İspanya La Liga takımlarından Barcelona'nın genç oyuncusu Bojan Krkic'in gelecek sezon Deportivo La Coruna'da oynamasının gündemde olduğu iddia edildi.
Barcelona teknik direktörü Pep Guardiola'nın genç oyuncunun satılmasına izin vermediği ve Krkic'in daha fazla şans bulabileceği bir takıma kiralık olarak göndermek istediği ifade edildi.
AS'ın haberine göre, 18 yaşındaki futbolcunun, daha fazla şans bulması amacıyla kiralanacağı belirtilirken; Blackburn Rovers ve Manchester City'nin Krkic ile ilgilendiği öne sürüldü. Genç oyuncunun ise Premier Lig'de forma giymek istemediği açıklandı.
Pep Guardiola, şu ana kadar genç golcünün geleceğine karar vermemiş durumda. Krkic, Frank Rijkaard döneminde ilk kez forma şansı bulmuştu.
1894 yılında Brezilya'nın Santos limanına yanaşan geminin kaptanı, acaba bir ulusun "kaderini" değiştirilmesine katkıda bulunduğunu biliyor muydu sizce? Daha doğrusu İngiltere'den aldığı bir yolcuyu sağ salim Brezilya'ya ulaştırmakla, bir ulusun "kaderinde" yeni bir dönüm noktası yaratılmasını sağladığını.
Stefan Zweig'a sorsaydık kuşkusuz "evet" diyecekti, "Bu Brezilyalıların yıldızının parladığı an" ifadesiyle sözlerini sürdürecekti. Oysa su akar ve yolunu bulur, bu da ayrı bir mesele.
Neyse uzatmaya gerek yok. Bu gemi 20 yaşında genç bir İngilizi, Charles Miller'ı taşıyordu. Bizim için bilinmeyen bir isim, Brezilyalılar için ise... Yine lafı uzatmayalım. Gemiden elinde iki adet futbol topuyla inmişti Miller. Brezilya ileriki günlerde İngilizlerin icatı olan bir oyunla, futbolla tanışacaktı. Miller, Brezilya futbolunun babasıydı.
Güneşin batmadığı imparatorluğun evlatları olan İngilizler, icat ettikleri bu muhteşem oyunu kısa sürede tüm dünyaya taşıdılar. (Türkiye'ye de onlar tanıştırdı futbolu tanıştırdı, nitekim.) Ama Brezilyalılar bu oyunun hamurunu aldılar, yoğurdular ve kendilerinden çok şey katttılar. Brezilyalılar futbolu bir başka oynuyordu. Top sürmeyi ve kısa paslarla hareket etmeşyi fiziğe dayalı futbola ve uzun paslara tercih eden Brezilyalı futbolcular, kültürlerindeki diğer önemli öğe olan sambayı adeta sahada icra ediyorlar. Yani onlara sadece futbolcu demek yetersiz, çünkü onların her biri birer sanatçı.
Nitekim futbolu bir sanat eseri gibi gören Brezilyalılar bu oyuna şöyle bir ad takmışlar: "Futebol arte", yani "futbol sanatı".
FUTEBOL ARTE VE BREZİLYA
İşte budur tüm dünyaya Brezilya futbolunu sevdiren. Bugün Brezilya Almanya'dan İspanya'ya, hatta ve hatta Faroe Adaları'na bile futbolcu ihraç ediyorsa, bunun nedeni "futbol sanatçılarına" duyulan hayranlık ve sevgi değildir de nedir?
Ama dünya dönüyor, yaşam değişiyor. Kapitalizmin sosyal sosunu fazlasıyla barındıran, İkinci Dünya Savaşı'nın refah devletleri geride kaldı. Bir bakıma "toplumsal uzlaşma" dönemi olarak adlandırabileceğimiz bu dönemin dayanışmacılığı, grup bilinci 70'li yılların sonlarından itibaren ağır darbe aldı.
ABD'de Ronald Reagan'ın, İngiltere'de ise Margareth Thatcher'ın iktidara gelmesiyle birlikte tüm dünyada hegemonyasını ilan eden neoliberalizm, her türlü "sosyali" ortadan kaldırıyor, "rasyonel", "girişimci", "işbitirici" bireyleri kutsuyordu. Adeta kutsanan ve idealize edilen bu bireycilik anlayışına göre önemli olan araç değil, sonuçtu. Fatih Terim'in bir basın toplantısında dillendirdiği "resultante importante" (yani önemli olan sonuçtur) sözü, tesadüf eseri deneyimli teknik adamın dudaklarından dökülmüş sözler değildi. Bu sözler, neoliberal dönemin bireyciliğinin adeta motto'suydu.
Sadece kazanmak için sahaya çıkan, bunun için futbolu çirkinleştirmekte ya da çirkinleştirecek araç ve yöntemler kullanmakta bir an için bile tereddüt etmeyen bir anlayış. Kazanmak, kazanmak, her ne koşulda olursa olsun kazanmak... Gerisi sadece bir teferruat onlara göre...
KAZANAN FUTBOL OLDU
Geçtiğimiz hafta Chilsea ile Barcelona ile arasında oynanan Şampiyonlar Ligi yarı finali maçını izlerken bu düşünceler bir kere daha delip geçti zihnimi.
Bir tarafta "parayla saadetin" olabileceğini ispatlamak için yola çıkmış, paranın yani petrol milyarderi Roman Abromovich'in takımı Chelsea...
Diğer yanda bir halkın temsilcisi olma misyonunu taşıyan, ilkeleri uğrunda formasına reklam almayarak gelecek milyonlarca doları elinin tersiyle geriye iten Barcelona...
Bir yanda futbolu icat eden İngilizlerin, çeşitli uluslardan oluşan takımı Chelsea...
Diğer yanda, kadrosunda fazla Brezilyalı futbolcu bulundurmasa da, "futebol arte"nin avrupa'daki temsilciliğine soyunan Barcelona...
Sahada ise rakibi oynatmadan, futbolu çirkinleştirerek sonuca gitmeye çalışan, bir bakıma anti-futbol oynayan, "resultante importante" diyerek neoliberal dönemin takımı olduğunu bas bas bağıran, kurt hoca Guus Hiddink'in takımı...
Diğer yanda ise sezon başından beri futbolun tüm güzelliklerini sahaya yansıtan, bireysel yeteneklerle zenginleşmiş kolektif futbolun doruğu konumunda olan, rakibin oynatmama ısrarı karşısında oynamaya çalışan, ama bunda da çok zorlanan, genç teknik adam Pep Guardiola'nın takımı...
Ne hazindir ki, kaybeden oynatmamak için sahaya çıkan anti-futbol oldu. Hem de kendi silahıyla yenilerek. Chelsea'lilerin, Barcelona'lıların "resultante importante" dedikleri anda içine girdikleri öfke krizini görür gibiyim.
Haa bu arada. Dünya ekonomisini yakından takip edenler bilirler. Yeniden sosyal olanın keşfedilmeye çalışıldığı, Neoliberalizmin tahtının sallandığı günler bunlar.
Rıza Çalımbay, bu hafta deplasmanda karşılaşacakları Konyaspor'u yenerek ligde kalacaklarını söyledi.
Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, bu hafta deplasmanda karşılaşacakları Konyaspor'u yenerek Süper Lig'de kalacaklarını söyledi.
Çalımbay, kulüp menajeri Kerem Atılmaz ile birlikte Atatürk Stadı'nda düzenlediği basın toplantısında, ligin bitimine doğru bütün takımlar için çok zor haftaların başladığını belirterek. kalan üç haftada adeta üç final maçı yapacaklarını kaydetti.
Bu hafta deplasmanda Konyaspor ile maç yapacaklarını ifade eden Çalımbay, şöyle konuştu:
''Burada bizi sevindiren olay, her şeyin kendi elimizde olmasıdır. Kaderimiz yapacağımız maçlara bağlı. Başkasına bağlı değiliz. Fikstür avantajı veya dezavantajı diye bir şey yok. Ligde herkes herkesi yenebilecek güçte. Bunu birçok kez gördük. Kendi işimizi kendimiz göreceğiz. Kim kiminle oynuyor, kim bu hafta kaç puan kaybetmiş bunlarla ilgilenmiyoruz. 'Rakipler şöyle, fikstür böyle' demiyoruz. Takım olarak buna inandık. Her şeyimizi ortaya koyarak kalan maçlardan iyi sonuçlar alacağız. Konyaspor'u yenerek Süper Lig'de kalacağız.''
YOULA, İVESA VE ANDERSON SAKAT
Çalımbay, Konyaspor maçının çok zor olacağını belirterek, iki takımın da puana ihtiyacı olduğunu bildirdi.
Son haftalarda deplasmanda yaptıkları maçlarda 4 gol atıp, 6 gol yediklerini anlatan Çalımbay, şöyle devam etti:
''Konyaspor'a gol yemeden gol atacağız. Daha sonra çok önemli Trabzonspor maçına hazırlanacağız. Ama şu anda odaklandığımız tek konu Konyaspor maçı. Kalan üç maçı iyi bir şekilde bitirecek kadroya sahibiz. Tek korkumuz sakatlıklar olması. Sakatlar maça kadar düzelirse tam kadro çıkacağız. Bugüne kadar bazı sıkıntılar yaşadık. Özellikle maddi sıkıntılar yaşadık. Ama şu anda kimse maddi açıyı düşünecek durumda değil. O kafayla düşünecek adamı biz takımda dahi görmek istemiyoruz. Kalan üç maç Eskişehirspor camiası için çok önemli.''
Çalımbay, kaleci İvesa'nın durumu belli olmadığını belirterek, belinden sakatlanan Anderson'un da antrenmanlara çıkmadığını bildirdi.
Omuzunda problem olan Youla'nın durumunun belli olmadığını ifade eden Çalımbay, ''Lovrek'in de dizinde büyük bir sorun çıktı. Bu hafta dönebilir. Küçük bir operasyon geçirebilir. Bunun dışında sakat ve cezalı oyuncumuz yok. Sahaya kim çıkarsa, formayı kim giyerse hakkını verecek'' dedi.
İtalya Ligi Serie A'nın 35. haftasında iki dev ekibin mücadelesine sahne olan maçta Milan sahasında Juventus ile 1-1 berabere kaldı.
Giuseppe Meazza Stadı'nda oynanan karşılaşmada ev sahibi ekip Milan'ın golünü 57. dakikada Clarence Seedorf kaydederken konuk ekip Juventus bu gole 60. dakikada Vincenzo Iaquinta'nın kafa golü ile karşılık verdi.
Bu sonuçla ev sahibi ekip Milan puanını 71'e çıkartırken, konuk ekip Juventus puanını 67'ye yükseltti. İtalya Ligi Serie A'nın 36. haftasında Milan Udinese'nin konuğu olurken, Juventus sahasında Atalanta'yı ağırlayacak.
İspanya La Liga'nın 35. haftasında Valencia sahasında Real Madrid'i 3-0'lık skorla mağlup etti.
Mestalla Stadı'nda oynanan karşılaşmada Valencia'ya galibiyeti getiren goller 28. dakikada Mata, 32. dakikada David Silva ile 67. dakikada Ruben Baraja'dan geldi.
La Liga'nın 34. haftasında sahasında Barcelona'ya 6-2 gibi farklı bir skorla yenilen Real Madrid bu mağlubiyetle bir darbe daha almış oldu. Valenci'da takımını 2-0 öne geçiren golü kaydeden David Silva ile Carlos Marchena bu maçta sarı kart görerek 36. haftada oynanacak olan Atletico Madrid maçında cezalı duruma düştüler. Real Madrid'te ise Marcelo 81. dakikada gördüğü sarı kart nedeni ile Villareal maçında oynayamayacak. Valencia'da Vicente'nin 87. dakikada çektiği şut direkten döndü.
Valencia bu galibiyetle 59'a çıkartırken Real Madrid 78 Puanda kaldı.
Futbolcular artık bunun farkında. Bütün Eskişehirin de bunun bilincinde olması gerekir. Kazığımız için çok mutluyuz. Kazanılması gereken bir maçtı.
Artık önümüze bakacağız. Deplasma yapacağımız Konyaspor maçına çok iyi hazırlanacağız. Herkesin herkesi yenebileceği bir lig yaşıyoruz.
Ligde kimin kimi yeneceği belli olmuyor. Bu hafta Sivastan hiç beklemediğimiz bir sonuç geldi. Çok dikkatli olmamız gerekiyor. Fikstüre hiç güvenmiyorum.
8. dakikada Youlanın pasında ceza sahasında topla buluşan Batuhanın vuruşunda kaleci Ömer meşin yuvarlağı kontrol etti.
30. dakikada Dos Santosun pasıyla ceza sahasında topla buluşan Otlehovanın vuruşunda meşin yuvarlak auta çıktı.
36. dakikada çalımlarla ceza sahasına giren Batuhanın vuruşunda top ağlarla buluştu: 1-0 50. dakikada Youlanın sağ kanattan ceza sahasına yaptığı ortada topu kontrol eden Batuhanın düzgün vuruşuyla meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 2-0
58. dakikada ceza sahası dışında topla buluşan Batuhanın vuruşunda kaleci Ömer meşin yuvarlağı iki hamlede kontrol etti.
Karşılaşma Eskişehirsporun 2-0 üstünlüğü ile tamamlandı.
Real Madrid'in golcü futbolcusu Raul, İngiliz ekibi Manchester City'in transfer teklifiyle ilgilenmediğini söyledi...
İspanya Birinci Ligi takımlarından Real Madrid'de, takım kaptanı Raul Gonzalez Blanco, İngiliz Premier Lig takımlarından Manchester City'nin teklifiyle ilgilenmediğini söyledi.
Blanco, Marca gazetesine yaptığı açıklamada, kariyerini Real Madrid'de sonlandırmak istediğini belirterek, ''Manchester City, ajansım Gines Carvajal ile bağalntıya geçti. Ancak ben ilgilenmiyorum çünkü burada yaşamaktan çok mutluyum'' dedi.
Raul, eski Raul değil. Bence Real Madrid'de jübile yapıp efsaneleşmeli.
Ben olsam gitmezdim, bu kadar para verilirse, beklentiler artabilir ve orada da istenilen oyunu sergileyemezse, taraftarların hedef tahtası olur.
Tabi bu riskdir, belki tam terside olabilir. Raul, kendi oyun karakterinin, M.City takımının oyun karakteriyle nasıl örtüşeceğinin analizini iyi yapmalı.
Manchester City, transfer çalışmalarına şimdiden başladı. Ocak ayında Kaka'ya görülmemiş bir teklifte bulunan takımın yeni hedefi, İspanyol forvet Raul.
Manchester City, transfer çalışmalarına şimdiden başladı. Ocak ayında Kaka'ya görülmemiş bir teklifte bulunan takımın yeni hedefi, İspanyol forvet Raul.
Manchester City, Beyaz Şimşekler'in kaptanına 4 yıl için 40 milyon avro önerdi. Bu meblağ, Raul'un 17 yıllık Real Madrid kariyerini sona erdirebilir.
Marca'da çıkan habere göre, City'nin sahipleri Raul'un menajeri Gines Carvajal ile temasa geçti.
Başkanlık seçimlerinin ardından, tecrübeli oyuncunun takımdan ayrılmasının isteneceği gelen haberler arasında. Florentino Perez'in başkanlık seçimlerini kazanması durumunda, yeni bir oluşuma gideceği ve bu yeni oluşumda Raul'u düşünmediği biliniyor.
Perez, daha önceden de bir başka Madrid efsanesi Hierro'nun takımla ilişkisini kesmişti.
City'nin transfer için ayırdığı 100 milyonlarca avroluk bir bütçe var. Ortadoğulu iş adamlarının bu yazki en büyük hedeflerinin Raul olduğu söyleniyor.
İlk karşılaşmanın kopyası gibi oynandı. Yine Chelsea topsuz oyunda, kendi yarı alanı içinde alan daraltıp Barcelonanın, kaleye yaklaşmasını engelledi.
Bence, Barcelona Chelsea'nin topla oynayıp sahaya yayılmasına izin verseydi, golleri erken bulabilirdi.
Barcelona defansı sakat ve cezalılar yüzünden,oynayan oyuncuların kademe anlayışı çok kötüydü.
Neyseki Anelka, Drogba formunda değillerdi.