Af, hak ettiği bir şeyi almayıp sahibine bağışlamak demektir. Allahü teâlâ affedicidir, affedenleri sever. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Affet, marufu emret ve cahillerden yüz çevir!) [Araf 199]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Affedin ki, Allahü teâlâ da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin!) [İsfehani]
(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]
(Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere [Kendine bir şey vermeyenlere] ihsan etmek, güzel huylu olmaktır.) [İ.Süyuti]
(Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.) [Ruzeyn]
(Musa aleyhisselam, "Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?" diye sordu. Allahü teâlâ da, "İntikam almaya gücü yeterken affedendir" buyurdu.) [Harâiti]
Af taraftarı olmak daha iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ceza vermekteki hata, affetmekteki hatadan daha kötüdür.) [Hakim]
Haksızı affetmenin mahzuru olur mu?
Haksızı da affedenler, dünya ve ahirette saadete kavuşurlar.
Kendisini içkiden kurtaramayan bir müslüman, hizmetçisine dört dirhem verir. İçki almasını söyler. Hizmetçi giderken Mansur bin Ammar isimli bir zatın, bir fakire yardım topladığını görür. Mansur, (Bu fakire 4 dirhem verene 4 dua ederim) der. Hizmetçi, fakire 4 dirhemi verir. Mansur der ki:
- Hangi duayı etmemi istersin?
- Hizmetçilikten kurtulmak istiyorum.
- İkinci isteğini söyle!
- Fakire verdiğim dört dirhem benim değildi. Benden bunu isterler. Dört dirhem isterim.
- Üçüncü isteğin nedir?
- Efendimin tevbe edip içkiyi bırakmasını istiyorum.
- Dördüncü arzun nedir?
- Allahü teâlânın beni, efendimi, seni, kavmimizi affetmesini istiyorum.
Mansur bin Ammar, hepsi için gerekli duayı yapar. Hizmetçi evine gidince, efendisi, geç kalmasının sebebini sorar. Hizmetçi durumu anlatır. Efendisi sorar:
- Sen neler istedin?
- Hizmetçilikten, kölelikten kurtulmayı istedim.
- Peki seni azat ettim. Başka ne istedin?
- Dört dirhem istedim.
- Al şu dört dirhemi. Başka ne istedin?
- Tevbe edip içkiyi bırakmanı istedim.
- Tevbe ettim. Başka ne istedin?
- Allahü teâlânın hepimizi affetmesini istedim.
Efendisi duraklar, (İşte bu benim elimde değildir) der. O gece rüyasında, (Sen elinde olanı yaptın da, biz elimizde olanı yapmaz mıyız? Seni de, hizmetçini de, Mansuru da ve orada bulunan hepinizi affettik) denir.
Her müslüman da elinde olanı esirgememeli, daima affedici olmalıdır!
Sual: Cuma gününün önemi nedir?
CEVAP
Cuma, müminlerin bayramıdır. Cuma günü yapılan ibadetlere iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da iki kat yazılır. Bilhassa Cuma gününü, günahlardan kaçarak ibadetle geçirmeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cuma günü günah işlemeden selametle geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İmam-ı Gazali]
(Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de Cuma günü ve gecesinde işlenilenden kötüsü yoktur.) [Ramüz]
(Cumadan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdaldır.) [Deylemi]
(Cuma, fakirlerin haccıdır ve müminlerin bayramıdır ve gök ehlinin bayramıdır ve Cennette de bayram günüdür. Günlerin en iyisi, en şereflisi Cumadır.) [Ey Oğul İlmihali]
(Cuma günü iyiliklerin hazinesidir ve güzel şeylerin menbaıdır.) [Ey Oğul İlmihali]
(Cuma günü geldiği için sevinen bir mümine, kıyamete kadar her gün, o kadar sevap verilir ki, adedini Allahü teâlâ bilir.) [Ey Oğul İlmihali]
(Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir.) [Taberani]
(Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.) [Tergib]
(Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Âyet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür.) [Şir'a]
(Cuma günü sabah namazından önce, üç kere Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh okuyanın, kendinin ve anasının ve babasının bütün günahları af olur.) [Tergib-üs-salat] (Kul haklarını ve kazaya kalan farzları ödemek ve haramlardan vazgeçmek şarttır.)
(Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cumayı farz kıldı. Adil veya zalim bir imam, başkan zamanında küçümseyerek veya inkâr ederek Cumayı terk edenin iki yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı, zekatı, haccı, orucu ve hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [İbni Mace]
(Cuma namazı kılmak; köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Ebu Davud, Hakim]
(Bir Müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları af olur ve her adımı için sevap verilir.) [Riyadun-nasıhin]
(Özürsüz üç Cumayı kılmayanın kalbi mühürlenir, yani iyilik yapamaz olur.) [Hakim]
(Cuma namazı kılmayanın kalbi mühürlenir, gafil olur.) [Müslim]
(Cuma namazı yolunda ayakları tozlanana Cehennem ateşi haramdır.) [Tirmizi]
(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İbni Sünni]
[İhlas, Kul hüvallahü ehaddır. Muavvizeteyn, kul euzülerdir.]
Allahü teâlâ, Cuma gününü Müslümanlara mahsus kılmıştır. Cuma suresi sonundaki âyet-i kerimede mealen; (Ey iman etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü, öğle ezanı okunduğu zaman, hutbe dinlemek ve Cuma namazı kılmak için camiye koşunuz. Alış verişi bırakınız! Cuma namazı ve hutbe, size, başka işlerinizden daha faydalıdır. Cuma namazını kıldıktan sonra, camiden çıkar, dünya işlerinizi yapmak için dağılabilirsiniz. Allahü teâlâdan rızk bekleyerek çalışırsınız. Allahü teâlâyı çok hatırlayınız ki, kurtulabilesiniz!) buyuruldu. Namazdan sonra, isteyen işine gider çalışır. İsteyen camide kalıp, namaz, Kur'an-ı kerim, dua ile meşgul olur. (Riyadun-nasıhin)
Cuma günleri duanın kabul olacağı bir an vardır. Bu an, hutbe ile Cuma namazı içindedir diyenler çoktur. Hutbe dinlerken, dua kalbden olur. Ses çıkarmak caiz değildir. Bu an her şehir için başkadır. Cuma günü, gecesinden daha kıymetlidir. Gecesinde veya gündüzünde (Kehf suresini) okumak çok sevaptır. (Tefsir-i Mazheri)
Bir hadis-i şerifte, (Cuma günlerinde bir an vardır ki, müminin o anda ettiği dua red olmaz) buyuruldu. Bazıları, bu an, ikindi ile akşam ezanları arasındadır, dedi. (Riyadun-nasıhin)
Cuma günü, ruhlar toplanır ve birbirleri ile tanışırlar. Kabirler ziyaret edilir. Bugün kabir azapları durdurulur. Bazı âlimlere göre, müminin azabı artık başlamaz. Kâfirin Cuma ve Ramazanda yapılmamak üzere, kıyamete kadar sürer. Bugün ve gecesinde ölen müminler kabir azabı hiç görmez. Cehennem, Cuma günü çok sıcak olmaz. Âdem aleyhisselam Cuma günü yaratıldı. Cuma günü, Cennetten çıkarıldı. Cennettekiler, Allahü teâlâyı Cuma günleri göreceklerdir. (Seadet-i Ebediyye)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cumartesi günleri Yahudilere, pazar günleri nasaraya verildiği gibi, Cuma günü, Müslümanlara verildi. Bugün, Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır.) [Riyadun-nasıhin]
(Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi! Bana cumartesi gününü verdin, Muhammed aleyhisselamın ümmetine hangi günü vereceksin? Onlara Cuma gününü vereceğim, buyuruldu. İlahi! Cuma gününün kıymeti ve sevabı ne kadardır diye sordu. Ey Musa! Cuma günü yapılan bir ibadete, cumartesi günü yapılan yüz bin ibadet sevabı vardır, buyuruldu. Bunun üzerine Musa aleyhisselam, ya Rabbi! Beni Muhammed aleyhisselamın ümmetinden eyle diye dua eyledi.) [Ey Oğul İlmihali]
Kur'an-ı kerimde Cuma gününü bildiren âyet-i kerimeyi getirince, Cebrail aleyhisselam dedi ki, ya Muhammed "aleyhissalatü vesselam"! Musa aleyhisselamın ümmeti eğer Cuma gününün kıymetini bilselerdi buzağıya tapmaktan, Yahudi olmaktan kurtulurlardı. İsa aleyhisselamın ümmeti de bilselerdi Hıristiyan olmaktan korunurlardı.
(Ey Oğul İlmihali)
İSLAM'ın en ihmal ettiğimiz yönü "ahlak" yönüdür. İlk karşılaştığımız kişiye, dinini sorgulayacaksak; namaz kılıyor musun, hacca gittin mi, zekátın tamam mı diye sorarız. Bununla onun dini hayatını veya hassasiyetlerini test etmek isteriz. Bu sorular tabii ki boş ve gereksiz sorular değildir. Ama bunlar kadar kıymetli olan bir noktayı gözden kaçırırız.
Son elçinin kişiliğini tanımlamada Kuran'ın vurguladığı "ahlak" çoğumuzun dikkatini çekmez. Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamber'i tanıtırken, "Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerinesin" der. Hz. Peygamber de kendi misyonunu tanımlarken, "Güzel ahlakı tanımlamak için gönderildim" der.
O halde içinde mükemmel bir ahlakı barındırmayan namaz, oruç, zekát veya diğer bir ibadetle kişi belki, görüntüsüyle farzı -görevi- yerine getirmiş olur ama amacına ulaşamaz.
* * *
Hz. Ömer, huzurunda biri hakkında iyi şahadette bulunulunca şahitlikte bulunanı susturur ve sorar: "Onunla ticaretin oldu mu, onunla yolculuk ettin mi?" Adam "Hayır" der. Bunun üzerine Hz. Ömer, "Sus ve şahadette bulunma. Çünkü sen onu yeterince tanımıyorsun" karşılığını verir.
Hz. Ömer'in, adamın ibadetini değil de ahlakını sorgulaması çok önemli. Çünkü kişinin ibadeti kendisini bağlar veya kendisine fayda sağlar. Ama "ahlak, huy, karakter" ise topluma yansır. Bunun eksikliği toplumun dengesini yaralar.
En muhteşem ahlaka sahip olan Peygamberimizin öğütlediği "ahlaki" ölçüleri saymaya devam edelim öyleyse:
1- Mümin, kötülük edene iyilik eder. İntikam mümine yakışmaz:
Sahabeden biri sordu: "Ey Allah'ın Resulü, falanca kişi bana iyi davranmaz, misafirliğe gittiğimde ağırlamaz. Ben de ona aynısını yapayım mı?" Hz. Peygamber cevap verir: "Hayır, sen ona iyi davran. Misafir et ve onu ağırla. Kötülüğe kötülükle karşılık erdem değildir. Çünkü kötülük, azgın nefsin ve şeytanın kişiye hazırladığı bir tuzaktır. Bu tuzağa düşenin yaptığını yapmak aynı tuzağa düşmek demektir."
Hz. Peygamber şöyle buyururdu: "Bize kötülük yapana kötülük yaparız diyenler gibi olmayın. Kötülük yapana, haksızlık yapmamaya gayret ediniz." Çevremize baktığımızda İslam'ın öngördüğü bu ahlaktan uzak olduğumuzu gözlemliyorum.
2- Mümin acele etmez. Ölçülü hareket eder:
Bir büyük zatın ifadeleri ne kadar da manidardır. Güzel hal ve ölçüyle hareket etmek, Peygamber'in ahlakının yirmi dört parçasından bir parçadır. İslam'ın öngördüğü budur. Kuran-ı Kerim'in emrettiği de budur.
Hz. Peygamber, sevdiği dostu Eşecc'e (RA) dedikleri çok düşündürücüdür: "Eşecc, sende Allah'ın sevdiği iki özellik vardır; yumuşak huyluluk ve düşünerek hareket etmek." (İbn Mace, Zühd, 72)
3- Mümin güler yüzlü olur:
İslam güler yüzlülüğü sadaka sayan bir Peygamber'in tebliğiyle yeryüzüne yayıldı. Hz. Peygamber, fakir olduğu için sadaka veremeyen bir sahabiye, güler yüzlü olmasını emreder ve ekler: "Herhangi bir kardeşini güler yüzlü karşılaman sadakadır."
Genellikle "ciddi duruş" sergilemek adına somurtkan durmak hoşumuza gider. Gülümsemeyi zayıflık sayarız. Televizyon dünyasında gençlerimizin idolü haline gelen tiplere baktığımızda kaşlar çatılmış, eller tetikte, birbirlerine karakter atan, öldürdüğü adam sayısı kalabalık olan, argo konuşmayı marifet sayan, sürekli karşısındaki rakibini yok etme egzersizleri geliştiren ruh hastası tiplerin ön planda olduğunu görürüz.
Böylesi karakterlerin ön planda olduğu ve beğenildiği bir dünyaya "tebessüm sadakadır" kültürünü doyasıya ne kadar anlatabiliriz bilemiyorum. İşin üzücü ve ürkütücü tarafı, bu tipin yaygın olmasıdır. Kısa tıraşlı, göğüs düğmeleri açılmış, takım elbiseli kahramanlar çoğaldıkça olgun bir nesil elde edebilme becerimiz azalacaktır.
* * *
Daha dün gazetelere yansımış olan bir haber, ürküntümüzün boş olmadığını gösteriyor. Bir eve giren beş adam; evin erkeğini bağlıyor ve karısını ormana kaçırıp kirletiyor. Ve bu, koca bir kentin göbeğinde oluyor. Bu belki de medyaya yansıyan rezaletlerden sadece biri.
İslam'ın kalıbından özüne dönmek zorundayız. İslami hüviyetimize İslam ahlakını yansıtmadıkça imanımızın ve ibadetimizin fayda sağlamayacağını bolca anlatmalıyız. Belki de yazarak anlatmalıyız. Siyasetçimiz, gazetecimiz, bürokratımız, ilahiyatçımız, sanatçımız ama hepimiz. Çünkü hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz.