Hazel.

Hazel.

Üye
03.01.2012
Er
344
Hakkında

  • şimali çok fazla tanımıyorum ama aşinalığım var
    ay_kız nickini görmüştüm, süper mod du sanırım
    19wtney tanımıyorum


    AĞRAZ
    HızıRReiS
    OnLyGirL
#27.03.2013 22:01 0 0 0
  • Beslenme alışkanlıkları - Sağlıklı beslenme - Kilo kontrolü - Diyet

    Günümüzde sağlık, insanın fiziksel, sosyal, duygusal durum, mevsimler gibi yaşamının bütün boyutlarıyla ilgili bir kavram olarak düşünülmektedir. Bu anlamda sağlık, yaşamdan memnuniyeti ve yaşam kalitesini içermekte ve kişinin kendisini geliştirmesini ifade etmektedir.Bunun için de enerjiye gereksinimleri vardır. Enerjilerini oksijen kullanarak (oksidatif fosforizasyonla) veya oksijensiz yollarla sağlarlar.

    Ancak, ortak noktaları, enerji üretmek için temin ettikleri besinleri kullanmalarıdır. Bitkiler doğadan aldıkları başlıca "karbon", "oksijen", "hidrojen" ve büyük oranda güneş ışığının yardımı ile, besinlerini kendileri oluştururlar. Bu nedenle de besin piramidinde en altta yer almaktadırlar. İnsan ise bunun aksine, besin zincirinde son halka, besin piramidinde en üst noktadır.

    Aldığımız bu gıdaları, büyüme, gelişme, dokularımızı/hücrelerimizi yenileme, üreme veenerji temininde kullanırız. Ancak, bu işlevlerin oluşması için hassas dengelerin kurulması zorunludur. Bunu temin edemediğimiz zaman, sağlığımızı koruyamayız. Sağlık, başlıca üç öğeden oluşmakadır. Bunlar;
    - Bedensel sağlık,
    - Ruhsal sağlık,
    - Sosyal sağlıkır.

    Bedensel sağlık için; yeterli, amaca uygun, biyolojik olarak yararlanma oranı yüksek gıdayagereksinimiz vardır. Bir binayı yaparken, tuğla, beton, tahta, kum ve bunun gibi yapı malzemelerinin tümüne ihtiyacımız olduğu gibi vücudumuz için de dengeli olmak koşuluyla, değişik türdeki tüm gıdaları almamız şarttır.

    Yemek işlemi zorla yapılan veya yaptırılan bir işlem olmayıp, insanların arzu ettiği vehoşlandığı bir olgudur. Bu açıdan, yemek yemek ruhsal doyum da sağlamakadır. Bazı kişilerin canları sıkıldığı zamanlarda gereksiz olarak devamlı yemek yemesi bunun başka bir açıdan görüntüsüdür. Beslenme sağlığın temelidir. Bireyin ve toplumun sağlığının korunmasında ve hastalarıniyileşme hızının arttırılmasında beslenme eğitimi önemli bir yer tumakadır. Bireysel de olsabeslenmenin yeterli ve dengeli olarak uygulanması, önlenebilir hastalıkları, sakatlıkları veerken ölümleri azaltacakır.Beslenme; büyüme, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için besinlerin kullanılmasıdır.

    Beslenmenin amacı: Bireyin yaşı, cinsiyeti ve içinde bulunduğu fizyolojik ortama göregerekli olan besin öğelerinin yeterince alınmasıdır. Bu durum, yeterli ve dengeli beslenme olarak açıklanabilir.

    Yeterli beslenme: Organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken enerjininbeslenme ile karşılanması demektir.

    Dengeli beslenme: Enerjinin yanısıra, vücudumuzun gereksinim duyduğu diğer tüm besin öğelerinin de gerektiği kadar alınmasıdır.

    Yetersiz beslenme: Canlının fizyolojik gereksinimlerini karşılamaktan uzak olan beslenme türüdür.Yetersiz beslenme durumunda, fiziksel gelişme yanında beyin gelişimi,dolayısıyla, zeka da etkilenir. En çok büyüme çağındaki çocuklarda, gebe ve emziklilerde,ağır işlerde çalışanlarda sorun belirgin olarak gözlenebilir.
    Yetersiz ve dengesiz beslenme, vücut direncini azaltarak infeksiyonlara zemin hazırlamakta ve hastalığın ağır seyretmesine ve öldürücü komplikasyonların gelişmesine neden olmaktadır. Demir eksikliğine bağlı kansızlıkta, raşitizmde ve malnütrisyonda başlıca ölüm nedenleri infeksiyon ajanlarının yol açtığı hastalıklardır.

    Bunun yanında, özellikle kentlerde yaşıyanlar arasında şişmanlık önemli bir sağlık sorunuşeklinde görülmektedir. Genelde aşırı besin alımı ve fiziksel hareketin azlığı, şişmanlığa yol açmaktadır. Şişmanlık, diyabet, hipertansiyon ve arteriosklerotik (damar sertliği) hastalıkların oluşumunda beslenme önemli bir risk etmenidir. Ayrıca, aşırı tuz tüketimi hipertansiyona, aşırı şeker alımı diş çürüklüğüne, aşırı alkol alımı karaciğer sirozuna neden olan en önemli etmenler olduğu kabul edilmektedir.Beslenme, işçinin üretim hızını etkileyen etmenlerin başında gelmektedir. Üretim için gerekli enerji sağlanamadığı zaman, işçi çalışmalarını kısıtlamakta ve daha az üretim yapmaktadır. Ayrıca, yetersiz ve dengesiz beslenme ile vücut direnci azalacağı için, işçi sık sık hastalanmakta ve bunun sonucu olarak iş gücü kaybı olmaktadır. Tüm buolumsuzluklara ek olarak dikkatin azalmasına bağlı olarak iş kazalarının artmasıbeklenmelidir.Sağlığın kalitesi ve sürekliliği ilk planda nasıl beslendiğimizle yakından ilişkili olup mevsim dönümlerinde yaşayacağımız stress, anksiyete, verimsizlik, halsizlik, yorgunluk ve yeni hava koşullarına uyum açısından son derece önem arzetmektedir.Özellikle bahar dönemlerinde sıklığının arttığı bilinen kalp krizleri ve buna bağlı sorunların bertarafı için sağlıklı beslenme tedbirlerinin geciktirilmeden alınması bu anlamda ciddi önem taşımaktadır.

    Bahar mevsimine giriş, uykusuzluk, yetersiz ve/veya dengesiz beslenme, yanlış beslenme saatleri, çok fazla alkol,sigara, beden ısısını koruyamama gibi etkenler ile bedenimizi yormak, onun savunma mekanizmasını zayıflatır ve dış etkenlerin bağışıklık sisteminiz üzerindeki etkisini arttırır.

    Yorgun bir beden bünyesinde barındırdığı ancak güçlü bir bağışıklık sistemi ile üstesinden gelebildiği virüs ve bakterilere karşı savunmasız düşer ve hastalıklar, dolayışı ile yatak istirahati kaçınılmaz bir hal alır.Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olan bünyeler mikrop ile karşı karşıya geldiklerinde hiç bir şey olmamış gibi yollarına devam edebilir bu kişiler gerek mikroplara gerekse strese maruz kaldıklarında hemen hayatlarını kaybetme riski ile karşı karşıya gelmeyecektirler.Günlük duygusal stres yanında zayıf bir bağışıklık sistemine sahip olan kimseler, yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireyler, yalnızca salgın mevsiminde değil, her zaman enfeksiyonlar karşısında risk altındadırlar.

    Yeterli ve dengeli beslenme, yaşlılar, yoğun çalışanlar, özellikle büyüme çağındaki çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimleri ve sınav stresi açısından son derece önemlidir. Baharda fiziksel ve zihinsel performansın arttırılmasında, özellikle gençlerinbahara denk gelen yoğun sınav dönemlerinde bütün gece süren açlıktan sonra güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlaması, **Rafine şeker tüketimini mümkün olduğunca azaltarak kan şekerini dengeleyici kompleks karbonhidrat kaynaklarının (kuru baklagiller, tam tahıl ürünleri vb.) tüketiminin arttırılması,Kurubaklagiller, kuru meyveler, pekmez, tahin, yeşil sebzeler gibi demirden zengin besinlerin yeterli miktarlarda alınması, Sinir sisteminin çalışmasında etkin B vitaminleri, magnezyum ve biotinden zengin besinlerin (tam tahıl ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlar vb.)tüketiminin arttırılması, bağışıklık sistemini güçlendirici C vitamininden zengin (portakal, yeşil biber, patates gibi) ve beta karotenden zengin besinlerin (havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu meyveler) tüketiminin arttırılması önerilmektedir.

    Zira başlıca antioksidan vitaminlerden olan C vitamini : Grip ve soğuk algınlığına karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmede oldukça etkili bir vitamindir. Hayati önem taşıyan pek çok olayda görev alır. Tüm vücutta (kanda, karaciğerde, kalp ve beyinde, organların içindeki hücrelerde)önemli bir işlev görür.C vitamini soğuk algınlığı geçiren kişilerde hastalık süresini kısaltır; burun akıntısı, baş ağrısı, göz akıntısı gibi problemlerin ciddiyetini azaltır; bunu hastalığa neden olan virüslerin hareketliliğini azaltarak ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek gerçekleştirir. Mevsim dönümlerinde organizmada oluşabilecek strese karşı koruma sağlar. Genel sağlık açısından pek çok antioksidan barındıran sebze ve meyveler de C vitamini, karotenoidler, flavonoidler,glutatyon gibi enzimlerle bağışıklık sistemini destekler, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar, gözü korurlar. Turunçgiller ise yüksek potasyum ve düşük sodyum içerikleriyle yüksek kan basıncına karşı koruma sağlar, vücudun sıvı dengesinin ayarlanmasına yardım ederler. İçerdikleri çözünür ve çözünmez posa ile bağırsak florasının dengesini sağlar, kabızlık probleminin çözümlenmesine ve kan yağlarının düşürülmesine yardım ederler.

    Viral enfeksiyonlara,alerjilere, mantar enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlarlar.

    Bahara geçiş döneminde hassaslaşabilecek organizmayı güçlendirmede, şeker ve şekerli besinler, cips, kuruyemiş, gazlı içecekler gibi besinler yerine süt,yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tercih edilmesi,günlük kafein tüketiminin en fazla 2 fincan kahve ile sınırlandırılması, mevsim dönümünde strese bağlı vücutta oluşan toksinlerin atılmasını kolaylaştırmak amacıyla günde en az 8-10 bardak su tüketilmi bahara ağız tadı ile girmemizi mümkün kılacaktır.



    Dyt.Zühal AYNACI BAYEL
#27.03.2013 21:50 0 0 0
  • Kilo kontrolü - Diyet - Beslenme

    'Ne Yapsam Kilo Veremiyorum'


    Diyenlerden iseniz mutlaka bir sebebi olduğunu unutmamalısınız. Bilinçsiz yapılan diyetlerin metabolizmanıza ne kadar zarar verebileceğini ve ileri yaşlarda tüm bu zararların geri döneceğini düşünerek sağlıklı beslenmek en doğrusu olacaktır.

    Yapılan veya yapılmaya çalışılan diyetlerde çoğu zaman ‘ doğru bilinen yanlışlar ‘ sebebiyle pek çok kişi farkında olmadan hata yapmakta ve kilo vermek yerine tam tersi fazlasıyla kilo almaktadır.

    Her pazartesi başlanan diyetler en geç Çarşamba günü son bulmakta ve bu başarısızlık bir kısır döngü halini almaktadır. Unutmayın ki, her başlangıcın bir sonucu vardır diyete değil doğru beslenme alışkanlığına başlamanız gerekmektedir.

    Bu kısır döngü içerisinde yapılan hataları nasıl düzeltebiliriz, bir bakalım ;
    Arkadaşınızdan, kardeşinizden veya komşunuzdan duyduklarınızla veya daha önce alınmış bir listeyle diyet yapmaya kalkmayın, çünkü diyet bireye özeldir. Her bireyin metabolizması farklı çalışır, fotokopi ile çoğaltılan listeler sizin metabolizmanızda farklı sonuçlar doğurabilir.

    Kilo alırım korkusuyla aç kalmayın. Uzun saatler süren açlığın sonunda bedeniniz metabolizmasını yavaşlatır, yani daha az enerji harcamaya başlar, ve açlığın sonunda kontrolsüzce yemek yersiniz. Bu da az enerji harcayan bedeninizde daha fazla yağ depolanmasına neden olur. Oruç tutanlar da neden kilo alındığının nedenlerinden biri de budur. Bu nedenle gün 6 defa 3 ana 3 ara olacak şekilde besleniniz. En ideal öğün saatleri sabah 7:30 – 08:00 de kahvaltı , 10:30 da 1. ara öğün ,12:00 – 13:00 gibi öğle öğünü , 15 :00 te 2. ara öğün , 18:00 - 19 :00 gibi akşam yemeği ile 21:00 – 21:30 da da 3. ara öğünü olarak yaşam tarzınızı mümkün olduğunca adapte edebilirseniz mutlaka faydasını göreceksiniz.

    Diğer bir konu da gün içinde içilen çay, kahve ve diğer sıvı içecekleri ‘su içtim‘ yerine saymayın, bunlar kafein ve sodyum içerdikleri için vücutta su tutulumuna neden olarak ödem ve fazla su birikimi ile sonuçlanırlar. Kahve veya çay içme alışkanlığınızın yerine gün içindeki ara öğünlerinize denk getirecek şekilde bitki çayı veya kendi hazırladığınız meyve çaylarını tercih ediniz. Örneğin 1 adet küçük boy elmayı haşlayıp içine 2 - 3 adet karanfil ve 1 - 2 küçük parça tarçın ve bir iki damla limon ile tatlandırabilirsiniz. Bu çay aynı zamanda vücutta biriken suyu da atmanıza yardımcı olacaktır. Form çaylar bağırsak tembelliğine yol açtığı için tüketmeyiniz. Gün içinde 8 – 10 bardak kadar bol su içiniz.
    Ayrıca Tuz tüketiminizi sınırlamanın yanında tuz içeriği yüksek olan besinleri de ( hazır soslar, salamuralı yiyecekler, hazır bulyonlar, kabartma tozu, soda gibi ) sınırlamalısınız. Fazla tuz da yine vücudunuzda ödem oluşumuna yol açacaktır.

    ‘ Kahvaltı dışında hiç ekmek yemiyorum ‘ veya ‘ Öğünlerde ekmeksiz yemek yiyorum ‘ yada ‘ Ekmek yerine Makarna / Pilav yiyorum. ‘ şeklinde bir alışkanlığın doğru olduğunu düşünmeyin, Bu tam tersi sizin ekmeksiz doymayıp daha fazla yemek tüketmenize sebep olacaktır, hem de daha çabuk acıkmanıza. Doğru olanı ekmek olarak tam buğday / arpa / çavdar ekmeklerinden birini seçerek her ana öğünde 1 – 2 dilimi geçmeyecek şekilde tüketmenizdir. Böylece aynı zamanda posa tükettiğiniz için sindirim sisteminiz daha rahat çalışacak ve farkı sizde hissedeceksiniz. Kepek ekmeğini çok sık kullanmayın çünkü kepekli ekmek aslında beyaz undan yapılır ve içine her firma veya fırının kendi ölçüsüne göre kepek atılır. Dolayısıyla öğütülmemiş tam buğday / arpa / çavdar tanesinden yapılmış ekmeği tüketmek daha sağlıklıdır.

    Gece yemek yeme alışkanlığından derhal kurtulun, gece acıkmanızın sebebi akşam öğününde yanlış beslenmenizden kaynaklanıyor. Çünkü kan şekerini çabuk yükseltip sonrada vücudun doğal dengesi gereği kan şekerini düşürecek besinleri tüketiyor ve çabuk acıkıyorsunuz. Mutlaka salata , sebze, tam buğday / arpa / çavdar ekmeği tüketerek , et yerine haftada 2 -3 kez kurubaklagil yemeği yiyerek bu durumu engelleyebilirsiniz. Acıktığınızda tatlı yada ağır yağlı bir yemek yerine yarım yağlı yoğurda biraz kuru meyve doğrayıp yemeniz daha doğru olacaktır.

    Tükettiğiniz süt / yoğurt ve peynirin yarım yağlı olanını tercih edin. Krem peynirlerinin yağ içeriği son derece yüksek olduğu için tüketiminden kaçının. Labne peynirinin yağı azaltılmış olanını tercih edebilirsiniz. Bu peynir süt fermentasyonu ile elde edildiğinden son derece sağlıklıdır. Kahvaltılarınızda lor da tercih edebilirsiniz. ( kaşar loru değil ) Ayrıca Et/tavuk/balığın ise mümkün olduğunca görünür yağı olmadan yağsız olarak tüketin.

    Mümkün olduğunca yemekleri kavurmadan ve porsiyon başına 1 yemek kaşığı yağ denk gelicek şekilde yağ eklemeli, kızartmalardan ve katı yağlardan uzak durmalısınız.
    Salam, sosis, sucuk, sakatatlar, margarin, krema, kaymak, mayonez, hardal, çeşitli soslar yağ içeriği ve katkı maddeleri yüksek olduğunu için tüketmekten kaçınmalısınız. Kola, gazoz vb gibi asitli içecekler, hazır meyve suları ile içeriğini bilmediğiniz buzlu kahveler frappiçinolar vs. ‘lerin içimini de tercih etmeyin.

    Yememeniz gereken bir besini evinize almayın, alışveriş listenizden çıkarın. Evinizden uzaklaştırmanız bu besini tüketme alışkanlığını azaltmanıza yardımcı olacaktır.
    Yemekleri fazla miktarda, artacak kadar ne pişirin ne de tabaklara servis edin. Artan yemeklerin süpürücüsü siz olmayın. Ayrıca da çöpü doldurmak yerine midenizi doldurduğunuzu düşünün ve kendinize çöp kovası muamelesi yapmayın.
    Hatır için yemek yemeyin, yakın çevrenizdeki insanların ısrarı veya isteğiyle tüketmemeniz gereken bir besini yemekten kaçının. Arkadaş çevrenizi de bu yönde motive edin. Toplantı veya yemeklerinizdeki ikramlarınızda sağlıklı ve hafif tarifler kullanın, çeşit sayınızı azaltın. Mutlaka bol salata ( yağ ve mayonez miktarına dikkat ederek ) + ayran veya sütlü (az şekerli yada tatlandırıcılı) bir tatlı ve bir dilim kek ( üzüm/kayısı/erik gibi kuru meyvelerden veya ceviz/badem/fındık ile yapılmış, yağsız ve az şekerli ) gibi bir menü ile sınırlandırın. Un olarak kepekli unu tercih edin, böyle bir un ile farklı tarifler deneyin. Mutlaka kendinize uygun olanı bulacaksınız. Yada bir yemek planlıyor iseniz, Sebze yemeği ve yoğurtlu salatalardan oluşan çeşitlerinize zeytinyağlı bir kurubaklagil yemeği ile ızgara et/tavuk/balık ile destekleyebilirsiniz.

    Unutmayın siz özelsiniz ve kendiniz için en iyisine siz karar vermelisiniz. Sizin prensipleriniz olduğunu ve yaşam tarzınızın siz tarafından özenle belirlendiğini herkes bilmeli ve saygı duymalıdır.

    Bunun dışında çeşitli sakızların, otların, bitkisel suların yada mamaların zayıflama üzerine kesin etkisi yoktur. Çoğu kişide de hormonal denge bozukluklarına kadar olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bilimsel olmayan insan sağlığı için faydalı olduğu ispatlanmamış hiçbir besin yada benzeri madde veya yöntem ile zayıflama uğruna kişilerin sağlığı riske atılmamalıdır. Çok basit bir.örnek vermek gerekirse,sabah aç karnına ılık limonlu su içmenin yağları yaktığını düşünmeyin. Bunun hiçbir etkisi yoktur. Boş midenize inen limonun kaslarınızı sarmış yağı eritme gibi bir mucizeyi yaratması söz konusu değildir. Özellikle mide hassasiyeti olan kişilerde bu tam tersine problem yaratabilir. Limon asidik bir meyvedir ve aç karnına mide de tahrişe sebebiyet verebilir.

    Diğer önemli bir konu da çok düşük kalorili ( ketojenik diyetler) kesinlikle uygulamamanız gerektiğidir. Bir diyetisyen tarafından sizin metabolizmanıza göre planlanmış diyeti uygulamanız gerektiğini unutmayınız. Haftada yarım veya 1 kilo vermek doğaldır bunun üzerindeki kilo kayıpları sakıncalıdır, verilen kilolar bir süre sonra fazlasıyla geri gelmektedir.

    Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmenin yanında mutlaka spor yapın, spor yapmanın yanında da günlük hayatınızda hareketli olmaya, mümkün olduğunca fazla adım atmaya, aktif olmaya, tempolu yada hızlı yürümeye ( koşar gibi yürümeye ) özen gösterin. Vücudunuzu şekle sokmaya yardımcı birkaç aerobik hareketi yapmayı alışkanlık haline getirin, her gün 2 dakikanızı bu işe ayırırsanız faydasını göreceksiniz. Oturarak çalışanlar için her gün 5 -10 dakika boyunca karnınızı içeriye doğru gerip bırakmanın bile etkisi sizi mutlu edecektir.

    Aynada kendinizi kontrol edin, kilo almaya başladığınızda beslenme şeklinize ve yaşam tarzını hemen bir göz atın.

    Kilo vermek sanıldığı gibi zor bir iş değildir sadece oturarak yada hiçbir şey değiştirmeyerek elde edilemez. Sihirli bir ilaç, formül yada besin ne yazık ki yok, lütfen bu konuda bilinçli olun ve bilimsel olmayan hiçbir bilgiye inanmayın.

    Bu işin anahtarı ‘ davranış değişikliği ‘ ve ‘ doğru bilgiyi öğrenmekten ‘ geçiyor. Kendinize güvenin mutlaka laboratuar bulgularınız bir uzman tarafından değerlendirilsin ve bu konuda bilimsel bilgisi olan bir diyetisyenden danışmanlık alın.

    Diyetisyen
    Sabiha ATAÇ
#27.03.2013 21:42 0 0 0
  • Sağlık - Beslenme - Polikistik Over

    "Çok sayıda kist içeren yumurtalık dokusu" anlamına gelen Polikistik Over Sendromu bir yumurtlama bozukluğudur. Diğer pek çok hormonal hastalık gibi polikistik over sendromunun da nedeni tam olarak bilinmemektedir. Stres, obezite, insülin direnci, sinir sistemindeki bazı hormonların salınımındaki bozukluklar ve genetik faktörlerin rolü üzerinde durulmaktadır.

    Belirtileri sıklıkla; adet gecikmeleri veya düzensiz adet kanamaları, tüylenme, yağlı cilt ve sivilcelenme gibi kozmetik sorunlar, zor gebe kalma veya gebe kalamama, gebe kalınması durumunda ise artmış düşük yapma riski ile karakterizedir. Uzun vade de ise rahim kanseri riskini, testosteron hormonunun sürekli yüksek kalmasına bağlı olarak kan yağlarının seviyesinin yükselmesi nedeniyle çeşitli kalp hastalıklarına yakalanma riskini de arttırmaktadır.

    Kan şekerinin düzenlenmesinden sorumlu olan insülin hormon salgısının bozulması nedeniyle aşırı derecede karbonhidrat tüketimive hipoglisemik dönemlersonucuinsülin direncine, kilo alma sorununa veya kilo vermekte zorlanmaya neden olmaktadır. Bunun sonucunda da şeker hastalığına yakalanma riski ve obezite de söz konusu olmaktadır.

    Polikistik over sendromlu kadınlarda özellikle bel ve karın bölgesindeki kilo artışı, kalça bölgesinden daha fazla olmaktadır. Bu durum altta yatan bozulmuş şeker ve insülin metabolizmasının bir göstergesidir.

    Tedavide asıl amaç yumurtlamayı yeniden sağlamaktır. Kilolu hastalarda sadece kilo kaybı ile yumurtlama fonksiyonları ve dolayısı ile mensturasyon normale dönebilmektedir. Dolayısıyla Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunluğunun veya kilo vermesi veya kilolarını koruması gerekmektedir.

    Genellikle polikistik over sendromu belirtileri hareketli (aktif) bir yaşamdan, daha hareketsiz (pasif) bir yaşama geçildikten sonra ortaya çıkmaktadır. Kişinin önce oturup kendi yaşam tarzını ve beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve bu yaşam tarzının kilo almasına veya kilosunu koruyamamasına neden olduğunu fark etmesi gerekmektedir.
    Sonuç olarak polikistik over sendromunda; var olan fazla kiloların vakit kaybedilmeden verilmesi için uygun beslenme programının oluşturulması ve düzenli egzersiz ile tedavinin ilk basamağı oluşturulmalıdır.

    ·Bu aşamada yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıkları kazanılmalı ve ‘ Davranış Değişikliği ‘ bir yaşam tarzı haline getirilmelidir.
    ·Kişinin yaş, BKI ve metabolik gereksinimlerine uygun olarak kalorisi hesaplanmış, karbonhidrat/yağ ve protein oranı ayarlanmış bir diyet programı ile diyetisyen tarafından kontrollü bir şekilde diyet tedavisinin uygulanması gerekmektedir.
    ·Günde 3 ana 3 ara öğün şeklinde öğün saatleri ve miktarları düzenlenerek insülin regülasyonu sağlanmalıdır.
    ·Diyet ilkeleri olarak yağ ve şeker oranı düşük, posa içeriği yüksek, kompleks karbonhidratların tercih edildiği bir program benimsenmelidir.

    . Yemekleri yavaş yemek, porsiyon kontrolü yapmak oldukça önemlidir.

    . Dengeli bir diyet ile birlikte egzersizin önemi çok büyüktür. Düzenli yapılan egzersiz ile insülin regülasyonu sağlanır, metabolizma hızlandırılıp kilo kaybı anlamlı hale getirilmiş olunur.


    Polikistik Over Sendromlularda multidisipliner çalışmanın (doktor, diyetisyen, psikolog) önemi hatırlanmalı ve kişiler bu şekilde takip edilmelidir. Tedavinin her aşamasında hasta merkezli çalışmak ve motivasyon çok önemlidir.


    Diyetisyen Sabiha ATAÇ
#27.03.2013 21:39 0 0 0
  • Meslek Seçimi - İdeal Meslekler

    Bireyler gerek özel ve gerek profesyonel iş hayatlarında en ideal olana ulaşmak, kendileri için en uygun kariyer alanını bulmak ve o alanda da ulaşabilecekleri en yüksek konuma gelmeyi hedeflerler. Bu nedenle kişinin yapmak istediği ve ona en uygun mesleği bulması oldukça önemlidir. Her bireyin hayat tarzı, karakteri, hayata bakışı bir diğerinden farklı olduğu için, kişi öncelikle kendini en iyi şekilde ifade edebileceği, hayat boyu uğraşmaktan sıkılmayacağı ve yapısına uygun olan mesleğe yönelmeldir. Peki bu meslek nedir? Siz ne yapmak için doğdunuz?

    Bu sorunun cevabını yeteneklerinize, kişisel başarılarınıza, niteliklerinize, geçmiş iş deneyimlerinize, ilgi alanlarınıza, değer yargılarınıza ve gereksinimlerinize bir göz atarak düşünmeye başlamanızda fayda vardır. Bu konuları ayrıntılı bir şekilde ortaya çıkarmanıza ve hangi mesleğin size uygun olduğunu anlamanıza yardımcı olabilecek aşağıdaki birkaç soruya da göz atınız. Sorulara verdiğiniz yanıtları not alın ve hangi meslek grubu cevaplarınızda sayısal üstünlük gösteriyorsa, ideal işinizin o veya ona yakın olduğunu göreceksiniz.

    • Hangi televizyon ve radyo programları ilginizi çekiyor?
    • Hobileriniz nelerdir?
    • Arkadaşlarınızla hangi konular hakkında konuşmaktan hoşlanıyorsunuz?
    • En hoşunuza giden meslek nedir?
    • Eğer yurtdışında eğitim almak için yeterli maddi olanağınız olsa, hangi alanda eğitim almak isterdiniz?
    • Eğer kullanabileceğiniz yüklü bir miktar para olsa, hangi sektöre yönelik girişim yapardınız?
    • Yaşantınızda en çok hayran olduğunuz ve takdir ettiğiniz kişi kim? Neden?
    • En kolay tamamladığınız ve en başarılı olduğunuz projeler daha çok hangi kariyer alanıyla ilgili?
    • Hangi konulardaki kitapları okumaktan hoşlanıyorsunuz?
    • Hangi tür filmlerden hoşlanıyorsunuz?
    • Öldükten sonra hangi yönünüzle ve hangi başarınızla hatırlanmak isterdiniz?
    • Şu ana kadar hiç deneyiminizin olmadığı hangi alanda başarılı olacağınıza inanıyorsunuz?
    • Boş vakitlerinizde ne yapmaktan hoşlanırsınız?
    • Okulda en çok sevdiğiniz dersler nelerdi?
    • Ne tip yapıdaki insanlarla anlaşmanız daha kolay?
    • Hayalleriniz nelerdir?

    Bu sonuçları inceledikten sonra belli bir alana yöneliş görüyor musunuz? Yanıtlarınız sizin davranışlarınız ve duyguların çerçevesinde size en uygun iş alanına yönelmenize yardımcı olacaktır. Sorulara verdiğiniz yanıtlar içinde sürekli tekrar eden noktalara dikkat edin. Bunlar özellikle ilgi alanlarınızı belirlemenizde ve bu alanda bir kariyere yönlenmenizde size kılavuz olacaklardır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, ilgi alanlarınızdan hangilerinin sadece hobiniz, hangilerinin gerçek kariyeriniz ve hayatınız boyunca yapmaktan sıkılmayacağınız işiniz olacağıdır. Bu yanıtlar çerçevesinde şu anki işinizin size göre olup olmadığını değerlendirin. Kariyeriniz yanıtlarınız ile paralel gelişiyorsa, sorun yok demektir. İlgi alanınız üzerine akademik kariyer yapmaktaysanız ve branşınıza olan ilginizi yitirmemişseniz, doğru iştesiniz demektir. Bunun tam tersi olarak kamu ya da özel sektörde iş hayatının sizi yorduğunu ve aslında sizin araştırmaya yönelik bir meslekte daha başarılı olacağınızı düşünüyorsanız, belki de araştırma konusunda daha aktif olacağınız bir iş alanına yönelmeniz sizin için çok daha mantıklı bir davranış olacaktır. Eğer bir işiniz yoksa ve kariyerinize başlama aşamasındaysanız, bu yanıtlar sizin duygu ve düşüncelerinizi analiz etmenize daha da yardımcı olacaktır.

    Yazan : Zeynep Koçer
#27.03.2013 21:23 0 0 0
  • Kişisel Gelişim - MutlulukKaç lisan bilirseniz bilin mutluluğun tarif edemezsiniz. Mutluluk tarif edilebilen bir şey değil, yaşanan ve hissedilen huzur halidir. İnsanı hayata bağlayan kalbin tik taklarıdır. Yaşama, düşünmeye, üretmeye ve mücadeleye hazır eden bir duruştur. O ki, dünyayı değiştirecek insanın bitmek bilmeyen yolculuğudur. Mutluluk yaşamın her anını gök kuşağı renkleriyle boyamak demektir. Bu yüzden insanlar çocukken daha mutludurlar. Büyüdükçe mutluluğun azaldığı ve kaybolduğu düşünülür. Parada, hızda, hazda ve sonu hüsran eğlencelerde mutluluk aranır. Oysa ki bunların bütün damlaları bile bir bardak mutluluk etmez. Çünkü eğlence, zevk ve mutluluk ayrı hallerdir. Zevk anlık olmasına karşı mutluluk süregelen bir durumdur. Bilinen bir hikayedir. Mutsuzluktan şikayet eden hastasına doktor ” Şu karşıdaki sirkte bir palyaço var, ona git çok eğleneceksin. Böylelikle mutsuzluktan kurtulursun.’’ tavsiyesinde bulunur. Bunun üzerine hasta boynunu büker ve doktora şöyle der. “O sözünü ettiğiniz palyaço benim “. Mutluluk aranan değil yaşanandır. Bitmek bilmeyen bir hazine olarak sürekli içinizde dolaşmaktadır . Sahip olduğuna inandığınız sürece sahip olunan bir haldir. Sizde değilse hiçbir yerde değildir. Bazen de kelebek gibidir mutluluk. Kovaladığınızda yakalayamazsınız ama sessizce oturup sabırla beklediğinizde üzerinize konabilir.

    Hayatı sorunsuz bir zaman dilimi olarak algılayanların mutluluğun tatması zordur. Mutluluk sorunsuz bir yaşam değil, sorunlarla başa çıkabilme yeteneğidir. Mutluluğun sırrı parmağınıza hiç diken batmamasında değil , dikeni tutup çıkarmakta saklıdır. İşler yolunda gittiğinde mutlu olmak kolaydır. Asıl ustalık işler ters gittiğinde mutlu olabilmektir. Bir battaniyeyi ayaklarınız üşümesin diye ayaklarınıza örterseniz omzunuz açıkta kalır, omzunuza çekerseniz ayaklarınız üşür. Oysaki battaniyenin altında hafifçe kıvrılanlar mutlu olmayı bilenlerdir. Bu yüzden bir yaşam ustalığıdır mutluluk. Elinizin uzanabildiği çiçeklerden buket yapabilme sanatıdır. Gece gündüz akan bir nehirdir ki, avucunu daldırıp içmesini bilenlere ferahlık verip canlılığını artırır . İçine atlayanlar ise yaşamı daha renkli algılar, olumlu bakış açısı kazanır ve daha doğru kararlar verir.

    Mevlana ” bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, o şeyi aslında aramamak demektir” der. İnsanoğlu mutluluğun kendi içinde olduğunu fark etmeden sürekli başka yerlerde arar. Kâh boyundan yüksekte, kâh boyundan alçakta. Oysa ki mutluluk insanın boyunun hizasındadır. Bu durum burnunun üzerindeki gözlüğü arayan dalgınların hali gibidir. Mutluluk siz onu gün yüzüne çıkartana kadar içinizdeki bir hazinedir. Gel gör ki yaşamın gündelik sorunları karşısında üstü örtülür. Kapalı bir havada bulutların ardında kalan güneş gibi mutlulukta gündelik sıkıntıların ardında öylece durur.

    Bazı insanlar mutluluğun gerçekleşecek şeylerin sonunda olduğunu düşünürler. Mutluluğa ulaşmak için gerçekleşmesini istedikleri şeylerin hayalini kurar ve bu hedeflere ulaştığında mutlu olacağını zanneder. Bir gün istediklerim olursa, eğer şu arabayı alırsam, şu ev benim olursa gibi düşüncelere dalarlar. Bunlar mutluluğun şartlara bağlamış halidir. Mutluluğunu şartlara ve dış faktörlere bağlayanların hali günümüz dünyasındaki mutsuz milyonerlerinki gibidir. Onların mutluluğu meltem rüzgarı gibi gelip geçicidir. Oysa ki mutluluk şartlarda değil kalptedir. O, bir haz alma durumu değil bir karakterdir. Dışınızda nelerin olduğuna değil, içinizde nelerin olduğuna bağlıdır. Nelere sahip olduğunuz değil nelerin keyfine varabildiğinizdir. Voltaire’nin dediği gibi “Bizi şartlardan çok ruh yapımız mutlu kılar ”

    Mutluluk her istenileni elde etmek değil ; elde ettikleri ile mutlu olmayı öğrenme yeteneğidir. Elinde bulunan imkanların değerini bilmeyen ve şükrünü yerine getirmeyenler , her daim mutsuzluğa sobelenmeye mahkumdurlar.

    Eski zamanlarda zengin bir ülkenin şatafatlı sultanı varmış ve her türlü imkanlara rağmen mutlu olamıyormuş. Dalkavukları şaklabanlık yapıyormuş, sultanın asık suratı ve kederli yüzü değişmiyormuş. Sonunda ülkenin en ünlü hekimi çağrılmış. Kralı muayene eden hekim, sultanım demiş.” Size ülkenin en mutlu kişisinin gömleğini giydirmek gerekiyor.Böylece sizde mutluluğu yakalayacaksınız.” Ülke alt üst edilmiş. Sonunda bir dağ başında önünde ekmek ve soğandan oluşan yemeği olan bir çoban görmüşler. Kralın adamları aradıkları kişiyi bulduklarını düşünmüşler. Hemen gömleğini almak için çobanın yanına varmışlar. Fakat çoban gömleksizmiş. ”Gömleğin nerede onu istiyoruz demişler” Çoban ”Benim gömleğim yok ve hiç olmadı da..” diye onları cevaplamış. Çünkü gömlek alamayacak kadar yoksulmuş. Olay üzerine hekim krala: ”İşte haşmetlim, mutluluk insanın dışında değil içindedir. Zenginlikte, ihtişamda ve makamda mutluluk aranmaz. Kişi her halde mutlu olabilir. Mutluluk elimizdekilere bakış açımızda, zihniyetimizdedir.” demiş o halde hangi şartlar altında olursak olalım mutluluğu yakalayabiliriz.Yeter ki isteyelim. Webster ‘in dediği gibi ” Mutluluk karşımıza çıkmasını beklemekle değil, karşısına çıkmayı bilmekle elde edilir’’

    Mutluluğun yeşerip boy vereceği yer, insanın kendi özüne uyan söylem ve eylemlerin tarlasındaki topraktır. Onun özüne ters , bileşenleriyle uyuşmayan suni ve yaldızlı yaşamlar, sürekli mutluluk hali vermekten uzaktır. Bu tür mutluluk arayışları, çorak tarlada çapa yapmak gibi emek israfıdır. Mutluluğu yaşamayı bilenler için hayatın bütün faaliyetleri içinde bir tat vardır .Önemli olan mutsuzluğa ebelenmeden gece vakti perdeyi açıp pencereye bir güneş çizmektir. Emin olun o güneş sadece yarınki günü değil, bütün hayatınızı aydınlatacaktır. Bakın, şafak söktü bile!

    Aydın Uzkan
#27.03.2013 21:06 0 0 0
#27.03.2013 20:36 0 0 0
  • Hiç bir şarkıyı manasını düşünerek dinlemediğimden, içindeki isyan ve küfür niteliğindeki cümlelerin de çoğunlukla farkına varamıyorum.. Allah affetsin, çok dikkat etmek lazım demek ki :(
#26.03.2013 21:38 0 0 0
  • Allah'ın hazinesi geniş değil mi? Ben isteyeyim de ilk üçünden herhangi biri de tek başına işimi görür :)
#26.03.2013 21:30 0 0 0
  • huzur, sağlık ve mutluluğun yanında azdırmayacak kadar param olsun isterdim..
#26.03.2013 20:32 0 0 0
#20.03.2013 22:58 0 0 0
#20.03.2013 22:49 0 0 0
#20.03.2013 22:46 0 0 0
  • öncelikle diyetin bireye özel olduğunu söylemeliyim.. konuda verilen ..-.. kg arası kalori hesaplamaları da kesinlikle olması gerektiği gibi değildir. zira bazal metabolizma hızı ve fiziksel aktivite düzeyine göre alınması gereken enerji kişiden kişiye değişecektir.. düşük enerjili diyetler de bmi nin azalmasına yol açacak, bu da ilerleyen dönemlerde fazla kilo olarak geri dönecektir.. ayrıca diyetlerin karbonhidrat % si en az 50-60, protein % si 12-15, yağ % si de 25-30 olarak ayarlanmalıdır.
#20.03.2013 22:27 0 0 0
#20.03.2013 22:19 0 0 0
#20.03.2013 22:18 0 0 0
#20.03.2013 22:09 0 0 0
  • Gökhan Özen - Budala şarkı sözü

    Koşa koşa ardından, bittim halim ortada
    Seni delice seven kalbim hurda
    Unutalım olanları, baksın herkes kendi yoluna
    Adımı değiştirdim senden sonra; budala budala

    Boş lafla, rüzgarla çıkılmaz bu yola
    Sen düz git, ben zaten o yana bu yana
    Yokluğun mertliği bozduğu dünyada sevmekse
    Karşında budala, budala

    Zor yokluğunun arkası
    Gittiğinden bu yana yüreğim sabır taşı
    Yok unut deme, imkansız
    Ben garip budala, sen gönül yarası

    Boş lafla, rüzgarla çıkılmaz bu yola
    Sen düz git, ben anca o yana bu yana
    Yokluğun mertliği bozduğu dünyada sevmekse
    Karşında budala, budala
#20.03.2013 21:08 0 0 0