"Değerli site yönetimi ve değerli gönül dostlarım, en içten duygularımla sizin, ailenizin ve tüm İslam aleminin, mübarek kurban bayramını kutlarım, iki günü eşit olmayan, bir sonraki günü daha müdrik, daha duyarlı, daha müreffeh, daha samimi ve daha kardeşçe greçmesini, ezilenlerin ve ezenlerin olmadığı, mezlumların özgürlüğüne kavuştuğu, mağdurların haklarının iade edildiği, yapılan hatalardan dolayı özürlerin dilendiği bir dünya isteğimle bayramınızı kutlarım.Selam ve Saygılarımla "
snnkarakas'a tamamen katılıyorum
mainboard ailesinin ve bütün islam aleminin bayramları bayram olsun inşallah...
Haliyle panik halindesiniz...
"Nasıl anlarız?
Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?" filan.
Şöyle...
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, "Aman annane be, boş versene" deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz...
Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için...
İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
Tahin-pekmezi "köylü işi", vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları "modernite" sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak?
İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de, Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye...
İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız...
Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun...
Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun...
Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun...
Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin'den bal getiriyorlar mesela...
Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
Ben iddia ediyorum...
Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik.
Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz...
Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.
Kadın ve erkek arkadaş olabilir fakat arkadaş kalamaz.
Bu arkadaşlık bir tarafın evlenmesiyle biter çoğu zaman. Bir kadın olarak eşimin başka kadınlarla arkadaşlık etmesini istemem, o da erkek arkadaşlarımın olabileceğini istemez. bizim toplumumuzda kadın ve erkeğin arkadaş kalması çok zordur. Ancak ikisi de başkalarıyla evlenmezse o zaman ömür boyu anlattığınız arkadaşlık devam edebilr.
"Hangi Suçundan Dolayı Öldürüldüğü Sorulduğu Zaman"
Diyarbakırlı küçük Ceylan'ın haberlerini okuduğum zaman Tekvir-9. ayet geldi aklıma ve korktum. Her daim eskimez ve pörsümez yeni olan kitabımız Kuran-ı Kerim her çocuk ölümünde yeniden sesleniyor çağımıza.
Allah c.c. Ceylan'a; "hangi suçundan dolayı öldürdüler seni" dediğinde bu işin sorumluları ne cevap verecek dersiniz? Kimdir bu işin sorumluları, bu ayetin muhatapları?
Masumca hayvanlarını otlatan bir kız çocuğunu düşmandan ayıramayan güya eğitim görmüş askerdir bu ayetin muhatabı
Başta Genel Kurmay olmak üzere zan altında kalan bütün Silahlı Kuvvetlerdir bu ayetin muhatabı
"Dicle kenarındaki bir kurt kapsa koyunu Allah sorar Ömer'den onu" diyordu Hz. Ömer b. Abdülaziz, Siz ey en baştaki yöneticilerimiz Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız! Dicle kenarında bir koyun değil, bir Ceylan parçalandı siz kendinizi sorumlu hissetmiyor musunuz? Yoksa bu olayın sorumlularını sorguya çekecek güçte değil misiniz?
Olay yerine gitmeye bile tenezzül etmeyen yıllarca eğitim almış, o göreve gelmiş, o görevden aldığı maaşla geçinen savcıdır bu ayetin muhatabı
Gözleriyle görüp şahit olan o bölgenin imamı, muhtarı, doktoru, polisi, valisidir bu ayetin muhatabı
Güçlüye boyun eğen, haksızlık karşısında susan, sessiz kalan bölge halkıdır bu ayetin muhatabı
İşine geldiği zaman şiddeti, vahşeti günlerce halkın gözüne sokan, işine gelmeyen haberi sümen altı eden medyadır bu ayetin muhatabı
Yerli yersiz demeden vara yoğa konuşan, bağıracağım diye hançerelerini yırtan, yıllardır ana muhalefette debelenen, değerli ses tellerini bu konu için kullanmayan Sayın Baykal ve Sayın Bahçelidir bu ayetin muhatabı
Duyunca duymamazlıktan gelen, görünce görmemezlikten gelen, Müslümanlığa yakışmayacak tepkisizliği alışkanlık edinen, vicdanını susturmuş olan bizler de bu ayetin muhataplarıyız.
Yıllardır PKK'nın öldürdüğü çocuklara da aynı soru sorulacak.
Dünyanın her yerinde çeşitli sebeplerle ölen çocuklara da "hangi suçlarından dolayı öldürüldüğü" sorulacak. Bu çağda yaşıyorsak eğer kesinlikle bu çocuklardan bizler yani bütün dünya yetişkinleri sorumludurlar.
Asr-ı Saadette; "diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman" ayeti nazil olduğunda bir yiğit sahabe kılıcını çekip "ben ve kılıcım artık bu sözün arkasındayım" demişti.
Tüm dini inanışlar ve inanmayışlar Allah'ın takdiri olamaz. Bu sözü yanlış buluyorum.
Allah kullarının inanmamalarını dilemez. Öyle olsaydı kulların inanmaları için sayısız peygamber ve kitap göndermezdi.
Şu var ki bizim halkımız kendisi müslüman olduğu halde dininin gereklerini yapmaz, müslüman değilmiş gibi yaşar, müslüman olmadığını söyleyenlere ise hemen dinini savunmaya geçer. İşte tezat buradadır.
benzer bir videoda galatasarayın kaybetmesine ağlayan bir çocuk vardı.
Çocuklarını yanlış yönlendirip, sonra da bu sağlıksız davranışları kayda alıp herkesle paylaşan, eğlence aracı yapan anne babaları anlayamıyorum...
Bu nesillerin büyüdükleri zaman ciddi bir karşılaşmada kaybederlerse sonucun neler olabileceğini tahmin edemiyorum.
Kim etmez diyeceksiniz Tanrı misafirini. Hem de öyle aniden gelen geleceği zamanı size danışmayan misafiri O misafirin öyle çok bekleyeni vardır ki beklediğini söyleyenler de aslında tam da hazır olmadığını düşünürler. O aniden gelir, gelince çok kalmaz, giderken beraberinde sizi de götürür.
Bildiniz değil mi? Adına fıkralar uydurulan, korkunçluğuna dair iftiralar atılan, Rabbi ile insan arasındaki köprü Hz. Azrail Aleyhisselam. O misafir dün gece komşumuzdaydı.
Daha dün kardeşi Cebrail a.s. Hz. Muhammed a.s. ile konuşmuyor muydu? Birkaç gün önce değil miydi HZ. İbrahim'e (a.s.) Misafir olmaları? Hz. Lut'u (a.s.) kavmine karşı koruyup o beldeyi yerle bir etmemişler miydi? Bedir'de kılıktan kılığa girerek müminlerin yanında savaşanların içinde değil miydi? Ne büyük mucize değil mi? Dün gece, maceradan maceraya koşan o şerefli misafir ile aramızda sadece bir duvar vardı. Ne kadar heyecan verici!
Bugün tarih bilincimi yitirdim, Peygamberimiz ile aramızda yıllar yoktu, asırlar gün olmuştu. Bilim kurgu filmlerindeki gibi tarihe gidip geldim. Çok sevdiğim, yıllarca peşinden koştuğum birini saniye farkıyla kaçırmış gibiyim. Bir daha ne zaman karşılaşırız bilinmez.
Bazı misafir olduğu evlerde gidişinin ardından bir figan bırakır. Bu sefer bir sukut bıraktı. Hiç kimse ağlamadı; çünkü O elçinin geldiği yolun ve gittiği yolun ihtişamından habersizdiler. Ağlamadılar çünkü yanındaki yol arkadaşı bir an önce gitmesi istenen yaşlı bir kadındı.
Tanrı misafiri kapınızı tıklatsaydı ne yapardınız?
"Müsait değiliz, sonra buyurun." mu derdiniz? Yoksa "Tanrı misafirine canım feda." mı derdiniz? "Hz. Azrail a.s. kapı tıklatmaz ki nereden bileceğiz?" diyeceksiniz. Her sabah ölüm ilanları ile kulağınızı tınlatan belediye memurlarının sesini siz ne sanıyorsunuz? Ya da başınıza gelen her beklenmedik olay, aksırmanız, burkulmanız, v.s. size ölümü hatırlatan her şey
"İnna lillahi ve inna ileyhi raciun."
(Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz.)