Vücudunuz hastalık sinyali veriyor olabilir, sakın ihmal etmeyin!
Göz altında koyu renkli halkalardan mı yakınıyorsunuz ya da dil tırnak diplerindeki koyu halkalardan. Belki hiç üzerinde durmuyor, geçiştiriyorsunuz. Ama uzmanlar uyarıyor, vücudunuzdaki bu değişiklikler hastalık işareti olabilir, dikkat!
Gözaltı halkaları
Göz altınızdaki koyu renkli halkalar alerji işareti olabilir. Alerji yapıcı vücuda girdiğinde vücut histamin salgılıyor. Bu kimyasal damarları kan ve diğer akışkanlarla şişiriyor. Alerji testi yaptırarak alerjenleri hayatınızdan çıkartın.
Göz kapağı ve dizdeki beyaz lekeler
Sivilce olmayan bu dokular kolesterol depolarıdır. Kolesterol sayımı yaptırmanızda yarar var.
Dil üstünde oluşan sarı, beyaz tabakalar
Dilinizin üzeri sarı, beyaz veya turuncu bir tabaka ile kaplanıyorsa siz uyurken bağırsaklarınızdaki sıvılar yukarı çıkıyor demektir. Bu reflü sorununuz olduğunu gösterebilir. Baharatlı ve asitli yiyeceklerden uzak durabilirsiniz.
Tırnak diplerindeki koyu halkalar
Tırnakların altındaki sarımsı, kahverengi ve siyah renkli çizgiler muhtemelen ben denilen melanomdan kaynaklanan cilt kanseri olabilir.
Giderek azalan saçlar
Yüksek miktarda saç dökülmesi tiroit hormonu problemine işaret eder. Dengelemek için doktorunuzun önerdiği ilaçları kullanabilirsiniz.
Dökülen baş derisi
Omuzlarınızda beyaz döküntüler oldukça fazla birikiyorsa yüksek miktarda stres yaşıyorsunuz demektir. Stres, kortizol hormonunu fazla üretmenize ve baş derinizin kurumasına neden olur. Kepek şampuanları sorunu önleyebilir ancak kalıcı çözüm için dinlenmeye ve stresten uzak durmaya çalışın. (Bugün)
Ayakkabı imalatında kullanılan bu madde kansere davetiye çıkartıyor
Bilim insanları tarafından hazırlanan bir rapor, Çin'de üretilen ayakkabıların sağlık için ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunu gözler önüne serdi. Malzemesinde PVC bulunan Çin ayakkabıları, kansere neden oluyor...
25. İzmir Ayakkabı, Çanta ve Aksesuarları Fuarı'nda Türk üreticiler, Güney Doğu Asya menşeli ürünlere belgeli savaş açtı. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi tarafından hazırlanan raporda, başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinden getirilen ayakkabıların sağlığa zararlı olduğu gözler önüne serildi.
KİMYASAL ANALİZ
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölümü'nün "Güneydoğu Asya Menşeli" ayakkabı örneklerinden yola çıkarak hazırladığı kimyasal analiz raporu fuarda açıklandı. Güneydoğu Asya ülkelerinde üretilmiş çocuk ve spor ayakkabılar hijyen ve konfor açısından incelendi.
YETERSİZLİK TESPİTİ
Bu ayakkabılarda, ortopedik uyumsuzluk ve giyim performansı açısından yetersizlikler tespit edildi. Kimyasal analizlerde, ayakkabılarda insan sağlığı açısından risk taşıyan zararlı kimyasal maddeler görüldü.
MANTAR YAPIYOR
Sentetik ürünlerde PVC'ye rastlanırken, bu kimyasalın hayati organlardaki tümör oluşumuna neden olduğu sentetik maddeler nedeniyle hava almayan ayaklarda mantar hastalığının oluşumu vurgulandı.
Son 2 yılda Türkiye'nin 700 milyon dolar tutarında Çin ayakkabısı ithal ettiğinin altı çizilirken Prof. Dr. Özcan Sarı'nın başkanlığında hazırlanan raporda şu ifadeler yer aldı:
BEKLENTİ SORUNU
"İncelenen ayakkabıların tamamı sentetik saya, astar ve destek malzemeleriyle taban ve diğer yardımcı maddelerden oluşuyor. Bu sebeple mukavemet ve performans beklentilerini karşılayamayacak düzeyde ve çok kısa dönemden sonra kullanım özelliklerini kaybedeceği anlaşıldı" denildi.
RAPORDAN ÇARPICI GERÇEKLER
Ucuza alınan Çin üretimi ayakkabılarda PVC'ye rastlanılması, çok ciddi sağlık risklerini kişiye yüklüyor. Bu kimyasalların çoğunun nihai sonucu akciğer, karaciğer ve böbrek gibi hayati organlarda tümör oluşumu ve kanserdir. Sentetik materyal, ayağı izole ederek hava almasını ve terin naklini engellemekte ve ayakta mantar hastalıklarının gelişmesini beraberinde getirmektedir. İncelenen ayakkabıların giyim hijyeni ve performans yetersizlikleri bakımından kalitesiz ve ayağa zararlı ürünler olduğu belirlenmiştir. (Bugün)
Gıdalar üzerinde yapılan çalışmalar bir araya toplandı. Sağlıklı kalabilmek için yenmesi gereken 100 gıdanın listesi çıkarıldı. İşte kalbe kuvvet, beyne enerji veren gıdalar
İnternet üzerinden yayın yapan sağlıklı yaşam sitesi FoodProof.com, dünya çapındaki saygın üniversiteler tarafından kişinin daha sağlıklı, verimli ve uzun bir yaşam sürmesi için gıdalar üzerinde şimdiye dek yürütülen tüm araştırmaları inceledi. Daha sonra da hangi gıdanın neye iyi geldiğini derleyerek en faydalı 100 gıdadan oluşan bir liste hazırladı. Sindirim, uyku, enerji, daha iyi bir görme duyusu için gerekli ve beyni çalıştırmaya, genel verimliliği arttırmaya yarayan 100 gıdanın listesi şöyle:
Pirinç parlatan diye geldi, kızartma yağının rengini açtı!
YANMIŞ kızartma yağlarının rengini açıp, kokusunu yok ederek, yeniden kullanılmasını sağlayan Magnesol XL için ithalat izni alınırken Tarım Bakanlığı da yanıltıldı. Magnesol XL için verilen izinde, ürünün kullanım alanı olarak sakız, pirinç, tuz, peynir gibi gıda maddelerinin yüzey uygulamalarında, tava, teneke yüzeylerini yağlamada katkı maddesi olarak kullanılacağı yer alıyor.
KANSOREJEN ETKİSİ VAR
KANSEROJEN etkisi olmasına rağmen, fast food restoranlarındaki yanmış kızartma yağlarının rengini açıp, kokusunu yok ederek, defalarca kullanılmasına olanak sağlayan Magnesol XL adlı kimyasalın ithalat izni alınırken Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın da yanıltıldığı ortaya çıktı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın Magnesol XL için verdiği ithalat izninde, ürünün kullanım alanı olarak sakız, pirinç, tuz, peynir, şekerleme (çikolata hariç) gibi gıda maddelerinin sadece yüzey uygulamalarında, tava, teneke yüzeylerini yağlamada katkı maddesi olarak kullanılacağı yer alıyor. Kanserojen etkisi fazla olan yanmış kızartma yağlarının rengini açma ve kokusunu yok etmede kullanılacağına dair herhangi bir ibare bulunmuyor.
İNCELEME BAŞLATILDI
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesi, Tüketici Köşesi'nde yer alan "Kanserojen etkiyi kimse takmıyor, yanmış yağ sarartılıp kullanılıyor" başlıkla haber üzerine bir inceleme başlattı. Bakanlığın Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Mehtap Altınok imzasıyla yapılan açıklamada, Magnezyum Silikat adlı kimyasalın Türk Gıda Kodeksi Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği'nde yer aldığına dikkat çekilerek, bu kimyasalın toz gıdalar, tuz ve tuz yerine geçen maddeler, gıda takviyeleri, peynir, sakız, pirinç salam, sosis, şekerleme ve çeşni verici maddelerin sadece yüzey uygulamalarında, tava, teneke gibi kap kacakların yüzey yağlama ürünlerinde de katkı maddesi olarak kullanımına izin verilmektedir" deniliyor.
AMAÇ DIŞINA İZİN YOK
Bakanlık açıklamasında ayrıca, Magnesol ve benzeri ürünlerle ilgili inceleme başlatılması için il müdürlüklerine talimat verildiğine de dikkat çekilerek, "Bahse konu olan ürünlerin belirtilen amaçlar dışında kullanıldığının tespit edilmesi durumunda, Gıda Kanunu çerçevesinde işlem yapılacaktır" deniliyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu konuda Sağlık Bakanlığı'yla da görüşüyor.
KIZARTMALIK YAĞLARINIZI DÖKMEYİN!
"Kızartmalık yağlarınızı dökmeyin! Artık Magnesol XL var" sloganıyla fast food zincirlerine pazarlanan bu kimyasal, kapkara da olsa yanmış yağlara katıldığı anda rengi sapsarıya dönüştürüyor. Ayrıca, yanık yağ kokusunu da yok ettiği iddia ediliyor. Böylece, en fazla 3 günde bir değiştirilmesi gereken yağ, en az 9 gün kullanılabiliyor. Ancak, işlemin aynı yağ üzerinde defalarca uygulanması, sürenin 20 günlere ulaşmasını sağlıyor.
TÜRKİYE'DE GEREKLİ TÜM ÖNLEMLERİ ALDIK
THE Dallas Group of America, Türkiye'deki avukatları Ayşe Hergüner Bilgin ve Okan Gündüz aracılığıyla, yanmış kızartma yağlarının rengini açıp, yeniden kullanılmasını sağlayan Magnesol XL ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Açıklamada, Magnesol XL ürününün Birleşmiş Milletler'e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü ile Dünya Sağlık Örgütü'nce kurulan uzman komite JECFA tarafından gıda maddelerinde kullanılan filtrelemeye yardımcı ve topaklanmayı önleyici bir madde olarak tanımlandığına dikkat çekilerek,
"Ürünümüz ABD dahil tüm dünyada 10 binlerce restoran tarafından kullanılmaktadır. Sentetik magnezyum silikat, ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin yayımladığı Gıda Kimyasalları Kodeksi'ne göre gıda sınıfı kimyasalları arasında sayılmaktadır" denildi.
YAĞIN KULLANIM ÖMRÜNÜ UZATIR
Magnezyum silikatın kızartma yağına ilave edilmesiyle birlikte yağda biriken kötü koku ve renk değişimine sebep olan maddelere tutunduğunun da savunulduğu açıklamada, şunlar dile getirildi: "Filtreleme işlemi sonucunda yağ, Magnesol XL sayesinde bu istenmeyen maddelerden arındırılır. Magnesol XL ürünü kızartma yağının kalitesini, daha uzun bir süre yüksek seviyede tutarak yağın kullanım ömrünü uzatır.
Ayrıca, magnezyu silikat maddesinin kızartma yağlarında filtrelemeye yardımcı olarak kullanılmasına ilişkin olarak Fransız Gıda Sağlığı Ajansı 2005 tarihli kararında bu maddenin üreticinin talimatlarına göre kullanımının insan sağlığına hiçbir risk oluşturmadığı açıkça belirtilmişti Bugüne kadar satışa sunulduğu hiçbir ülkede de sağlığa zararlı etkisi bulunduğuna yönelik bir şikayet bulunmamaktadır. Türkiye'de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere yasal tüm izinler ithalatçı firma tarafından alınmak suretiyle satılmaktadır."
Kim ne diyor
MCDONALD'S: Kurumsal İletişim Müdürü Nedret Türkkuşu, "Türkiye'ye Tarım Bakanlığı'nın onayı ile ithal edilen Magnesol XL maddesi, kızartma yağlarımızın filtre edilmesi sürecinde yağın kalitesini bozan parçacıkları temizlemek üzere, tamamıyla gıda kanunu çerçevesinde belirtilen usuller ile kullanılıyor" dedi.
BURGER KING: Magnesol XL ile ilgili yapılan açıklamada, "Zincirimize bağlı hiçbir restaurantta söz konusu kimyasal kullanılmıyor" denildi.
KENTUCKY FRIED CHICKEN: Zincir restaurantların hiçbirinde kızartma yağlarının rengini açmak için Magnesol XL ya da benzeri kimyasalların kullanılmadığını açıkladı.
Meclis gündeminde
MHP Adana Milletvekili Yılmaz Tankut, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'e yönelttiği soru önergesinde, ithaline izin verilen kimyasalın, "Kızartmalık yağlarınızı dökmeyin! Artık Magnesol XL var" sloganıyla pazarlandığını ifade etti. Tankut, konuyla ilgili ayrıntılı inceleme talep etti. (Hürriyet)
Türkiye'de son yıllarda özellikle meme kanserine yakalanma riski çok yüksek olan kadınlarda uygulanan "mastektomi" yöntemi, ilerleyen dönemlerde kansere yakalanma olasılığını önemli ölçüde azaltıyor. Yöntemin uygulanmasıyla, yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski yüzde 60'ın üstünde olan bir kadında, risk yüzde 3'ün, meme başının da alınmasıyla yüzde 1'in altına iniyor.
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Savaş Koçak, meme kanseri cerrahisinde memenin dış görünüşünün korunmasını imkan veren onkoplastik cerrahi yöntemlerinden biri olan "mastektomi ve rekonstrüksiyon" teknikleriyle, risk altındaki kadınların memelerinin alınmadan içlerinin boşaltıldığını söyledi.
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser olduğunu belirten Koçak, "Dünya genelinde her 8 kadından birinde, yaşamının bir döneminde meme kanseri görülmektedir" dedi.
Meme kanserinin önlenebilen bir kanser türü olmadığına ancak erken tanı ile tedavi edilebileceğine ve yaşam süresinin uzatılabileceğine dikkati çeken Koçak, düzenli kontrollerin tümörün yayılmadan müdahale edilebilmesine olanak tanıdığını söyledi.
Koçak, meme kanseri hastalarının yüzde 75'inde nedenin belirlenemediğini, bu hastaların risk faktörü de taşımadıklarını dile getirerek, beyaz ırktan kadın olmanın en büyük risk olduğunu, genetik özellikleri nedeniyle sarı ve siyah ırktaki kadınlarda meme kanserinin daha az görüldüğünü belirtti.
Meme derisinde ya da meme ucunda çekilme, deride renk değişikliği, memede kitlenin ele gelmesinin meme kanserinin başlıca belirtileri olduğunu anlatan Koçak, "Ailesinde meme kanseri öyküsü olan kişilerde risk yüksektir. Aylık elle yapılan muayenenin dışında hiçbir riski olmayanların senede bir, risk altındakilerin ise hekimin önerisine göre belirlenen periyotlarda kontrole gelmesi gerekmektedir. Yapısında östrojen bulundurduğu için doğum kontrol haplarını, ve menopoz sonrası hormon tedavisini de yüksek risk grubundaki kişilerin kullanması önerilmemektedir" diye konuştu.
"MEMENİN DIŞ GÖRÜNÜŞÜ KORUNUYOR"
Koçak, meme kanserinin 1. ve 2. evrelerinin erken evre olduğunu ve bu dönemdeki hastaların çoğunun memelerinin korunarak tedavi edildiğini belirterek, "Bazı kadınlarda risk faktörlerine bağlı olarak erken evrelerde de memeyi almak zorunlu kalabiliyoruz. Ancak bu işlemi, memenin içini boşaltıp meme kitlesini tekrar oluşturacak şekilde memeyi tamamlayarak yapıyoruz. Artık birçok kadın, memesi olmadan ameliyathaneden çıkmıyor. Bundan 5 yıl öncesinde ise meme tamamen alınıyordu" dedi.
"Onkoplastik Meme Cerrahisi" diye adlandırılan yöntemde, onkolojik tedaviden taviz vermeden memenin dış görünüşünün korunduğunu da vurgulayan Koçak, şunları kaydetti:
"Onkoplastik meme cerrahisi uygulamalarından biri olan risk azaltıcı mastektomi yöntemiyle, yüksek riskli hastaların kanser olması beklenmeden memesinin içi boşaltılıyor. Böylece, ilerde olabilecek riski sıfıra indiremesek de önemli ölçüde azaltıyoruz. Ailesinde meme kanseri hikayesi olan ve memesinde kanser öncüsü değişiklikler olanlarda bu yöntemi uyguluyoruz. Kişinin, her iki memesini de boşaltıyoruz. Meme içindeki tüm yağlar, süt bezi kanalları olmak üzere tümünü alıyoruz. Bu tamamen kişiyi koruma amaçlı bir uygulama. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski yüzde 60'ın üstünde olan bir kadında, bu müdahale ile risk yüzde 3'ün altına, meme başının da alınması halinde yüzde 1'in altına iniyor."
Koçak, onkoplastik meme cerrahisinin ya kişinin kendi vücudundan alınan dokularla oluşturulduğunu ya da protez takma yöntemiyle yapıldığını belirterek, bu operasyonun kanser tedavisi üzerinde hiçbir olumsuz etkisinin bulunmadığını söyledi.
Bu uygulamaların, "meme kanseri riski gerçekten yüksek olan kadınlar dışında, basit meme kistleri gibi zararsız ve tedavi edilmeden izlem gereken durumlarda uygulanmaması gerektiğini" vurgulayan Koçak, meme kanseri riski gerçekten yüksek kadınlar için yapılmasının faydalı olduğunu ifade etti.
Koçak, yeniden meme yapılması ameliyatının, kanser tanısı konulan ve memeleri alınması gereken hastalarda da uygulandığını belirterek, bu girişimler estetik amaçla değil, kanser tedavisi için yapıldığından maliyetin devlet tarafından karşılandığını bildirdi.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr Nilüfer Alpaslan, kuru ve soğuk hava koşullarında spor yapan kişilerde gözde yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme gibi semptomların kuru göz hastalığını işaret edebileceğini belirtti.
Prof. Dr. Alpaslan, yaptığı yazılı açıklamada, kışın en çok tercih edilen spor dalının kayak olduğunu, ancak kayağın özellikle göz sağlığı açısından önemli tehlikeler içerdiğini kaydetti.
Kuru hava ve rüzgarın "kuru göz hastalığını" tetikleyerek göz sağlığını olumsuz yönde etkilediğine işaret eden Alpaslan, açıklamasında "Kuru ve soğuk hava koşullarında spor yapan kişilerde gözde yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme gibi semptomlar ortaya çıkabilir. Bu belirtiler çok yaygın olduğu halde farkında olmadığımız kuru göz hastalığını işaret edebilir" ifadesine yer verdi.
Alpaslan, halk dilindeki "göz kuruluğunun" tıp dilinde "keratokonjunktivitis sicca" denen hastalık olduğunu ve bunun da gözyaşı üretiminin azalmasıyla ortaya çıktığını belirtti. "Gözyaşı, gözün sağlıklı kalmasını ve göz kırpma hareketini yaparken rahat hissetmemizi sağlar. Bazı insanlarda gözyaşı üretimi azalır veya üretilen gözyaşı kalitesinde bozulma meydana gelir. Bu durumda ortaya çıkan rahatsızlık 'kuru göz' olarak bilinir" görüşünü dile getiren Alpaslan, gözlerin göz yüzeyini korumak için kesintisiz bir gözyaşı tabakasına gereksinim duyduğunu ve buna da "gözyaşı filmi" dendiğini dile getirdi.Alpaslan, şu bilgileri verdi:
"Doğal gözyaşı filmi, kornea üstünde sağlıklı bir göz yüzeyi yaratmasına ve gözün tamamını kayganlaştırmasına ek olarak, enfeksiyonla savaşma işlevi görür, önemli beslenme sağlar ve net görüş için hayati öneme sahiptir. Uzun süreli gözyaşı üretimi azaldığı zaman, gözün ön kısmında kalıcı hasar ve skar (yara izi) oluşumu ihtimali ortaya çıkar. Ciddi bir göz kuruluğu durumunun zaman içinde tedavi edilmediği vakalarda, enfeksiyon riskinde artış ve görmede ciddi bozulma meydana gelir.
Suni gözyaşları, kuru göz hastalığının başlıca tedavi yöntemidir. Dünya çapında birçok suni gözyaşı bulunmaktadır ve aralarındaki
farklılıklar, içerdikleri etken maddeye ve ambalajına göre değişir. Suni gözyaşları sadece göz yüzeyini yıkayıp uzaklaşırken, kronik kuru göz hastalarında suni göz yaşı tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır. Bu hastalarda gözyaşı üretimi ile gerekli dokularda etkisini göstererek, kişinin doğal gözyaşı yapımını arttıran ilaçlar kullanılır."
Elma kabuğunda bulunan 'triterpenoids'in kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği ortaya çıktı.
Mucize maddenin ismi 'Triterpenoids'
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, ABD'de elma kabuğundaki 'triterpenoids' adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğünün tespit edildiğini söyledi.
Düzenli olarak tüketilmeli
Gökbel, yaptığı açıklamada, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını ifade etti.
Çalışmalar sürüyor
Prof. Dr. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı.
Elma mucizesi
Gökbel, ABD'nin saygın üniversitelerinden Cornell Üniversitesi araştırmacılarının, elma kabuğundaki 'triterpenoids' adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğünü tespit ettiğini vurguladı.
Karaciğer ve kalın bağırsak için bire bir
Özellikle karaciğer kanseri, kalın barsak kanseri ve göğüs kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olan elmanın bu özelliğinin, elma kabuğundan izole edilen "triterpenoids" adı verilen maddeden dolayı olabileceğinin bilimsel çalışmalarda ortaya konulduğunu anlatan Gökbel, "Daha önce yapılan çalışmalarda elmanın, farelerde meme tümörüne karşı etkili olduğu ortaya çıkmıştı. Bu son çalışma, etkili bir kanser ilacı üretmeye yönelik bir adım sayılabilir" dedi.
Sağlık kalemi yüksek
Gökbel, ülkemizde her yıl 150 bin kişinin kanser hastalığına yakalandığını, kanserli hastaların tedavisinin sağlık harcamaları içinde büyük bir yer tuttuğunu belirtti. Kanser vakalarının artmasındaki ana sebeplerden birinin sağlıksız beslenme olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökbel, şunları kaydetti: "Özellikle meyve ve sebze tüketme alışkanlığının yeterli olmamasının da kanser vakalarının artışında bir etken olduğu söylenebilir. Akdeniz tipi beslenme, pek çok bilim adamına göre en sağlıklı beslenme tarzlarından biridir. Akdeniz tipi diyetin en önemli özelliği, sebze ve meyve yönünden zengin olmasıdır. Kanserden korunmak için Akdeniz tipi beslenmenin ana ögesi olan sebze ve meyvenin bol miktarda tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir."
Bolca tüketilmesi için...
Gökbel, ayrıca okullarda meyve, salata ve süt gibi gıdaların öğrenciler tarafından bol miktarda tüketilmesini sağlayacak çalışmalar yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.