Heavenguard

Heavenguard

Üye
12.02.2009
Er
146
Hakkında

#05.01.2011 14:18 0 0 0
  • Kardeşim biraz adam ol maden bilgi paylaşacaksın bunu doğru dürüst yap daha kafadan trojen hatası veriyor.Boşu boşuna konu kirliliği yapma bu temiz forum sitesinde ayağını denk al yoksa bu forumda barınamazsın akıllı ol..................
#27.07.2009 21:12 0 0 0
#22.03.2009 20:47 0 0 0
#22.03.2009 20:38 0 0 0
#22.03.2009 20:35 0 0 0
#22.03.2009 20:28 0 0 0
#05.03.2009 12:00 0 0 0
#20.02.2009 12:10 0 0 0
  • noimage

    Hollanda'nın Amsterdam Üniversitesi'nden bilim adamları, insan hafızasındaki kötü anıları silen bir ilaç geliştirdiğini açıkladı.
    İngiltere'de yayımlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre, bilim adamları geliştirdikleri ilacın özellikle kötü olayların ardından ortaya çıkabilen "travma sonrası stres bozukluğu"nun tedavisinde olumlu etki yaratabileceğini düşünüyor.

    Hollandalı bilim adamları, kötü anıların genellikle kalp hastalarında kullanılan "beta bloke edici" ilaçlarla silinebildiğini öne sürüyor.

    Hayvanlar üzerinde yapılan denemelerde, ilacın beyindeki kötü anıların canlanma mekanizmasına müdahale edebildiği görüldü. İlaç daha sonra 60 kadın ve erkek denek üzerinde denenirken, bu kişilere gösterilen fotoğraflarla önce hafızalarında rahatsızlık verici anılar oluşturuldu, sonra da bu anıların aynı fotoğraflar gösterilerek canlandırılmasına çalışıldı.

    Deneklerin bir bölümüne ilacın kullandırıldığını, diğer gruba ise placebo verildiğini belirten uzmanlar, ilacı kullanan grubun korku uyandıran fotoğraflar karşısında az tepki verdiğini, diğer grubun tepkilerinin ise daha güçlü olduğunu belirtti.

    Bir gün sonra ilaç kullandırılan deneklerin ilacın etkisinden çıkmalarından sonra aynı teste tekrar tabi tutuldukları, yine ilacı kullanan grubun, placebo kullanana göre çok daha zayıf tepki verdiği tespit edildi.

    Bilim adamları, bu testler sonucunda ilacın kötü ve ürkütücü anıları silmekte etkili olduğu sonucuna vardı. Bilim adamlarına göre ilaç kötü anının yeniden canlanmasını önlüyor ve beynin bu anıyı tekrarlamasının önüne geçiyor.
#19.02.2009 11:05 0 0 0
  • noimage

    Güne dinç başlayabilmek için iyi ve kaliteli bir uyku gerekiyor. Peki günde kaç saat uyumamız gerekiyor? Uzman yanıtı şöyle;
    Uzmanlara göre birçok erişkin günde ortalama 6- 8 saat uykuya ihtiyaç duyar. Bazı kişilerde bu rakam 12 saate yükselirken, bazı kişilerde ise 4 saate kadar inebilir. Yeni doğmuş bir bebek ise günde 16 saat uyur.

    Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Ferda Korkmaz, iyi bir uykunun kişinin sağlıklı bir yaşam için çok önemli olduğunu kaydetti. Korkmaz'a göre kişi, uyanık olduğu her iki saat için bir saatlik uykuya ihtiyaç duyuyor. Yaş ilerledikçe bu oran değişiyor ve uyanık kalınan her iki saat için 45 dakikalık uyku gerekiyor. Başka bir deyişle, gün boyunca uyanık kalınan her saat için 'uyku borcu' biriktiriliyor. On altı saatlik bir günün sonunda, genç bir insanın 'uyku bankasına' borcu sekiz saate ulaşıyor. Buna karşılık yaşlı bir kişinin uyku borcu sadece yaklaşık altı saat düzeyinde bulunuyor.

    UYKUSUZLUK BELLEĞİ ZAYIFLATIYOR

    Günde yeterince uyunması gerektiğini kaydeden Korkmaz, geç saatlere kadar uykusuz kalmanın belli bir süre sonra kişide bellek sorunlarının yaşanmasına yol açabileceğini söylüyor. Korkmaz, uyku için yeterli zaman ayrılmadığı taktirde kişide düşünme ile ilgili sorunlar çıkabileceğini belirterek şu urılarda bulunuyor: "Uykusuzluk bellek ile ilgili ve karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Uykusuzluk dışında birtakım uyku rahatsızlıkları da uykuda solunum bozuklukları, kan oksijen düzeyindeki değişikliklere sebep olarak ciddi bilişsel ve bedensel bozulmalara neden oluyor. Bunlar arasında kalp, akciğer ve hormonal hastalıklar yer alıyor."

    HERKESİN UYKU SÜRESİ KENDİNE HAS

    Uyku süresinin yaşla birlikte değişmekle birlikte, herkesin uyku süresinin kendine has olduğunun altını çizen Korkmaz şu bilgileri veriyor: "Bunu değiştirebilmek pek mümkün değildir. Bazı kişiler günde 12 saat, bazı kişiler ise 4 saat uykuya ihtiyaç duyarlar. Ancak toplumda bir çok erişkinin ortalama uyku süresi 6- 8 saattir. Yaşla birlikte hem uyku süresinde hem de uyku mimarisinde değişiklikler olur. İnsanlar yaşlandıkça, toplam uyku süresinde ve rüyayla alakalı uyku evresinde geçen sürede bir düşüş başlar. Yeni doğmuş bir bebek ise günde 16 saat uyur."
#19.02.2009 11:01 0 0 0
  • noimage

    Magnesol XL ile kullanılmış kızartma yağlarının renginin yeniden sapsarı yapıldığı ve tekrar tekrar kullanıldığı ortaya çıktı.
    Magnesol XL ile kullanılmış kızartma yağlarının renginin yeniden sapsarı yapıldığı ve tekrar tekrar kullanıldığı ortaya çıktı. İşin garip tarafı ise dünyaca ünlü Mcdonalds'ın bu maddeyi kullandığını dolaylı da olsa kabul etmesi oldu.

    Kızartmalık yağlarınızı dökmeyin! Artık Magnesol XL var" sloganıyla fast food zincirlerine pazarlanan bu kimyasal, kapkara da olsa yanmış yağlara katıldığı anda rengi sapsarıya dönüştürüyor. Ayrıca, yanık yağ kokusunu da yok ettiği iddia ediliyor. Böylece, en fazla 3 günde bir değiştirilmesi gereken yağ, en az 9 gün kullanılabiliyor. Ancak, işlemin aynı yağ üzerinde defalarca uygulanması, sürenin 20 günlere ulaşmasını sağlıyor.

    Yanmış kızartma yağlarının rengini açıp, kokusunu yok ederek, yeniden kullanılmasını sağlayan Magnesol XL için ithalat izni alınırken Tarım Bakanlığı da yanıltıldı. Magnesol XL için verilen izinde, ürünün kullanım alanı olarak sakız, pirinç, tuz, peynir gibi gıda maddelerinin yüzey uygulamalarında, tava, teneke yüzeylerini yağlamada katkı maddesi olarak kullanılacağı yer alıyor.

    KANSOREJEN ETKİSİ VAR

    Magnesol XL adlı kimyasalın ithalat izni alınırken Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın da yanıltıldığı ortaya çıktı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın Magnesol XL için verdiği ithalat izninde, ürünün kullanım alanı olarak sakız, pirinç, tuz, peynir, şekerleme (çikolata hariç) gibi gıda maddelerinin sadece yüzey uygulamalarında, tava, teneke yüzeylerini yağlamada katkı maddesi olarak kullanılacağı yer alıyor. Kanserojen etkisi fazla olan yanmış kızartma yağlarının rengini açma ve kokusunu yok etmede kullanılacağına dair herhangi bir ibare bulunmuyor.
    İNCELEME BAŞLATILDI

    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesi, Tüketici Köşesi'nde yer alan "Kanserojen etkiyi kimse takmıyor, yanmış yağ sarartılıp kullanılıyor" başlıkla haber üzerine bir inceleme başlattı. Bakanlığın Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Mehtap Altınok imzasıyla yapılan açıklamada, Magnezyum Silikat adlı kimyasalın Türk Gıda Kodeksi Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği'nde yer aldığına dikkat çekilerek, bu kimyasalın toz gıdalar, tuz ve tuz yerine geçen maddeler, gıda takviyeleri, peynir, sakız, pirinç salam, sosis, şekerleme ve çeşni verici maddelerin sadece yüzey uygulamalarında, tava, teneke gibi kap kacakların yüzey yağlama ürünlerinde de katkı maddesi olarak kullanımına izin verilmektedir" deniliyor.

    AMAÇ DIŞINA İZİN YOK

    Bakanlık açıklamasında ayrıca, Magnesol ve benzeri ürünlerle ilgili inceleme başlatılması için il müdürlüklerine talimat verildiğine de dikkat çekilerek, "Bahse konu olan ürünlerin belirtilen amaçlar dışında kullanıldığının tespit edilmesi durumunda, Gıda Kanunu çerçevesinde işlem yapılacaktır" deniliyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu konuda Sağlık Bakanlığı'yla da görüşüyor.

    KİM NE DİYOR?

    MCDONALD'S: Kurumsal İletişim Müdürü Nedret Türkkuşu, "Türkiye'ye Tarım Bakanlığı'nın onayı ile ithal edilen Magnesol XL maddesi, kızartma yağlarımızın filtre edilmesi sürecinde yağın kalitesini bozan parçacıkları temizlemek üzere, tamamıyla gıda kanunu çerçevesinde belirtilen usuller ile kullanılıyor" dedi.

    BURGER KING: Magnesol XL ile ilgili yapılan açıklamada, "Zincirimize bağlı hiçbir restaurantta söz konusu kimyasal kullanılmıyor" denildi.

    KENTUCKY FRIED CHICKEN: Zincir restaurantların hiçbirinde kızartma yağlarının rengini açmak için Magnesol XL ya da benzeri kimyasalların kullanılmadığını açıkladı.

#18.02.2009 14:28 0 0 0
  • noimage

    Sigara içmenize gerek de yok. Pasif içiçi olsanız dahi kavrama bozukluğu riski ile yüzyüzesiniz.
    Sigara dumanına maruz kalmanın kavrama bozukluğu riskini artırabileceği bildirildi.

    Cambridge ve Michigan üniversitelerinden bilimadamları, 50 yaş ve üzerindeki sigara içmeyen ya da sigarayı bırakmış yaklaşık 5 bin kişiden alınan tükürük örneklerinde nikotin emiliminden sonra ortaya çıkan kotinin maddesinin seviyesini ölçtü.

    Daha sonra, ezber, hesaplama kabiliyetiyle dakikada en fazla kaç kelime (örneğin kaç hayvan) sayabildiklerini görmek için katılımcılar teste tabi tutuldu.

    Yüksek kotinin seviyesi ile kavrama eksikliği riskinin bağlantılı olduğunu gören araştırmacılar, bunun hiç sigara içmeyen kişilerde de gözlendiğini vurguladılar.

    Araştırmacılar, pasif içiciliğin kalple ilgili hastalıklara davetiye çıkarabileceğini ve bu hastalıkların kavrama bozuklukları ile bunama riskini artırabileceğini belirttiler.

    Araştırma, "British Medical Journal" dergisinde yayımlandı.
#18.02.2009 14:20 0 0 0
  • noimage

    Salep meğer her derde devaymış!
    14 Şubat 2009 Cumartesi 23:48
    Kış aylarının vazgeçilmez içeceklerinden olan salebin bir çok faydalı etkisi ortaya çıktı. Uludağ Üniversitesi'nin bu konuda ilginç bir araştırması var
    Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Utku Çopur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dondurma üretiminin yanı sıra soğuk kış günlerinde tüketilen ve yüzyıllardır kullanılan bir içecek olan salebin, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde doğal olarak yetişen bazı orkidelerin yumrularından elde edildiğini belirtti.

    Salebin, soğuk günlerde vücudu sıcak tutan, soğuk algınlığına karşı direnç veren, özellikle sütle hazırlandığında besleyici, geleneksel bir içecek olduğunu ifade eden Çopur, salebin kronik ishali kesici etkisinin bulunduğunu vurguladı.
    ''AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR''

    Çopur, salebin yapıldığı orkide yumrularının içinde bulunan bazı maddelerin, boşaltım sistemi hastalıklarında tedavi edici özelliği bulunduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

    ''Salebin bağırsak rahatsızlıklarına, soğuk algınlıklarına ve öksürüğe karşı etkileri halk arasında çok eski dönemlerden beri bilinmekte ve bu içecek yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca afrodizyak etki göstermektedir. Türklerin saleple tanışması çok eski dönemlere rastlamaktadır. İslamiyetin kabulüyle birlikte, İslam dininin yasakladığı şarap ve kımız gibi alkollü içkilerin yerini boza, şıra ve salep gibi alkolsüz içecekler almıştır. Şıra daha çok yaz aylarında tercih edilirken, boza ve sıcak servis edilen salep kış aylarında içilmektedir.

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahlar için hazırlanan kuvvet macunlarına zencefil, kişniş, sinameki, çörekotu, Hindistan cevizi, anason gibi birçok şifalı bitkinin yanı sıra salep de eklenmekteydi. Yine o dönemde kış aylarında sokaklarda güğümlerle salep satılmakta, büyük ve kulpsuz porselen fincanlarda salep içilmekteydi.''

    ''1 KİLO KURU SALEP İÇİN 2 BİN 600 ORKİDE''

    Prof. Dr. Çopur, botanik uzmanlarının, dünya tıbbi bitki ticareti sıralamasında 3. sırada bulunan Türkiye'de, salebin, doğal ortamlarının tahrip edilmesi ve aşırı söküm yüzünden yok olmaya başladığını belirttiklerini dile getirerek, 1 kilogram kuru salep elde edebilmek için ortalama 2 bin 600 civarında orkideye ihtiyaç olduğuna işaret etti.

    Türkiye'de yılda 30 milyon civarında, 40 farklı orkide türü yumrusunun toplandığının tahmin edildiğine değinen Çopur, şunları kaydetti:

    ''Bu nedenle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından salep ihracatı yasaklanmıştır. Eğer, alternatif çözümler üretilmezse salep orkideleri, aşırı söküme bağlı olarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Salep orkidelerinin doğal çevrelerinde bollaştırılması ve uzun vadede bu orkidelerin korunması, sorunun çözümüne katkıda bulunacaktır. Bazı türlerinin yalnızca Türkiye'de yetiştiği, geleneksel içeceğimizin ham maddesini oluşturan ve ünlü Kahramanmaraş dondurmasına katılık, esneklik ve lezzet vermesi için kullanılan, ayrıca ilaç ham maddesi olarak da yararlanılan salebin, elde edildiği bitkilerin kültüre alınıp yetiştiriciliği artırılarak yok olmasının önlenmesi, acilen ele alınması gereken bir konudur.''
#18.02.2009 14:17 0 0 0
  • noimage

    AC Milan'ın Brezilyalı yıldızı Kaka, bu sene yılın futbolcusu ödülünü kazanamadı. Fakat Kaka'ya bir başka prestijli ödül verildi.

    Sambafoot.com adlı internet sitesi tarafından yapılan oylamada Avrupa'da forma giyen en iyi Brezilyalı olarak Kaka seçildi.

    Yapılan oylamada 2.sırayı Robinho, 3.sırayı da Luis Fabiano aldı.

    Kaka'nın aldığı bu ödülle ilgili olarak Milan kulübü de bir açıklama yaptı.

    İşte Milan kulübünden yapılan açıklama :

    "Avrupa'da forma giyen en iyi Brezilyalı ödülüne layık görülen futbolcumuz Kaka'yı göstediği performanstan ötürü kutluyoruz"
#17.02.2009 23:19 0 0 0
  • ABD'DEKİ Yale Üniversitesi uzmanları, Aspirin'in, alkol ve bazı ilaçların karaciğere zarar vermesini önleyebildiğini tespit etti. Araştırmaya göre, karaciğerde tahribata yol açan mekanizma, Aspirin tarafından engelleniyor. Uzmanlar, karaciğeri korumak için her gün bir bebek Asripin'i tavsiye ediyor. Uzmanlar, bu keşfin, çeşitli hastalıkların tedavisi için geliştirilmek istenen, ancak karaciğere zarar verdiği için deneme aşamasında terk edilen tedavi yöntemlerinin Aspirin'le karıştırılarak yeniden denenebilmesine kapı aralayacağını belirtiyor.
#17.02.2009 23:12 0 0 0
  • noimage

    ABD'li bilim adamlarından ilginç iddia: Obezite hastalığı insandan insana geçiyor

    ABD'deki Pennington Biomedical Araştırma Merkezi tarafından yürütülen araştırmalarda, soğuk algınlığı ve benzeri hastalıklara yol açan adenovirüslerden birinin hapşırma, öksürük, kirli el gibi yollarla insandan insana geçtiği ve yağ hücrelerin çok hızlı bir şekilde bölünerek çoğalmasına neden olduğu belirlendi. AD-36 ismi verilen virüse fazla kilolu insanların üçte birinde, ideal kiloda ya da altında olanların yüzde 11'inde rastlanıyor. Virüs önce akciğerlere, oradan da tüm vücuda yayılıyor, yağ hücrelerinin hızla çoğalmasına ve soğuk algınlığına benzer etkilerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Vücudun virüse karşı bir savunma geliştirmesi bazen 3 ay kadar sürebiliyor ve bu süre içinde kilo alımı devam ediyor. Bu araştırma sayesinde obezite hastalığının insandan insana geçebildiğine yönelik iddia da ilk kez bilim dünyası tarafından kabul edilmiş oluyor.
#17.02.2009 23:09 0 0 0
  • noimage

    Havaların değişmesiyle baş gösteren hastalıklardan nasıl korunacağız?

    Dünyanın önde gelen uzmanları grip ve soğuk algınlığından korunmak için etkili tavsiyelerde bulunurken, halsizlik ve iştahsızlığı ise vücudun enerjisini virüsle savaşmaya ayırmak için stand-by'a geçmesi olarak açıklıyor.

    Hastanın kaldığı odayı temiz tutun

    Soğun algınlığı ya da gribe yakalanan kişinin odasını olabildiğince temiz tutmak, sizin ve diğerlerinin aynı hastalığa yakalanma tehlikesini azaltır. Bunun için:

    *Her gün çarşafları değiştirip, yıkayın.

    *Düzenli aralıklarla pencereleri açarak odayı havalandırın.

    *Hastanın kullandığı termometreleri her kullanımdan sonra alkolle silin.

    *Hastanın ve ziyaretçilerin dokunmuş olabileceği ışık düğmeleri, telefon, uzaktan kumanda ve benzeri eşyaları mikrop öldürücü bir temizlik maddesiyle silin.

    *Kullanılan mendillerin atıldığı çöpü sık sık boşaltın. Bunu elinize plastik eldiven geçirerek yapmaya çalışın.

    Ateş ve titremeye virüs sebep olmaz

    Önceki yıllarda uzmanlar, virüslerin vücut ısısının yükselmesine neden olduğunu tahmin ediyordu. Ancak yapılan araştırmalar bağışıklık sisteminin, vücuda giren virüsle savaşmak için ısısını yükselttiğin ve bu da ateşlenmeye neden olduğunu ortaya koydu. Vücutta sıcaklık arttığında virüslerin yaşamayı sürdürmesi zorlaşır. Bu sayede bağışıklık sistemi 30 derecenin üzerinde çoğalamayan hatta yaşayamayan virüsleri yok etmeye çalışır. Bağışıklık sistemi virüse karşı antikor geliştirmek için karmaşık bir şekilde çalışır. Araştırmalar virüsleri etkisiz hale getirmeye yarayan ve daha ağır hastalıklara dönüşmesini önleyen antikorların yüksek sıcaklıklarda daha da etkili olduğunu ortaya koydu.

    Halsizlik ve iştahsızlık savunma mekanizması

    AynI ateş ve titreme gibi yorgunluk ve iştahsızlık da grip ve soğuk algınlığının vücuttaki olumsuz etkilerinden biri sayılıyordu. Ancak artık uzmanlar bu belirtilerin yine bağışıklık sisteminin bir savunma mekanizması olduğunu düşünüyor. Buna göre vücut, virüsleri yok etmek için yaşamsal işlevleri gören kısımlar dışındaki bölümleri geçici olarak kapatıyor. Bu sayede tüm enerji, virüsleri alt etmeye yönlendirilmiş oluyor. Antikorlar, vücudun depoladığı yağ ve şekerin enerjiye çevrilmesini önleyen bir hormonun salgılanmasını tetikliyor. Hasta bu yüzden kendini yorgun ve halsiz hisseder.
#17.02.2009 23:07 0 0 0
  • noimage

    Bu haber kahve tutkunlarını biraz üzecek... İşte yapılan son araştırmanın şaşırtıcı sonucu...

    İngiltere'de yapılan araştırma 200 öğrenci üzerinde gerçekleştirildi. Gün içinde aşırı kahve tüketen öğrenci grubu üzerinde yapılan araştırmada bu öğrencilere normal miktarın oldukça üstünde kafein yüklemesi yapıldı.

    Bu yüksek orandaki kafein yüklemesinin ardından öğrencilerde etrafında var olmayan ölü kişilerin hayalini görme eğilimi ortaya çıktığı saptandı.

    Gün içinde yedi fincan ve daha üstünde kahve tüketen insanlar diğerlerine göre üç kat daha fazla halüsinasyon görme riski taşıyor.

    Durkheim Üniversitesi'nde yapılan araştırma insanların beslenme alışkanlıklarının psikolojileri üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Bu araştırmada aynı zamanda kahve dışında kafein içeren çay ve enerji içeceği gibi içeceklerin insanlar üzerindeki etkisi de araştırıldı.

    İnsan vücudu stres altındayken 'kortisol' isimli bir stres hormonu salgılıyor. Aynı stres hormonu insanlarda aşırı kafein tükettiklerin de de salgılanıyor. Bu hormonun çok fazla salgılanması psikolojik bir baskı yaratıp halüsinasyon görme eğilimin arttırıyor.

    Araştırmayı yürüten Simon Jones isimli profesör, bu araştırmanın halüsinasyon görme sorunuyla karşı karşıya kalan insanların tedavisi için yeni bir adım olacağını ve bu noktadan hareketle farklı sonuçlara ulaşılabilceğini vurguladı. Durkheim Üniversitesi'ndeki araştırma çok yönlü bir şekilde devam ediyor.
#17.02.2009 23:05 0 0 0
  • noimage

    Soğuk algınlığı ve grip hakkında yanlış bilinenler ve bu rahatsızlıkları yenmek için 77 yol

    Uzmanlar kış aylarında bastıran grip ve soğuk algınlığına karşı alınabilecek önlemleri araştırarak "77 Way To Beat Colds And Flu" (Soğuk Algınlığı Ve Gribi Yenmek İçin 77 Yol) isimli kitapta derledi

    Soğuk algınlığı ve grip hakkında doğru kabul edilen gerçeklerin birçoğu bilimsel araştırmalarla çürütülüyor. İşte bu hastalıklar hakkındaki yaygın yanlışlar:

    Grip ve soğuk algınlığına soğuk havalar neden olur. Soğuk algınlığı ve gribin en etkili olduğu zaman, kasım ayından başlar ve şubatın sonuna kadar sürer. Kışın içerideki havanın etkili olarak değişmediği kalabalık ortamlarda daha uzun süre kalınır. Böyle ortamlar, virüslerle temasa geçmek için oldukça elverişlidir.

    Islak saçla dışarı çıkma, cereyanda kalmayın. Hava durumunun soğuk algınlığı ve grip üzerinde çok az bir etkisi var. Bu hastalıkların yayılmasına sebep olan yeterince havalandırılmayan ortamlarda çoğalan virüsler. Aileden birinde virüs varsa diğer fertlerin de hastalanma olasılığı yüzde 40.

    Ayakları sıcak tutun. Gribe yakalanmak için virüsle direkt olarak temas kurmak gerekiyor.

    Soğuk algınlığı öpüşmeyle bulaşır. Uzmanlara göre hastalığın öpüşmeyle bulaşma olasılığı burun ve solunum yollarıyla bulaşma olasılığından neredeyse 100 kat daha az. Ancak hastanın eli mikrop barındırdığı için öpmekten kaçının.

    İyileşmenin yolu tavuk suyuna çorba

    YILLARDIR anneler tarafından kullanılan ve etkileri bilimsel olarak kanıtlanan soğuk algınlığı ve grip tedavileri:

    Tavuk suyuna çorba: Bilim adamları, bir kase tavuk suyuna çorbada bulunan bir proteinin bu hastalıklara karşı koruma sağladığını ortaya koydu.

    Kendinizi sıcak tutun ve dinlenin: Böylece vücut hastalıklara karşı direnç göstermek için daha çok enerjiye sahip olur.

    Gargara yapın: Bir yemek kaşığı kurutulmuş ahududu yaprağı, 2 fincan kaynar su, bir çay kaşığı bal alın. Yaprakları sıcak suyun içinde 10 dakika bekletin. Bal ekleyin. Oda sıcaklığına gelene kadar bekletin ve günde 4 kez gargara yapın. Boğaz ve burna iyi gelecektir.

    Sıcak içecekler: Susuzluğu önler, tahriş olan boğazı yatıştırır, nefes yollarını açar. Yatmadan önce tüketilen sıcak bir içecek uykuya dalmayı kolaylaştırır.

    Buhar banyosu: Bir demlikte su kaynatın. İçine okaliptus, çam, biberiye ya da kekik yağı damlatın. Başınıza bir havlu koyarak 10 dakika buharı soluyun. Günde 2-3 kez deneyebilirsiniz.

    C vitamini: Özellikle turunçgillerde bolca bulunan C vitamini soğuk algınlığının devamlılığını yüzde 50'ye kadar düşürmeye yardımcı olur.



    Kaloriferin üzerine içi su dolu kaseler koyun

    SOĞUK algınlığı ve grip konusunda nemin önemi çoğunlukla göz ardı edilir.Virüsler burundan içeriye girdiğinde burun duvarlarındaki tüyler ve mukus sıvısına yapışır ve etkisiz hale getirilir. Merkezi ısıtma sistemi kadar havalandırmalar da ortamın nem oranını azaltır ve burun kuruyarak bu özelliğini yitirir. Nemin yüzde 50-60 arasında kalmasına özen gösterin. Nemi korumak için:

    Kalorifer gibi ısı kaynaklarının yakınına içi su dolu küçük kaseler yerleştirin. Bu suyu düzenli olarak değiştirmeyi unutmayın.

    Oda ve ofisinizde bitki yetiştirin. Bitkiler, yaşamak için neme ihtiyaç duyar ancak karşılığında havaya oksijenin yanında nem de salar. n İçinde ilaç olmayan sadece tuzlu su bulunan bir burun spreyi satın alın. Günde birkaç kez kullanın ya da burnunuzun kurumaya başladığını hissettiğinizde uygulayın. Sprey, burnu nemli tutarak soğuk algınlığı, grip ve toz parçacıklarının burundan atılmasına yardımcı olur.

    Burundan nefes almak burnun kurumasına neden olur. Nasıl nefes aldığınızı yakınlarınıza sorarak öğrenin.

    Burun deliklerini nemlendirmek için vazelin kullanın. Sabah uyanınca ve akşam yatarken burna bir parça vazelin sürmek burnun dışarıdan gelebilecek soğuk algınlığı ve grip virüslerine karşı daha etkili savaşmasını sağlar.
#17.02.2009 23:03 0 0 0