Bomboştu uzun zamandır kalbim
Düşlerim ,evim, buz gibi ellerim
Seni buldu karanlıkta
Yalnızdım, sen de yalnızdın aslında...
Diye başlar özlem tekin’in bi şarkısı.İşte ben de seni böyle buldum.Bazen diyorum ki sen vaktinden çok sonra gelen meleğimsin benim.uyku perimsin.
Dedim ki kendi kendime ‘evet ben seni seviyorum ama sen dahil kimse bilmiyor.’şimdi buradaki herkes bilecek.umarım sen de görürsün.
Bak şimdi tıkandım kaldım.Nerden başlasam ki...
Sen o kadar çabuk girdin ki hayatıma anlamadım.Tanışalı 1 ay oldu.Ne çabuk geçiyor zaman.İlk gördüğümde seni... Allahım,öyle güzel gözlerin vardı ki...
Evet az bi zaman ama içimde sana dair öyle çok şey yaşadım ki.O ayrıntıları benim gibi görebilsen keşke.
Senden önce öyle çok şey yaşamıştım ki.Tamam diyordum,24 yıllık yaşamıma herşeyi sığdırdım,yaşanabilecek herşeyi yaşadım.Sonunda da çok savaşmış ve çok yorulmuştum.Artık hiçbir amacım,beklentim yoktu.Hele hayatıma hiç kimse giremeyecekti bundan sonra.Çoktaan kalbimi kilitlemiş,anahtarı da camdan dışarı atmıştım.Nelere göğüs germişken artık hiç gücüm kalmamıştı.Şöyle bi dönüp baktığımda ne kadar hızlı yaşamışım diye düşünüyordum.
Öyle değilmiş be aşkım.Daha yaşanacak çok şey varmış.Hala yıldızların parlaklığı,güneşin doğuşunun muhteşemliği,ayın ihtişamı,gecenin hüznü içindeki huzuru çok güzelmiş.Daha hiçbir şey bitmemiş.
Hani ben sana ‘hayatımın aşkı’ diyordum da sen de bana ‘nerden aşkın oluyorum senin,bu kadar çabuk mu’ diyordun.Keşke bitanem kendine benim gözlerimle bakabilseydin,keşke o güzel gözlerinin içindekileri benim gibi hissedebilseydin...
Ve aslında nedensiz de sevebiliyormuş insan.
Ve bundan sonra her ne olursa olsun;hayatıma girdiğin için,beni yeniden yaşama döndürdüğün için,aynaya baktığımda gözlerimin tekrar ışıldadığını görebildiğim için,bir şey beklemeden de mutlu olabildiğim için,huzurlu uyuyabildiğim için,gülümseyerek uyandığım için... sana çok teşekkür ediyorum.
Ve artık benimle yaşayacak bir parçan var.Seni tanımak bir mucizeydi.Yukardaki seni bana armağan olarak gönderdi.
Ve ben seni gerçekten çok seviyorum...KARDELEN
Koskoca bir bahçede
Demetler içinde bir papatya..
Aşık olmuş, yanmış tutuşmuş
Ak sakallı bahçıvana..
Bir ümit bekliyormuş.
Yüzlerce çiçeğin arasından
Onunla, sadece onunla
Saatlerce ilgilenmesini..
Buz gibi suyunu
Sadece ona döksün istiyormuş..
Sadece ona değsin makası,
Sadece ona gülsün dudakları..
Kıskanıyormuş bahçıvanı,
Kırmızı güllerden,
Sari lalelerden,
Mor menekşelerden..
Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş,
Bembeyaz yapraklarını..
Bir gün,
Aşkı öyle büyümüş ki..
Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş..
Eğilivermiş boynu..
Toprağa bakıyormuş artık..
Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş
Ayaklarını görüyormuş..
Buna da şükür diyormuş..
Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek..
Zaman akıp gidiyormuş..
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş..
Ne var sanki boynumu kaldırsa
Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş..
Yanıp tutuşuyormuş..
Ve iste bir gün..
Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış..
İncecik bedenini ellerinin arasına almış..
Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş
Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya..
Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı..
Hala göremiyormuş onu,
Ama bedeni kurtulmuş..
Uzun bir müddet sonra,
Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye..
Gelen giden yokmuş..
Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama iste bir sabah...
Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış..
Derin bir oh çekmiş..
Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş..
Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş..
Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..
Başka birisiymiş..
Adamın elinde bir de makas varmış..
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş..
Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..
Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarisiymiş..
Ama gövden seni taşımıyor demiş..
Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..
Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış...
Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini..
O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..
Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş..
Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..
O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş..
Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
Ama onu aslında hep sevmiş..
Papatya anlamış artık..
Sevgi, emek istermiş...
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..
Teşekkür etmiş ona içinden..
Son yaprağı da kuruduğunda,
Biliyormuş artık..
Gerçek sevginin, söylemeden, yasamadan, ve asla kavuşmadan
varolabileceğini...
ASLINDA ŞİİRİ BU KISMI ÖZETLİYOR.BÜTÜN BUNLARI İNSANA HİSSETTİREN YARİNİN CANININ İÇİNDE BİR CAN OLMASI DEĞİL MİDİR?
CİDDEN ÇOK DUYGULANDIM.ELLERİNE SAĞLIK...
Dinlenen bir nefes gibi yayılır kumsalıma,
köpüklü dalgaların...
Bunlar; düşlerimin üzerinde oynaşan
Gülüşlerindir ya, hani adına “dalga” denen...
Biliyor musun?
Bütün bu denizler, düşlerimin rengidir
Ve işte sen o yüzden
Kendini seyreder gibi olursun baktığında denizlere.
O yüzden gözlerini lacivert sanırsın...
Saçlarını mavi...
Hatta canını, camgöbeği...
Canının göbeği bunun için köpürür düşlerimin ortasında!
Biliyor musun?
Düşler üşüşür başıma gülüşlerinden.
Masmavi düşler...
Ve buseleri çağıran dişler gibi sıralı düşler...
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...
"Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi. "Kahveme koymak için."
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var." dedi.. Delikanlı anlattı: "Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki..."
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: "Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..."
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey?" diye soracak oldu..
Yıllar once gemisi batan ve tek başına bir adada yaşayan bir adamın hikayesi... Önceleri çok zormuş tek başına yaşamak.Daha doğrusu yaşadığı yer oyle bir yermiş ki adam ada olduğunu bile bilmiyormuş.Sahil içerisine 200 mt kadar uzanan bir kumsal ve sonrasında yükselen cok büyük bir dağ.Adam aylar geçtikçe kendine orada bir yaşam kurmuş. Bir kulube yapmış.Sonra da küçük bir bahçe! Orada çeşitli meyveler sebzeler yetiştirmeye başlamış.Zamanla cok sevmiş orayı.Yalnızlığı bile aklına
gelmiyormuş.
Geceleri ise dağın karşısına oturur oranın arkasında neler oldugunu hayal edermiş.Gel zaman git zaman bu adamda büyük bir merak haline gelmiş.O kadar çok merak ediyormuş ki oranın arkasını bir gün kalkmış toplamış cantasını almış sırtına vurmuş kendini dağlara! Günler haftalar birbirini kovalamış.Çok zorlanmış ama inatçıymış.İlla ki goreceğim o dağın arkasını diyormuş.Ve sonunda zirveye ulaşmış.
Büyük bir keyifle oturmuş.Artık zirve ile arasında 1-2 mt var.Ve ayağa kalkıp bir iki adım yürüse dağın arkasını görebilecek! Sonra birden durmuş.Kendi kendine demiş ki "iyi de ben hep bu dağın arkasını görmeyi hayal ettim.Orada güzellikler var.Şehirler belki bir kasaba belki insanlar belki mükemmel yemyeşil bir vadi! Ben hep bunları hayal ettim ama ya hiçbir şey yoksa! Ya daha yüksek bir dağ varsa.Ya da deniz varsa ve burası gerçekten bir adaysa! O zaman ben ne yapacam. Hayallerimi çalmış olmayacak mıyım. Kendi hayatımda kolay kolay yaşamak varken risk almak niye!! Ama ya dağın arkasında hayallerim beni bekliyorsa! Hayallerim oradaysa! Ve adam düşünmüş düşünmüş düşünmüş sonraaa
...................
hikaye bitmiş))))
Yazar hikayeyi burada bitirmiş. Çünkü buradan sonrasını siz yazın demiş.Sonuçta herkesin aşacağı bir dağ var.Ya da aşmak istediği ya da aşmaktan korktuğu! Herkesin hayatında böyle dönüm noktaları var! Ya başını kaldıracaksın ilerisini göreceksin ya da kafanı eğip kendi yaşantına geri döneceksin.Kendi yaşadığın mutluluklara kurduğun hayallere...
Siz olsaydınız bu hikayeyi nasıl bitirirdiniz...?
Tüm sikintilariniz göz açip kapatincaya kadar sona ersin. En göz alici siz olun. Her konuda, ama her konuda yeni olasiliklari gözardi etmeyin.
Göz asinaliginiz olmayan kisilere bile selam verin; inanin hiçbirsey kaybetmezsiniz. Arada sirada da olsa, eski fotograflara göz atip gülümseyin. Siz siz olun, sözünü tutmayanlarin gözünüzü boyamalarina izin vermeyin.
Bio enerjinizi hep yüksek tutun ki, göze gelme olasiliginiz azalsin!
Gözden çikardiginiz hiçbirsey için "keske" demeyin. Unutmayin,gözden düsmemek yalnizca sizin elinizde. Naz yapin biraz, kendinizi özletin, gözü yollarda kalsin! Ne çok hata yaptiginizi görünce sasiracaksiniz ama, yine de arada sirada hayatinizi gözden geçirmekten vazgeçmeyin!
Çok caniniz sikildiginda, gözden kayboluverin. Her zaman kendi kendinizin gözdesi olun! Yerinize göz dikenler olacaktir, önlemlerinizi alin ve onlara yol açin; çok egleneceksiniz! Gerektiginde, askin herseyi göze almak
oldugunu animsayin! Göze göz, dise dis felsefesinin zarari yine size! Yersiz kuruntular nedeniyle mutlulugun, göz göre göre elinizden kaçip gitmesine izin vermeyin.
O'nunla göz göze geldiginizde, yüreginizin sesini dinleyin.
Yasamak, kimi zaman göz gözü görmeyen bir firtinada ilerlemek gibi olsa da, direnin! Gerektigi zaman gerektigi yerde... göz kamastirin!
Hayata çapkinca göz kirpin, size mutlaka gülümseyecektir!
Bazi kritik anlarda... kendinize göz kulak olun. Öfkeden gözünüz dönse de derin bir nefes alin; durumu yeniden degerlendirin. Aman, bazi kisilerin özellikle gözüne girmeyin! Keyifli bir gün geçirmek istediginizde,çok sevdiginiz bir sairin kitabina göz gezdirin. Hayat
kokteylinize;göz karari ile de olsa; nese, saglik, basari, mutluluk, sefkat, iyimserlik, alçakgönüllülük, yardimseverlik, duygusallik koymayi lütfen ihmal etmeyin.
Dostluklarinizi gözünüz gibi sakinin. Hangi konuda olursa olsun, birseyler yapmak zorundaysaniz gözünüzde büyütmeyin, karar verin ve baslayin! Dünyanin bu gidisati gözünüzü korkutmasin! Gözünüz tutmasa da, önyargili olmayin. Vicdanen sizi rahatsiz eden hiçbirseye göz yummayin. Çok istiyorsaniz, gözünüzü karartin ve ilk adimi siz atin! Bu yaziyi yaninizdan eksik etmeyin, arada bir de olsa gözucuyla bakar,belki isinize yarayacak
öneriler bulursunuz.
G Ö Z L E R İ N İ Z İ N İ Ç İ G Ü L S Ü N ! . . .
BÜYÜK OLMAK İÇİN HİÇ KİMSEYE İLTİFAT ETMEYECEKSİN.HİÇ KİMSEYİ ALDATMAYACAKSIN.ÜLKE İÇİN GERÇEK AMAÇ NE İSE ONU GÖRECEK,O HEDEFE YÜRÜYECEKSİN.HERKES SENİN ALEYHİNDE BULUNACAKTIR;HERKES SENİ YOLUNDAN ÇEVİRMEYE ÇALIŞACAKTIR.FAKAT SEN BUNA KARŞI DİRENECEKSİN.ÖNÜNE SONSUZ ENGELLER DE YIĞACAKLARDIR.KENDİNİ BÜYÜK DEĞİL,KÜÇÜK,ZAYIF,ARAÇSIZ,HİÇ SAYARAK,KİMSEDEN YARDIM GELMEYECEĞİNE İNANARAK BU ENGELLERİ AŞACAKSIN.
BUNDAN SONRA DA SANA BÜYÜK DERLERSE...BUNU SÖYLEYENLERE GÜLECEKSİN!..