K^A^R^D^E^L^E^N^

K^A^R^D^E^L^E^N^

Üye
28.10.2004
Çavuş
1.193
Hakkında

  • Bir aşk için yapabilecegin her seyi yaptığına inaniyorsan ve buna rağmen
    hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymustur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe
    yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
    Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kusun kanadı neden beyaz degil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin..
    iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
    Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz.

    Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu
    eksikligi bildiği halde tamamlamak için ugraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
    Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu.
    Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kisiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?

    Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin
    kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;
    yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret
    günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler degil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini......
#19.12.2004 16:29 1 0 0

  • Bir başına kalmış duvardaki pencere kavuğu akşam güneşinin ilk ışıklarında mavi kırmızı esniyordu. Dimdik baca kalıntıları arasında ışıl ışıldı toz bulutları. Yıkıntı çölü pinekliyordu.

    Gözlerini yummuştu. Ansızın daha da karardı çevresi. Anladı ki biri gelmişti, o anda karşısına dikilmişti biri, kara kara, usulcacık. Yakayı ele verdik! diye düşündü. Ama gözlerini kısıp da şöyle bir bakınca, biraz partal bir pantolon içinde iki bacak gördü yalnız. İki bacak, oldukça çarpık, karşısında. Aralarından arka tarafı görebiliyordu. Bir cesaret, yarı kapalı gözlerle pantolonlu ayaklardan yukarı bir bakıverdi şöyle, karşısındakinin yaşlıca bir adam olduğunu gördü. Bir bıçakla bir sepet vardı adamın elinde. Ve parmak uçlarında biraz toprak vardı.

    Burada uyuyorsun galiba, ha? diye sordu adam ve yukarıdan çocuğun darmadağın saçlarında dikti gözlerini. Jürgen gözlerini kısıp adamın bacakları arasından güneşe baktı. Yo, uyumuyorum, dedi, bekliyorum. Adam başını salladı: Bekliyorsun demek. O iri sopayı da herhalde bunun için taşıyorsun yanında, ha?

    Evet, diye cevapları Jürgen gözü pek ve sımsıkı sopaya sarıldı.

    Beklediğin neymiş bakalım?

    Ne beklediğimi söyleyemem, diye cevapladı Jürgen. Elleriyle sımsıkı kavramış tutuyordu sopayı.

    Herhalde paradır, ha? Adam sepeti yere bıraktı. Elindeki bıçağı ileri geri pantolonunun kıçına sürterek temizledi.

    Yo, hiç de para değil, diye cevapladı Jürgen küçümser,paradan çok daha başka bir şey.

    Peki, ne?

    Söyleyemem. Başka bir şey işte.

    İyi ya, söyleme. Ben de sepetimde ne var onu söylemem. Adam ayağıyla sepete vurdu, sonra elindeki bıçağı kapadı.

    Onu bilmeyecek ne var, dedi Jürgen hafifser, tavşan yemidir.

    Vay canına, nasıl da bildin! Diye seslendi adam şaşırmış. Sen açıkgöz bir çocuğa benziyorsun. Kaç yaşındasın bakalım?

    Dokuz.

    Hele bak sen, dokuz yaşındasın ha? E, o zaman üç kere dokuz kaç eder onu da bilirsin.

    Tabii bilirim, diye cevapladı Jürgen ve zaman kazanmış olmak için ekledi; ondan kolay ne var! Sonra adamın bacakları arasından bakmaya koyuldu. Üç kere dokuz, değil mi,diye sordu. Yirmi yedi. Sen daha sorarken biliyordum.

    Tamam, dedi adam, benim de işte o kadar tavşanım var.

    Jürgen dudaklarını yuvarlatarak, yirmi yedi tane mi? Diye sordu.

    İstersen göstereyim sana. Çoğu minimini daha. Görmek ister misin?

    Olmaz ki, diye cevapladı Jürgen duraksar, burada beklemem lazım.

    Her vakit mi? Diye sordu adam. Geceleri de mi?

    Geceleri de. Her vakit. Her vakit. Adamın çarpık bacaklarından yukarı doğru kaldırdı gözlerini. Ta cumartesinden beri bekliyorum, dedi fısıldar gibi.

    İyi ama eve gitmiyor musun hiç? Yemek yemiyor musun?

    Jürgen yerden bir taş kaldırdı. Bir yarım ekmek duruyordu taşın altında. Ve bir teneke kutu.

    Tütün mü içiyorsun? Diye sordu adam. Pipon var mı ki?

    Jürgen sımsıkı kavradı sopasını. Çekingen; sarıp içiyorum, diye cevapladı. Pipoyla hoşuma gitmiyor.

    Yazık, dedi adam. Sepete doğru eğildi. Yoksa tavşanları doya doya seyrederdin. Hele yavru olanlarını. Belki içlerinde beğendiğin biri olurdu da onu sana verirdim. Ama senin buradan ayrılmaman lazımmış.

    Evet, diye cevapladı Jürgen üzgün, evet, buradan ayrılmamam lazım.

    Adam sepeti aldı yerden ve doğruldu. Eh ne yapalım, madem ki burada kalacaksın -yazık. Sonra arkasına döndü. Beni ele vermezsen söyleyeyim, diye seslendi Jürgen o anda çabucak.
    Fareleri bekliyorum burada.

    Adamın çarpık bacakları bir adım geri geldi. Fareler mi?

    Evet. Ölüleri yiyor da fareler. İnsanları yiyor. Hep insanları yiyerek yaşıyorlar.

    Kim diyor?

    Öğretmenimiz söyledi.

    Sen de şimdi fareleri bekliyorsun burada, öyle mi? Diye sordu adam.

    Yo, fareleri değil, dedi Jürgen. Sonra usulcacık; kardeşim, kardeşim orada yatıyor da. İşte orada. Jürgen elindeki sopayla birbiri üzerine çökmüş duvarları gösterdi. Bir bomba düştüydü evimize. O kadar bağırdık, hiç. Benden çok küçüktü kardeşim. Dört yaşındaydı daha. Hala burada olması lazım. Benden çok küçük o.

    Adam yukardan darmadağın saçlarına bakıyordu çocuğun. Sonra birden; peki öğretmeniniz size farelerin geceleri uyuduklarını söylemedi mi? Diye sordu.

    Hayır, diye fısıldadı Jürgen. Ansızın pek yorgun bir ifade belirdi yüzünde.

    Hele bak, dedi adam. Ona nasıl öğretmenmiş öyle, bunu bilmiyor. Fareler gece oldu mu uyur. Geceleyin korkmadan eve gidebilirsin. Fareler geceleri uyur hep. Ortalık daha kararır kararmaz başlarlar uyumaya.

    Jürgen elindeki sopayla küçük çukurlar açıyordu yıkıntı içerisine.

    Küçücük yatak bunlar, diye düşünüyordu. Küçücük yatak hepsi. O anda; bak ne diyorum, diye seslendi adam (ve çarpık bacakları kımıl kımıldı bunu söylerken), şimdi hemen gidip benim tavşanlara yemlerini vereyim. Hava karardı mıydı, gelip seni alayım. Gelirken sana bir tavşan da getirebilirim belki. Yavru bir tane, ha ne dersin? İstersen büyük olsun.

    Jürgen küçük küçük çukurlar açıyordu yıkıntı içerisine. Küçük küçük tavşanlar, diye düşünüyordu. Beyaz, gri, beyaz gri. Bilmem ki, diye cevapladı usulca ve adamın çarpık bacaklarına baktı. Fareler gece sahiden uyuyorsa.

    Adam duvar kalıntılarının üzerinden yola çıktı. Tabii uyurlar, diye seslendi yoldan doğru. Öğretmeniniz bunu da artık bilmiyorsa toplasın tası tarağı gitsin.

    Jürgen doğruldu.Bana bir tavşan getirecek misin? Diye sordu. Beyazından bir tane?

    Bir bakayım diye cevapladı adam yürürken. Ama ben gelinceye kadar burada bekleyeceksin. Seninle sonra sizin eve gideriz, ha? Bir tavşan kümesinin nasıl yapılacağını babana anlatmam lazım tabii. Çünkü bunu bilmezseniz olmaz.

    Peki, diye seslendi Jürgen. Ben burada beklerim. Zaten hava kararana kadar gözleyeceğim fareleri. Muhakkak beklerim. Ve sonra bağırdı; tahta da var evde kümes için. Sandık tahtası diye bağırdı.

    Ama artık işitmedi adam. Çarpık bacakları ile güneşe doğru seğirtiyordu. Akşam kızıllığına bürünmüştü güneş. Jürgen adamın bacakları arasından güneşin parıltısını görebiliyordu. İşte öylesine çarpıktı adamın bacakları. Elindeki sepet telaşla bir oyana bir bu yana sallanıyordu. Tavşan yemi vardı içinde. Yeşil tavşan yemi, ama toz topraktan rengi griye çalıyordu biraz.

    Çeviren: Kamuran Şipal - Wolfgang Borche
#19.12.2004 16:22 0 0 0
#19.12.2004 16:00 0 0 0
  • Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...

    ellerine sağlık,fazla söze ne hacet
#19.12.2004 15:48 0 0 0
  • Konu: Acı
    helal olsun!! ellerine,emeğine,yüreğine sağlık

    ama bunlar bana çok acı veriyoo
    ''Duramam demiştim sana aynı şehirde,
    Oysa duymamışsın bile sevişirken ellerle,
    Şimdi uzaklardayım senden,
    sensizliğin şehrinde.
    Bilesin acılar hala mesai'de,
    ve ben senden çok uzakta sürgündeyim sensizliğe.''

    hele de buu
#19.12.2004 15:40 0 0 0
  • --bir ..nenin kafasını en çok ne karıştırır ???
    cewap : ZEYTİN
    NOT:ne o kafanız mı karıştı ??? :))

    --adam açmış karısı kapatmış

    --4.murat neden üzgünmüş?
    ilk üçe giremediği için

    ---cem yılmaza sormuşlar uzayda hayat varmı diye
    yo abi onlar 9 da yatıyorlar demiş

    --SEVMEK ÇAY GİBİDİR SEVİLMEK ŞEKER BİZİM GİBİ GARIPLER ÇAYI ŞEKERSIZ İÇER

    --ARTIK KUMAR OYNAMAYACAGIMA BAHSE GIRERIM

    --can bedenden çıkmayınca ne olur?
    cevap:diğer derse geç kalır:))

    --Fenerin hali IÇler acisi
    BalIÇ, RapaIÇ, LazatIÇ, MirkovIÇ...

    --Sana şimdi bir tokat atardım ama dua etki hayvanları koruma derneğine üyeyim

    .............arkası yarın
#19.12.2004 01:11 0 0 0
  • walla ben sana o kadar çok şey sayabilirim ki.
    yani şöyle düşünebiliriz.biz dünyaya geldiğimizden bugüne kadar varlığını hissettiğimiz herşeyi,en ufak ayrıntıyı dahi içimize sindirmişiz.
    şimdi onlardan birinin eksikliği bizim için anlamsızlık olurdu.
    dolayısıyla;
    sevdiğim tüm insanlar,su,tuz,hava,sigara vs... yoklukları hayatıma anlamsızlık getirir
    bilmem anlatabildim mi
#18.12.2004 20:57 0 0 0
  • Konu: SON MEKTUP
    GEÇ ŞAİR ARAMIZA HOŞGELDİN.SANA ÇOK ÖZENDİM,BÖYLE BİR YETENEĞİM OLMADIĞI İÇİN
    AYRICA KASIM79 ARKADAŞIM BU ŞİİRİ BİZE AKTARDIĞIN İÇİN DE ÇOK TEŞEKKÜRLER.
    ELLERİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK
#18.12.2004 17:30 0 0 0
#16.12.2004 22:48 0 0 0
#16.12.2004 19:43 0 0 0
  • DÜŞÜNMEYEN TUTUCUDUR
    DÜŞÜNEMEYEN APTAL
    DÜŞÜNMEDİĞİNE ALDIRMAYAN İSE KÖLE ...
    WILLIAM DRUMMOND
#16.12.2004 18:18 1 0 0
  • Konu: imkansız
    vay beee,helal!
    çok güzel,ellerine sağlık arkadaşım
#16.12.2004 16:43 0 0 0
#16.12.2004 16:36 0 0 0
#16.12.2004 16:27 0 0 0
  • Konu: Temel
    yaw bu temel niye böyle?..halbuki karadenizliler çok zeki insanlardır
#14.12.2004 21:30 0 0 0

  • Her işin tehlikeli bir yanı var, ama hiçbir şey yapmamanın
    tehlikesi o kadar büyük ki...

    Shirley Williams
#14.12.2004 21:06 1 0 0
  • çok güzeldi abicim.ellerine sağlık.
    dost kazanmak hiç kolay diil.böylesini bulunca da ölümüne...
#07.12.2004 23:17 0 0 0
  • YAAAA NASI YANİİİ

    SAOL ARKADAŞIM DA KÖTÜ OLDUM ŞİMDİ
#07.12.2004 00:26 0 0 0
  • BEN DE DİYORUM ATEŞLE BARUT...NASI YANİİ DEDİM KENDİ KENDİME.MEĞERSEM...
    ALLAHTAN POLİS VAR
#07.12.2004 00:24 0 0 0