HeyuLa

HeyuLa

Üye
27.01.2010
Uzman Onbaşı
2.521
Hakkında

  • Konu: Biliyorsun
    yokluğunda ne ateşleri
    hasretinle yaktımda
    bir seni yakamadım
    beni yaktıgın gibi

    çölde su mapus ta gül
    oruçta ekmek gibi bekledim seni
    sense araya korkular koydun
    yasaklar koydun
    şimdi nerdesin diye sakın sorma
    sen çağırdında ben gelmedimmi

    Sen varken darılmazdım
    çiçeksiz baharlara
    yağmurlu havalara
    Bu kasretli akşamlara

    sen varken bakıp içlenmezdim
    tren istasyonlarına
    otübüs duraklarına
    sen varken yıkılmazdım
    biten sevdaların ardında

    gidenlere küsmezdim
    kalanlara acımazdım
    ben masumdum çoçuklar gibi
    sen varken
    ben öşümezdim titremezdim

    sen varken büyle delirmezdim
    küfretmezdim
    hele ölmeyi hele ölmeyi
    hiç düşünmezdim

    şimdi soruyorum sana
    adı sevdaysa bu cehennemin
    sen yaktında ben yanmadımmı

    Biliyorsun Biliyorsun
    bütün acılarına
    yeşil ışık yaktım olmadı

    bütün korkularına arka çıktım
    olmadı dağlara merdiven
    dayadım olmadı haziranda kar oldum
    yağdım avuçlarına olmadı
    sevdim olmadı yandım olmadı
    taptım olmadı

    artık benden pes
    bu aşkın bıletini istediğin
    gibi kes nasılsa gidiyorsun

    biliyorum git
    ama ardından ağlıyan
    bir çift göz paramparça bi yürek
    ve yıkılmış bir dal görmek istemiyorsan
    çek silahını daya sırtıma
    titrersem namerdim
    sen vurdunda ben ölmedimmi

    [swf1]Heyula28-biliyorsun.swf[/swf1][swf2]600[/swf2][swf3]450[/swf3][swf4]Heyula28-biliyorsun.swf[/swf4]
#03.03.2010 11:40 0 0 0
#03.03.2010 10:14 0 0 0
  • Herkes tevbe ettiğine kanaat getiriyor, yalnız tevbelerin kabulünün bazı şartları vardır. Üç meseleyle tevbekârın alameti belli olur:
    Dilini lüzumsuz söz, gıybet, söz gezdirme, yalan gibi afetlerden korur.
    Hiç kimseye karşı kalbinde haset ve düşmanlık yoktur.
    Bütün günahlarından ve kötü arkadaşlarından Allah Tealâ onu ayırır.

    Şu halde tevbe , sadece sözleri ile: "Ya Rabbi bağışla, ben pişmanım." demekten ibaret değildir. Tevbenin hukuku çok derindir.
    Mümin kendisi için istediğini başkaları için de istemedikçe kâmil olmaz. Şu halde tevbelerimiz noksandır. Kâmil bir makama götürmek için tevbenin hakikatına , tevbe -i nasuha ulaşacak sebeplere yapışmamız lazım gelir.
    Ulemanın bildirdiğine göre, Allah Tealâ tevbekâr kuluna dört ikramda

    Kötü arkadaşları bırakır. Zira kötü arkadaş insanın kötü yola gitmesine vasıtadır. Hadis-i şerifteki: "İmanın en alt derecesi yoldaki taşı kaldırmaktır." sözlerini Şah-ı Nakşibend Hazretleri şöyle açıklamıştır: Yoldaki taştan maksad nefstir . Zira Allah yolundaki insanın en kötü arkadaşı kendi nefsidir.
    Tüm taatlara yönelik olmak şartıyla ve ibadetleri ifa etmekle her günahı bırakır. Kalpten dünya sevgisi gider. Ahiret hüznü yerleşir.

    Allah Tealâ'nın kefil olduğu şeylere karşı bir endişe duymaz, fakat akıbetinin ne olacağını da kestiremez.

    Ebu Ümame Bahilî Hazretleri, Rasul-i Kibriya s.a.v.'den şöyle rivayet etmiştir

    "Sağ taraftaki melek sol taraftaki meleğin kumandanıdır. Kul bir iyilik yaptığı zaman hemen onun lehine on iyilik yazar. Kul bir kötülük işlediği zaman sol taraftaki melek onu yazmak isterse sağdaki melek şu emri verir. 'Şimdilik dur!' Bu şekilde onun hatasını altı veya yedi saat bekleyerek, kul ettiğine tevbe edip Allah'dan bağışlanmayı isteyene kadar yazmaz. Allah'dan bağışlanmasını istemediği takdirde onun aleyhine bir kötülük yazar."

    Hz. Ebu Bekir r.a.'dan bildirilen hadis-i şerifte de Efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor

    "Bir günah işlediğinizde derhal bir iyilik edin. Zira abdest ve gusül alır da Allah'ın huzuruna durup iki rekât namaz kılar, o iyilikten sonra bir tevbe ederseniz, Allah Tealâ sizin tevbenizi kabul buyurur."

    Bunun için her birimizin günahın arkasından iyilik etmeyi adet edinmemiz lazım gelir. Nice arif menkıbelerinde vardır ki, murad için bir arif-i billaha giden kimse, o mübareğin şöyle bir hitabıyla karşılaşır.

    - Yanında biraz para filan var mı?
    - Var efendim.
    - Sen git, onunla yetimlere ve sadakaya muhtaç olanlara iyilik et. Elinden gelirse birkaç gün oruç tut. Gece seherlerde kalk, bir miktar namaz kıl. Sonra Allah Tealâ'ya sıdk ile tevbe et, Allah Tealâ seni muradına erdirir.
    Görülüyor ki iyilikler kötülükleri yok ettiği gibi, her bir kötülük de makamımızı aşağıya dü şürür.

    İmam-ı Hasan r.a.'dan beyan buyurulan hadis-i şerifte Rasululah s.a.v. şöyle buyurmuştur

    "Her kulun iki meleği vardır. Bunlar Kiramen Kâtibin'dir . Sağ taraftaki melek sol taraftakininin kumandanıdır. Kul kötü bir iş işlediği zaman sol taraftaki melek sorar: 'Bunu yazayım mı?' Sağ taraftaki şöyle buyurur: 'Beş günah işleyinceye kadar yazma.' Beş günah işledikten sonra sol taraftaki tekrar sorar: 'Yazayım mı?' Sağ taraftaki melek: 'Bir iyilik yapıncaya kadar bekle.' der. Bir iyilik yaptığı zaman sağ taraftaki melek şöyle der: 'Bize bir iyiliğe on sevap yazmamız emredildi. Gel, bu yaptığı bir iyilik için on kötülüğü silelim. Ayrıca lehine beş iyilik yazalım.' Bunun üzerine şeytan bağırıp sızlanarak: 'Ben insanlara ne zamana kadar yetişebileyim!' der."

    Allah Tealâ buyurmuştur: "Muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra doğru yola giden kimseyi bağışlarım" Tevbede sabit kalmanın en güzel yolu sadıklarla beraber olmak, gönlünü Allah'a bağlayan, ilmiyle âmil ulemanın, ariflerin terbiyesine girmektir.
#28.02.2010 21:41 0 0 0
#28.02.2010 21:24 0 0 0
#28.02.2010 20:58 0 0 0
  • çok tşk ederim arkadaşlar hepsi bir birininde güzel olmuş emeklerinize sağlık
    yalnız hanım aga arkadaşım affına sığınırak şunu belirtmek isterim Sadece HeyuLa olacaktı sondaki 28 olmaması lazımdı
#27.02.2010 19:27 0 0 0
#26.02.2010 23:35 0 0 0
#26.02.2010 23:11 0 0 0
  • noimage
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) 'in dünyaya teşrif ettikleri [20 Nisan 571, Pazartesi] Rabiülevvel ayının 12. gecesidir ki buna Mevlid-i Nebi [Kutlu Doğum] denir. Kâinat ve beşeriyetin yüzyıllardır yolunu gözlediği o Peygamberler Peygamberi'nin doğum günüdür bugün.

    Hz. İbrahim'in duası, Hz. İsâ'nın müjdesi ve dedesi Abdülmuttalip ve annesi Âmine'nin rüyasıdır. Fil vak'ası onu haber verdi. Doğduğu gece irhasât denilen bir takım olağanüstü hâdiseler cereyan etti.

    Dünyanın doğusunu ve batısını aydınlatan bir nur görüldü. Sâve Gölünün suları bir anda çekiliverdi. Ateşe tapanların bin yıldır aralıksız yanmakta olan ateşleri hiç sebepsiz sönüverdi.

    Asırlardır kupkuru olan Semâve Vadisi, seller altında kaldı. Gökyüzünden onlarca yıldız kaydı. Kisrâ'nın saraylarından ondört burc kendiliğinden yıkıldı. Kâbe'deki putların pek çoğu baş aşağı devrildi.

    Şeytân, ölesiye çığlık kopardı. Daha ne gizemli olaylar iç içe ve peş peşe yaşandı. Nasıl yaşanmasındı ki Kâinatın Efendisi, İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (sas) dünyaya teşrif ediyorlardı. Bütün varlık O'nu ayakta karşılamıştı.

    Doğum ânı öncesi hane-i saadetleri nurla doldu, yıldızlar evin üzerine salkım salkım dökülecekmiş gibi aktı.96 Seher vaktiydi. Bir ara Âmine validemizin kulağına müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldu. Bir de ne görsün? Bembeyaz bir kuş peydahlandı ve yanına geldi; sonra da kanatlarıyla Âmine'nin sırtını sıvazladı. Ne korku kaldı, ne kaygı. Yine doğum öncesi başka bir nur gözüktü. Âmine'ye bu nur ile Şam'ın saray ve köşkleri gösterildi. Kendisine ak bir kâse içinde şerbet sunuldu. İçer içmez de muhteşem bir nur bulutu kendisini sardı.

    Tam o esnada mukaddes doğum gerçekleşti. O sıra ebesi Şifa Hatun gizemli bir ses duydu: "Allah'ın rahmeti, Onun üzerine olsun!" diye. Hattâ Rum diyarının bazı sarayları bile görünmüştü kendisine. Maşrık ile mağrib arası nurlara boğulmuştu. Annesinin anlattığına göre: "Doğuda, batıda ve Kâbe'nin üzerinde bir bayrak gördüm. Doğum tamamlanmıştı. Yavruma baktım, secdedeydi. Parmağını da göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut inip onu kapladı. Şöyle bir ses işittim: 'Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed'i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar!' Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti."

    Hz. Âdem'den başlayarak devirlerden devirlere, aileden aileye intikal ede ede gelen o Biricik Nur, artık vücud sahnesinde varlık bulmuştu.

    Efendimiz'in "Allah'ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur." dediği kendi Nur'u, beden giymiş, görünür hâle gelmişti. Her çocuk doğunca yere düşerken, o ise ellerini yere dayamış, önce secde edip sonra da başını ve parmağını semaya kaldırmıştı.

    Doğduğunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiş vaziyetteydi. Sırtında, iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin hizasında peygamberlik mührü "Hâtem-i Nübüvvet" vardı. Dedesi Abdülmuttalip adını Muhammed koymuştu. Övülen demekti. Zira onu Allah övmüştü; melekler, insanlar ve cinler de övecekti.

    Sonra o Nur topunu alarak Kâbe'ye götürdü ve Allah'a duada bulundu: "Bana bu temiz çocuğu ihsan eden Allah'a hamdolsun!" dedi. Nasıl ki insanlara ve cinlere sonsuz mutluluğun yollarını gösterecek Nebi dünyaya teşrif edince bütün varlık ayağa kalkmıştı. Teşrifinden asırlar sonra da "Doğdu ol saatte ol Sultân-ı Dîl / Nûra gark oldu semâvât ü zemîn" -S.Çelebi- deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla Mü'minler "Hoş geldin ey Kutlu Nebi!" mânâsına ayağa kalkmaya devam ediyorlar. Bir edep anlayış ve göstergesi olan bu hürmet ve tazimlerini, O'na arz etmeye çalışıyorlar.

    Efendimiz'in terakki çizgisinin müntehası Mi'râc, başlangıcı da Mevliddir. Bu kutlu gecede S. Çelebi'nin Mevlid-i Nebi'si gibi, Peygamber aşkını körükleyen na't-ı şerifler, mevlidler okunmalı.

    Hafızlar, Kur'ân'dan Peygamberimiz'in adının geçtiği aşirleri seslendirmeliler. Hem yetim, hem öksüz yetişen o Nebi'nin doğum günü vesilesiyle öncelikle yetimler ve öksüzler sevindirilmeli, yoksullara ziyafetler verilmeli. Kutlu doğum hakkında yazılmış kitaplar ve makaleler bir kere daha topluca okunmalı. O'nu anlatan sohbetler dinlenmeli.

    Bol bol salât ü selâmlar getirilmeli. Gözümüzün Nuru, Gönlümüzün Sürûru Efendimiz Hazretleri'nin doğum günü münasebetiyle bizlere düşen vazifelerin ön önemlisi ise, herhalde O'nu her yönüyle daha iyi anlamaya ve O'nun, insanlığa tebliğ ettiği esasları kavramaya çalışmak olmalıdır.

    Fakat kutlu doğumu, aynı zamanda kendi doğumu olan İslâm dünyası, o Nevrûz-u Sultânî'yi lâyık-ı vechiyle tes'îd edememektedir. Hz. İsa'nın doğumun bütün dünyada noel, paskalya ve daha başka yortu ve karnavallarla kutlanılması ölçüsünde, bu Kutlu Doğum'un en azından ümmet içinde olsun O'na ve O'nun mesajına yaraşır biçimde tes'îd edilmesi, bir vefa borcu olmanın ötesinde İslâm'ın ruhundaki Hz. Muhammed'e (s.a.v) muhabbet ve hürmet emrinin bir gereği olsa gerektir
#24.02.2010 23:53 0 0 0
  • Şeyh Ebû Hafs Ömer'den (R.A.) şöyle rivayet edilmiştir:

    Bir sene Beyt-i Muazzama'da salih bir zat, diğer bir kimsenin Tavafta, Arafat'da, Müzdelife'de ve sair mübarek mekânlarda, daima salavat-ı şerife ile meşgul olduğunu görür ve o zata:

    — Ey kişi! Her bir makamın bir duası vardır, buyurulmuştur. Halbuki sen, bütün makamlarda salavat-ı şerife okuyorsun. Bunun sebebi nedir? diye sorar. O kimse de, bunun garib bir kıssası vardır, sana anlatayım d
    er ve şöyle anlatır:

    — Pederimle Horasan diyarında Hacca niyet edip yola çıktık. Giderken Küfe şehrine vardığımız zaman, pederim hastalanıp vefat etti. Pederimin yüzünü kapatıp, techîz ve tekfin işlerini tedarik için dolaşmaya çıktım. Geri dönüp geldiğim zaman, pederimin yüzünü açtığımda bir de ne göreyim, yüzü merkeb yüzüne dönmüş. Bu hale çok mahzun ve mükedder olup «Ya Rabbî! Bu diyar-ı gurbette kimsem yok. Bu hali kime arzeyleyim.» diye ağlayarak uyumuşum. Rüyamda nûranî bir kimse gelip, pederimin yüzünü açtı, mesh etti ve bana hitaben: «Niçin üzülüyorsun?» dedi. Ben de, nasıl üzülmeyeyim pederim ne hale gelmiş, dedim, Bana: «Cenabı Hak belâyı def etti.» buyurdu. Peederimin yüzünü açıp baktığım zaman ayın ondördü gibi parlıyordu. O zata:

    — Sen kimsin? dedim. O da:

    — Muhammed Mustafa'yım (S.A.V.) buyurdu.

    Bunun üzerine derhal mübarek ayaklarına kapandım ve keyfiyeti sual ettim. Buyurdu ki:

    — Pederin faiz yiyen bir kimse idi. Cenabı Hak faiz yiyenleri, âhiret günü merkeb yüzlü olarak haşr edecektir. Fakat pederin hayatı müddetinde, her gece 100 salavat okumadan yatmazdı. Cenabı Hak o salavat hürmetine, pederinin yüzünü o kadarcık değiştirdikten sonra, yine benim şefaatim ile insan suretine çevirdi, buyurdu.

    Uykudan uyanıp, pederimin yüzünü açarak baktığım zaman, hakikaten tekrar insan suretine tebdil olmuş ve nur gibi parlıyordu. Nihayet Onu defnettim. İşte o zamandan beri, farzları eda ettikten sonra, salavat-ı şerife ile meşgul olurum.

    ALLÂH'ım "Bismillâhirrahmanirrahâim"in sırları hürmetine âlemlere Rahmet olarak gönderdiğin zata onun bütün al ve ashabına senin rahmetineve onun şanına yakışır şekilde salat ve selam eyle

    ALLÂH'ım efendimiz muhammed'e (s.a.v) onun al ve ashabına indiği günden itibaren ta kıyamete kadar her okuyucunun her bir kelimesini okuması esnasında
    ALLÂH2ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan kur'ân kelimelerinde teşekkül eden bütün harfler adedince salat ve selam eyle

    ALLÂH'ım ümmetin alıp verdiği nefesler adedince gökte yıldızlar adedince okyanus'taki tüm su damlaları kadar milyarlarca deniz köpügü kadar peygamberde efendimize (s.a.v) salat ve selam eyle
#14.02.2010 09:36 0 0 0
  • Azrail(a.s) Üzüldüğü ve Sevindiği An

    Cenab-ı Hak,Azrail Aleyhisselama;-"Ya Azrail!.Bir kimsenin ruhunu alırken hiç üzüldüğün oldumu?diye sordu.O: -" Ya Rabbi herşey Sana malum...Yalnız bir kulunun ruhunu alırken çok üzüldüm.Oda bir gemi dalgalar arasında parçalanıp batmıştı.Fakat o gemide kundakta bir bebek vardı.Anasının ölümü emrolunmuştu,bebeğin annesinin ruhunu alırken çok üzüldüm.Sonra o bebek bir tahta parçasının üzerinde karaya çıkarak kurtuldu ve öksüz kaldı, dedi.

    Bu sefer Hak Teala:"Sevinerek ruhunu aldığın bir kimse hatırlıyor musun?diye sual ettiğinde Azrail(Aleyhisselam) -Evet Ya Rab!Zalim bir hükümdar vardı.Halk ondan bizar kalmıştı.İşte o zalim sultanın ruhunu kabzederken de sevindim, dedi. Allah(celle celalühu):-"Kim olduğunu hatırlıyor musun,o zalim padişahın? Azrail Aleyhisselam:-"Hayır hatırlamıyorum Ya Rab!deyince Cenab-ı Hak şöyle buyurdu"Hani o anasının canını üzülerek aldığın bebek varya,işte odur o zalim padişah!...!
#14.02.2010 09:25 0 0 0
  • Hocam Elinize Sağlık Çok Güzel Hazırlaşmısını Şiirin Sözleri ile resim ve vermiş oldugunuz efekler bir birini ancak bu kadar güzel tamamlar
    DJ Mirage ve toprak89 Arkadaşlarımızı'da tebrik ederim
#13.02.2010 07:51 0 0 0
  • tşk ederim nehir arkadaşım
    ender tekin abimizin çok sevdigim eserlerinden biridir
#12.02.2010 12:27 0 0 0
  • elien yüreğine sağlık hasret46 arkadaşım tebrik ederim
    çok güzel bir çalışma yapmışsın
    flash'ın sonu çok etkiledi beni
    doorcap abimede tşk ederim hocamız hiç usanmadan bıkmadan herkese yardım ediyor rabbim mukafaatını ahirette cennei ile mukafatlandırsın
#12.02.2010 12:25 0 0 0
  • teşekkür ederim turkuaz34
    hocalalarımız sağ olsun
#12.02.2010 12:12 0 0 0
  • şükrün daim olsun Arkadaşım elhamdulillah bende iyiyim
    valla çalışmalar güzel gidiyor shape'ye ağırlık veriyorum onu kavramam lazım
    özellikle hazırlamak istediğim ve beğendiğim bi şiir var
    ama onu hazırlamadan önce kendimi biraz daha geliştirmek istiyorum
#12.02.2010 12:05 0 0 0
#12.02.2010 10:02 0 0 0
  • Günaydın Arkadaşlar Sabah Şerifleriniz Hayırlara vesile olsun
    Rabbim Bu Mübarek Günün Yüzü Suyu Hürmetine
    Semaya Kalkan Ellerinizi Dilinizdeki ve Kalpleriniz Tüm Daularınız Kabul eylesin
    Güne Huzurluı ve Mutlu Başlamanız Dileğiyle
    Cumanız Mübarek Olsun!..
#12.02.2010 08:58 0 0 0
#11.02.2010 11:50 0 0 0