Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan anladım.
........
Sebnem Ferah'in güzeL ßir sarkisi tabi ßende Sebnem Ferah Manyaqi oLduqum icin ekSik kismi TamamLayayim Dedim..
TesekkürLer..
Madem içimdeki sevdayı taşımaya yetmiycekti yüregin
Neden girdin dünyama?
Yalan dolu sevdan bumudur?
İhanetin acıtmadı yüregimi
Ne uğaradığım ilk ihanet, nede son!
Kaybım yok kendimden başka!
Varlığınla yokluğunun bir olduğu kadar varsın bende!
Yüreğinin yettiği kadar AŞKI yaşatırsın,
Yada yaşatmak istediğin kadar yaşarsın,
Eğer hayatın bir parçasıysa yüreğinin çıglıkları,
İhanetin acıtmadı yüregimi,
Beklemem senden içimdeki fırtınayı benimle yaşamanı
Ve benimle durulmanı.
Gözyaşım kalbime akar,
Sessiz sedasız izlerim aldatışını ve aldanışımı!
Geçen hergün biraz daha derinlerde kayboluşunu yaşarım yüregimde
Ve beklerim duvarlarıma dikenli teller çekip
Ne gelene, nede gidene yol vermek!
Ama sen DÜNYAM, sen SEBEBİM, sen BEBEGİM...
Sınırlarımı aşan adamım!
Zordur Sevdam ama sensizde yaşarım!
Dedim ya! İhanetin acıtmadı yüreğimi
Aldatılan aldatan kadar ONURSUZ olmadığı için!
Tut ki gecenin
Alacakaranlığında düşlemişim seni.
Tut ki,rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar?
Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına,
Geceleri kefen biçsen.
Bir anlık hırsla,
Her şeyi yıkıp geçsen,ne çıkar...
Tut ki bundan böyle unutmuşum seni.
Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.
Tut ki yazılan şiirler,seni anmasın,
Varsın eller de unuttu desin.
Ben seviyorum ya seni,
Sen sevmesen,ne çıkar...
SuLfato hocam yüregine SagLik.. ( Ha Gayret faLan demeyecegim Senin duyguLarin seni anLattiktan sonra güzeL oLmasina gerek varmi ? ) ßen siir manyagiyim ama ßir türLü kendim beceripte yazamiyorum.. InsaLLah ßir gün.. SevgiyLe KaL..
( ßir Sußæyin öLen Hemsire Esi iCin Yazdiqi ßir Siir. Takdir SizLerin. )
ÖZLEDİM
özledim...
soğuk gecelerde görev dönüşü
sıcak kollarında bulduğum huzuru
ve ne kadar kötü geçse de günün
sorduğumda gülümsemeni
şimdi yine
soğuk gecelerde görev dönüşlerim var
kapıyı çalsam sanki sen açacaksın
sanki bütün gece uyumamışsın gelmedim diye
bir ara korkmuşsun
bir ara ümitsiz
yağmur şehrindeymişiz gibi nemlenmiş gözlerin
oysa evimin ışıkları sönük
gecelerden daha soğuk yalnızlığın
beyaz formanı ütüleyip koymamışsın
kaç gündür içiyorum böyle hesapsız
kaç gecedir pusularda seni görüyor gibiyim
özledim
yaslanıp omzuma hastalarını anlatmanı
ve aç kalmamızı yemeği yaktığın için
bir de sırf sevdiğini söylemek için telefon açışını
telefonlarım çalmıyor artık
resmini duvardan indirecek cesaretim yok
her gördüğüm hemşire daha derin yaralar açıyor içimde
sana evlenelim dediğim gün
mutluluktan ağladığını
ve düğündeki heyecanını
ve beyaz gelinliğini
hatırlamak bir ibadet gibi her an
ağlıyamıyorsam ölmeyi düşünmeliyim
düşünmedimmi sanıyorsun
kaç kez duydum metalin soğukluğunu şakaklarımda
kaç kez tetiğe uzandı parmaklarım
resminin karşısındaydım her defasında
odamın her köşesine kokun sinmişti
orda yarım bıraktığın bir kitap
orda rujun yanında tüm dokundukların
beyaz kepin yatağın yanıbaşında
tetiğe dokunamadı parmaklarım
ağlayamadım
sana mayına basacağımdan bahsettim mi
kızardın bana
hatta küser konuşmazdın
sana sarılıp öperdim binlerce kez
çocuk gibiydi ellerin
ilk yağmur şehrinde tuttuğum
sonra barışırdık
söz verirdim bir daha anlatmayacağıma
üç gün sonra bir askerim mayına basardı
niye ben basmadım onun yerine diye
oturur ağlardım
oysa senin için
ağlayamadım
doğu'nun dağlarında yine kar vardı ogün
bir takipte vurulmuştum
üçgün kaç gece uyumadın yanıbaşımda
her an ağladın
her an yalvardın benim için Allah'a
sen olmasaydın
belki o kadar sıkı sarılmazdım yaşama
seni sevmesem
başkasını seveceğime sevgisizliği seçerdim
evlendiğimize inanamamış
saatlerce evlilik cüzdanımıza bakmıştık
ve sonraki beş yıl
her anı seninle dolu
o sabah nasıl kırgın kalkmıştık yataktan
birşeyler yalnıştı sanki
beni uğurlarken sanki bir daha görmeyecekmişim gibi öpmüştüm seni
sanki dönmeyecektim o pusudan
sanki binlerce mayın patlayacaktı altımda
ama döndüm
o soğuk gecelerden biri değildi
tüm yıldızlar uyanıktı
oysa o yaralıyı almaya gittiğiniz ambulans dönmedi bir daha
BEYAZ FORMAN
BEYAZ GELİNLİĞİN
BEYAZ KEFENİN
seni özledim....
Sözlerin artık ikna etmediği bu yaşımda, ağlamak da artık zor geliyor, zoruma gidiyor.
Benden sana, söylemesi zor, yazması kolay bir kelime; Hoşçakal.
Aldatıldığımı bildiğim bu geceden sana son bir yazı, son bir hatıra.
Seni her çağırdığımda, artık yüreğime yumruk atamayacaksın. Ben de bir başkasının yasak bahçesine uğramayacağım. Artık ne gelmeni isteyeceğim, ne de kalmanı....
Bu akşam masamdaki tek bir mumu kendim için yaktım. Senin oturduğun iskemle boş, ev boş... İhanetin resmi boşlukta çizili...
Şimdi sen bir başka masada başka gözlerlesin. Yüreğindeki pembe yalanlar büyüdükçe büyüyor. Karaya çalan pembeler...
Kim, kimi kandırıyor bu alemde? Kumdan kalelerimiz her dalgada yıkılıyor.
Kimseyi yolundan döndürecek gücüm yok artık. Dayanıksızım, dayanaksızım...
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz
Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı ölduresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesinle ağlayarak
Yarım zamanların, kırık hayatların figüranlarıyız hepimiz. Hiçbir şeyi tamamlamak için uğraş vermiyoruz ve bu yüzden tembellik kanımıza işliyor giderek. Çoğalmaktan korktuğumuz için 'tek' olmayı, yalnız olmayı tercih ediyoruz. Bize yaklaşmak isteyen herkese dişlerimizi, tırnaklarımızı gösterip korkutuyoruz, uzak tutuyoruz. Böylece daha güvenli olduğumuzu düşünüp avutuyoruz kendimizi.
Her şeyi erteliyoruz bilerek ya da bilmeyerek. Hiç olmayacak yarınların, hiç gelmeyecek zamanların düşünü kurup, bugünü atlıyoruz. Yaşanmamış 'an'lara her saniye yenisini ekliyoruz. Yaşanmamış zamanların koleksiyoncusuyuz. Oysa bu koleksiyon beş para etmiyor, farkında bile değiliz. Biri elini uzatsa "Ne istiyorsun benden?" deyip "Mutlaka bir çıkarı olmalı" diye düşünüyoruz. Dostluk kavramını, sevgi kavramını çoktan tavanarasındaki eski sandığın içine koymuşuz. O sandığı açacak anahtarın nerede olduğu ise meçhul.
Soralım kendimize haydi, soralım ve cesurca cevaplayalım, yüzleşelim. En son ne zaman kaygısız bir gün geçirdik? En son kimi hiçbir şey ummadan, hiçbir şey beklemeden sevebildik? Beklentilerle sınırladığımız sevgi dünyamız giderek daralıyor, uyanalım artık. Çok yakında ne bizi sevebilecek kimse bulacağız ne de seveceğimiz birini. Bir yandan da şikayet ediyoruz öyle değil mi, "Nerede o eski sevdalar..." diye. Sevgi öldüyse eğer, faili meçhul bir cinayet değil bu. Bir sorgulasak kendimizi, sevgiyi nasıl öldürdüğümüzü ayrıntılarıyla itiraf edeceğiz.
Tembellik dedim ya, es geçmeyin lütfen. İyi düşünün bu sözcüğün anlamını. Cep telefonlarına, e-mail mesajlarına, chat odalarına sıkıştırdığımız hayatımız tembellik değil de başka nedir? Hangimiz elimize bir demet çiçek alıp sevgilinin kapısına gidiyoruz? Öyle ya, internetteki sanal çiçek resimlerini gönderiveririz sevgilinin e-mail adresine olur biter değil mi? Kendi el yazımızla, özenerek, sözcükleri seçerek bir aşk mektubu yazmayalı ne kadar oldu sahi? Yazdığımız mektubun cevabını beklerken duyulan o müthiş heyecanı yaşamayalı ne kadar oldu?
Ne kadar kolaya kaçarsak o kadar uzaklaşıyor bizden aşk. Kaçıyor ve tutamıyoruz. Sadece arkasından bakıyoruz hepsi o kadar. Hayat denilen şey öyle çok uzun bir şey değil. Mutlu geçirdiğimiz anların toplamı ne kadar fazlaysa o kadar "Yaşadım" diyebilmeli insan. Mutlu olmak içinse bir an önce tembellikten vazgeçmeliyiz. Aşk bizi bekliyor. Yeter ki kalkabilelim yerimizden. Yeter ki uzanan elleri geri çevirmeyelim. Hayatın tüm zorluklarına direnme gücünü yüreğimiz verir bize. Yüreğimizi ihmal etmeyelim...
Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ulaşılmaz oldun hep; dokunmak, hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni, kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen.
Payıma düşen her şeyi erteledim. Ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu. Su olsan dokunduğumda bozulurdun, bozulmayan bir şeydin... Gidilecek bir yer olsa sonu olurdu, sonu olmayan bir 'şey'din... Uykuda görülecek bir rüya olsa uyanırdım, beni rüyamdan uyandırmayacak bir 'şey'din... Simsiyah saçların olsun istiyorum, ama bahtın değil...
O gün seni gözlerinden, Anafatma'dan, üç ırmağın birleştiği yerinden öpeyim desem, aklına ırmaklar gelir. Düşün ki yılan dağından aşağı iniyoruz ve dünyada sadece iki kişilik türkü kalmış, onu söylüyoruz. Öyle bir 'şey'sin sen... Seni düşündükçe yoruluyorum desem dünyanın en büyük yalanı olur. Yalanım yok...
Bu günden yarına ne kalır bilmem, ama sen kalırsın tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi...
Yaşadıklarımız azdı, zamana sığmadık yaşamak isterken her şeyi. Bu gün şarkı söylüyorsam, o gün şarkı değil, şarkı gibi seni yaşamak isterim.
Halkıma benziyordun, bir yanın göç, bir yanın toprak kokuyordu hep. Gezmediğim yerin kalmadı, bazen yasaklandın bana, bazen suç gibi boynumda taşıdım seni. Yedi telli sazımla bile tam anlatamadım. Sen bir uçurum gülüydün, ellerimi her uzattığımda bin kırıkla geri döndüm. Yasaların bile tanımlayamadığı bir 'şey'din sen. Haritalara sığmazdın, her ülkede bir başka gülüyordun, uzundun, inceydin, dokunduğumda nereli olduğumu seninle hatırlardım. Bana hep kendimi hatırlatan bir 'şey'sin sen...
Uzaksın, yakınsın, özlenensin ama bugün değil, yarın gibi bir 'şey'sin sen...
Bugün her şeyi değiştirmek için çabalarken, sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda. Kabul ediyorum. Dünyaya bu kalsın, ama sen bilme...
Dünyada kaç iklim, kaç zulüm, kaç ölüm var? Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin. Bilme! Bugün her ölümle biraz ölürken, seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden.
Gecenin en karanlık yerindeyim, bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan, yine de istiyorum seni. Sadece benim seni anladığım, kimsenin unutmamak için defterine not düşmediği, ama hayatımda hep bir dipnot olarak kalan kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni.
Dağları delmiyorum, inmek istiyorum oralardan. Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak, günaydın der gibi sokağa fırlamak ve şarkı söylemek istiyorum sana.
Adına aşk diyorlar, gelecek diyorlar... Bana yetmiyor. Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum. Bir başka dilden seviyorum, kırmızıdan daha uzundur...
Gelincikler gibi bir mevsim değil, dört iklim, köşe bucak, kim ne derse desin geri dönecek yerim yok, bir kentin ortasında çığlık çığlığa bağırarak tek başına kalsam da yine seviyorum seni.
1.
bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, '
demiş La Rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...
2.
her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim
bir bakıştan, bir duruştan,
çağrışımın sonsuz hızından
unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda.
belki de yaşanabilecek en güzel serüveni
terk edeceğim
daha otobüsün ilk basamağında.
kim bilebilir ki?
sonrayı, sonrasını kim bilebilir?
gizli gizli veda edeceğim ona; görmeyecek
ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim
otobüs camına bağrında bir ok ile
bir aşk levhası çizecek, ah min-el!
bu da ötekiler gibi,
kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden
yaşayıp gidecek..
3.
şimdi hemen kalksam buradan
hemen çıksam uzun sokaklardan birine
kiminle karşılaşabilirim
kime vurulurum ölesiye, eve dönmeden
geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen
bir ölümcül sevda hangi köşe başında
keser yolumu
bir tenhaya ulak olan
o suret avı
bırakır mı yakamı
haracı ödenmeden
bırakır mı yakamı
bir suretten, bir şiirden, bir hüzünden
ak kağıda düşürülmüş
imzasını görmeden
bırakmazlar yakamı, bilirim, ben ölmeden
4.
hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden
her aşk, her şiir
ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden,
küskün omuzlu terk edilmişliklerden,
perspektifinde hep bir sokak taşıyan
o sessiz
o faili meçhul cinayetlerden
resim altı sözcüklerden
aşk mümkün olsa idi ah, aşığı öldürmeden
bırakır mı yakamı kağıdın ölüm beyazı sureti
elle bilenmiş sözcükler,
yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı
nabzımın atışına ayak uyduran vezninde
gece adımları şiirlerimin
bırakır mı yakamı yaşadıklarımı
dökmeden imgelerin giysilerine
hayatın maskelenmiş gerçekliğine
upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için
yeniden ve yeniden.
Bu gece yokluğunun dökümünü yapıyorum. Aylar önce sensizliğe yazdığım şiiri okudum, bir de dün gece yazdığımı... Hiç fark yok... Neden azalmıyorsun bende? Neden gidişin dün gibi? Neden sana yazdığım her yazı, hep aynı yerde tıkanıyor? Ben bugüne kadar kimseyi yokluğunda bu kadar önemsemedim
Kimseyi yokluğunda bu kadar özlemedim... ve şuna emin ol; hiç
kimse, yok'ken bu kadar sevilmedi... Benim karşıma "aşk" diye bu sonucu
çıkaran, yarım kalmış'lıktan başka bir şey değil, bunun farkındayım..Ama iyi
ama kötü, bitmeli her hikaye! Sen bitmedin. Bitmeyensin..Ayrılığın adını
koyamadık sevgilim. İşte bu yüzden kopamadık birbirimizden bir türlü.. Ben
yarım kalan ve adı konmayan hiç birşeyi unutmam...unutamam..... içimde
sızısı kalır. Ya herşey yaşanacağı yere kadar yaşanıp sona ermeli ya da
ayrılık sözkonusu olduğunda bir daha kimsenin çıtı çıkmamalı!
Biz bunu başaramadık, ayrılamadık! Sen yaşanıp da bitseydin eğer
hatrıma gelmezdin. Seni bu kadar yazılası yapan, yarım kalmışlığındır..O
gecenin sabahında, ayrılığın aklına nerden geldiğini biliyorum...Anlamıştın
benim soyut' a tutkun olduğumu... O yüzden gittin kim bilir... Sevilmek
için, güzel hatırlanmak için, kayıplara karışmayı tercih ettin... haklıydın
belki de... Olağan hiç birşeyi sevemedim ben hayatım boyunca.....
Herkesin,her an yaşadığı hiç birşeyi benimsemedim... Ben yaşadığım hiçbir
aşkı hayatın akışına bırakmadım. Bunu yapanlar her zaman kaybeder... Zaman
denilen kavram düşmanıdır aşkın...
eğer ortada aşk denen bir şey varsa, ne yapıp edip zamanı durdurmalı. Biz
bunu başaramadık.... oysa bu o kadar zor bir şey değildi sevgili... Farklı
bir dokunuş,ağızdan çıkan ve bugüne kadar kullanılmamış bir söz yeterdi
zamanı durdurmaya..... Ben, aşktan söz açıldığında zamanı durduramayan
kimseyi sevemedim... Ondandır belki de varlığında sevemediğim insanları,
yokluğunda düşlemek.... Belki de onandır, yanındaylen yüreğinin gurbetine
düştüğüm bir sevgiliyi, sılasında özlemek..
Yokluğun hiç de adil değil... beni yok ediyor, seni var ediyor
sevdiğim..Evet seviyorum seni varlığına rağmen! Üç mevsim değişti bu şehirde
ama ben varlığınla-yokluğunun tezatını çözemedim... seni yaşamak
istemiyorum! ....
öyle bir sen yarattım ki sen yokken, yaşanıldığı an yitirir anlamını...
sen yokken yarattığım sen, yasakladı sana dokunmamı... Sana düşman bir sen
var içimde.... seni senle savaştıryorum, olan bana oluyor...Tam olarak
hatırlamıyorum ama uzun zaman önce bir yerden duymuştum bu sözü,
"HANİ RUHLARIMIZ ÖPÜŞÜR YA? BAŞKASINDAYKEN AĞZIMIZ..." şu an varlığınla
yokluğunun tezatını bu şekilde tanımlıyorum, seni senle savaştırırken mağlup
olan yüreğime... Birkaç ay geçtikten sonra, daha anlaşılır bir tanım
bulabilirim elbet ama şimdi gerçek olan bu; RUHLARIMIZ ÖPÜŞÜYOR
SEVGİLİM...Gidişin beni yaralamadı, aksine daha bir sevilir hale geldin...
Varlığındaki seni, yokluğundaki sen kadar sevemezdim... "Keşke sen yanımda
oslaydın,keşke bir şeyler yapıp da seninle zamanı durdursaydık" diye
hayıflanmıyorum artık..... Her ne kadar adı konmasa da bir kopuşun, her ne
kadar vazgeçmeyi beceremesek de, ayrılık ihtiyaçtandı bu hikayede....
Yazık! son sözü zaman söyleyecek... Yazık! bu sefer hayatın acımasız akışına bıraktık
aşkı... Ben senden kalan ayrılığa bile yas tutamıyorum adam gibi! Bunu
engelleyen senin varlığın... ben bunca zaman yokluğundaki senle hayatı
paylaşsaydım ve böyle bir senle ayrılığı yaşasaydım, hiçbir şiir kolay kolay hayata
döndüremezdi beni... işte bu kadar güzeldir senin yokluğun... işte bu kadar
ayrılğına üzülmemi engelliyor varlığın.....
VARLIĞININ CANI CEHENNEME, YOKLUĞUNU ALMA BARİ..