hakan2230

hakan2230

Üye
14.08.2006
Astsubay
7.666
Hakkında

  • Chelsea'nin yıldız oyuncusu Andry Shevchenko, Milan'a geri dönmeyi düşünmediğini belirterek, Premier Lig yıldızı olması için zaman istedi. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sheva, Milan'ın kendisini geri almak için 30 milyon pound ödemeye hazır olduğu ile ilgili soruya, "Ben gitmeyeceğim. İnsanların burada başarılı olmam için bana zaman vermelerini istiyorum. Bana destek olanlar bunun karşılığını muhakkak alacaktır" dedi.




    Milan'dan ayrıldığı için pişman olmadığını söyleyen Sheva, "Milano'dan ayrılmak konusundaki kararımdan kesinlikle pişman değilim. Milano'da işler kötüye gidiyordu. Ve ayrılma konusunda uzun uzun düşündüm. İtalya'da geçirdiğim yıllardan sonra Chelsea'ye alışmanın zor olacağını biliyordum. Yeni bir hayat ve yeni bir yaşam tarzı beni bekliyordu. Ben İngiltere'ye alışmaya çalışan ilk oyuncu da değildim. Londra'yı çok seviyorum ve burada kendimi çok iyi hissediyorum. İngilizlerden yeni bir kültür ve yaşam biçim öğreniyorum" diye konuştu.

    Yeteneklerinden hiç kuşku duymadığını ifade eden Ukraynalı golcü, "Chelsea'ye geldiğimde Milan'da zorlu bir sezonu bitirmiştim. Daha sonra Dünya Kupası'na gittim ve orada da çok fazla efor sarfettim. Premier Lig başlayana kadar kendime gelmekte zorluk çektim. İngiltere'ye alışınca gollerimin de sayısı artacaktır" şeklinde konuştu.

    Chelsea'nin teknik direktörü Jose Mourinho'yu hem öven, hemde ince mesajlar gönderen Sheva, "Nasıl oynadığımız benim değil, menajerimizin sorunu. Büyük antrenör bütün oyuncularını bir arada oynatabilen, onları takım için iyi bir biçimde çalıştırabilen antrenördür. Jose Mourinho'da bunu başarıyla yapıyor. Kimse bundan kuşku duymasın" dedi.
#20.05.2007 10:15 0 0 0
  • BÜYÜK HUN İMPARATORLUĞU

    Türkler'in ilk kurdukları imparatorluk Hun İmparatorluğu'dur. Türkler'in daha eskiden de devletler kurduklarını biliyoruz, ama Hun Devleti çok geniş bir saha üzerinde başka milletleri de idaresi altına alan büyük bir devlet olduğu için, ona imparatorluk adını veriyoruz.


    Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafından M.Ö. 220 yılında kuruldu. Hunlar bugünkü Moğolistan bölgesinde, yâni Çin'in kuzey-batısında yaşıyorlardı. Bu bölgede hâkimiyet kurdukları ve genişlemeye başladıkları için Çinliler onları büyük bir tehlike sayıyorlardı. Gerçekten Hunlar, askerlikteki üstünlükleri sayesinde Çin ordularını devamlı bozguna uğratıyorlardı. Bu yüzden Çin Devleti, Hun saldırılarını önleyebilmek için Hun-Çin sınırı boyunca büyük bir duvar örmeye başladı. Çin Şeddi veya Büyük Çin Duvarı denen savunma hattı işte böyle ortaya çıkmıştır (M.Ö. 214). Sonraları Ming Hanedanı zamanında yenilenen bu büyük duvarın bâzı kısımları çok sağlam bir şekilde günümüze kadar ayakta kalmıştır.


    İlk büyük Hun hükümdarı Teoman Yabgu'dur (M.Ö- 220). O zamanlarda Türk hükümdarlarına "Yabgu" deniyordu. Teoman Yabgu birbirinden ayrı yaşayan Türk boylarını birleştirerek ilk Türk birliğini gerçekleştirmişti. Bu çağda Türkler'in askerî üstünlüklerinde süvarilerin pek önemli bir yeri vardı. Çinliler atla çekilen savaş arabaları kullanıyorlardı, ama süvârî orduları yoktu. Türk atlıları çok sür'atli hareket kaabiliyetine sahip oldukları için Çin birliklerini istedikleri yerde çeviriyorlar, düşman olunca da çabucak çekiliyorlardı. Onlara ummadıkları anda birdenbire hücum ediyorlardı. Çinliler bu yüzden ordularını Hunlar gibi donatmak zorunda kaldılar; askerlerini Hunlar gibi giydirdiler. Ama ne Çin Duvarı, ne Çin orduları, Hunlar'ın Çin içlerine kadar girmelerini engelleyebildi.

    Teoman Yabgu'dan sonra Hun tahtına oğlu Mete Yabgu geçti. Mete zamanında Hun İmparatorluğu'nun toprakları Japon Denizi'nden Hazar Denizi'ne kadar uzanıyordu. Bu topraklarda çeşitli Türk kavimlerinin yanısıra öbür Altaylı kavimler de yaşıyorlardı. Mete devri, Hun İmparatorluğu'nun en parlak devridir (M.Ö. 209-174).


    Hunlar zamanında Çinliler medeniyet bakımından çok ileri bir durumdaydılar. Hem nüfusları ve orduları çok kalabalık, hem medeniyetleri parlak olduğu hâlde Hunlar'la başa çıkamadılar. Bu da gösteriyor ki, Hun başarısının sebebi yalnızca askerî güç değildi. Gerçekten Hunlar teşkilâtçılık ve idare bakımından çok gelişmişlerdi. O sırada Çin'in ayrı ayrı prenslikler hâlinde bulunmasından da faydalanarak, Kuzey Çin'de sık sık iktidarı ele alıyorlardı. Fakat Çinliler'in şehir hayâtına kapılan sınır boyu Türkleri yavaş yavaş Çinlileşiyor. Çinli prenseslerle evlenen Hun hükümdarlarının saraylarında Çin âdet ve gelenekleri yerleşiyordu.


    Mete'den sonra gelen Yabgular zamanında Çinliler'le ilişkiler arttı. Özellikle evlenme yoluyla Türk ve Çin hükümdar âileleri arasında yakınlıklar doğdu. Bu yakınlıklar ise Hunlar'ın iç işleri bakımından birçok karışıklıklara yol açtı. Yine de Hun İmparatorluğu Milâttan Önce Birinci Yüzyıl'a kadar üstünlüğünü devam ettirdi. Bu yüzyılda ise Türk beyleri arasında taht kavgaları artabildiğine arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak, Türkler'i zayıflatmayı bildiler. Ancak Çinliler'in Hohan-Şu dedikleri Yabgu'nun 27 yıllık imparatorluğu zamanında ve Çiçi Yabgu devrinde devlet eski gücünü biraz olsun toparlayabildi.


    Milâttan sonraki ilk yüzyılda Hun İmparatorluğu Doğu ve Batı Hunları olmak üzere iki ayrı devlete bölündüler. Bunlara Güney ve Kuzey Hunları da denir. Milattan sonra üçüncü yüzyılın başlarında (220) başka bir Türk kavmi olan Siyenpi'ler Hunlar'la iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda Moğollar'ın ve bazı Türk boylarının da yardımıyla Hunlar'ın hâkimiyetine son verdiler. Büyük Hun İmparatorluğu târihte bilinen eski imparatorlukların en büyüğü idi. Hun hükümdarlarından Mete, Hohanşu ve Cici Yabgular, dahî denecek kadar büyük birer kumandan ve devlet adamı idiler. Bu büyük şahsiyetler hakkında Çin târihlerinde verilen bilgiler, en büyük düşmanlarının bile onlara hayran kaldıklarını gösterir.



    Mete Kağan ve Oğuz Destanı


    Mete, Teoman Yabgu'nun oğlu ve veliahdi (kendisinden sonra hükümdar olacak kimse) idi. Ama Teoman Yabgu'nun başka bir eğinden de bir oğlu olmuştu ve bu kadın Teoman'dan sonra Mete yerine kendi oğlunun hükümdar olmasını istiyordu. Sonunda Teoman'ı kandırdı. Ama Mete Buna razı olmadı ve derhâl bir ordu toplayarak Hun tahtını ele geçirmek üzere yola çıktı. Böylece Türk târihinde ilk defa bu şehzade (prens), devlet uğruna babasıyla taht kavgasına girişiyordu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında da ilk defa Birinci Murâd'ın oğullarından Savcı (Yıldırım Bâyezîd'in ağabeyisi) babasına karşı çıktı; sonra İkinci Bâyezîd'in oğlu Selim (Yavuz) babasıyla taht kavgasına girdi. Kanûnî'nin çok sevdiği eşi Hurrem Sultân kendi oğlu Selîm'i (İkinci Selim) velîahd yapmak isteyince, pâdişâhın öbür oğulları (Mustafa ve Bâyezîd) da babalarına isyan ettiler.


    Mete çok yüksek kaabiliyetli bir komutandı. Topladığı ordu ile babasını yendi ve Hun tahtına oturdu. Çin târihleri onun üstün meziyetlerini ve yaptığı büyük işleri uzun uzun anlatırlar. Devletinin ve milletinin işleri için kendi çıkarlarını hiçe sayardı.

    Anlatılanlara göre bir defasında Hunlar zor durumda kalmışlar ve Çinliler'den barış istemişlerdi. Çinliler barış için Mete'nin en sevdiği atını istediler, hemen verdi. Ama Çin hükümdarı bununla yetinmedi, başka şeyler de istedi. Mete kendine ait nesi varsa hepsini birer birer veriyordu. Sonra Çinliler sınırda küçük bir arazî istediler. Burası hiçbir ise yaramayan kurak, kumlu bir topraktı. Ama Mete buna çok sinirlendi ve şöyle dedi:


    "Benden ne istedinizse verdim, çünkü onlar benim maltındı. Ama bu toprak benim değil, milletimindir. O toprağı korumak için savaşır, canımı veririm."




    Türklerin Oğuz Kağan Destanı'ndaki Oğuz Kağan'ın Mete olduğu söylenir. Oğuz Kağan'ın Şehnâme'de ve Divân-ı Lugati't Türk'de adı geçen Alp Er Tunga olduğunu söyleyenler de vardır. Oğuz Kağan Destanı şöyledir:

    Günlerden bir gün Ay Kağan bîr erkek çocuk doğurdu. Çocuk kara saçlı, kara kaşlı, ela gözlü, kırmızı ağızlı idi. Perilerden daha güzeldi. Çocuk, anasından yalnız bir defa süt emdi. Bir daha emmedi. Konuşmaya başladı. Çiğ et ve şarap istedi. Kırk günden sonra büyüdü. Yürüdü. Oynadı. Ata bindi. Geyik avına bağladı. Günlerden sonra, gecelerden sonra bir yiğit oldu. Bahadır oldu.


    Oğuz Kağan denen bu bahadır bir gün Tanrı'ya yakarmakta idi. Birdenbire etraf karanlık kesildi. Gökten bir ışık düştü. Bu ışık aydan da, güneşten de parlaktı. Oğuz Kağan gördü ki bu ışığın içinde bir kız var. Bu kız çok güzeldi. Yüzünde ateşli, ışık saçan bir beni vardı. Kutup Yıldızı gibi İdi. Gülse, mavi gök de gülerdi. Ağlasa, mavi gök de ağlardı.


    Oğuz Kağan bu kızı görünce aklı başından gitti. Kızı sevdi, aldı. Kız, Oğuz Kağan'a üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine "Gün", ikincisine "Ay", üçüncüsüne "Yıldız" adını koydular.


    Oğuz Kağan gene bir gün ava gitti. Gördü ki gölün yanında bir ağaç var. Bu ağacın kovuğunda bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Saçlar bir ırmağın akışı gibi. Dişleri inciye benziyor. Gözleri gökten de mavi.


    Oğuz Kağan'ın aklı başından gitti. Yüreğine ateş düştü. Onu sevdi, aldı. Bu kız da Oğuz Kağan'a üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine "Gök", ikincisine "Dağ", üçüncüsüne de "Deniz" adını verdiler.


    Bu çağda, sağ yönde Altın Kağan denen bir kağan vardı. Altın Kağan, Oğuz Kağan'a elçi gönderdi. Pek çok altın,gümüş, yolladı. Pek çok kız, yakut, inci gönderdi. Oğuz Kağan'a saygı gösterdi. İtaat etti. Oğuz Kağan, Altın Kağan'ın itaatini kabul etti. Sonra kırk gün yürüdü. Buz Dağı denen dağa geldi. Çek soğuktu. Çadırını kurdurdu.


    Tan yeri ağardığı zaman Oğuz Kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan; gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt, Oğuz Kağan'a dedi ki :


    - "Ey Oğuz, artık ben önünde yürüyeceğim."


    Bundan sonra Oğuz Kağan çadırları toplattı. Yola koyuldu. Ordusunun önünde gök tüylü, gök yeleli, büyük erkek kurt yürüyordu. Ordu, kurdu takip ediyordu.


    Nice günlerden sonra kurt durdu. Oğuz Kağan da ordusunu durdurdu. Burada İtil denen bir ırmak vardı. Oğuz Kağan düşmanla karşılaştı. Savaş çok çetin oldu. Okla, kılıçla vuruşuldu. İtil Suyu düşman kanından kıpkızıl oldu ve Oğuz Kağan üstün geldi.


    Gök tüylü, gök yeleli kurt gene öne düştü. Oğuz Kağan'ı Sind Ülkesi'ne götürdü. Oğuz Kağan burada da çok düşmanla vuruştu. Düşmanı yendi. Bu ülkeyi de yurduna ekledi. Geri döndü.


    Oğuz Kağan'ın yanında ak sakallı, boz saçlı, çok akıllı ihtiyar bir kişi vardı. Anlayışlı, doğru bir adamdı. Oğuz Kağan'ın veziri idi. Adı "Uluğ Türk" idi.


    Uluğ Türk günlerden bir gün uykuda bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanmıştı. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Uluğ Türk uyandıktan sonra, düşte gördüklerini Oğuz Kağan'a anlattı:
    - "Ey Kağanım," dedi. "Hayat sana hayırlı olsun. Gök Tanrı, düşümde gördüğümü yerine getirsin. Dilediği yeri sana versin."

    Oğuz Kağan, Uluğ Türk'ün sözlerini beğendi. Öğüdünü dinledi. Oğullarım topladı. Şöyle dedi:


    - Gönlüm av diliyor. Kocadım. Kuvvetim kalmadı. Gün, Ay ve Yıldız; siz Doğu tarafına varın. Gök, Dağ ve Deniz; siz Batı tarafına varın...


    Bunun üzerine Oğuz Kağanın oğullarının üçü Doğu tarafına, üçü de Batı tarafına gitti. Gün, Av ve Yıldız çok geyikler, çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Yayı aldılar. Babaları Oğuz Kağan'a verdiler. Oğuz Kağan sevindi. Yayı üç parça etti ve dedi ki :


    - "Ey büyük kardeşler, yay sizin olsun..."


    Gök. Dağ ve Deniz de çok geyikler, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Okları aldılar. Babaları Oğuz Kağan'a verdiler. Oğuz Kağan sevindi. Okları küçük oğullarına pay etti ve dedi ki:


    - "Ey küçük kardeşler, bu oklar sizin olsun..."


    Oğuz Kağan bundan sonra ulu kurultayı toplantıya çağırdı. Halkı da davet etti. Büyük meşveret edildi. Oğuz Kağan yurdunu oğullarına pay etti. Onlara verdi. Dedi ki :


    - " Ey oğullar ben çok yaşadım. Çok savaşlar gördüm. Çok ok attım. Çok ata bindim. Düşmanlarımı ağlattım . Dostlarımı güldürdüm. Gök Tanrı'ya borcumu eda ettim. Sizlere de yurdumu veriyorum..."


    AVRUPA HUN İMPARATORLUĞU



    Siyenpiler ile yaptıkları savaşları (220) kaybettikten ve Asya'daki Büyük Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra Hunlar'ın bir kısmı Dinyeper Nehri ile Aral Golü doğusu arasındaki bölgeye yerleştiler ve Dördüncü Yüzyılın ortalarına kadar orada yaşadılar. Bu târihten itibaren Batı'ya akın etmeye başladılar. Hunlar'ın yurtlarını niçin bırakıp göç ettikleri iyice bilinmiyor, herhalde geçim şartlarının bozulması onları bu işe zorladı. Hakanları Balamir'in idaresinde Volga'dan Batı'ya doğru ilerlemeye başladılar. O târihlerde Kuzey Karadeniz'den Macaristan'a kadar olan yerlerde Cermen asıllı kavimler oturuyorlardı. Hunlar önce bunlardan Doğu Gotları'na hücum edip dağıttılar. (374), arkasından Batı Gotları'nı mağlup ederek onların ülkesine girdiler (375).


    Doğu'dan Batı'ya doğru uzanan Hun akınının yerinden yurdundan ettiği birçok kavimler böylece Batı'ya itilerek Roma İmparatorluğu topraklarım altüst ettiler. Kuzey Karadeniz'den İspanya'ya kadar her taraf allak-bullak oldu. Avrupa'nın etnik manzarasını değiştiren bu büyük hâdiseye tarihte "Kavimler Göçü" denir.

    Dördüncü Yüzyıl'ın sonunda Hunlar Batı'da Tuna'yı geçerek Balkanlar'a indiler, Doğu'da da Kafkaslar'dan Anadolu'ya girdiler. Bu ikinci akıncı kolu Güney Anadolu'dan Suriye'nin Akdeniz kıyılarına ve Kudüs'e kadar yıldırım hızıyla ilerledi. Sonbaharda aynı yoldan Azerbaycan'a döndü. Roma İmparatorluğu bu akından o kadar şaşırmıştı ki, her tarafta Hunlar hakkında akıl almaz hikâyeler anlatılıyordu. Batı'da ise Balamir'in oğlu Ildız'ın komutasındaki Hun süvari birlikleri Bizans İmparatorluğu'nu barışa zorladı, Batı Roma İmparatorluğu ise kendi ülkesini talan eden barbar kavimler (Gotlar, Vandallar, Burgondlar, Saksonlar vs.) karşısında Hunlar'la anlaşma yoluna gitti.


    Ildız'dan sonra Hun tahtına geçen Karaton ve Rua zamanlarında Hunlar Bizans'ı yıllık vergiye bağladılar, Batı Roma'yı da barbar kavimlerin ve Bizans'ı istilâ tehditlerine karşı korudular. Hun gücü bir masal gibi bütün Avrupa'yı âdeta büyülemiş ve korkutmuştu. Bu korkunun izlerini Batı milletlerinin hafızalarında hâlâ bulabiliyoruz.


    Hun İmparatoru Rua'nın 434'de ölmesi üzerine devletin başına Attila geçti. Attila, Rua'nın kardeşlerinden Muncuk'un oğlu idi. Amcaları Aybars ve Oktar İmparatorluğun sağ ve sol kanat hanları idi. Attila kardeşi Bleda ile birlikte hükümdar oldu, ama asıl idare ve kudret Attila'nın elindeydi. Attila'nın hükümdarlık devri Hun İmparatorluğu'nun altın çağıdır. O târihte Hunlar Volga Nehri'nin doğusundan bugünkü Fransa'ya kadar olan bölgeye hâkim olmuşlardı. İdareleri altında çeşitli Türk boyları da dâhil olmak üzere tam kırk beş kavim yaşıyordu ki, bunların çoğu şimdiki Avrupa milletlerinin dedeleridir.


    Bütün dünyada Attila'nın karşısına çıkacak hiçbir kuvvet yoktu. Hun hâkimiyeti Manş Denizi'ne kadar ulaşmıştı. Bizans kendisini devamlı baskı altında tutup vergiye bağlayan bu kuvvetten kurtulmak için Hunlar arasına nifak sokma yolunu denedi. Çeşitli sebeplerden
    Attila idaresiyle uzlaşamayan Hun beylerini Bizans'a davet ediyor, onları yüksek makamlara geçiriyor, Attila'ya karşı kendilerine yardım vâdediyordu. Attila nihayet Bizans'ı ortadan kaldırmak üzere harekete geçip ordularıyla Trakya'ya girdiği sırada meşhur Roma kumandanı ve konsülü Aetiüs araya girdi ve kendi oğlunu Attila'ya rehin vererek Bizans'ın barışı koruyacağına kefil oldu. Bu seferden yedi yıl sonra Bizans artık Hunlar'a bağlı bir devlet hâline gelmişti: Her yıl ödedikleri yıllık vergiyi üç katma çıkaracak ve bir defaya mahsûs olmak üzere altı bin libre altın ödeyeceklerdi.


    Attila 451 yılında Batı Roma İmparatorluğu topraklarının bir kısmı üzerinde hak iddia ederek (Roma prensesi ile nişanlıydı), harekete geçti. Romalılar o zaman Hunlar'ın kovaladığı diğer Barbar kavimlerden de topladıkları kuvvetlerle iki yüz bin kişilik bir ordu kurup Paris yakınlarında Attila'nın karşısına durdular. Atilla'nın ordusunda da Hunlar'ın yanısıra başka kavimlerden yüz bine yakın asker vardı. Orleans yakınında bütün bir gün yapılan savaşta her iki taraf on binlerce kayıp verdiği halde kimin yendiği belli olmadı, ama gece olunca Romalılar ve müttefikleri savaş alanından çekildiler. Attila onları o sırada takip etmedi, geri dönüp ordusuna çekidüzen verdikten sonra Roma'ya doğru yürüdü. Po Ovası'na geldi. Roma'da halk korku ve panik içindeydi. Senato, ne pahasına olursa olsun barış yapılmasından yanaydı. Barış teklifini yapacak heyetin başında papa vardı: Papa, hıristiyan dünyasını kurtarmak üzere bizzat Attila'nın huzuruna çıktı ve Roma'nın kendisine boyun eğdiğini bildirdi. Bunun üzerine barış yapıldı.
#20.05.2007 10:02 0 0 0
#20.05.2007 09:58 0 0 0
#19.05.2007 19:09 0 0 0
  • GALATASARAY

    Faryd Mondragon

    Galatasaray'ın tecrübeli kalecisi Mondragon,bu sezon beklenilen performansı sergileyemese de Ali Sami Yen'de takımın en önemli kozu olacak. Bu sezon ligdeki 32 maçın 29'unde ilk 11'de yer alan Kolombiyalı kaleci, özellikle ceza sahası dışından atılan şutlarda ve karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda oldukça başarılı. Yan toplarda zaman zaman önemli hatalar yapsa da önünde oynayan Tomas, Song ya da Emre'yle iyi anlaşarak bu açığını kapatabiliyor.Liderlik özelliği ve kendine olan güveni ile takımını her zaman motive eden ve ateşleyen Mondragon,bu sezon 29 maçta 28 gol gördü kalesinde

    Rigobert Song

    Bu sezon teknik direktör Eric Gerest'le yaşadığı sorunlar nedeniyle Galatasaray'la yol ayrımında olan Rigobert Song mücadelesinden vazgeçmedi ve sonunda formayı yeniden aldı. İlerlemiş yaşına rağmen diri fiziği, hırsı ve mücadele azminden hiçbirşey kaybetmeyen Song, Fenerbahçe karşısında Galatasaray'ın savunmadaki emniyet subabı olacak. 31 yaşındaki başarılı futbolcu bu sezon Galatasaray forması altında 30 maça çıktı ve bunların 28'inde ilk 11'de yer aldı. Güven veren oyun stili, bire birdeki başarısı ve savunmadaki arkadaşlarıyla uyumu Song'un belirleyeci özellikleri arasında yer alıyor.

    Ayhan Akman

    Bu sezon Eric Gerets'in vazgeçilmezlerinden biri olan Ayhan Akman gösterdiği performansla Galatasaray taraftarının sevgilisi haline geldi. Orta alanda dinamo gibi çalışan ve savunmayla defans arasında köprü görevini üstlenen Ayhan, Ali Sami Yen'de Galatasaray'ın orta sahadaki en büyük kozu olacak.Savunma ve orta sahada üstlendiği görevin yanı sıra ceza sahası üzerinden çektiği şutlar Fenerbahçe kalesinde büyük tehlikeli oluşturacak.30 yaşındaki başarılı futbolcu bu sezon Galatasaray forması altında 37 maça çıktı ve bunların 29'unda ilk 11'de yer aldı.

    Ümit Karan

    Kısa bir ayrılık döneminin ardından muhteşem bir dönüş yaparak yeniden Galatasaray formasına kavuşan Ümit Karan her Fenerbahçe maçında olduğu gibi bugün de Galatasaray'ın en önemli kozu olacak. Attığı klas gollerle Galatasaray taraftarının sevgilisi haline gelen Ümit Karan için Fenerbahçe maçlarının ayrı bir öneminin olması da Galatasaray'ın en büyük avantajı.Ümit Karan'ın hırslı oyun yapısı, 90 dakika hiç durmadan golü kovalaması, hem hava toplarında hem de ceza sahası içersinde çok etkili vuruşlara sahip olması Fenerbahçe defansını çok zorlayacaktır.Bu sezon Süper Lig'de 22 maçta 18 gol atan Ümit Karan takımının en fazla gol atan oyuncusu konumunda.


    FENERBAHÇE

    Serdar Kulbilge

    Volkan'ın düşen formuyla kaptığı kalede kritik maçlarda sayısız güzel kurtarışlara imza attı. Duygusallığı ile taraftarların gönlünde kısa sürede taht kurdu. Şampiyonluk kutlamalarında yaşadığı coşku halen daha F.Bahçelilerin gözü önünde. Serdar yakın mesafedeki refleksi ile bir kalecinin maç içerisinde takımına nasıl ekstra bir güç olarak sahada yer alması konusunda rakip kalecilere ders veriyor. Yan toplardaki tecrübesi taraftarın gönlünü rahat tutuyor. Serdar F.Bahçe'de bu sezon gelen şampiyonlukta özellikle ligin son çeyreğinde büyük rol oynayan isimlerden biri... Serdar'ın yanı sıra bu maçta görev yapabileceğini düşündüğümüz isim ise uzun süren sakatlığının ardından tam kapasite ile takımla birlikte çalışan tecrübeli file bekçisi Rüştü. Kritik maçların kalecisi Rüştü, Fenerbahçe formasını o kadar özlemiş durumda ki... Bu motivasyonun emektar isime artı bir güç katacağı kesin....

    Edu Dracena

    Lugano ile birlikte Fenerbahçe savunmasını göbeğine kendini kilitlemiş bir güvence. Brezilya tohumlarını fazlasıyla bünyesiyle barındıran Edu Lugano'nun yarattığı boşluklara müdahale kadar orta sahadan geriye dönmekte zorlanan takım arkadaşları yerine de defansta mücadele eden isim. Hava toplarında zaman zaman ileri çıkıp golü düşünmesinin yanı sıra Edu sağlam fiziği ile topun önüne koyan hırslı defans oyuncu kalıbını tamamen yapısında taşıyor. Lugano ile birlikte bir direk oluşturuyorlar ve rakip forvetin alanını sürekli daraltıyor. Edu G.Saray karşısında, sarı-kırmızılı ekibin durgun golcülerini tutmakta zorlanmayacak gibi...

    Tuncay Şanlı

    Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu ilan etmesinin ardından mikrofonlar Tuncay'a çevrildiğinde yıldız isim şu ifadelerini kullanıyordu; "Misyonumu tamamladım, Avrupa'yı düşünüyorum." Tuncay için İspanya'nın dev ekibi Real Madrid Ali Sami Yen'e geliyor. Onu izlemek için. Bunun dışında da talipleri var Millli futbolcunun. Bu sezon gösterdiği performans, 90 dakikanın tamamında çift ciğerli olduğuna bizi inandıran ve bitmek bilmeyen enerjisini sahaya yansıtan Tuncay G.Saray maçında daha çok kaleye gidecek. Daha çok golü düşünecek. Avrupa kapılarını aralamak üzere. Bu motivasyona ile şampiyonluğun verdiği moral de eklenince Tuncay F.Bahçe için orta sahada adeta iki kişilik görev yapacak...

    Deivid de Souza

    Sezon başında transfer sezonunun kapanmasına bir gün kala getirilmişti Deivid. Portekiz'in Sporting Lizbon ekibinden geldiğinde kendisine karşı olan beklentiler fazlaydı. Golcü kelimesinin açılımı adeta Deivid. Fenerbahçe ne zaman hayati önem taşıyan puanlar kaybedecek, Deivid sahnede. Bir anda kimsenin anlamadan attığı goller. Lig'in 27. haftasında Kayseri deplasmanında 90+3. dakikada attığı kafa golüyle şampiyonluk yarışında takımına 1 puanı golü getiren golü kaydededen Deivid İzmir'de F.Bahçe'ye şampiyonluğu getiren golü de kaydetti Trabzonspor karşısında. Deivid G.Saray karşısında yine o kritik gollerinden birini atıp, az ama öz oynadığı sezonda daha da konuşulmak isteyecek...
#19.05.2007 15:21 0 0 0
#19.05.2007 14:47 0 0 0
  • Maria Sharapova İstanbul'da!..
    Ünlü Rus bayan tenisçi Maria Sharapova, Sony Ericsson WTA İstanbul Cup 2007 uluslararası bayanlar tenis turnuvasına katılmak üzere İstanbul'a geldi.

    Antrenörüyle birlikte Türk Hava Yolları'nın Chicago-İstanbul seferiyle Atatürk Havalimanı'na gelen Sharapova'yı, organizasyon yetkilileri çiçeklerle karşıladı.

    Sharapova'nın İstanbul'a gelişini çok sayıda medya mensubu izlerken, zaman zaman aşırı ilgi nedeniyle izdiham yaşandı. Rus tenisçi, gazetecilerin röportaj teklifini ise geri çevirdi.

    Bu arada, 19-20 Mayısta eleme müsabakalarıyla Tekstilkent Arena'da başlayacak Sony Ericsson WTA İstanbul Cup 2007 uluslararası bayanlar tenis turnuvasına katılacak bir diğer ünlü isim ABD'li Venüs Williams'ın da yarın İstanbul'a geleceği öğrenildi.

    İstanbul'da bu yıl 3. kez düzenlenecek turnuvada ana tablo müsabakaları 21-26 Mayıs tarihlerinde yapılacak.

    17.05.2007

    Kaynak : AA
#17.05.2007 11:42 0 0 0
  • 100 Saat Savaşı
    1990, İran Körfezi

    Yakında meydana gelmiş bir hata üzerine ikinci kez düşünmek tehlikelidir. Tarih, bugün üzerine olan perspektifinizi de değiştirir. Adolf Hitler'i Almanya Şansölyesi yapan seçimlerin ulusal ruhunu ve görünürdeki istikrarım birçok Amerikalı pek beğenmişti. Başkaları da Joseph McCarthy'nin ülkeyı kurtardığını sanıyordu ama aslında Anayasayı çiğnemekten başka bir iş yapmıyordu.

    Körfez Savaşı üzerinden henüz fazla bir zaman geçmemiş olmasına rağmen bugün anlaşılıyor ki, dönemin Başkanı Bush'un aldığı bir asken karar diğerleriyle çelişki içindeydi. Bush "un en iyi kararlarından biri savaşın yönetimini generallere bırakması ve onların da işlerinin gereğini yapmalarına olanak bulmalarıydı.

    Örneğin eski Başkan Lyndon Johnson Vietnam Savaşı sırasında uçakların bombardımanlarını günlük emirlerle doğrudan yönetmeye hevesliydi. Bush bunu yapmaya yeltenmedi. Bush'un bir diğer başarısı Irak'ın çevresindeki Arap ülkelerinin askerleri de dahil olmak üzere tüm askeri kadro için ortak bir hareket zemini oluşturmasıydı. Ama bu durum Bush'u kötü bir karar vermeye de sevk etti ve bugün hala Amerikalılar bedelini ağır bir şekilde ödemeye devam ediyor.

    Çoğunluğu Amerikan askerlerinden oluşan ve yine Amerikan komutası altında olan Birleşmiş Milletler kuvvetleri Irak ve Kuveyt sınırlarında aylarca oturduktan sonra birden Irak'ı işgale başladılar. Irak'ı aylarca havadan dövdükten sonra birçoğu silah altına yeni alınmış askerlerden oluşan Irak ordusu çok kısa sürede dağıtıldı veya teslim alındı. Her şey iyi görünüyordu.

    Ama ABD'nin Arap müttefikleri Saddam Hüseyin'in artık kendileri için bir tehdit oluşturmayacağını garantilemek istediklerinde yeni bir sorun ortaya çıktı. Reel politikayı kavradıklarından ve tarihten gelen tecrübeleriyle Birleşmiş Milletlerin (Amerikalılar diye de okuyabilirsiniz) önde gelen Arap ülkelerinden herhangi birini işgal etmeyeceğini biliyorlardı.

    Amerikalıların onlarca yıldır İsrail'e gösterdiği dostluktan ve Sırpların Avrupa'nın ortasında yürüttükleri Müslüman kasaplığına Avrupa devletlerinin yanı sıra ABD'nin gösterdiği soğukkanlılıktan sonra birçok Arap liderinin ABD'nin tutumuna güven duymaması çok doğaldı.

    Savaşın üçüncü gününde Irak'ın kaybettiği anlaşılmıştı. Irak'ın en modern silahlı gücü olan Cumhuriyet Muhafızları Saddam Hüseyin'in "bütün savaşların anası" diye nitelendirdiği savaşta hemen tümüyle yok edildi. Kuveyt bütünüyle yeniden ele geçirilirken Bağdat civarındaki hava savunma tesisleri de aylarca etkisiz kalacaktı.

    Bağdat sokakları geri çekilen askerler ve sivil halkın kalabalığından yürünmüyordu. ABD silahlı kuvvetleri ile Bağdat arasında Irak'ın tek bir silahlı birliği, Amerikalıların Bağdat'a girişini engelleyebilecek hiçbir güç yoktu.

    İlk günlerin çarpışmalarından sonra elde edilen başarı sonucunda dünyanın diğer ülkelerinin ve özellikle Rusya Federasyonunun tutumunu değiştirmesi de önemliydi. Bu ülkeler Birleşmiş Milletler'i arkasına alan ABD'nin Kuveyt'i kurtardığı kanısındaydılar.

    BM kararları Irak hükümetinin ne olacağıyla veya Saddam'a ne yapılacağıyla ilgilenmiyordu. Gerçi Saddam'ı ikinci bir Hitler ilan eden Bush her ne pahasına olursa olsun onu durdurmak için çağrılar yaptı ama Amerikan kuvvetleri de geri çekilmekte olan Irak askerilerini takip ederek Bağdat'a doğru ilerlemeye kalkışmadı.

    Ancak tüm uluslararası değerlendirmelerin ötesinde bir şey daha vardı; geride kalan uzun yıllar göstermişti ki, başka bazı ülkelerde olduğu gibi Arap kültüründe de bulunan bir şeyler fanatiklerin doğmasına yol açıyordu. Bu durum İslam'ın ilk günlerinde de vardı, bugün de hala var.

    ABD bu gerçeği dikkate alacak olsa Irak'ı işgal etmekten başka seçeneği olmuyordu. Saddam Hüseyin kendisi dışında ülkesindeki bütün politik odakları tasfiye etmişti, Saddam'ın yerine geçebilecek herhangi bir güçten söz edilemezdi. Irak ordusunun İran'la uzun süren savaşında gösterdiği performans aslında halkın kararlılığını yansıtan bir şeydi. Dolayısıyla bir işgal durumunda Irak halkının göstereceği tepki ABD açısından önemliydi.

    Bunun da ötesinde, zaten ABD de Vietnam deneyiminden üçüncü dünya ülkelerinin kontrolünün ne kadar zor olduğunu biliyordu. Yüksek teknolojiye sahip silahlarla yarım milyonluk Irak ordusu çökertilebilir, savaş gücü etkisizleştirilebilirdi ama olası bir işgale tepki gösterecek ve direnişe geçecek bir halkın bastırılması ve denetlenmesi o kadar kolay değildi. Bu halk neler yapabileceğini yakın geçmişte yer alan İran'la savaşta da göstermişti. Diğer Arap ülkelerinde olanlar da yine yeterli bir fikir veriyordu.

    Herhalde tüm bunlardan dolayı Başkan Bush Saddam Hüseyin'i parçalanmış ülkesinin başında bırakmış olmalı. Amerikalılar Irak'ı işgal etse bile Saddam'ı hemen kontrol altına alamazlardı. Sovyetler bunu komşuları Afganistan'da denemişler ve başaramamışlardı. Belki de uluslararası baskıdan dolayı bu sonuç ortaya çıkmıştı.

    Bu arada ABD'nin Arap müttefikleri de ABD'ye düşman bir yönetimin nasıl devrildiğinin bir örneğini görmek istiyorlardı ama belki de Bush yönetiminin kararı basitçe fazla kayıp vermeme ve planlandığı gibi savaşı 100 saat içinde bitirme arzusuna dayanıyordu. Evet, hangi nedenle olursa olsun, Bush savaşı sona erdiren ve Saddam'ı da Irak'ın başında bırakan kararı verdi.

    O tarihten bu yana bölgede çeşitli anlaşmazlıklar ve krizler oldu, Irak biyolojik ve nükleer silahlara sahip olmak için yatırımlarına devam etti ve ABD de uzay programları için harcadığı paradan on misli daha fazla parayı Körfez'de tutmakta olduğu askerleri için harcamaya devam etti. Gelecek on veya yirmi yıl içinde tarih bu kararın doğru olup olmadığını gösterecektir...
#17.05.2007 11:27 0 0 0
  • Ben yeni nesil züppeyim heralde Türk Sanat Müziği,Türk Halk Müziği,Arabesk hariç hepsini dinlerim hareketli sert müzikler hoşuma gidiyor.
#16.05.2007 20:40 0 0 0
#16.05.2007 20:37 0 0 0
  • Konu: Yalın
    o kadar"da guzel bir kaset degil

    bence de hep aynı sözleri tekrarlayıp durmuş diğer albümleri bence daha iyiydi.
#15.05.2007 17:39 0 0 0
#15.05.2007 10:35 0 0 0
#14.05.2007 22:36 0 0 0
  • Ben Bir G.Saraylıyım ama F.Bahçe nin Ali Sami Yen de alkışlanmasını isterim.Hatta bu konuda G.Saray yönetimine mail yazdım.Sonuçta F.Bahçe 2006-2007 sezonunun şampiyonu ve bunu değiştiremeyiz.Kadıköy'deki maçta futbolcumuza ses bombası atıldı biliyoruz ama yine de Türk futbolu neden bir adım daha ilerlemesin.Neden şu düşmanlık ortadan kalkmasın.Belki F.Bahçe taraftarı da oturur düşünür acaba yanlış mı yaptık diye.Bence Türk futbolu bu gelişmeyi hakediyor.G.Saray lı futbolcular alkışlamasa da ben 2006-2007 sezonu şampiyonu F.Bahçe Spor Kulübünü alkışlıyorum. Unutmayalım ki futbol sadece bir oyundur....
#14.05.2007 22:26 0 0 0
  • I'm just a girl with a crush on you
    (ben sadece sana aptalca bir aşkla bağlı bir kızım)

    Love me,cause inside I'm slowly dying call me, don't you know that my heart is crying?
    (Sev beni,çünkü içten içe yavaşça ölüyorum Seslen bana,kalbimin ağladığını bilmiyor musun?)

    Look into my eyes, you will find sadness and loneliness Just look inside my soul, i'm feeling so empty, empty...
    (Gözlerime bak,yalnızlığı ve üzüntüyü bulacaksın Sadece ruhumun içine bak, çok boş hissediyorum,boş...)

    Baby Everytime you touch me I become a hero I'll make you safe No matter where you are And bring you
    (bebeğim bana her dokunduğunda bir kahraman olurum seni koruyacağım nerede olduğun önemli değil seni getireceğim)

    All the souls that would die just to feel alive But I'll never let you go If you promised not to fade away
    (Tüm ruhlar ölebilr,sadece canlı hissedenler Ama asla gitmene izin vermeyeceğim Eğer söz verdiysen solup gitmez)

    See you at the bitter end From the time we intercepted Feels more like suicide...
    (Acı sonda buluşuruz Yollarımız kesildiğinden beri İntiharmış gibi geliyor)

    I know, the past will catch you up as you run faster
    (bilirim ne kadar hızlı koşarsan koş geçmiş seni yakalayacak)

    Here in the darkness I know myself Can't break free until I let it go Let me go
    (Burada karanlık çöktüğünde,kendimi tanıyorum Gitmeme izin verinceye kadar beni özgürce koparamazsın Gitmeme izin ver)

    Good enough I feel good enough for you Drink up sweet decadence I can't say no to you
    (Yeterice iyi Senin için yeterince iyi hissediyorum Iç bu tatli düskünlügü Sana birsey söyleyemiyorum)

    You're too important for anyone There's something wrong with everything you see But I, I know who you really are You're the one who cries when you're alone
    (Sen birisi için çok önemlisin Gördüğün her şeyde yanlış bir şeyler var Ama ben, ben senin gerçekte kim olduğunu bilyorum Sen yalnız kaldığında ağlayan birisin)

    When you're in love, what can go wrong?
    (Aşıkken ne ters gidebilir ki?)

    i don't want you and i don't need you don't bother to resist or i'll beat you it's not your fault that you're always wrong
    (seni istemiyorum ve sana ihtiyacım yok direnmeye kalkma yoksa döverim seni her zaman yanlış olman senin suçun değil)

    Shoot myself to love you If I loved myself I'd be shooting you
    (seni sevmek için kendimi vurdum eğer kendimi sevseydim, seni vururdum)

    Now I know I've got to Run away I've got to Get away You don't really want any more from me To make things right
    (Şimdi kaçmam gerektiğini biliyorum kurtulmam gerektiğini artık gerçekten benden işleri düzeltmemi istemiyorsun)

    I've put my trust in you Pushed as far as I can go And for all this There's only one thing you should know
    (Sana güvenmiştim Gidebileceğim yere kadar zorlamıştım Ve bütün bunlar için bilmen gereken tek şey var)

    No one knows what it's like To be the bad man To be the sad man Behind blue eyes
    (Kimse bilmez nasıl olduğunu Kötü bir adam olmanın Üzgün bir adam olmanın Hüzünlü gözlerin ardında)
#13.05.2007 23:12 0 0 0
  • ABD'nin Arizona eyaletindeki Lowell gözlem evinden astrofizikçi Travis Barman, internet sitesindeki açıklamasında, Hubble uzay teleskobuyla yaptıkları incelemede, ilk kez güneş sistemi dışındaki bir gezegenin atmosferinde suya rastladıklarını belirtti.


    Barman, Dünya'dan 150 ışık yılı uzaktaki HD209458b gezegeninin atmosferinde su buharı bulunduğunu kaydetti.
    Travis Barman, ''Artık güneş sistemi dışındaki bir gezegenin atmosferinde su buharı olduğunu biliyoruz ve güneş sistemi dışındaki başka gezegenlerin atmosferlerinde de su buharı olduğunu düşünmek için iyi bir nedenimiz var'' dedi.
#13.05.2007 23:03 0 0 0
#13.05.2007 14:51 0 0 0
#13.05.2007 14:46 0 0 0