Adalet Bakanlığı ile AK Parti Genel Merkezi’ne yapılan saldırılardan sonra, DHKP-C’ye yönelik dün ikinci bir operasyon daha gerçekleştirildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü ekipleri, DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası dahil, 21 adrese sabah saatlerinde baskın düzenledi. Hava destekli operasyonda, aralarında DHKP-C’nin Ankara İl Sorumlusu Gülten M.’nin de bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı. Öte yandan DİSK operasyonla ilgili açıklama yaptı ve aranan teröristlerle ilgilerinin olmadığını belirtti.
AK Parti Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı’na gerçekleştirilen saldırıların ardından Ankara Emniyeti terör örgütü DHKP-C’ye yönelik operasyonlarını artırdı. Geçtiğimiz hafta yapılan baskınların ardından dün sabah erken saatlerde yeni bir operasyon için düğmeye basıldı. 05.30 sularında Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’nden hareket eden 400 civarında polis, il genelinde 21 adrese eşzamanlı baskın düzenledi. Operasyona Özel Harekât ve Çevik Kuvvet ekipleri de destek verdi. Ekipler, Gölbaşı’ndan kaldırılan Özel Harekât’a bağlı polis helikopteri tarafından saniye saniye yönlendirildi. Adalet Bakanlığı’na bomba atma eyleminden dolayı aranan Hasan Biber’in, bir dönem yöneticilik yaptığı Liman-İş Sendikası’nın da aralarında bulunduğu 3 adrese girildi. Sıhhiye’deki Liman-İş Sendikası binasında aramada bazı dokümanlara el konulduğu öğrenildi. Bir başka adres ise DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’ydı. Burada da bazı dokümanlara ve bilgisayarların imajlarına incelenmek üzere el konuldu.
Sendikaların yanı sıra örgütün hücre olarak kullandığı 11 adres de dünkü şafak operasyonunun diğer adresleriydi. Bu evlerde çok sayıda örgütsel dokümana el konuldu. Aramalar sırasında AK Parti Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı’na saldırdıkları belirtilen Hasan Biber, Muharrem Karataş ve Murat Korkut’a ulaşılamadı. Ancak saldırganlarla irtibatlı olduğu düşünülen örgütün Ankara sorumlusu Gülten M.’nin de aralarında bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı. Ankara sorumlusunun örgütün başkentteki tüm etkinliklerini organize ettiği ortaya çıktı. Gözaltına alınanlar arasında yer alan Davut Ç.’nin ise, Ankara’daki iki saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerle bağlantılı olduğu da tespit edildi.
DİSK: ARAMALARIN BİZiMLE İLGİSİ YOK
Bu arada operasyonla ilgili açıklama yapan DİSK yönetimi, söz konusu teröristlerle bir ilgilerinin olmadıklarını belirtti. DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’nın Örgütlenme Dairesi Başkanı Remzi Çalışkan, sendikada yapılan aramanın düzenlenen son saldırılarla ilişkili olduğunu ifade etti. Çalışkan, “Bizim kurumsal yapımızla, kurumsal işleyişimizle Genel-İş Sendikası’nın kurumsal varlığıyla, aranan şahısların herhangi bir ilişkisi, alakası yoktur.” açıklamasında bulundu. DİSK ve Genel-İş Sendikası Genel Başkanı Erol Ekici de arama sonrası herhangi bir belge ve bilgisayara el konulmadığını belirtti. Bu arada CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da baskınların ardından sendikaya geldi. Milletvekili, operasyonu ve uygulanan yöntemi kınadığını aktardı.
İngiliz kulübü Chelsea'nin milyarder patronu Roman Abramovich'in FBI tarafından gözaltına alındığı iddia ediliyor.
Rusya New York Başkonsolosluğu'ndan bir kaynak İnterfax'a yaptığı açıklamada, Abramoviç ya da bir başka Rusya vatandaşının ABD'de gözaltına alındığı yönündeki iddiaları araştırdıklarını söyledi. Yetkili, "Basında yer alan FBI'ın Abramoviç'i ya da bir başka Rusya vatandaşı gözaltına aldığı yönündeki bilgileri araştırıyoruz." dedi.
Daha sonra gelen bilgilerde ise Abramoviç'in uçağının kalkışının FBI tarafından geciktirildiği iddia edildi. Abramoviç'in sözcüsü John Mann, Interfax'a verdiği bilgide, Abramoviç'in gözaltına alınmadığını, uçağının bekletildiği yönündeki haberlerin de doğru olmadığını belirtti. Mann, Abramoviç'in ABD'de de olduğunu kabul ederken, diğer tüm iddiaları yalanladı.
Rus gazete RBC, Rus oligark Abamoviç'in gözaltına alındığını son dakika olarak duyurmuş, Londra'da önceki gün yaşamını yitiren bir başka Rus oligark Boris Berezovski'nin ölümü nedeni ile soruşturmaya alınmış olabileceğini duyurmuştu. Berezovski, Sibneft hisselerine zorla el koymakla Abramoviç'i suçlamış ve geçen yıl görülen 4,7 milyar dolar değerindeki davayı kaybetmişti.
Kendilerine ‘tedarikçiler’ ya da ‘kıyameti bekleyenler’ adını veren grup, muhtemel bir felaket gerçekleştiğinde hayatlarını sürdürebilmek için ürün depoluyorlar.
Bir an her tarafın karardığını, hiçbir elektrikli aletin çalışmadığını, kaynakların tükendiğini, enflasyonun tavan yaptığını, nükleer patlamanın olduğunu düşünün. Bu ve buna benzer kötü senaryoların hepsinin bir anda gerçek olacağını düşünenler var. Bu yüzden onlara göre vakit; olası bir felakete karşı hazırlanma vakti. ‘Kıyameti bekleyenler’ ya da ‘tedarikçiler’ olarak adlandırılan bu insanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Amerika’da üç milyondan fazla kişinin hazırlık yaparak kötü bir sonu beklemekte olduğu iddia ediliyor. İlk olarak 2011’de National Geographic Channel’da gösterime giren ‘Doomsday Preppers’ adlı program da işte tam bunu, yani sona hazırlanan insanları konu ediniyor. Ron Douglas, sözünü ettiğimiz insanlardan biri. Eşi ve 6 çocuğuyla birlikte su ve temel gıda besinlerini depolayan Douglas, olası bir felaket gerçekleştiğinde rahatlıkla bununla başa çıkabileceğini söylüyor. Yaptıkları hazırlık öyle böyle değil. Undan şekere, alüminyum folyodan ilkyardım çantasına, plastik hortumdan çadıra, tüfekten su filtresine güneş panelinden jeneratöre kadar bir sürü ürün var depoladıkları. Red Shed Medya grubunun kurucusu olan Amerikalı Douglas, “İnsanlara ‘Hemen gidip şunları alın’ demiyoruz. Sadece bunun bir yaşam biçimi olduğunu göstermek istiyoruz.” diyor.
Bir diğer tedarikçi ise 53 yaşındaki Michael Sanderson. 17 yıldır orduda görev yapan İngiliz adam, şimdilerde eşi ve iki kızıyla birlikte Luton’da yaşıyor. Garajında bir sürü yiyecek ve bilumum ihtiyaç malzemeleri depoladığını belirten Sanderson, bir felaket meydana gelirse en az bir yıl boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabileceklerini dile getiriyor. Aralık ayında ABD’nin Connecticut eyaletindeki Sandy Hook ilkokuluna silahlı saldırı düzenleyen Adam Lanza, çoğu çocuk 26 kişiyi öldürmüştü. 20 yaşındaki Lanza’nın annesi Nancy’nin de dünyanın büyük bir kaosa sürüklenmesi olasılığına karşı evinde su ve yiyecek depoladığı öğrenilmişti.
Sultan Osman Gazi
Babası: Ertuğrul Gazi
Annesi: Halime Hatun
Doğum Tarihi: 1258
Doğum Yeri: Söğüt
Tahta Çıkışı: 1299 (1300)
Ölümü: 1324
Osman Bey, Osmanlı Devleti’ni ve Osmanoğullarını kuran ve adını devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanlı Sultânıdır. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayatının sonuna kadar emîr yani bey olarak anılmıştır; vefâtından sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayatının sonlarına doğru uc beyi olmuştur.
Cenâb-ı Hakk’ın وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ “Doğrusu davarlarda da size çok çarpıcı bir ibret vardır: Zîrâ size onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından, hâlis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından âfiyetle geçer.” (Nahl, 16/66) nurefşan beyanı çerçevesinde sütün oluşum aşamalarındaki ibretâmiz âyet ve mu’cizeleri ele almaya gayret edeceğiz.
Mukaddime
İnsanlık, öteden beri, sütün üretilmesi ile hayvanın yediği gıdalar arasındaki münasebet hakkında ve hayvanın gıdadan mahrum kaldığında helâk olacağı konusunda az çok bir bilgiye sahipti; ancak bu gıdayı süte, ete, kemiğe veya başka bir maddeye dönüştüren mekanizma hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildi. Modern bilimin sunduğu veriler sayesindedir ki, bugün bizler, bu hâlis ve insanı rahatsız etmeden içilen muazzam nimetin hususiyetlerini ve onun sentezi için yaratılan fizyolojik ve biyokimyevî süreçleri öğrenmiş bulunmaktayız.
Diğer yandan, modern bilim, kendisinin konu hakkında takdim ettiği bilgiler ile Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ın sütün hayvanların karınlarındaki oluşum sırlarını beyan ve tasvir eden mu’cizevî âyetleri arasındaki tevafuk ve uyumu da şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde ortaya koymuştur; koymuş ve bir kere daha bizleri, bu muhteşem nimeti bahşeden ve esrarlar yumağı kitabı inzal buyuran Yüce Yaratıcı önünde minnet ve şükran hisleriyle serfürû ettirmiştir.
Bilim adamları, yaklaşık beş asırlık süreç içerisinde ortaya çıkan bir kısım verilerle ve bu süre zarfında geliştirmiş oldukları âlet ve cihazlar sayesinde, sindirim sisteminin sırlarını ve organların fonksiyonlarını, kan dolaşımını ve onun bağırsaklardan gıda maddelerinin emilmesi ve kana karışması işlemi ile ilişkisini keşfetmiştir. Neticede hayvanların karınlarındaki sütün nasıl oluştuğu ana safhalarıyla ortaya çıkarılmıştır.
Ampirik (tecrübî) bilim, doğru ve kesin neticeler elde etmek maksadı ile bir kısım araştırma ve deneylerde çok hassas yöntemler kullanmış ve neticede teknolojide kaydedilen gelişmeler sayesinde şimdiye kadar bilinmeyen sindirim sisteminin sırları ile ilgili birçok hakikatin gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştur.
20. yüzyılda, sindirim sisteminin iç içe geçmiş ve art arda gerçekleşen faaliyetlerinde vazife yaptırılan sindirim öz sularının yapısı ve tesirleri hakkında çok şeyler öğrenilmiş ve sindirim işleminde vazife gören birçok enzimin varlığı ve fonksiyonları izah edilir hâle gelmiştir.
Cenâb-ı Hakk’ın “Doğrusu davarlarda da size çok çarpıcı bir ibret vardır.” (Nahl, 16/66) mealindeki âyet-i celilesinin dil bakımından mu’cizevî yönü:
Âyette geçen (عِبْرَةٌ kelimesi, hâdisenin taşıdığı büyük öneme işaret için nekire/belirsiz olarak zikredilmiştir. Nitekim ibret alma konumunda olan bir insan, ilk etapta anlaşılması zor olan bir hâdise müşahede ettiği zaman onda saklı “ibret” aracılığıyla onun mahiyet ve hakikatine ulaşır. Buna göre, âyet-i celîleden anlaşılan şudur: Hayvanların sırları ve onların harikulâdelikleri üzerine düşünerek Cenâb-ı Hakk’ın marifet, azamet, ilim ve kudretinin enginlik ve derinliklerine ulaşabilirsiniz.
Hayvan sütünün yaratılmasındaki mu’cize
“Doğrusu davarlarda da size çok çarpıcı bir ibret vardır” (Nahl, 16/66)
Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîme’de, içinde bin bir “ibret” ve hikmetin saklı bulunduğu ve O’nun yüce kudretini gösteren mucizevî bir olguya dikkatlerimizi çekmektedir. Yed-i kudret, İnsanoğlu için son derece önemli gıdalardan biri olan sütü, müthiş işlemler ve süreçlerden geçirdikten sonra onun istifadesine sunar.
Kan ve dışkı arasından sütün oluşum aşamaları
Hayvanlarda süt; sindirim organları, memelerdeki süt bezleri, dolaşım ve üreme sistemleri arasında müthiş bir organizasyon ve koordinasyon ile çok hassas aşamalardan geçerek oluşmaktadır. Zîrâ Cenâb-ı Hak, her bir mekanizma veya organa, eda edeceği çeşitli fonksiyonlar ve özel misyonlar yüklemiş ve bunlar sayesinde oluşan saf, hâlis ve lezzetli sütü kullarının istifadesine sunmuştur.
Sütün oluşum aşamalarını özet olarak şu şekilde açıklayabiliriz:
1. İşkembede sindirim işlemi
Sindirim olayı birkaç şekilde gerçekleşir; bunlardan bazıları hayvanların işkembesinde bulunan mikroplar (bakteriler ve protozoolar) aracılığı ile gerçekleşen mekanik, kimyevî ve mikrobik sindirimlerdir. Sindirim işlemi ağızda mekanik ve mikrobik sindirimle başlar, burada yem maddeleri çiğnenir ve parçalanır, sonra ilk sindirimi gerçekleştiren enzimi (amilaz) içinde barındıran tükürük ve salyalarla karıştırılır. Ardından midenin kompleks yapısında mekanik, mikrobik ve kimyevî sindirimler başlar. Daha sonra, işkembedeki besin kütlesi ağza taşınarak tekrar çiğnenir (geviş getirilir), tükürük/salyayla karıştırılır ve sonra da yutulur. Nihayetinde işkembe bakterileri bu kütleyi işleyerek şeker ve proteinleri ayırır. Bunu, gerçek midedeki mikrobiyolojik sindirim takip eder. Bütün bu sindirim işlemleri ile beraber yem, yani besin kütlesi bağırsaklarda sindirildikten sonra akıcı sıvı dışkıya, daha sonra bunun da suyu geri emilerek sert ve katı dışkıya dönüştürülür.
2. Yağ asitlerinin dışkı arasından çıkarılması işlemi
Rumendeki, yani işkembe olarak adlandırılan ilk mide bölümündeki mikropların sevki ilahi ile yemlerdeki selülozu ve karbonhidratları parçalaması neticesinde asetik, bütirik ve propiyonik asitler olarak isimlendirilen uçucu yağ asitleri oluşur. İneğin enerji ihtiyacının takriben % 50-60’lık kısmı bu yağ asitlerinden karşılanır. “İşkembe ile kan arasından” ifadesinde dile getirildiği üzere, sindirim sistemi duvarı içinde dağılmış olan kılcal lenf damarları vasıtasıyla, bu yağ asitleri bağırsaklardan emilerek önce lenf yoluna geçerler, daha sonra kan dolaşımına dâhil edilerek kan yoluyla meme bezlerine ulaşırlar.
Yarı sıvı hâldeki parçalanmış gıdaların ince bağırsaklara aktarılmasıyla sindirim işi devam eder ve bu sulu gıda çorbası içindeki her türlü gıda maddesinin cinsine göre bağırsaklardan ve buraya bağlı kanallarla pankreas ve karaciğerdeki safra kesesinden gelen enzimlerle sindirim devam eder.
Bu şekilde, çok kompleks parçaları ihtiva eden besinler basit parçacıklara ayrılır; nişasta ve kompleks şekerler basit şekerlere; yağlar, yağ asitlerine; proteinler aminoasit ve peptitlere dönüşür. Ancak vitaminler, tuzlar ve su, parçalanmadan kılcal damarlar tarafından doğrudan emilir. Emilmenin yapıldığı ince bağırsaklardaki villüslerin yani besin maddelerinin emilim sathını genişleten ve emilimin gerçekleştiği yapılardaki kılcal damarlar ve lenf kanalları iki ayrı taşıma yolu teşkil ederler. Çözülen aminoasitler, monosakkaritler (glikoz) su, tuzlar ve vitaminler kan yoluyla, yağ asitleri ise lenf yoluyla kılcallardan daha kalın damarlara, oradan da daha büyük damarlar yoluyla kan dolaşımına katılırlar.
3. Kan arasından çıkarma işlemi
Süt; birinci olarak kan ve lenf yoluyla meme bezlerine taşınma, ikinci olarak da meme bezi hücrelerindeki biyokimyevî işlemler olmak üzere iki önemli süreç sonunda oluşur:
Birinci safha: Sütün yapısında yer alacak bazı maddelerin dolaşım sistemi yoluyla meme bezlerine getirilip hücrelere geçirilmesi.
İkinci safha: Hücresel metabolizma yoluyla diğer süt bileşenlerinin oluşturulması.
Birinci safha: Bağırsak villüslerinde emilerek bağırsak içindeki sindirilmiş yem parçasından ayrılan ve kana geçirilen gıda maddeleri, sütün terkibinde yer almak üzere hem meme hücrelerine, hem de gıda ihtiyacı içindeki bütün vücut hücrelerine taşınır. Asetik asit, sütte yağ oluşumunda; bütirik asit, sütte protein oluşumunda; propiyonik asit ise sütte şeker oluşumunda rol oynar. Süt bileşenlerinin içinde bulunan yağ, onun leziz, kolay yutulabilen bir besin olmasına vesile olur ve yağ oranının azalması ölçüsünde sütün lezzeti ve içimindeki kolaylık azalır. Ayrıca, gıdada selüloz oranının arttığı nispette asetik asit oranının arttığı ve böylece sütte yağ miktarının, dolayısıyla kolayca yutulma imkânın arttığı da tespit edilmiştir.
1. Sütte yağ asitlerinin oluşumu
Sütteki yağların büyük bir bölümü, esas olarak, midede (işkembede) kısmî bir şekilde hazmedilmiş nebatî yağlardan üretilir. Yağlar, kan vasıtasıyla memedeki süt salgılayan bezlere taşınır ve burada, bez hücrelerinin perdesinden rahatlıkla geçebilmesi için küçük parçacıklara ayrılır. Buna göre, sütteki yağların azlık veya çokluğu, hayvanların yemlerini yeteri kadar geviş getirerek yemelerine ve işkembede/midede mayalanma işleminin tam olup olmadığına bağlıdır.
Alınan yemlerin parçalanması ile oluşan glikoz, galaktoz ile birleşir ve süt muhtevasında yer alacak olan laktoz oluşur.
2. Sütte proteinlerin oluşumu
Hem işkembe hem de ince bağırsak duvarından emilen aminoasitlerden ise süt proteinleri sentezlenir. Tabii ki, kanın doğrudan süt salgılayan hücrelere ulaştırdığı sinovial maddeler, immunoglobulinler protein kapsamında düşünülmesi gereken maddelerdir. Sentezlenen süt proteini miktarı farklı dönemlerde farklı miktarlarda olmaktadır. Mesela Allah’ın Rezzak isminin tecellisi olacak şekilde halk arasında ağız sütü, tıbbi literatürde ise kolostrum olarak bilinen ve bilhassa buzağının hayatının ilk 1-2 günlük döneminde memeden gelen sütte protein miktarının normal süte nazaran daha yüksek olduğu bilinmektedir. Buzağılama gününde inek memesinden gelen kolostrumdaki protein nispeti % 14 iken, bu miktar normal sütte % 3.2’dir.
3. Vitamin ve mineral tuzların oluşumu
Sütte, kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum gibi birinci dereceden; sodyum ve klor gibi ikinci dereceden öneme sahip birçok elementin tesiri vardır ve yemlerle alınan bu maddeler ince bağırsaklardan emilerek sütün terkibine katılır.
İkinci safha: Hücresel metabolizma yoluyla sütün diğer bileşenlerinin oluşumu:
Süt proteinlerinden kazein, laktoalbumin ve laktoglobülin kanda bulunmadığından onların kanda bulunan aminoasitler kullanılarak sentezlenmektedir. Bu proteinler, inek sütündeki azotlu bileşiklerin yaklaşık % 94’nü teşkil etmektedir.
Normal sütte çok az miktarda bulunmakla birlikte, doğumla birlikte buzağıyı hastalıklara karşı muhafaza etmede vesile olacak, ağız sütü olarak da adlandırılan kolostrumda yüksek miktarda savunma yapıları olan antikorlar (immün globülinler) ve serum albümini bulunur. Enteresandır ki bu antikor simli bu savunma yapılarının miktarı 24 saat içinde neredeyse ölçülemeyecek seviyelere kadar düşmektedir. Sütteki basit karbonhidratlar ise, 1 mol glikoz ve 1 mol galaktoztan oluşan laktozdur. Kanda glikoz bulunmakla beraber, laktoz bulunmadığından bu şekerin sentezi meme bezlerinde yapılır.
Glikozun meme dokuları yoluyla alındığı ve bunun da yaklaşık olarak arter kan şekerinin muhtevasının %25 kaybolmasına yol açtığı; diğer yandan da laktozdaki karbon oranının yaklaşık %70–80’inin plazma glikozdan elde edildiği tespit edilmiştir.
Yağa gelince, geviş getirenlerin sütünde bulunan yağın yaklaşık %75’inin meme bezlerinde imal edildiği görülmüştür. Asetatlar ise, uzun karbon zincirli yağ asitlerinin temel öncüleridir. Sütün %87’sini kandan süt içine süzülen su oluşturmaktadır; bu, sütün katı maddelerinin muhteviyatı ile ters orantılıdır.
4. Süt ve sütteki salgılamanın oluşma süreci
Sütün oluşum sürecine geçmeden önce, Yüce Yaratıcı’nın hayvan memelerinin yapısında saklamış olduğu bir kısım mu’cizevî noktalara işaret etmek gerekir.
Memenin anatomik yapısı
Yüce Yaratıcı, o sonsuz hikmet ve kudretiyle, otçul memeli hayvanların memelerini, hem yavrularının, hem de insanların rahatça faydalanabilmesi için mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hayvanların memeleri, dörtgen bir yapıya sahiptir. Sütle dolduğunda ve ağırlaştığında herhangi bir taraftan gelebilecek çarpmalara karşı yüksekte kalabilmesi ve korunması için memeler, ta ana kaynaktan özel bağlarla sarkıtılmıştır.
Hayvanın dört memesinden her biri, süt üretim ve depolamasında diğerlerinden müstakil bir şekilde çalışır. Meme; meme duvarını kaplayan ve besleyici kılcal damarlarla birbirine bağlanmış birçok meme bezlerinden oluşmaktadır. Meme; ona şeklini, vaziyetini, uzunluğunu veren ve süt kanalının sonunu oluşturan meme ucuna kadar uzanır. Burada sütün akışını düzenleyen, gereksiz yere dışarıya sızmasını veya dışarıdan içeriye bakteri vb. biyolojik kirleticilerin girmesini engelleyen son derece hassas kontrol kasları vardır.
Hayvanların memelerini kaplayan süt bezlerinin büyük boşlukları (alveoller) vardır. Kan ve lenf taşıyan damarlar dallanarak meme bezini teşkil eden alveolların aralarına kadar girer. Hayvanın bağırsaklarından emilmiş gıda maddeleri bez hücrelerinin ayağına kadar getirilerek hücrenin içine süzülür ve burada süt sentezlenmeye başlar.
Süt salgılayan ve meme boşluklarını kaplayan bu bezler, en üst seviyede hususiyet kazandırılarak farklılaşmış çok özel hücrelerden yapılmıştır. Bu hücreler –Cenâb-ı Hakk’ın mutlak iradesine râm olarak– süt miktarını ve onun yapısını kontrol ettikleri gibi, aynı zamanda kendileri de genetik ilminin ortaya koyduğu birtakım irsî disiplin kuralları içerisinde hareket etmek zorundadırlar. Gebe bir hayvanın doğum zamanı yaklaştığında, vücudundan, cenini anne bedenine bağlayan plasenta kordonunu yavaş yavaş gevşeten ve bütün vücuttaki sentezleri harekete geçiren bir kısım özel hormonlar salgılatılır.
1. Sütün oluşum aşamaları
Radyoaktif izotoplar kullanılarak sığırların memelerinde yapılan araştırmalar, sütteki en önemli bileşenlerin, meme içinde yaratıldığını ortaya koymuştur. Ayrıca, sütün oluşumunda önemli rol oynayan bazı bileşenler de vardır ki, bunların sütün içinde nasıl yaratıldıkları bugüne kadar öğrenilememiştir. Bu bileşenlerin karmaşık süreçler içerisinde yaratıldığı tahmin edilmektedir. Aslında, bileşenlerin kandan süte geçme işlemi için birtakım faktörlerin hazır edilmesi gerekmektedir. Meselâ, bileşenlerin kandan süte tabii bir şekilde geçişinin devam etmesini sağlamak için, foliküller içindeki süt basıncının onları besleyen damarlar içindeki kan basıncından daha fazla olmaması gerekir. Bu sebepten foliküller içindeki basınç, sütün oluşum hızına tesir eden önemli unsurların başında gelmektedir.
2. Süt salgılama aşaması
Meme bezlerindeki küre şeklindeki (alveol) çok sayıda küçük keseciğin duvarını teşkil eden hücrelerin salgıladığı süt önce bu keseciklerin içinde biriktirilir. Bu salgılama, prolaktin, östrojen, progesteron, böbrek üstü bezinden salgılanan adrenalin ve tiroksin hormonlarının tesiri ile meydana gelir. Sütün gebelik esnasında salgılanmasını azaltan veya tamamen engelleyen faktörlerden biri de, gebelik sırasında plasental östrojen oranının fazla olmasıdır.
3. Sütün çıkma aşaması
Bu aşama, sütün, meme uçları yoluyla süt kanallarından ve lipozom boşluklarından meme dışına çıkması ile başlar. Bu çıkma işlemi, süt kanallarını kaplayan ve hipofiz bezinin arka lobundan salgılanan oksitosin hormonun tesiri altındaki istemsiz kaslar vesilesiyle düzenlenir. Sütün memeden boşaltılması için, meme bezinin iç basıncının artmasına ve meme uçlarındaki kanalın açılmasına ihtiyaç vardır. Bu işlem de hayvanın sinir ve hormon sisteminin faaliyeti ile gerçekleşir. Bu da genelde, hayvanın sütün oluşum işlemine eşlik eden çeşitli uyarıcılara maruz kalmasıyla başlar (meselâ süt kovalarının veya otomatik süt makinesinin veya süt sağanın çıkardığı veya hayvanın alıştığı sesler gibi). Bu uyarıcıların tesiri, hipotalamus hormonlarına iletilir; o da sinir lifleri aracılığıyla kanda oksitosin hormonunu salgılayan arka hipofize ulaştırır. Bu son hormon da, muhteviyatını süt bezine boşaltmak için kasılan folikülleri kaplayan hücrelere ulaşır, bez içindeki basıncı artırır ve nihayet sağma işlemi ve meme uçlarındaki kanalın açılımı neticesinde dışarıya iter. Ancak, herhangi bir dış etkenden dolayı hayvan rahatsız olduğu takdirde, süt bezi içindeki basıncın azalmasını netice verecektir ki, bu da tabii olarak memenin sütü dışarıya çıkarmasının imkânsız hâle gelmesi demektir. Bunun sebebi de, bezin iç basıncının düşmesine tesir eden adrenalin hormonunun salgılanmasıdır. Ne var ki, bu hormon, söz konusu dış tesirin ortadan kalkmasıyla birlikte bez içindeki basınç eski tabiî hâline geri döner.
Bu küçücük meme parçası hiç de azımsanmayacak kadar süt depolamasına rağmen, sağma işlemi esnasında var olan sütün büyük bir kısmı, küçük depolama alanlarında, kılcal kanallarda, alveollerde ve salgı yapan epitel hücrelerde kalır.
Bazı araştırmalarda, hayvanlar arasında az çok fark olsa da, ön meme başının bağlı olduğu her çeyrek memenin ortalama olarak ürettiği süt oranının % 20; arka meme başının bağlı olduğu her çeyrek memenin % 30; memenin sağ ve sol taraflardan her birinin ise % 50 civarlarında olduğu hesaplanmıştır.
Sütün oluşumundaki mucizevî yön
Bütün bunlar, yakın bir zamana kadar insanoğlu tarafından bilinmiyordu. Asırlar boyu süren deneyler, ilmî araştırmalar ve son zamanlarda geliştirilen teknolojik cihazlar sayesinde bu muazzam nimete ve onun muhteşem oluşum sürecine dair birtakım bilgiler elde ettik; ancak daha bilmediğimiz nice sır olabilir ki, bunları da gelecek nesiller keşfedecektir.
Ne var ki, Allamü’l-ğuyûb olan Cenâb-ı Hakk’ın, Efendimiz Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) inzal buyurduğu hakikatler mecmaı olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, söz konusu bu sırları, ta 1400 yıl önce, en güzel ibareler ve en özlü ifadelerle öyle tavsif etmiştir ki, bu husus, O’na gönül verenleri hayretlere sevk etmiştir. Acaba, bütün zamanların altın dilimi Asr-ı Saadet’te, insanlar içerisinden yalnızca Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), sindirim ve dolaşım sistemlerinin ve süt bezlerinde meydana gelen hâdiselerin sırlarını en ince ayrıntısına kadar öğreten Zât’ın, yerin, göğün, kâinatın ve içindeki bütün varlıkların sırlarına vâkıf ve nigehban olan Zat’tan (celle celâlehû) başka birisi olma ihtimali var mıdır?!
Bütün bunlara ek olarak, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de, sütün yapısının, içerdiği proteinlerin, karbonhidratların, şekerlerin, yağların, minerallerin, vitaminlerin ve başka içeceklerde olmayan son derece önemli gıda unsurlarının bilinmediği bir dönemde onun önemine dikkatleri çekmiştir. Bütün bu hakikatler, Kur’ân-ı Kerîm’in, Cenâb-ı Hakk’ın “ilmi” ile indirdiği bir kitap; Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) de O’nun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Cenâb-ı Hak mealen şöyle buyuruyor: Lâkin Allah sana indirdiğine şahitlik eder ki, onu Kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de buna tanıklık ederler. Zaten Allah’ın şahit olması bir şeyin gerçekliği için yeter de artar! (Nisâ, 4/166)
Hayvanların memelerinde oluşum faaliyetini ve Kur’ân-ı Kerîm’in onu, “saf, temiz ve istenmeyen itici renk, tat ve kokulardan uzak” olarak tavsif eden âyetlerini detaylı bir şekilde gördükten sonra, sütün Cenâb-ı Hakk’ın yed-i kudreti tarafından insanlara bahşedilen ne kadar büyük bir nimet olduğunu daha net bir şekilde anlamış olduk. Bilim adamlarının, hayvanların karınlarında sütün nasıl oluştuğunu; onun sindirim sistemi, organlarının fonksiyonları, kan dolaşımı, bağırsaklardan gıda maddelerinin emilmesi ve kana karışması ile münasebetine dâir sırlarını öğrenebilmesi beş asır süren çalışmalarla ve teknolojik cihazların keşfedilmesi ile mümkün olabilmiştir.
Hayvan memesinde bir litre sütün oluşması için, bu organdan yaklaşık 500 litre kanın geçmesi lazım geldiğini ve protein, karbonhidrat, yağ, element, vitamin ve hormonlar gibi sütün oluşması için gerekli maddelerin emilmesi gerektiğini bilmemiz yeterlidir. Dikkatleri çeken diğer bir husus da, iki meme bezinin kendilerine verilen rol gereği, kan içerisinden faydalı ve besleyici maddeleri seçip ayırt etme; kanda karışık bulundukları ve vücutta onlarla beraber hareket ettikleri hâlde amonyak, üre ve ürik asit gibi zehirlerden uzak durma; sonra da sağıma hazır bir şekilde meme kesesinde toplanarak süt nimetini içenlerin hizmetine sunma işlemlerini başarıyla yapmasıdır.
Vücutta memeler bu faaliyeti yaparken, böbrekler de bunun tam tersi bir icraatla uğraşır. Zîrâ memeler kandaki gıda olacak faydalı unsurları çekip süt yaparken; böbrekler de kandaki azotlu atıkların vücudu zehirlememesi için muhteşem ve mucizevî bir filtrasyon fabrikası olarak idrarı sentezler ve mesanede biriktirdikten sonra vücut dışına atar.
Her şeyi yerli yerince yaratan ve her organa eda edeceği fonksiyona göre şekil ve kabiliyet veren Cenâb-ı Hak, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberra olduğu gibi; bütün cemal ve kemal sıfatlarıyla da muttasıftır.
*Zakazik Üniv. Veteriner Fak. Öğretim Üyesi
Terc: Yavuz Acar
Kaynaklar
Hadis-i şerifler, Sahih-i Müslim.
İslâmî İşler Yüksek Konseyi – Kur’ân ve Sünnet Komisyonu (h. 1397 – m. 1977).
el-Muntahab fi tefsîri-l Kur’ân, 6. Baskı; Ticarî Ehram matbaaları.
Abdurrezzak Nevfel (1985).
Muhammed Ali es-Sabûnî, Safvetü’t-tefasîr, 3. Cilt, 4. Baskı, Daru’l-Kur’âni’l-Kerim, Beyrut.
el-İşârât el-Kevniyye fi’l-Kur’ân el-Kerim ve meğzâ delâletiha’l-ilmî, (Ehram gazetesinde yayınlanan makaleler dizisi) Prof. Dr. Zeğlûl en-Neccâr.
Razî, et-Tefsîrü’l-kebîr, 3. Baskı, Daru ihyai’t-türasi’l-arabî, Beyrut.
Kur’ân’da İlmî İ’caz dergisi (el-İ’cazü’l-İlmî).
Mevsûatü’s-sekafeti’t-taklidiyye fi’l-Memleketi’l-Arabiyyeti’s-Suudiyye.
Jelliffee, D.B. and Jelliffe, E.F.P. (1978). Human Milk in the Modern World. Psyuchosocial, Nutritional and Economic Significance. Oxford University Press.
Campbell, J.R. and Mrshall, R.T. (1975). The Science of providing Milk for Man. McGraw – Hill Book Co. N.Y.
Falconer, I.R. (ed.) (1971). Lactation. Butterworths, London.
Fomon, S.J. (1974). Infant Nutrition. (2nd Ed.) W.B. Saunders, Philadelphia.
Oser, B.L. (1979). Hawk’s Physiological Chemistry. 14th Ed., Tata McGraw – Hill publishing Co. Ltd., New Delhi.
Grimmonon prez, L. (1966). C.R. Acad. Sci. (Paris) 2630, 1269.
Rose, D. (1970). J. Dairy Sci. 53,1.
Shahani, K.M., Harper, W.J., Jensen, R.G. Parry, R.M. and Zittle, C.A. (1973). Enzymes in Bovine Milk: A. Review, J. Dairy Sci., 56,531.
Rawford, M.A., Hassam, A.G. and Hall, B.W. (1977). Nutr. Metab., 21 (Supplement 1), 187.
Frieman, G. and Goldberg, S.J. (1975). Amer J. Clin. Nuitr. 28.42.
Roberts, S.A., Cohen, M.D. and Forfar, J.O. (1973). Lancet iv, 809
Glade, B.E. and Buchanan, G.R. (1976). Pediatrics, 58, 548.
Haartman, A.M. and Dryden, L.P. (1965). Vitamins in Milk and Milk Products, American Dairy.
Herşey bir yana biribirimiz içinde gereksiz kaoslar oluşturuyoruz. Türkiyede yapılan ergenekon operasyonun birebir eşdeğer bir şekli kürt kurluşları ve kürt halkımız içinde yapılmalı. nasıl ki türk halkının içinde fitne fesat örümcek ağı gibi sarmışsa kardeşimiz akrabamız canımız olan kürt halkının içerisinde öürmcek ağı kurulmuş vaziyette. Kürt halkımızada bir ergenekon şart.
Hayat müşterek. sen bakmazsan başka bakan kapar. Ülkemiz yıllarca iç ve dış mihraklar tarafından zelil bir hale getirildi. bırakın bilim adamlarını kendi insanımız bile durmak istemedi ülkesinde.
Güneydoğu’ya bu yıl bahar erken geldi. Nevruz kutlamaları normalleşti. Barış dili yeniden revaçta. Çanakkale ve Misak-ı Millî’nin yeni bir Türkiye resminin kurucu parçaları olarak yerini alması son derece olumlu.
Aksi halde “Osmanlı’nın parçalanması” sürecine yeni bir halka eklenme tehlikesi söz konusu.
Bu yeni sürece tarihin normalleşmesinin eşlik etmesini beklemek ve tarih alanında da “barış dili”ni egemen kılmak için çalışmak gerekiyor. Cumhuriyet döneminde tarihi yeniden yazarken yapılan abartma, çarpıtma ve hataları düzelteceğiz, öte yandan da yakın tarihe bunlardan sakınan bir bakışla bakmayı öğreneceğiz.
Bir yandan Çanakkale zaferindeki payı Mustafa Kemal’in rakibi olduğu için resmen yok sayılan Enver Paşa’nın hakkını teslim ederken, öbür yandan Mustafa Kemal Paşa’nın 29 Şubat 1920’de Talat Paşa’ya yazdığı mektupta söylediklerini hatırlatacağız. Hangi sözleri mi? Şunları:
“Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti namı altında vücuda getirilen milli birlik, Erzurum ve ardından Sivas genel kongrelerinde tespit edilen esaslara göre, Türk ve Kürt milli sınırlarıyla sınırlanan Türkiye’yi bölünmekten kurtarmak ve Osmanlı devlet ve milletlerinin bağımsızlığını temin etmek gayesini hedefledi.”
Demek oluyor ki, Mustafa Kemal’e göre 1920 başlarında hem hâlâ Osmanlı’yız, Osmanlı devlet ve milletlerinin (milletinin değil) bağımsızlığı için mücadele veriyoruz, hem de kurtarılması hedeflenen “Türkiye”, Türk ve Kürt “milli sınırlarını” kapsamakta. Hedeflerimizden birisinin, bizi Kürt ve Türk diye bölmek için uğraşan düşmanlara karşı ortak mücadele vermek olarak tanımlanmış olması belgeyi önemli kılıyor.
Ancak elimizdeki tek belge bu değil. ATASE’nin yayımladığı bir kitapta Mustafa Kemal’in Mayıs 1919 ile Nisan 1920 tarihleri arasında Kürt aşiret liderlerine çektiği tam 20 telgraf görüyoruz. Samsun’a çıktıktan 9 gün sonra Diyarbekir Milletvekili Kâmil Bey’e çekilen telgrafta günün ruhuna çok yakın cümleler bulmak mümkün.
Mustafa Kemal Paşa “dış düşmanlara karşı din kardeşlerinin el ele vererek sevgili topraklarımızı kurtaracağı” bu tehlikeli anda Diyarbekir’de açılan Kürt Kulübü ile Türkler arasında ihtilaflar çıktığını duyduğunu yazıyor ve bu ihtilafların “her iki kardeş ırk için” ne kadar acı sonuçlara yol açabileceğini muhatabına hatırlatıyor, ayrılık davası gütmenin bu kritik zamanda “en büyük bir ihanet” olacağını söyleyerek tedbir almasını rica ediyor.
Türk-Kürt kardeşliği yaklaşımı Erzurum Kongresi’ne yaklaşırken iyice belirginleşiyor. Nitekim 16 Haziran 1919’da Diyarbekirli Cemilpaşazade Kasım Bey’e yazdığı telgrafta Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan kurmalarını tasvip etmediğini belirten Mustafa Kemal, bunun Ermenistan lehine İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plan olduğu düşüncesindedir. Devamında şunları yazar:
“Kürtler ile Türkler birbirinden koparılmayı kabul etmez öz kardeşler(dir); bugün için vicdanî görevimiz Kürtler, Türkler, bütün İslamî unsurlar (Osmanlı’dan kalan Müslüman etnisiteler) tek vücut ve tek yürek olarak bağımsızlığımızı savunmak ve vatanın parçalanmasını önlemektir. Türk ve Kürt milletinin bu yüce maksadı kazanmaya azmetmeleri sayesinde sonuçtan tamamen emin olabiliriz.”
Mustafa Kemal Paşa’nın 1919 Haziran’ında kendisine mektup yazarak
Diyarbekir’de Türk-Kürt kardeşliğini bozmak isteyenlere karşı tedbir
almasını istediği Cemilpaşazade Kadri Bey’in (ortada), kardeşleri İbrahim (solda) ve Ömer’le birlikte İstanbul’da çektirdikleri bir fotoğraf.
Mustafa Kemal Paşa biraz daha ileri giderek şu ilginç cümleyi de kurar:
“Kürt kardeşlerimin hürriyeti, refah ve ilerlemesinin vasıtalarını sağlamak için sahip olmaları gereken her türlü hukuk ve imtiyazların (haklar ve ayrıcalıkların) verilmesine tamamen taraftarım.”
Mustafa Kemal Paşa’nın hakları ve ayrıcalıkları noktasında Kürtlerle hemfikir olmasının tek şartı nedir biliyor musunuz? Osmanlı Devleti’nin daha fazla parçalanmasına mani olunması.
Bir süre önce bu sütunda “Osmanlı Devleti’nin parçalanması devam mı ediyor?” diye içimi karartan bir soru sormuş ve belki de gelecekte Mustafa Kemal’in ‘son Osmanlı devleti’ olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak anılacağı notunu eklemiştim sözlerime. Bunun şok etkisi yapacak bir tespit olduğunu kabul ediyorum ama bazen başka türlü ifade edilmeyen hisler vardır ve bu hisler vicdanımızı, ilk anda tepki çekse de, bazı doğruları söylemeye zorlar. Bu cümle de onlardan biriydi ve Nevruz sürecinde ayrı bir anlam kazandı gözümde.
Bunları yazarken mektubun kendilerine yazıldığı Kürt tarihi araştırmacısı Malmisanij’ye kulak kabartıyorum. Şu ilginç notu düşmüş “Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği” adlı kitabına:
Mektubun yazıldığı Kadri Bey’e göre Mustafa Kemal Paşa Diyarbekir’de görev yaparken Kürt reisleriyle adeta kardeşlik derecesinde bir dostluk kurmuştu. Ancak zaferi kazandıktan sonra Kürt emirliklerini hileli tedbirlerle ortadan kaldırarak Kürtleri mahvedici “Türk siyaseti” izledi. Oysa 1917’de Diyarbekir’deki görevi sırasında karargâhının korumalarını Kürtlerden seçmiş, Kürt millî elbiseleri ve “kolos dismaliyle” bezenmiş Dersimli Hasan Hayri Bey’in komutasında bir muhafız taburu kurdurmuştu.
Mustafa Kemal’in 16 Haziran 1919 tarihli mektubunu yazdığı Cemilpaşazade Kadri Bey şaşırtıcı bir noktaya da çekiyor dikkatimizi ve diyor ki:
“Mustafa Kemal Paşa Kürt askerî taburunun giydiği elbise tarzında temiz giyinmiş 8-10 yaşlarında iki yetim Kürt çocuğunu da daima arabasında gezdiriyordu. Bu gösteriş bir taraftan Ermenilerce Kürt milletine çok caniyane bir surette tatbik edilen imha siyasetinin aksi tesirini karşılamak, diğer taraftan Paşa’nın Kürtleri sevdiğini göstermek için yapılıyordu.”
Durun bitmedi, asıl sürpriz devamındaki satırlarda gizli:
“Mustafa Kemal’in Kürtlere zahiren (görünüşte) gösterdiği bu yakınlık o derece tesirini göstermişti ki, Mustafa Kemal Paşa’nın aslen Kürt olduğunu söyleyenler bile vardı.”
Size daha Erzurum Kongresi’ne sunulan ve Kürtlerle Türkleri birbiri aleyhine kışkırtmaya karşı çıkan rapordan söz edecektim ama Twitter’daki 140 vuruştan sonrasını yaşamamak için erteliyorum. Nasıl olsa bu süreçte yakın tarihin pek çok karanlık sayfası üzerine yazmak için fırsatımız olacak. Tabii Allah nasip ederse. Ve tabii süreç birilerince akamete uğratılmazsa…
24 Mart 2013, Pazar
Sultan Süleyman Han Hazretleri, bir gün ferman buyurdular ki:
"Sen ve karındaşın nasıl ortaya çıkıp cihad meydanına atıldınız? Bunun sebebi ne idi? Kimlerdensiniz? Bu zamana gelinceye kadar ufak büyük karada ve denizde ne gazalar oldu ise, yazıp buraya gönderesin ki, eskiden yazılmış tarihlerin yanında devlet hazinesinde bulunsun.
Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Muradi'yi çağırttım.Seyyid Muradi, emrimdeki reislerden gazalara iştirak eden bir deniz yiğidi idi.Gazalarımızı destan edip söylerdi.Muradi' ye dedim ki:
-Bak a Muradi! Bizler için artık dünyada işitilmedik nesne kalmamıştır.Hemen arzumuz bu fani alemde bir eser bırakıp ahfadımızın (torunlarımızın) hayır duasına vesile kılmaktır.
Yalın sessiziliğin cıvıldamasıdır yalnızlık.
Asude bir semazen yakarışı, iç dünyam,
Lale devri havasında gençlik yıllarımın,
Isıtanı yoksa bile güneşiydin baharımın,
Nâçar düşlerimin kulbu idi yalın yalnızlığım.
Yakararak bir sonuç gelmez bilirim,
Ağlarını örmüş kader çözmez ne çare,
Lakin meşveret nuruna boyansada sözlerim,
Ne çıkar sen olmadıktan sonra yine hep beklerim,
Issız çöllerin buhranından gönlüme eklerim,
Ziyasına kapılmışım seherin, aciz bu hislerim,
Lafa, söze gerek yok, seni, kâinat resminde izlerim
Irak oldu yollar şimdi, ba's-ü ba'd-el mevt dilerim,
Kıtmir olsun ruhum kapında yatmak isterim.