Son bir hafta içerisinde Türkiye'nin gündemini oluşturan muhtıra-demokrasi çekişmesi Türk Dil Kurumu'nun (TDK) internet istesine de yansıdı. Sitedeki sözlükte kelimelerin anlamına bakan vatandaşlar en çok 'muhtıra' ve 'demokrasi' kelimelerinin anlamını merak etti.
TDK'nın Güncel Türkçe Sözlük'ünde 'muhtıra'nın 5 bin 835, 'demokrasi'nin 5 bin 769 kez anlamı sorgulandı. Arapçadan Türkçeye geçen ancak kullanım yaygınlığı olamayan 'muhtıra', anlamı en çok merak edilen kelime olurken, onu sırasıyla 'demokrasi[/swf2][swf3]egemenlik[/swf2][swf3]andıç[/swf2][swf3]kamuoyu[/swf2][swf3]yasa[/swf2][swf3]cumhuriyet' ve 'anayasa' terimleri takip etti. TDK'nın sitesinde muhtıra; "Herhangi bir şeyi hatırlatmak, uyarmak amacıyla yazılan yazı, bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı, diplomatik nota, andıç, günlük" şeklinde açıklanıyor.
Prof. Dr. Rasim Küçükusta, dünyada en çok Türklerde görülen ve sebebi bilinemeyen alveoler mikroalitazis adlı hastalığın akciğerde minik taşların oluşumu ile meydana geldiğini söyledi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta, dünyada en çok Türklerde görülen tek hastalığın "alveoler mikroalitazis" olduğunu söyledi. Küçükusta, bu hastalığın Türklerde sık görülmesinin nedeninin bilinmediğini, hastalığın, akciğer dokusunda hava kesecikleri (alveoler) içinde sayısız, minik küçük taşların oluşumu ile meydana geldiğini belirtti. Hastalığın en fazla Türklerde görüldüğünü, onları İtalya ve Amerikalıların izlediğini ifade eden Küçükusta, hastalığa her yaştan insanda rastlanabildiğini bildirdi. Alveoler mikroalitazis hastalığının, en sık 30-50'li yaşlarda görüldüğünü, özellikle erkeklerde daha çok rastladığını ifade eden Küçükusta, "Hastalığın ailesel özelliği vardır, özellikle kardeşlerde sık görülür." dedi.
Küçükusta, hastalığın yaklaşık 80 yıldan bu yana bilinmesine rağmen sebebinin bulunamadığını dile getirerek, şunları belirtti:
"Akciğerlerde oluşan minik taşlar büyük ölçüde kalsiyum ve fosfordan oluşur, fakat hastalarda ne kalsiyum ne de fosfat metabolizmasında bir bozukluk yoktur. Bulaşıcı bir hastalık değildir. Erken dönemdeki hastaların önemli bir yakınması yoktur. Birçok hastaya herhangi bir nedenle çekilen akciğer röntgeninde saptanan belirtilerle teşhis konulur. En çok rastlanan belirtiler öksürük ve ilerleyici nefes darlığıdır, ancak bunlar hastalığın ilerlemiş evrelerinde ortaya çıkarlar.
Bazı hastalarda öksürükle beraber balgam ya da küçük kanamalar da görülebilir. Göğüs ağrısı olabilir. Hastalık iyice yaygınlaştığında, bacaklarda şişme, karaciğerde büyüme, karında sıvı toplanması, boyun damarlarında genişleme, tırnak ve dudaklarda morarma gibi sağ kalp yetersizliği bulguları ortaya çıkar. Nefes darlığı, oturur durumda bile vardır."
Çok yavaş ilerliyor
Hastalığın çok yavaş ilerlediğini anlatan Küçükusta, teşhisi 80 yaşında konulan hastaların, bu durumun en iyi kanıtı olduğunu kaydetti. Küçükusta, hastaların, genellikle teşhis konulduktan ortalama 30 yıl sonra solunum ya da sağ kalp yetersizliği nedeniyle kaybedildiğine dikkati çekti. Küçükusta, şunları söyledi: "Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Bazı hastalarda denenen akciğerlerin serumla yıkanmasının (bronko-alveoler lavaj) tedavi bakımından bir yararı olduğu görülmemiştir. Kortizon tedavisinin de olumlu bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır. Son yıllarda, kristalleşmeyi önleyici etkisi olan 'disodium etidronat' isimli ilaçla uzun süreli tedavi ile hem hastaların şikayetlerinde ve hem de röntgen bulgularında gerilemeler olduğu bildirilmiştir." Gaziantep, aa
Sonunda çaldı siyah renkli telefon. Heyecanla beklenen bir hadiseydi bu. Tüm bakışlar telefona ve yakınındaki kişiye çevrildi. Dile kolay, hattın diğer ucunda 74 yaşındaki sanatçı, müzisyen ve barış aktivisti Yoko Ono vardı.
Telefonu açan Ali Akay'ın aklında Ono'nun, "Keşke ben de sergimin açılışına katılabilseydim. Çok merak ediyorum, orayı ve İstanbul'u..." cümlesiyle tekrar tekrar dillendirdiği sevgi ve barış mesajları kaldı. Yoko Ono, İstanbul'daki ilk sergisinin açılışına bizzat katılamasa da sergi süresince ziyaretçilerine bir telefonluk mesafede olacağını duyurmuştu. Sanatçının isteği üzerine galeriye, kendisine tahsis edilen bir telefon yerleştirildi. Ono, istediği herhangi bir zaman numarayı çevirerek ziyaretçileriyle sohbet edebilecek. İki gün önceki açılışta, saatlerce beklemeyi göze alacaklar olduğundan söz ediliyordu.
John Lennon'suz Yoko Ono
Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri'ye, Ono'nun önerisiyle 'Açık Şehir' başlığı altında, anlamlarına ziyaretçilerin yardımıyla kavuşacak 9 eser yerleştirildi. Birbirinden hayli uzak üç şehir arasındaki sıkı irtibat sayesinde ve 1 yıllık bir çalışma sonunda gerçekleşen serginin hayal kuran ve bu hayali gerçeğe çeviren isimleri ise Jon Hendricks, Defne Ayas, Aslı Çetinkaya ve Selim Birsel.
John Lennon'suz Yoko Ono'yu tanımak için bir fırsat bu sergi. The Beatles'in kurucularından John Lennon'un, "Dünyanın en ünlü tanınmayan sanatçısı: Herkes ismini bilir; ama kimse ne yaptığını bilmez." dediği Ono, 1933 Tokyo doğumlu. Çocukluğunu savaş döneminde geçiren Ono ile Lennon'un yolu da zamanında böyle bir sergide kesişmiş. Sanatçı, 1966'da Londra'daki bir sergisinin açılışında tanıştığı John Lennon ile evlenince 'The Beatles'ı bitiren kadın' diye anılır olmuş. Hâlâ da öyle anılıyor pek çok kimse tarafından. Yeni albümü 'Yes, I'm a Witch/Evet Ben Bir Cadıyım' ile bu söylentilere cevap veriyor olsa gerek.
12 yaşındayken Japonlardan Pearl Harbour intikamının alınışına tanıklık eden sanatçı, dünyanın akışını belgelercesine doğa, zaman ve su gibi kavramlarla yapıyor 'eylem'lerini. Sergide yer alan fikirlerinin/işlerinin en göze çarpanı 'Eski Şey' ya da 'Çıkış' diye çevrilebilen 'Ex -It'. Galerinin hemen girişinde ziyaretçiyi 50 adet erkek, kadın ve çocuk tabutuyla karşılayan bu yerleştirme, ilkin ürkütse de zeytin ve ıslak toprak kokusuna eşlik eden kuş sesleri oracığa çökmeye itiyor sizi. Tabutların içlerinden filizlenmiş zeytin ağacı fidanları yükseliyor. Üzerlerine toprak atılmadan önce yaşama veya ölüme son kez bakmalarına imkan veriliyor belki de fidanların.
Merdivenlerden bir alt kata inildiğinde heyecanla atan bir yürek sesine küçük el fenerleri ve kartpostallar eşlik ediyor. Karpostalların arkasındaki direktifleri okuyup gerekeni yapmalı; 'seni seviyorum' mesajını tüm dünyaya vermelisiniz. Elinizi çabuk tutun; zira az ötede bir yığın seramik onarılmayı bekliyor. Kırık vazo, tabak ve kâseler bant ve tutkalın yanında iyi niyetle bir araya getirilecek. Ono'nun beklentisi bu yolla barışı onarmanız aslında. Evet, barışı onarmak... Bu küçük katkıdan sonra diğer odaya geçecek ve orada dünya ile karşılaşacaksınız. Dört duvarı dünya haritalarıyla kaplı bir oda bu. Filmlerdeki savaş stratejilerinin belirlendiği odalar gibi değil; burada barış stratejileri belirlenir olsa olsa. Yapmanız gereken 'barışı düşle' ve 'seni seviyorum' yazılı mühürleri haritalarda istediğiniz, gerekli olduğunu düşündüğünüz ülkenin üzerine basmak...
'Hepimiz farklı kaplarda suyuz'
Yoko Ono'nun 1996'dan bu yana dünyanın çeşitli yerlerinde sergilenen dilek ağacı ise galerinin en son odasında. Küçük kâğıtlara dileklerinizi yazıp ağacın dallarına bağlayın. Dilekler İzlanda'da yapım aşamasında olan 'Imagine Peace Tower'a gönderilecek. Siz içeride bunlarla uğraşırken dışarıda, gökyüzünde neler oluyor dersiniz? Köşedeki televizyon ekranına bakarak bunu görebilirsiniz. Binanın tepesinde bir kameradan galerideki televizyona canlı yayın yapılıyor. Mavilik, bulutlar ve belki Karaköylü martılar... Başka bir köşede ise içleri aynı seviyede suyla doldurulmuş 123 ince belli çay bardağı var. Önlerindeki etiketlerde isimleri yazılı. Frida Kahlo, Hrant Dink, Albert Camus, Afife Jale... Yoko Ono'nun deyişiyle, "Sen su / ben su / hepimiz farklı kaplarda suyuz / o yüzden buluşmamız çok kolay / bir gün hep birlikte buharlaşacağız / ama su bitip gittiğinde bile / belki kapları işaret edeceğiz / ve oradaki, işte o benim diyeceğiz / bizler kaplara kafayı takmışız."
Garanti Bankası'nın desteğiyle düzenlenen 'Açık Şehir'e 30 Haziran'a kadar bizzat katılabilirsiniz. Ancak geniş bir zamanda gidin, zira çıkmak kolay olmuyor.
F.Bahçe'nin Sırp futbolcusu Mateja Kezman, Beşiktaş maçının şampiyonluk yolunda kendileri için çok önemli bir maç olduğunu belirterek, kazanmaları halinde yüzde 80 şampiyon olacaklarını söyledi.
Maçı yitirmeleri halinde her şeyin bitmiş olmayacağını da belirten Kezman, Beşiktaş'ı yenebilecek kapasitede bir takım olduklarını ve iyi futbol oynadıklarını, tüm istatistiklerde önde olmalarına rağmen bunu, şanssızlıkları sebebiyle tabelaya yansıtamadıklarını belirtti. Kezman, "Artık şansın da bizden yana olacağını düşünüyorum. Takım oyunu oynarsak, iyi mücadele edersek ve yüreğimizi ortaya koyarsak, Beşiktaş'ı, İnönü'de yenebiliriz. Benim kariyerim, zorluk derecesi yüksek final maçlarıyla dolu. Amacımız, bu maça inanarak çıkmak, yüreğimizle oynamak ve 3 puanı alarak şampiyonluk yolunda önemli bir engeli aşmak." dedi. Kezman, maçta Appiah, Alex ve Tuncay'ın performanslarının önemli olduğunu da ifade etti.
ey dağların arkasındaki yiğit
nereye böyle,hava sisli sen sevmessin bu havaları, güneş doğmalı üstüne daralırsın yoksa
ey başı dik babam
bir yüreği neden böyle yaktın, neden baba neden hesap vermeden gittin
ey gölgesi ağır babam
hani ben askere giderken demiştin ya ; hele oğlum sen bi git gel askere sana işini ben kuracağım, derdim iş değil babam derdim senin gitmen daha ben askerken.
ey sevgili babam
beni görmeden nasıl gidersin, tek oğlun değilmiydim senin namını yürütecek soy adına şeref verecek ben değilmiydim hani benim askerlik bitince everecektin beni
ey dertli babam
neydi seni böyle bizden alıp götüren neydi bizi senden ayıran bu neydiki seni bana son defa göstermeyen
ey acılarla büyüyen babam
haber verdiler sana izin aldık bayramı beraber geçirecez, dediler bacının düğünü var onun içinde izin aldık bir telaş vardı anamlarda bacımlarda, seviniyordum anamın babamın yanına gelip bacımı telli duvaklı gelin edeceğimize, bilemedim bacımin beyaz gelinliği karalara bürünecek
ey vefalı babam
geldim eve nasıl mutluyum görmeliydin bacım kapıyı açtı , bacımı o halde hiç görmemiştim sarıldı boynuma evleniyor ya hali ondandır dedim bilemedim baba çekip gittiğini...
ey yüreği dağları delen babam
girdim içeri bir ağıt bir figan dediler evin reisi sensin anam sarıldı boynuma askerim askerim diye ağladı anlayamadım yine dediler baban gitti sana bıraktı aileni
ey mahsun gözlü babam
nasıl bir haber bırakmışsın bana yüzünü göstermeden son kez nasıl bir haberdi bu baba, soğuk yüzüne bile hasret kaldım, bu nasıl bir bayramdı baba ben her bayram senin elini öperdim ilk şimdi sen yoksun nasıl dayanırım bu bayramı nasıl yaşarım ben
ey gözü gönlü tok olan babam
şafak 20 dediler yine gidiyorum şimd anamı nasıl bırakırda giderim demezler mi adama baban öleli 1 hafta olduda sen nasıl gidiyorsun , geldim işte yine asker ocağındayım, eskiden sevdiğim kızın hayalini kurardım asker yatağımda şimdi senin baba
ey benim asil babam
bir bayarm sabahı bıraktın gittin bizi gücenmedim baba sen hep bir gün gideceğim derdin , ve bir gün bende geleceğim senin gittiğin yere bir bayram sabahı
yaş geldi dediler
aldılar götrdüler
dediler 15 ay
askerlik yapacak bu er
gitti askerim
gitti bebeğim
büyüdüde giti askere
çabuk gel askerim
baban hasta düştü senden sonra
dediler kanser
askerim gelsin dedi
gelmedin askerim
rüyasında görmüş baban
askerim geldi
kapıları açın
neden gelmedin askerim
baban ağırlaştı
askerim diyor hala
gel askerim
bak babana son defa
baba gidiyor elden
kapatıyor gözlerini
gel askerim
şafak kaç olusa olsun gel
baban seni görmek istiyor
hadi askerim
şafak yirmi
ama baba beklemiyor
hadi bebeğim hadi askerim
babamız ok artık
baban yok artık yetişemedin askerim
göremedin babamızın parlayan yüzünü
gülerek gitti
seni hayal ederek
ağlama askerim
baba olmak zor iş
asker babası olupta
askerini göremeden ölmek zor iş
askerim şafak yok artık
Birbirinizi aldatmak için yalan yemin etmeyin, bu yüzden yere sağlam basan ayak sürçebilir ve Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azab tadarsınız. Bunun için size ahirettede büyük bir azab vardır
* İbrahime, İsmaile, İshaka, Yakuba ve torunlarına indirilene, Musa ve İsaya verilene ve diğer peygamberlere Rabbleri tarafından verilene inandık, onlar arasında bir ayrım yapmayız, biz Allaha teslim olanlarız deyin *
* Ey iman edenler, Allaha, elçisine indirdiği Kitapa ve daha õnce indirmiş bulunduğu Kitapa inanın *