hakan2230

hakan2230

Üye
14.08.2006
Astsubay
7.666
Hakkında

#13.05.2007 11:17 0 0 0
#13.05.2007 11:13 0 0 0
  • Arkadaşlar sizce aşk her şeyi affeder mi yani bir aldatılma da bile aşkın etkisiyle affetmek doğru mudur? Bence asla.Ya siz ne dersiniz?
#12.05.2007 16:52 0 0 0
  • Pekmezin yararları sayamayacağımız kadar çoktur.
    Hamileler ve çocuklar için bulunmaz besin kaynağı olan pekmezin "thiamin", "riboflavin" ve "demir" açısından baldan daha zengin olduğunu araştırmalar ortaya koyuyor.
    1 kg üzüm veya 200 gram pekmezin, kalori açısından 1150 gram süte, 300 gram ekmeğe veya 350 gram ete eşdeğer olduğu belirtiliyor.
    Özellikle üzüm pekmezinin içinde doğal olarak bulunan glikoz ve früktoz, vücudumuzda hemen emilerek kana karışır ve metabolizmada enerjiye dönüşür.
    Bu doğrultuda şunu söylemeliz ki; sabahları içeceğimiz iki yemek kaşığı pekmez, herkes için çok değerli ve çok önemli olan 2 mg. demir, 80 mg. kalsiyum ve 58 kcsal enerji ihtiyacımızı karşılayacaktır.
#12.05.2007 16:43 0 0 0
#12.05.2007 16:40 0 0 0
  • Hac Ve Osmanlı - Padişahlar Neden Hacca Gitmezdi - Hac Hakkında

    https://www.main-board.com/osmanli-tarihi/129518-osmanli-padisahlari-ve-hac.html

    https://www.main-board.com/osmanli-tarihi/230445-osmanli-padisahlari-nicin-hacca-gitmezlerdi.html

    Bu soru çokça sorulmaktadir. Ancak bu sorunun cevaplandirilacagi en güzel yer, II. Osman meselesidir. Zira II. Osman'in katli olayinda bu sorunun cevabi da verilmistir. Evvela haccin farz olmasinin sartlarini özetleyelim: Müslüman olmak; akilli olmak; ergen olmak; hac yolu için hem gida ve hem de yol masraflarini karsilayabilecek kadar zengin olmak; haccin farz oldugunu bilmek; yol emniyeti bulunmak.

    Bu kisa izahlardan sonra, Osmanli Padisahlarinin neden hacca gitmediklerinin cevabini arayalim :

    1) Islâm Hukukuna göre, cihâd, Müslümanlar için farz-i kifâyedir. Bu sebeple fert olarak bir Müslüman, açik bir düsman tehlikesi bulunmadigi müddetçe, farz-i ayn olan hacci farz-i kifâye olan cihâda tercih edebilecektir. Cihâd, fert olarak Müslümanlarin hac ibadetine engel olmayacaktir. Bunun tek istisnasi, düsmanin bertaraf edilebilmesi için hacca gidecek Müslümanlara da ihtiyaç olmasidir. Iste bu noktada halife ve sultânlarin hükmü, Müslüman fertlerden farklidir ve onlar için cihâd yani düsmanlarin hücumunu bertaraf ederek Müslümanlarin emniyetini saglamak ve bunun için gerekirse savasmak, farz-i ayndir. Hz. Peygamber'e hangi amelin daha faziletli oldugu soruldugunda, sirasiyla, Allah'a ve Peygamberine iman, Allah yolunda cihad ve hacc-i mebrûr cevabini vermistir. Sebebi bellidir; Müslümanlarin canini, malini ve namusunu korumak hukukullah da denilen kamu haklarindandir; yani cemiyete ait bir ibadettir. Bazan kamu haklarindan olan bir mesele, sahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Iste burada da durum budur.

    Osmanli Padisahlarinin II. Selim'e kadar gelenlerinin tamami, ömürlerinin yarisini Allah yolunda cihâd için seferlerde geçirmislerdir. Üzerlerine farz-i ayn olan ve hukukullah mahiyetinde bulunan cihâdi ve nizâm-i âlemin devamini, sahsî farz olan hacca tercih etmeleri için, Seyhülislâmlar fetvâ vermislerdir. II. Bâyezid Amasya'da vali iken hacca gitmeye niyetlenirken, sadrazam ve diger devlet erkâninin imzasi ile gönderilen mektupta, hemen gelip tahta geçmesi gerektigini, hacca gitmeyi halka ve devleti idare etme isi olmayanlara birakmasi icab ettigini tavsiye etmisler; aksi takdirde düsmanin cesaretlenerek Müslümanlara saldirmasina sebep olacagini ikaz eylemislerdir.



    Ayni sekilde israrla hacca gitmek isteyen ve bu niyetinin bedelini caniyla ödeyen II. Osman'a, Kayinpederi ve Seyhülislâm olan Es'ad Efendi aynen su fetvâyi vermis ve fikihtaki bu hükmü özetlemistir: "Padisahlara hac lâzim degildir; oturup adl eylemek evlâdir. Câiz ki, bir fitne zuhûr eyleye". Verilen bu fetvâyi tasdik eden asrinin kutbu Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri de, II. Osman'i fetvâya uymasi için ciddi ikaz eylemistir. Hatta bu meseleden dolayi Padisah'in askeri tahrik ettiniz tarzinda tahkirine hedef olan ve sonradan Seyhülislâmlik makamina gelen Yahya Efendi'nin ifadeleri de tamamen fikhin ölçülerine uygundur:

    "Padisahim! Hâsâ ki, ulema duacilariniz eskiyayi tahrik ede. Ancak içten gelerek bu niyetinizi istemezdik. Sebebi budur ki, ecdadiniz etmemisler, bu tarike gitmemisler, günahimiz varsa ol kadarcadir."

    Nitekim halk ve asker arasinda yayilan dedikoduyu özetleyen su cümleler de meseleyi açiklamaktadir:

    "Nizâm-i âlem içün padisahlar hacci terk edegelmistir. Düsmanin ortaya çikmasi ve düsmanlarin memleketi karistirma ihtimali var iken, Memâlik-i Mahrûse'yi koyup gitmek hatadir.".

    2) Bazi Islâm hukukçulari, bedeni sihhatli olma sartini açarak, sihhatli olsa bile tutuklu olma veya kendisini hacdan alikoyan zâlim idareciden korkmanin da haccin edâsini engelleyecegini ifade ederken, sultân ve o manadaki devlet yetkililerinin de mahbus yani tutuklu gibi kabul edilecegini; sadece beytülmal disinda kendine ait malindan haccin farz olacagini ve bu özür devam ettigi müddetçe ölünceye kadar hacca gidemeyebilecegini hükme baglamislardir. Günümüzdeki gibi ulasim imkânlarinin gelismedigi ve bir hac görevinin en az üç ay sürecegi bir asirda, Osmanli Padisahlarinin hacca gitmeleri gerektigini düsünmek, Islâm Hukukunu bilmemek olur. Kaldi ki, ömürlerinin yarisini cephede geçiren Padisahlarin, neden Misir'a kadar cihâda gidip de hacca varmadiklari da ileri sürülemez; zira ordunun basinda mücahid bir komutan olarak sefere giden padisahla, kendi sahsî ibadeti için üç ay memleketini yalniz birakan padisah bir tutulamaz. Bunun en müsahhas misâli II. Osman'a karsi askerin ve hatta halkin duydugu tepkidir. Islâm âlimleri, haccin sartlarindan olan yol emniyetini ihlal eden Karamita grubunun isyani sebebiyle, 326/937 tarihinden itibaren 20 yil kadar haccin farz olmadigini, çünkü yollarda anarsi yasanabilecegini ifade etmislerdir.

    Özetle Osmanli Padisahlarina dinen bizzat hacca gitmeleri farz olmamistir. Ancak kendi yerlerine bedel olarak baskalarini mutlaka göndermislerdir. Ayrica Sultân Abdülaziz'in gizlice tebdil-i kiyafet ederek hacca gittigi söylenmektedir. Ancak elimizde bunu dogrulayacak bir vesika bulunmamaktadir .
#12.05.2007 15:16 0 0 0
  • Grip nasıl bir hastalıktır, hangi yollarla bulaşır?

    Grip, viral bir hastalıktır ve virüslerle bulaşır. En sık bulaşma yolu da tokalaşma, yakın konuşmalar, öpüşme gibi yakın temastır. Bu yüzden grip ve soğuk algınlığından korunma yöntemi olarak ellerin sık sık yıkanması, öne çıkan bir yöntemdir.
    Ayrıca grip olan insanların kalabalık ortamlar da bulunmaları da diğer insanların enfeksiyon kapmalarına neden olur.

    Kimler risk altındadır?

    Öncelikle kalabalık ortamlarda bulunanlar yüksek risk altındadır. Özellikle yuvaya giden çocuklar, ilkokul öğrenciler, ileri yaştaki insanlar, kalp ve tansiyon hastaları gibi vücut direncinin düşük olduğu insanlar ile hastanelerde çalışan sağlık personeli; hem kalabalık ortamlarda bulunuyor olmaları hem de vücut dirençlerinin kolay düşmesi açısından risk altındadırlar.

    Grip nasıl tedavi edilir? Kullanılan ilaçların özelllikleri nelerdir?

    Grip enfeksiyonunun başlangıç döneminde antibiyotik kesinlikle kulanılmamalıdır. Çünkü, grip virüslerle ortaya çıkan bir hastalıktır. Oysa antibiyotiklerin virüsler üzerinde etkisi yoktur.

    Grip tedavisinde öncelikle istirahat çok önemlidir. Bol C vitamini ve su tüketmenin yanında piyasada anti-gribal olarak satılan ilaçlardan da yararlanılabilir. Bu ilaçlar poşet halinde sıcak suda eritilerek içilen ilaçlardır. İçinde hastanın ateşini düşürücü, kırgınlığı giderici, burun tıkanıklığını açıcı parasetamol gibi birtakım etken maddeler bulunuyor. En çok kullanılanlardan Tylol Hot gibi anti-gribal ilaçların erken dönemde kullanımı hem gribin daha komplikasyonsuz ortadan kalkmasını hem de daha kısa sürmesini sağlıyor. Bu nedenle hekimler olarak biz, bu tarz anti-griballari hastalarımıza tavsiye ediyoruz. Ancak komplike olmuş bir gribal enfensiyon varsa mutlaka bir hekime danışmakta fayda vardır.
#12.05.2007 15:00 0 0 0
  • Metin Oktay (2 Şubat1936 - 1991), Türkiye'nin en büyük golcülerinden biri olarak kabul edilen, Taçsız Kral lakaplı Türk futbolcudur.

    1954 yılında Yün Mensucat takımından İzmirspora transfer olan Metin Oktay aynı sezon 17 gole imza atarak İzmir Profesyonel Liginde gol krallığını ilan etti. Böylece Metin Oktayın gol krallığı dönemi başlamış oldu. 1955 yılında Gündüz Kılıç, Metin Oktayı 5 yıllık sözleşme karşılığında Chevrolet marka bir otomobil vererek sarı kırmızılı renklere bağladı.

    Galatasaray da oynamaya başladığında henüz 19 yaşındaydı. Fakat genç yaşına rağmen Galatasaray camiasına çabuk ısındı ve daha ilk sezonunda 19 gol atarak İstanbul Ligi gol kralı oldu. Bu sezonda Galatasaray İstanbul Liginde şampiyon oldu. Arada 1961-62 sezonunu İtalya nın Palermo takımında geçiren Metin Oktay, 1969 yılına kadar Galatasaray forması giydi.

    Futbol hayatı boyunca Türkiye Liginde 6 kez gol kralı oldu ve 223 gollük bir rekora imza attı. Ayrıca, 1962-63 sezonunda 26 maçta attığı 38 golle bir sezonda en fazla gol rekorunu kırdı. Bu rekor 1987-88 de Tanju Çolak tarafından kırıldı.

    Metin Oktay derbi maçlarının büyük golcüsüydü. 1959'da ağları delip geçen meşhur golüyle birlikte Fenerbahçe ye tam 18 gol atan Metin Oktay, Beşiktaş'a da 13 gol attı.

    36 kez A Milli Takım da oynayan Metin Oktay bu formayla da 19 gol attı. Hayranlarınca daha çok 'Kral' olarak anılan efsanevi oyuncu, Türk futbol tarihinde pek çok rekor kırdı: En çok gol atan oyuncu (632), birkaç sezon aralıksız en çok gol atan oyuncu (11), tek sezonda en çok gol atan oyuncu (38), uluslararası bir müsabakada en çok gol atan Türk oyuncusu (19).

    Taçsız kral 1968-69 sezonunda futbola veda etti. Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. 1969-70 sezonunda teknik direktör Toma Kaleperovic'in yardımcısıydı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Metin Oktay'ın son görevi Milliyet gazetesi spor yazarlığı idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor'da teknik adam olarak da görev yapmıştı. 13 Eylül 1991'de bir trafik kazası sonucu vefat eden Metin Oktay, Galatasaray Spor Kulübü'nün efsaneleşmiş golcülerinden biridir.İsmi ölümünden sonra Galatasaray Spor Kulübünün Florya'daki tesislerine verilmiştir.

    ''Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.''demiştir.

    GOL KIRALLIKLARI
    1956-57 İstanbul Profesyonel Ligi 17 goL
    1957-58 İstanbul Profesyonel Ligi 19 gol
    1958-59 İstanbul Profesyonel Ligi 22 gol
    1959 Türkiye Ligi 11 gol
    1959-60 Türkiye Ligi 33 gol
    1960-61 Türkiye Ligi 36 gol
    1962-63 Türkiye Ligi 38 gol
    1964-65 Türkiye Ligi 17 gol
    1968-69 Türkiye Ligi 17 gol
#12.05.2007 14:55 0 0 0
  • Les Adnans için 11.05.2007
    Galatasaray beş senedir transferde üç star alacağım diyor ama hala tık yok!
    Taraftar isyanlarda
    Bugünlerde ise iki Adnanlar; Polat ve Sezgin dünya kazan onlar kepçe futbolcu arıyor ama transferin yapılacağına da kimse yine inanmıyor.
    Hagi, Taffarel, Popescunun üzerine artık İnamoto ve Carrusca da kimseyi kesmiyor.
    Bu arada bana da aylardır mail yağıyor.
    Galatasaraya futbolcu öneriyorlar


    İşte önerilen futbolcular
    11 Mayıs 2006 tarihinden bugüne kadar mailime gelen futbolcu önerilerini kimden geldiği ile birlikte aynen yayınlıyorum.
    Belki yönetimin yapamadığını taraftar yapar!


    Gökhan Dönmez

    Şili'li Cola Cola takımında forma giyiyor inanılmaz bir insan henüz 22 yaşında Ronaldinho'yla kıyaslanacak kadar yetenekli ilgilenirseniz size görüntülerini atarım.


    Fırat Haznedaroğlu

    Şu an S. Bukreş kulübünde oynuyor ve Türkiyeden hiçbir takım haberdar değil, Galatasaray alma cesaretini gösterirse kazanır.


    Emre

    QUARESMA 15 milyon dolar olsa gene alsınlar 2 sene içinde 30 milyon euro.


    Uğur Hamedi

    Eğer Türkiyeye bir Hakan Şükür daha lazımsa o Hollanda'da... Galatasaray ve Türk futbolu cok sey kazanir.Yaşı daha 17.


    Bülent Bozkurt

    Afonso Alves; 30.01.1981 Brezilya vatandaşı, forvet 1.85 cm x 78 kg Hollanda liginde Scheerenveen formasi giyiyor bu sezon ligde 26 maçta 25 gölü var. Şu anki piyasa değeri 7 milyon euro


    Levent

    Dusan Basta isimli Sırp oyuncu Kızılyıldızda defansın ve de orta sahanın sağında oynayabiliyor, ama çok yetenekli bir genç..


    Koray

    St.Etiennede forvet olan Gomis var, Drogba gibi taraftarı da coşturur o adam.


    Necip Karakaş

    Mutlaka Recoba alınmalı. İsterseniz size cdsini gönderirim.


    Gökhan Aydoğan

    3-4 aydır takip etiğim futbolcular var. Mesela Portekiz liginde Amodora takımında Daniel. Koşan cok kolay adam eksiltebilen bir futbolcu. S.Lizbondan Nani...


    Cemal

    Almanyada Cotbus Takımından Meanteu.(Romen ) Mertines ..


    Taşkın Mahmut

    Şilide Colo Colo takımında oynayan Jorge Valdivia isimli bir oyuncu var ve bu futbolcu Haginin tam bir kopyası.Galatasaray tribünlerini ayağa kaldırabilecek mükemmel bir oyuncu. Serbest atış deseniz var, takımı hızlı atağa çıkarma var, mükemmel ara paslar var. Inamoto ve Ilice para veren zihniyet bu oyuncuya sadece 200.000 ? verse yeter de artar bile.


    Bilal

    Ajaxta Sneijder diye bir futbolcu var tam bize on numara olur.


    Oğuz Serdar

    Sayın Osman Tanburacı, çok önemli, genç, yetenekli müthiş bir yabancı Galatasaray'a gelmek istiyor. Futbolcunun kendisi ve menajerlik firması ile ilk görüşmelerimizi yaptık. Bonservisi kesinlikle 1 milyon $ dan aşağı, 87'li ve emin olun Pirlo kalitesinde bir yıldız adayı, aynı mevkideler.. Oyuncunun menajerlik şirketi, Roberto Carlos'un da menajerliğini yapmakta.


    Eray Baş

    Yukarıda bıraktığım linke bir girin Osman abi bence bu genç yeteneğin kimse farkına varmadan Galatasarayın alması lazım bence 2 yıl sonra Rivayı satmadan bu oyuncuyla tüm borçlarını kapar.


    Hasan Yaşar Taştan

    Defansif orta saha içinde Alman Milli Takımının oyuncusu Werder Bremen'de oynayan Thorsten Frings Galatasaraya önümüzdeki sezon çok şeyler katar.


    Yunus Yıldırım

    Bu futbolcuyu sadece bir kere izlesinler ve alsınlar. ELTON Jose Xavier Gomes


    Eray Baş

    Gencecik bir futbolcu adı Elton Xavier Gomes, Brezilyada oynuyor ve sol ayağını raket gibi kullanıyor.


    Özgür Taşcıoğlu

    Real Madridli Guti.1976 doğumlu 1.85 cm ve 77 kg olan Guti, Hagiyi aratmaz.


    Görkem

    Samir Nasri nolur bu oyuncuyu bir izlesinler, daha çok genç.

    Hacı Kara

    Danimarkada yasiyorum. Midtjylland kulübünde Salami diye bir Afrikalı oyuncu var. Chelsea pesinde kosuyor. Yaşı ya 18 ya 19. Danimarka liginde çok ucuz ve kaliteli futbolcular var. Rasmus Würtz, AAB takımında. Milli Takıma çağırılsı. Orta saha. Tobias Grahn, Odense Boldklub-İsvecli. Orta saha Volkan Ceran: 23 yaşında Türk futbolcu.


    Burak Akkuş

    Bayern de oynayan ve ayrılmak isteyen Ali Karimi uygun ve makul bir fiyatla..


    Necati

    Bayern Munichte oynayan Ali Karimi.


    Hakan Cengiz

    Hollandada yaşıyorum 2 senedir bir futbolcuyu takip ediyorum adı; Alfonso Alves. Heerenveen takımında oynuyor. Maliyeti fazla değil. Bana göre bu futbolcu Alexten daha iyi.


    Atakol Karakuş

    Biz ultrAslan Avrupa olarak Munich'te oynayan ve takımdan ayrılmak isteyen Ali Karimi, diyoruz.


    Hakan Umutoğlu

    Balıkesirspora (3.lig) bu yıl Balıkesir Belediyespordan transfer edilen 15 yaşında Kerim Alıcı...1.80 boyunda. U-15 milli takımda oynadığını söylediler..


    Fatih Yılmaz

    Dardanelsporda Ribery gibi sprinter adam var adı Kerem Oruçoğlu.


    Ümit Uzun

    Newcastledan Charles N'zogbia (Fransiz), alınması biraz zor bir oyuncu ama çok genç ve çok hızlı. Mükemmel bir sol kanat.
    Sunderlanddan Julio Arca (Arjantinli), çok iyi bir sol ayak 27- 28 yaşında Top tekniği mükemmel.

    Bunlar da ismini alamadığım okurlardan;

    Galatasaray Eugen Polanski ile ilgileniyormus. Ben Alman ligi'ni yakından takip ettiğim için bu oyuncuyu birçok kez izledim. Daha 20 yaşında ve tek kelimeyle muhteşem bir yetenek. Borussia Mönchengladbach takımında forma giyiyor, orta sahanın göbeğinde görev alıyor ve aynı zamanda ön libero olarak da oynayabiliyor. Oyun kontrol eden bir tip oyuncu, yani 10 numara gibi. Özellikle ileriki senelerde çok büyük bir yetenek olarak karşımıza çıkacak.

    Zokora (26, Saint-Etienne), Alou Diarra (24, Lens), Petit (29, Benfica), Sulley Ali Muntari (22, Udinese). Galatasaray bu futbolculardan birini mutlaka alsın. Başka oyuncu getirmesinler.

    Sulley Ali Muntari (Ghana). Geleceğin Afrikalı yıldızlarından biri. 22 yaşında ve Udinese'de top koşturuyor. Hem ön libero, hem hücum, ve sol kanatta oynayabiliyor. Galatasaray izlesin ve alsın...

    Lens takımında Eric CARRIERE'i gözleme alsalar?

    Fransanin Lille takiminda Abdulkader Keita adinda bir futbolcu var
#12.05.2007 14:24 0 0 0
  • Küresel ısınma için alınacak çok önlem var ama heralde her konudaki gibi iş işten geçince anlayacağız ne olduğunu.Önümüzdeki 10-15 yıl içinde çok büyük çaplı bir önlem alınmazsa geri dönüşü olmayan bir yola gireceğiz.Maalesef bu tür önlemler göremiyorum.
#12.05.2007 13:29 0 0 0
#11.05.2007 20:19 0 0 0
#10.05.2007 23:44 0 0 0
#10.05.2007 20:52 0 0 0
#10.05.2007 20:38 0 0 0
  • Harezmşahlar (Harzemşahlar)

    On birinci yüzyıl sonlarında Harezm bölgesinde kurulan Türk devleti.
    Harezmşahların atası Anuştegin, bir Türk kölesiydi. Büyük Selçuklu emirlerinden Bilge Tegin, onu satın alarak, saraya getirmiş ve özel olarak yetiştirmiştir. Selçuklu sarayında taştdârlık vazifesinde bulunan Anuştegin, gösterdiği başarılar neticesinde, Harezm valiliğine getirildi. Ölümünden sonra oğlu Kutbeddin Muhammed, Harezmşah unvanı ile Sultan Sencer tarafından aynı vazifeye tayin edildi. Büyük Selçuklu Devleti'nin valisi sıfatıyla 30 yıl Harezmi idare eden Kutbeddin, aynı zamanda Harezmşahlar Devletinin kurucusudur. Kutbeddin, saltanatı müddetince, mükemmel bir idareci olarak, âdilane hareketleri ile halkı kendisinden hoşnut etti. Her ne kadar, müstakil bir hükümdar olarak hüküm sürmedi ise de, oğullarının gelecekteki faaliyetleri için sağlam bir zemin hazırladı. Onun idaresi zamanında, Harezm ülkesinin, Selçuklulara tabi ülkelerle ticarî faaliyetleri yoğunlaştı. Harezm, maddî ve manevî yönden gelişmeler gösterdi.

    1127 yılında Kutbeddin Muhammedin ölümü üzerine, yerine büyük oğlu Alâeddin Atsız tayin olundu. Küçüklüğünden itibaren iyi bir tahsil ve terbiye görmüş olan Atsız, aynı zamanda Sultan Sencerin şahsî teveccühüne mazhar olmuştu. Nitekim Atsız, ilk devirlerde Sultan Sencerin seferlerine bizzat ordusuyla katıldı ve onun başarılarında büyük yardımı oldu. Atsız, aynı zamanda kendi siyasî nüfuzunu genişletmeye de çalışıyordu. Bu sebeple Cend ve Mangışlak gibi askerî bakımdan mühim merkezleri zaptetti. Ancak Atsızın bu faaliyetleri, Sultan Senceri kızdırdı ve tekdir edilmesine yol açtı. Atsız, Sultanın bu tutumu üzerine, kesin olarak bağımsızlığını ilan etti. Sultan Sencer, bu duruma nihaî bir çözüm getirmek amacıyla, 1138 yılında, büyük bir ordunun başında, Harezm üzerine yürüdü. Yapılan savaşta Sencer, Atsızın ordusunu hezimete uğrattı. Atsızın kardeşi Atlığ da ölenler arasındaydı. Harezmin idaresini Süleyman bin Muhammede veren Sencer, onun başkanlığında vezir, atabeg ve hâcib adı verilen memurlardan müteşekkil bir dîvân kurdu ve 1139 yılında Merve döndü.

    Harezmde işbaşına geçen yeni idare, Atsız ve taraftarlarının da karşı faaliyetleri üzerine, halkı memnun etmekten uzak kaldı. Harezm halkı, huzur dolu eski idareyi aramaya başladı. Bu sebeple, Atsızın, Harezmde hakimiyeti ele geçirmesi uzun sürmedi. 1140 yılında devletin başına geçen Atsız, Sencerin yeni bir seferinden çekinerek, onu metbu tanımayı ve ona uymayı ihmal etmedi. Fakat, bu durum uzun sürmedi. Sencerin, 1141 yılında Karahitaylarla yaptığı savaşı kaybetmesi üzerine Atsız, büyük bir orduyla Horasana gelerek Mervi zaptetti. 1142 yılında ise Nişapuru alarak adına hutbe okuttu. Bu arada, Sencer, Horasanda yeniden hakimiyetini kurmaya muvaffak olunca, Atsız, geri çekilmeye mecbur kaldı ve yeniden Sultana bağlılığını arz etti (1144). Atsızın Sencere karşı giriştiği isyanlar, Sultanı üçüncü defa Harezm ülkesine girmeye mecbur etti. Hazarasp Kalesini fetheden Sultan Sencer, Harezmşahların merkezi Gürgane önüne geldi ise de, Müslümanlar arasında kan dökülmesini istemeyen bir dervişin ricasını kırmayarak, Atsızın, kendisini metbu tanıdığını bildirmesi ve affını rica etmesi üzerine geri döndü.

    1156 yılında Atsızın vefatı üzerine, yerine veliaht Ebû Feth İl Arslan geçti. İl Arslan, daha hükümdarlığının başında, saltanatta hak sahibi olabilecek durumda bulunan amca ve kardeşlerini ortadan kaldırdı. İl Arslanın hükümdarlığını, Sultan Sencer de kabul etti. Ancak, Sencerin çok geçmeden vefat etmesi ile, Doğu İran sahasında Selçukluların etkisi kalmadı. Böylece, bölgede Harezmşahlar kuvvetli duruma geldiler ve Selçuklularla bağlarını kopararak müstakil bir devlet oldular. Nişapuru kendisine merkez yapan İl Arslan, 1170 yılında Tus, Bistam ve Damgan taraflarını fethetti. Bu arada Harezmşahların, Karahitaylara ödedikleri vergiyi kesmeleri, iki devleti karşı karşıya getirdi. Karahitayların üzerlerine gelmesi üzerine onlar, her zaman olduğu gibi, yine istila sahalarını su altında bırakmak suretiyle kendilerini korudular. İl Arslan, 1172 yılında vefat etti.

    İl Arslanın vefatı, ülkeye yeniden kardeş kavgalarını getirdi. İl Arslanın küçük oğlu ve veliaht olan Sultan Şah, annesi Terken Hatunla beraber Harezmde bulunuyordu. Babasının ölümüyle tahta oturan Sultan Şaha, kardeşi Tekiş itaat etmedi. Tekiş, kardeşinin kendi üzerine kuvvet sevk etmesi üzerine, Karahitaylara müracaat ederek kendisini desteklemelerini istedi. Her fırsatta Harezmşahların iç işlerine karışan Karahitaylar, bu talebi severek kabul etti. Tekişin, çok kuvvetli bir Karahitay ordusunun başında olarak Nişapura geldiğini duyan Sultan Şah, taraftarlarıyla birlikte Irak Selçuklularının naibi olan Melik Ayabanın da kuvvetlerini yanına alarak, sultanlığını ilan eden Tekiş üzerine birçok kereler sefere çıktı ise de, hemen hepsinde başarısızlığa uğradı. Hattâ, bu seferlerden birinde yakalanan Ayaba öldürüldü (1174). Terken Hatun ve Sultan Şah Dihistana kaçtılar.

    Bundan sonra tahta geçen Alâeddin Tekiş, Harezmşahlar sülalesinin en kudretli şahsiyetlerindendir. Harezmşahlar Devleti, onun sayesinde imparatorluk hâlini aldı. Tekiş, ilk olarak Karahitaylar ile mücadeleye girişti. Harezmşahlardan vergi istemeye gelen Karahitaylı elçinin gururlu oluşu ve edepsizliği, Tekişin onu öldürtmesine yol açtı. Bu şekilde başlayan çarpışmalar, Harezmşahların başarısıyla sonuçlandı. 1187 yılında, kardeşi Sultan Şahın ölümü, Tekişi daha rahatlattı. Doğu İran ve Horasanı tamamen emri altına alabilmek için faaliyetlere girişti. Selçuklu Sultanı İkinci Tuğrul Şahı, giriştiği muharebede öldürttü. Tekiş, artık kendisini Selçukluların vârisi sayıyordu. Bağdat halifesinden Irak, Horasan ve Türkistan sahalarının hakimiyetini tasdik eden saltanat menşûrunu (fermanını) aldı. İsmailîler elinde bulunan bazı kaleleri geri aldı. Bu geniş fütuhatları gerçekleştiren Tekiş, Harezm'e döndüğü 1200 yılında vefat etti. Yerine bu sırada Turziz muhasarasında bulunan oğlu Muhammed, Alâeddin unvanı ile tahta çıktı.

    Alâeddin Muhammedin ilk devirleri, daha babasının sağlığında istiklâl emelleri besleyen Melikler ve Gur sultanları ile mücadele hâlinde geçti. Bilhassa, tehlikeli bir hâl almış bulunan Gur istilâsını güçlükle önlemeye muvaffak oldu. Gur sultanı Şehâbeddinin ölümü üzerine, Alâeddin, Herata hakim oldu (1207). Gurluların, tehlikesiz bir hâle getirilmesinden sonra Harezmşahlar için en büyük tehlike Karahitaylar idi. Mâverâünnehiri hakimiyetleri altında bulunduran bu devletin nüfuzunu kırmayı ve İslâm dünyasını böyle bir dertten kurtarmayı amaçlayan Alâeddin, bunu kendisi için pek mühim bir vazife biliyordu.

    Nitekim, 1207 yılında Mâverâünnehire karşı giriştiği sefer ile, bu büyük hareketi başlattı. 1208 yılında, Karahitay ordusunu, büyük bir hezimete uğratan Alâeddin, Buharayı zaptetti. Yine bu sırada Cengizin önünden kaçan Naymanların, Karahitay ülkesine girişi ile Karahitaylar, bir daha kendilerini toparlayamadılar ve tamamen Harezmşahlara tâbi hâle geldiler (1212). Harezmşahların nüfuz ve kudreti, İran ve Afganistan sahalarında devamlı artmaktaydı. 1225 yılında Gazneyi alan Alâeddin, bu bölgenin idaresini oğlu Celâleddine verdi. 1217 yılında İrana bir sefer yaptı. Ancak bu sefer, diğerleri gibi başarılı geçmedi ve ordu büyük zâyiata uğradı.

    Harezmşahların bu haşmetli devresinde, doğuda büyük bir tehlike başgösterdi. Bu tehlike, doğuda yalnız Harezmşahları ortadan kaldırmakla kalmayacak, bütün dünyanın tarihî mukadderatı üzerinde derin izler bırakacaktır. Çünkü, tam bir çapulcu sürüsü olan Moğol ordusu, önüne gelen her yeri yakıp yıkmakta, girdikleri ülkelerde kültür ve medeniyetten eser bırakmamaktaydı. Başlangıçta Harezmşahlarla, Moğollar arasında dostluk ve ticarî ilişkilerin geliştirilmesi gayesiyle elçiler gelip gittiyse de, bir Moğol kervanının, Otrar Valisi İnalcık tarafından, casusluk iddiası ile tevkif edilip, tacir ve kervancıların öldürülmesi, araya soğukluk getirdi. Cengiz, Harezmşaha bir elçi göndererek İnalcıkın teslimini ve malların tazminatını istedi. Sultan Alâeddinin bu teklifi reddetmesi, iki devlet arasında savaşı kaçınılmaz kıldı. Her ne kadar, Alâeddinin, bu teklifi reddetmekle, yüzbinlerce Müslümanın kanını akıtacak bir olaya sebebiyet verdiği iddia edilmekteyse de, bu teklifin kabulü neticesinde, kibir timsali Cengizin daha da şımaracağı, yeni istekler peşinde koşarak harbe sebebiyet vereceği belliydi. Nitekim, 1216 yılından itibaren, uzun askerî hazırlıklar içinde olan Cengizin hedefi, İslâm âlemi idi.

    Gerçekten de Cengiz, 1219 yılı sonlarına doğru, 200 bin kişilik ordusuyla ilk olarak Harezmşahlara karşı harekete geçti. Harezmşahların, kuvvetlerini, büyük şehir ve kalelere dağıtmasından da istifade ederek, önemli merkezleri tek tek ele geçirmeye başladı. Mukavemet gösteren mevkiler, korkunç bir katliama uğratılıyordu. Kısa bir süre içinde Buhara, Semerkand, Otrar, Sığnak, Berakend ve Hocend gibi şehirler, Moğolların eline geçti. Harezm müdafaa kuvvetlerinin, büyük kahramanlıklar göstermesine rağmen, sonuç değişmiyordu. Sultan Alâeddin, son olarak Devletâbâd yakınlarında Moğolların karşısına çıktı ve tekrar yenildi. Abiskunda bir adaya sığınan Alâeddin, çok geçmeden burada hastalanarak, 1220 yılında vefat etti ve yerine oğlu Celâleddin tahta çıktı.

    Harezmşahların bu son hükümdarının hayatı, maceralar ve kahramanlıklar ile dolu geçmiştir. Celâleddin Harezmşah, saltanatının daha ilk yıllarında, kendisini tanımak istemeyen Türk kumandanlarının suikast tertipleri neticesinde Horasana çekildi. Burada toparlayabildiği kuvvetlerle, gece-gündüz demeden, var gücüyle Moğollara karşı çarpıştı. Neticede, batıya doğru yayılan bu istilâ selini bir müddet geciktirmeye muvaffak oldu. Celâleddin ile birlikte Harezmşahlar Devleti de son buldu (1230).

    Kültür ve teşkilât: Harezmşahların askerî ve idarî teşkilâtı, ana hatları ile Büyük Selçuklular'dan alınmıştır. Harezmşahların ordusu, Tekiş zamanında, doğunun en büyük askerî kuvveti hâlini almıştı. Harezmşahlarda malî işler Dîvân-ı İstifâda, askerî işler ise Dîvân-ı Arzda görülürdü. Dîvâna sultanın vekili sıfatı ile vezir-i âzam başkanlık ederdi.

    Harezmşahlarda ordu, hassa ordusu ve eyalet askerlerinden meydana geliyordu. Memleketin her tarafına dağılmış haldeki ıktâ sahiplerinden teşekkül eden muazzam bir süvari kuvveti bulunuyordu. Ayrıca, muhtelif eyaletlerde askerî valilerin emri altında özel kuvvetler vardı. Bunlar, sultana tam bağlı olup, istenildiği yere kuvvet sevk ederlerdi.

    Harezmşahlar Devletinin adlî teşkilâtı bütün Müslüman-Türk devletlerinde olduğu gibi şerî ve örfî kanunlar idi. Memlekette en çok Hanefî ve kısmen de Şâfiî mezhebinin hükümleri uygulanırdı. Şeri mahkemelere kadılar bakmaktaydı. Orduya mensup olanların şerî meselelerini halletmek için, kazaskerler yani ordu kadıları vardı.

    Harezmşahlar devrinde başkent Cürcan başta olmak üzere, Herat, Belh, Merv, Nişâbur, Buhâra ve Semerkand bir bilim ve sanat merkezi hâline gelmişti. Cürcanda on büyük vakıf kütüphâne vardı. Nişabur, ilim ve sanat adamlarının toplandıkları parlak bir medeniyet merkezi olmuştu. Eski binalar tamir edilmiş, yeni yeni medreseler, hânkâhlar ve saraylar ile süslenmişti. Hükümdar ve şehzadeler, genellikle iyi tahsil görmüş, kültür sahibi insanlardı. Âlimleri ve şairleri saraylarında topluyor, onlara en büyük değeri veriyor ve himaye ediyorlardı. Meselâ Atsız, Horasan seferinden dönüşte Zemahşerî, Fahreddîn Râzî, Şemseddîn Muhammed gibi âlim ve bilginleri Harezme getirmişti. Avfi, Harezmdeki ilim ve sanat adamlarını gökteki yıldızlara benzetmektedir. Bu durum, Moğol istilâsından önce, Harezmin medenî inkişafını çok iyi belirtmektedir. Memleketin her tarafında kütüphaneler, hastaneler, eczaneler ve hanlar yapılmıştı.
#06.05.2007 13:04 1 0 0
  • 23 Nisan 1915 günü Conkbayirinda Türkler ve Birlesik Kuvvetler
    arasinda korkunc siper oluyor. Siperler arasinda 8-10m mesafe var.
    Süngü hucumundan sonra savasa ara verildi. Askerler siperlerine
    cekildi. Yaralilar ve ölüler toplaniyor.

    Iki siper arasinda acikta agir yarali ve bir bacagi kopmak üzere olan
    Ingiliz Yüzbasi avazi ciktigi kadar bagiriyor, agliyor, kurtarin diye
    yalvariyordu. Ancak hicbir siperden kimse kimse cikip yardim edemiyor.
    cünkü en kücük bir kipirdanista yüzlerce kursun
    yagiyordu. Bu sirada akil almaz bir olay oldu.

    Türk siperlerinden beyaz bir ic camasiri sallandi. Arkasindan arslan
    yapili bir Türk askeri silahsiz siperden cikti. Hepimiz donup kaldik. Kimse
    nefes alamiyor, ona bakiyorduk. Asker yavas adimlarla yürüyor
    siperdekiler kendisine nisan almis bekliyordu.

    Asker yarali Ingiliz subayini oksar gibi yerden kucakladi, kolunu omuzuna atti
    ve bizim siperlere dogru yürümeye basladi. yaraliyi usulca yere
    birakip geldigi gibi kendi siperlerine döndü. Tesekkür bile
    edemedik.

    Savas alanlarinda günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti
    güzelligi ve insan sevgisi konusuldu.

    Dünyanin en yürekli ve kahraman askeri Mehmetcige derin sevgi ve
    saygilar.

    Üstegmen Cosey

#06.05.2007 13:01 1 0 0
#06.05.2007 12:53 0 0 0