kuber

kuber

Üye
07.01.2007
Uzman Çavuş
6.817
Hakkında

  • Çok güzel camiler paylaşım için ALLAH razı olsun
#20.02.2009 09:24 0 0 0
  • noimage

    Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız.
    Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz.
    Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız.
    Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz.
    Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor:
    'Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı'
    (Duha-3)
    Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin.
    Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam!
    Bu ne büyük ferahlık değil mi?


    Başınızda ağır bir dert var.
    Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor.
    Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi.
    İşte o an ayeti kerime yetişiyor imdada:
    'Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! '
    (İnşirah-5/6)
    Garantiyi veren!
    Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği
    'mutlaka' ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor.
    Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu,
    çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor.
    Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri(k.s) şöyle demiş:
    'Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş'



    Maddi sıkıntınız hat safhada.
    Yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz. İflas ettiniz
    Sıfırı tükettiniz yani.
    Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken ayet size yeni bir ümit veriyor:
    'Eğer yoksulluktan korkarsanız, dilerse lütfuyla sizi zengin kılar.
    Şüphesiz hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
    (Tevbe-2



    Bir yakınınız ölümcül hastalıkla yatağa düştü. Doktorlar fazlaca ümit vermiyorlar.
    Çoğu kere Onu nasıl teselli edeceğinizi dahi bilemiyorsunuz.
    Gerçek ortada iken moral vermeye çalışmak
    sanki sahte davranmak gibi geliyor size.
    Ciddi bir delil olmalı ki hastanıza siz de inanarak
    moral verebilesiniz.
    Eyyub Nebi var Kur'anı kerimde
    Hastalıkların, dertlerin en ağırına müptela olmuş ama sıhhate kavuşmuş. Onun hali size dayanak oluyor:
    Kulumuz Eyyub u da an, o zaman Rabbine şöyle nida etmişti:
    'Bak bana, meşekkat ve acı ile şeytan dokundu! Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir ibret olsun.
    (Sa'd-41/43)


    Ama yine de bazı şeyleri yediremiyorsunuz kendinize.
    Bir tutamak arıyorsunuz. Ayeti kerime el veriyor size:
    'Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız;
    oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz bir şeyi
    seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. bilir, siz bilmezsiniz.
    (Bakara-216)



    Rabbimiz, Rasülümüz Muhammed(SallALLAHu Aleyhi vessellem) , Kitabımız Kur'an, Yolumuz Sırat-ı Müstakim!
    Bizden bahtiyarı yok dünyada!
    Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın zafer ve başarı bizim. Bunu da kafadan söylemiyoruz,
    Kur'an kerim söylüyor;
    'Vel Akıbetü lil Müttakin(Kasas-83)
    kıbet(hayırlı son, güzel sonuç) Müttakiler (takvayı kuşananlar, korunanlar, inanca sarılanlar) içindir.
    alıntı.
#19.02.2009 23:47 0 0 0
  • Gözlerinden akan yaslara hâkim olamiyordu. Akibetini bildigi bir hayat için neden çalismamisti? Ömrünün er geç son bulacagini bile bile gelecegini neden karartmisti? Cennetin yolunu kendi kendine kapatmis, cehennemin yolunu da alabildigine açmisti yasantisi ile. Hiç bu ana gelecegini düsünememisti.

    Genç adam gözlerini güçlükle araladi. Zifiri karanlikta hiçbir sey göremiyor; sadece bunaltici küçük bir yerde oldugunu hissediyordu. Ayaklarini, ellerini kimildatmak istediyse de basaramadi. Basini saga sola çevirmek istedi; bir türlü vücuduna hükmedemedigini anladi. Neler olup bittigini, en son neler yaptigini hatirlamaya basladiginda ise, çaresiz bir sekilde gerçegi kabullendi.

    "Burasi mezar olmaliydi. O da ölmüstü." Buna inanamiyordu; ama ne olursa olsun, ne yaparsa yapsin, bunu geri çevirme gibi bir imkâninin olmadiginin da farkindaydi. Bu olmamaliydi. Agzinda arkadaslariyla beraber kendinden geçene kadar içtigi içki kokusu, elinde ise, yine arkadaslariyla oynadigi kumar kâgitlarinin kiri vardi.

    En azindan bunlar olmadan ölseydi. Ellerinden o pis kiri, nefesinden keskin alkol kokusunu yok edebilseydi. Üzerindeki agirlik gittikçe daha da artiyor, hem vücudu hem de yüregi müthis bir sizi hissediyordu. Evet, en azindan simdi olmamaliydi. Karisi ve çocuklari, eve dönmedigini görünce ne yapacaklardi? "Üzülürler mi acaba?" diye geçirdi içinden. Çocuklarini hirpalayan, annelerini döven, aldigi alkolün etkisiyle önüne çikana satasan, çocuklarin rizkini ve nafakasini kumar ve içki ile tüketen bir baba eve gelmediginde üzüntü duyarlar miydi acaba?. Ya annesi? En son ne zaman görmüstü annesini? Bir hafta önce idi; kumar parasi bulamamis, borç para almak için gitmisti annesine. Para vermeyen annesini hirpalayip bileziklerini alarak uzaklasmisti oradan. Annesinin onun ardindan;

    "Oglum, pisman olacagin seyleri yapma! Sana beddua etmek istemiyorum. Kendine gel yavrum, yalvaririm kendine gel." diye haykirislari arasinda hizla uzaklasmisti oradan.

    Ya arkadaslari, komsulari, akrabalari? Her biri ile problem yasamisti. Onun yasantisini hos görmedikleri için ne onun evine geliyor, ne de onu evlerine davet ediyorlardi. Tüm iliskilerini koparmislardi onunla. Ardindan iyilikle konusacak, bir Fatiha okuyacak, ölümüne gerçekten üzülecek hiç kimsesi yoktu.

    "Keske tekrar dünyaya dönebilsem, yaptigim tüm hatalarimi telafi edip, içkiyi kumari birakip insanlarla iç içe dostane bir hayat sürebilsem. Allah'im, tekrar dünyaya dönebilsem."

    Bunun bir yolu var miydi acaba? Geriye dönüp yapilan tüm hatalari telafi etmek mümkün mü idi? Cehennem kenarina kadar gelip sonra cenneti hak etmek için dünyaya geri dönmek mümkün mü? Elbette mümkün olmadigi bir gerçek. Bu gerçek, genç adami daha da telaslandirdi.

    "Annem kendine gel, dediginde keske onu dinleseydim. Allah'im, yalvaririm bana bir firsat daha ver, ne olur!"

    Tüm bunlari söylerken gözlerinden akan yaslara hâkim olamiyordu. Akibetini bildigi bir hayat için neden çalismamisti? Ömrünün er geç son bulacagini bile bile gelecegini neden karartmisti? Cennetin yolunu kendi kendine kapatmis, cehennemin yolunu da alabildigine açmisti yasantisi ile. Hiç bu ana gelecegini düsünmemisti. Daha gençti. Ölüm yaslilar içindi aslinda, onun daha çok zamani vardi. Belki yasasaydi dogru yolu bulurdu? Neden genç yasta ölmüstü ki?

    "Kimi kandiriyorum ben. Yüz yasima da gelsem, ayni hayati sürdürürdüm mutlaka."

    Bunlari düsünürken, vücudundaki agirlik gittikçe onu rahatsiz etmeye baslamisti. Bir kurtulabilseydi bundan. Derin bir sessizlik hâkimdi. Insanin içini ürperten, yüregini sizlatan korkunç bir sessizlik. Ve aniden çildirtan sessizlik bozuldu.

    "Allahu Ekber Allahu Ekber"

    Ezan sesiydi bu! Evet, ezan sesi! Daha önce hiç dikkatini çekmemisti bu ses. Ve çok güzel, insani rahatlatan bu çagri, onu hiç etkilememisti böylesine. Ezanin bitiminden sonra içeriye hafif bir isik yansidi. Gün agarmaya baslayinca, olup biteni anlamisti. Evindeydi. Sarhos bir vaziyette gelmis. Evin içerisinde bilinçsizce gezinirken masaya tutunmustu. Ayakta bile zor duran bedeni yigildi yere. Masayi da düserken üzerine devirmisti. Yasiyordu. Masayi itti üzerinden. Uyusmus ayaklarini, ellerini hareket ettirdi usulca. Hiç bu kadar sevinmemisti. Hayati boyunca hiç bu kadar mutlu olmamisti. Oturdugu yerden düsüncelere daldi. Simdi ne yapacakti peki? Eski yasantisina geri mi dönecekti? Yoksa ölümü bu kadar yakin hissettikten sonra cennetin yolunu açacak ameller mi yapacakti? Kararli bir sekilde dogrulup abdest aldi. Ve bu yasina kadar yönelmedigi Rabbine yöneldi gönül rahatligiyla. O henüz namaza durmustu ki, karisi kapiyi açti. Gördügü manzaraya inanamadi. Çocuklarinin babasi, hayat arkadasi, o namaz kilarken dalga geçtigi esi Rabbinin huzurundaydi. Elleri semada gözleri yasli binlerce kere sükretti Rabbine.

    Dudaklarindan su ilâhî kelam döküldü:

    "Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."
#19.02.2009 23:36 0 0 0
  • Çiçek resimleri - çiçek fotoğrafları - çiçek wallpaper

    noimage

    noimage

    noimage
#19.02.2009 19:12 0 0 0
  • Çiçek resimleri - çiçek fotoğrafları - çiçek wallpaper - gül resimleri

    noimage

    noimage
#19.02.2009 18:54 0 0 0
#19.02.2009 18:45 0 0 0
#19.02.2009 13:14 0 0 0
#19.02.2009 13:06 0 0 0
#19.02.2009 13:05 0 0 0
#19.02.2009 13:02 0 0 0
  • Mahşerde Hazreti Peygamber'in şefaati

    MAHŞER álemi, herkesin mezarlarından çıkıp hesaba çekileceği álemin adıdır. Buna ahiret álemi diyoruz. Orada hesap vardır. Herkes dünyada yaptığının bedelini ödeyecek. Hiçbir şey gizli kalmayacak. Mahşer yerinin büyüklüğünü, ihtişamını, dehşetini, zorluğunu ve oradaki insanların çaresizliğini anlatmak çok zordur.

    Mahşer günü, dünyamızın günleriyle kıyaslanamaz. Saatlerle ifade edilemez. Nitelik ve niceliğini ancak yüce Allah bilir. Söylenecek her söz, yapılacak her tanımlama yetersiz kalacaktır. Dehşeti tarif etmekten uzak olacaktır.

    Orada sorgu var. Sorgu esnasında diller kilitlenecek, organlar konuşacak. Zalim zulmünden pişman olacak. Ama bu faydasız bir pişmanlık olacak.

    Orayı hasret kapsayacak. Dostlar birbirinden kaçacaklar. Allah için kurulan dostluklar hariç, dostlukların, arkadaşlıkların hiçbir faydası olmayacak o gün.

    * * *

    Orada terazi kurulacak. Sevap ve günahların tartılacağı terazi. Bu dünyanın terazilerine benzemeyen bir terazi. "Teraziden maksat adalet midir?" Belki tartışılır ama orada bir terazinin olacağı kesindir. Orada sırat köprüsü kurulacak. Altından cehennem kaynayan sırat.

    Amel defterleri dağıtılacak o gün. Defterler, iyilik ve günahların sicilini anlatır. Hafıza kaybına uğrayanlar o gün hatırladıklarında mutlu olmayacaklar. Dönmek isteseler dönemeyecekler. Bağırsalar duyulmayacak. Çaresizlik ve pişmanlık kasıp kavuracak.

    İşte o dehşetli günün ümit parıltısı, Hz. Peygamber'in şefaati olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, mahşer áleminin ateşini dindiren bir rahmet olacaktır o gün.

    Bütün müminlerin yöneldiği bir pusula olacaktır. Yüce Rabb'imizin müsaade ettiği noktaya kadar şefaat yetkisini kullanacak ve insanların kademe kademe kurtuluşunda aracı olacaktır. Aslında kendisi, "Umulur ki Rabb'in seni makam-ı mahmuda (övülmüş makama) yükseltir" (İsra, 73) ayetinin kendisine verilecek şefaate işaret olduğunu şefaatle bildirmişti.

    Her peygambere dünya hayatında reddedilmez bir dua imkánı verilmiştir. Ve her peygamber bunu dünyada kullanmıştır. O ise bunu ahirete saklamıştır. İnananlara şefaat olarak.

    İşte size peygamberimizin şefaatini anlatan o salih hadislerden birisi: "Kıyamet günü olunca insanlar birbirlerine karışırlar. Hz. Adem'e (AS) gelirler. Ona, 'Bize Rabb'inin katında şefaatçi ol' derler. Adem, 'Ben bu konumda biri değilim, siz İbrahim'e gidin. O Rahman'ın yakın dostudur' der.

    İbrahim'e (AS) gelirler. O da, 'Ben bu konumda biri değilim, siz Musa'ya gidin, o Allah'la konuşandır' der.

    Musa'ya (AS) gelirler. O da, 'Ben bu konumda biri değilim, siz İsa'ya gidin. O Allah'ın ruhu ve kelimesidir' der.

    İsa'ya (AS) gelirler. O da, 'Ben bu konumda biri değilim, siz Muhammed'e (SAV) gidin' der.

    Bana gelirler. Ben, 'Ben bu konumdayım' derim. Ve Rabb'imin huzuruna çıkmak üzere izin isterim. İzin verilir. Bu esnada bana şu anda bilmediğim bazı hamd sözleri ilham olunur. Bunlarla Rabb'ime hamd ederim. O'na secdeye varırım.

    'Kalk ey Muhammed! Konuş, dinleneceksin; istediğin verilecektir; şefaatçi ol, şefaatin kabul edilecektir' denilir. Ben de, 'Ey Rabb'im! Ümmetim, ümmetimi istiyorum!' derim.

    Allahu Azze ve Celle, 'Haydi git, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca iman olan herkesi ateşten çıkar' buyurur. Ben de bunun üzerine giderim ve bildirileni yaparım. Sonra tekrar döner, aynı övgü sözleriyle O'na hamd ederim. Sonra secdeye kapanırım.

    * * *

    'Kalk ey Muhammed! Konuş, dinleneceksin; iste, istediğin verilecektir; şefaatçi ol, şefaatin kabul edilecektir' denilir. Ben de, 'Ey Rabb'im! Ümmetim, ümmetim!' derim.

    Allahu Teala, 'Haydi git, kalbinde zerre miktarınca ya da hardal tanesi büyüklüğünce iman bulunan herkesi ateşten çıkar' buyurur. Ben de bunun üzerine giderim ve bildirileni yaparım. Sonra tekrar döner, aynı övgü sözleriyle O'na hamd ederim, sonra secdeye kapanırım.

    Allahu Azze ve Celle, 'Kalk ey Muhammed! Konuş, dinleneceksin; iste, verilecektir; şefaatçi ol, şefaatin kabul edilecektir' buyurur. Ben, 'Ey Rabb'im! Ümmetim! Ümmetimi istiyorum' derim.

    Allah (CC), 'Haydi git, kalbinde hardal tanesinden çok az miktarda iman olan herkesi çıkar, onları ateşten çıkar' buyurur. Ben de gider bunu yaparım."

    Yüce Rabb'imizden bu şefaati hak etmeyi temenni edelim.
    (Nihat Hatipoğlu)
#17.02.2009 19:10 0 0 0
#14.02.2009 09:08 0 0 0
#14.02.2009 09:02 0 0 0
  • Konu: Dağ Evi
    teşekkürler canım çok güzel
#12.02.2009 13:01 0 0 0
#12.02.2009 13:00 0 0 0
#12.02.2009 12:59 0 0 0
#12.02.2009 12:58 0 0 0
  • muhteşem şuan oralarda olmayı çok isterim
#12.02.2009 12:58 0 0 0
#12.02.2009 12:56 0 0 0