarına savururdum beni..Kandırmadayım yarınlarımı..
sen hep ağlayacak gözlere sahipken
seni ağlatmadımı insanlar
ya hüzün
hüzün tutmadımı ellerinden
gözyaşlarını coşturandıhüzün
sana ağlarken gülmeyi
ölmek isterken
yaşamyı öğreten bu siyah hüzün
ey benim
aynı anda gözyaşı akıttığım hüzün
ey benim gönlüme ektiğini biçtiğimi
bir tuttuğum hüzün
sakın beni terketme
gönül kuru dallara dönerken
sen ıslak hüznü serp yüreğime
ve sakın beni terketme............
Vildan Altunbaş ..
Sonu gelen tüm yolları.
Issızlığına yakılan ağıt timsali sözlere bir yenisi daha ekledim.
Karalıyorum artık,
Sonuna nokta konulmuş yalnızlıklarımı.
Art arda sıralıyorum geçmişe uzanan kalıntılarımı.
Gözlerinden süzülen katrede yok oluyorum
Binlerce yıllık sevdalara inat.
Sonsuzluğun acıtan nefesini duyuyorum
Ayrılıktan da zor geliyor.
Gözyaşlarının sızıntısıydı, kalbe düşen her katre, ...
Sancısıdır gecenin yüreğim,
kanadıkça açılan bir çift
yara gibi gözlerinde
şehirler ölür,
şehirler yanar,
sokaklar devrilir Tanrılar üstüne.
Ve her yol,
sol cebimdeki uçuruma çıkar...
Kuşlar var;
deniz kokusunu kendine huy edinmiş gözlerinde, mavi uykularımı bölen martı çığlıkları...
Avcumdan melek kanatları sökülürken göğün şarabından kanım damlar. Düşlerden yaptığım limanlara rüzgarlar yelken umutları getirir. Baş harflerin kazınır ömrüme. Denizlerin dolanır. Boğulurum; dalga dalga saçlarından hiçbir evrende rastlamadığım kanat sesleri geçerken.
Rıhtıma çıkmış ruhlar ağlar hırçınlığına. Fırtınamın kendine ait harfi bile olmayan bir dilde tüm okyanusların merhabası karşılar ilk gözyaşımı.
Yaktığım denizlerin dumanında göz gözü görmez. Gözüm kimseyi görmez!